ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün1707
mod_vvisit_counterDün3864
mod_vvisit_counterBu Hafta5571
mod_vvisit_counterGeçen hafta27382
mod_vvisit_counterBu Ay82685
mod_vvisit_counterGeçen Ay119131
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar17839532

IP'niz: 3.236.170.171
Bugün: 15 Haz 2021

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12602636

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X
 ADIL DUZEN 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam
Reklam

ABD, KARADENİZ VE HAZAR'A YERLEŞİYOR

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 5
ZayıfMükemmel 

 

ABD, Karadeniz ve Hazar'da kurduğu askeri birlikler sayesinde Hazar petrol yatakları ve boru hatları üzerindeki kontrol gücünü her geçen gün arttırıyor. ABD, bir yandan dünyanın gözünü terör olaylarına ve dünyanın birçok yerinde süren savaşlara çevirirken, bir yandan da sessiz sedasız Hazar Denizi'ndeki askeri varlığını büyütüyor. Daha önce Kırgızistan ve Özbekistan'da üs kurarak bölgeye yerleşen ABD, Gürcistan, Ukrayna ve Bulgaristan'da kurduğu üslerle de Hazar bölgesi çevresini tamamen kuşatmış durumda.

 

ABD'nin İran'a askeri saldırılarının tartışıldığı ve Irak'ta devam eden savaşın ABD aleyhine gelişmesi ile birlikte, ABD yeni stratejiler üretmeye yöneliyor. Irak'ta umduğundan daha büyük bir direnişle karşılaşan ABD'nin yeni enerji arayışlarına geçtiği, söz konusu arayışın da özellikle Hazar Denizi Havzası'na yoğunlaşması, Hazar Denizi'nde suların ısınmasına neden oluyor. Hazar Denizi'nde tahminlere göre 200 milyar varillik bir petrol rezervi bulunuyor ve bu rezervin parasal değeri 4 trilyon dolar civarında bir rakama tekabül ediyor. Bu miktar ABD rezervlerinin 3 katından daha fazla ve ABD'nin söz konusu rezervi ele geçirmesi durumunda 30 yıllık enerji ihtiyacını karşılayabileceği belirtiliyor.

ABD, dünyayı yeni bir savaşa sürüklüyor

Bu durum ABD'nin iştahını kabartıyor, ancak Hazar Denizi çevresindeki ülkelerden özellikle Rusya ve İran'ın Hazar Denizi'ndeki enerji rezervlerini ABD'ye kaptırmaya hiç de niyeti yok. Rusya, bir yandan Soğuk Savaş sonrasında Sovyetler Birliği'nden kopan devletleri tekrar Rusya liderliğinde toparlamaya çalışırken, bir yandan da ABD'nin bölgedeki askeri varlığını uzaklaştırmaya çalışıyor. Öte yandan ABD ise, Hazar Denizi çevresinde ve Orta Asya'da askeri varlığını güçlendirmek için özellikle de Kazakistan'a yönelik politikalar geliştirerek Rusya'nın arka bahçesinde kendi hâkimiyetini her geçen gün arttırmaya çalışıyor. ABD, bir taraftan Rusya'yı dışarıda bırakmayı öngören Trans-Hazar projesini yeniden yapılandırmaya çalışırken bir yandan da Hazar çevresindeki askeri potansiyelini güçlendirmeye çalışıyor. 21'inci Yüzyılın Basra körfezi olarak adlandırılan Hazar Havzası çevresinde gelişen olaylar ABD'nin dünyayı yeni tehlikelere sürüklemesi olarak değerlendiriliyor.

ABD, Karadeniz ve Hazar çevresine askeri yığınak yapıyor

ABD hem enerji kaynaklarının kendi çıkarları doğrultusunda korunması, hem de bölgedeki askeri varlığını güçlendirmek için ilk olarak 100 milyon doları aşkın bir askeri yatırımla Azerbaycan enerji kaynakları ve petrol boru hatlarının korunması için Hazar Havzasına yerleşmeye devam ediyor. Daha sonraları bölgedeki askeri potansiyelini arttırmayı hedefleyen ABD, Hazar Muhafız Birliğini kurarak bölgedeki askeri varlığını da resmileştirdi. Söz konusu birlik, aynı zamanda bölgedeki yerel polis gücü ile de işbirliği içerisinde çalışmaya ve ABD adına çok önemli stratejiler geliştirmekle de yetkilendirilmiş durumda. Bu birlik aynı zamanda Hazar Denizi'nde ve Azerbaycan'da konuşlandırılan radar sistemlerinin kontrolünü de elinde bulunduruyor.

 

ABD, Hazar'ı da kuşatma altına alıyor

Başta Azerbaycan olmak üzere, Hazar çevresinde bulunan ülkelerdeki uzmanların büyük bir çoğunluğu, ABD'nin bölgede geliştirdiği ilişkilerin, yoğunlaşan temaslarının ve büyüttüğü askeri yığınağının arkasında ABD'nin İran'a saldırma niyetinin yattığı ifade ediliyor. ABD, Hazar'da kurduğu askeri birlikler sayesinde Hazar petrol yatakları ve boru hatları üzerindeki kontrol gücünü her geçen gün arttırıyor. ABD, bir yandan dünyanın gözünü terör olaylarına ve dünyanın birçok yerinde süren savaşlara çevirirken, bir yandan da sessiz sedasız Hazar Denizi'ndeki askeri varlığını büyütüyor. Daha önce Kırgızistan ve Özbekistan'da üs kurarak bölgeye yerleşen ABD, Gürcistan, Ukrayna ve Bulgaristan'da kurduğu üslerle de Hazar bölgesi çevresini tamamen kuşatmış durumda.

ABD, Dünyayı yeni bir felakete sürüklüyor

ABD'nin İran'a askeri saldırılarının tartışıldığı ve Irak'ta devam eden savaşın ABD aleyhine gelişmesi ile birlikte, ABD yeni stratejiler üretmeye yöneliyor. Irak'ta umduğundan daha büyük bir direnişle karşılaşan ABD'nin yeni enerji arayışlarına geçtiği, söz konusu arayışın da özellikle Hazar Denizi Havzası'na yoğunlaşması, Hazar Denizi'nde suların ısınmasına neden oluyor.

"James Wasley gibi bazı önemli stratejistlere göre, Orta Doğu ve Orta Asya da yapılan askerî operasyonlar 4.Dünya Savaşıdır. Bu süreç otuz kırk yıl kadar sürecek Avrasya'nın stratejik alanları ve enerji kaynakları ABD ile stratejik müttefikleri olan İngiltere ve İsrail arasında paylaşılacaktır."

M. Hakkı Casın'ın tesbitiyle:

Çağdaş yaşam ve endüstriyel kalkınmanın vazgeçilmez girdisini teşkil eden hidrokarbon enerji kaynaklarının kontrol ve üretim rekabeti, XX'nci yüzyıl savaşlarının sıklet merkezini teşkil etmiştir. Bir başka ifade ile Yeni Dünya Düzeni hipotezi, değişen dünyada hayati çıkarları değişmeyen Washington ve Moskova'nın başlangıçta gözlemlenen romantik dış politika işbirliğinden, farklı ve pragmatik bir yol haritasına sürüklendiği söylenebilir. Başkan Putin, yeni Rus ekonomi politikasında enerji politikalarının esaslarını tespit ederken, küresel pazarda Rusya'nın Arap petrol ve gaz kaynaklarından sonraki en önemli tedarikçi ülke olarak, Moskova'nın gelecekteki yol haritasını dikkatle şekillendirmeye özen göstermiştir. Ancak, uluslararası toplum, ABD ve Rusya arasında giderek dozu artan İran gerginliği sonucunda yeni bir enerji krizinin tahmin edilemeyen güçlü akıntısına doğru sürüklenebilir mi ve varil fiyatı 75 Dolara yükselen petrol fiyatları, yaklaşan büyük kasırganın rüzgârları olarak okunabilir mi? ABD ve Rusya arasında yaşanan diplomatik ve ekonomik gelişmelerin arka planında yer alan siyasal ve askeri gelişmeler analiz edilerek, özellikle Hazar-Karadeniz bağlantılı enerji nakil hatları projelerinde, bölge dışı aktörlerin şiddetlenen rekabet girişimleri gözden kaçırılmamalıdır. Bu yeni eğilimden hareketle, Basra Körfezine hâkim petrol ve güvenlik dengelerinin, Hazar havzasındaki açılım projeksiyonları irdelenmeye çalışılmalıdır. Bu kritik coğrafyada Moskova ve Washington arasındaki bilek güreşinin, orta ve kısa vade kapsamında Türkiye dahil, bölge ülkeleri ile Çin-Rus ittifakına etkileri, uluslararası ilişkiler mantığı açısından okunmalıdır.

Rusya cephesinde denge arayışları sürüyor

II'nci Dünya Savaşı, ABD ve Sovyet askerlerinin Berlin'i işgali ile neticelenmiştir. Almanya galibiyeti, Avrupa cephesinde Kızıl Ordu ve ABD askerilerinin silah arkadaşlığının çok uzun ömürlü olmadığını ortaya koymuştur. Hitler Almanya'sının kayıtsız ve şartsız tesliminin ardından, süratle "ittifaktan-krize" dönüşen ABD ve SSCB rekabeti, Berlin'in "Demir Perde" ile ayrılması ile sonuçlanmıştır. Savaşın bölünmüş Almanya üzerindeki ağır cezası, 1991 tarihinde yine Berlin Duvarı'nın yıkılması ile sona ermiştir. Washington-Moskova hattında gerçekleşen tarihi Reykjavik Zirvesi ile şekillenen Reagan-Gorbaçov yakınlaşması, sonuçta Birleşik Almanya gerçeğine yön veren dış politika vizyonunu dünya gündemine taşımıştır. 11 Eylül sonrasında uluslararası terörle mücadelede pekişen Bush-Putin ittifakı, terör ve kitle imha silahlarının yayılmasının önlenmesi fenomeni etrafında şekillenmiştir. Oysaki 1830'larda ABD'li düşünür Alexis de Tocqueville, iki gururlu devlet Rusya ve ABD'nin birbirleri ile savaşa gireceğini öngörmüştür. Bu öngörüye rağmen, iki ülke, Avrupa'da yükselen Alman Nazi işgalini durdurmak için müttefik oldukları gibi, George Kennan'ın Soğuk Savaş süresince beklediği "Kartal ile Ayı'nın", nükleer silahlara dayalı kapışması yaşanmamıştır.

Karadeniz'de ABD bayrağı, bölge ülkelerini ürkütüyor!

Karadeniz'de NATO bayrağı altında olsa dahi, Amerikan askeri varlığının kalıcı mevcudiyetine Kremlin pek sıcak yaklaşmadığı gibi, 1936 tarihli Montreux Boğazlar Sözleşmesi'nin, mevcut sorunlarına rağmen, bölgesel güçler dengesini bozabileceği endişesini yansıttığı düşünülebilir. ABD donanmasına ait özellikle uçak gemileri ve füzesavar yetenekli modern ana muharebe gemilerinin Akdeniz'den bölgeye intikalinin Rus Deniz Gücünün mevcut caydırıcı potansiyelini ciddi ölçüde erozyona uğramasına yol açabileceği varsayımlarını halen muhafaza ettiği söylenebilir. Nitekim bu bağlamda, Rusya bir yandan Kafkasya'da konuşlandırdığı 58nci ordusu ile geçtiğimiz günlerde Gürcistan'ın Osetya sınırı yakınlarında düzenlediği askeri tatbikat ile bu rahatsızlığını dile getirmiştir. Gürcistan'la varılan anlaşma gereğince Rus üslerin, 2007 yılı sonunda kapatılması planlanmaktadır. Antlaşma ayrıca, Batum'daki Rus askeri hava üssünün de 2008 sonunda kapatılmasını öngörmektedir. Bu cümleden olmak üzere, Rus birlikleri Gürcistan'da, Sovyet döneminden kalma bir askeri üssü boşaltarak, Ahılkelek'deki üste konuşlandırılmış bazı tank ve zırhlı personel araçlarını Rusya topraklarına geri çekmiştir.

Ancak, Mart 2006 'da Rus ve Türk donanmaları arasında düzenlenen "Karadeniz'de Uyum" ortak tatbikatı sonrasında, Rusya Donanması Başkomutanı Amiral Masorin'in "Karadeniz, yalnız bölge ülkeleri tarafından kontrol edilmelidir. Bölge ülkeleri kontrolü bizzat gerçekleştirmek yeteneğindedirler. Kontrolün bölge ülkeleri olmayan, NATO devletlerinin gemileri tarafından gerçekleştirilmesi yakışık almaz şey olur." değerlendirmesinin Karadeniz'in kendine has sert dalgalarını yansıttığı yorumlarına neden olmuştur. Rusya'nın Karadeniz'in dalgalı sularında güçlü ABD Deniz Gücünü görmeye henüz hazırlıklı olmadığını bu sert tepki ile ortaya koyduğu düşünülmektedir. Ancak, ABD'nin, müttefiki Türkiye ile trene yeni takılan Bulgaristan, Romanya'nın yanı sıra, gelecekte NATO'ya katılmak arzusunda olan Ukrayna ve Gürcistan ile pazarlıklarını gelecek orta vade içerisinde masaya getirmesinin çok büyük bir sürpriz teşkil etmeyeceği düşünülmektedir. Ancak, gelişmelere Türkiye açısından bakıldığında, ABD resmen doğrulamasa dahi, 2006 sonbaharının sonlarında tırmanışa geçmesi beklenen olası bir İran krizinde, Tahran'ın balistik füzelerine karşı Trabzon, Urla ve İskenderun limanlarında yeni üs talepleri Pentagon'un füze savunma kalkanını güçlendirmeyi hedeflediği söylenebilir. Bu suretle, Beyaz Saray'ın bir süre daha Ankara ile yakın temaslarda bulunabileceği, Başkan Bush'un ise, DİB Rice'ın mesajları doğrultusunda halen alçak profilde yürüttüğü Türkiye ile diplomatik ilişkilerindeki ayak seslerinin dikkatle dinlenmesi gerektiği varsayılmaktadır.

Bir başka ifade ile Türkiye, ABD, NATO, Karadeniz, Kafkasya, Ortadoğu eksenlerinde ortaya çıkan yeni denklemleri de hesaba katarak, farklı açılımları gündeme getirebilecek diplomatik hazırlıklarına hız vermesinin sürpriz olmayacağı düşünülmektedir. Dış Ticaret Müsteşarlığından Can Dizdar'ın gündeme getirdiği "Rusya ile ilişkilerin geliştirilmesi, Türkiye'nin önceliklerinden biridir. Rusya, Türkiye'nin en büyük ticari ortaklarından biridir" açıklamasının bir bakıma enerji ve sınır güvenliği alanlarında esen bahar rüzgârları olarak yorumlanabilir. Bu bağlamda, Rus doğal gazının, Kazakistan gaz ve petrolünün de naklini kapsamasına alması planlanan Samsun - Ceyhan hattının realize edilmesi yolunda atılan adımlar Ankara- Moskova ilişkilerinde tarihi bir adımdır.

ABD'nin Karadeniz'de Bulgaristan-Romanya-Gürcistan-Ukrayna'da tetiklediği "Kadife Devrimler" in ardından, NATO ve ABD askeri gücünün artan baskısı, Kremlin'in post-modern bir "Containment-Çevreleme" politikası ile kuşaklandığı algılamalarında yükselişe neden olduğu söylenebilir. Moskova'nın, 2006 kışında mukabil atak olarak eski Doğu Avrupa ülkelerine sattığı doğalgazda kısıtlamanın yanı sıra, giderek fiyatlarda artırım yoluna gitmesi, Washington'un, demokrasiye müdahale tepkisi sonucunda Kremlin ile siyasal münasebetlerin giderek daha fazla gerilmesine yol açmıştır. Nitekim önce Başkan Bush, müteakiben Dick Cheney'in Litvanya'dan eleştiri topunu Kremlin Sarayına çevirmesi, "şişenin kırılması" ve "Çin'in şişeden çıkması"nı gündeme getirmiştir. Rusya, ABD'nin Rus demokrasini eleştirmesine karşı sessiz kalmayarak, kriz ortamını, çok sert bir zemine taşımıştır. Nitekim Başkan Putin'in ABD'ne yönelik olarak, "Herşeyi yiyen ve hiç kimseyi dinlemeyen aç bir kurt" olduğu yolundaki ağır suçlaması, dünya gündemine, soğuk bir bomba olarak düşmüştür. Rusya DİB Sergei Lavrov ise, ABD DİB C. Rice'ın Bulgaristan ile akd ettiği yeni askeri üs antlaşmalarını eleştirmiştir. Lavrov, NATO üyesi Bulgaristan'ın topraklarında askeri üsler kurabilmek hakkının kendi kararı olmakla birlikte, NATO İttifakı'nın uluslar arası hukukun öngördüğü kuralları çerçevesinde İttifak'a yeni katılan ülkelerin topraklarına ilave askeri güç konuşlandırılmaması gereğini dikkate alması gerektiğini vurgulamıştır. Başkan Putin ise, "Eğer burnumuzu başkalarının işine sokmazsak, tüm dünyayı kendi nüfuz alanımız olarak ilan etmezsek, güvenliğimizi de kesin olarak garanti altına almış oluruz" demiştir. Putin, ülkesinin Batı ile ilişkilerini sabırlı ve dikkatli bir biçimde geliştirmekte olduğunu belirterek, "Soğuk Savaş dönemine dönüşün söz konusu olamayacağını" kaydetmiştir.

Bu tespitlerimiz ışığında, Rusya'nın son hamlesine yakından bakıldığında, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve AB liderleri enerji konusunda var olan zorlukları aza indirgemenin iki tarafın da çıkarına olduğu konusunda anlaşmaya vardıkları açıklamasının Kremlin'in farklı kulvarlarda ABD ile mücadelede kararlı bir tutum izlediği söylenebilir. Soçi'de yapılan Rusya-AB zirvesine Putin, Rusya Başbakanı Mihail Fradkov, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, AB Dış İlişkiler Sorumlusu Javier Solana, Avrupa Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso, AB Dönem Başkanı Avusturya Başbakanı Wolfgang Schüssel, AB'nin dış İlişkilerden sorumlu Komisyon Üyesi Benita Ferrero-Waldner ve AB Komisyonu'nun ticaretten sorumlu üyesi Peter Mandelson katılmışlardır. Barroso, zirvenin ardından düzenlenen ortak basın toplantısında yaptığı açıklamada, "Ortak çıkarlarımızın farkındayız. Bizim istediğimiz birbirine bağlı bir ilişki ilkesi" görüşünü ileri sürmüştür.

Doç.Dr. Yaşar HACISALİHOĞLU uyarıyor!

"Karadeniz'de yaşananlar, Soğuk Savaş sonrası jeopolitiğinin Türkiye açısından geçmişten farklı yeni bir düzenin var olduğunun kanıtıdır. Bloklu dünyanın jeopolitik kodları ve denklemleri bozulmuştur. Yeni dönem yeni jeopolitik denklemlerin oluşum sürecini yaşamaktadır. Roller, ortaklıklar, karşıtlıklar ve çıkarlar yeniden gözden geçirilmektedir. Soğuk Savaş döneminin müttefiklik zemini bugünün işbirliği hedeflerini tariften uzaktır. Yeni jeopolitik mücadele alanları doğmaktadır. Mücadelenin tonu, rengi ve tarafları yeniden şekillenmektedir. Üstelik Atlantik ittifakında çatlaklar giderilememektedir.

Aynı mekânlarda aynı nedenlerle egemenlik kurabilme çabaları, çatışmayı kaçınılmaz kılmaktadır.

Orta Asya, Kafkaslar, Balkanlar ve Ortadoğu gibi Soğuk Savaş sonrasının "jeopolitik boşlukları" açısından Karadeniz Havzası özel bir yere sahiptir. Her şeyden önce Karadeniz tıpkı Akdeniz Havzası gibi Soğuk Savaş sonrasının "jeopolitik boşluklarının" bileşik kaplar düzeneğinde çalışmasına zemin hazırlamaktadır. Özellikle enerji kaynaklarının sadece bulundukları coğrafi bölgeler değil aynı zamanda bu kaynakların taşındığı coğrafi alanlarda aynı jeopolitik ilginin odağıdır. Bu durum söz konusu bölgelerin "bileşik kaplar" düzeneğinde işlemesinin temel nedenidir. Bu anlamda Karadeniz Havzası Doğu-Batı ekseninde jeopolitik eksenlerin kesişme alanıdır. Enerji jeopolitiğinin hem kaynak hem de erişim odağıdır. Çok taraflı mücadelenin sahnesidir. Soğuk Savaş döneminin iki süper gücünün yeniden eskiyi hatırlatırcasına doğrudan karşı karşıya geldikleri potansiyel çatışma alanıdır. ABD açısından Avrasya egemenliği hedefinin jeopolitik düğüm noktalarından biridir. Bu anlamda Karadeniz, Avrasya mücadelesinin en önemli sinir uçları arasındadır. Karadeniz jeopolitiğine odaklanan mücadele kabaca üç unsura dayalıdır. Üsler, boru hatları ve boğazlar olarak tanımlanabilecek bu üç unsur küresel ve bölgesel jeopolitiğin mücadele zeminidir. Sadece ABD-Rusya açısından değil aynı zamanda AB, Türkiye, Ukrayna, Gürcistan içinde Karadeniz jeopolitik çıkarların çatışma alanıdır.

Tüm ülkeler içinde Türkiye'nin konumu çok daha özeldir. Türk boğazları bu çelişki yumağının odağındadır. ABD'nin Karadeniz hevesi, 1938 Montrö Boğazlar sözleşmesiyle dolayısıyla da Türkiye'nin çıkarlarıyla çelişmektedir. Ayrıca belirtilmektedir ki, ABD'nin Karadeniz hevesi, Avrasya egemenlik hedefinin en önemli tasarımı olan Büyük Ortadoğu Projesinin(BOP) bir parçasıdır. Buna göre BOP zemininde Türkiye'nin ABD ile çelişen çizgileri giderek daha da belirginleşmektedir.

Karadeniz ve Türk Boğazları konusunda ABD kadar, Balkan ve AB ülkelerinin de tavrı Türkiye açısından giderek önem kazanmaktadır.

 

Fransız parlamenterlerinin boğazların uluslar arası bir komisyon tarafından yönetimine ilişkin tasarı hazırlıkları, Montrö Boğazlar Sözleşmesini fesih hakkı bulunan" Montrö'ye akit devlet" sıfatına sahip Romanya'nın ABD'nin ilgisine mahzar olması, ABD'nin Karadeniz'e kıyısı olan Balkan ülkelerinde yeni üsler oluşturması küresel ve bölgesel rekabetin Karadeniz'e yönelen ilgisinden Türkiye'ye yansıyan jeopolitik sorunlara verilebilecek örneklerdir.

Karadeniz konusuna NATO'nun da müdahil kılınma arzusu, Türkiye açısından bir başka açmazdır.

Görünen odur ki, Karadeniz ve Türk Boğazları Avrasya egemenlik arzularının mücadele sahası haline gelecektir. Bir kez daha Türkiye adına gerçekler tüm çıplaklığıyla ortadadır. Yapılması gereken öncelikle bu gerçeklerle zamanında ve doğru bir biçimde yüzleşmektir. Bununla eşzamanlı olarak ise gerçek dayanışmanın, ortaklıkların, stratejik birlikteliğin ve hedeflerin zeminini ve taraflarını netleştirmektir."

"ABD'nin Karadeniz Hesapları" kaygı veriyor!

ABD, bir süredir Karadeniz'e açılmanın yollarını aramaktadır. Bu denize donanma çıkarmak yönündeki niyetini gizlememekte, bunun için Türkiye'nin 1936 Montrö Boğazlar Sözleşmesi'nde değişiklik yapmasını önermektedir. Türkiye, özellikle de ülkemizin milli politika yapan güçleri, ABD'nin bu taleplerine olumsuz yanıt verseler de, ABD ısrarını sürdürmektedir. Ve görünen odur ki, ABD'nin Büyük Ortadoğu Projesi sarpa sardıkça, Gürcistan, Ukrayna ve Kırgızistan'da gerçekleştirilen Soros destekli kadife devrimler (turuncu devrimler) tökezlemeye başladıkça, enerjiyi dış politikasında önemli bir koz, kaldıraç olarak kullanan Rusya, eski günlerine dönmeye başladıkça, ABD'nin Karadeniz'e yönelik ihtiyacı ve talepleri yoğunlaşacaktır.

Türkiye, Karadeniz konusundaki duyarlılığında haksız da değildir, yalnız da. Rus diplomatların Montrö için, "Kutsal inektir. Dokunulamaz" şeklindeki şaka yollu yaklaşımları bir yana, bölgenin tüm sağduyulu ve milli güçleri, Washington'un Karadeniz'e açılmasının, telafisi imkânsız sorunlar doğuracağını bilmektedirler.

Amerika, BOP'un başarısı, Avrasya'nın denetimi ve rakiplerinin çevrelenmesi için, Karadeniz'de bayrak göstermeye muhtaçtır. ABD açısından durum şöyle özetlenebilir: ABD'li uzmanlar, Karadeniz'in önemi arttığına, enerji geçiş yolu olarak bu denizi çok önemsediklerine, Rusya'nın enerji alanındaki (hem boru hatları, hem doğalgaz) tekelini kırmak gerektiğine dikkat çekmişlerdir. Azerbaycan'da ABD ile Rusya arasında rekabet vardır. NATO zaten Karadeniz'dedir, Romanya ve Bulgaristan NATO üyesidir ama Rusya'nın doğalgazda tekel olmasını ABD siyasal ve ekonomik açıdan tehlikeli bulmaktadır. Azeri doğalgazının yeni bir boru hattıyla Türkiye üzerinden Yunanistan ve İtalya'ya ulaşmasını çok önemli bulan Washington, Mavi Akım'la dünyaya verilen Erdoğan-Putin-Berlusconi fotoğrafından rahatsızdır. Karadeniz NATO Gölü olabilir mi? Türk-ABD ilişkilerinde İran, Irak, PKK, Karadeniz konuları öne çıkmaktadır. Yeni Romanya Başbakanı Karadeniz'i NATO gölü yapmak istemekte, bu da Rusya'yı rahatsız etmektedir. Rusya'nın Karadeniz'de meşru çıkarları vardır. Ankara bu konuda Rusya'yı rahatsız etmek istemezken, ABD Türkiye ile Karadeniz, Kafkasya, Orta Asya'da işbirliği yapmak istemektedir.

Bir Taşla Çok Kuş

Görüldüğü gibi ABD, Karadeniz'de Romanya'nın tam, Bulgaristan'ın yarım desteğine karşın, bütünüyle gerçekleşmesi olanaksız bir talepler listesine sahiptir. Türkiye'yi İran'a karşı zorlamak için, diğer kozlarının yanında kuzeyden, yani Karadeniz'den de baskı yapmak isteyen ABD, ciddi bir dirençle karşılaşmaktadır. Sadece güneyden baskı yapmanın, Kuzey Irak üzerinden Kürt kartına ve terör örgütü PKK'ya oynamanın Türkiye'nin direncini umulan ölçüde kırmadığını, tersine Türkiye'deki Amerikan karşıtlığını körüklediğini ve Attila İlhan'ın deyimiyle "dip dalgasını" güçlendirdiğini gören ABD, eğer Karadeniz'e çıkarsa, bir taşla birkaç kuş değil, çok kuş vuracağını bilmektedir. Zira bu hamlenin en önemli amaçlarından biri de, Rusya ile Türkiye arasına Karadeniz üzerinden de bir kama sokmaktır.

Özetlemek gerekirse, Avrasya'nın önemli güçleri olan Rusya ve Türkiye'yi kıyıdan, Karadeniz'den, yani yakından, diğer önemli güçler olan Çin ve İran'ı ise gerilerden, yani biraz uzaktan çevrelemek isteyen ABD, diğer ataklarına koşut olarak, Karadeniz'de de etkili olmaya çalışmaktadır.

Bölge Ülkeleri Direniyor

Bölge ülkeleri ise ABD'nin ataklarına savunmayla değil, karşı ataklarla yanıt vermekte ve hem kendilerinin, hem de Türkiye'nin Karadeniz'de dâhil bu coğrafyadaki milli politikalarına zemin hazırlamaktadırlar. Bu bağlamda, beş üyeyle kurulan, daha sonra üye sayısı altı olan Şanghay İşbirliği Teşkilatı, etkileri Karadeniz'den de hissedilen önemli bir adımdır. Teşkilatın, Pakistan, Moğolistan, İran ve Hindistan ile ilişkilerinin gelişmesi ABD yönetimini düşündürmektedir. ABD'nin, hem İran'ı dengelemek, hem de teknoloji ve beyin gücünden yararlanmak için Hindistan'ı öne çıkarmaya çalışması da, bu sayede umduğu başarıyı yakalayamamakta, aksine Hindistan- İran ilişkileri gelişmektedir.

Şanghay İşbirliği'nin, 2006 Haziran ayında Asya ortak enerji birliğini oluşturmak için düzenleyeceği toplantı, Orta Asya ülkelerinin, Rusya ve İran'ın toplantıya verdikleri önem de dikkat çekicidir. Orta Asya ülkelerinin Rusya, Çin, Afganistan ve İran ile çevrili olmaları nedeniyle, Afganistan dışında, çevreden dilediği adımı atamayan ABD'nin, Karadeniz'den sarkma çabalarında başarısızlığa uğraması halinde, bölgede büyük güç ve zemin yitireceği açıktır. Şanghay İşbirliği'nin yanında, eğer bir de Türkiye'nin fikir babası ve öncüsü Karadeniz Ekonomik İşbirliği Teşkilatı, bölge merkezli, eşitlikçi ve dayanışmacı politikalarla öne çıkarsa, ABD'nin işi daha da zorlaşabilir.[1]

Bir ABD'li yetkili "montreux'ü delecek bir şey yapmak niyetinde değiliz. Rusya'yı da gerginleştirmek istemiyoruz" demiştir. Ama aynı müsteşar; "Karadeniz'de amaçlarımızı açıkça ortaya koyma ihtiyacımız vardır" demiştir. Demek ki ABD Karadeniz ve onun güvenliğini, barışını sağlayan Montreux ile yakından ilgilenmekte ve Türkiye ile bu konulara ilişkin ön görüşmeler yaparak zemin yoklamaktadır. Biz biliyoruz ki ABD ne Lozan'da nede Montreux'de ortaya çıkan boğazlar rejimini desteklememiştir. Bugünün koşullarında da gönül rızası ile desteklemesi olanaklı değildir. Türkiye bu açıdan ABD'nin olası baskılarına hazır olmalı ve Rusya'nın da desteğini alarak akıllı bir diplomasi ile direnmelidir.

Montreux'nün feshi istenirse müzakere süreci gerçekleşmezse, ya da müzakerelerde anlaşma sağlanamazsa durum bir kaosa gidebilir. Bu ne Türkiye'nin, ne Rusya Federasyonunun, ne Karadeniz sahildarı diğer ülkelerin yararına olur. Bu denizdeki 70 yıllık barış ve güvenlik tehlikeye girebilir. Gerginleşebilecek ABD - Rusya Federasyonu ilişkileri en çok da Türkiye'nin ulusal güvenliğine, istikrarına tehdit teşkil eder. Doğaldır ki Karadeniz'e sahildar ülkeler ve Kafkas ülkeleri de bu gelişmelerden paylarına düşeni alırlar.

Tadili önerisi ise Türkiye'nin ABD baskılarına ikna, gerekirse direnme yollarını kullanmasıyla, nihai aşamada veto hakkını yürürlüğe sokmasıyla önlenebilir. Bu konuda Rus Federasyonu güçlü desteği şarttır. Bu onlar için de yaşamsal bir konudur.

Bu nedenlerle Türkiye tüm olasılıkları düşünerek hareket tarzlarını oluşturmalıdır. Hareket tarzlarının en doğrusu ve zararsızı statünün devamıdır. ABD'nin Rusya ile Türkiye arasında güvensizlik yaratmayı öngören talep ve telkinleri olabileceği gibi genişletilmiş Ortadoğu Planı çerçevesinde boşluktaki ülkeler olarak yorumladığı bölgenin gelişmekte olan ve ABD'nin kimi taleplerine direnen ülkeleri boşluktan merkeze dâhil etme operasyonlarında Karadeniz'in ve bu denizde donanma varlığının kullanımı baskısı da gündeme gelebilecektir. Burada aslolan ülkemiz yararına bağımsız iradenin ortaya konulmasıdır. Ankara'dan ve Karadeniz ülkeleri güvenliği ve yararına bakışla ABD'yi ikna ederek sağlıklı kararların alınmasıdır.

 

 

Burada bölge ülkelerinin de çıkarlarının dayanışma ile korunup, savunulması ABD'nin tek hegemon güç olarak sürdürülebilir Dünya İmparatorluğu tasarımlarına da gerçekçi ve barışçı engeller koyabilir. Yeni ve tek yönlü olmayan akılcı değerlendirmelere yardımcı olabilir.

Karadeniz'de bulunmalarının amacı ne olursa olsun, kıyıdaş olmayan devletlerin savaş gemileri bu denizde 21 günden fazla kalmayacaklardır. Türk Hükümeti, Boğazlardan geçiş ve Karadeniz'deki durumla ilgili istatistikleri toplamak, gerekli bilgileri vermek, ayrıca savaş gemilerinin Boğazlardan geçişine ilişkin her hükmün yürütülmesine nezaret etmekle yükümlüdür.

Montreux Boğazlar Sözleşmesi, Türkiye'nin ve Karadeniz'e kıyıdaş devletlerin güvenliklerini ön planda tutarak hazırlandığından, Boğazlardan geçiş ve Karadeniz'e ilişkin hükümlerin tek nezaretçisi olan Türkiye, belirtilen bu miktarlar üzerinde bir ön bildirimle karşılaştığında, buna Sözleşme hükümlerine göre uygun cevabı verme hakkına sahiptir. Sözleşme hükümleri haricinde hangi şartlarda olursa olsun, özel bir uygulamaya gidilmesinin söz konusu dahi edilmemesi gerekir.

Türkiye'nin savaşan olması durumunda, Sözleşmenin savaş gemilerinin barış zamanında Boğazlardan geçişini düzenleyen hükümleri yanında, savaş gemileri için Karadeniz ile ilgili getirmiş olduğu düzen de uygulanmayacaktır.

Yeni Bir Soğuk Savaş mı?(yaklaşıyor?)

Konu ile ilgili E. Tuğgeneral Nejat Eslen Paşa'nın şu yaklaşımı oldukça ilginç ve önemlidir:

Ünlü 'CFR'nin (Council on Foreign wRelations) bağımsız Rusya görev grubunun hazırladığı ve 2006 yılının mart ayında yayınlanan geniş kapsamlı, 'Russia's VVrong Direction: What the United States Can and Should Do?' başlıklı raporda Putin'in iktidardaki ikinci dönemi ile birlikte Rus toplumunun ve Rusya'nın dış politikasının ABD için sorunlar oluşturacak şekilde değişmeye devam ettiği ifade edilmiş ve şu hususlar vurgulanmıştı;

Rusya ile işbirliğinin sürdürülmesi ABD için önemli olmaya devam etmektedir. Teröristlerin kitle imha silahlarını edinmelerinin önlenmesi, İran, enerji ve HIV/AIDS sorunları ile ilgili olarak Rusya'nın işbirliği yapması, ABD çıkarlarının geliştirilmesinde büyük önem taşımaktadır. Oysa birçok alanda ABD-Rusya ilişkileri ümitleri boşa çıkarmıştır. Rusya yanlış istikamete yönlenmiş durumdadır. Bütün bu nedenlerle de ABD'nin, Rusya ile ilişkilerinde, geniş kapsamlı 'ortaklık' yerine 'seçilmiş alanlarda işbirliği' ve 'seçilmiş alanlarda muhalefet' yapması daha uygun olacaktır.

Yine 2006 yılının mart ayında, ABD Kara Kuvvetleri Komutanlığı'nın organı 'Strategic Studies Institute', Ricahard J.Krickus tarafından hazırlanan ve Rusya'yı ABD gözü ile inceleyen 'Iran Trıokas, The New Threat From The East' adlı raporu yayınladı.

Rusya Niye Tehdit Sayılıyor?

Krickus raporunda Rusya'yı tehdit olarak tanımlamaktadır.

11 Eylül 2001'den sonra küresel teröre yoğunlaşan ABD, güvenlik tehdidi oluşturan Rusya'yı ihmal etmiştir. Bu iki nedene dayanan bir yanılgıdır. Birincisi, Kafkaslardaki şiddetin, demografik ve sağlık krizlerinin, ekonomideki belirsizliklerin, gelir eşitsizliğinin ve otokrasiye dönüşün sorunlu bir Rusya oluşturacağına ilişkin bir algılama oluşturması ile ilgili idi. Algılamadaki ikinci yanılgı ise Rusya'nın yaşayan bir tehdidi oluşturması ile ilgilidir ve bu tehdit, Rusya'nın Merkezi ve Doğu Avrupa ülkelerinin güvenlik politikaları üzerindeki nüfuzunu yeniden gündeme getirmesi ile ortaya çıkmaktadır.

Krickus'a göre Rusya'nın yeni tutumunun aktörleri ve şartları, 'Iron Trioka' (Demir Üçlü) şeklinde ifade edilebilir. Daha önceleri Rusya'nın egemenliğinde olan bölgelerde enerji zenginliğini istismar ederek Rusya'nın güvenlik çıkarlarını geliştirmeyi amaçlayan Putin gibi 'Güçlü Lider', 'Demir Üçlü'nün birinci unsurudur. Rusya'nın enerji kartını kullanan ekonominin diktatörleri, mafya ve hukuk dışı askeri personel 'Demir Üçlü'nün ikinci, Baltık Denizi doğusu bölgesinde Rusya'nın çıkarları için ortam oluşturan bölgesel aktörler, 'Yeni Oligarşi' ise üçüncü ayağını oluşturmaktadır. Krickus, Rusya'yı sadece askeri bir tehdit olarak değil, bölgeyi ve tüm Avrasya'yı istikrarsızlaştırabilecek bir unsur olarak görmekte ve tedbirler alınmasını istemektedir.

Avrasya Haritası (Değiştirilmek mi isteniyor?)

Avrasya haritasında Baltık Denizi'ni, Baltık Denizi'ne kıyısı olan Estonya'yı, Letonya'yı, Litvanya'yı, Polonya'yı, daha sonra Beyaz Rusya'yı, Ukrayna'yı, Romanya'yı, Bulgaristan'ı içine alan coğrafyayı bir çizgi ile birleştirelim. Bu bölgeye Karadeniz'i, Kafkasya'yı ekleyelim. Bölgeyi Hazar Denizi'ni, Orta Asya ülkeleri Kazakistan'ı, Özbekistan'ı, Türkmenistan'ı, Kırgızistan'ı, Tacikistan'ı içine alacak şekilde genişletelim. İşte bu coğrafya içinde ABD-Rusya güç mücadelesi cereyan ediyor ve bu mücadele şiddetlenerek gelişecek gibi görünüyor.

ABD, Baltık bölgesinde, Rusya'nın denize açılmasını denetlemek; Doğu Avrupa ülkelerini demokratikleştirerek ve NATO içine çekerek Rusya'yı çevrelemek; Romanya ve Bulgaristan'da kuracağı üsler ile Karadeniz'i kontrol ederek ve NATO üzerinden Karadeniz'e girerek, Güney Kafkasya'ya yerleşerek çevreleme hattını genişletmek istiyor. Enerji zengini Hazar Havzası ve Orta Asya ülkeleri ise hem ABD'nin çevreleme hattının uzantısını hem de güç mücadelesindeki yaşam sahasını oluşturuyor. Yani ABD, kaybettiği coğrafi bölgelere yerleşerek hem Rusya'yı çevrelemek hem de bu coğrafya üzerindeki enerji zenginlikleri kontrol ederek küresel üstünlüğünü sürdürmek istiyor.

 

 

Putin'in gücü (siyonistleri korkutuyor!.)

Demografik ve demokratikleşme sorunları olsa bile on beş yaşındaki Rusya artık çok daha güçlü.

Putin, politik gücü merkezileştirdi ve istikrarı büyük ölçüde sağladı, ekonomiyi yeniden yapılandırdı ve canlandırdı. Yükselen petrol fiyatları Rusya'nın bilânçosuna büyük kazançlar olarak giriyor. Rusya'nın döviz rezervleri 180 milyar doları aştı. Rusya zengin stratejik kaynaklara sahip. En zengin doğalgaz rezervleri Rusya'da. Petrol rezervleri sıralamasında Rusya sekizinci sırada ve Rusya dünyanın ikinci büyük petrol ihracatçısı, gerektiğinde enerjiyi bir silah gibi kullanabiliyor. Rusya'nın yakın çevresinde daha fazla kaybetmeye ve ABD'nin kendisine daha fazla yaklaşmasına tahammülü yok. ABD karşısında Çin ile stratejik işbirliği Rusya'ya güç kazandırıyor. ABD askeri gücünün Afganistan'da ve Irak'ta tıkanması ve İran'ın meydan okumaları karşısında ABD'nin kafasının karışması Rusya'yı cesaretlendiriyor.

Baltık'tan Kırgızistan'a kadar uzanan hattaki ABD-Rusya güç mücadelesi Soğuk Savaş dönemini hatırlatıyor.

 

 

 



[1] Barış Doster - Jeopolitik

Mehmet DENİZ -

Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız Heyecan

Bu yazarin diger makaleleri

SİYONİZMİN ERMENİ KARTI VE YERLİ HIYANET ODAKLARI
Tanzimat fermanı, Sevr, Mondros ve Lozan... Hedefleri hep aynı:...
Devami
TÜRKİYE NEREYE SÜRÜKLENİYOR?
Yüksek kurumlar çatışıyor Anayasa Mahkemesi tarihinde ilk kez üyeler, Anayasa Mahkemesi...
Devami
SN. GÜL’ÜN ÇİN ZİYARETİ VE SORU İŞARETLERİ
Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun Almanya'daki Türkevi toplantısında yaptığı açıklamada: “Rusya...
Devami
AMERİKA'NIN TÜRKİYE'YE BAKIŞI VE BATIŞ ÇIRPINIŞLARI
  ABD Pentagon danışmanı, Deniz Harp Okulu kıdemli strateji araştırmanı,...
Devami
TÜRKİYE-İSRAİL-SUDAN İLİŞKİLERİ VE ÇELİŞKİLERİ
Dünyanın gözü önünde, 60 yıldır Filistin halkına sistemli bir soykırım...
Devami
TARİHİ ÇAĞLAYAN COŞKUSU VE KUVAYI MİLİYE ŞUURU
  "Can feda kılınsa, kurban, kan aksa Yine de korunur, Mescid-i...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 7021

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR