ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün1597
mod_vvisit_counterDün3864
mod_vvisit_counterBu Hafta5461
mod_vvisit_counterGeçen hafta27382
mod_vvisit_counterBu Ay82575
mod_vvisit_counterGeçen Ay119131
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar17839422

IP'niz: 3.236.170.171
Bugün: 15 Haz 2021

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12602583

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X
 ADIL DUZEN 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam
Reklam

BM. TÜRKİYE'Yİ DEĞİL, PKK'YI MUHATAP ALIYOR!

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 4
ZayıfMükemmel 

 

Bitlis'te 5 askerimizin kahpe mayın tuzağıyla şehit edildiği gün, Kandil'de ne oluyordu biliyor musunuz? Güya bir sivil toplum kuruluşu olan İsveç merkezli "Cenevre Çağrısı" ile PKK arasında törenle, "Anti personel Kara Mayınlarını Yasaklama Deklarasyonu" imzalanıyordu.

Bu örgüt nedir, Kandil'e giden yöneticileri kimdir, açıklayalım: Evvel emirde BM'nin desteklediği bir örgüt. Yöneticisi ise İsviçre'nin Cenova Kantonu Parlamento Başkanı ve Nobel Barış Ödülü görevlisi Elisabeth Reusse-Decrey. İşte PKK ile o sözleşmeyi imzalayan bu bayan. Yanında örgütün Program Direktörü Paascal Bongard ile raportör Anki Sjöberg de bulunuyordu.

 

Yeni PKK olan Halk Savunma Güçleri(HPG)'nin Ana Karargâh Komutanı Bahoz Erdal, imza töreninde bir konuşma da yaptı. Mayınlardan başta kadın ve çocuklar, sivil halkın çok zarar gördüğünü belirtip, "Bundan dolayı bu mayınları ortadan kaldıracak olan tüm uluslararası anlaşma ve sözleşmeleri halkımız sevinçle karşılayacak" diyordu.

PKK pek çok ilk uluslararası anlaşma yapmış!

İsviçreli Parlamento Başkanının açıklamaları ise daha önemli ve vahim. Önce HPG'nin attığı imzanın çok önemli olduğunu vurguladı. Ardından, "Hareket olarak bu sizlerin ilk uluslararası anlaşmanız değil. 1995 yılında da Cenevre Savaş Hukuku'nu imzalamıştınız" açıklamasını yaptı. Yetmedi, "HPG'nin insani yaklaşımını önemsediğini" zırvaladı.

Heyy; Ankara'da kimse var mı? Bunlar ne demek oluyor? Türkiye'nin taraf olduğu Cenevre Sözleşmesi'ni, hem de 1995'te PKK'nın da imzaladığı doğru mu? Bundan haberiniz var mı?

Doğru değildir diye umuyoruz, ama şu hususlar midemizi iyice bulandırıyor:

-AB 2004'te birden bire Türkiye'nin bu sözleşmedeki, "coğrafi sınırlama" çekincesini kaldırmasını, yani Doğu'dan da mülteci kabul etmesini şart koştu.

-BM'ye bağlı Birleşmiş Kentler ve Yerel Yönetimler Teşkilatı bünyesinde, "çatışma tehdidi altında olan kentlerle" ilgilenmek üzere bir Kent Diplomasisi Komitesi oluşturuldu. Başkan Yardımcılığına da Osman Baydemir seçildi. Komite bu yılki toplantısında, "çatışmalı bölgelerin haritasının çıkarılması için Görev Gücü" kurdu ve ne tesadüf 5 kişilik ekipte yine Baydemir'e görev verildi. Bu grup ne mi yapacak; o şehirlerde çatışmaların önlenmesi ve barışın tesisinde yerel yönetimlerin rolünün arttırılmasını sağlayacak. Baydemir'in ABD dönüşünde ayağının tozuyla önce Nevruz, ardından PKK'lıların cenazelerindeki kanlı kalkışmada arabuluculuğa soyunması ve iktidarın teşvik etmesi acaba bundan mıydı?   

-Cenevre Sözleşmesi, savaşta sivillerle, savaş esirlerine yapılacak muameleleri düzenliyor. Mayıs ayında, PKK terörünün yoğunlaştığı sırada Kandil'deki Karayılan, "savaşta uyulması gereken kuralları" açıkladı. "Kürt tarafının savunma savaşının, BM'nin kararlaştırdığı meşru müdafaa hakkına göre yürütülmesini esas aldıklarını" duyurdu. 

-Ve yine BM'ye bağlı UNICEF'in Yardımcı Direktörü Gul Gautam, "Türkiye'de Kürt çocuklara Kürtçe eğitim verilmesini" istedi.. 

Büyük kısmı BM yörüngesinde gelişen bu olaylar için "tesadüf" ve Irak'ta uçan kuştan bile haberdar "ABD'nin ilgisi, bilgisi dışında" denebilir mi?

 

 


Hazırlıklar 2001'de başlamış!

Bayan Elisabeth Kandil'de, PKK ile bu konuda görüşmeye 5 ay önce başladıklarını da açıkladı. Sonuca ulaşmaktan mutluymuş. Ama doğru söylemiyor. Çünkü 5 ay önce değil, tam 5 yıl önce PKK'yla görüşmeyi kararlaştırdı. Hem de Avrupa Parlamentosu'yla birlikte.  

Onu da anlatalım. AP, Eylül 2001'de "anti personel mayınlarının etkisiz hale getirilmesi" kararı alındı. Görüşmeler sırasında bir önergeyle, "mayınların önemli kısmının merkezi devletlerle çatışan örgütlerce döşendiği" hatırlatıldı ve karara, "örgütlerin de sürece dahil edilmesi" ifadesi eklendi. Bu karar da, AB Komisyonu, üye ülkeler, BM, ABD, Rusya ve Çin'e gönderildi.

İşte bu operasyonun arkasında da aynı bayan vardı. Dahası AP'de düzenlediği basın toplantısında ilk sözü, "PKK yetkilileri ile de ilişki içindeyiz ve önümüzdeki aylarda Başkanlık Konseyi ile bir anti mayın anlaşmasını imzalamak için görüşeceğiz" oldu. Hemen harekete geçti ki, 4 ay sonra 28 Ocak 2002'de PKK Başkanlık Konseyi üyesi Rıza Altun, kendisine, "mayınları yasaklamaya hazırız" şeklinde bir mektup yazdı.

Acaba Elisabeth'in ve AP'nin hayali niye 5 yıl gecikti? Herhalde başka hesapları vardı. Belki PKK'yı zoraki de olsa terör listesine aldıkları için HPG'leşmesini beklediler!..

Türkiye PKK'yı örnek alacakmış!

BM destekli bu operasyonun dahası da var. PKK'yı kutlayan Elisabeth, hayasızlıkta sınır tanımaksızın şunları söyledi:

"İnanıyoruz ki, imzaladığımız bu sözleşme etrafınızdaki devletler için iyi bir örnek olacaktır. Biz de baskı uygulayarak, onların da bu anlaşmaya bağlı kalmaları için çalışacağız. Sizlerin bu insani kararınızda sizlere yardımcı olacağız. Sadece burası ile sınırlı kalmayacağız. Amacımız ve isteğimiz odur ki, mayınsız ve özgür bir Kürdistan olsun."

Baskı yapılacak ve PKK'yı örnek alacak devlet hangisi, belli. Peki AB'nin yine 2004'ten beri "sınırdaki mayınları temizleyin" demesini ve bu arazilerin yabancı güçlere kiralanması teşebbüslerini de tesadüf mü sayacağız? Hayır, zira aynı bayan daha Haziran 2002'de PKK'nın ajansı Mezopotamya Haber'e, "Bugüne kadar Türkiye'nin mayın kullanımını azaltma yönünde bir girişimi olmadı. Bu konuda acil bir girişim gerekiyor" diye demeç vermişti.

Bu tabloyu bir de, teröristbaşı Roma'dayken, AB Dışişleri Bakanlarının Aralık 1998 Brüksel zirvesinde aldığı, "Kürt sorununun uluslararasılaştırılması ve halklar hukuku çerçevesinde çözümü" kararıyla birleştirelim. Etrafımızdaki çemberin ne kadar daraldığının resmidir!..

Ama ABD ve AB'nin yalanları dinlenip, rica-minnet-temenniyle, "boş ve dış gebeliklerle" gün geçiriliyor. Taşları bağlayıp, köpekleri "uluslararası tasmayla" üzerimize salmaya başladıkları görülmüyor mu?[1]

Wilson, BOP'un Türkiye Valisi Gibi Davranmış!

Amerika Birleşik Devletleri'nin Ankara Büyükelçisi Ross Wilson'un, Türk gazetecilerin sorduğu; "İsrail'in kendisini savunması için düzenlediği saldırıları haklı gören uluslararası toplum (tabii başta ABD), Türkiye'nin Kuzey Irak'ta PKK'ya karşı operasyon düzenlemesi durumunda aynı anlayışı gösterecek mi?" sorusuna verdiği cevap tam bir iki yüzlülük örneği sergiliyor.

Çoğu çocuk olmak üzere binden fazla masum sivilin kanını akıtmaktan kaçınmayan İsrail'in Lübnan'ın işgaline dönen saldırılarını, haklı gördüğünü açıklayan Wilson, "Bu şiddetin nasıl başladığını bilmek lazım. Şiddet, İsrailliler'e karşı Gazze'den yapılan roket saldırıları ve İsrail askerlerinin kaçırılmasıyla derinleşti. İsrail'deki insanların kendilerini savunmaya hakkı olduğunu düşünüyoruz" cevabını veriyor.

ABD Büyükelçisi Wilson'un Türkiye'nin PKK ile mücadelesi konusundaki düşünceleri ise şöyle: "Türkiye ile PKK terörizmine karşı birlikte çalışıyoruz. PKK'nın Avrupa'daki finans kaynaklarına karşı mücadele ediyoruz. Aynı zamanda Kuzey Irak da, Türkiye ile birlikte çalışmak istediğini belirtti. Irak-ABD ve Türkiye'nin bu konuda işbirliği yapması tek taraflı davranmaktan daha verimli olacaktır."

 

 

ABD'nin Ortadoğu ve Türkiye'ye bakışını yansıtan bu açıklamalar, Afganistan'da, Irak'ta veya dünyanın bir başka yerinde kendine, terörü vurma meşruiyeti veren ABD'nin,  Türkiye'ye gelince teröristi himaye edip, Türkiye'yi engellemesine güzel bir örnek.

Terörle mücadele için devletleri işgal eden ABD, Türkiye'nin terörle mücadelesine yardım etmek bir yana basına da yansıdığı gibi yıllardır terör örgütünü Kuzey Irak'ta himaye ediyor. Irak'tan Türkiye'ye girip askerlerimizi şehit eden her teröristin elindeki kanda ABD'nin de payının bulunduğuna dikkat çekilirken, Gazze ve Lübnan'da başlayıp tüm Ortadoğu'ya yayılmak istenen BOP ateşinin çemberinde Türkiye'nin de bulunduğu unutulmamalıdır.

ABD Büyükelçisi Wilson'un, İsrail'in kendisini savunması için düzenlediği saldırıları haklı görmesi ve Türkiye'nin K.Irak'ta PKK'ya karşı operasyon yapmasının yanlış olacağını açıklaması, Wilson'un, ABD'nin Büyük Ortadoğu Projesi'ndeki Türkiye'nin valisi gibi davrandığı yorumlarına neden oldu.

Vatandaşlar, "BOP, sadece İsrail'in haklarını korumak mı demektir?" diye soruyor.[2]

Celallenmek yetmiyor... (Kanı durdurmaya çalış!)

"PKK'nın kendi kendine ilan ettiği ateşkesi kaldırdığı 1 Ocak 2005'ten beri yaşananlara ve onlar karşısında bu hükümetin izlediği politikalara, "aldığını iddia ettiği" önlemlere bakınca itiraf edelim ki iyimser olamıyoruz. Daha da açıkçası, bu hükümetin veya Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) iktidarının bu soruna çözüm bulabileceğini sanmıyoruz.

Bu iktidar döneminde bu sorun derinleşecek, terör nedeniyle ödediğimiz fatura her gün daha fazla kabaracaktır.

Önce belirtelim ki PKK'nın ateşkesi kaldırdığı tarihten Haziran 2006 başına kadar geçen 17 ayda 17 polisimiz öldürüldü, 484'ü yaralandı. Aynı şekilde şehit düşen askerimizin sayısı 146'yı, yaralı asker sayısı 495'i buldu. Koruculardan 18'i öldü, 52'si yaralandı. Sivil halktan ölenlerin sayısı 72, yaralananların sayısı 634 oldu. Bu sırada öldürülen PKK'lı sayısı 286, yaralı olarak ele geçenler ise 15 olarak saptandı.

Demek ki terörden doğruca zarar gören veya hayatını kaybeden insanımızın sayısı 1918'i bulmuş. Teröristlerin bilinen kayıp ve yaralı sayısı ise 301'de kalmış.

Rakamlar, terörün toplumumuzu çok ağır şekilde mağdur ettiğini buna karşılık terörü önleyecek çare bulmakta bizim (daha doğrusu hükümetin) aciz kaldığını açık şekilde ortaya koyuyor."[3]

"Bayrağa sarılı tabutlar" da Artış!..

Kaç gündür yine sıra sıra tabutlar taşınıyor Anadolu'nun yoksul, bakımsız köylerine.

Tüm bunlar "normal" bir şeymiş gibi geliyor artık insanlara.

Birazdan "dizi" başlayacak...

En güzel dizi "Kurtlar Vadisi" idi.

Polat Alemdar çuvalı geçirmişti Amerikalının başına da yüce milletimiz sevinmişti.

Nasıl koşmuştu halkımız sinemalara; gururumuzun sinema filmi ile kurtarıldığını görmek üzere...

Ve alkış kopuyordu sinema salonlarında.

Siz Başbakan "Alt kimlik, üst kimlik" diyerek teröre "Galiba başarıyoruz" umudunu verirken de alkışladınız.

Bir Başbakan'ın yapabileceği en büyük hataydı bu.

Ama AKP'nin oyları arttı.

Muhtemelen BM'nin, AB'nin, tüm Batı'nın ve Türkiye Cumhuriyeti'nin "terörist" kabul ettiği El Kadı'ya Başbakan "Kefilim" dediğinde de fazla önemsemediniz...

Şimdi BM, AB ve Batı dünyasına gidip "terörden yakınma" hakkının durup durmadığını da belki aklınızdan dahi geçirmiyorsunuzdur.

Keza Ordu'nun yıpratılması, askerlerin sindirilmesi için yapılan operasyonları "demokrasi" sandığınız gibi...

Biz biliriz sizi... (18 078 2006 / Hürriyet / Bekir Çoşkun)

 

                                                   

Düşmandan izin alınarak düşmanla mücadele edilmez! (Tavrınız da tabiatınız gibi yanlış!..)

"İsrail'in, bir askerini kaçırdığı için Filistin'i; iki askerini kaçırdığı için de Lübnan'ı bombalaması örneği, Türkiye açısından model değildir.

Çünkü, Türkiye'nin karşısında Filistin ve Lübnan değil, terör örgütünü destekleyen ABD vardır!

Türkiye elbette kendi kararı ile terörü kaynağında kurutmalıdır. Fakat bu operasyon, ABD ve Irak'ı uyarmakla mümkün olamaz. Aylar önce sınıra asker yığılmış, örgüt herhalde tedbirini almıştır. Şimdi de devletin zirvesinde konuşulanlar, karşı tarafa duyurulduğu için operasyon yapılsa bile etkisiz kalacaktır. Çünkü terör örgütü kamplarını boşaltacaktır. Operasyon yapılacaksa, bu bütün dünyaya ilan edilmeden yapılır. İsrail'in örnek alınacak tek tutumu budur!

Düşmandan izin alınarak düşmanla mücadele edilmez? Bu tür girişimlerle Türk halkını değil,  ancak kendinizi kandırırsınız!

Ne hazindir ki, Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile yaşıt olan Cumhuriyet gazetesinin ilgili manşeti, "ABD'den izin yok" şeklindedir. ABD Büyükelçisi Wilson da "Türkiye'nin Irak'ın kuzeyinde tek taraflı hareket etmemesi" için uyarı üzerine uyarıda bulunuyor! Gazeteye sitem etmiyorum, durumun fotoğrafı budur!

Öte yandan, Türkiye'nin Yüksek Askeri Şura kararlarının uygulanacağı 30 Ağustos'tan önce bir operasyon yapmasının zor olduğu da bütün basının dilinde! Genelkurmay Başkanlığı makamı için ülkede fırtınalar kopuyor! Böyle bir durumda, Türk Milleti'nin teminatı olan Türk Silahlı Kuvvetleri'nin mevcut komutanları, bu kargaşaya son verecek bir yetkinliği gösterebilmelidir.

Türk Silahlı Kuvvetleri, Türk Milleti'ne tarih boyunca yönelmiş en sinsi ve en tehlikeli saldırı ile karşı karşıyadır ama bunun da üstesinden gelebilecek birikime, kadroya ve millet desteğine sahiptir.

Kurmaylık asıl bu zamanda belli olur!"[4]

Türkiye savaşa giriyor

Son günlerde Türkiye'ye yönelik PKK terör örgütü saldırılarının tırmanması, kamuoyunu "sabrımız taştı" noktasına sürüklerken, Hükümetten de cılız ve pasif açıklamalar yapılıyor. Kuzey Irak'ta bulunan PKK'ya karşı sınır dışı operasyon düzenlemeyi gündemine alan Ankara, sınıra asker sevkıyatına devam ediyor. Bolu ve Kayseri'den gelen komando birlikleri Şırnak'a, Hakkâri Yüksekova'daki 21. Jandarma Tugay Komutanlığı'na bağlı askeri birlikler ise Irak sınırına kaydırılıyor. Dağlık bölgelerin havadan ve karadan bombalandığı operasyonların genişleyeceği ve Türk askerinin tamamen Kuzey Irak'a girmesi bekleniyor. Peki, Türk askeri Kuzey Irak'a nasıl ve kim ile girecek. ABD, Ankara Büyükelçisi Ross Wilson aracılığı ile sürekli Türkiye'ye ABD'den bağımsız hareket etmemesi yönünde telkinde bulunurken, Türkiye ise sınırın öte tarafında bağımsız hareket etmekten yana.

Bundan sonraki sürecin nasıl gelişeceğini ve bu operasyonların Türkiye'ye etkilerini Eski MİT başkanı Mahir Kaynak ise "Bu süreç nasıl işlerse işlesin Türkiye bu savaşa girecek." Diyor!.

ABD "Benim komutamda olun" diyor

ABD'nin, "Irak'a operasyon yapmayın" demediğini ve ABD'nin tavrını iyi okumak gerektiğini kaydeden Kaynak, ABD'nin Türkiye'nin kendisi ile birlikte hareket etmesini istediğini, Kuzey Irak'taki müdahalenin kendi kontrolünde olmasını istediğini belirtiyor.

Kaynak: "ABD söylemlerinde "Irak, Türkiye ve ABD ortak bir operasyon yapalım" diyor ama, esas itibari ile Irak'taki en küçük hareketin dahi kendi kontrolünde olmasını istiyor. ABD ile danışılarak birlikte yapılmasını istiyor. Herkes ABD'nin karşı çıktığını zannediyor ama durum böyle değil" değerlendirmesini yapıyor.

Türkiye'yi İran'la karşı karşıya getirecekler

Türkiye'nin uzun yıllardır Orta Doğuda yaşananlarda aktif olarak görev almasını isteyen bir takım güçlerin olduğunu söyleyen Kaynak, "Bazı güçler tarafından savaşa sürüklenmek istiyoruz. Ve Türkiye bu savaşa girecek. Kuzey Irak'a girecek. PKK vesilesi ile bu müdahale gerçekleşecek. Türkiye'den asıl beklenen ise İran'ın o bölgeye müdahalesi halinde bir engelleme görevi yapmasıdır. Bu güçler Türkiye ile İran'ı karşı karşıya getirmek istiyorlar. En azından yapmak istedikleri, Türkiye'den bekledikleri şey İran'a karşı o bölgede caydırıcı olmak. İran'ın, Irak'a müdahalesinden önce Türkiye'nin orada bulunmasını sağlamaktır." şeklinde konuşuyor.

Saldırıları İsrail mi yaptı?

"Kuzey ırak'a girmeli miyiz?" sorusuna, "Girmek zorunda kalacağız." diye cevap veren Kaynak, "PKK Terör örgütü saldırdı diyorlar. ‘Neden bu gün saldırdı?', sorusunun ise şuan için cevabı yok. Hatta bir takım şüpheler de var. İsrail'in bu saldırıları yaptığı iddiaları, koruyucuların patlayıcıları yerleştirdiğine dair şüpheler var. Gerçeği nasıl öğreneceğiz gerçekleri kim açıklayacak bilmiyoruz."dedi.  İktidarın çok önemli bir süreçten geçtiğini kaydeden Kaynak, "İktidar çok önemli bir süreç yaşıyor. Hem kendi kaderini hem de Türkiye'nin kaderini belirleyecek bu dönemde dikkatli adımlar atmak zorundadır.  Hükümet bu müdahaleden çok büyük bir darbe alacaktır. Parçalanmalarla karşılaşıp ve dağılma süreci yaşayacaktır" iddiasında bulunuyor. (20.07.2006 / Milli Gazete)

 

[1] 18 Temmuz 2006 / Yeniçağ / Sadi Somuncuoğlu

[2] 19 Temmuz 2006 / Milli Gazete

[3] 18 Temmuz 2006 / Hürriyet / Oktay Ekşi

[4] 19 Temmuz 2006 / Yeniçağ / Arslan Bulut


Bu yazarin diger makaleleri

3. DÜNYA SAVAŞI VE EMPERYALİZMİN İRAN'A SALDIRI PLANI
  Irak batağına gafil saplanmış ve çok kötü yaralanmış olan...
Devami
TANRIN VE TAPINDIĞIN ODUR!
En Çok Sevgi Duyduğun ve Kaybetmekten Korktuğun Ne ve Kim...
Devami
MİLLİ ÇÖZÜM'Ü MERAK EDENLERE
Edebiyat, sanat değil; dava, tebligat Politika, palavra yok; aynı hakikat Amaç; şeytanı...
Devami
Erdoğan’ın 28 Şubat İstismarı ve CEMAAT-HÜKÜMET KAVGASININ PERDE ARKASI
  “Erbakan bütünüyle ve samimiyetle Siyonizm’e ve Batı sistemine karşıydı. Batı’nın...
Devami
İNSANLIK SINAVI VE İNANCA SAYGI
Tehlikeli ve acil sorunlarını ve bunların gerçek sorumlularını unutan veya unutturulan...
Devami
KUR'ANDA HZ. MUSA İLE HIZIR HİKÂYESİ
  Kehf Suresi 60-82. ayetleri) 60=Hani, bir vakitler Hz. Musa...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 6307

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR