ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün2518
mod_vvisit_counterDün4283
mod_vvisit_counterBu Hafta10107
mod_vvisit_counterGeçen hafta35024
mod_vvisit_counterBu Ay15899
mod_vvisit_counterGeçen Ay183380
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar18114000

IP'niz: 3.235.227.117
Bugün: 04 Ağu 2021

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12689519

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X
 ADIL DUZEN 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam
Reklam

FETTULLAHCILARIN "FETTANL"LIĞI **

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 9
ZayıfMükemmel 

 

19 Tem. 2006 tarihli sayısının 18. sayfasında, hem Filistinli Müslüman bir Prof'un Hem de İsrailli bir Yahudi Prof'un görüşlerini aynı sayfada yanyana vererek, her iki tarafı da idare eden yani hem Siyonist saldırganları hem de buna tepkili Müslümanları oyalayıp aldattığını zanneden Zaman Gazetesi, bu fettanlığına fetvalar uydurmaktan da geri durmuyor.

 

(

* Fettan: Hayır ve hizmet yapıyor görüntüsüyle fitne çıkaran ve ortalığı karıştıran.)

 

 

"Özellikle 90'lı yıllarda yurtdışında kaldığım yerlerde Allah Rasulü'nü çok garip hissetmiştim. ‘Buralarda çok az anılıyorsun ya Resulallah, herhalde çok gurbet yaşıyorsun' demiştim. O'nun ruhaniyetinden özür dileyerek, ‘Davud'un sesi Seninkinden yüksek çıkıyor. Süleyman'ın sesi Senin sesinden daha çok duyuluyor. Her yandan Musa'nın sesi, İsa'nın sadası geliyor, o ses ve sadalara da ruhlarımız kurban. Ama ya Rasûlallah, en gür ve yüksek sada Senin olmalı değil miydi?' demiştim. Ümmetinden birisi olarak Efendimiz'e karşı derin bir mahcubiyet duymuş, çok utanmıştım."

"Öyle inanıyorum ki, bir yolunu bulan herkes sebepler dairesinde kendine düşeni yapıp sonra da Allah'a mütevekkil olarak mutlaka hicret etmeli; gittiği yerde bir diplomat gibi vatanımızın ve milletimizin temsilciliğini yapmalı, oradan Türkiye'yi gözetip, Türkiye'yi kollamalı. Yüreği daima Türkiye için çarpmalı, vatan ve millet adına yükselen menfi ya da müspet sesleri bir de oradan dinlemeli, bazı kapıları Türkiye hesabına zorlamalı ve milletimizin istikbali için ne yapılması gerekiyorsa onu yapmalı." (Ümit Burcu Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı Yayınları, sayfa 176-178)

Sözleriyle gizli ilişkileri ve kirli işleri yüzünden kaçıp sığındığı Amerika'daki Pansilvanya Eyaletindeki muhteşem çiftlikte saltanat sürmeyi, Allah yolunda yapılmış kutsal bir Hicret olarak yutturmaya çalışan Fetullah Gülen sadece dışarıdaki Siyonist Yahudilerin değil, içerideki sabataist dönmelerin de Allahın rızası ve İslamın hatırı (?) için verilen desteklerini kazanıyordu. Meşhur Armatör Mason İlhan Kalkavan'ın itirafıyla, Fetullah Hoca'ya ve okullarına en büyük ve en samimi desteği, İsrail'in eniştesi, Milli Görüş'ün kökünü kurutma görevlisi, Sosyalizm fedaisi ve İslami Dirilişi boğma şövalyesi Sn. Bülent Ecevit veriyordu

 

 "Zaman zaman devlet büyüklerini dışarıdaki eğitim kurumlarına götürdük. Görsünler, tanısınlar diye biz davet ederdik. Ya da o seyahatlerde rica ederdik, oradaki okulu da ziyaret ederdik. O okullarda gördükleri muamelede hüngür hüngür ağlardı, hepimiz ağlardık. Yabancı insanlar Türkçe konuşuyorlar, Türkçe şarkılar söylüyorlar, Türkçe İstiklal Marşı'nı söylüyorlar. O ülkelerde bir Türk bayrağı görmek bile insanı çok duygulandırıyor. Hüngür hüngür ağlıyorlar ama buraya gelince Hoca efendi'nin yaptığı, destek verdiği bu meseleyle ilgili ‘Ya arkadaş biz gittik gördük' demiyorlar. Sadece sağ olsun Bülent Ecevit bu davanın ciddi savunucusu olmuştur. Ne zaman olsa duygularını söylemiştir. En son Bosna'ya gittiğinde yine okula gitti, ‘Şimdi medya da askerde bana kızacak ama ben yine de söylüyorum işte bu hizmetler çok büyüktür' dedi."[1]

Sözleriyle hidayete eren ve hakikati görüp ılımlı İslam'a destek veren Ecevit'in, Fetullah Gülen hayranlığını dile getiriyordu!?..

"İslam, demokrasiyi zenginleştirir(miş)"!?

"Bu mütalaalardan birine göre İslam, bir din olmanın yanında aynı zamanda bir devlet sistemidir. O, ferdî, ailevî, içtimaî, iktisadî, siyasî her alanda kendini ifade eder/etmiştir. Bu açıdan onu sadece iman ve ibadetten ibaret sayma, müdahale ve tasarruf alanını daraltmak demektir. Bu icmalî mütalaa etrafında yeni yeni fikirler oluşmuş ve çok defa İslam'ın da bir siyasi ideoloji şeklinde algılanmasına sebebiyet vermiştir. Hatta bu düşünce tarzı, bazılarına göre İslam'ı da herhangi bir siyasi ideoloji durumuna getirmiştir. İslam'ın totaliter bir ideoloji şeklinde algılanması ise tamamen hukuka dayanan, temel prensipleri itibarıyla hiçbir kesimi baskı altına almayan, hatta açıktan açığa buna karşı çıkan ve her zaman cumhurun görüşlerine göre -re'ye açık alanlarda- icraatta bulunan İslam'ın ruhuna aykırı düşmektedir.

Biraz daha mutedil bir çizgi izleyenlere göre ise İslam'ı bir ideoloji gibi sunmaktansa demokrasiyi tamamlayan bir unsur olarak sunmak çok daha iyi olurdu. İslam'ın bu şekilde takdim edilmesi İslam dünyasında demokrasinin yerel formlarının zenginleşmesine; insanların manevi ve maddi dünyaları arasındaki ilişkiyi daha iyi anlamasına yardımcı olabilirdi. Öyle inanıyorum ki İslam ebedden ve ebedî bir Zât'ın teveccühünden başka hiçbir şeyle tatmini mümkün olmayan insanoğlunun geniş ihtiyaçlarını karşılayarak demokrasiyi zenginleştirebilirdi."[2]

Sözleriyle İslami, demokrasi demagojisinin bir aksesuarı ve tamamlayıcısı olarak gösterecek kadar sapıtan Fetullah Gülen

"Bugün size Dininizi (hiçbir konuda eksiği ve ziyadesi kalmamak üzere)kemale ulaştırdım, (böylece) üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve size din olarak İslami seçip beğendim (Rızamı, İslama şartsız ve katıksız teslimiyetle kıldım) (Maide:3) ayetinin hükmünü haşa iptal etmeye kalkışıyor Allahın kemale erdirip tamamladığı İslamiyet'i, demokrasi demagojisini bir ayağı dayanağı ve tamamlayıcı aksesuarı olarak gösteriliyordu.

Halbuki en ılımlı Yahudi-Siyonist, ve İsrailli Tarih profesörü Benny Morris:, Fetullah Gülenin, "Dinler arası Diyalog ve Hoşgörü" safsatasını, şu sözleriyle geçersiz ve gereksiz kılıyordu.

1) Tarih boyunca Müslümanlar ve elbette özellikle Araplar, Yahudilere büyük zulümleri reva görmüşlerdir. Öyle ki Müslümanların Yahudileri bir katliama uğrattıkları dahi söylenebilir. "Soykırıma ramak kaldı" demeye getiren Morris, bu bölümle ilgili sözlerini aynen şu cümle ile bitirdi: "İsmail'in çocuklarının ulusu tarih boyunca Yahudilere zulmetti, onları dışladı." Yani böylesine kötü bir geçmiş varken, her iki halkın bir arada yaşaması bugün ve yarın da mümkün değildir.

2) Gerek ortadaki durum gerekse yapılan hesaplar şunu gösteriyor ki, Arap nüfusu artıyor, buna karşılık Yahudi nüfusu azalıyor, doğum oranında önemli düşüşler kaydediliyor. 280 milyonluk Arap âleminde nüfusun yüzde 75'i 25 yaşın altında. Bu nispet Filistin'de de hemen hemen aynıdır. Tek devletli bir çözümde Yahudiler pek de uzak olmayan bir gelecekte "azınlık" durumuna düşecekler.

3) Yahudiler bölgede "Batı'nın ilerici değerleri"ni temsil ediyorlar; Araplar ve Filistinliler ise "İslami/geri değerler"de ısrar ediyorlar. Araplar, gayrimüslimleri, kadını ve eşcinselleri horluyorlar, dışlıyorlar. Bu iki kültürel değerin bir arada yaşaması mümkün değildir.

Tarih profesörü Benny Morris'e göre bu üç sebepten dolayı Araplar ve Yahudiler bir arada yaşayamaz. Bu gerekçelerden ilkinin gerçeği ne kadar yansıttığını vicdan ve insaf sahiplerine bırakıyoruz. Ama son iki gerekçe dolayısıyla bile, iki dini ve etnik grubun bir arada yaşayamayacağı öne sürülüyor ve sahiden İsraillilerin önemli bir bölümü böyle düşünüyorsa, sorun gerçekten vahimdir. (Ali Bulaç / Zaman / 19.07.2006)

 

Zaman Gazetesine göre

Çeteyi üst rütbeli subaylar koruyor' muş!..

"Hakkari'nin Şemdinli ilçesinde 9 Kasım 2005 tarihinde Umut Kitabevi'nin bombalanmasıyla ilgili Van 3. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen davada mahkeme gerekçeli kararını açıkladı. 145 sayfalık kararda, tutuklu sanıklar astsubay başçavuşlar Ali Kaya, Özcan İldeniz ile PKK itirafçısı Veysel Ateş'in bir örgütün faaliyeti kapsamında anlaşarak, bombalama-yaralama-öldürme ve öldürmeye teşebbüs suçlarını birlikte işledikleri belirtildi. Kararda, sanıkların, icra ettikleri görev içinde söz konusu bulunan astlık-üstlük ilişkisi, konumları ile iç disiplini gözetildiğinde, örgüt içinde yalnız olamayacakları ve böyle bir eylemi kendilerinden rütbece yüksek görevlilerin himayesi ve katılımı olmadan işleyemeyecekleri belirtildi. Kararda, himaye eden kişilerin bulunması halinde, yargı önüne çıkarılmaları görevinin ‘devlet yetkililerine' ait olduğu vurgulandı.[3]

Böylece Fetullahcı Gazete, bir yandan birlik-dirlik edebiyatı yaparken, öte taraftan CIA, MOSSAD ve PKK'nın yaptığı Şemdinli gibi provokasyonları, üst düzey Komutanların üzerine yıkmaya çalışıyor devlet-millet çatışmasını körüklüyordu.

Zaman Gazetesi, PKK terörünün: Kahraman olmak ve rant toplamak isteyen komutanların işine yaradığını söyleyerek hedef saptırıyordu.

"Türkiye'deki kamuoyunun İsrail'e büyük öfke duymaya başladığı, Hürriyet Gazetesi'nin bile ‘İsrail gibi yaparız' diye manşet attığı bir ortamda PKK da eş zamanlı olarak eylemlerini arttırdı. En son Eruh'ta 8 asker şehit edildi. Ardından Van'da iki polis teröristler tarafından katledildi. Kuzey Irak'a askerî harekât yapılması devletin üst kademelerince çok ciddi olarak telaffuz ediliyor. Hürriyet Gazetesi'ne göre operasyonun Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt'ın Genelkurmay Başkanlığı görevini devralmasından sonra başlaması bekleniyormuş.

Binlerce kere sorulsa yeri olan bir soruyu tekrarlamakta fayda var. Terörü tırmandırmak kimin işine yarar? Çok basit bir soru; ama içinde binlerce kurbanı sakladığı kesin. Terör Kürtlerin işine yarar mı? Tabii ki yaramaz. Gerginlik bölge halkının işine yarar mı? Tabii ki yaramaz. Demokrasinin, insan haklarının, normalleşmenin gelişmesine yarar mı? Tabii ki yaramaz. Kalkınmanın, refahın artmasına yarar mı? Cevap kocaman bir ‘hayır'. Peki kimin işine yarar? Olaylara ters açıdan bakmak gerekirse, PKK terörü kahraman olmak isteyenlerin işine yarar. Kahramanların olması için savaşların olması lazım. Savaş yoksa insanlar isimlerini tarihe yazdıramaz. Kahraman olmak isteyenler kim bilir belki savaşlar ortaya çıkartıyorlardır. Savaş şartları yoksa da oluşması için ufak tefek psikolojik harekât yapıyorlardır kim bilir." (Mehmet Kamış / 19.07.2006 / Zaman)

 

Amerika'nın kendi ülkesindeki okullar da Türkçe öğretmeni olarak maaşa bağlayacağı, 60 bin kadar kişi de aranan:

-26 yaşını aşmayacak

-Yurt dışında eğitim yapmış olacak

-İngilizce'yi güzel konuşacak

-Yurt dışında deneyimi bulunacak

gibi şartlara bakıp ta bunların büyük çoğunluğunun Fetullahcılardan oluşacağını anlamak için herhalde dahi olmaya gerek yok.

Yani Fetullah Gülenin gönüllü Amerikan misyonerleri, böylece "Kadrolu Amerikan askerine" dönüşmüş olacak... İnşallah biz yanılmış oluruz... Bekliyoruz ve takip ediyoruz.

Fetullahcıları iyi tanımak için, kucağına sığındıkları Siyonist odakları yakınen tanımak gerekiyor.

Şiddet ve Yahudi

Yahudilik, aslından saptırılmış bir din olarak şiddet üzerine kurulmuştur. Siyonizm idealinden tutunuz da güdülen işgalci-yayılmacı politikalara kadar her teşebbüste Yahudi şiddetinin izleri vardır. Bu şiddet, sadece öldürmeye ve silaha dayalı bir şiddet değil, aynı zamanda kültürel ve ekonomik boyutları da olan bir tedhiş hareketidir.

Her şeyden evvel muharref Yahudilik, paraya dayalı dünya merkezli bir dindir. Uhrevi hayata dair çok fazla bir açıklık yoktur. Bir Yahudi yapıp ettiklerinin dünya ötesi karşılığını hiç düşünmez bile. Çünkü kendisine ateşin dokunmayacağını ve Rab Yahova tarafından kendisine ve kendi soyundan olana iltimas geçileceğini sanır. Oysa Cenab-ı Hak şöyle buyurur: "Onlara/Musevilere de ki: Eğer (iddia ettiğiniz gibi) ahiret yurdu/Cennet Allah katında diğer insanlar değil de yalnızca size aitse, hadi bakalım ölümü temenni edin." (Bakara, 2/94). "Ey Museviler! Başka insanlar değil de sadece "Biz Allah'ın dostlarıyız" iddiasında doğru iseniz ölümü temenni ediniz." (Cuma, 62/5)

Musevilerin Allah katında kendilerini imtiyazlı saymalarına rağmen Allah'ın "Ölümü temenni edin" çağrısına kulak astıkları falan yoktur, bilakis asırlar boyu hep öldürmeyi temenni etmişlerdir.

Yeryüzünün hakimi olma ideali, Musevilerin öte dünya duyarlıklarıyla nerdeyse yer değiştirmiştir. İslam dini ve Hıristiyanlığın Katolik kolu paraya ve dünya malına karşı temkinli olmayı tavsiye ederken, Yahudilikte bu yaşamsal motivasyonu sağlayan olmazsa olmaz bir değerdir. Örneğin İslam dini faiz alıp vermeyi yasaklarken, Musevilik, özellikle Yahudi olmayanlarla faiz alışverişi yapılabileceğini söyler. Zaten ahlak kuralları da sadece Yahudilerin kendi aralarında geçerlidir. Yahudi olmayana karşı ahlaki davranma mecburiyeti yoktur. Max Weber, Yahudilerin ekonomik bağlılıklarından bahsederken şöyle der: "Yahudilerin parasal işlemler noktasındaki yoğunluk ve tercihlerinin sebebi para ile uğraşmayı ayin telakki etmelerinden dolayıdır."

16. ve 17. yüzyılda Yahudiler köle ticareti ve sömürgecilik gibi alanlarda başı çekmişlerdir.18. yüzyıla doğru Yahudilerin ekonomik gücü iyice artarak "Saray Yahudileri" seçkinci sınıfını oluşturmuşlardır.

Yahudi Ansiklopedisi Encyclopaedia Judaica, Avusturya'nın Osmanlıya karşı giriştiği savaşlarda tüm bütçesini Yahudilerden aldığı paralarla karşıladığını söylüyor. Bilindiği gibi, Saray Yahudileri dönemin kapanmasıyla birlikte 19. yüzyılın başlarında Yahudi bankerler dönemi başladı. Yahudi bankerler aynı zamanda yüksek ırk bilincine sahip Mesih planının yeni uygulayıcılarıydılar. Bu bankerler 20. yüzyılla birlikte kurdukları ekonomik gücü politik güce dönüştürdüler. Bugün itibariyle baktığımızda, dünya ölçeğinde mahdut nüfusuna rağmen Yahudilerin özellikle ABD ile ortak menfaat siyaseti sonucu dünyaya her anlamda hükmettiğini görüyoruz.

Yahudiler her fırsatta kalplere korku salmak için değişik şiddet biçimlerine başvururlar. Tanrı'nın öngörüp uyguladığı bir şeydir şiddet ne de olsa(!)

Tevrat'a göre Tanrı sadece Yahudilere düşman olanlara değil, aynı zamanda Yahudilere de her fırsatta sözlü ya da fiili şiddet uygulamıştır. İsrail'in Allah'ı Rab şöyle diyor: "Herkes kılıcını beline kuşansın ve ordugahta kapıdan kapıya dolaşsın ve herkes kendi kardeşini ve herkes kendi arkadaşını ve herkes kendi komşusunu öldürsün." ( 28.Çıkış 32: 27-)

Tevrat'ın savaşta düşmana karşı öngördüğü tutum da tipik bir şiddet örneğidir: İsrailoğullarının ezeli ve ebedi düşmanı Amelekilerle savaş öncesinde Samuel, Kral Saul'e Tanrının şu sözünü tebliğ etmiştir: "Orduların Rabbi şöyle diyor: Şimdi git, Ameliki vur ve onların her şeyini tamamen yok et, onları esirgeme; erkekten kadına, çocuktan emzikte olana, öküzden koyuna, deveden eşeğe kadar hepsini öldür!" (I. Samuel 15: 2-3.) Bu ayetten de anlaşılacağı gibi Yahudilere kasteden herhangi bir düşmanlık ve tehdit karşısında Tevrat sınırsız kan dökme izni vermektedir.

Geçtiğimiz günlerde İsrail'de "çocuk katline cevaz veren" hahamlar aslında yeni bir şey söylüyor değiller. Diğer yandan Mısır'da 430 yıl köle olarak yaşayan ve Hitler zulmüyle tanışan Yahudiler şefkat, merhamet ve insan sevgisinin kıymetini daha iyi anlamak yerine, şiddete eğilimli bir psikolojiye bürünmüşlerdir.

Elbette bir kavmi soyundan dolayı eleştirme hakkına sahip değiliz. Elbette muharref Yahudiliğin düştüğü hata enkazına düşerek ırkçı temayüllere hoşgörülü olmak mümkün değil. Ama Siyonizm'in kaynağını ve asli unsurlarını da iyi bilmek zorundayız. Eğer Siyonizm'in gerçek gayesini öğrenirsek II. Abdülhamit Han'ı daha iyi anlayabiliriz. Sultan Abdülhamit, 29 Haziran ve 7 Temmuz 1890 tarihlerinde yayınladığı iki fermanla Filistin konusunda şu direktifleri vermişti:

- Osmanlı Hariciyesi Yahudileri tanımayacak ve uluslararası platformda onlara karşı her türlü tedbiri alacak.

- Bundan böyle Filistin'e Yahudiler sokulmayacak, yerleşmelerine izin verilmeyecek.

- Filistin'de hiçbir Yahudi'ye tek bir karış toprak satılmayacak.

Sultan Abdülhamit'in bu fermanına rağmen Yahudiler ondan Filistin'de para karşılığı toprak talep etmekten çekinmemişlerdir. Abdülhamit Han ise teklifi öfkeyle karşılamış ve gelenleri huzurundan kovmuştur. Görüldüğü gibi Siyonistler yerine göre iki silah kullanıyor; ya para ya savaş. İkisi de şiddetin değişik kolları. İkisi de bumerang olup eninde sonunda sahibini vuruyor.[4]

İnsanlık ve Yahudi

Osmanlı Devleti, Hıristiyanların eziyet ettiği Yahudilere kapılarını sonuna kadar açmıştır. Yahudiler, binlerce yıllık tarihleri boyunca, en huzurlu dönemlerini Osmanlı'da geçirmişlerdir. Osmanlı Devleti, hem Yahudilere hoşgörüyle yaklaşmış, hem de onlara geniş imkanlar tanımıştır.

Peki, Yahudiler, bu iyilik karşısında ne yapmıştır, Osmanlı'ya nasıl teşekkür etmiştir?

Şu şekilde:

Devlet kademelerine sızarak, düzeni ve işleyişi bozmaya çalışmışlar, nitekim bozmuşlardır.

Ekonomik olarak Osmanlı'yı tefecilere, yani kendilerine muhtaç hale getirmişlerdir.

Milliyetçilik cereyanını ateşleyerek Osmanlı'nın çöküşünü hızlandırmışlardır. Moiz Kohen'in Türkçülük akımının öncülerinden olması boşuna değildir.

Çanakkale'ye saldıran İngiliz ve Fransızlara destek vermişler, gönüllü birlikler kurarak (Sion Katır Birliği) bizzat savaşa katılmışlardır.[5]

Filistin cephesinde, Yahudi ajanlardan gelen istihbarat sayesinde, İngilizler çok kolay başarılar elde etmiştir. Yahudilerin Türk ordusuna yönelik bir takım sabotajlar yaptığı da bilinen bir gerçektir. Ayrıca, Filistin'den geri çekilen Türk askerlerine saldıran, yağmalayan, yaralıları bile öldürenler arasında Yahudiler de vardır.[6]

Osmanlı Devleti'nin yıkılması da Yahudiler için yeterli olmamış ve Lozan'dan başlayarak Türkiye Cumhuriyeti'nin yakasını şu güne kadar bırakmamışlardır.

Kuşkusuz, listeye eklenmesi gereken birçok ihanetleri daha vardır.

Sözün özeti şudur: Osmanlı, Yahudilere yardım için elini uzatmış, hayatını kaybetmiştir. Sadece kolunu kaybetseydi, yine iyiydi...

Para ve Yahudi

Nurettin Topçu imzalı bu yazı Hareket dergisinin Ağustos 1967 tarihli nüshasında yayınlanmıştır...

Şüphe yok ki Allah, Yahudi kavmini, insanlığın başına musibet olmak için yaratmıştır. Günahları çok olan insanoğlu, doğrudan doğruya veya araya giren vasıta ile mutlaka Yahudi eliyle cezalandırılıyor. Bu insanlığın ezeli kaderidir. Her zaman, her yerde masum ve mazlum görünen Yahudi, ta içimize girerek bizi içimizden çürüten şeytandır. Dışardan saldıran kuvvet haline geldiği zaman da ne belalı olduğu görülüyor.

Esasen insanoğlunun iki düşmanı, iki şeytanı vardır: Para ve Yahudi. İkisi de güler yüzle ve sıcaklıkla sürünerek insana nüfuz eden bu iki musibet birbirlerinden ayrılmazlar. Yahudi parayı, para Yahudi'yi kullanır. Yahudi paraya, para Yahudi'ye tapar. Zira Yahudi olmasa para, belki de sahipsiz kalacaktı. Belki insanlar alın teriyle yaşayacaklar; belki de insanlık bu korkunç boğuşmadan kurtulup da bir kardeşlik haline ulaşabilecektir. Para ve Yahudi, varlıkla var olan gibi, madde ile şekil gibi birbirlerinden ayrılamazlar, Yahudi'nin olduğu yerde para, paranın olduğu yerde Yahudi mutlaka vardır.

İnsanı kendi üstüne yükseltici vasıflardan hiçbirisine sahip olmayan Yahudi sadece bezirgândır. Para ile Yahudi bir ve aynı varlık halinde yaşarlar. Bu iki şeytanın arasındaki dostluk, sadece varlıklarını devam ettirmek için midir? Hayır. Zira yeryüzünde hiçbir varlık bir diğeriyle böylesine dostluk, böyle ortaklık kurmamıştır ve belki de kurmayacaktır. Bu şerli şirket, bu aleme bela olan dostluk, insanlığın başına bugüne kadar tarihin kaydettiği bütün müsibetleri getirmek içindir. Bu iki şeytanın elele verdiği yerde kan, azap ve işkence vardır ve zavallı insanlığın kaderi bunlarla düğümlenmiştir.

İnsan parayı sever ve felaketlerinin çoğu insana paranın açtığı yoldan gelmektedir. Yahudi, insanların yüzüne güler; hepimize dost görünür ve görünmeyen bir taraftan hepimize zehirlerini akıtır. Görünen musibetlerin karşılanması kabildir. Görünmeyenlerse bizi bir daha kalkamamak şartıyla yere sererler. Görünmeyen bu musibetlerden kaçmak da kabil değildir. Hepimiz onların mahkûmuyuz. Her mübarek varlık bir gün mutlak ona kurban edilecektir. Yahudi'nin zehirli elinin uzanmadığı hayat, onun çürütmek istemediği cemiyet yoktur. Bir yerde birbirine diş bileyen iki iş adamı veyahut birbirine saldıran iki komşu millet mi görüyorsunuz? Arkada gizlenen Yahudi fitnesi onları saldırtmaktadır. Tarihin bir safhasında mesut ve imanla yaşayan bir cemiyetin saadetiyle imanını birlikte boğmak için vaktiyle ta Mabed-i Süleyman'ın duvarcıları arasında kurulan masonluk, bir Yahudi cemiyeti idi. Öyle görülüyor ki onların varlığı kıyamete kadar mesut ve imanlı bir insanlığı yeryüzünde yaşatmayacaktır.

Hazreti Osman'ı katlettirip de Müslümanları ikiye bölerek ashabı da öldürttükten sonra tahkirlerle tezyiflere kurban edenler, İslam kisvesine büründükleri halde İslam'ı içinden yıkmak isteyen Mısır'ın Yahudileri idi. Ogün bugün insanlığı kana boyayan, cemiyet ve ahlak nizamını fitne ve nifak ile yıkıp deviren ihtilallerin de arkasında Yahudi gizlidir. Hazreti Osman'dan Kennedy'ye kadar uzanan kan izlerinde Yahudi'nin günahı okunmaktadır. Son yüzyıldan beri her memlekette dünya sermayesini eline geçirerek insanlığın kaderini kan ve kıtal ile tertipleyen el, yeryüzüne her müsibeti getiren ve her beşeri faciayı perde arkasından idare eden, Yahudi'nin kanlı ve günahkâr elidir. Şerrin halıkı olan Angremanyu'nun temsilcisi mutlaka odur.

Otuz üç basamaklı merdiven, her müessesenin eşiğine, her kutsal davaya dayanır. Üniversiteye girer; millet kültürünü çürütür. Allah ve İslam adına yapılan neşriyata karışır; İslam'ı içinden ve İslam kelimesiyle perişan eder. Meclislere sızar; bir yanda millet menfaatlerini yabancı ve şahsı hırslara, özel sektöre peşkeş çekerken, öbür tarafta hem de bol para dağıtımıyla milletin ruh ve mukaddesatını yabancıya esir eder. Basına dalar; üç günde sağlı sollu bütün bir millet basınını Yahudi ilanlarının ve Yahudi yasasının ezeli minnetcileri ve Yahudi'nin dalkavukları haline koyar.

En çok satılan gazetelere, ahlak ve hayanın, iffetle edebin otuz üç basamaklı devran adına, yıkıcılığını yaptırtan yine Yahudi'nin sermayesidir. O, her devletlinin ceplerinde yatan sevgilidir. O, her vicdansızın, her merhametsizin koynunda barınsın diye, hırs ve ikbal meydanından elleri boş dönenler, dertleriyle başbaşa kalırlar. Yahudi'nin sermayesiyle saadeti dünyaları doldursun ve yalnız kendileriyle kendi uşaklarının olsun diye, bu devletten nasipsiz nasırlı eller, kuru ekmek ve kara taştan ibaret nasipleriyle yaşamaya mahkum olurlar. Ümitsiz ve muzdarip hastalar hastane kapılarında inler, kimsesiz çocuklar sokaklarda sürünürler. Yine Yahudi'nin uğruna hak ve adalet her günün hayat sahnesinde ayaklar altına alınırken; emek sahipleri nasipsiz, boş ellerle yuvalarına dönerler; görmeyen gözlerle kör gönüller kendi zevklerini hergün yenileyerek çoğaltmanın hesabını yapar, binbir hünerini icad ederler.

İslam devletinin ilk deviricisi Yahudi olduğu gibi, Osmanlı. Devleti'nin katili de odur. İnsan haklarını ve insanlığın ruhunu en iyi koruyacak rejimleri para ve fitne kuvvetiyle devirttikten sonra, yine parayı ve sürekli propagandayı kullanarak bunları saf insanlığın gözüne iğrenç ve kötü, belki de barbar gösteren, yine Yahudi'nin insanlığa benzersiz bela olan parasıdır: İnsanlığın en ulvi ve muhteşem eseri olan Osmanlı tarihini, bu millet çocuklarının gözünden düşüren de odur. Türk dilini fitne ve ithamlarla hançerleterek yaralı bereli bir uzviyet haline getiren de odur. İnsanları, İslamları ve bizzat ruhları kendi içlerinden bölerek inkâr çukurunda kendi kendisiyle çarpıştıran yine Yahudi'dir.

Para ile Yahudi'nin birleşmesinden meydana gelen varlık esrarengiz, sihirkar bir nesnedir. Sina çölündeki zaferiyle gözlerini kamaştırdığı yazarların haris ve iştihalı gözlerini bol dolarla doldurduktan sonra, bu insanların bizzat kendilerine çevrilecek felaketi düşündürmez. Allah emri, insan hakkı ve içtimai adalet gibi bütün akıl, vicdan ve iman prensiplerini karartarak gözlerde kötüleyen kapkalın, kapkara bulut perdesi Yahudi parasının zehirli buharından örülmüş bir propaganda perdesidir. Bu insanlık, yeryüzünde tertemiz kalmış ne bir fikir, ne bir inanç, ne bir hareket bırakmayan Yahudi'den ancak kurtulduğu gün kendini bulacaktır.

Hiçbir canlı varlığa karşı olmayacağımız gibi, Yahudi'ye karşı da zalim olmayalım. Ancak Yahudi'nin bütün milletlere, bütün ülkelere, bütün insanlara, bütün müesseselere ve arzın her zerresine sinen şerrinden, onun gizli zulmünden insanlığı korumak ve kurtarmak da vazifemizdir. İslam dünyasının kalbine bir fitilli bomba gibi Yahudi'yi yerleştiren siyon ve mason uşakları ne derlerse desinler, Yahudi'nin idare ettiği emperyalizme karşı savaş, istiklal savaşıdır. Dünyamızdaki hayır ve şer boğuşmasından hayır mutlaka muzaffer çıkmalıdır. İnsan olarak insanlık için de görevimiz bundan başka bir şey değildir.[7]



[1] 2 Eylül 2005 Akşam

[2] 8 Eylül 2005 Zaman SH. 18

[3] 19 Tem. 2006 SH. 5 Zaman

[4] Hüseyin Akın / Milli Gazete / 08.08.2006

[5] Daha geniş bilgi için bakınız: Çanakkale Kara Muharebeleri, Tuncay Yılmazer, Yeditepe yayınları.

[6] Bakınız: Cemal Paşa'nın Hatıraları, Arma yayınları.

[7] H. Akın / Milli Gazete / 08.08.2006


Bu yazarin diger makaleleri

KÖKSÜZLER KÜÇÜLÜRKEN, ANITLAŞAN BÜYÜKLER!
Demokratikleşme adı altında, ülkemizin ve milletimizin dejenerasyonuna alkış tutan; Küreselleşme...
Devami
MHP, AKP'NİN SUÇ ORTAĞIDIR!
  Abdullah Gül'e, Devlet Bahçeli kıyağı MHP, DTP ve DSP...
Devami
RECEP BEY'İN EFELENMESİ, ABD'YE TENEKE SESİ
  Gerçekte ABD ve AB emperyalizmine ve İsrail siyonizmine hizmet...
Devami
İRAN ETRAFINDA AVRASYA'YA DOĞRU.
  Helmut Schmidt: "İran tehdit etmiyor, sadece tedbir alıyor!.." Bu...
Devami
"İBRAHİM YOLU" MU, "ABRAHAM OYUNU" MU?
  Kur'ani ve tarihi gerçekler kesinlikle ortaya koymuştur ki: Hz....
Devami
HAİNLER, HALA İÇERİDE!
  Bu davada Ne ihanetler görüldü.. Ne melanetler yaşandı. Ne münafıklar Hatıra mezarlığımıza gömüldü!.. Onlar ki,...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 5721

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR