Reklam
Reklam
Reklam

"Tek Kişilik Ordu" ERBAKAN GERÇEĞİ VE SİYONİZMİN CAN ÇEKİŞİ

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 10
ZayıfMükemmel 

 

Tarihi seçimlere iki gün kalmış..

19-Temmuz 2007 akşamı Kanal 5'te Erbakan hoca konuşuyor..

Rabbine tam teslimiyetli, cesaretli ve kendinden emin..

Ezilen her kesime şefkatli ve merhametli; siyonist zalimlere ve işbirlikçilere karşı ise gayet metin..

Emperyalist emeller taşımayan fitne ve fesata karışmayan. Yahudi ve Hıristiyanlar dahil bütün insanlara barış ve bereket müjdeleyen ama hıyanet ve hakaret çetesine ve şeytan şebekesine hitaben, oldukça ciddi ve çetin..

Şunları haykırıyor ve halkları uyarıyor:

 

Biz elhamdülillah Müslümanız. Bizim "amentü"müz, yani iman esaslarımız altı esasa dayanır:

1- Allah'ın varlığına ve birliğine

2- Onun meleklerine,

3- Onun kitaplarına ve Kur'anı Kerime

4- Onun Resullerine ve Hz. Peygamberine

5- Ahiret gününe

6- Kadere, hayır ve şerrin Allah'tan geldiğine

7- Ve öldükten sonra dirilip hesap vereceğimize ve dünyadaki amellerimizin (niyet ve gayretlerimizi) sonsuz karşılığını göreceğimize iman etmektir.

İmanın şartı altı esastır diyoruz, ama 7 şart sayıyoruz. Ahirete imanı iki kez tekrarlıyoruz, çift dikiş atıyoruz. Çünkü samimi bir Ahiret ve ebediyet düşüncesi, yaptığı her şeyin hesabını verme, karşılığını görme endişesi imanın ve İslam'ın özünü hayatın ruhunu oluşturduğunu anlıyoruz.

Siyonist yani kabalist öğretiye dayanan ve taklit edilmiş Tevrat'a inanan ırkçı-emperyalist Yahudilerin inancı ise şu 4 şeye dayanıyor:

1- Siz Allah'ın seçkin ve has kullarısınız. Sadece sizler yani beni İsrail insan olarak yaratıldınız.

Diğer insanlar maymun olarak yaratılıp sonradan size hizmet etmek için insana çevrilmiş yaratıklardır.

2- Yeryüzüne dağılmış bütün Yahudiler Flitsin'e toplanıp Kudüs merkezli bir İsrail devleti kurulacaktır.

3- Ardından Nil ile Fırat arası "Arz-ı Mev-ud" yani Yahudiye vaat edilen topraklar üzerinde Büyük İsrail İmparatorluğu gerçekleşmiş olacaktır.

4- Mescidi Aksa yıkılacak yerine Süleyman'ı Mabedi yapılacak. Ve Hz. İsa yeryüzüne inip tahtına oturacaktır.


Ey Yahudiler!

  • Sizin nüfusunuz her ilçeye kaymakam olmaya yetmez. Siz bu halinizle dünyaya nasıl hakim olacaksınız? Diye sorulduğunda: Biz mi, ellerimize geçirdiğimiz.

1- Para gücü ve hakimiyetiyle

2- Üç asırdır kurup kullandığımız insan organizeleriyle dünya hakimiyetimizi kuracağız!

  • Yani Rotary ve Masonlukla bütün insanları hizmetimize ve güdümümüze aldık.
  • Önce faizi yasaklayan Hıristiyanlara karşı Protestanlığı uydurup dinde reform diye yaygınlaştırdık.
  • Avengelik (Yahudi Hıristiyan)oluşturup hizmetimize hazırladık. Para gücüne gelince:

Örneğin, uçağa binecek ve uluslararası hava sahasından geçecek her uçak biletinin ve yine uluslararası sularda yüzecek her gemi biletinin yüzde 9'unu Yahudi teşkilatına vermek zorundayız. Aldığınız her şeyin üçte birini faiz olarak Yahudilere ödemek zorundayız. "Biz dünyanın hakimiyiz, haracımızı keseriz" mantığıyla davranılmaktadır.

Siyonizmi bir timsah canavarına benzetirsek:

  • Bun üst çenesi ABD
  • Alt çenesi AB
  • Gövdesi İsrail
  • Kuyruğu işbirlikçi hükümetidir.
  • Akıllı adam sebepten sonuca gider, nedenlerden neticeyi bulur. Akılsız adam neticeye bahane ve mazeret uydurur. Mikrobu bilmeyen hastalığa çare bulayım derken, zavallıyı öldürür.

Bizi Refah-Yol iktidarından uzaklaştırmak için Amerika'da Dışişleri Bakanının 7. katında Siyonist danışman ve uzmanları: Bunları biran evvel ve kesinlikle devirmezsek, önümüzdeki seçimde %63 alacaklar. Artık yarın çok geç olacak, sömürü ve zulüm saltanatımız başımıza yıkılacak dediler. Bunların gizli kayıtları ve raporları elimizde. Hocam: o zaman fırsat vermediler, ama şimdi yine aynı oyu tekrar alacağız. Bu sefer olmazsa diğer sefer olacak. D-8'leri kurduktan 15 gün sonra ABD Dışbakanlığının Türkiye'ye yazdığı ve "Türkiye'nin İslam birliği kurması ABD ve İsrail'e karşı atılmış düşmanca bir adımdır" şeklindeki gizli bir kriptosu da elimizde halbuki: Saadet iktidarında ve adil düzenin dünyasında, sadece Müslümanlar değil, başta ezilen ve huzurundan mahrum edilen Hıristiyan olmak üzere bütün insanlık saadet ve selameti bulacaktır. Bilge bir kişi dünya hayatını: kendimi hızla hareket eden bir trende bulup tutmak ve almak istediğim hiçbir şeye sahip olamadan son istasyonda eli boş olarak inmek zorunda olduğum kısa bir yolculuk" şeklinde tanımlıyor. Oysa eli boş değil amel defteri kalıyor. AKP'ninki değişim değil "başkarım"dır. Yani ipek böceği kurdunun kelebeğe dönüşmesi gibi, bir başkalaşım ve fıtrat bozulması olayıdır. (Evet böcek kelebek olunca gösterişi ve yükselişi artar ama, ipek üretemez ve insanlara yararlı işler yürütemez)


Haim Nahum doktrini ve Erbakan'ın reçetesi

"Önce kim bu Haim Naum? Haim Nahum Mısır'ın Yahudi hahamı ve İsmet İnönü'nün Lozan Konferansında danışmanı... O zaman gelinen nokta şu:

Dönemin süper gücü İngiltere Osmanlı Devleti'nin başkenti İstanbul'u; müttefikleri Fransa, İtalya ve Yunanistan da çeşitli Anadolu illerini işgal etmişler...

İşgal tıpkı bugün Irak'ta olduğu gibi işbirlikçilerin desteği ile gerçekleştiği için aslında danışıklı. Çünkü İttihat ve Terakki Partisi'nin bir kanadı müttefiklerle birlikte hareket ediyor. Alman işbirlikçisi olan diğer kanadı ise İşgalci İngiliz kuvvetleri tarafından Almanya'ya sürülmüş. Ancak hepsi de Sabetayist, yani kripto Yahudi...

Bu İttihatçıların kimi Siyonizm ideolojisi mensubu, yani Filistin'de İsrail devletinin kurulması için çalışıyor. Bunlar İngilizci. Ötekiler ise Filistin çölünde devlet kurulabileceğine inanmıyor, gerek de duymuyor. İşte hazır Osmanlı Devleti elimizde, ayağa kaldıralım, İsrail devleti ütopyasına ne gerek var diyor. Bunlara ise Almancı deniyor...

Yeni yönetimi kuran takım İngiliz ve müttefiklerinin işbirlikçisi! Ancak İngiliz ve Fransız başbakanlar yine de Lozan Antlaşmasını imzalamak istemiyorlar. ABD zaten bugün de hala imzalamış değil! Çünkü siyonistler Selçuklu ve Osmanlı'nın devamı bir bağımsız Türkiye'ye karşılar. Kurulacak Büyük İsrail'in güvenliği için tehlike sayıyorlar. Ne var ki şartlar bunun zorla, askeri güçle yapılması için hiç mi hiç elverişli değil...

İşte Mısırlı haham Haim Nahum bu noktada devreye giriyor ve Lozan antlaşmasını imzalamakla yetkili kılınan İsmet Paşa'ya danışmanlık yapıyor. İngiliz ve Fransız başbakanlara Lozan Antlaşmasını Sevr Antlaşması geçerli olmak üzere muvakkaten imzalatarak 4 maddelik bir plan uygulanmasını istiyor. Böylece antlaşma gerçekleşiyor.

Haim Nahum'un 4 maddelik planı ise şöyle: 1- Müslümanları aç, yoksul, güçsüz ve cahil bırakacaksınız. 2- Ülkenin kalkınmasını engelleyip halkını işsiz güçsüz bırakacaksınız. 3- Devleti borç ve faize esir edeceksiniz. 4- İslam'ın kökünü kazıyıp millete dinini unutturacaksınız. Bunları yapmadan Sevr planını uygulayamazsınız, diyor.

Cumhuriyet bu şartlarda kurulup plan uygulanmaya başlandı. Millî Selamet Partisi'nin ilk girdiği 1973 seçimine kadar tam 50 yıl boyunca Müslüman Türk Milleti düdüklü tencerede 500 santigrat basınç altında kaynatılıp pelteleştirildi. Bu milletin 40 yıldır Erbakan'ı anlayamaması ve sağlığına kavuşturacak doktorunu reddetmesi bu yüzden...

Millî Görüş'ün Kıbrıs zaferinden sonra başlattığı ağır sanayi hamleleri engellendi, ülkenin kalkınması önlendi. Böylece 12 Eylül 1980 askeri harekâtı öncesine gelindiğinde Türkiye'nin durumu çok özetle şöyleydi:

Bütün ihracatının tutarı, tamamı geleneksel tarım ürünleri (incir, çekirdeksiz üzüm, fındık, tütün, pamuk vs.) ve bazı madenlerden ibaret olmak üzere 2 milyar $ civarındaydı. Ve toplam ihracat geliri sadece petrol ithalatını bile karşılayamaz duruma gelmişti. İthalat durdu, buna dayalı dışa bağımlı iğreti montaj sanayii istop etti, kuyruklar, yokluklar hayatı yaşanmaz hale getirdi.

TCK'nın 163. Maddesi ile Türkiye'de hak ve özgürlükler Müslümanlar için Komünist Rusya'dan farksız hale getirilmişti. Hapishaneler takke giyen, tespih çeken, mevlit okutan, dini kitap bulunduran kişilerle doldurulmuştu. Bunlar yüz kızartıcı suç sayılıp çıkartılan hiçbir af yasasının kapsamına alınmıyorlardı.

Dışarıdan örgütlü sağ-sol çatışması ve anarşi ülkeyi kan gölüne çevirip 5000 gencimizi toprağa gömdürmüştü. Türkiye'yi Haim Nahum planının tüm dehşetiyle uygulandığı o korkunç durumdan kurtarıp bugünlere getiren şartları ise 12 Eylül 1980 askeri harekâtı hazırladı. 12 Eylül karşıtlığının altında yatan gerçek budur.

Bugün gelinen nokta ne mi? Kısaca belirtelim: 2 milyar $'dan 100 milyar $'a gelen ve çok büyük kısmı endüstri mallarından oluşan ihracat... Günde 3 saat yayın yapan siyah-beyaz TRT'den bugün sayılamayacak kadar rengârenk televizyon/radyo kanalına... Beşi bir yerde denilen ve tek barona bağlı yayın yapan güdümlü gazetelerden bağımsız, özgür yayın yapan onlarca gazete, dergi... NATO'dan bile ihaleler alan bir ileri savunma sanayii... Uçaklarını, zırhlı araçlarını, gemilerini, motorlarını kendisi yapan ve dünyaya ihraç eden bir Türkiye...

Bütün bunlar 1970'li yıllarda Erbakan'ın vaatleriydi! Hepsi ve daha fazlası gerçekleşti, gerçekleşiyor... Bu vaatleri kötülemek, karalamak, karikatürize etmek için 40 yılda yüz binlerce ton kâğıt ve mürekkep harcandı, çuvallarca laf üretildi, binlerce mitingde nutuklar atıldı... Bu sonuçlar bütün bunlara rağmen gerçekleşti.

Yani Millî Görüş Lideri Erbakan gafillerin zannettiği gibi 22 Temmuz seçimi münasebetiyle verdiği 4 konferansla laf üretip boş konuşmuyor. Yaptıklarını, gerçekleştirdiklerin söylüyor. Ama Yahudi anlıyor Müslüman anlamıyor!

Erbakan bu seçim için Çanakkale Savaşı'ndan daha önemli diyor. Doğru söylüyor ama bu seçimi Erbakan'dan başkası kazanamaz zaten, her şeyi garantiye almış durumda. Sahne de senaryo da Erbakan'ın...

Nitekim ırkçı emperyalizmin sağda ve solda birlik adını verdiği mühendislik projesi daha seçim kampanyası başlamadan çöktü. Bu seçim artık sağ-sol safsatası ekseninde yapılmıyor; milli-gayrimilli mücadelesi temelinde gerçekleşiyor" iddiaların, AKP'yi aklamayı ve bütün günahlarını Erbakan'ın sırtına yıkmayı tamamen haksız ve temelinden yanlış bularak değerlendirmelidir.

İsrail siyasetindeki kara eller... 

Geçtiğimiz yaz aylarında Lübnan'a yönelik gerçekleştirmiş olduğu orantısız ve hukuk dışı operasyonun hezimetle sonuçlanmasını takiben, harekatın yıldönümünde Hizbullah büyük kutlamalara hazırlanmakta İsrail ise halen yaşadığı askeri mağlubiyetin etkisinden kurtulma yolları aramaktadır. Ancak bu arayış başarıyla sonuçlanmadığı gibi İbrani Devleti kendisini yeni ve daha büyük çaplı çalkantıların ortasında bulmuştur.

Bununla birlikte, Gush Shalom gazetesinin yazarı Uri Avnery'nin "İsrail'deki iç bunalımlardan kurtulmak için gerek siyaset sahnesinin gerekse askeri otoritenin ülkenin önünü açacak hamleyi yapacak irade ve güce sahip olmadığı" ifadesi söz konusu durumu net bir şekilde özetlemektedir.


İsrail Devleti'ni kurabilmek için her türlü fedakarlığı göstermekten çekinmeyen, bu amaçla uluslararası platformlarda ittifaklar kuran, silahlı mücadeleyi göze alıp bizzat savaşlarda yer alan Ben Gurion, Moshe Dayan, Golda Meir gibi isimlerle kıyaslandığında rüşvet suçlamaları sonrasında Ezer Weizmann'in istifa etmesi, bizzat İsrail Başsavcısı tarafından "iflah olmaz cinsel sapık" olarak nitelendirilen Moshe Katsav'ın görevini terk etmesi ve Lübnan'a müdahalenin hemen öncesinde borsadaki hisselerini satarak kazanç peşinde koşan eski Genelkurmay Başkanı Dan Halutz'un sonu düşünüldüğünde İbrani Devleti'nin geride kalan yarım asırlık tarihinde yönetim kademesinde ne tür bir kaosa sürüklendiği daha iyi anlaşılabilecektir.

Aslında ülke siyasetindeki çalkantılar bu üç isimle sınırlı kalmadığı gibi giderek İsrail'in geleceğini tehdit edecek boyutlara varmıştır:

- Çevre Bakanı Zahi Hanegbi'nin rüşvet, görevi suistimal ve adaleti engellemek suçlamaları sonrasında istifa çağrılarına muhatap olması,

- Yolsuzluk ve zimmet suçlamaları ile karşı karşıya kalan Maliye Bakanı Avraham Hirchson'ın istifa etmesi,

- Adalet Bakanı Haim Ramon'un cinsel taciz suçlamaları sonrasında görevden ayrılması,

- Lübnan hezimetinin nedenlerini ve sorumlularını araştırmak üzere kurulan Winograd Komisyonu raporunun açıklanmasının bir kez daha ertelenmesi sonrasında doğan hukuk krizi ve bu konuda İsrail Yüksek Mahkemesi'nin komisyona ulusal güvenliği tehdit edecek kısımları hariç tüm ifadelerin yayınlanmasını emretmesi ve böylece yürütme ile yargının karşı karşıya gelmesi,

- Ve son olarak Başbakan Ehud Olmert'in, Belediye Başkanı olduğu dönemde Kudüs'te satın aldığı eve gerçek değerinin çok altında bir rakam ödeyerek yaklaşık 500 bin dolar haksız kazanç elde etmekle suçlanması gibi örnekler düşünüldüğünde bu kriz ortamının ne derece derin olduğu somut bir biçimde görülebilecektir.

Bütün bu olaylar arasında en dikkat çekici ve çarpıcı örneği İsrail siyasetinin tepe noktası olan Cumhurbaşkanlığı sarayında yaşanan, sabık cumhurbaşkanı Katsav'ın adının karıştığı taciz ve tecavüz suçlamaları oluşturmaktadır. İsrail'i derinden sarsan söz konusu tecavüz ve cinsel taciz suçlamaları sonrasında Ocak ayından bu yana zorunlu izne çıkan Katsav'ın, halkın % 69'unun cezalandırılması isteğine rağmen Başsavcı ile yaptığı anlaşma sonucunda hüküm giymemesi karşılığında görevinden müstafi sayılmayı kabul ederek "utanç verici bir uzlaşı"ya varması, her ne kadar onu taciz suçlamalarından kurtarmışsa da gerek kendisi için gerekse ülke siyaseti için onur kırıcı bir durum oluşturmuştur.

İsrail içinde yaşanan bu derin ahlaki krizden kurtulmak isteyen siyasi çevreler çareyi halkın büyük bir bölümü tarafından sevilen İsrail'in sembol isimlerinden Shimon Peres'in cumhurbaşkanlığında bulmuşlardır. 

Böylece yarım yüzyıldan beri siyaset sahnesinde rol alan ve sekiz kez genel seçimlerden yenilgiyle çıkan, İsrail'in kurucusu ve ilk devlet başkanı Ben Gurion'un öğrencisi Shimon Peres sonunda, 13 Temmuz itibariyle İsrail'in 9. Cumhurbaşkanı sıfatıyla başkanlık sarayına yerleşmeye hak kazanarak ülke siyasetinin tepesine tırmanmıştır.

Peres'in cumhurbaşkanlığı, dağın zirvesine büyük bir kayayı taşımak isterken sürekli bu taşı düşüren ve en baştan başlamak zorunda kalan Sisyphus efsanesinin İsrail siyasetine yansımış hali olarak değerlendirilmektedir. Bu efsanenin sonunu Peres açısından değerlendirdiğimizde kazanılan cumhurbaşkanlığı zaferi ile başarılı bir biçimde nihayete erdiğini söyleyebiliriz.


Ancak Peres gibi bir ismin bu makama gelmesinin ülke siyasetindeki çalkantıları durduracağını düşünmek fazlaca iyimser bir yaklaşım olacaktır. Zira, İsrail'in önde gelen gazetecilerinden olan Nahum Bernia'nın da altını çizdiği gibi 2005 yılında uzun dönem liderliğini yaptığı İşçi Partisi'nden ayrılarak Kadima'ya geçen Peres'in Winograd Komisyonu önünde verdiği Olmert aleyhindeki ifadeler parlamentodaki iki zıt gücü de elinde tutma başarısını göstermesini sağlamışsa da Başbakan'ın şimşeklerini üzerine çekmiş ve bunun sonucu olarak da Kadima Partisi'nin desteğini önemli ölçüde kaybetmiştir.

Bunun yanı sıra her ne kadar 1994 yılında Nobel Barış Ödülünü almasına rağmen Peres'i barış güvercini olarak görmek ne derece doğru olacağı tartışmalıdır. 1996'da İslami Cihad lideri Yahya Ayaş'ın öldürülmesi emrini vererek radikal örgütleri dizginlemek bir yana daha da alevlendirmesi, yine aynı yıl "Öfke Salkımları" operasyonuna onay vererek dünyaca kınanan "Kana Katliamı"nın yaşanmasına sebebiyet vermesi Peres'in kişiliği sorgulanırken göz önünde bulundurulması gereken çarpıcı örneklerdir.

Peres isminin yanı sıra ülke yönetimini krizden kurtarmak için öne sürülen diğer bir kart ise erken seçim talepleridir. Nitekim koalisyon ortağı İşçi Partisi'nin önde gelen isimlerinden Ehud Barak Mart ayında bir erken seçime gidilmesi konusundaki ısrarını ortaya koymuş; bu arayışı Parlamentonun güçlü partilerinden Likud'un lideri Benjamin Netanyahu desteklenmiştir.

Ancak bu ikinci alternatifin de ülkedeki çalkantıları sona erdirmek hususunda ne denli olumlu sonuç doğuracağı şüpheli olduğu gibi aksine siyasi çözümsüzlüğü derinleştirmesi de güçlü bir ihtimaldir.

İsrailli siyasetçilerin sarıldığı diğer bir can simidi ise Hamas ve El Fetih arasında haftalardır devam eden çatışmalardır. Kurulduğu 1948'den beri sınırlarında uluslararası gücü barındırmak istemeyen ve bu konudaki öneri ve teklifleri daima reddeden İsrail'de ilk kez bir hükümet mevcut durumu göz önünde bulundurarak işgali altındaki Filistin toprakları dahilinde barış gücü görevlendirilmesi talebinde bulunmuş ve bu amaçla batılı ülkeler nezdinde kulis yapmaya başlamıştır. Ülke gündemini değiştirmek ve kontrol altına almak konusundaki bu son çabalar İsrail'i taviz vermediği temel konularda geri adım atmasını sağlayacaksa da dar çerçeveli bir işbirliği sağlamaktan öte sonuç getirmeyecektir.

Son olarak İsrail'in mevcut beyin takımının aklındaki en tehlikeli senaryo ise İran'ın kitle imha silahları geliştirdiği iddiaları bağlamında yaşanan krizden faydalanıp, bu sorunu alevlendirerek sıcak çatışmaya dönüştürme hevesi, dahası bizzat askeri operasyon düzenleyerek iç gündemi yeniden belirleme çabasıdır. İç siyasi kaygılarla böylesi riskli ve bedeli ağır bir senaryonun hayata geçirilmesi sadece bölgemizi değil tüm dünyayı ateşe atacak derecede olumsuz sonuçları beraberinde getirecektir.

İsrail içinde yaşanan krizler ve çalkantılar göstermiştir ki ülke, üçüncü dünya yönetimlerinde yaygın olan taciz, rüşvet gibi skandalları aynı ölçüde yaşamakta olup, bu olaylar gelişmişlik yönündeki iddialarına gölge düşürmüştür. Bu karamsar tablodan kurtulmanın yolu savaşlardan, krizlerden, sonuç getirmesi mümkün olmayan siyasi hamlelerden değil, başta Arap-İsrail anlaşmazlıklarına son verilmesi olmak üzere, bölgesel işbirliği ve dayanışmanın geliştirilmesi, ülke siyasetinin kara ellerden temizlenmesi ve sorumlularla "utanç verici uzlaşılara" vararak üzerini örtmektense hesap sorulmasından geçmektedir. Bölgede barışın ve istikrarın tesis edilebilmesi, ülke siyasetinin içinde bulunduğu bunalımlı noktadan çıkarılabilmesi için İsrail halkının bu taleplerle harekete geçmesi şarttır.37[1]

Yahudi'nin Yahudi'ye tecavüzü 

Sovyetler Birliği'nin yıkıldığı 1990'ı izleyen ilk birkaç sene Rize'de görevimi yapıyordum. Sarp Sınır Kapısı açılmış ve Karadeniz; Ukrayna'dan, Gürcistan ve Rusya'nın diğer ülkelerinden bavul ticareti için gelen turistlerle dolmuştu.

Daha sonra bavul ticareti yapan bu insanların bütün Anadolu'ya yayıldıklarını da gördük. Aslında iki türlü ticaret olduğu söylenir o zamanlarda: Bavul ticaretinin yanında bir de beyaz kadın ticareti veya fuhuş rezaleti. Otellerin fuhuş yuvası haline geldiğinden, ailelerin dağıldığından, hastalıkların yayıldığından, Nataşaların ülke namusunu pazara düşürdüğünden bahsedilir oldu çokça.

Hatta 1990 yılından sonra yapılan seçimlerde Karadenizli siyasetçilerden vaat olarak Sarp Sınır Kapısı'nı kapatacağını, ahlaki yozlaşmaya bir son vereceğini bile duyduk. Şimdi durum nedir bilmiyorum.

Ama bildiğim bir şey var. 12 Eylül öncesinde ülkeyi komünistlere teslim etmemek için ölen ve öldüren siyasi camiaya mensup birkaç kişi konuşuyordu Rize'de bir parkta. Anladığım kadarıyla evli kişilerdi konuşanlar. Rus kızlarıyla yaptıkları fuhuştan ve onları pazarlamaktan bahsediyorlardı. Argümanları da şu idi: Komünistlerden intikam alıyoruz.

Evet, fuhuş, zina yapıyoruz, yüz kızartıcı bir suç işliyoruz, haram bir eyleme tevessül ediyoruz demiyorlardı da, yıllarca Türkiye'yi komünist yapmak için ülke içindeki uzantılarına yardım eden, Nazım Hikmet'i besleyen komünist ülkeden ve onun vatandaşlarından intikam alıyorlardı. Nasıl? İnsanların bedenlerini satarak ve onlarla fuhuş yaparak... Tam şeytani bir gerekçe...

Şimdi bunları neden anlatıyorum? Şundan: İsrail Cumhurbaşkanı Moşe Katsav tecavüz ve cinsel tacizle yargılandığı davada suçlu bulundu ve makamını kaybetti.

Son gelen haberlerde bazı tecavüz ve cinsel taciz suçlarını kabul ve itiraf ederek cezasında yeni bir düzenlemeye gidildiği söyleniyor. Kimden bahsediyoruz? Bir ülkenin hem de maddi zenginliği had safhada bir ülkenin cumhurbaşkanından. Suçu ne? Tecavüz ve cinsel taciz... Turist çekmek için kadın askerlerinin pornografik fotoğraflarını Avrupa dergilerine bastıran bir ülke için son derece normal bir durum olarak kabul edilebilir bu. Ama söz konusu kişi sıradan bir insan değil. Söz konusu kişi, ülkesini uluslar arası platformda temsil eden, ülkenin en önde gelen bir kişisi. Burası sözün hem bittiği hem başladığı yer. Biz buna benzer bir cinayeti, ahlaksızlığı ve alçaklığı Bosna'da gördük 1990'lı yıllarda. Şimdi de Ebu Gureyb başta olmak üzere, Irak'ta görüyoruz. Arş-ı âlâyı titreten, insanın kanını donduran, melekleri ağlatan, bütün felaketlere maruz kalsa bile insanın yüreğini soğutmayan nice tacizler, tecavüzler yaşanıyor Irak'ta, Afganistan'da, Filistin'de. Alçaklığın en dibi olsa gerek intikam ve düşmanlık adına insanın ırzına yapılan tasallut.

Ben merak ediyorum, acaba Moşe Katsav'ın tecavüz ve taciz ettiği kızlar, kadınlar Yahudi değil de Filistinli / Müslüman olsaydı ve o da "ben aslında intikam almak için yaptım bu işi" deseydi, gene mahkûm olacak, görevden uzaklaştırılacak mıydı?

En önemlisi, bu suç ifşa edilecek miydi?"38[2] Oysa bu taciz hadisesi ve sonrasındaki gelişmeler, "İsrail'in ahlak ve maneviyat sahibi bir ülke" olduğu imajını vermek üzere hazırlanmış bir senaryoydu ve Moshe Katsav başka nedenlerden dolayı dışlanmıştı. Yoksa kendi kitaplarında "ana ve babalarıyla" (Kitab-ı Mukaddes) seks ilişkileri anlatan Yahudilerin, tecavüz diye bir suç kavramı bile yoktur.

Ey Allah'ın kulları, Allah'a güvenin

Büyük İslâm Şehidi Hasan el Benna, Kur'an-ı Kerim'deki, "Bugünleri biz, insanlar arasında dolaştırırız.."  ayetiyle ilgili olarak "Allah'ın bu sünneti, biz kullarının imtihanı içindir" diyor.

Büyük şehidin bundan yıllar önce yazdığı bu makale, bugünler için de, yarınlar için de hepimize büyük dersler içeriyor. Şehide rahmet dilerken, Cenab-ı Hak'tan bizleri Hakk'ı Hak bilip, ona tabi olup çalışan, batılı batıl bilip ondan kaçınan kullarından eylemesini niyaz ediyoruz. İşte Hasan el Benna'nın nasihati:

Ümitvarolmak ile ümitsizlik arasında..

"Allah'ın rahmet deryasından ümit kesmeyiniz. Çünkü Allah'ın rahmet deryasından yalnız kâfirler topluluğu ümidini keser."39[3]

Allah Teâlâ'ya ve Kur'ân-ı Kerîm'e gerçekten inanıp da ümitsizliğe kapılabilen bir insan düşünemiyorum. Kişinin üzerindeki karabulutlar karanlıklarını ne kadar yoğunlaştırırsa yoğunlaştırsın, olaylar sille tokatlarını ne kadar artırırsa artırsın ve yoluna ne kadar takozlar koyarlarsa koysunlar yine ümitsizlik olmamalı.

Kuşkusuz Kur'ân-ı Kerîm ümitsizliği küfrün kategorilerine koyuyor. Pinti pinti oturmayı sapıklıkla eşdeğer sayıyor ve şöyle buyuruyor: "Rabbinin rahmetinden sadece yolunu yitirenler ümidini keser."40[4]

Kuşkusuz Kur'ân-ı Kerîm bu gerçeği, doğanın hiç değişmeyen gizli yasası ve değiştirilmeyen Rabbani düzeni olarak niteliyor. İşte Allah Teâlâ'nın değişmeyen sünneti bu! Sen Allah Teâlâ'nın sünnetine hiç bir alternatif çözüm bulamayacaksın. Şu bir gerçek ki günler insanlar arasında öteye beriye dolaşır durur. Yine bir gerçek de şu ki, güçlüler sonsuza kadar güçlü halleriyle sürüp gitmeyecekler, güçsüzlerin zayıflıkları da hayat boyu uzamayacaktır. Fakat o durum, öyle dönemler ve gelişmelerdir ki kişiliklere ve bireylere gelip gittiği gibi toplumlara ve bir ülke halkına da gelir gider.

"Bu günleri biz insanlar arasında öteye beriye dolaştırırız."41[5]

Allah Teâlâ'nın bu sünnetindeki hikmet, inanmış kişileri sınavdan geçirmek, göğüs gerebilen sabırlıların yoklamasını yapmak, kirlileri temizlerden ayıklamak, böylece kirli işlerde dolaşanları birbiriyle uğraştırmak ve nihayetinde topyekün hepsini bir araya toparlayıp cehennemin içine atmaktır. Kararlılık gösteren akıllı kişileri, dünyada yükselterek, şan ve şerefle yaşatarak, âhirette de ödüllendirerek cennete koymaktır.

"Elbette biz içinizden kimlerin cihad edeceğini, kimlerin sabırlı olabileceğini belgeleriyle bilip aldığınız tavırları sınavdan geçirinceye değin sizi sınayacağız."42[6]

"Yoksa siz içinizden cihad edenleri ve sabırlı olanları Allah, belgeleriyle bilmeden cennete gireceğinizi mi sandınız?"43[7]

"Sizden önce dünyadan gelip geçenlerin olayları size de gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız? Onları ümitsizlik ve sıkıntılar sarmıştı ve sarsıntı geçirmişlerdi. Bu durum, ne zaman ta (o zamanki) Resul ve onun beraberindeki inanmış kişiler (dava arkadaşları): ‘Allah'ın zaferi nerede!' deyinceye kadar (sürdü). Unutmayınız! Allah'ın zaferi çok yakındadır!"44[8]

Böyle bir zaferin gelişinin en yakın olduğu dönem, darlığın arttığı, kalp gözlerinin olayları değerlendiremediği ve canlar boğaza kadar gelip dayandığı dönemlerdir.

"Ne zaman ki resullerin (dönemin önder şahsiyetlerinin canları boğazlarına gelir), ümitlerini keserler ve çoğunluk tarafından benimsenmediklerinin kesin yargısına varırlar, işte zaferimiz o zamandır; dilediklerimiz derhal kurtarılır. Fakat darbelerimiz suç işleyen topluluklardan asla geri çevrilmez."45[9]

Sünnetullah değişmez

Bu Rabbani genel kural tarih boyunca, hiçbir toplulukta asla değişmedi. Nice zayıf ümmetler uzunca bir miskin miskin oturma döneminden sonra uyandı, sönüklük döneminden sonra harekete geçti. Nice topluluklarla da geçim şartlarının elverişliliği kendilerini şımarttı. Allah'ın verdiği bollukları kötüye kullandılar. O topluluk tarih sahnesinden derhal aşağı alındı. Allah Teâlâ, o topluluğa açlık ve tedirginlik elbisesini, işledikleri suç oranında giydirdi.

"Biz (genel) kitapta (sünnet-i ilâhide) İsrâiloğullarına; ‘elbette yeryüzünde iki kere fesat mı çıkaracaksınız ve çok büyük taşkınlık yapacaksınız?' diye yazdık. Öncekinin saati geldiğinde üzerinize çok güçlü tim olan bizim kullarımızı gönderdik. Bunlar evlerin arasında dolaşarak (dedektif gibi) sizi arama yaptılar. Böylece vaad yerine gelmiş oldu. Sonra bir kez daha sizin üzerinize tekrar verdik. Size bununla hem mal (finansman) hem de çocuklar vererek geniş yetki tanıdık. Cemiyetinizi (lobinizi) de kat kat etkili yaptık."46[10]

"Kuşkusuz Fir'avun da yeryüzünde azmış (süper güç olmuş) ve kendi halkını sempatizan gruplar haline getirmişti. İçlerinden bir grubu müstaz'af biçiminde görüp çocuklarını boğazlıyor ve kadınlarını hayatta bırakıyordu. Çünkü o fesatçılar (Hak düzeni bozan) grubundandı. Biz de böyle müstaz'aflar grubuna bir lütufta bulunmak, onları liderler durumuna getirmek ve (yeryüzünün) varisleri yapmak istiyorduk. Böylece onları yeryüzünde üstün güç sahibi yapalım da Fir'avun'la Hâmân'a ve onların askerlerine, o müstaz'aflardan tedirgin oldukları hususları göstermiş olalım."47[11]


Zafer sabırla gelir

Kuşkusuz Kur'ân bu sabırlı, ileriye dönük idealler taşıyan, ümitsizliğin kalplerine girmek için bir türlü yol bulamadığı gözü pek ve bilinçli azınlığa, öyle güç pınarıyla el uzattı ki, o pınar sadece Allah Teâlâ'nın rahmet deryasından ve kudretinden fışkırıyor. Özündeki yaratılış amacı üstün güçleri yerlere seriyor. Onu zayıf duruma düşürüp hakkından gelebilme durumundan bütün dünyanın girişimlerini sonuçsuz bırakıyor. İşte senin Rabbinin bu askerlerini yalnız O, Allah biliyor.

"Bir kısım insanlar, inanmış kişilere: -Düşmanlarınız size karşı toplanmışlar; aman onlardan sakının!- derlerken bu sözler inanmışların imanını kat kat artırdı ve:

-Bize Allah'(in rahmet ve güçleri) yeter. O ne güzel Vekil'dir- demişlerdi. Bu nedenle kendilerine hiç bir korkulu durum dokunmadan Allah'ın üstün yardımları ve bereketiyle geri geldiler. Allah'ın hoşnutluğunu gözlerinden ayırmadılar. Allah sonsuz büyüktür ve kendi katından yardım edicidir. İşte bu şeytandır; korku vermesi yalnız kendi taraftarlarını etkiler. Dolayısıyla eğer inanmış kişilerseniz onlardan değil benden korkunuz."48[12]

"Allah'ın kendilerine bol nimetler verdiği ve kendinden korkan iki adam şöyle dedi: Onlara kendi kapılarında saldırıya geçin. Oraya girerseniz kesinlikle üstünsünüz. Eğer gerçekten inanmışsanız yalnız Allah'a güvenmelisiniz."49[13]

Bu inanmış ve sabırlı insanların, amaçlarına bu kadar kolaylıkla ulaşabilecekleri akıllarının köşesinden bile geçmez. Yahut da kafalarındaki ileri ideallerinin bu denli kolaylıkla gerçekleşebileceği duygusallığına da kapılmazlar. Yüceler yücesi Allah Teâlâ, sadece uzaklarda olanları yakınlaştırır, zor olanları kolaylaştırır ve hiç ummadıkları yerden onlara yetip artacak bir zaferi nasip eyler.

"Küfür içinde bulunan kitap ehlini ilk sürgünlerine ait yurtlarından çıkaran O'dur. Onların oradan çıkacaklarını akıllarınızdan geçirmiyordunuz. Oysa onlar da kalelerinin, kendilerini Allah'(ın güçlerin)den koruyacağını kesin biliyorlardı. Şöyle ki Allah'(ın güçleri) kendilerine hiç sanmadıkları yerden geliverdi. Bu durum kalplerine korku düşürdü; kendi evlerini hem kendi elleriyle hem de inanmışların elleriyle yıkıp harap ediyorlardı. Ey basiretleri (açık) olanlar! İbret alınız. Eğer Allah (sünnet-i ilahide) onların vatanlarından çıkarılacaklarını yazmamış olsaydı, onların dünyadaki azabını başka yapardı. Zaten âhirette de cehennem azabı onların olacaktır."50[14]

"Allah, küfür içinde olanları hiçbir verim elde etmeden öfkeleriyle geri çevirdi. Allah'(ın yardımı) savaşta inanmış kişilere yetti. Zira Allah sonsuz güçlü ve mutlak üstündür. Allah, ehl-i kitaptan onlara yardım edenleri kalelerinden indirdi ve kalplerine korku düşürdü; bir kısmını da esir alıyordunuz."51[15]

Ey bu Kur'ân-ı Kerîm'e inananlar!

"Biz güçsüz, hasımlarımız ise süper güçlü iken biz onlara ne yapabiliriz?" Düşüncesi imana aykırıdır. Bu kadar geniş boyutlu dünya hevesi ve beklentisi gönlümüzü kapladığı için; geri kalmışlığa ve aşağılanmaya razı olunması doğaldır. Öyle ise ey Allah'ın kulları, siz Allah'a yaklaşınız ki, Allah da size yaklaşsın. Zafer inananlarındır ve zafer yakındır.52[16]


























[1] 16.07.2007 / Prof. Dr. Samir Salha / Milli Gazete

[2] 16.07.2007 / Kamil Yeşil / Milli Gazete

[3] (Yusuf, 17)

[4] (Hicr, 56)

[5] (Âl-i îmrân, 140)

[6] (Muhammed, 31)

[7] (Âl-i İmran, 142)

[8] (Bakara, 214)

[9] (Yusuf, 110)

[10] (İsrâ, 4-6)

[11] Kasas, 4-6

[12] (Âl-i İmran, 173-175)

[13] (Mâide, 23)

[14] (Haşr, 2-3)

[15] (Ahzab, 25-26)

[16] 16.07.2007 / Necdet Kutsal / Milli Gazete

Necati AKGÜL -
Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız Heyecan

Bu yazarin diger makaleleri

Şahsi iktidar ve ihtirası uğruna Libya’da binlerce insanı öldüren Kaddafi,...
Devami
  Hz. Mevlâna ve Bediüzzaman Gibi Zatların Hataları ve Sevapları Zaman zaman,...
Devami
  Prof.luk yaftasının sahte olarak alınıp kullanıldığı, bizzat mahkeme talebiyle YÖK...
Devami
  İSLAM’DA İNSAN HAKLARI VE İSYAN AHLÂKI          İslam’da Devlet Başkanı’na ve...
Devami
  İnsan Sağlığının ve Toplum Ahlakının; Zehirli İlaçlar, GDO’lu ve Hazır Gıdalar...
Devami
  Fransa'da başlayan ve giderek yaygınlaşan, arkasından Almanya'ya sıçrayan isyan...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 4548

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

SON YORUMLAR