ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün575
mod_vvisit_counterDün1743
mod_vvisit_counterBu Hafta9864
mod_vvisit_counterGeçen hafta19338
mod_vvisit_counterBu Ay66418
mod_vvisit_counterGeçen Ay57114
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar19007155

IP'niz: 44.201.94.72
Bugün: 30 Haz 2022

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 13038270

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

mesajmetod150x
istsoz 150x
AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X

ADIL DUZEN 150x

erbakan devrimi 15b 160
bizim ataturk 17b 160
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam
Reklam

SAHTE KABADAYILIĞIN SIRITAN KOMEDYASI !..

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 3
ZayıfMükemmel 

 

Alaattin çakıcı ve Mafya Çarkı ?..

Başbakan'ın İsrail'e sert çıkışı ?!..

Ve cevabı verilmeyen sorular !...

Bildiğiniz gibi; En son yurt dışına terör uzmanı emekli MİT görevlisi Faik Meral'in yeşil pasaportuyla çıkartılan ve artık son kullanma tarihi geçtiği için Avusturya'da yakalatılan ve savunmasını yapmak üzere , "Laz Mafyası"yla irtibatlı iki iş adamı tarafından, "Hitlerci"likle suçlanan Avusturya'nın sağcı Lideri Heider'in avukatı tutulan.. Ülkücü Mafya bebesi (Abeler Türkiye'deki Masonlar, Babalar ise İsrail ve ABD'deki Yahudi kodamanlardır) Alaattin Çakıcı;

 

 1999'da ise, Fransa'ya, Devletin verdiği diplomatik kırmızı pasaportla kaçmıştı (!?)

Ayrıca, Beşiktaş Kulübü üyesi sıfatıyla İtalya'dan kendisine özel vizeler aldırılan...

Ve şimdi sayısız cinayet, suikast ve saldırı suçundan arandığı için (!) yakalatılan Çakıcı olayı ülkemizdeki:

"Diplomatik dokunulmazlığı olan elçilikler-CIA-MOSAD, MİT gibi İstihbarat Örgütleri-Kürtçülük ve Türkçülük Hareketleri-Mason Locaları ve Spor Klüpleri-NATO ve BM.Görevlileri-Diyet borcu olan Hükümetler ve Siyasetçiler-Satın alınan bazı güvenlik rütbelileri" ilişki ve işbirliği içindeki MAFYA ÇARKINI yeniden gündeme taşıdı..

Tam bu sıralarda, İsrail'in haksız saldırıları, nasıl olduysa; birden bire "Başbakan Recep T.Erdoğan'ın sabrını taşırdı !" ve sert çıkışlara başladı...

Daha önce Kuzey Irak'la ilgili tükürdükleri bütün Kırmızı Çizgileri bir bir yalayıp yutan kahramanların hatırına , yine birdenbire , Kerkük ve Türkmenler takıldı!?

Oysa Türkiye'nin kanunları bile otellerde yapılmaktaydı..

 

Neva Palas'taki düşündüren toplantı:

İşte size belgeleriyle, kahraman Türkiye manzarasının perde arkası:

Yer Ankara'daki Neva Palas Hotel..

Tarih 22-24 Şubat 2004...

AB Uyum Reformları Sürecinde Örgütlenme Özgürlüğü ve Dernekler Yasası'yla ilgili bir toplantı... Kapalı kapılar ardındaki toplantıda konu enine boyuna tartışılıyor... Ve bir taslak çalışma ortaya çıkıyor...

İlk bakışta ‘Ne var bunda?" dedirtecek masum bir çalışma gibi görünüyor Neva Palas toplantısı... Ancak "Türkiye Cumhuriyeti'nin bir yasal düzenlemesi" burada yapılınca toplantının organizatörü bu masumiyeti ortadan kaldırıyor...

Sıkı durun! Çünkü toplantıyı ne İçişleri Bakanlığı ne Adalet Bakanlığı ne de Türkiye'nin bir sivil toplum örgütü organize etmiyor... Neva Palas toplantısı, dünyanın birçok ülkesindeki faaliyetleriyle, İngiltere Büyükelçiliklerine yardım ve destek sağlayan BRITISH COUNCIL himayesinde yapılıyor... Türkiye'de  sözde özgürlüklerin savunucusu sivil toplum örgütleriyle, birçok dernek ve vakıf da temsilci gönderiyor. Türk Demokrasi Vakfı, Güç ve İnsani Yardım Vakfı, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği, Elder Kadın Merkezi, Helsinki Yurttaşlar Derneği, İnsan Hakları Derneği, Mazlumder ilk bakışta dikkat çekiyor.. Ve tabi BRITISH COUNCIL'ün temsilcileri, başta oturuyor...

Daha da acısı, Başbakanlık, İçişleri Bakanlığı ve Adalet Bakanlığı'ndan da katılım oluyor BRITISH COUNCIL'ün toplantısına.. Başbakanlık İnsan Hakları Başkanlığı temsilcileri, Başbakanlık Uzmanları, Adalet Bakanlığı'ndan hakimler, İçişleri Bakanlığı'ndan bürokratlar, vali yardımcıları, İl Dernek Müdürleri, Danıştay tetkik hakimleri BRITISH COUNCIL'ün katılımcı listesinde isim, telefon ve ünvanlarıyla yerlerini alıyor...

Biz bugüne kadar kanunlarımızın; önce ilgili Bakanlıklarda, sonra Bakanlar Kurulu'nda ve en sonunda da komisyon ve genel kurul çalışmalarıyla TBMM'de hazırlandığını biliyor idik. Ancak BRITISH COUNCIL'ün Neva Palas toplantısı kafaları biraz daha karıştırdı... İnsanın ‘Benim ülkemin reformlarından, yasal düzenlemelerinden British Council'e ne!" diyesi geliyor. Geçmişte IMF'nin hazırladığı taslak çalışmalarının DERVİŞ KANUNLARI adıyla yasalaştığını, ve yine, Soros'un Kamu Yönetimi Reform Tasarısı üzerindeki ağırlığını anımsayınca, bilinmeyen daha nice Neva Palas'ların varlığını düşünmek insanı daha da ürkütüyor...

Anlayacağınız, dış güçlerin Siyonist temsilcileri taslakları hazırlıyor ve altın tepside iktidarlara sunuyor.. Otel lobileri yasama çalışmalarının önemli bir mekanı haline geliyor...[1] Sonra!? Meclis daktilo ediyor, Hükümet mühürlüyor!...  Ve Türkiye böyle yönetiliyor!?

Malum ve mel'un 28 Şubat ortamında bir RP Grup toplantısında "8 yıllık kesintisiz eğitim" konusu tartışılmaktadır.

Erbakan Hoca :

" Biliyorsunuz, Çiller ve bildiğiniz çevreler, kesintisiz eğitim hususunda ısrar ediyor.Bu meseleyi Meclise götürüp , Milletin vekilleriyle ve bütün yönleriyle tartışmamız gerekiyor...Yararlarını ve zararlarını ortaya koymamız , tedbirli ve temkinli davranmamız ve en doğrusunu yapmak üzere ortak bir kanaate varmamız , hepimiz için hayırlı görülüyor..." anlamında bir konuşma yapmıştır.

Bu Grup toplantısına katılan ve o günlerde İstanbul Belediye Başkanı olan Recep T.Erdoğan , kurulmuş zenberek gibi , hemen oturduğu yerden ayağa kalkarak :

" 30 yıllık siyasi hayatımızda böyle bir tasarıyı Meclise sevk edecek olursak , bu hareketimizin bitişi olur.Hocam , bu Sizin için de bitiş demek...!" şeklinde , orta mektep talebesinin bile kuramayacağı bir cümle ile ve bugün hiçbir milletvekili ve belediye başkanının kendisi karşısında konuşamayacağı üstün (!) bir cesaretle baş kaldırıyor !...

Erbakan Hoca'nın :

" Sana konuşma ( yani milletvekillerimizi bana karşı kışkırtma) hakkı verilmedi... Bu tasarının mecliste görüşülmesinden korkmamalıyız..." ikazına rağmen Recep T.Erdoğan bu sefer kürsüye fırlıyor ve şovuna devam ediyor :

" Bu yaptığınıza , futbol diliyle ‘zorla penaltı yaptırmak ve kendi kalesine gol attırmak' denir. 8 yıllık kesintisiz eğitim , yavrusunu kediye boğdurma formülüdür !" diyerek sitemler savuruyor !..

Ve Erbakan Hoca , hem Onun niyetini hem de tiyniyetini açıklayan cevabını yapıştırıyor :

" Kabadayılık etmenin anlamı yok .. Bu işler çoluk çocuk oyuncağı değildir !.." (Geniş bilgi : Kod adı İHL. Bir İmam Hatip Hikayesi. Fehmi Çalmuk ve yine Vatan Gazetesi 8-7-2004)

Evet , O günlerde Tayyip , haddini aşıp Hoca'ya kabadayılık yapmaktadır... Akıl satmaya kalkmaktadır.Güya İmam Hatiplere sahip çıkmaktadır..!

Oysa bugün daha iyi anlaşıldı ki , Erbakan Hoca haklıdır.O sıralar Recep Bey sadece kabadayılık taslamakla ve malum çevrelerin  aklını çelmesiyle , "adaylık" provası yapmaktadır.

Eğer o günlerde , bu görüşlerinde samimi idiyse , bugün anayasayı bile rahatlıkla değiştirecek bir çoğunluk iktidarının başı olarak , niçin İmam-Hatip ve başörtüsü konularında sus-pus olmaktadır ?

İşte o dönemde , Erbakan Hoca'ya karşı , örnek bir edeple (!), din-dava kahramanı kesilip karşı çıkması  , nasıl , masonik merkezlerin gözüne girmeye yönelik bir kabadayılık göstergesi idiyse , şimdi İsrail'e  karşı bazı sözleri de , tabanına ve teşkilatına hava basmaya yönelik öyle bir kahramanlıktır !...

Ama bu tutarsız tavırların ve sadece günü kurtarmaya yönelik tantanaların arkasındaki sahtelik ve samimiyetsizlik , artık ahmakların bile farkedeceği şekilde ve çirkince sırıtmaya ve içimizi bulandırmaya başlamıştır.

Çünkü , İsrailli yazar Rubin'in dediği gibi : "Bir yandan yurttaşlarını yatıştırmaya yönelik böyle tavırları takınırken , diğer taraftan ; daha önce hiçbir sağcı ve solcu iktidarın göze alamadığı :

1-Manavgat sularını, hem de halkından habersiz İsrail'e satmıştır.

2- Ve çok kârlı bir enerji tesisi kurma hakkını , ihalesiz olarak İsrail'e tanımıştır" ( By Barry Rubin.Jerusalem.July.7 (upı) )

Yoksa , Amerika'daki sözde , Yahudi Türk Dostların Derneği olan ACJTR'nin "Ya Türk medyasındaki İsrail ve Siyonizm aleyhtarı yazarları sustur , ya da desteğimizi durdurur , ipini çekeriz !?..

Türk-Yahudi dostluğunu ve İsrail hukukunu her partinin ve bireyin üstünde görmeliyiz !?.." ( Bak :ACJTR- 30.Haz.2004) anlamına gelen , küstahça teklif ve tehditlerini sineye çekmek mi , kabadayılıktır ?

Bazı safdil seçmenler ve hıyanet karakterlerinin uyuşması nedeniyle olacak , Erbakan'a bağlılık iddiasındaki bazı cin fikirliler ; Recep T.Erdoğan'ın artık kabak tadı veren bu kabadayılıklarına "büyük hikmet ve kerametler" uyduradursunlar ,

   AKP'liler , başörtülü öğrencilere , bazı bahanelerle 6 aydan 2 yıla kadar hapis cezası verme yolunu açan Yeni Türk Ceza Kanunu değişikliğini bile , Meclisten geçirmiş bulunmaktadır.

Ve artık ; kendi ifadesiyle , Tayyib'e hatırlatmanın tam zamanıdır :

Vaktinde , Erbakan Hoca'ya dediğin gibi "Yavrusunu kediye" değil , şimdi Senin elinle "Arslanı arıya boğdurmaya" uğraşılmaktadır !..

Cevabı Verilmeyen Sorular Ve Sahte Kabadayılığın sırıtan Komedyası

İşte ABD'ye rağmen ve İsrail'e karşı "Başbakan sertleşiyor... Türkiye netleşiyor!" gibi sahte senaryolar yoğunlaşınca, Sesar'ın ilgili raporundan da yararlanarak NATO zirvesi öncesinden sistematik olarak başlatılan bir Türk kamuoyunu kandırma çalışmasına dikkat çekmek gereğini duyduk. Bu yanıltmacanın yaftası; "tek başına hareket etmeye hazırlanan onurlu Türkiye" 'dir.

Oysa biliyoruz ki; kurgulanmak istenilen tiyatro, hiç bir ciddi sorgulamaya karşı ayakta durmayacak kadar sahte bir senaryodur:

  • Ne, Kürt peşmergeler, daha henüz bir çapulcu sürüsü iken, bizzat bunlara subaylık eğitimi vererek Kürdistan ordusunun temelini kendi elleri ile atacak kadar, "stratejik körlüğe duçar kurmayların" şimdi İsrail'in "komando eğitiminden" rahatsız olması
  • Ne, Belediye başkanlığı günlerinden bu yana, Musevi lobileri ile çok derin ve kirli ilişkiler kurmuş bir Başbakan'ın "anti-İsrail" tavırlar takınması,
  • Ne de, İsrail'in bugüne kadar Filistinlilere yönelik katliamlarına gözlerini kapatan ve Yahudi sermayesi ile içli dışlı olan Türk medyasının, birden bire İsrail'i "suçlu" sandalyesine oturtması, asla inandırıcı değildir.

Aşağıda ayrıntılarını bulacağınız analiz; Türkiye'yi Irak kaosuna dahil etmek isteyen küresel-siyonist güçlerin, bunu "ABD istediği için" yaptıramayacaklarını bildikleri için; "ABD ve İsrail'e rağmen Irak'a müdahale eden Türkiye" senaryosunu ortaya koydukları tezini işlemektedir.

Bu tez:

a-ABD Büyükelçiliğinden, Türkiye Cumhuriyeti devleti birimlerine kadar; bir çok unsurun çelişkili davranış ve tutumlarına,

b-Pentagon/CIA kontrolündeki uyuşturucu güzergahlarındaki; Türkiye'deki Karadeniz ve Kürt mafya altyapılarını da etkileyen-rota değişiklikleri ile PKK'nın yeniden hareketlenmesinin eşzamanlılığına,

c-Başbakan'ın AKP üzerindeki kontrolü kaybetmeye başlaması ile doğru orantılı başgösteren iç hizipleşmelere; Tayyip Erdoğan'a karşı, kumar baronlarından, Berlusconi'ye kadar ciddi bir destek arayışına çıkan, bazı büyükşehir belediye başkanlarına

d-Ve aylar önce Harp Akademileri'nde gerçekleştirilen "etnik çatışmaya sahne olan bir adaya NATO nasıl müdahale eder?" başlıklı, 2000 NATO personelinin katıldığı harp oyunlarına, dayanılarak hazırlanmıştır.

Daha önce: TSK'nın Kuzey Irak'a ancak NATO'nun türevi bir kuruluş olarak müdahale edebileceğine dikkat çeken; "Kerkük'ün NATO İşgali Senaryosu hazır" başlıklı yorumdaki senaryonun adım adım hayata geçirildiğini gözlemliyoruz. Bu derinleşmenin; toplumu ve tabanı nezdinde "inandırıcılığını yitiren devlet aygıtlarının ve AKP iktidarının, kaybettikleri saygınlıklarını yeniden kazandıracak" şekilde inşa edildiğini görünce, ahmak yerine konulan milletimizi net bir şekilde uyarmak istedik :

Sakın olaki; bugüne kadar ne başına geçirilen Amerikan çuvalını, ne de üstüne giyidirilen Yahudi cüppesini çıkarmak yolunda tek adım atmayanların, birden bire canlarına tak ettiğini ve yanlışlıktan çark ettiğini düşünmeyin!..

Bütün bunlar Türkiye'yi, Irak kaosuna ve Kerkük üzerinden dahil etme senaryosundan başka bir şey değildir

Bize söylenenlere ve gösterilenlere inanmaya kalkarsak şöyle bir tablo görürüz :

1-Türkiye ile İsrail ilişkileri , İsrail'in Kürtlere komando eğitimi verdiği için gerilmeye başladı

2- Türkiye Cumhuriyeti'nin Başbakanı'nın İsrail'in hem Ortadoğu'daki , hem Kuzey Irak'taki politikalarından sabrı taştı ve İsrail'e karşı "cesurca" ve sert tavırlar takındı.

3- Türkiye'nin çıkarlarının her çiğnendiği yerde, kahraman çıkışlarıyla, ün yapan askeri bürokrasinin de, güya canına tak etti ve İsrail'e mesafeli davranmaya başladı

4- ABD'deki düşünce kuruluşlarında; İsrail-Türkiye ilişkilerinin gerildiği, tehlikeli bir noktaya doğru gittiği ve hatta Türkiye'nin tek taraflı müdahale etmek zorunda kalabileceği yorumları çoğaldı.

5- İsrail'in "işgal" ve "katliamlarına" sürekli seyirci kalan Yahudi lobisi ile arasından su sızmayan medyamız, ise birden İsrail'in ne kadar "küstah" bir devlet olduğunun farkına vardı!?

Dikkat ederseniz bütün bunlar "birden bire" oldu!?

Şimdi; Milletimizin dikkatini çekiyoruz ;

Yukarıda madde, madde özetlemeye çalıştığımız bu sahte tablo çok sinsi bir "kamuoyu yönlendirme" operasyonunun dışa vurumudur ve Türk Milleti'nin gözünün içine baka baka, NATO zirvesi öncesinde başlayan ve NATO zirvesi sonrasında uygulanmaya çalışılan bir senaryodur.

"Türkiye Gerekirse Ve Mecbur Edilirse Milli Çıkarlarını Tek Başına Da Olsa Korur" Havasının Sahteliği!?

Yukarıda özetlediğimiz ve kamuoyunun önüne serilen bu tablonun: "Türkiye-İsrail ve ABD üçgeninde bir gerginliğin dışa vurumunun ve Türkiye'nin her an milli çıkarları için tek başına hareket etmeye hazır bulunduğunun " göstergesi olduğuna inanmak için, beş şey gerekir :

1- Çok saf dil olmak ve gelişmelerden gafil bulunmak

2-Uluslararası ilişkiler yumağının dehlizlerinden haberdar olmamak

3- Türkiye'de devlet çarkının hangi noktaya geldiğini unutmak

4- Türkiye'de medyanın ve arkasındaki sermaye ağının gizli ve kirli ilişkilerini iyi etüd etmemiş olmak

5- Birden bire "anti-İsrail" ve "bağımsız Türkiye" naraları atanların, asıl amaçalarını bilmeden bu numaraları yutmak

Aksine biliyoruz ki;

A- Bugün İsrail'e karşı kahramanlık satan, ama daha bir kaç ay önce Yahudiler tarafından sadece Yahudilere verilen özel bir nişanla ödüllendirilecek kadar Musevi lobileri ile sıkı ilişkilere sahip olan Tayyip Erdoğan'ın, bu lobilerle ilişkilerinde en ufak bir pürüz olmadığı gibi , sahne arkasında her türlü maddi ve manevi ilişkiler ağı güçlenerek sürmektedir.

B- İsrail'e kafa tutar gibi yapan Erdoğan'ın bu cesaretinin sahteliği; "İran'a gideceğim" deyip sonra vazgeçmesi ile zaten kendisini göstermiştir. Bu tutarsız tavır çok sırıtınca, bu sefer "ABD ve İsrail'e kafa tutmaktan vazgeçin... Ortamı germeyin" demek üzere gitmiştir.

C- Kürt peşmergelerin silahlı çapulcular güruhu olduğu günlerde, bu peşmergelere bizzat subaylık eğitimi verip Kürdistan ordusunun temellerini atan "askeri bürokratların" Ve Barzani-Talabani henüz aşiret reisi iken, duvarlarına Kürdistan'ın haritası asmasına ses çıkarmayıp, bu ikili ile pazarlık eden kadroların; bugün kalkıp İsrail'i "Kürtlere komando eğitimi veriyorsunuz" diye suçlaması kadar komik bir şey olamaz. Bu oyun ancak soru sormayı bilmeyen; daha doğrusu kasıtlı olarak "doğru soru sormadığı" için bugünlere gelen Türk medyasının sahnesinde oynanabilecek bir komediden ibarettir.

D- TSK ile İsrail arasındaki "stratejik işbirliğinin" zorlandığını düşünenlere; bir kaç ay önce Genelkurmay İkinci Başkanı Başbuğ'un beraberindeki 45 kişilik kurmay heyeti ile İsrail'e gittiğini ve bu görüşmede İsrail'le ilişkilerin daha nasıl derinleştirileceğini ele aldıklarını hatırlatmak gerekir. Genelkurmay'ın 45 kişilik bir heyetle başka hangi ülkeye ziyaret yaptığını sorarsanız, "hiç" cevabı verilecektir. Basına sızdırılan "ortak mühimmat deposu" haberi doğrudur ve Türkiye-İsrail askeri ilişkilerinin; Türkiye'nin İsrail'e teknolojik, lojistik ve eğitimsel olarak daha fazla bağlanarak sürdüğünün en açık göstergelerinden biridir.

E- Türkiye'nin güvenlik bürokrasisinin; Türk devletinin çıkarları için, AKP hükümetinin İsrail-ABD eksenine karşı, Suriye-İran'la özel ilişkiler geliştirmeye başladığını düşünecek kadar saf olanların; İran'ın bir tümgeneralinin Ankara'yı ziyaretinin "ABD yanlış anlar" bahanesi ile Genelkurmay tarafından daha bir iki hafta önce iptal edildiğini unutmaları talihsizliktir.

F- Türkiye ile İsrail'in ilişkilerinin bozulduğunu savunan ve "Türkiye'nin, özellikle Kerkük'teki gergin durum nedeni ile gerekirse Irak'a tek taraflı müdahale edebilecek konuma geldiği" yorumunu yapan merkezlere  baktığımızda ise karşımıza ilginç bir tablo çıkıyor. "Türkiye tek taraflı müdahale edebilir" yorumunu yapanların hepsi; Irak işgali öncesinde "Türkiye ABD ile hareket etmelidir aksi takdirde ...." şeklinde yorum ve hatta lobi yapan merkezlerdir. Bu merkezlerin birden "Türkiye'nin tek taraflı müdahalesini" dile getirmeye başlamaları, herhalde hayra alamet değildir. Yeni şeytanlık; Türkiye'yi Irak'a çekme oyunudur. Batağa saplanan Conileri kurtarıp, Türk askeri ile Irak'lı direnişcileri boğuşturma senaryosudur. Kerkük'ün NATO işgalini, Türkiye Jandarması ile gerçekleştirme operasyonudur!..

İstanbul Saldırılarının yapıldığı hafta Harp Akademilerinde 2000 NATO mensubunun katıldığı ve NATO'nun yeni güvenlik konsepti çerçevesinde oynadığı Harp Oyunu sırasındaki senaryonun ne olduğunu hatırlayalım. Senaryo; "NATO güçlerinin etnik çatışma yaşanan bir adaya müdahale ederek, taraflar arasında tampon bölge oluşturmasını ve tarafları uzlaştırmasını" içeriyordu. Kerkük'ün Irak içinde etnik bir adaya dönüştüğü ve çatışmaların müdahaleyi meşrulaştırdığı bir ortamda, NATO'nun bu iş için biçilmiş kaftan olarak sahaya sürülmesi isteniyordu.

NATO bünyesinde TSK kuvvetleri de yer alacağı için, böylece hem Türk milletinin gururu okşanacak ve TSK'nın yıpranan görüntüsü bir ölçüde parlatılacak, hem de; Kerkük'ün, Brüksel gibi uluslararası bir koloni olması yolunda ilk askeri ve hukuki temel atılmış olacaktı. Kerkük; ne Kürtlere, ne Türklere yar edilecek ve Irak'ın petrol rezervlerinin %40'ını bünyesinde barındıran bu bölge, "uluslararası maske" altında, Irak'ın içinde yeni çağın Kıbrıs'ı olarak yerini alacaktı. Bir Kıbrıs sorunu sözde çözülürken, bölgede Türkiye'nin yine taraf olduğu yeni bir "Kıbrıs" kaosu karşımıza çıkarılacaktı: Adı Kerkük!?

 

Ama şimdi tam bu noktada, Türk medyasında pek rastlanmayan cinsten bazı önemli tespitlerde bulunalım:

1-Türkiye'de siyaset kadrolarının, devlet bürokratlarının ve hatta medyanın İsrail'e karşı tutumu, şüphe çekici derecede koordineli bir şekilde sertleşmektedir. Karşınıza; tesadüf teorisi ile açıklanamayacak kadar sistematik bir tablo sürülmektedir. İşte hıyanet kokan bir ilişkinin derinliği, ancak böyle perdelenebilir!?..

2-Her nedense: PKK'nın faaliyetleri; Türkiye'deki uyuşturucu yollarının ciddi anlamda yer değiştirmeye başladığı; Alaattin Çakıcı'nın yurtdışına "çıkarıldığı" ve yakalattığı ve Karadeniz mafyası ile Kürt uyuşturucu baronlarının uyuşturucu güzergahları üzerindeki çatışmasının yoğunlaştığı bir dönemde artmaya başlamıştır. Birileri; Türkiye üzerinden geçen uyuşturucu yollarında değişiklik yapmak istemekte ve bunun için üst düzey konseyler toplanmaktadır. Dikkatinizi bu noktaya yoğunlaştırdığınızda; diğer olayların asıl bu olayı saklayıcı fonlar olduğu görülecektir.

3- ABD'nin "üs talepleri" tam bu noktada yeniden kamuoyunun önüne ısıtılıp servis edilmiştir. ABD'nin üs istediği noktaların; Kuzey'de Karadeniz'den, Güney'de ise Güneydoğu üzerinden geçen iki uyuşturucu yolunu kontrol edecek şekilde yoğunlaşması dikkat çekicidir!? Pentagon'un bir de Kıbrıs'tan üs istediği düşünüldüğünde; Pentagon-CIA ve dünya uyuşturucu güzergahları ilişkisinin, Türk derin devletinin deşifre etmesi gereken en önemli denklemlerden biri olduğu ortaya çıkacaktır. Bu denklemi çözmek için şu sorular yardımcı olabilir :

a- Acaba, uyuşturucu uzmanları tarafından "Pentagon'un kara yolu" olarak adlandırılan Urfi Çetinkaya'ya, siyonist patronlarının, "yolu Türkiye'nin Güneydoğusundan, Kuzey Irak'a kaydır" talimatı ulaştırıldığı, ancak, Çetinkaya'nın bu emre uymakta direnmesi üzerine mallarının yakalatılmaya başlandığı iddiaları ne kadar doğrudur?

b- Türkiye üzerinden geçen uyuşturucunun büyük bir kısmının denizler üzerinden aktarılmasına rağmen; Türkiye'de yıllardır uyuşturucu taşıyan gemilerin yakalanmaması tesadüf müdür?

c- Mazot kaçakçılığı için, AKP'nin mazotta ÖTV indirimi yapması gibi, resmi ve gayrı resmi platform oluşturma çabalarının, "uyuşturucu trafiğindeki rota değişikliği nedeni ile, rant kaybına uğrayan Karadeniz mafyasının zararını telafi etmek" te düşünülmüşmüdür?

4-Başbakan Erdoğan'ın son günlerde kendi milletvekillerine karşı hayli sinirli olduğu sezilmektedir. AKP üzerindeki kontrolü kaybetmeye başladığı her halinden belli olan Başbakan'a yönelik AKP içinde ciddi "karşı dinamiklerin" baş gösterdiği gözlenmektedir. Medya tarafından "AK-Türkler" (ANAP kökenlilere AK-ANAP'lılar dendiğini hatırlayınız)olarak adlandırılarak başından itibaren sulandırılan ve dolayısı ile önemsizleştirilen 10 tane milletvekilinin çıkışı, Başbakan'ın baş etmesi gereken en önemsiz sorun. Esas sorunun nerede yattığını net olarak görebilmek için aşağıdaki soruların da cevaplarını bilmek lazım:

a- Büyükşehir Belediye Başkanları'ndan biri; arka planda Tayyip Erdoğan'a karşı ciddi bir kulis çalışması ve ilişkiler ağı kurmaya başlamış mıdır? Bu çerçevede; Berlusconi'nin de dahil olduğu odaklar zinciri ile; "AKP'nin yeni lideri" için zemin görüşmeleri yapılmakta mıdır?

b- Beraberinde 100 milletvekilini taşıyabileceğini söyleyen bir AKP milletvekili geçenlerde; iş dünyasının ünlü isimlerinden biri ile görüşmüş müdür? Bu görüşmede, söz konusu iş adamı; Başbakan'a küstahça laflar etmiş midir? Söz konusu milletvekili bu görüşmede; AKP liderliğine hazırlanan şahıs için, "meşhur kumar baronunun" destek verip vermeyeceğini yoklamış mıdır?

c- Karadenizli odaklara yakın AKP lideri ile; Güneydoğulu odaklara yakın İçişleri Bakanı Aksu arasında bir kara kedi sürüsü dolaşmakta mıdır?

Çünkü ABD ve İsrail'deki Siyonist uyuşturucu baronlarının:

a-CIA ve MOSSAD kontrolünde

b-ABD, İsrail ve İngiliz eiçıliklerin desteğinde

c-Mason ve dönme yüksek bürokratları resmi kolaylıkları sayesinde

d-NATO'cu bazı güvenlikçilerin

e-Ve diyet borcu olan hükümetlerin bilgisi dahilinde

f-Yıllardır Afganistan'da ve şimdi Kuzey Irak'taki Yahudi çiftliklerinde de üretilen uyuşturucunun...

g-Türkiye üzerinden AB ülkelerine taşınması için;

h-Eskiden takip edilen karayolu güzergahının, şimdi Akdeniz ve Karadeniz'e kaydırılmasına karar verdikleri...

i- Bu kirli işlerde; öteden beri yapıldığı gibi 8. (sekizinci) sınıf silahşör olarak ta, PKK'lı kürt mafyası ile, MHP'li laz mafyasını, hem de, milli rekabet hırsıyla kullanmaya devam ettikleri yolunda kitaplar yazılmış, açıklamalar yapılmıştır.

Şimdi soruyoruz:

Hükümet yetkililerinin, NATO fedailerinin, ve de siyaset ve strateji uyguladıklarını zanneden, zavallı İslamcı entellerin bu konularda söyleyecekleri var mı dır? Yoksa "susma hakkı" mı kullanılmaktadır?

5-PKK'lılara af getiren yeni yasanın özellikle "ABD'li uyuşturucu baronları Siyonistlerin isteği doğrultusunda" çıkarıldığı söylenmektedir.  Bu yasa ABD'nin Türkiye'de yaptırdığı ilk yasa değildir ama; Adalet Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı'nın ABD Büyükelçiliği ile koordineli çalışması ile ilk defa bir devlet, kendisini hedef alan bir örgüte yönelik bu çapta bir af getirmiştir. Amerika'ya tam teslimiyet belirtisinden başka bir şey olmayan bu yasa çalışmasının en hararetli savunucularından biri olan Adalet Bakanı Cemil Çiçek'in nedense "Leyla Zana şova" yönelik en sert tepkiyi veren kişi olması da hayli dikkat çekicidir. Buradaki tezat da bir danışıklı döğüşü akla getirmektedir.

6-"Türkiye devletinin ve AKP hükümetinin, milli ve haysiyetli tavırlar sergilediği" yolunda tuzakların inşa edildiği aynı günlerde, İran Cumhuriyeti'nin de benzer bir görsel terapiye sokulduğu anlaşılmaktadır. Belki de dünya tarihinde ilk defa, İngiltere ve bile bile bu kadar medyatik bir aşağılanma ile karşı karşıya bırakılmıştır. İngiliz askerlerinin elleri bağlı, gözleri kapalı kameralar önünde tek sıra geçirilişi ile; İran devlet aygıtına çok ciddi bir aragazı verilmiş ve İran bölge halkları nezdinde, "kafir ve işgalci İngilizlere karşı" manevi lider konumuna bir intikam sahnesi ile taşınmıştır. Kısacası; Türkiye Cumhuriyeti devletini kendi toplumu nazarında; İran Cumhuriyeti devletine ise; bölge toplumları nezdinde, ciddi bir imaj kampanyası başlatılmıştır.

7-İstanbul'a ikiz bombalı saldırıların yapıldığı günlerde, İstanbul Harp Akademileri'nde 2000 NATO personelinin katıldığı özel bir harp oyunu oynanmıştır. Bu harp oyununun konusu etnik çatışmalara sahne olmaya başlayan bir adaya, uluslararası bir güç olarak NATO'nun nasıl müdahale edeceğinin provasıdır. "Ada" olarak senaryo masasına konulan kara parçası ile, etnik bir kazana çevrilmeye çalışılan Kerkük birebir uymaktadır. Kerkük'ün NATO işgali ve uluslararası bir koloni haline getirilmesinin provası çok önceden yapılmıştır.

Bütün bunlar; Türkiye'de kamuoyuna sunulan komedinin sahteliğine dair çok ciddi ipuçları taşımaktadır. Yoksa ortada ne İsrail-ABD-İngiltere üçlüsü ile Türkiye Cumhuriyeti devlet aygıtı arasında ciddi bir sorun; ne de birden bire milli haysiyetlere önem vermeye başlayan ve bağımsız hareket etmenin yollarını arayan bir bürokrasi bulunmaktadır.

Sorulması gereken tek soru şudur:

"Siz ABD'nin yerinde olsanız ve hem bölgedeki kaosu derinleştirip, hem de perde önünde sizin yerinize ölecek bir güç olsun diye bölgeye Türkiye'yi sokmak isteseniz; toplumsal hassasiyetleri bu kadar artmış ve emperyal güçlere karşı güveni iyice sarsılmış ve devlet aygıtı çatlamış bir Türkiye'yi Irak kaosunun içine tekrar nasıl sokarsınız?"

Yaşanan bütün gelişmeler bu soruya verilecek yanıtın ürünüdür.

Kısaca özetlemek gerekirse:

1- Türkiye'de, ABD toplumu gibi medya sihirbazlarıyla uyutulmuş olanların dışında, milli görüş sayesinde uyanık bir kesimde bulunmaktadır. Bu nedenle kukla hükümetlerin gerçekleştireceği her hareketin arkasında mecburen, yeterli bir kamuoyu desteğinin inşa edilmesi şarttır.

2- Türkiye'yi gaza getirmenin en kolay yolu ise, "milliyetçilik" damarını kaşımak ve kahramanlık duygularını kabartmaktır.

3-Hükümetinden askeriyesine, kendi toplumuna karşı ciddi mahcubiyetler yaşayan bir devlet aygıtının prestijini kurtarması ve toplumu nezdinde; "beni bugüne kadar evlatlarımızın kanı, alnınızın teri ile boşuna desteklemediniz; ben istersem sizin çıkarlarınız uğruna tek başıma da hareket edebilirim" mesajını vermesi artık bir zaruriyet haline almıştır. "Devletin inandırıcılık krizi" nin biran önce aşılması amaçlanmıştır.

4- Devlet birimlerinin toplum nezdinde inandırıcılık sorunu olduğu gibi; AKP kadrolarının da tabanları nezdinde ciddi bir inandırıcılık sorunu bulunmaktadır. İslamcı portresi ile iktidara getirdikleri bir başbakanın türban sorununu çözemediği gibi; kendi sorunlarından çok kiliselerin sorunu ile ilgilendiğini, hem Anadolu'da, hem Ortadoğu'da Yahudiliğin ve Hristiyanlığın "alan genişlemesi" için çok kritik lojistik destek verdiğini görenlerin yaşadığı hayal kırıklığının tedavi edilmesi şart halini almıştır. AKP gibi, inşa edilmesi bu kadar zaman ve emek alan ve siyonistler için çok yararlı olan bir platformun, böylesine çabuk heba edilmesine göz yumulmayacaktır. Başbakanlığı öncesinde de, sonrasında Musevi lobileri ile hayli içli dışlı olan Başbakan'ın birden İsrail'e karşı "aslan" kesilmesi; en çok "AKP'nin inandırıcılık krizinin" giderilmesine yardımcı olmaktadır.

Dolayısıyla;

Son zamanlarda yaşanan olaylar; "Türkiye'yi tekrar Irak kaosuna dahil etmeye ve bunu yaparken de aynı anda hem devletin, hem AKP'nin inandırıcılık krizini çözmeye yarayacak bir kamuoyu şaşırtmacasıdır." Türk milletini tekrar "ABD'nin ve İsrail'in yanında" Irak'a sürmek mümkün olmayacağından; Türkiye güya "ABD ve İsrail'e rağmen" Irak'a sokulacaktır ve bunun sonucunda, aynı zamanda devletin ilgili birimlerinin ve AKP'nin milleti ve tabanı nezdinde zedelenen inandırıcılığı tamir edilmiş olacaktır.

Ancak, her zaman "evdeki hesap, çarşıya uymayacaktır." Artık milletimiz, en azından Milli merkezlerimiz bu Siyonist senaryoların farkındadır. Ve inşallah Kuvay-ı Milliye devrimi yakındır!

 

 

 

 



[1] Milli Gazete / 12 07 2004 / Ankara Kulisi.


Bu yazarin diger makaleleri

  Yönetme sanatı! Örnek ve gerçek yönetici, kendisi perde arkasında kalarak,...
Devami
AKP iktidarının Olağanüstü Hal kapsamında çıkarttığı 696 sayılı Kanun Hükmünde...
Devami
Nefsin mertebeleri vardır Emmâre Nefis Bu nefse sahip olanlar, birazcık...
Devami
Milli Görüşteki karanlık güçlerin temsilcileri olan Oğuzhan Asiltürk ve Şevket...
Devami
Sn. Başbakan Recep T. Erdoğan’ın büyük bir suçluluk psikolojisi ve...
Devami
  Maalesef bütün dünya bir Siyonist tiyatrosuna çevrilmiş durumdadır. Bu zulüm...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 4853

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR