ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün1751
mod_vvisit_counterDün3864
mod_vvisit_counterBu Hafta5615
mod_vvisit_counterGeçen hafta27382
mod_vvisit_counterBu Ay82729
mod_vvisit_counterGeçen Ay119131
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar17839576

IP'niz: 3.236.170.171
Bugün: 15 Haz 2021

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12602668

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X
 ADIL DUZEN 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam
Reklam

KEŞKE, KENAN EVREN KADAR KARARLI VE HUGO CHAVEZ KADAR İNANÇLI OLSANIZ!..

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 3
ZayıfMükemmel 

 

Katillerin durmaya hiç niyeti yok, gittikçe kuduruyor!

İsrail Başbakanı Ehud Olmert, Lübnan'daki ana hedeflerine ulaşmadan ateşkes ilanı için acele etmeyeceklerini söylüyor. Olmert, "Önceden belirlediğimiz hedeflere ulaştığımızı söyleyebilecek duruma gelinceye kadar ateşkes ilan etmek için aceleci olmayacağız. Bu hedefler, siyasî sürecin olgunlaşması ve çok uluslu gücün hazırlanmasını içeriyor" diyecek kadar şımarık davranıyor.

Olmert'in bu açıklamayı ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice'la görüşmesinden bir gün sonra yapması dikkat çekiyor. BM'in ateşkes çağrısı yapmasını engelleyen ABD, Hizbullah'a saldıran İsrail'e daha fazla zaman tanınmasını istiyor. İsrail'in Lübnan'a 19 gündür düzenlediği saldırılarda büyük çoğunluğu sivil olmak üzere yaklaşık 1200 kişi hayatını kaybetmiş bulunuyor.

Öte yandan, Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac, Lübnan'da siyasi anlaşmaya dayalı bir ateşkes olmadan, bu ülkeye, BM tarafından görevlendirilmiş bir uluslararası güç gönderilmemesi gerektiğini savunuyor.

Baş eşkıya "2 hafta daha bombalayalım" diyor!

İsrail başkanı Ehud Olmert, ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice'a, Lübnan'daki saldırının durması için yaklaşık iki haftaya ihtiyaçları olduğunu bildiriyor. İsrail hükümetinden bir yetkili, Olmert'in İsrail'de bulunan Rice ile görüşmesinde, saldırıya son vermek için "10 gün ya da 2 hafta" süreye ihtiyaçları olduğunu söylediğini aktarıyor.

Cağdaş Necaşi Hugo Chavez: ABD'ye karşı birlik çağrısı yapıyor!

Venezualla Devlet Başkanı Hugo Chavez, Beyaz Rusya, Rusya ve Katar'dan sonra İran'ı da ziyaret etti. Chavez, İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinecad tarafından resmi törenle karşılandı. Chavez, "Biz, her zaman ve şart altında İran'ın yanında yer alacağız. Sadece birlik ve beraberlik içinde olduğumuzda emperyalizmi yenebiliriz. Ayrılırsak, onlar bizi yener. Tarih bize bunu göstermiştir" dedi. Chavez, Ahmedinecad'la yaptığı görüşmenin ardından, İran'ın dini lideri Ayetullah Ali Hamaney ile de bir araya geldi.

Chavez bu görüşmede de, "Amerikan muhalifi olan ülkelerin ortak tutum ve dayanışma içerisinde olmaları zaruridir. Amerikan muhalifi ülkeler işbirliğini artırarak, güçlerini ortaya koymalı, Amerikan tehditlerini etkisiz hale getirmelidirler" dedi. Bize Hz. Peygamberimizin gıyabi cenaze namazını kıldırdığı Necaşi'yi hatırlatan Hugo Chavez gibi onurlu Hıristiyanlar ılımlı İslamcı münafıklardan elbette şereflidir.

Lübnan Başbakanı Fuad Sinyora:

Savaş suçlularıyla görüşmeyeceğim!

Sinyora, "İsrail'in Lübnan'daki katliamlarıyla ilgili uluslararası soruşturma açılmadan müzakerelerden bahsetmenin yeri yok" diyerek Rice'yi geri çeviriyor!.

İsrail'deki temaslarının ardından Lübnan'ın başkenti Beyrut'a geleceği açıklanan ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice'ın randevusu iptal edildi. Lübnanlı yetkililerin verdiği bilgiye göre, Lübnan hükümeti Rice'a ateşkes sağlanmadan kendisiyle görüşmeyeceklerini bildirdi. Bunun üzerine, İsrail'de temaslarda bulunan Rice da Beyrut'a gelmekten vazgeçti.

BM'nin ateşkes çağrısı yapmasını engelleyen ABD, Lübnan'a saldıran İsrail'e daha fazla zaman tanınmasını istiyor.

Öte yandan, Lübnan Başbakanı Fuad Sinyora, İsrail'in 55 sivilin ölümüne neden olan saldırısından sonra, koşulsuz ve acil ateşkes sağlanmadan bu ülkeyle müzakerelerde bulunmayacağını söyledi. Başkent Beyrut'ta basın toplantısı düzenleyen Sinyora, "Koşulsuz ve acil ateşkes sağlanmadan ve İsrail'in Lübnan'daki katliamlarıyla ilgili uluslararası soruşturma açılmadan müzakerelerden bahsetmenin yeri yok" dedi.

 


"Yahudi tarihi ve Yahudi dini" bu vahşeti doğuruyor!

İsrail'in Filistin ve Lübnan topraklarında sürdürdüğü vahşi işgal, şüphesiz ki Siyonist ideolojinin kaynağını bizatihi Ortodoks Yahudilik'ten alan karakterinin bir yansıması. İsrailli hahamların savaş sırasında masum kadın ve çocukların öldürülebileceğini hükme bağlayan fetvası bu açıdan şaşırtıcı değil.

Dünyanın gözü önünde sergilenen vahşet örnekleri, "On Emir" içinde yer alan "öldürmeyeceksin, çalmayacaksın..." gibi hükümleri, "Yahudi'yi öldürmeyeceksin, Yahudi'nin malını çalmayacaksın" tarzında yorumlayan Talmud'un tesis ettiği inanç, düşünce ve algı sisteminin pratik yansımasından başka bir şey değil.

İsrail Ordusu Merkez Komutanlığı'nca yayımlanan bir kitapçıkta yer alan -komutanlık baş vaizine ait- bir pasajı birlikte okuyalım:

"Askerî birliklerimiz, bir savaş, sıcak bir takip ya da baskın sırasında sivillere rastladığında, eğer bu sivillerin bizim birliklerimize zarar verip veremeyeceği konusunda bir netlik yoksa halacha'ya göre onlar öldürülebilir, hatta öldürülmelidir... Hangi koşul altında olursa olsun, bir Arap'a güvenilmemeli, velev ki o kişi sivilleştiği izlenimi vermiş olsa dahi... Bir savaş sırasında birliklerimiz düşmana saldırdığında, onlara halacha tarafından kendi halindeki sivilleri dahi öldürme izni ve hatta emri verilmiştir..."(Buradaki "halacha", yüzyıllardan bu yana korunan ve uygulanan Yahudi yasal sisteminin adıdır.)

Zira bir "gentile" (Yahudi olmayan kişi) öldüren Yahudi için somut herhangi bir müeyyidenin söz konusu olmadığı, hele bunu -altındaki merdiveni çekmek gibi- "dolaylı" yoldan yapmışsa, bu fiilinin günah bile sayılmayacağı bir sistemde, "Şimdi git, Amalek'i (Amalikalılar'ı) vur, ve onların her şeylerini tamamen yok et, ve onları esirgeme: ve erkekten kadına, çocuktan emzikte olana, öküzden koyuna, deveden eşeğe kadar hepsini öldür" (I. Samuel, 15/3) emrinin Araplara da uygulanması gerektiğini öğütleyen bir inanç yapısında "savaş durumu"nun getirdiği sıra dışılığın çok da sözü edilmez değil mi?![1]

Türk askeri Ortadoğu batağına çekiliyor!

Kurulması muhtemel bir barış gücünde Türkiye yer almamalı. Zira bölge halkıyla Türkiye'nin geçmişi zaten sorunludur. Türk askeri kısa sürede hedef haline gelebilir.

Kurulması muhtemel barış gücünde ise Türkiye'nin "etkili koordinatörlük" dışında herhangi bir görev üstlenmemesi yerinde olacaktır. Zira bölge Türkiye'nin Arap halklarıyla yaşadığı tarihsel geçmiş tecrübe açısından oldukça sorunludur. Lübnan Ermeniler de sahil olmak üzere Ortadoğu'nun tüm etnik ve dini unsurlarını içinde barındırmaktadır. Türkiye'nin kendi ülkesinde terörle mücadele ederken, İsrail'i terörden koruma adına sıcak çatışmaların merkezi olan Lübnan'a asker göndermesinin riski hayli yüksektir. Zira orada Türk askerinin kendisinin de kısa sürede hedef olma durumu vardır ki, bu da Türk kamuoyunu tedirgin edecektir. Kaldı ki, yeni bir Ortadoğu için 'zamanın geldiğini' itiraf eden ABD Dışişleri bakanı Rice'ın açıklamaları ve Amerikan Ordu Dergisi'nde yayımlanan yeni Ortadoğu haritaları ABD'nin bölgeye ilişkin niyetleri konusunda ciddi kaygılar uyandırmaktadır. Sonucu öncen bilinemeyen girişimlere destek vermek ise Türkiye açısından maceracılık olacaktır.

Lübnan'a asker gönderme karşılığında 'PKK Kartı'nı masaya koyuyorlar. Şimdiden söylüyorum: ''Eğer herhangi bir neden ve hesapla Türkiye oyuna getirilir ve Amerikan planlarının bir parçası olursa her iki alanda hiç kimsenin hayal edemeyeceği kadar sıkıntı ve tehlikelerle karşı karşıya kalacaktır.'' Bana göre bölgedeki ABD ve İsrail planlarının son hedefi Türkiye'dir.

Irak'tan gelen haber ve değerlendirmelere bakılırsa katliam şeklinde devam eden Sünni-Şii çatışmanın büyük bölümünde CIA, MOSSAD parmağı ve Amerikan yanlısı bazı Körfez ülkelerinin gönüllüleri ve parası var. ABD ve İsrail bu coğrafyanın her şeyinden nefret ediyor. Bu coğrafya yok edilmediği sürece rahat edemeyecekler.

Türk askeri Lübnan'a gitmesin!

Türk askerinin Lübnan'a gitmesine karşıyız. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Türk askerinin Lübnan'a gitmesi için çeşitli şartlar ileri sürmüş. Biz bu aşamada o şartların oluşacağına inanmıyoruz, kaldı ki şartlar oluşsa dahi asker göndermeye karşıyız. Amerika, Lübnan'a bir 'istikrar gücü' yerleştirilmesini istiyor. Üstelik bu gücün Türkiye, Mısır gibi Sünni ülkelerce oluşturulmasını da istiyor. Yani, Sünni ülkeler Lübnan'da Şii Hizbullah'la çatışacak. Herkes saf, bir Amerika akıllı. Pes doğrusu!?

Hizbullah'ın arkasındaki ciddi halk desteği unutuluyor veya görmezden geliniyor. Şimdi o Hizbullah'la Türkiye'nin savaşması isteniyor veya istenecek. Olmayacak şeyler. Başbakan Erdoğan'ın Lübnan'a asker göndermek için saydığı şartlar, İsrail ve Amerika'nın en azından şimdilik gerçekleşmesini istemediği şartlar. Başbakan da belki o yüzden bu şartları öne sürüyor, asker gönderilemeyeceğini biliyor çünkü.

Millet parası ve devlet ağzıyla İsrail propagandası

Her gazete, her televizyon İsrail saldırılarındaki vahşeti kendi meşrebince değişik tonlarda okuyucularıyla paylaştı. Zaten başka türlü de yapamazdı. Ama dikkat ediniz bunların gerçekten bağımsız, gerçekten milli olanlarının dışında kalanlarının tamamı manşet haberlerine hep, "Hizbullah militanlarının iki İsrail askerini kaçırması üzerine İsrail'in Lübnan'a başlattığı saldırıların birinci gününde.." cümlesi ile girdiler.

Bu saldırıların ikinci günü de böyleydi, altıncı günü de, onuncu günü de. Üzülerek ifade edelim ki milletin vergileri ile finanse edilen TRT de bile durum aynıydı ve İsrail saldırılarının 12. gününde bile TRT konuyla ilgili haberlere, "Hizbullah militanlarının iki İsrail askerini kaçırması üzerine" diye giriyordu.. Bunun iki anlamı vardı.

1. Fitili ateşleyen İsrail değil Hizbullah'tır. Yani İsrail ABD, İngiltere ve İsrail'in dediği gibi "Kendini savunma hakkını" kullanmaktadır.

2. Hizbullah bir terör örgütüdür.

Görüldüğü gibi Evanjelik zihniyetin şefliğinde teşekkül ettirilmek üzere olan "tek kutuplu", "tek hukuklu dünya" zihinlerin ve haber merkezlerinin Siyonistleştirilmesi neticesinde aynı zamanda "tek sesli" bir dünya haline gelmiş, kelimenin tam anlamıyla bir "terörist devlet olan" İsrail kendini mazur göstermeyi ve aslında meşru ve milli müdafaa halindeki Hizbullah'ı da "terörist" örgüt olarak takdim etmeyi başarmıştır." (26.7.2006 / Hasan Demir / Yeniçağ)


ABD'yi fiilen İsrail lobisi yönetiyor!

Son birkaç on yıldır ve özellikle 1967'deki ‘Altı Gün Savaşları'ndan bu yana, ABD'nin Ortadoğu politikasının merkezinde İsrail bulunuyor.

İsrail'e verilen şartsız destek ve bölgede "demokrasiyi" yayma çabaları Arap ve İslam dünyasını öfkeye boğdu, aynı zamanda sadece ABD'nin değil, dünyanın geri kalanının da güvenliğini felce uğrattı...

1973 yılındaki savaştan bu yana ABD, İsrail'e hiçbir devlete yapmadığı ekonomik yardımları yaptı. 1976 yılından bu yana İsrail, en fazla ekonomik ve askeri yardım alan ülke oldu. Bu rakam 140 milyar doları aştı. İsrail, her yıl 3 milyar dolar direkt yardım alıyor ve her İsrailli için bu, yıllık 500 dolar anlamına geliyor. Rakamın büyüklüğü, İsrail'de kişi başına düşen gelirin İspanya ve Güney Kore gibi ülkelerinkine eşit olmasından da anlaşılabilir. Başka ülkelere askeri amaçlarla verilen yardımın ‘ABD içinde harcanması' gibi bir şart var; ancak İsrail'e, yardımın yüzde 25'ini kendi savunma sanayi için kullanma izni veriliyor ki, paranın Batı Şeria'da yerleşim alanları inşa etmek gibi, ABD'nin karşı çıkacağı amaçlar için kullanılmasının önü de açılmış oluyor. Dahası, ABD, İsrail'e silah sistemini geliştirmesi için yaklaşık 3 milyar dolar sağladı; bunlar arasında Blachawk helikopterleri ve F-16 jetleri bulunuyor. Nihayet, Washington, İsrail'e diğer NATO ülkelerine vermeyi reddettiği istihbarata erişim imkânı sunuyor.

Filistin direnişi gelişigüzel bir biçimde İsrail'e ya da "Batı'ya" yöneltilmiş bir şiddet değil, aksine İsrail'in Batı Şeria ve Gazze Şeridi'nde sonu gelmeyen işgaline karşı bir tepkidir. İsrail'i desteklemek sadece Amerika karşıtı terörizmi beslemekle kalmıyor aynı zamanda teröre karşı savaşı kazanmayı da zorlaştırıyor...

İsrail ile ilişkiler, ABD için bu devletlerle diyalog kurmayı engelliyor. İsrail'in sahip olduğu nükleer silahlar nedeniyle bu komşular da silah istiyor.

İsrail genelde güçsüz tasvir edilir. Ama bilinenin aksine, Siyonistlerin askeri teçhizat ve donanımı Arap ülkelerinden çok daha iyidir. Örneğin 1956 yılında Mısır'a, 1967 yılında ise Ürdün ve Suriye'ye karşı kolay bir zafer kazandılar ki ABD yardımlarının akmaya başlamasından çok önceye dayanır. Bugün, İsrail, Ortadoğu'daki en güçlü askeri yapı...

Tartışmayı kontrol etmek, ABD desteğini garantilemek için hayati öneme sahiptir. Lobinin etkinliğinin en önemli ayaklarından biri de Kongre'dir ve İsrail burada eleştiriden muaftır. Hatta Kongre üyesi Dick Armey, 2002 yılı Eylül'ünde, "Benim bir numaralı önceliğim İsrail'i korumaktır. Birileri, kongre üyesinin ilk hedefinin Amerika'yı korumak olduğunu söyleyecektir. ABD'nin İsrail'e desteğini sağlamak için çalışan Yahudi kongre üyeleri ve senatörler de vardır." demiştir. [2]

İsrail tarihî bir hatadır! Onu düzeltmek gerekiyor!

Lübnan'ın İsrail tarafından işgali, zannedildiği gibi ilk değildir. Hafızalar o kadar hızla kurtlanmaktadır ki, binlerce masum insanın kıtır kıtır kesildiği Sabra ve Şatilla katliamları bile çoktan unutuldu gitti. ABD'nin fikir tanklarından Richard Cohen, 18 Temmuz 2006 tarihli Washington Post'da çıkan lafını budaktan esirgemeyen yazısında, İsrail'in yapabileceği en büyük "hata", kendisinin bir hata (mistake) olduğunu unutmaktır diyor. İsrail kuzeyde Hizbullah'la, güneyde Hamas'la savaşıyor olabilir ama en amansız düşmanının "tarih" olduğunu unutmamalıdır, diye ekliyor Cohen. Nedir bu hata? Cohen'e göre bu hata, etrafı Müslüman ülkeler ve halklarla çevrili bir coğrafyaya Avrupalı Yahudilerin göç ettirilerek bir millet ve devletin kurulabileceğine inanılmış olmasıdır.

Osmanlı-Türk Yahudileri bugün İsrail'de üvey evlat muamelesi görürler. Yani Avrupalı Yahudi olmak ile Avrupa dışından gelen Yahudi olmak bile farklılık doğurmaya yetmektedir İsrail'de. Kuzey Afrika'dan İsrail'e göç eden Yahudiler, kendi sözde yurtlarında gördükleri ikinci sınıf vatandaş muamelesi karşısında ne yapmışlardır biliyor musunuz? Bir siyasî parti kurarak haklarını savunmak zorunda kalmışlardır...

Cohen, İsrail'in "tarihî bir hata" olduğunu söylemişti. Bu sonu olmayan savaş, İsrail'in yalnız Arap-Müslüman ülkelerden değil, insanlığın diğer kısmından kopartan devlet terörü bataklığına saplanmasından, daha fazla kan ve gözyaşı akıtmasından, bilimsel ve teknolojik başarılarına rağmen ‘çağdışı' kalmasından başka bir kapıya çıkmayacaktır. ABD'nin İsrail'e desteği, tıpkı bir zamanlar İngiltere'nin desteği gibi, petrolün varlığına ve bölgedeki stratejik hesaplarına bağlıdır. Bu hesapların değişeceği bir dünya ihtimalidir İsrail'i asıl korkutan. Nitekim 1989'da Demir Perde çökünce Başkan Regan'ın, tıpkı bir zamanlar İngiltere'nin Yahudi göçmenlerin yüzüne kapısını kapattığı gibi, ABD'nin Sovyet vatandaşı Yahudilere vize vermeyeceğini ilan etmesi İzak Şamir'i fena halde panikletmişti...[3]

Kenan Evren Kadar Kararlı olunmuyor!

Hatırlanırsa, Kenan Evren Paşa 12 Eylül'den sonra, İsrail büyükelçimizi geri çağırmış, orada sadece bir maslahatgüzar bırakmıştı. Ardından kutsal yolculuk için Arabistan'a uğurlanmıştı. Bu gelişmeler üzerine İsrail Türkiye'nin peşinde kuyruk sallamış ve bayağı uysallaşmıştı

Kenan Paşa'nın Amerika'nın Irak işgaliyle ilgili sözleri de oldukça çarpıcı ve çaplıydı.

"ABD'nin Irak'taki yanlış kararı, bizim de başımıza bela oldu"

7. Cumhurbaşkanı Kenan Evren, "ABD'nin Irak'taki yanlış kararı, Türkiye'nin de başına bela oldu" denmişti. Evren, Alaşehir'den Marmaris'e giderken Denizli Valisi Gazi Şimşek'i makamında ziyaret ederek, bir süre görüştükten sonra bunları söylemişti. Ziyarette gazetecilerin sorularını cevaplayan Evren, Türkiye'de son dönemlerde yaşanan olayların, 12 Eylül'de yaşanan olaylara kıyasla çok küçük kaldığını belirtmişti. Bu olayların eskiden de yaşandığını ifade eden Evren, şöyle devam etmişti: "Bir kısmınız o dönemleri yaşamadınız. Türkiye'nin bulunduğu jeopolitik ortam çok kritiktir. Biz bir İtalya, Fransa değiliz. Bizde 8 komşu ülke var, hepsi de problemli ülkedir. Hepsi de bizi kıskanan ülkeler, imparatorluğumuz zamanından beri bizi kıskanırlar; bizim kalkınmamızı, gelişmemizi istemezler, çeşitli eylemlere girişiyorlar.

Güneyde Irak başımızın derdi. ABD'nin yanlış bir kararı, bizim de başımıza bela açtı. Kendisi de pişman, ama geri adım atamıyor. Vietnam'da da yaptı bu hatayı, sonunda çekilmek zorunda kaldı, şimdi de burnunu Irak'a soktu, bir türlü çıkaramıyor. Tabii bize de başka bir dert... Barzani ve Talabani bağımsızlık istiyor. Talabani devlet başkanı olunca büsbütün şımardılar." (a.a)


 

"19 Mayıs 2004 tarihinde, Irak'ın Süleymaniye kentinde yaşanan "çuval olayı" Türk-Amerikan ilişkilerinde hiç bir zaman telafi edilemeyecek bir kırılmaya neden oldu. Türk Özel Kuvvetleri karargâhı basıldı. 11 asker, kafalarına çuval geçirilerek gözaltına alındı ve sorgulandı. Bununla da kalmayıp onur kırıcı, aşağılayıcı uygulamalara maruz bırakıldı.

Bu sefer de MİT'cilerin başına çuval geçiriliyor. Bu olay "yeni bir çuval olayı"ndan farklı değil. Bu sefer Özel Kuvvetler'e mensup askerler değil, Türkiye'nin Milli İstihbarat Teşkilatı'na (MİT) mensup istihbaratçılar benzer bir olay yaşadılar. Bu sefer kafalarına çuval geçirilmedi ama ellerine kelepçe takıldı. Olay Mayıs ayı başlarında meydana geldi. Şöyle: Milli İstihbarat Teşkilatı'na mensup 2 istihbaratçı, bir iddiaya göre 4 istihbaratçı, akşam saatlerinde Silopi'nin doğusunda Habur çayı üzerine Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından yaptırılan demir köprüden geçerek Zaho'ya girdi. İstihbaratçılar Zaho girişinde bulunan peşmerge kontrol noktasında durduruldu. Bölgeye girişlerinin yasadışı olduğu söylendi. Kimlik bilgilerini sorup iki istihbaratçıyı gözaltına almak istediler.

Peşmergeler ile Türk istihbarat personeli arasında yaşanan tartışma sonrasında peşmergeler, bu kişileri tartaklayarak ellerine kelepçe taktı ve gözaltına aldı. Ardından Zaho'da bir yere götürülen Türk istihbaratçıları uzun süre burada sorgulandı.[4]

İncirlik'teki askeri malzeme İsrail'e taşınıyor:

Geçen haftalar, Adana İncilik Hava Üssünden yüzlerce TIR askeri teçhizatın büyük bir gizlilik içinde, Mersin Taşucu Limanına oradan da; önce hedef saptırmak için Güney Kıbrıs'a, sonra da İsrail'e taşınacağı anlaşıldı.

Yani Başbakan Tayip Efendi, bir yandan İsrail'i kınıyor havaları takınırken, diğer taraftan masum ve mazlum insanları katleden ve bizleri kahreden bombalar ve zehirli silahlar İncirlik'ten İsrail'e yollanmaktaydı..

       



[1] (Ebubekir Sifil)

[2] (30.7.2006 / J. Mearsheımer & Stephen Walt )

[3] (30.7.2006 / Mustafa Armağan / Zaman)

[4] (27.7.2006 / İbrahim Karagül / Yeni Şafak)


Bu yazarin diger makaleleri

"HAZNEVİ"LER SURİYE'NİN ŞEYH SAİDİ Mİ YAPILMAK İSTENİYOR?!..
  Hazneviler dediğimiz sadece Suriye ve Irak'ta değil, Türkiye'de de...
Devami
AKP'DE AYRIŞMA SANCILARI VE SONUN BAŞLANGICI MI?
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, önce Kayseri'de, başörtüsü düzenlemesini referanduma götüreceğini söylemişti......
Devami
UNUTMAYIN!..
  Unutkanlık çağımızın en yaygın psikolojik hastalıklarından birisidir. Oysa kişiler...
Devami
ŞİİLERİN ZİYARETLERİ AKP'NİN ŞAİBELERİ
  Felakete davetiye ziyaret Çevremizdeki yangınları Türkiye'ye sıçratma çabalarının artık...
Devami
PAKİSTAN-AFGANİSTAN PAZARLIĞI
  Afganistan ve Pakistan, sözde ‘terörizmle mücadele' için bir araya...
Devami
AMERİKA CHP- MHP KOALİSYONU MU İSTİYOR?
  CHP'nin şeflik dönemi özentisi ve İslam alerjisi! ABD ve...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 5564

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR