ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün1620
mod_vvisit_counterDün3864
mod_vvisit_counterBu Hafta5484
mod_vvisit_counterGeçen hafta27382
mod_vvisit_counterBu Ay82598
mod_vvisit_counterGeçen Ay119131
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar17839445

IP'niz: 3.236.170.171
Bugün: 15 Haz 2021

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12602596

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X
 ADIL DUZEN 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam
Reklam

RAUF DENKTAŞ VE DERİN TELAŞ!

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 6
ZayıfMükemmel 

                Bizim kadirşinas insanımız, Milli haysiyet ve hassasiyet taşıyan resmi ve sivil kurumlarımız, Sn Rauf Denktaş'a; Kıbrıs davamızı ve Türkiye'mizin çıkarlarını savunduğu için sahip çıkmıştır ve çıkacaktır. Ancak aziz Milletimiz, bu kahramanlıkların altında başka maksatların gizlendiğini ve istismar edildiğini fark edince de, gereken tavrını ortaya koymaktadır.  

 

Önce bazı sorular sıralayalım ve bunların üzerinde kafa yoralım:

•1-      Kıbrıs İsrail'in güvenliği ve geleceği açısından stratejik bir öneme ve özelliğe sahip midir?

•2-      Kıbrıs, İsrail için çok gerekli ise; Yunanlıların (helenizmin) ve AB'nin tam güdümündeki üyesi olacak şekilde, birleşmesi ve tek devlet haline gelmesi, İsrail'in işine yarayacak bir gelişme midir?

•3-      Değilse, Kıbrıs'ın en azından İsrail'e bakan tarafının; Yunanistan yerine, İsrail'e daha yatkın ve bağımlı olan Türkiye'nin kontrolünde kalması daha mı münasip görülmekte ve tercih edilmektedir?

•4-      Rauf Denktaş'ın, ayrı ve bağımsız bir Kıbrıs Türk Devleti tercihi ve mücadelesi elbette Türkiye'nin politik, stratejik ve psikolojik çıkarlarına uygun düşmektedir ve tarafımızdan da desteklenmektedir. Ancak bu gayret ve girişimlerinde, Yahudi kökenli olmasının ve itikadi bağımsızlığının da etkisiyle, "İsrail'in çıkarlarını gözettiği" yolundaki ima ve ithamların (Profesör Yalçın Küçük'ün yaptığı gibi) gerçeklilik payı nedir?

 

 

•5-      Sn Denktaş'ın ayrı bir Kıbrıs Türk devleti için gösterdiği gayret, cesaret ve samimiyetin binde birini; Kıbrıs Türk halkının İslam dinini öğrenmesi ve manevi dinamiklerini güçlendirmesi konusunda göstermemesi... Örneğin bir tek İmam Hatip Okulunu bile Müslüman Kıbrıs Türklerine reva görmemesi, neyin nesidir ve hangi mazeret ve mecburiyetlerle izah edilecektir?

6- Erbakan Hoca Başbakan Yardımcısı iken, 1974 Şanlı Kıbrıs Harekatının başlamasında ve başarılmasında: Türkiye'deki ve ABD'deki İsrail'e yakın çevrelerin bilinen kurallarını ve arzularını da okşayarak, asker çıkarmaya kolaylık sağladığı ve muhtemel dış tepkileri törpülemeye çalıştığı ve böylece Türkiye'nin tabii ve tarihi çıkarlarını sağlama aldığı yönündeki kanaatler dikkatle irdelenmeğe değerdir. Sorumuz: Bülent Ecevit'in önceleri şiddetle karşı çıkmasına rağmen, sonradan mecburen sahiplendiğini hatta, kahraman karaoğlan kesildiğini en iyi Sn. Denktaş'ın bilmesi gerekir. Buna rağmen Denktaş'ın Kıbrıs zaferinin gerçek mimarı olan Erbakan Hoca'yı yeterince ve gereğince takdir edemeyen ve gündeme getiremeyen tavrının özel bir nedeni mi var ki, böyle hareket edilmektedir?

•7-      Isparta'da düzenlenen Kıbrıs'la ilgili bir konferansa katılmak üzere uçakla Antalya hava limanına gelen Rauf Denktaş'ın, Hamas'ın Türkiye ziyaretiyle ilgili bir soruya "Bu ziyaret zamansız oldu, zeminsiz oldu. (yani yersiz ve gereksizdi) İnşallah Hamas'ın bu ziyaretinden Türkiye zarar görmez. İnşallah Hamas'ı kabul etmekle Türkiye dostlarını elden kaçırmaz ve gücendirmez. Türkiye kimleri dost ediyorsa (sayıyorsa) onları kaçırmaması gerekir" şeklindeki cevabı ile[1]

•a)      Denktaş İsrail ve ABD'yi Türkiye'nin dostu, Hamas'ı ve Filistin halkını ise Türkiye'nin düşmanı mı görmektedir?

•b)      Türkiye'nin Hamas'ı kabul ettiği için, İsrail ve ABD'yi güçlendirmek ve yardımlarını kestirmekle mi tehdit etmektedir?

•c)       Sn. Denktaş bu talihsiz tavrıyla; Türkiye'yi Kıbrıs'ta işgalci, Hamas'ı da anarşist gören barbar Batılıların ekmeğine nasıl yağ sürdüğünü ve aynı ayara düştüğünü düşünmez midir?

•d)      Hamas'ın da aynen Kuzey Kıbrıs Türk halkı gibi gasp edilmiş vatanlarını ve temel insan haklarını savunan bir milli direniş örgütü olduğundan, onları önce Denktaş'ın sahiplenmesi gerekirken, bu dışlayıcı tarzı acaba Yahudilere duyduğu özel bir ilgi ve sevgiden mi ileri gelmektedir?

Şimdi sizleri solcu ve sosyalist eğilimli ve eski İşçi Partili, ve sabataizim konusunda derin deneyimli yazar, Profesör Yalçın Küçük'ün "Tekeliyet"indeki şu tespitleriyle baş başa bırakıyoruz.

 Ve bunları okuduktan sonra sorduğumuz soruları tekrar okumanızı ve üzerinde dikkatle düşünüp bir cevap bulmanızı istiyoruz.

"Kıbrıs konusunda, önce Richard Perle'e dikkat edilmelidir. Yahudilere çok yakın bilinmektedir. Gerçekte "Yahudilere çok yakın" ibaresi fazla kibar kalmaktadır. Türkiye'de "Karanlıklar Prensi" olarak ta bilinen Perle, İsrail'e "Vatanım" diyen birisidir. Bush yönetiminde önemli bir yerde ve Amerika'da Yahudi Partisi içindedir ve hatta adı, P. Wolfowitz, M Grossman ile birlikte şu anda Beyaz Saraya hakim olan Yahudi komplosu"  yöneticileri arasında geçmektedir. Avrupalı bu diplomata göre bunlar ve Perle, Türkiye'yi Avrupa'dan koparmak istemektedir. Bunu

•1-             Üniter ve Avrupa Birliği üyesi bir Kıbrıs'ı önlemekle yapabilirler.

•2-             Diğer her türlü imkanı deneyebilirler.

Eğer gerçekten Yahudi partisi adına hareket ediyorlarsa Kıbrıs'ın en azından bir diliminin Türkiye'de ve Türkiye'nin de Avrupa Birliği dışında kalmasında ısrar etmeleri mantıklı görülmektedir.

Elimizde inandırıcı ölçüde tanık var: R. Denktaş, Türk ve Elenlerin ortak ve üniter bir Kıbrıs devletinin işlememesi için hep çalışmıştır. Şüphesiz Kıbrıslı Elen yöneticilerin içinde de benzerleri vardır. Biz burada, Türk kesimi üzerinde duruyoruz. Kıbrıs Cumhuriyeti kurulunca Lefkoşa'ya atanan ilk büyükelçi olan Albay E. Dırvana'nın Denktaş'ın tahriklerini önlemek için çok çaba harcadığı, hem dış ve hem de iç kaynaklarda not edilmiş durumdadır. Kıbrıs Cumhuriyetinin ilk yıllarında, Kıbrıs'ta görev yapan diplomat K. Girgin, Denktaş'ın tahrikçi olduğunu belirtmekle kalmıyor ve bir de "şahin" sıfatını uygun görüyor; oldukça ilginç ve açıklayıcıdır. Denktaş, sürekli "Elenler'le birlikte yaşamama" politikasının adamıdır ve bu, dünya ölçüsünde "Elenizim ve Judaizim" antagonizması (karşılıklı boğuşması ve asla uyuşmaması) yanında ayrıca önem kazanmaktadır, bu ikincisinin tarihselliğine işaret etmiştim.

 

 

Bir nokta daha var, Denktaş "şahin"di ancak, askeri müdahaleye karşı çıkmıştı; bu ilk bakışta çelişkili görülmekle birlikte, buradaki çözümlemelerimize çok uymakta ve güçlendirmektedir. Çünkü Denktaş çeşitli bağlantıları nedeniyle, Washington'un, 1974 yılı çıkartmasına karşı çıkacağını sanıyordu; ama yanılmıştır. Çıkartma zamanının dışişlerine pek meraklı bakanı K. İnan, "çıkartmanın önünü Washington'da, (dışişleri bakanından da güçlü) dışişleri bakanı Kissinger'in açtığını" teyit etmektedir. Bunun anlaşılması üzerine saf değiştirmesini normal buluyoruz.

Rauf Denktaş: Baf'ta doğmuştur, tarihin eski zamanlarından itibaren Baf'ta güçlü bir Yahudi cemaati vardı. Bu o kadar kesin ki, havari Paul, İsevi yolu anlatmak için Baf'a da gitmişti, önceleri ise yoluna sadece Yahudiler çağrılıyordu. Baf'ta bir sinagogda konuşmuştu ve hala orada bir sinagog olduğuna işaret etmiştim yeri geldi, tekrarlamış oluyorum. Anılarından öğrendiğimize göre, R. Denktaş 7 yaşına kadar, dedesi Şekerli Mehmet tarafından büyütülüyor; güzel ancak anılarından çok şaşırtıcı şu ayrıntıyla karşılaşıyoruz: "Kıbrıslı Raufu, 6 yaşında, babası, okutmak için İstanbul'a götürüyor, "Arnavutköy'de Fevziati lisesinin ilkokul kısmına yatılı olarak kaydettirdi" demektedir. Fevziati, sabataistlerin okuludur. Kıbrıs'tan 6 yaşında bir yavruyu, İstanbul'da bir sabataist okula göndermek ancak çok güçlü bir (Yahudilik) inançla mümkündür, önce bunu tespit ediyoruz.

Sabataistleri, Yahudi kavminden olmakla birlikte, Yahudi dininden çıkmış ve dolayısıyla klasik Musevi sayılamayan, sabatayi dini diyebileceğimiz yeni bir mezhebin mensupları olarak tasnif ediyoruz. Babasının, küçük Raufu, Kıbrıs'tan alıp böyle bir okulun ilk kısmına yatılı vermesi, sabataist eğitime verdikleri önemi göstermektedir. O tarihte Fevziati okulunun, küçük Rauf'un hafta sonlarını geçirdiği yakınlarının evine çok uzak olduğu kaydedilmektedir. Anlaşılıyor ki Denktaş'ın sabataist eğitimi çok büyük fedakarlıklarla başlamış olmaktadır, bunu da saptıyoruz.

Denktaş'ın eşi doğduğu zaman, onun babası, "evim aydınlık oldu" diyor ve kızına "aydın" adını veriyordu, sabataist anomastique'de isimlerin cinsiyetine pek dikkat edilmediğini biliyoruz. Esora veya Esra, eril olmasına karşı, kızlar da taşıyorlar ve "nur", "Cahit", ""kaya" türünden her iki cins tarafından taşınan isimleri hatırlıyoruz, "sudan" veya "suden" de "moşe" karşılığı olmakla birlikte kız ismi de oluyor, bunun başka örnekleri de var. "aydın", İbrani isim sözlüğünde karşılığı olan bir isimdir, benim hazırladığım sözcüklerde de var. Bir tesadüf, Rav ve Rauf hem telaffuz ve hem de anlam olarak birbirine yakındır. Sözcüklerde yer almaktadır. Rauf, Raif, ek olarak şu bilgiyi de veriyor. "Doğduğu an benim yengem Aydın'ın anneannesi tarafından "işte nişanlın" diyerek kucağıma verilmişti."  Bu sırada Rauf, "9 yaşındaydı" demektedir. Yeni doğan bir kız ve 9 yaşında bir oğlan çocuğunun, kızın oğlanın kucağına verilerek nişan ilanına "beşik kertmesi" diyoruz ki, bu geleneği ya henüz aşiret düzenini yaşayanlarda ya da sabataistlerde ve daha doğrusu gizli din sahiplerinde görüyoruz. Gizli din taşıyanlar Hıristiyan görünebilirler. Ermeni olabilirler, ama bizim pratiğimizde daha çok Müslüman sayılıyorlar, kızları evlilik çağına yaklaşınca, Müslüman sanılarak görücü gelebiliyor, beşik nişanlılığı; böyle durumlarda ortaya çıkabilecek komplikasyonları (karışıklıkları) ve kuşkuların doğmasını önlemeye yaramaktadır.

Anomastique (Yahudi ve Ermeni isimleri Türkçeye uydurma) alana geçtiğimizde, Denktaş'ın hep erkek çocukları olduğunu sanıyorduk, ama aleyhine yapılan mitingler, onun kızı olduğunu da göstermiştir; kızı, babası aleyhine artan mitinglere sinirleniyordu, bu vesileyle adının Ender Vangöl olduğunu tespit etmiş durumdayız. İsmi soyadı, anomastique ilgiye değmektedir. "kavala", "gönen", "seros", "Mardin", "sevilla" türünden doğum yerini soy ad olarak alma olayına, Yahudilerde, gizli Yahudilerde ve sabataistlerde daha çok rastlıyoruz. Vangöl çok dikkat çekicidir. Ayrıca, Vangöl'ü ve Rumiye gölü çevresinin, tarihte Yahudilerin yoğun olarak yaşadıkları yerler arasında biliyoruz.

Bunun dışında Denktaş'ın Ankara'daki doktorunun adı Derviş Oral ve Newyork'taki Dr. Mehmet Öz'dür. Newyork'a kendisine "oz" tabir edildiği malumdur. Eğer Profesör Oral'ın adını, bir an için İbrani düşünürsek, Denktaş'ın karısının adıyla özdeş olduğunu buluyoruz. "or" ve "aydın" aynı anlamdadırlar. "Derviş" ise, Türkiye'de "Wolfowitz dostları" olarak bilinen Kemal Derviş ve ailesine soyadını sağlayan bir sabataist din büyüğünün adıdır, yalnız bu kadarını bile bir rastlantı saymak zordur.

Bu arada modern mezar taşları hakkında kısa bir açıklama yararlı olabilir, mezar taşlarının bilimsel değerini görüyoruz. Dışişleri bakanlarından Turan Güneş'in ağabeyine ait bir mezar taşı Güneş'in 12 Mart Darbesinin ilk Başbakanı Profesör Nihat Erim ile "ilk kadın vali" Lale Aytaman'ın akrabası olduğunu ortaya koymaktadır. Sıradan bir yabancı dil öğretmeni iken Lale Hanımın önce vali, sonra da saylav yapıldığını biliyoruz, bunu yapan ise, eski başbakanlardan Mesut Yılmaz idi. Demek ki yüksek görevlendirmelerde sabataist parti ayrımını çok aşan ve ilk ölçüt olmaktadır. Bu mezar taşını incelediğimizde "isim bilim" Erim ve güneş'in sabataist oldukları konusunda kuşku bırakmamaktadır, kuşkusuz bu anomastique bir yargıdır ve her halde probalistik bir değer taşımaktadır. Bunun olmaması çok düşük bir ihtimalle, olmamalarını da düşünebiliriz.

Kuşkusuz "Erim" adının da Yahudi isim sözcüklerinde yeri var ve çocukları, "ışıl erim" ve "ışıl onalp" adları taşımaları şaşırtıcı işaretler olmaktadır. CHP'li olmasına karşın 12 Mart darbesiyle başbakan yapılması o zamanlar şaşkınlık yaratmıştı, mezar taşları şaşkınlığımızı teskin etmektedir. Neden mi, burada bir tez yazmak zorundayım.

Tez şudur: Dünya soluna ve özellikle Türkiye soluna içten ve dışarıdan en şiddetli darbelerin başlangıcı 1967 altı gün savaşlarıdır ve İsrail'in beklenmedik bir zamanda Arapları hezimete uğrattıkları bu savaşı bir "milat" kabul ediyoruz. Şunu, 1967-1973 kesiti olarak ta kaydedebiliriz. Türkiye düzeni İsrail'e yaklaştıkça, Türkiye soluna daha şiddetli darbeler indiriyordu. Sola karşı büyük şiddetin Profesör Erim'in başkanlığı ile başladığını söyleyebiliyoruz. Türkiye solunun içinden parçalanmasından ve dışından şiddetli darbelerle dönmesinde sabataizmin rolünü teşhis etmek zorundayız.. (sabataistler ve Siyonist kesimler: Türk solunu sosyal adalet kaygısından, halkı kayırmaktan, gerçek hürriyeti ve güçlü devleti savunmaktan çıkarıp, düşmanlığı ve emperyalist uşaklığı şeklinde yozlaştırmıştır. A.A)

Bir Sabataist olduğunu teşhis ettiğimiz Talat Halman dostumuzun ve sabataist olduğunu bu çalışmamızla birlikte açıkladığımız Karaosmanoğlu ailesinden Doktor Atilla Karaosmanoğlu'nun- ki, planlama; teşkilatının kuruluşunda birlikte çalışmıştık ve NATO karargahında çalışmakta olan ambasadör Osman Olcay'ın bakan olmaları, Profesör Erim'in başbakanlığında gerçekleşmişti. Yalnız, burada yaptığımız eski söyleyişte tadadi değil temsilidir. Diğer bakanların sabataist olmadıklarını söylemiyoruz. Belki bir veya iki sabataist olabilir, herkesi incelemediğim bilinmektedir. Demek mezar taşları önemli bir açıklayıcı olabilmektedir ve devam ediyoruz.

Profesör Erim, daha önce de bizleri şaşırtmıştı. İnönü-Menderes çatışmasının en sert döneminde başbakan Menderes'e, Kıbrıs danışmanı olmuştu. İsmet Paşayı çok zor durumda bıraktığını hatırlıyoruz. Bunu, herhalde sabataizmin Kıbrıs'a verdiği öneme bağlamak durumundayız. O tarihe, Kıbrıs nedeniyle, Menderes-Erim ilişkisi, son zamanlardaki Denktaş-Soysal ilişkisine benzemektedir, bu gün dünü anlamamıza yardım etmektedir. Bir zamanlar Türkiye aydınlarının idolu sayılan Profesör Mümtaz Soysal, şimdi Denktaş'ın arkasından hiç ayrılmayarak büyük bir fedakârlık yapıyor ve şaşkınlık yaratıyor; yalnız zaman şaşkınlıklarımızı teskin edebilmektedir.

Hem demokrat parti milletvekiliydi, hem Hürriyet Partisi kurucuları arasında yer alıyordu; dolayısıyla Profesör Turan Güneş değerlendirilmesine,  bu kitap içinde yer alan komplo teorisi çerçevesinde düşünmek isabetlidir, ayrıca Kapani olması ihtimali var. Turan Güneş'i Kıbrıs Çıkartması sırasında dışişleri bakanı olarak görüyoruz. Genel Kurmay Başkanı ise, Orgeneral Semih Sancar idi, büyük katkıları olduğu bilinmektedir. Güneş Kıbrıs'ın yazgısında önemli bir rol oynadı ve bunun dışında hep parlaktı ama hiçbir zaman etkin olamadı. Kıbrıs Çıkartması için kızı Ayşe'nin adını parola yapmıştı ve Ayşe böylece tarihe geçiyordu. Sadece Profesör Ayata'nın değil. Sabatay Sevinin eşlerinden birisinin adı da böylece Kıbrıs'ın tarihiyle birleşmiş oluyordu ki bu isim Ayşe'dir.

Şimdi devamla bitirebiliriz. Büyükelçi Fogg'un özel konuşmasında üç gün sonra iş adamı Şarık Tara'nın evinde ve başbakan yardımcısı Mesut Yılmazın başkanlığında önemli bir toplantı yaptığı anlaşılmaktadır ki, bunu Farai Tınç'ın haberinden öğreniyoruz. Başbakan Yardımcısı Yılmaz'ın eşinin ve eşinin kız kardeşinin Terakki lisesi'nde okuduklarını tespit etmiştik. Tara ve çocukları da genellikle sabatayistlerin çocukları okuduğu bu liseden mezundurlar. Mesut Yılmaz'ın adı Ayşe Mutedye olan babanesinin Kırım yahudisi olması ihtimali yüksektir. Gazeteci Farai Tınç'ın evlilik öncesi soyadı "Özipek" idi ananesinin açık Yahudi ve babasının sabataist olduğunu düşünebiliriz. Bunların hiç birisine hiç kimsenin en küçük bir itiraz veya eleştirisi olmadığı kesindir. Yalnız Şarık Tara'nın evindeki toplantıya katılanların hepsinin sabataist olma ihtimali düşündürücüdür.

Özipek Tınç'ın haberinde dikkat çekici bir yan göremiyoruz, sadece başbakan yardımcısı Yılmaz, Avrupa Birliği'ne girilmemesi halinde doğabilecek sakıncaları sayıyordu; buna sakınca demek isabetsiz kalıyor, "kabus" sözcüğü uygun düşmektedir. Fakat birkaç gün sonra, bir televizyonda her hafta Cengiz Çandar, Emre Gönensay ve Süleyman Özden Sarberk'in katılımıyla yapılan ufuk turu tartışmasında, bu toplantının Ferai Özipek'in anlatımından daha öğretici olduğunu öğreniyoruz, moceratör olan C. Çandar "Biz üçümüz de oradaydık diyorduk ki bu çok önemlidir. C. Çandar Tara'nın evinde, Mesut Yılmaz'la bazılarının düşüncelerine göre Avrupa Birliği'ne karşı bir alternatif olarak İsrail-Türkiye-ABD ittifakı yeterlidir ne diyorsunuz? Sorusunu yöneltmiş sorudan daha çok bir planı belli eden bu konuşmaya, Mesut Yılmaz'ın ne cevap verdiğini bilemiyoruz. Aslına bakılırsa cevapta çok önemli görülmemektedir. Önemli olan, artık P. Wolfowitz İstanbul temsilcisi sayılan Osman Cengiz'in, Avrupa Birliği ile rakip üçlü kombinezonu ortaya koymasıdır.

İşte bu İsrail-Türkiye- Amerika ittifakı en azından Kıbrıs'ın bölünmesini gerekli kılmaktadır. İzlenen politikalarda bu yöndedir; bununla birlikte, Irak savaşının bu planın gerekliliklerini ne ölçüde etkileyebileceği sorusu ortadadır. Kıbrıs'ın Suriye ve İskenderun'a bakan yüzü dünya Yahudiliği açısından, eski önemini koruyor mu, araştırmak zorundayız?! (Yalçın Küçük. Tekeliyet S.263-270)

 

 

Elbette bütün bu iddiaları ispatlamak Yalçın Küçük'e, bunları yanıtlamak veya yalanlamak ta Sn. Rauf Denktaş'a düşmektedir. Ancak, şu kadarını önemle ve özellikle belirtelim ki; bizim için asıl gerekli ve geçerli olan şey, kişilerin kökeni ve dini kimliği değil; İsrail'in mi, Türkiye'nin mi çıkarlarını dert edindiğidir!...

Mesela Rauf Denktaş Bey, davet edilse: "İsrail'e lanet, Filistin'e destek" mitingine katılır mı?

Veya Kıbrıs'ta böyle bir girişime öncülük yapar mı?

Evet bazı sorular, sondaj gibidir. Çok derinlerdeki gizli damarları ortaya çıkarıverir...

Son olarak:

Sn Rauf Denktaş'ın; basit bahanelerle SP'nin İstanbul'da hazırladığı, 74 çıkarmasının muharip gazilerinin de taktir beratlarını aldığı: "Kıbrıs Barış harekatını kutlama" etkinliklerine ve özellikle davet edilmesine rağmen katılmaması... Ve bir tebrik telgrafı göndermekten bile sakınması...

Yoksa Milli Görüş'ün anti Siyonist söylemlerine ve İsrail karşıtı eylemlerine hoşnutsuzluğunu sergileyen bir tavır mıydı?



[1] Bak: Milli Gazete / 28 Şubat / 2006

Ufuk EFE -
Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız Heyecan

Bu yazarin diger makaleleri

BÜYÜKANIT PAŞA'DAN VE KURMAY KADROSUNDAN NİYE GOCUNUYORLAR!
Büyük bir başarıyla, üstelik çok az bir zayiatla ve sivil insanlara...
Devami
KENAN ÇAMURCU'NUN SP TAHLİLLERİ!
               Sayın Recai Kutan! diye başlıyor ve şöyle devam ediyordu:...
Devami
AYIN AYNASI
  ABDULLAH GÜL, TÜRKLERE Mİ YAKIN, YAHUDİLERE Mİ? Dışişleri Bakanı...
Devami
28 Şubat Niye Çabuk Bitti ve Türkiye’de KIRK YILDA NE DEĞİŞTİ?
  Bugün 28 Şubat’ı cesaretle(!) eleştiren ve tabi AKP’ye “Helal olsun...
Devami
“Devlet Aklı” ve “Hükümet (Hikmet) Sırrı” üzerine STRATEJİK BİR ANALİZ
  “Devlet Aklı” ve “Hükümet (Hikmet) Sırrı” üzerine STRATEJİK BİR ANALİZ          Türkiye’nin...
Devami
SEFERBERLİK SORUŞTURMASI YA, AKP VE F. GÜLEN ALEYHİNE SONUÇLANIRSA!?
Soysuzlar konuyu sulandırmak ve saptırmak için sorup durmaktaydı: “Efendim, T.C....
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 7814

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR