ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün1833
mod_vvisit_counterDün3200
mod_vvisit_counterBu Hafta5033
mod_vvisit_counterGeçen hafta24224
mod_vvisit_counterBu Ay106371
mod_vvisit_counterGeçen Ay119131
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar17863218

IP'niz: 3.215.79.116
Bugün: 22 Haz 2021

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12611401

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X
 ADIL DUZEN 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam
Reklam

KIYMETİMİZ, GAYEMİZ KADARDIR AMACIMIZ AYARIMIZDIR!

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 8
ZayıfMükemmel 

 

Hayatta gayeniz nedir?

Kendisinin gerçek konumunu öğrenmek ve hayata bakış açısını düzeltmek isteyen herkesin, kendine: Benim gayem nedir?" sorusunu yöneltmelidir.. Toplumumuzda başarılı olmuş olanlar gayesini bilen, hedefini belirlemiş kişilerdir. Mevlana "Gayesi olmayanın varlığından şüphe ederim" demiştir. Umutsuzluğun, bezginliğin, yılgınlığın en önemli sebebi: hayata bir anlam verememek ve hiçbir ideal gütmemektir. Bu durumda olanlar; kendilerine güvenini yitirmiş, boş vermişlik duygusu ile hareket eden, hayat boyu huzursuz kimselerdir.

Olgun insan toplumda başarılı bir insan olmayı, başkalarına faydalı olmaktan zevk almayı, seçtiğiniz branşta zirveye çıkmayı düşünmelidir. Bu arada başarılarından dolayı kimseye yüksekten bakmamalı, başkalarını ezerek yükselmeye yeltenmemelidir. Ülkemizin en çok ihtiyaç duyduğu insan tipinin; kendinden çok, toplumu düşünen kimseler olduğu bir gerçektir. Zaten İslamiyet: Halık'a (Yüce Yaratıcıya) iman ve hürmet, mahlukata ise, şefkat ve merhametten ibarettir.

Kendi kendinize hayatta gayem nedir? Sorusuna tam ve dürüst cevap vermelisiniz.

 

Hedef belirlemenin önemi

Bir insanın başarılı olabilmesi için önce hedef belirlemesi, buna inanması ve hedefe varmak için ne yapılması gerekiyorsa yapması gerekir. Hedefin tespit edilmesi ona uygun hazırlıkların yapılmasında bir planın çıkarılmasını kolaylaştırır. Hedef belli olmazsa plan çıkarma ve plana uygun çalışma yapma da mümkün değildir.

Hedef nasıl belirlenir?

Bazıları kalabalığın ilerlediği dalgaların sürüklediği hedefe doğru giderler. Bu yanlıştır. Herkesin kendi durumuna uygun bir hedefi olmalıdır. Hedefini kalabalığa göre ayarlayanlar; Enerjilerini o hedefe yoğunlaştıramayacağından başarılı olamazlar. İnsan ilgi alanına bakmalı; nelere ilgi duyuyor, kişilik özellikleri nelere uygun, yetenekleri hangi işleri başarmaya yetiyor... Bunları tespit ettikten sonra üstesinden geleceğine inandığı bir hedefi seçmelidir. İnsan bir işe başlarken ne istediğini bilmeli ve bu isteği elde etmek için gerekli şartları yerine getirmelidir.

"Hedeflerine ulaşanlar hedefe varmak için mücadele edenlerdir"

Hedef ve performans ilişkisi

Eğer bir hedefe 6 ay içinde ulaşacağınıza az çok eminseniz, kendinizi garantiye almak için 9 ay veya 1 yıl demeyin. Hedefler belirlediğinizde gelişiminizin ivmesinin arttığına, yaptığınız işten aldığınız zevkin fazlalaştığına, motivasyon düzeyinizin geliştiğine yani PERFORMANSINIZIN arttığına şahit olacak ve şaşıracaksınız. Hedefleriniz; Belirli, ölçülebilir, gerçekçi, ulaşılabilir ve zaman sınırlı olmalıdır.

Maalesef, çoğu zaman hedef olarak tanımladığımız şeyler,

Bizi kendimize ve başkalarına karşı taahhüde sokmayan, dolayısıyla yapılmaması durumunda herhangi bir yere hesap vermek ihtiyacı duymayacağımız,

Genel ifadeler kullandığımız için kapsamı çok geniş ve dolayısıyla başarılması uzun zaman alacağından, kendimizi avutup oyalayacağımız,

Herhangi bir zaman sınırı olmadığı için, kendimizi baskı altında hissetmediğimiz ve sorumluluktan kaytaracağımız,

Bazen, gerçekçi olmayabilen ve/veya bizim kapasitelerimizin dışında kalan ifadelerdir. Böyle ifadeler kullandığımızda çoğu zaman "temenni ederim", "ümit ederim ki", "dilerim ki"... gibi sözcükler ya cümlelerin başında, ya da sonunda kullanılır.

 

 

 

Doğru hedef belirleme ve eylem planı

1) Ulaşmak istediğiniz hedef kapsamlı ve büyük çaplı ise, parçalara ayırın. Gözünüzü korkutacak ve yıldırıp kaçıracak girişimlerden sakının.

Örneğin, yabancı bir dili ana diliniz gibi konuşmak istiyorsanız önce temel kuralları, sonra ileri düzeyi öğrenmeniz daha sonra da o ülkede bir süre yaşayarak güncel hale getirmeniz gerekebilir.

2) Hedef olarak belirleyeceğiniz her şey; sadece bir konu ile ilgili ve sınırlı kalsın.

Şirketi büyütmek bir hedef değil temennidir. Şirketi büyütmek yerine A malının satışlarını % 20 arttırmak, B malının satışlarını % 12.5 arttırmak gibi hedefler koyarsanız, bu hedeflere tek tek ulaştığınızda şirketinizi büyütürsünüz.

3) Belirlediğiniz hedefi nasıl değerlendireceğinize dair mutlaka bir ölçü geliştirin ve bu ölçüyü nasıl kullanacağınıza kararlaştırıp bir programa bağlayın.

Ölçemediğiniz hiçbir şeyi geliştiremezsiniz. Bu nedenle ister dil öğrenmek, ister kilo vermek, ister şirket büyütmek olsun, tüm hedefleriniz için bir ölçü geliştirmeniz gerekir.

4) Belirlediğiniz hedefin güzel bir hayal mi, yoksa ulaşılması zor ama gerçekçi bir hedef mi olduğunu test edin. Çevrenizdeki insanlardan, mümkün olduğunca farklı bakış açılarına sahip insanlardan fikir alın.

Yüz metreyi 10 saniyede koşmak artık gerçekçi bir hedeftir. Ancak ne kadar iyi olursanız olun, rekorların milisaniye ile geliştirildiği bir dönemde yüz metrenin 6 saniyede koşulamayacağı açıktır.

Böyle kamuoyu tarafından bilinen konularda hedef belirlerken hedefin gerçekçi olup olmadığını anlamak nispeten kolaydır. Ancak daha özel konularda, özellikle şirketiniz veya kendiniz için hedef belirlerken birden çok insandan, mümkünse farklı bakış açılarına sahip insanlardan fikir almak büyük önem taşır. Çoğu zaman bu insanlar sizin görmediğiniz veya hedefe ulaşma heyecanı içinde görmek istemediğiniz konularda size yeni bir bakış açısı kazandırabilirler.

5) Eğer hedefinizin gerçekçi olduğuna karar verdiyseniz, dönün bir de kendi yetenek ve yeterliliklerinize bakın. Eğer kapasiteleriniz gerçekten ihtiyaç duyduğunuzdan çok az ise hedefinizin gerçekçiliğini bir daha test edin. Eğer kapasiteleriniz ihtiyaç duyduğunuzdan az ama geliştirilmesi gerekiyorsa ara hedefler belirleme ihtiyacında olduğunuzu anlayın.

6) Mutlaka ama mutlaka, hedefleriniz için zaman sınırı koyun. Bu zaman sınırlarını koyarken de kendinize avans vermekten veya iltimas geçmekten kaçının.

 

 

 

 

Büyük Mücahitler "küçük cihadı" nasıl yaptı

 Peygamber Efendimizin (as) meşhur hadisi vardır. Düşmanla muharebeyi "küçük cihad", nefisle muharebeyi ise "büyük cihad" saymıştır. Bunda derin hikmetler saklıdır. Nefisle savaşta galip gelemeyen, düşmanla savaşamaz. "Kılıç kesmez, el keser!" denilir. Önce insanda yürek olacak. Önce inanç olacak, önce nefis mağlup edilmiş olacak. Bu oldu mu, düşmanla savaş artık insana "çocuk oyuncağı" gibi gelir. Büyük cihaddan galip gelmiş kimseler, küçük cihada, yani düşmanla savaşa düğüne gider gibi gider. Onun için artık ha ölmek, ha sağ kalmak hiç farketmez. Zira sağ kalsa, ünvanı "gazi"; ölse, ünvanı "şehit" olacaktır. Şehitlik rütbesi ise, peygamberlikten sonra en büyük rütbedir. Bundan büyük saadet mi olur?..

İşte bu sırra vâkıf olan büyük mücahitler, düşmanla mücadeleye girişmeden önce halkı ve askerleri ile birlikte "büyük cihat" yapmış ve bu cihaddan galip çıktıktan sonra düşman üzerine yürümüşlerdir.

Oldubitti tarihe meraklıyımdır. Tarihe, tarihteki büyük mücahitlerin hayatlarına baktığımda hep bu hakikatı görmüşümdür.

Asr-ı Saadete bakınız: Efendimiz (as) önce sahabelerini eğitti. Onlara Hakikî Tevhidin nasıl olacağını öğretti. İman kalesini muhkem tuttu. Ondan sonra 40 sahabe 40 senede 40 devleti mağlup etti.

Zaferden zafere, fetihten fetihe koşan şanlı bahadırlar da Kâinatın Efendisini (as) örnek aldılar. Onlar da önce imanı ve İslâm'ı öğrettiler. Nefisle cihada giriştiler. Ondan sonra cihad sancağını ellerine alıp "Bismillah" diyerek yürüdüler. Onlar yürüdükçe de düşman münhezim oldu. Firavunlar, Nemrutlar, Şeddatlar, Ebu Cehiller, Kayserler dize geldi...

Selahaddin Eyyûbî'nin hayatına bakıyoruz. Yaklaşık yirmi yıl boyunca; birlik ve beraberliği sağlamak, halka cihad şuûru aşılamak, münafıkları ve mürtedleri etkisiz kılmak, Haçlılarla işbirliğine giren hâinleri hizaya sokmakla meşgul oluyor. Ondan sonra Haçlıların üzerine yürüyor ve 90 küsur yıldan sonra Kudüs'ü işgalden kurtarıyor. Üzerine gelen Haçlı ordularını perişan ediyor.

 

Şeyh Şamil'e bakıyoruz. O da yaklaşık yirmi sene, risaleler yazarak, vaaz ve nasihatlarda bulunarak halkı irşad ediyor. Rus işgali altında uyuşmuş beyinleri ve kalbleri harekete getirmeye uğraşıyor, Rus altınlarına, onların verdiği makamlara satılmış, ıslahı kâbil olmayan münafıklara ve mürtedlere dersini veriyor. Ondan sonra bir avuç kahramanla koca Rus ordularını dize getiriyor.

Ömer Muhtar'a bakıyoruz. O da hakeza yirmi yıla yakın irşad ve tebliğ vazifesini yapıyor. Halkı şuurlandırıyor ve ondan sonra cihada sevdalı bir toplulukla koca İtalyan ordularına karşı koyuyor.

Bediüzzaman'a bakıyoruz, O da Birinci Dünya savaşından önce medresede 500 talebe yetiştiriyor. Ondan sonra onlarla birlikte Kafkas cephesinde Ruslara ve Ermenilere karşı savaşıyor. Bütün örnekleriyle ortada: Büyük cihaddan zaferle çıkanlara küçük cihad düğün bayram geliyor...       (09.06.2006 / Burhan Bozgeyik / Milli Gazete)

 

 

"İnanıyorsanız, üstüsünüz"

 Üstün insanların meziyetleri

Çevrenizde hep duyarsınız. Bazı kişiler çok övülür. Tanımadığınız bu kişilerin kim olduğunu merak edersiniz. Gidip onunla tanışmak, mümkünse dost olmak istersiniz. Çünkü insanların çoğunluğunun sevdiği, saydığı ve övdüğü bir insan olmak kolay değildir. Bunlardan bazıları ölmüştür; ama adı ve şanı hâlâ yaşamaktadır. Bir kısmının filmi yapılmış, romanı, tiyatrosu yazılmıştır. Bir kısmının heykeli dikilmiş, adı bir okula, bir caddeye, sokağa, meydana vs. verilmiştir. İçlerinde adına vakıflar kurulanlar da vardır bunların; efsanesi, türküsü dilden dile dolaşanlar da.

İyi insan etrafına güzel kokular saçan insanlara benzer. Hiçbir yararını görmesek bile kokusundan yararlanırız. Kötülüğünden emin olduğumuz bir kişinin dostluğunu kazanmak az bir şey mi?

Peki insan neden hep iyi dostlar arar da kendisi aranan bir dost olmayı düşünmez? Oysa bu bulunması, elde edilmesi daha kolay ve yararı daha fazla bir şey değil midir? Acaba insanların övdüğü kişi hangi özelliklere sahip olmuş ki kendisine bu saygı, sevgi ve hayranlık duyguları besleniyor? Öyle ya, onlar da bizim gibi insan olduklarına göre aramızda fazla bir fark yok demektir. Bütün yapacağımız şey dürüst, hayırsever, herkesin takdirini kazanmış insanlara yakını, akrabası ve dostu, onun köylüsü, komşusu, vatandaşı olarak gurur duymak yerine; onun neler yaptığını öğrenmek ve öyle yapmak değil midir?

Tarih boyunca din, millet ve cinsiyet farkı gözetmeksizin bütün insanların takdirini kazanmış insanların davranışlarını inceleyen psikologlar, din adamları, edebiyatçılar, toplumbilimciler onlarda bazı ortak özelliklerin bulunduğunu görmüşler: Biz de bu ve ileriki sayfalarda tesbit edilen bu nitelikler üzerinde duracağız.

Üstün insanlar emaneti sahibine verir

Dilimizde "emaneti ehline vermek" diye bir deyim vardır ve bu deyim dinimizden geçmiştir. "Yapılacak bir işi, o işten anlayan insanı bulup ona teslim etmek" demek olan bu kural toplumun işleyişinde önemli bir kuraldır. Çünkü bu kuralın ihlali sadece ilgili kişiye zarar vermez bütün toplumu da kötü etkiler. Mesela işinin ehli, ustası olmayan bir doktor düşünelim. Sağlığımızı, canımızı eline teslim ettiğimiz kişi eğer tam yetişmemişse, diyelim kopya çekerek dersten geçmiş, okuldan mezun olmuşsa ve biz bunu biliyorsak; o kişinin tedavi edeceği hastanın yerinde olmak istemeyiz. Çünkü bir doktorun ameliyat esnasındaki yanlış bir hareketi, ilacı yanlış, az veya çok vermesi hastayı tam tehlike ile karşı karşıya getirir. Günlük hayatta aslında bütün işlerin aksaması bu kuralla yakından ilgilidir.

Acemi bir şoförün sürdüğü arabayı düşünelim. Neler olmaz değil mi? Bir komutan düşünelim ki savaş teknolojisini bilmeyen bir adamı yetkili biri haline getirsin ve onunla savaş kazanmayı düşünsün. Dünyada bunun örneği yoktur; bu tür girişimler hep bozgunla sonuçlanmıştır. Bir şirketin, devletin para işlerini yapan memurları gene bu anlamda düşünebiliriz. Milyonlarca kişinin hakkı ya kaybolur, boş yere harcanır ve bunun sonucu olarak açlık, hırsızlık, ölüm vs. artar ya da para iyi değerlendirilir toplumun refahı artar. Demek ki hiç ihmale gelmez, getirilemez. Bu konuda akrabalık, yakın dostluk gibi bahaneler de geçersizdir ve hatta o kişileri iş başına getiren kişinin sorumluluğu iki katına çıkar. Bu konuda Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve selem çok güzel bir örnektir. O, bir savaşa gönderirken ordunun başına geçecek yöneticinin; yaşça büyük olmasına, akrabalığına veya başka alanlardaki bilgi çokluğuna ve hatta dindarlığın ileri derecede olmasına değil savaş taktiğini iyi bilmeye önem vermiş ve genç yaştaki Halit bin Velit'i seçmiştir.  Hiç kimse de "Bu genç benden küçük, ben ondan daha önce Müslüman oldum, ben Rasullullah'ın akrabasıyım" gibi bahaneler üreterek komutana itaatsizlik yapmamıştır ve o ordu savaştan muzaffer olarak dönmüştür.

Efendimiz bir hadislerinde: "Emanetlerin ehline verilmediğini gördüğünüzde, kıyameti (kargaşayı, anarşiyi, bozgunu) bekleyin" demiştir. Etrafımıza bir bakalım ve kişilerin işlerinde uzman olup olmadığına bakalım ve kendimiz de parası, saygınlığı çok olsa da bilmediğimiz bir işe talip olmayalım. Büyük adam olmanın bir yolu da budur çünkü.

Üstün insanlar akrabalarıyla iyi geçinmişlerdir

Türk milletini diğer milletlerden ayıran önemli özelliklerden biri de akrabalık ilişkilerine verilen önemdir. Bunun derecesini dilimize ait kelimelerde de görebiliriz: Mesela, dayı, amca, enişte, hala, teyze, ağabey, abla, yenge gibi kelimeler bu bağı gösteren kelimelerdir. Hatırlayacaksınız bu kelimelerin çoğu Batı dillerinde yoktur; çünkü bir dilde bazı kelimelerin olması için o kelimenin anlamıyla ilgili değerler de olmalıdır. Batı toplumları bu akrabalık ilgisini birkaç kelime ile anlatır. Hatta o kültürlerde insanlar büyüklerine yukarıdaki akrabalık ve saygı bildiren kelimelerle değil adlarıyla seslenir. 

Tarihimize bakalım: Altı yüz yıl yaşamış bir devlet olan Osmanlı İmparatorluğu bir ailenin ve o aileye bağlı akrabaların ayakta tuttuğu bir devlettir. Dede Korkut hikayelerinde, Selçuklularda yani devlet olmuş Türk topluluklarında hep bu ilişki vardır. Çünkü insanın zorda kaldığı anlarda başvurduğu öncelikli kişiler akrabalarıdır. Akrabalarıyla ilişkileri iyi olmayan bir insan düşünelim. Ona, öncelikle yakınların güvenmiyor sana, deriz. Bu yüzden yardım etmekle sorumlu olduğumuz kişilerin başında akrabalarımız, anne ve babamızın yakınları, dostları gelir.

Peygamber Efendimiz bir hadislerinde: "Ömrünün uzun olmasını, rızkının bol olmasını isteyen kişi  akrabasına iyilik etsin." demiştir. Peygamberimiz sadece akrabalarına değil süt annesine, süt kardeşine de yardım ve hürmet eder, onları hayırla anardı. Unutmayalım ki Peygamber Efendimizi öncelikle akrabaları, özellikle amcası koruması altına almıştı. Hatta Peygamber Efendimizin babasının Medine'deki bir akrabasını ziyaret sonrası yolda vefat ettiğini, annesi Amine Hatun'un da gene bir akraba ziyareti sonucu vefat ettiğini biliyoruz.

Akrabaları çoğaltmayı ve onlarla iyi ilişkiler kurmayı öven, seven Peygamberimiz sırf akrabayı çoğaltmak için birden çok evlilik yapmıştır. Bu örneğe bakarak biz de akrabalarımızla iyi ilişkiler kurmalı, bayramlarda, sevinçli ve üzüntülü günlerde onlarla beraber olmalıyız. Böylece biz de büyük adamlara benzemiş ve Allah'ın sevdiği kişilerin hareketlerini sürdürmüş oluruz.

 

 

Üstün insanların kötü alışkanlığı yoktur

Alışkınlık, insanın en zayıf noktasıdır. Bu zayıf noktayı düşmanlarımızın bilmesi bizi daha zayıflatır. Bundan dolayı tarih boyunca öncü kişiler herhangi bir madde bağımlısı olmaktan kaçınmışlar ve iradelerine sahip olmuşlardır. Günümüz insanı biraz da alışkanlıkların insanıdır. Yeme-içme ve eğlenme gibi tabii ihtiyaçlar bir zaman sonra alışkanlık haline gelmekte ve kişiyi zor durumda bırakmaktadır.

Alışkanlık üretim gücünü elinde tutan kişiler ve şirketler tarafından pompalanan, teşvik edilen bir şeydir. Böylece bizim alışkanlığımız onlara para olarak geri dönecektir çünkü. Oysa bütün araştırmalarda görülmüştür ki hiçbir uyuşturucu taciri ve imalatçısı piyasaya sunduğu malı kendisi bir kez bile kullanmamıştır. Sadece kendisi değil en yakınlarının da bu maddeleri kullanmasını engellemiştir. Çünkü bir maddeye bağımlılığın ne demek olduğunu en iyi onlar bilir.

Haberlerde görüyor ve okuyoruz ki, hırsızlık, rüşvet, kötü mal satma, fuhuş gibi birçok kötülüğün kaynağında alışkanlık vardır. Bedensel ve ruhsal olarak insanı esir alan birçok alışkanlık ise "bir kezcik zarar vermez, bir kere ile bir şey olmaz" anlayışı ile başlamıştır. Evet, belki bir kez denemekle bir şey olmamıştır ama ikinci kez bizim o maddeye gidiş yolumuzu o ilk kullanım açmamış mıdır? Düşünün ki büyük komutanların, ilim adamlarının vazgeçilmez alışkanlıkları olsaydı belki de bugün onları başka sıfatlarla anıyor olacaktık. Alışkanlıklar "damlaya damlaya göl olur" anlayışıyla ortaya çıktığından; Peygamber Efendimiz sallallahü aleyhi ve sellem: "Çoğu sarhoşluk veren şeyin azı da haramdır." diyerek azdan çoğa giden yolu kapatmıştır. Bunun da anlaşılır bir sebebi vardır. Çünkü düşünelim ki bazı insanların bünyesi dayanıklı oluyor ve alışkanlıklardan hemen etkilenmiyor. Bunun faturası yıllar sonra çıkıyor. Biz de onun sözüne kansak ve ona bir şey olmamış bize de olmaz dersek artık nefsimize yenilmişiz demektir. Alışkanlığa sebep olacak bir madde dinimiz tarafından yasaklanırken onun için az-çok hesabı yapılmamıştır. Çünkü bazı bünyeler vardır ki bir maddeyi ilk alışta alışır veya madde onu öldürür. Denemeden bilinemeyecek bir şeydir bu. Oysa din ve bilim, madde bağımlısı olmanın zararını bir kişi bile görecek olsa onu yasaklamıştır, yasaklamak taraftarıdır. Yoksa o bir kişiyi küçük, değersiz görmüş oluruz. Oysa Allah'ın yarattığı her insan aynı değerdedir. Bu hususu o bir kişinin bizzat siz olduğunuzu göz önünde bulundurarak düşünürseniz konuyu daha iyi anlayacaksınız.

 

 

 

Üstün insan olmanın yolu dindar olmaktan geçer

Toplum hayatında insanlara yol gösteren değerler vardır. İnsanlar bu değerlere uyup uymamalarına göre iyi, kötü, ahlaklı, dürüst, kişilikli gibi sözlerle nitelenirler. Geçmiş toplumlarda bu değerler daha çok toplumun gelenek ve görenekleri idi. Toplum, ortaya koyduğu kuralları çiğneyen, onlara uymayan kişileri ayıplıyor ve dışlıyordu. Bizim toplumumuzda bu tür değer yargıları hâlâ yaşamaktadır. Mesela, bir büyüğe yer vermemek, onun sözünü kesmek, sokak ortasında insanlığa yakışmayacak sözler söylemek ve hareketlerde bulunmak toplum tarafından hemen yadırganır. Çünkü toplumu bir arada tutan bu tür değerler uzun yıllar denendikten sonra kurallaşmıştır.

Toplumumuzun birçok kuralına baktığımızda bunun kaynağının dinimiz İslam olduğunu anlıyoruz. Demek ki dindar olmak aslında toplumun refahını, devamlılığını sağlayan bir şeydir. Bundan dolayı tarihin bütün önemli devlet adamları, bilim adamları, önderleri dindar insanlardır. Dünyada ünlü Rus romancı Tolstoy ve Alman şair Goethe'nin İslam dinini araştırdığı ve Müslümanlığı, Hz. Peygamberi övdüklerini biliyoruz. 

Rabbimiz Allah bu hususu Kur'an-ı Kerim'de açıklarken; denizde fırtınaya tutulan, gemileri alabora olmuş insanların kendisinden yardım dilediklerini ve eğer o beladan kurtulurlarsa ondan sonra ibadet eden kullar olacaklarını söyleyen bir topluluğu hatırlatır.

Peygamberimiz Efendimiz de Mekkeli müşriklerin zulümlerinden kaçan, yurtlarından hicret eden arkadaşlarını Habeşistan'a göndermiş ve Habeş Kralı Necaşi'yi dindar bir insan olarak bildiğini ve bundan dolayı onu tercih etiğini söylemiştir. Gerçekten Mekkeli Müslümanlar Habeşistan'a vardıklarında Necaşi'yi dindar bir Hıristiyan olarak bulmuşlar ve Necaşi de Müslümanlara yardım etmiştir. Yıllar sonra Necaşi ölünce de onun gıyabında cenaze namazını kılmış ve onu hayırla anmıştır.

Bir kişinin dindar olduğunu öğrenmek bizi rahatlatır. Ona daha çok güven duyarız. Çünkü dindar insanlar iyiliksever, merhametli, fedakâr, sabırlı insanlardır. Bize bu yönleriyle de yardımcı olurlar. Psikologlar da dindar insanların daha uzun yaşadıklarını, aklı dengelerini kolay kolay kaybetmediklerini ve huzurlu, mutlu olduklarını söylüyor ve yazıyorlar.

Savaşlarda bunun çok güzel örnekleri de vardır tarihimizde. Öyleyse bizim hem dünya, hem ahiret mutluluğumuzun kaynağı olan dinimizin kurallarını öğrenerek ve dindar insan olarak biz de bu seçkin insanlar kervanına katılabiliriz.[1]

Başarmayı başarmak için

Başarıya giden yolda problemleri bütünüyle tanımak pek kolay bir iş değildir. Özellikle insanın kendisini tanımaması, öncelikle onun iç ve dış faktörlerin tesiri altında kalan bir varlık olduğunu kabul etmesi gerekir. İkinci olarak, onun sahip olduğu değerlerin tutarlı olup olmadığı incelenmelidir. İnsan görünen dış güzelliğinin yanında, oldukça derin ve manalı bir iç dünyaya sahiptir. Fakat gelişmiş bir iç dünyaya sahip olan insanın arzu ve niyeti, her zaman iyiye doğru bir yöneliş içinde olmayabilir. Böyle bir durumda insanın iç dünyası ile davranışı arasında bir çelişki meydana gelir. Bu durumu iyi anlamak gerekir.

Şahsiyeti olgunlaştırmak

Şahsiyet, kişinin belli bilgi ve tecrübelerinden sonra kazandığı bir melekedir. Şahsiyetin gelişmesinde eğitim, büyük bir yer tutar. İkinci bir husus ise, şahsiyetin iyi örneklerin bulunduğu sosyal çevrelerde gelişmesinin gerekliliğidir.

Çalışkan olmak

Tembellik, bir isteksizliğin ve hareketsizliğin belirtisidir. Tembellik, ölçüsüzlük ve itaatsizliktir. Ruhi bir durumun sonucu ya da açıkgözce bir düşüncenin göstergesidir.

Özgün davranmak

Taklit, birinin diğerinin tutum ve davranışlarını aynen tekrar etmesi, onun gibi düşünmeye çalışmasıdır. Bu insanda gelişme ve ilerlemeyi öldüren bir davranıştır.

Değişik açılar yakalamak

Olaylara farklı açılardan yaklaşmak veya başka bir ifadeyle başkaları gibi görmeye çalışmak, sıkıntılarımızı azaltıp insanlarla bir arada yaşamamızı sağlar.

Dışa dönük yaşamak

İçe kapanıklık irsi olabilir ya da yetiştirilme şartları veya aileden uzakta kalmaktan kaynaklanabilir. Böyle kişiler silik, pasif ve yeteneksiz görünümündedirler.

Değer yargılarımıza bağlı kalmak

Değer ölçüsü, insanın inanmış olduğu, tutum ve davranışlarına esas kabul ettiği manevi kurallardır. Bizler değer yargılarımızla hayata bakış açımızı belirleriz.

Lüzumlu işler yapmak

İnsan, hayatını sürdürürken sürekli kendini kontrol etmeli, her iş ve faaliyetinin muhasebesini yapmalıdır. Bu durum onun hata yapmamasını sağlar.

Hedef ve amaçları iyi saptamak

İnanç ve düşünce sahibi olan insan, doğru kabul ettiği prensipleri gerçekleştirmek; yanlışlardan kaçmak durumundadır. Gaye insanı ve toplumları disiplinli bir hale getirir ve gayrete sevk eder.

Değerlendirme ve özeleştiriden korkmamak

Olayların muhasebesinin yapılması, onların fayda veya mahzurlarının düşünülmesiyle olur. Onlardan çıkarılacak dersler ile, aynı durumlarda nasıl bir tavır almakla kazançlı çıkılacağı ayarlanır.

İdare edici olmak

İnsanın idaresi belli bir hedefin varlığını gerekli kılar. Bu hedef eğitme, çalıştırma, harbe hazırlama, suçlu yakalama ve benzerleridir. İdarecilerin rolü, kişilerin bu hedefe en kolay şekilde ulaşmasını sağlamaktır.

Hatadan uzaklaşmak

Başarılı olmanın yolu hatalarımızın farkına varıp, bunlardan ders çıkarıp bir daha aynı hataları tekrarlamamaktan geçer. Bir düşünür şöyle demiş : "insan hata yapabilir, ama aynı hatayı tekrarlayan insan aptaldır."

Sabır, sabır, sabır...

Sabır, olaylar karşısında bizim daha sağlıklı ve uzun vadeli düşünmemizi ve akılcı hareket etmemizi sağlayan bir güçtür.

Sonucu hesaba katmak

Bir işe başlamadan önce her şeyi önceden iyi etüt etmek ve işin sonucunda çıkabilecek problemleri hesap etmek gerekir. Bu bizi sonuca daha erken götürür.

Hayatta başarılı olabilmek yukarıda belirtilen temel kuralların gerçekleştirilebilme olasılığı ile doğru orantılıdır.

Başarının diğer kuralları

- Adaletin yerini bulmasını sağlamak  

- Hislerimizin esiri olmamak  

- Hakkımızı aramayı bilmek ve bundan korkmamak

- Ölçülü konuşmak 

- Affedebilir olmak 

- Hakikatin peşinde koşmak 

- Hakkı ve doğruyu savunmak, ama boş tartışmalardan sakınmak

- Gerektiğinde saplantılarımızı ve zanlarımızı değiştirebilmek ve onlardan kurtulmak  

- Kötülüklere mani olmak 

- Güzel ahlaka ulaşmak 

- Dost kazanmanın önemini kavramak

- Yaratılmışları sevmek ve korumak

- Sırrımızı herkese açmamak  

- İşi bilene bırakmak    

- Yerken ölçülü olmak    

- Sayısal çoğunluğa aldanmamak  

- Kitap okumak   

- Alışkanlıklara esir olmamak     

- Milli ve manevi işlerde ihtiraslı, dünyevi beklentilerde kanatlı olmak  

- Ruhumuzu mutlu edecek ibadet ve hizmetlere katılmak    

- Duaya sığınmak   

- Kınamalardan korkmamak  

- İnancı kaybetmemek, kararlı ve kurallı yaşamak 

- İnsanlarla çatışma içinde olmamak   

- İnsanlara güvenle yaklaşmak  

- İyilikleri yaymaya çalışmak   

- Alçakgönüllü olmak   

- Yardımlaşma bilincini geliştirmek, imkanlarımızı paylaşmak  

- Aşırı üzüntüden uzak durmak  

- Başladığımız işi tamamlamak 

- Danışarak iş yapmak  

- Ümidimizi sarsmamak 

- Kendimize güven duymak   

- İrademize hakim olabilmeyi başarmak  

- İsraftan ve cimrilikten uzak durmak

- Her şeye iyi tarafından bakmak 

- Diğerlerini de düşünüp hesaba katmak

- Fedakarlıklardan zevk duymak 

- İnsanlarla iyi diyalog kurmak  

- Sözünde durmak   

- Bize duyulan güveni sarsacak yamukluklar yapmamak   

- Herkesin işine karışmamak   

- Başkalarına kıymet vermek, saygı duymak   

- İnsanlara karşı hoşgörülü olmak    

- Kıskançlıktan uzak durmak   

- İnsanlar hakkında ön yargılı olmamak  

- Bilgin ve değerli insanlardan yararlanmak 

- Eleştirilere kulak asmak, özeleştiri yapmak!

- Nezaketten ayrılmamak  

- İnsanlarla iyi geçinmeye bakmak



[1] 07.06.2006 / Kamil Yeşil / Milli Gazete


Bu yazarin diger makaleleri

ALTINOLUK SOHBETİ VE NABUCCO PROJESİ!
Asrımızda Hakkın tercümanı ve mazlum halkların avukatı olan Milli Görüş’ün...
Devami
MİLLİ ÇÖZÜM İFTAR SOHBETİ MEDENİYETLER MÜCADELESİ VE DOĞU-BATI MUKAYESESİ
  Çok değişik görüş ve kesimlerden ve çok etkin ve...
Devami
ANA BABA SORUMLULUKLARI VE OLUMSUZ AİLE TAVIRLARI
  Çocuğa yöneltilen davranış ve ona karşı takınılan tavır, ilk...
Devami
ÇOCUK EĞİTİMİ VE AİLE MESULİYETİ
  Çocuklarda öz saygı ve kendine güvenmek Çocuğun sevgiyi ve yeteneğini...
Devami
KİMLİK VE KİŞİLİK
  Kişisel gelişim ve kariyer             Kariyer, insanların sosyal hayatlarında...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 6223

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR