ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün1938
mod_vvisit_counterDün3864
mod_vvisit_counterBu Hafta5802
mod_vvisit_counterGeçen hafta27382
mod_vvisit_counterBu Ay82916
mod_vvisit_counterGeçen Ay119131
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar17839763

IP'niz: 3.236.170.171
Bugün: 15 Haz 2021

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12602763

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X
 ADIL DUZEN 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam
Reklam

HAYAT MI SÜRÜYORUZ, SÜRÜKLENİYOR MUYUZ?

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 4
ZayıfMükemmel 

 

Hayatımız: Aklımızın ve inancımızın güdümüne alınmalıdır:

Olanlar ve olması gerekenler

Çoğumuz bazı dönüm noktalarında kendimize şu soruyu sormuşuzdur; "Gerçekten yapmak istediğim şeyleri mi yapıyorum? Yoksa nefsani tutkularıma mı tapıyorum?" Yaşadığımız dönüm noktaları ne olursa olsun, (Önemli bir hastalık, sevdiğimiz birinin ölümü...) bize silkinme ve gerçek hedeflerimizi belirleme fırsatı verdikleri bir gerçektir.

 

- Bu dönüm noktalarında şunları fark ederiz:

- Bizi kuşatan durumlar ve yakınlarımızın varlığı

- Basit ve gereksiz çokluğu ve ağırlığı

- Yapmadıklarımızın suçluluğu ve pişmanlığı

- Yaptıklarımızdan alamadığımız zevkler ve gönül darlığı

- Yitirilen zamanlar ve ecelin yaklaştığı...

Hayatın akışı içerisinde günlerini sadece yapacağı işleri planlayıp - yaparak geçirenler olduğu gibi, kendisine birtakım hedefler belirleyerek, planlar yaparak ve denetleyerek geçirenler de bulunmaktadır.

Şu an yaptığımız, hatta yapmak zorunda kaldığımız bir takım işlerle kuşatıldığımız bir gerçek. Asıl sorun yapmakta olduğumuz işlerle, yapmak istediğimiz işler arasında derin bir uçurumun varlığıdır.

Neyi hedefliyoruz?

Önemli olan az zamanda daha çok iş yapmak değil yapmak istediklerimizle neyi hedeflediğimizi bilmek ve ona göre davranmaktır..

Hayatımızı sorgulamalıyız

Yaptığımız işlerde aciliyet (önemli ve öncelikli olması) her zaman bir bahanedir. Oysa, acil gördüğümüz işin bizim için ne derece önemli olduğunu sorgulamayız bile. Bizim için önemli olan işlerse, diğer işler gibi aciliyeti olmadığı için tarafımızdan yapılmayı beklerler. Çoğu zaman bizim için önemli işlerin kendilerini gösterebilmeleri için bazı dönüm noktalarının yaşanması gerekliliği çok acı bir gerçektir.

Hayatın esiri olmamalıyız!

Neden hayatımız için önemli, anlamlı, olumlu sonuçlar alacağımız bu işleri hep erteleriz?

Başarılarla ve ilerlemelerle dolu hayatımızda geldiğimiz noktada tatmin olmayışımız, mutluluğu yakalayamayışımız, hep baskın olan tarafı, yani nefsani arzularımızı yapmamızdan kaynaklanmaktadır.

Özetle:

Konunun bizi getirdiği noktayı şu şekilde özetleyebiliriz; Zaman geçiyor! Planlarımız, acil işlerimiz, başarılarımız geçen zamanla birlikte kaybolup gidiyor. Peki biz kaybolmayan ve bizden sonra da kaybolmayacak neler bırakıyoruz geriye? İşte bu sorunun cevabını verdiğimiz takdirde problemi çözmüş oluruz.

Zamanın az, işlerin çok olduğu, unutulmamalı!

Hayatımız birtakım acil işlerin istilası altında geçiyor. Zaman az yapılacak işlerse çok. Biten bir günün sonunda yapılması gereken işler bitmiş fakat bu durum bizi rahatlatmamıştır.

Bitmekte olan bir süreci yaşıyoruz ve asıl önemli olan bu sürece ne kadar çok iş sığdırdığımız değil, yaptığımız işlerin gerçekten önemli olmasıdır.

Şu soruyu kendimize sormalı:

- En iyi şekilde ve sürekli olarak yaptığımızda kişisel ve meslek yaşantımızda önemli ve anlamlı sonuçlara ulaşabileceğimiz etkinlikler nelerdir.

Neden koşturuyoruz?

Eğer önemli işleri öncelikli hale getirmezsek, yaşantımız acil ve küçük bir çok iş tarafından istila edilir. Asıl önem verdiğimiz işler bizim tarafımızdan yapılmayı bekler dururlar. Aradaki dengeyi kurmak için bizi hem zaman hem de yaptığımız işlerin anlamı ve önemi bakımından rahatlatacak bir düzenleme yapmamız gerekmektedir.

Bu düzenlemeyi yapmadan önce bizim için önemli ve değerli işlerin neler olduğunu bilmemiz gerekmektedir. Hedeflerinizin neler olduğunu bilir ve bunları öncelikli olarak yaşamınızın ana faaliyetleri olarak işlerlik kazandırırsanız sonuç sizi de çok şaşırtacaktır. Diğer bütün işler kaygı meydana getirmeyecek şekilde yerlerine yerleşecek ve sizin tarafınızdan yapılacaklardır.

Sizin için önemli olan işleri, hedeflerinizi belirledikten sonra günlük, haftalık, aylık düzenlemeler yaparak bunları hayata geçirin.

Şunlara dikkat edin

- Fiziksel, sosyal, zihinsel ve ruhsal ihtiyaçlarınız olduğunu unutmayın.

- Bu ihtiyaçlar birbiriyle etkileşim halindedir. Birinin karşılanması sırasında karşılaşacağınız sorunların diğerlerini de etkileyeceğini hatırlayın.

- Bu alanlardan birinde karşılaştığınız sorunla boğuşup kendinizi yıpratmak yerine diğer alanlarda yapacağınız destekleyici faaliyetlerle sorunla baş edebilme yeteneğinizi arttırın.

- Hedeflerinizi belirlerken üstlenmiş olduğunuz rolleri çıkış noktası olarak alın.

- Kişisel - insan kaynakları - ev yönetimi - ebeveyn - okul aile birliği ve Cemaat liderliği ... gibi alanlarda rolleriniz olabilir. İşte her rolünüzde anlamlı bir fark yaşatacak şey nedir? Anlamaya çalışın.

- Bu alanlarda enerjinizi takviye eden, yaşama, sevme, öğrenme ve miras bırakma yeteneğinizi yükselten neyse, onu belirleyip istikrarlı olarak yapmaya bakın.

- Önemli olarak belirlediğiniz bir iş için zaman düzenlemesi yapın. Birtakım sebeplerden dolayı ayarladığınız zamanda yapamazsanız belirli başka bir zamana erteleyin ve ilk fırsatta yapın.

Ve özellikle okumaya vakit ayırın.[1]

Çünkü: "Okumamak, Yaratana İsyandır!"

Hz. Peygamberimiz:

"İçinde (ezberinde) Kuran'dan bir parça bulunmayan kişinin beni kabir gibidir." Yani Kuran okumayan ve üzerinde kafa yormayan kimsenin ruhu ölmüş demektir.

Ölülerden ise diri fikirler ve yarara fiiller çıkması beklenmemektedir. Beş deliden bir akıllı olmayacağı bibi, beş ölüden de bir diri çıkmayacağı kesindir.

Okumak, anlamak, düşünmek.. İnsan beyninin birbiriyle bağlantılı en üst faaliyetleri. Somut âlemde, okumak yalnızca insana has. Başka canlıların böyle bir özelliği yok. Kaç gün, kaç yıl ya da kaç bin yıl sonra kıyamet kopacaksa, o zamana kadar tazeliğini koruyacak olan kitap; Kur'an, on dört asır önce inmeye başladığında, ilk kelimesi; "ikra!" idi. Yani biran için Kur'an yalnızca bu bir tek kelimeden ibaretti: "Oku!" Kitabın ilk sözüydü bu! Özellikle seçilmiş, önemsenmiş, öne çıkarılmış ve açılış onunla yapılmıştı. Bunda büyük hikmetler olmalı.

Okumak Beyni Koruyup Güçlendirir.

Bilimsel çalışmalar insanın beyninin okumayla korunduğunu gösteriyor.

Okuma esnasında, beyin kan akımı, beyin elektrik aktivitesi ve metabolizmasında büyük artışlar görülüyor.

Okuma, anlama ve anladığını ifade etme ile birlikte olduğunda beyinde en geniş alanları çalıştıran büyük bir aktivite oluşturur.

Bundan uzak kalmanın kayıpları bir başka şeyle asla telafi edilemez.

Vücudun, ölünce yenilenmeyen tek hücresidir sinir hücresi. Bu ölümler başka bazı faktörlerle de artarsa kaçınılmaz olarak, az veya çok bunama ortaya çıkar. Okumayan kişi, 20'li yaşlarından itibaren sürekli ölen sinir hücreleri ile bunamaya doğru yol alır. Düzenli okuyan kimselerse, başka bir organik sebep yoksa bundan kurtulma şansını elde eder, çünkü okumak beyin hücrelerini korur.

Böylece Kur'an'ın, daha ilk kelimesi ile bir mucize olduğu görülüyor.

"Âlimin ilminin hafızasından silinmek suretiyle alınmayacağı" hadisi de bunu müjdeliyordu.

"Okumamak!" Kutsala karşı pasif direniştir!

Kutsal kitap, ilk emir olarak "Oku!" derken, bunu yapmayan ama inandığını öne sürenler kutsala karşı direniş içinde bulunuyorlar demektir. Okumamak, hem yaratılış amacına hem de Yaratıcı Kudrete karşı bir pasif direniştir.

Bir emrin önemi ona karşı direnişin cezasının da büyük olacağını gösterir. Okumanın meydana getireceği çok büyük kazançlara karşılık okumamanın da başka bir yolla telafi edilmesi imkânsız kayıpları ortaya çıkacaktır.

Okumaya karşı direnişin cezalarından biri ve belki başta geleni, insanın eşref mevkiinde bulunmasının esasını teşkil eden beynin dumura uğraması ve buna bağlı olarak da aklın eksilmesidir.

Okumayanlar organik olarak beynini, fonksiyonel olarak da aklını kaybetme tehlikesine karşı korumasız kalacaklardır.

"Oku"maya karşı direnenin karşılığı; Bunama ve beyin kirlenmesidir..!

İnsanlar okumaya karşı direniyor. İnsanımız ve bilgi çağında İslam alemi inatla okumaya karşı direniyor.

Bunun faturası ise çok ağır; tek kelime ile zillet!

Kur'an'dan bu ilk kelime yeterince anlaşılmadığı sürece de bu faturanın ödenmesi hiç bitmeyecek. Ta ki, Rabb'in emrine muhalefetten dolayı tövbe edip; Kitabı, tabiatı, olayları, hayatı ve kendini hakkıyla okuyuncaya kadar!.

Bir insan hayattaysa ve aklı varsa "okumak" onun en büyük mükafatlara ulaşacağı, ihmal ettiğinde de zararlarını başka hiç bir şeyle asla telafi edemeyeceği bir durum. Okumayan toplumların çok büyük zararları yanında bizatihi okumayan ferdi ilgilendiren ve telafisi imkansız zararların başında, sonuçta aklını kaybetmek demek olan "bunama"dır!

Normal şartlarda hemen her insanda, 20 yaştan sonra sinir hücresi kaybı başlar, günde ortalama 50 bin sinir hücresi yok olur. Bu kayıp yaş ilerledikçe artar ve 60 yaşlarından sonra günde tahminen 100 bin sinir hücresi ölür. Buna bağlı olarak da beynin ağırlığı azalır.

20'li yaşlardan sonra, her gün ölen 50 bin civarındaki sinir hücresi kaybı azalmaya yüz tutan beyin dokusunun hemen hemen tek doğal ilacıdır "okumak!

Okumayan insan, kendine ve çevresine yabancı hale gelir!

Bilgiden uzak kalan kimseler bir taraftan gelişmelere ve çevreye yabancılaşırken, öte yandan giderek kendini anlayamaz, tanıyamaz hale gelir. "İnsanları anlayamıyorum", hatta "beni anlamıyorlar" gibi yakınmalara sık rastlarız. Bazen de, "Ben bunu nasıl yaptım" der, kendimize şaşarız.

İnsan, önceden öğrendiklerine yenilerini katmaz ve onları sürekli tazelemezse zihninin zindeliğini koruyamaz.

Eski bilgilerle, o bilgilerin oluştuğu zamandaki şartlarla ‘şimdi' arasına giren yeni bilgiler, önemli olanın önemini azaltacak, önemsiz gibi görünenleri de öne çıkarıp önemli hale getirebilecektir.

Gelişen ve değişen şartlara göre yeni bilgilere ihtiyaç hissedilir.

Öğrenilenler "zaman üstü bilgiler" değillerse demode olmaları kuvvetle muhtemeldir. Ancak vahiy kaynaklı bilgiler eskimez, değerinden bir şey kaybetmez. Beşeri bilgilerin zamanın gerisinde kalması kaçınılmazdır.

Yenilenmeyen, yeni bilgilerle desteklenmeyen ‘kalıntı bilgiler'le "şimdi"lerde yaşananları anlamak zordur. Eskiyen bilgiler bir taraftan önemini yitirirken, öte yandan buna bağlı olarak, bilincin, tanıma ve değerlendirme yeteneği gerileyecektir. Bunun tabii bir sonucu olarak da kişi kendini, çevresini ve olayları anlama ve değerlendirmede zorluk çekecek, insanlarla iletişimi güçleşecek. Kavramlar ve kelime haznesi yeterince gelişmediği için de ifade yeteneği güdük kalacaktır.

Okumayan insanın en az kullandığı organ; BEYİN'dir..!

"İnsanoğlunun en az kullandığı organ hangisidir?" diye sorulsa, pek çok kimse için buna verilecek cevap ‘beyin!' olacaktır.

Midesini yada başka bir organını kullanmak kişiye haz verirken, beynini kullanmak adeta bir eziyet olarak görülüyor.

Okumamak düşünce aygıtını malzemesiz-hammaddesiz bırakmak demektir ki, o zaman düşüce cihazı olan "beyin" kendi kendini öğütür. Bilgiye aç kalmış insanın ne kendisine ne de topluma bir yararı olması ve kendini geliştirmesi düşünülemez.

"Eşrefi Mahlukat" olarak yaratılmış olmak yetmez; "Eşref" kalmak İçin "Okumak" gerek!

"Oku..!" emrinin, insanın "eşrefi mahlukat" olarak yaratılışı ile de sıkı bir alakası vardır.

İnsan, "eşrefi mahlukat" yani, "şerefli bir yaratılış" üzere halk edilmiş. İnsanoğlu bedensel ve ruhi yönden eşref olduğu gibi, harikulade işlevlere ve gelişmelere istidatlı olarak da yaratılmışların pek çoğundan üstün yani "eşref". Ancak bu yönüyle negatif gelişmelere de açık, ‘aşağıların aşağısına' düşme, hayvandan bile aşağı olmak tehlikesi!

İstidat yönüyle yaratılış gayesine uygun bir yaşam tarzına yükselmesi için, Yaratıcı Kudret insana "irade" vermiş ve ona bildiğimiz hiçbir canlıya vermediği okuma yeteneğini lûtfetmiş..

Okuması için de, sonsuz kereminden çok büyük lütuf olarak muhteşem "Kitab"ı indirmiş. Bağışladığı istidatlar (kalbi, ruhi, akli yetenekleri) ile ilerleme yolunda; "Al, istifade et, yüksel, büyük kurtuluşa ve her iki cihanda Rabb'inin sayılamayacak nimetlerine eriş" der gibi; "Oku..!" buyurmuş.

Dolayısıyla "Okumak", insanın doğuştan getirdiği "eşref" olma istidadını tamamlayan ve gerçekleştiren son derece önemli ve vazgeçilmez bir yol ve yöntemdir.[2]

Kendimizi kontrol etmek başarı ve mutluluğun anahtarıdır:

Kontrolsüz, denetimsiz bir hayat zamanla sizi baş edilmesi güç sorunlarla baş başa bırakır. Duygularınızı başkalarına anlatmakta ve açmakta güçlük mü çekiyorsunuz? İnsanlarla ilişkilerinizde hep onların beklentilerine yöneliyor, kendi beklentilerinizi unutuyor, dile getirmeye, kendi hayatınızla ilgili kararlar almaktan ve bunları uygulamaktan çekiniyor musunuz?

İnsanlarla olan ilişkinizde ortaya çıkan çatışmaları ilişkinizi zedelemeden çözemiyor musunuz? Veya ilişkinizi zedeler korkusuyla çatışmaların ve sorunların üzerine gitmekten mi korkuyorsunuz? Plansız programsız her şeye "evet" diyor sonra da yetişmeyen işlerle, karmaşıklaşmış ilişkilerle baş etmeye mi çalışıyorsunuz? Oysa kendi yaşamlarımızı biçimlendirme ve istediğimiz gibi bir kişi olma imkanı var.

İnsan olarak, kendi yaşamınızı biçimlendirme ve istediğimiz gibi bir kişi olma özgürlüğünü gerçekleştirebilirsek eğer, önümüzde yepyeni ufukların açıldığını göreceğiz. Bize göre bu iş bir beceridir ve bu beceriyi kazanmanın birtakım yolları var.

İnanmaya hazır olun

Denetimli, etkili, verimli bir hayat için şunlar gereklidir:

- Başkalarının ihtiyaçlarına saygı duyarak kendi ihtiyaçlarınızı karşılayabilmek,

- Kendinizi ve ihtiyaçlarınızı ifade ederek sorunlarınızın ve çatışmalarınızın bazılarını çözebilmek,

- Başkalarının davranışları sizi engellediğinde onlarla etkili bir biçimde iletişime geçmek,

- Kendinizi her yönden açık ve anlaşılır biçimde ifade edebilme kaygınızla baş edebilmek,

- İnsanlarla ilişkilerinizi zedelemeden çatışma durumlarını çözebilmek,

- Kendi sorunlarınızla yüzleşmek ve başkasının sorunlarını etkin bir biçimde dinleyebilmek...

Hayatınızın denetimini, dengeli ve doğru bir biçimde kontrolünüze aldığınızda bu sonuçlara ulaşmak elbette elinizdedir, buna inanıyoruz. Siz de inanmaya hazır olun, size sunulanları uygulayın, sonuca ulaşmada aceleci değil sabırlı olun.

"Öncelikle kendi yaşamımızı denetleyebilmemiz için "serbest bölge" ile "işbirliği yapılması gereken bölgeyi" iyi belirlememiz gerekiyor."

Serbest Bölge (özgür olduğunuz bölge)

  • Giyim tarzınızı değiştirmek
  • Düşüncelerinizi düzeltmek
  • Hayırlı bir derneğe, partiye üye olmak ve hizmet etmek
  • Spor yapmak, basit sanatlar öğrenmek
  • Arkadaşlarınızı seçmek
  • Kurslara katılmak ve kendinizi geliştirmek...

İşbirliği yapılması gereken bölge:

  • Çocuk istemek
  • Ev değiştirmek
  • Yeni bir iş edinmek
  • Ailenizin almış olduğu kararları değiştirmek
  • Ortak birikimleri değerlendirmek
  • Ortak kullanılan mekanları düzenlemek, gibi...

Çoğu insanın birinci alandaki konuları ikinci alanda olması gerekiyormuş gibi algıladıkları bir gerçek.
Böyle bir durumsa zaman içerisinde insanın kendisini mutsuz hissetmesine sebep olmaktadır. Kişinin gereksinimleri vardır.

Bu gereksinimleri gerçekleştirmekse daha çok sorumluluk istemektedir.

Hep başkaları karar alır

Çoğu zaman bizi ilgilendiren konularda başkalarının karar almasına alışmışızdır. Böyle öğretilmiştir, böyle şartlandırılmışızdır. Bu durum daha rahatlatıcıdır çünkü sorumluluk bize ait değildir.

Zamanla ihtiyaçlarımızı karşılamanın sorumluluğundan kaçmanın olumsuz sonuçlarını hissetmeye başlarız. Peki nelerdir bu olumsuz sonuçlar;

Olumsuz sonuçlar

  • İstediğimiz ve ihtiyaç duyduğumuz zaman kendimizi ifade etmekle zorlanırız.
  • Başkalarının ihtiyaçları öncelikli olduğu için kendi ihtiyaçlarımızı bastırırız,
  • Bastırılmış ihtiyaçlar zamanla duygusal ve fiziksel sorunlar olarak ortaya çıkacaktır.
  • Bu sorunlar da ilişkilerimizi olumsuz etkilemeye başlayacaktır.

Kendi Yaşamınızı denetleyebilmenin size birçok faydası vardır;

  • Kendinize ve kararlarınıza daha çok güvenecek, gerekmeyen birçok konuda başkalarına bağımlı kalmayacaksınız.
  • Kendinizi daha iyi ifade ettiğiniz için kızgınlık, kırgınlık ve bunalım durumlarını daha az yaşayacaksınız.
  • İhtiyaçlarınızı karşıladıkça ilişkilerinizdeki olumsuz hisleriniz (öfke, düşmanlık...) ortadan kalkacaktır.
  • Bire bir ilişkilerinizi daha aktif, daha etkili, daha nitelikli yaşayacaksınız.[3]

 

 

 

 



[1] Milli Gazete / 23.07.2006

[2] Dr. Hamdi Kalyoncu - Dr. Fikriye Ovak / Nesil Yayınları

[3] Milli Gazete / 23.07.2006


Bu yazarin diger makaleleri

VİCDANİ OTORİTE ve İRADE EĞİTİMİ
  Yaşamda başarılı ve mutlu olmanın yolu artık lQ'dan değil...
Devami
İSRAİL!İN İSLAM KORKUSU VE ŞARON'UN KANLI TİYATROSU
  Bugün Gazze Şeridi'ndeki ortama damgasını vuran gerçekler: karışıklık, yanıltma,...
Devami
AKP'NİN AKİBETİ
  Ekonomi Can Çekişiyor! Tarımdaki çöküşün işsizliğin temel ve yapısal...
Devami
İNSANLAR HANGİ YALANLARLA KENDİLERİNİ KANDIRIYORLAR?
  En Tehlikeli Yalan Kişinin Kendini Kandırması: İNSANLAR HANGİ YALANLARLA KENDİLERİNİ...
Devami
İNSANLARA KARŞI SAYGI VE SORUMLULUKLARIMIZ
    İnsan yeryüzünde Allah'ın temsilcisi ve halifesi olacak bir yetenek...
Devami
DİNSİZLİĞİN ZEHİRLİ MEYVELERİ:
  Hiddet, Şiddet, Nefret ve Cinnet!... İslamsızlık, toplumu insanlıktan çıkarıyor. İmansızlık...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 5703

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR