Reklam
Reklam
Reklam

İSRAİL'İN NÜKLEER TESİSLERİ VE TEHLİKELERİ

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 1
ZayıfMükemmel 

 

Bay Recep T. Erdoğan, Milli Görüş gömleğini çıkarıp, kirli "Tayyo-2" pelerini kuşanarak "Bush-bakan" olduğu dönemlerin son demlerinde, yani artık "boş-bakar" olmadan az öncesinde; ağabeylerinin talimatı üzerine arabuluculuk rolleriyle "İran'a aba altından sopa göstererek": insancıl ve barışçıl amaçlı çalışmalara sözümüz yok ama, biz bölgemizde asla nükleer silah istemiyoruz ve bu tür çalışmaları tehdit ve bir tehlike olarak değerlendiriyoruz." yollu horozlanıyordu.. Amerika'yı ve Siyonist Yahudi patronlarını "mutlak güç ve vefalı dost" sanıp, gaflet ve dalalet kafasıyla kokozlanıyordu.. Ama İslam coğrafyasının ciğerine bir kanser çıbanı gibi dikilen azgın ve sapkın İsrail'in, bütün Ortadoğu'yu ve Anadolu'yu cehenneme çevirerek nükleer reaktörlerini ve yüzlerce atam başlıklı füzelerini hiç gündeme getirmiyordu. Erbakan Hoca'nın isabetli deyimiyle: "Bunlar bakan olmuşlardı ama, sadece bön bön bakıyorlardı. Bakar kör gibi, olayları ve olacakları göremiyordu."

 

Başkalarının himayesinde ve pek çok hile ve hıyanet neticesinde, bakan-başbakan yapılmayı, büyük bir başarı sanıyor, ancak başkalarına gelecek belaları hesap edemiyorlardı.

Yahudi Lobilerin ve Masonik merkezlerinin uzaktan kumandalı kuklaları yapılmayı; "siyasi feraset ve marifet" sanıyor, oysa başbakanlık koltuğuna konuşlandırılan "boşbakan" olduklarını bile fark etmiyorlardı.

İran'a gözdağı veren bakan körler, acaba gerçekten İsrail'in nasıl bir nükleer üretim ve potansiyele sahip bir şeytan şebekesi ve kıyamet davetçisi bir terör tehlikesi olduğunu bunlar bilmiyorlar mıydı?.

İşte Milli bilinçli, bilgi ve birikimi yanında oldukça gerçekçi ve cesaretli bir aydınımız olan Yılmaz Dikbaş'ın, sağlam belgelere dayalı İsrail analizleri:

İsrail Nükleer Silah Üretiminin Temellerini Atıyor

Ortadoğu'da geleneksel olmayan silahların kullanımı yeni bir olgu değildir, 1917'de İngilizler, ikinci Gazze Savaşı'nda Türklere kimyasal bombalar attılar. Aynı tür bombaları 1920'de Irak'ta Şiilere karşı da kullandılar. Atmosferde yayılan kimyasal silahlarla 1920'lerde ve 1930'larda Iraklılara saldırdılar.[1]

İsrail'in nükleer teknolojiyle tanışması, I948'de İsrail devletinin kurulmasıyla başlamıştır. 1930'larda ve 1940'larda çok sayıda yetenekli Yahudi bilim adamı Filistin'e göç etmiştir. Bunların içinde en ünlüsü Dr. Ernst David Bergman'dır. İsrail Atomik Enerji Komisyonu'nun yöneticisi ve İsrail'de nükleer silah üretim çalışmalarının başlatıcısıdır. İsrail'in ilk Başbakanı David Ben-Gurion'un çok yakın arkadaşı ve danışmanı olan Dr. Bergman, İsrail'in kıt doğal kaynakları ve kısıtlı askeri gücünü, nükleer enerji üretimi ile dengeleyebilecekleri görüşünü ortaya atmıştır. İki tür değil, tek bir tür nükleer enerji vardır diyerek, asıl planının nükleer silah üretimi olduğunu açıklamıştır.''[2]

İsrail savunma Bakanı'nın emriyle, İsrailli bilim adamları 1948 yılında Necef Çölü'nde uranyum aramaya başladılar. 1950'de, Beersheba ve Sidon'da düşük yoğunlukta uranyum, cevheri buldular. Bununla  'ağır su' üretimine başladılar.[3]

Fiziksel ve kimyasal özellikleri normal suyla benzer olan ağır suda hidrojen atomları, deuteryumun ağır izotoplarıdır. Ağır su, bazı tür nükleer reaktörlerde nötronların hızını yavaşlatarak reaktördeki uranyum ile birleşmelerini sağlamakta aracı, olarak kullanılır.

İsrail hükümeti yetenekli öğrencilerini ABD ve Avrupa'ya nükleer fizik ve nükleer mühendisliği öğrenimine gönderdi.

1952'de İsrail gizlice, Atom Enerji Komisyonu kurdu ve bunu Savunma Bakanlığına bağladı.[4]  

Bu arada Fransa ile İsrail arasındaki işbirliği bağları o tadar güçlendirdi ki, İsrail, Fransız Miraj (Mirage) jet uçaklarının modelini yenilemekte ve nükleer bomba atabilme niteliğine kavuşturulmasında, Fransa ile beraber çalıştı.[5]

Fransız uzmanlar İsrail'de, Necef çölünde, Dimona adı verilen bölgede, yeraltında bir nükleer reaktörü gizlice kurdular. Yüzlerce Fransız mühendisi ve teknisyen burada çalıştılar.

İsrail, nükleer tesis kurulan Dimona'daki faaliyetleri gizlemek için türlü yalanlar uydurdu, hikâyeler anlattı. Önce, kurulan tesisin, manganez üretimi yapılan bir yer olduğu yalanını söyledi. Daha sonraları bu tesislerin bir tekstil fabrikası olduğunu anlatıp durdu.

ABD, 1958'in sonlarında U-2 casus uçaklarıyla çektiği fotoğraflardan Dimona'da bir nükleer reaktör tesisi olduğunu anladı, Çok sayıda Fransız elemanın bölgedeki hareketliliği de artık gizlenemez olmuştu.

Dimona'daki nükleer reaktör çalışmaya başlamadan önce, 1960 yılında General de Gaulle'ün yönetimindeki Fransa, İsrail ile yürütmekte olduğu nükleer projeyi, askıya almaya karar verdi. Kaygılanan İsrail bu karara karşı çıktı. Fransa ile İsrail arasında aylarca süren pazarlıklar yapıldı. Sonunda İsrail, nükleer tesislerde nükleer silah üretmeyeceğine ve bu tesisin varlığını dünya kamuoyuna resmen açıklayacağına dair söz verdi. İsrail'in bu söz vermesi üzerine Fransa, Dimona'daki reaktörün çalışması için gerekli işlemlerin sürdürülmesine izin verdi. Ancak plütonyum tesisindeki çalışmalar durduruldu.

02 Aralık 1960'da, henüz İsrail dünya kamuoyuna hiçbir açıklama yapmamışken, ABD, Devlet Başkanlığı yazılı bir demeç yayınlayarak İsrail'in gizli bir nükleer tesis kurmuş olduğunu tüm dünyaya duyurdu. 16 Aralık 1960 günü bu haber New York Times gazetesinde de yer alınca, dünyada İsrail'in gizli nükleer silah üretim tesisinin varlığını duymayan kalmamış oldu.

21 Aralık 1960 günü, İsrail Başbakanı David Ben-Gurion, dünya kamuoyuna, İsrail'in 24 Megawatt gücünde bir nükleer tesisi barışçı amaçlarla kurmakta olduğunu duyurdu.[6]

1961 yılı boyunca ABD ile İsrail ilişkilerinde, Dimona reaktörü nedeniyle bir gerginlik yaşandı. ABD, reaktörün uluslararası denetçiler tarafından düzenli olarak denetlenmesini istiyordu. İsrail Başbakanı David Ben-Gurion da ABD'nin bu isteğini sürekli reddediyordu. Sonunda ABD ile İsrail arasında şöyle bir anlaşmaya varıldı: İsrail, Dimona'da kurmuş olduğu nükleer tesisi barışçıl amaçlarla kullanacak ve yılda iki kez ABD denetçileri tarafından denetlenmesine izin verecekti. Bu denetimlere 1962 yılında başlandı. 1969 yılına kadar sürdü. Ancak İsrailliler denetçilere, tesisin sadece üstündeki binalarını gösterdiler, tesisin yeraltındaki altı katını görmelerine izin vermediler. Bu kadarına bile yılda iki kez değil, yılda sadece bir kez izin verdiler. Her seferinde, ABD denetçileri. Dimona tesisine gelmeden hemen önce, İsrailliler plütonyum işletme tesisine inen asansörün kapısını kiremitle ördüler.[7] Bu denetimler sırasında tutulmuş tutanaklara ve yürütülmüş türlü siyasi manevraların ayrıntılarına "30 Yıl Gizli Kalacak" damgası vurulmuş olduğu için, bu belgelerin içeriği ancak 1994 yılında açıklanmıştır.[8]

Eğer ABD, ileriye dönük ciddi bir politika izleyip, o tarihlerde İsrail'in nükleer silah üretimini engellemiş olsaydı, İsrail bugün bir nükleer silah cephaneliğine sahip olamayacaktı.

Nükleer silah ürettiği halde İsrail'in bunları hiç denememiş olması, sıkça sorgulanan bir konudur. Oysa 1960'da Fransa'nın yapmış olduğu iki nükleer silah denemesinden birisinin aslında İsrail'e ait olduğu bilinmektedir.[9] Fransızlar nükleer silahlarını denerlerken, çok sayıda İsrailli gözlemci de bulunmuş ve nükleer bombanın patlatılmasıyla ilgili ayrıntılı bilgiler hiçbir sansür uygulanmadan İsraillilere verilmiştir.[10]

Fransa'nın, nükleer silah üretimi yolunda İsrail'e on yıl boyunca vermiş olduğu destek ve işbirliği sona ermiş ve İsrail bundan sonra (1966) yoluna tek başına gitmiştir.

İngilizler de İsrail'e Yardım Ediyor (1957-1970)

Ağır-su ve plütonyum satarak, İngilizler de İsrail'e nükleer programlarını uygulamada yardımcı oldular.

İngilizler, İsrail'e yardım ederken Uluslararası Atomik Enerji Kurumu (IAEA)'yı bilinçli olarak yanılttılar. IAEA'daki İngiliz temsilci Mike Michaels, İsrail'e: yardımda başrolü oynamıştı. Mike Michaels, İsrail'e satılan plütonyumun, er ya da geç, nükleer silah üretiminde kullanılacağını çok iyi bilmekteydi. İngiltere'nin İsrail'e plütonyum satışları, Muhafazakâr Parti iktidarında Başbakan Harold Macmillan (1957-1963) ve daha sonra iktidara gelen İşçi Partisi Hükümeti Başbakanı Harold Wilson (1964-1970) dönemlerinde gerçekleştirildi.

İngiltere, ağır-suyu Norveç'ten satın alıyor ve bir aracı firma üzerinden İsrail'e satıyordu.    

İşçi Partisi Harold Wilson Hükümetinde o dönemde teknoloji bakanlığı yapmış olan Tony Benn'e5 İsrail'e satılmış olan nükleer maddeler konusu yıllar sonra soruldu. Soruyu soran BBC muhabirine Tony Benn, böyle bir ihracattan hiç haberi olmadığım bildiriyor ve şu ilginç itirafta bulunuyordu:[11]

"Bu haberi öğrenince sadece şaşırmadım, sarsıldım!"

İsrail'in Dimona'daki. nükleer silah üretim tesislerinde çok sıkı bir güvenlik ağı örülmüştü. Altı gün-Savaşı sırasında yanlışlıkla Dimona hava sahasına giren bir İsrail Miraj uçağını bile düşürmüşlerdi. 1973 yılında İsrail, yanlışlıkla Sina hava sahasına giren 104 yolculu bir Libya uçağını da yine aynı gerekçeyle düşürmüştü.[12]

Bugün artık hiç kuşku duyulmamaktadır ki, İsrail 1960'lann sonuna doğru, dünyada nükleer silah üreten altıncı ülke konumuna gelmişti. Nükleer silah tesislerini kuran İsrail, tesislerinde yüksek üretim yapabilmek için çok miktarda uranyum ve ağır suya ihtiyaç duymuştur. İsrail'in bu ihtiyaçları ABD, Fransa ve Norveç tarafından karşılanmıştır.

Fransa, 1967 savaşından sonra İsrail'e uranyum satışım durdurdu. Çünkü Fransa'nın kendisi de uranyumu, önceki sömürgeleri Gabon, Nijer ve Merkezi Afrika Cumhuriyeti'nden temin etmekteydi.[13]

Almanlar mecburen mi destekliyor?

İsrail'in elinde, bazı üst düzey[14] Alman bürokratları ve siyasetçilerin geçmişlerinde Nazi işbirlikçisi olduklarını gösteren gizli istihbarat bilgi ve belgeleri bulunmaktaydı. Bu bilgi ve belgelerin kullanılabileceğinden çekinen Batı Alman bürokrat ve siyasetçilerinin İsrail'e yardım etmek zorunda kalmış oldukları düşünülmektedir. 

Norveç 3959 yılında İsrail'e 20 ton 'ağır su' satmıştı. İsrail bunu, nükleer reaktörlerinde yapacakları deneylerde kullanacağını bildirmişti. Norveç, bu miktarda 'ağır su' satarken, 32 yıl boyunca İsrail'in nükleer reaktörünü her yıl düzenli olarak denetleyeceğini de önkoşul olarak açıklamıştı. Ama çok ilginçtir, Norveç bu denetimini sadece bir kez, Nisan 1961'de yaptı ve o sırada 'ağır su' henüz stoklama varillerinin içindeydi.


İsrail, ABD'yi çok yönlü kullanıyor

İsrail, nükleer silahlan taşıyacak uçaklara sahip olmak için ABD'nin peşini hiç bırakmadı. ABD Devlet Başkanı Kennedy, nükleer silahların yayılmasına karşıydı. Oysa ondan sonra gelen Başkan Johnson bu konuda o kadar duysalı değildi. Bunun nedeni, o sıralarda Vietnam savaşına yoğunlaşmış olmasından. kaynaklanabilirdi. Ama gerçek nedeni başka yerde aramak gerekmektedir. Başkan Johnson'un yaşamında Yahudi dostlarının özel bir yeri bulunmaktaydı. Holocaust (Yahudi Soykırımı) deneyiminden geçmiş Yahudi dostları siyasette ona büyük yardımlarda bulunmuşlardı. Kendisi de İkinci Dünya Savaşı sonrası, toplama kamplarını gezip, Nazi katliamının korkunç sonuçlarını gözleriyle görmüştü.[15]

İsrail, Başkan Johnson'a ağır baskı yaptı ve 1966 yılında imzalanan bir anlaşmayla Amerika'dan F-4E Fantom jetlerini satın aldı. Anlaşmanın en önemli koşuluna göre, İsrail bu uçaklarla nükleer silah taşımayacaktı. ABD hükümeti, uçak satışıyla birlikte, İsrail'in sürekli denetlenmesini, özellikle de Dimona'ya düzenli inceleme ziyaretleri yapılmasını istedi. Ancak Başkan Johnson, hükümetin bu isteğini, yani Dimona'nın denetlenmesi isteğini reddetti.[16]

05 Eylül 1969 günü ABD, nükleer silah taşıma ve nükleer bomba atma için gerekli tüm araç ve gereçlerle donanmış F-4E jetlerini İsrail'e sattı.[17]

Yazar M. Seymour Hersh, 'The Samson Option' adlı kitabında, İsrail'de nükleer silah üretimini 1968'in başlarında Moşe Dayan'ın başlatmış olduğunu, plütonyum ayrıştırma tesisinin tam üretime o zaman geçtiğini yazmaktadır. İsrail, yılda 3-5 nükleer bomba üreterek işe başlamıştır.

E.W. Burrows ve R. Windrem adlı yazarlar, 'Critical Mass' adlı kitaplarında, İsrail'in 1967 yılında 2 tane nükleer bombaya sahip olduğunda ısrar etmekte, İsrail Başbakanı Eşkol'un Altı Gün Savaşı sırasında ilk nükleer alarmı verdirdiğini, bombaların hazır duruma gelmesi emrini verdiğini yazmaktadırlar.[18] Yazar Avner Cohen de son kitabı 'Israel and the Bomb' (İsrail ve Bomba)'da, İsrail'in 1967 Savaşı'nda kullanılmaya hazır nükleer bombalara sahip olduğu görüşüne katılmaktadır.[19]

İsrail, İslam dünyasına karşı atoma sığınıyor

6 Ekim 1973 günü öğleden sonra, Mısır ve Suriye eşgüdümlü olarak İsrail'e beklenmedik bir saldırıda bulundular. O gün, İsraillilerin Yom Kippur Bayramı günüydü. Tevrat'ta yer alan, 'Günahlardan Arınma Günü' anlamına gelen Yom Kippur, Yahudilerin belki de en önemli, tatil günüdür. Bu gün boyunca çalışılmaz, oruç tutulur ve sinagogda dua edilir. İşte bu nedenle, aniden başlayan bu savaşa Yom Kippur Savaşı adı verildi. İsrail böyle bir saldırıya biç hazır değildi. Birkaç, saat içinde İsrail askeri kuvvetlerinin ön cephesi çöktü. 7 Ekim günü, Golan Tepeleri'ni savunacak gücü olmadığı görüldü. Suriye askeri, kuvvetleri, Ürdün Nehri'ne bakan tepeleri kolayca ele geçirdiler. Bu beklenmedik saldırı, İsrail'in ikinci kez nükleer alarm vermesine neden oldu.

İsrail Savunma Bakanı Moşe Dayan, sonradan Time dergisinin yazdığına göre, başbakana şöyle demişti:

"İşte bu, Üçüncü Tapınağın sonudur!"

Tevrat kaynaklı bu söylemle Möşe Dayan, İsrail devletinin yıkılmak üzere olduğunu ifade ediyordu. 'Tapınak' sözcüğü aynı zamanda, İsrail üst düzey yöneticilerinin nükleer silahlar için kendi aralarında kullandığı bir şifreydi. İsrail Başbakanı Golda Meir ve iç kabinesi, 8 Ekim 1973 gününün gecesi toplanıp karar verdi. 13 adet 20 kilotonluk atom bombasını hazır duruma getirdiler. Bu sayının daha sonra İsrailliler tarafından medyaya sızdırılmış olması, İsrail'in, psikolojik savaş taktiklerini kullanmada ne kadar usta olduklarını göstermektedir.

9 Ekim 1973 günü sabahı ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger gelişmelerden haberdar edildi. ABD, İsrail uçaklarına havada yakıt ikmali yapma yardımında bulanmaya karar verdi. Bu karar hemen o gün yürürlüğe girdi. 8-9 Ekim günleri İsrail kuvvetleri savaş alanına yığınak yapmaya başlayarak felaketi önlediler. Önemli ölçüde ABD yardımı İsrail kuvvetlerine ulaşmadan önce, İsrail karşı saldırıya geçti ve hem Mısır hem de Suriye cephesinde savaşın aleyhlerine gidişini durdurdu. 11 Ekim günü İsrail kuvvetleri Golan'a karşı saldın düzenleyerek Suriye'nin saldırıcı gücünü kırdı. 15-16 Ekim günlerinde İsrail, hiç beklenmedik bir biçimde Süveyş Kanalı'nı geçerek Mısır Üçüncü Ordusu'nu çember içine aldı. Mısır ordusu, tamamıyla yok olmayla yüz yüze gelmişti.. 14 Ekim 1973 günü ABD'nin C-130 Hercules uçakları İsrail'e geldi ve tam zamanında İsrail kuvvetlerine Golan Savaşı'nda katıldı.[20]

Almanya'da konuşlanmış olan Amerikalı komutanlar, o zamana kadar sadece İngiliz ve Almanlarla paylaştıkları tüm roketleri İsrail'e gönderdiler.[21]

İşte bu aşamada İsrail, elindeki nükleer bombayı bir tehdit aracı olarak kullanıp ABD'den önemli bir ödün kopardı: ABD, İsrail'in komşularının sahip olduğu geleneksel silâhlardan daha fazlasını İsrail'e yollayacağına söz verdi.[22]

ABD'nin savaş sırasında İsrail'e askeri yardımda bulunmuş olmasının gerekçesini, Henry Kissinger'in Mısır Devlet Başkanı Enver Sedat'a şöyle açıkladığına dair elde sağlam kanıt bulunmaktadır:

"İsrail'e askeri yardımda bulunduk, çünkü İsrail neredeyse nükleer bomba kullanmak üzereydi."[23]

Mahzendeki Bomba Yukarı Çıkarılıyor (1974-1999)

İsrail'in üretmiş olduğu ilk nükleer bombanın üzerine şu sözcüklerin kazınmış olduğu söylenmiştir:

"Bir Daha Asta!"[24]

Bu söylem, Nazilerin Yahudi soykırımına benzer bir soykırıma bir daha asla izin verilmeyeceğini vurgulamaktaydı.

1973 Yom Kippur Savaşı'ndan kısa bir süre sonra İsrail, çok sayıda nükleer silahı konuşlandırdı. ABD'den 175 mm ve 2003 mm'lik otomatik fırlatıcılı roketler satın aldı. Bu roketlerle nükleer kovanları fırlatmak mümkündü. İsrail ordusunun üç topçu taburunda 108 nükleer kovan cephaneli 175 mm'lik (36 top) roketatar bulunmaktaydı.

Nükleer silahlara sahip ülkelerin hepsi, ya yeraltında, ya deniz altında, ya da yeryüzünde deneme atışları yapmışlardır. İsrail'in elinde de nükleer silahlar varsa, neden bu tür deneme atışları yapmamıştır, ya da yapmışsa ne zaman yapmıştır, sorulan sıkça sorulmuştur. Fransa 1960 yılında yaptığı nükleer denemelerin ayrıntılı sonuçlarını İsrail'e vermiştir. ABD, 1950'lerde ve 1960'larda yapmış olduğu nükleer silah denemeleriyle ilgili tüm ayrıntılı bilgi ve belgeleri İsrail'e vermiştir.[25] Yeraltında yapılan nükleer silah denemelerini izleyip saptamak her zaman güç olmuştur. Wehrtechnik adlı bir Batı Alman askeri dergisi, Haziran 1976 tarihli sayısında, İsrail'in 1963'de Necef'de yeraltında nükleer silah denemesi yapmış olduğunu Batılı kaynakların rapor ettiğini yazdı. Başka kaynaklar da İsrail'in Ekim 1966'da El-Nakib'de nükleer silah denemesi yapmış olduğunu rapor etmiştir.[26]

İsrail-Güney Afrika İşbirliği neleri kapsıyor?

Nisan 1976'da Güney Afrika Başbakanı Balthazar Johannes Vorster, İsrail'i ziyaret etti.

Vorster, İkinci Dünya Savaşı sırasında Hitler'in Nazi rejiminden yana olmuş, faşistlerle yakın ilişkiler kurmuş ve kendi ülkesinde savaş karşıtı konuşmalar yapınca tutuklanmış bir kişiydi. Daha sonra Güney Afrika'da, yerli siyahlarla azınlıktaki beyazlar arasında ırkçı ayrılıkçılığı ilke edinen Milliyetçi Parti'nin başkanı seçilmişti.

İşte böyle bir geçmişi olan Güney Afrika Başbakanı Vorster, Tel Aviv'de İsrail Başbakanı İzhak Rabin tarafından devlet töreniyle karşılanıyordu. Yahudi soykırımı yapmış Nazilerle bir zamanlar işbirliği yapmış olan Vorster, Tel Aviv'de Holocaust (Yahudi Soykırımı) kurbanları anısına yapılmış Yad Vaşem anıtına, İsrail Başbakanı İzhak Rabin'le beraber gidip saygı duruşunda bulunuyordu.

Oysa İsrail yasalarına göre, eski bir Nazi işbirlikçisi oları Vorster'in hemen orada tutuklanması gerekirdi.[27] Oysa tam tersi oluyor ve İsrail devleti ileri gelenlerince sıcak ve çok nazik bir devlet töreniyle karşılanıp ağırlanıyordu..

Voster'in İsrail ziyareti dört gün sürdü. Bu ziyaretin tüm ayrıntılarını belgeleyen yazarlar, Leslie ve Andrew Cockburn, 1991 yılında yayınlanan ve en çok satan kitaplar listesine giren 'Dangerous Liason' (Tehlikeli İlişki) adlı kitaplarında şöyle diyorlardı:

"Eski Nazi yanlısı, İsrail'le ticari, askeri ve nükleer alanlarda sıkı işbirliğini güvence atana alan ikili anlaşmaları sağlamış olarak ülkesine dönüyor. Bu anlaşmalar iki ülkenin gelecekteki ilişkilerinin temelini oluşturacaktır."

İsrail, Irak'ın Nükleer Reaktörünü Bombalıyor

İsrail, Amerika'nın çektiği uzay fotoğraflarını kullanarak, 7 Temmuz 1981 günü Irak'ın Osirak'taki Tammuz-I adlı nükleer reaktörüne saldırdı. Bu saldın, sekiz F-16 jeti ve bunlara destek veren altı F-15 jetiyle gerçekleştirildi. Bu jetler tarafından atılan bombalar, reaktörün sağlam kubbesinde büyük bir delik açtı. Jetler reaktörün temeline de toplam ağırlığı yaklaşık 1,000 kilogram olan 15 adet bomba attılar. 16. bomba yakındaki bir binayı vurdu... Bombalar reaktörü parça parça etti, reaktörün temelini havaya uçurdu, geride sadece bir taş, toprak ve metal yığını bıraktı. Böylesi bir saldırı, dünyada bir nükleer reaktöre yapılmış ilk saldırıydı.[28]

Mordehay Vanunu Siyonistlerin İpliğini Pazara Çıkarıyor!

İsrail'in gizli nükleer silah cephaneliğinin en güzel fotoğraflarını 1985'de Mordehay Vanunu elde etti. Dimona'da bir teknisyen olarak çalışan Vanunu işini kaybedince, gizlice çekmiş olduğu fotoğraflarla Avustralya'ya göç etti ve elindeki fotoğrafların bir bölümünü London Sunday Times gazetesine verdi.[29] Vanunu bundan kısa bir süre sonra İsrail gizli istihbarat ajanları tarafından yakalanıp İsrail'e kaçırıldı, yargılandı ve hapse atıldı. Vanunu'nun fotoğrafları, çok ileri bir teknolojiye sahip bir nükleer silah üretim programının varlığını kanıtlıyordu. 200'den fazla nükleer bomba, roket atma sistemleri, nötron, bombaları, F-16'larla atılacak nükleer silah başlıkları ve Jericho füzelerinin nükleer başlıkları tüm ayrıntılarıyla bu fotoğraflardaydı.[30]

Amerikalı yetkililer bu aşamada durumu şöyle özetliyordu;

"İsrail, bizim ve Sovyetlerin yapabileceği her şeyi yapabilir duruma gelmiştir."[31]







[1]  Efraim Karsh, "Between War and Peace; Dilemmas of Israeli Security", Londott, 1996, sf.82

[2] Avner Cohen, "Israel and the Bomb", Colombia University Press, New York, 1998, sf, 16

[3] Anthony Cordesman, "Perilous Prospects; The Peace Procsss and the Arab-Israeli Military Balance", Westview Press. 1996, sf.118

[4] Peter Pry, "Israel's Nuclear Arsenal", Westview, 1984, sf.5-6

[5] Stephan Grecn, "Taktng Sides. America's Secret Relations with a Militant Israel", William Morrow and Company, New York, 1984, sf.152

[6] Avner Cohen, "The Most Favoured Nation", The Bulletin of tbe Ato-mic Scientists, January/Febraary 1995, sf,44-53.

[7] M. Seymour Hersh, "The Samson Option: Israel's Nuckar Arsenal and American Foreign Policy", Random House, New York, 1991, sf.223

[8]Avner Cohen, "Israel's Nuclear History; The Untold Kennedy-Eshkol Dimona Correspondence,'', Journal of İsraeli History, 1995, sf. 159-194

[9] Weissman and Krosney, sf. 114-117

[10] Avner Cohen, "Israel and the Bomb", sf. 82-83

[11] "BBC: Britain aided Israeli nuclear program", United Press International, London, 10 March 2006

[12] Stephan Green, "Living by the Sword; America and Israel in the MiddleEast, 1968-1987", Faber, London, 1983, sf.63-80

[13] Anthony Cordesman, 1991 sf. 120

[14] Raviv, Danand Melman, Yossi, 1990, sf,58

[15] M. Seymour Hersh, "The Samson Option", 1991, sf. 126-128

[16] Avner Cohen, "İsrael and the Bomb", sf.210-213

[17] S. Leonard Spector, "Foreign-Supplied Combat Aireraft: Will They Drop the Third Bomb?", Journal of International Affairs, 1986, sf, 145

[18] E.W. Burrows and R. Windrem, "Critical Mass", 1994, sf.280

[19] Avner Cohen, "Israel and The Bomb", sf,237

[20] Stephan Green, "Living by the Sword", sf. 90-99

[21] Loftus and Aarons, sf, 316-3I7

[22] C. Gerard Smith and Helena Coban, "A Blind Eye To Nucleur Proliferation", Foreign Affairs 68,1989, sf.53-70

[23] M. Seymour Hersh, sf.230-231

[24] M. Seymour Hersh, sf,216-276

[25] N. Taysir Nashif, "Nuclear Weappns in the Middle East: Dimensions and Responsibilities", Kingston Press, 1984, sf.22-23

[26] M. Seymour Hersh, sf.216

[27] Olest Slepokura, "Canada's Wannabe Nazi-hımters A Quesiion of In ference", Action Report, 05.08.1998

[28] Dan McKinnon, "Buliseye One Reactor. The Story of Israel's Bold Suprise Air Attack That Destroyed Iraqi's Nuclear Bomb Facility", Airlife Publishing, London, 1987

[29] "Revealed: The Secrets of Israel's Nuclear Arsnal", Sunday Times, London, 05.10.1985

[30] Louis Toscano, "Triple Cross: Israel, The Atomic Bomb and The Man Who Spilled the Secrets", Carol Publishing, New York, 1990

[31]M. Seymour Hersh, sf. 291

Ufuk EFE -
Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız Heyecan

Bu yazarin diger makaleleri

ABD Başkanı Donald Trump'ın Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıma kararının...
Devami
İslam ve Osmanlı tarihimizde ve Cumhuriyet döneminde Aziz Milletimiz en...
Devami
  İlham Aliyev’in karısı Mehriban’ı yardımcısı ataması şaşkınlığa yol açmıştı! Azerbaycan Cumhurbaşkanı...
Devami
  1964-1967 yılları arası üç yılı Tunceli’de geçen Hocamız anlatmıştı. Komşu...
Devami
Yahudiler İran’a karşı Türkiye’yi kullanmak istiyor! ABD'nin, merkezi New York'ta bulunan...
Devami
  Değerli Elazığlılar, AKP'den Ömer Serdar'ı Milletvekili mi, yoksa tehditçi ve...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 3562

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

SON YORUMLAR