ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün1811
mod_vvisit_counterDün3200
mod_vvisit_counterBu Hafta5011
mod_vvisit_counterGeçen hafta24224
mod_vvisit_counterBu Ay106349
mod_vvisit_counterGeçen Ay119131
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar17863196

IP'niz: 3.215.79.116
Bugün: 22 Haz 2021

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12611386

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X
 ADIL DUZEN 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam
Reklam

TEK ÇARE: İSLAM BİRLİĞİ

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 3
ZayıfMükemmel 

 

Erbakan: Siyonizm dünyayı ifsad ediyor.

İbadetleri vahşet olan bu azgınlar, dünyayı felakete sürüklüyor!

Millî Görüş Lideri ve 54. T.C. Başbakanı Prof. Dr. Necmettin Erbakan, Altınoluk Beldesi'nde cuma namazı sonrası yaptığı açıklamada, Siyonist İsrail'in katliamlarına bir kere daha dikkat çekerek, "Dünyamız bu Siyonist belayı çok iyi tanımalıdır. Siyonizm, kendisini tüm dünya insanlığının efendisi olarak gördüğü için, katliamlarını da bir ibadet aşkı ile yapmaktadır" dedi.   .

Dünyayı Siyonizm yönetiyor

Erbakan, dünyanın Siyonizm'den kurtulması için öncelikle Siyonizm'in detaylı bir şekilde bilinmesi gerektiğini vurgulayarak, "Bakın doktorlukta bir kaide vardır. Hastalık önce tam olarak teşhis edilmezse tedavi de tam olmaz. Bugün Ortadoğu'da yapılanlar sadece İsrail meselesi değildir, Siyonizm adı altında batıl bir inanışın, şeytani bir zihniyetin bütün dünyayı kontrol altına alma ve sömürme olayıdır. Kendilerini üstün ırk sanan bir batıl zihniyetin insanlığı yok etme harekâtıdır"

"Alınan her ekmekte bile bunların koyduğu faiz vardır. Sen ekmek alıyorum zannediyorsun fakat Siyonizm'e faiz ödediğinin farkında değilsin. Çünkü fırınlar dahi dünya Siyonizm'inin parasıyla çalışır hale getirilmiş. Siyonizm böylece para gücünü ele geçirmiş. Mason teşkilatları vasıtasıyla da insan gücünü ele geçirmiş ve bu iki güç vasıtasıyla yaklaşık 5700 yıldan beri büyük İsrail'i kuracağım, yeryüzünün hâkimi olacağım diye çalışıyor. Şimdi Rusya'nın çökmesiyle Amerika tek kutup olunca, Amerika da onların avucunda olduğu için, ‘artık vakit gelmiştir' diyerek Büyük İsrail'i kurmak amacıyla Afganistan'ı işgal ettiler, Irak'ı işgal ettiler, Filistin ve Lübnan'ı aynı şekilde büyük İsrail için işgal ediyorlar. Hiç unutulmasın ki, Büyük İsrail demek Fırat'la Nil nehrinin arası demektir. Fırat'la Nil arası ise bizim Anadolu'muzu da içine almaktadır. Onların batıl inançlarına göre Güneydoğu Anadolu'muz da Arz-ı Mevud'un içindedir. Bunun için Türkiye'ye ilgi duyuyorlar ve adım adım doğrudan, bazen de dolaylı yollardan parayla Anadolu topraklarını da satın alıyorlar. Son hedefleri Türkiye'nin tamamını almaktır. Bundan dolayı ülkemiz dışında gelişen bu olayların Türkiye ile ilgisi yoktur zannetmeyin. Bu olaylar, sonunda gelip Türkiye'nin işgaline kadar dayanacaktır. Plan, proje budur. Bundan dolayı Müslüman kardeşlerimize yapılanlara kayıtsız kalamayız"

 

 

"Küreselleşme"nin bir kamuflaj olduğu sırıtıyor!

Erbakan, geçtiğimiz hafta Roma'da yapılan ateşkes toplantısına da değinerek, "Geçtiğimiz hafta Roma'da 15 tane sözde devlet yöneticisi, Türkiye de dâhil bir araya geldiler. İsrail'in Filistin ve Lübnan'da yaptığı caniyane katliamlar karşısında İsrail'e dur bile diyemediler, kınayamadılar. Üstelik İsrail utanmadan, ‘bunları benim yapmama izin verdiler' diyor. Evet, Siyonist kölesi devletlerin hiçbirisinin sesi çıkmadı. Neden? Bunlar da İsrail'in kontrolü altındadır da ondan. Para ve insan gücü Siyonistlerin elinde olduğu için dünyayı ifsat ediyorlar. İfsat demek insanların saadetine engel olmak demektir. Islah demek ise insanların saadeti için çalışmak demektir. Müslüman hayırlı insandır. Islah için çalışır. Siyonizm ise insanlığı felakete sürüklemek için ifsat yolunda çalışır. Bu da ıstırap ve gözyaşı doğurur. Siyonizm bunun için 4 koldan çalışıyor. Suikast, saldırı, terör ve katliam bunların mesleğidir. Her kötülüğün altında mutlaka Siyonizm'in parmağını görürsünüz. Siyonizm, aynı zamanda aile yapısının çökmesi için de elinden geleni yapıyor. Ailenin korunması insanlığın korunması demektir. İfsat edici Siyonizm ise aileyi yok etmeyi gaye edinmiştir. Filmleriyle, yayınlarıyla, gazeteleriyle, televizyonlarıyla aileyi tahrip ediyor. İşte Batı ülkeleri bu tahribatın içinde çürüdüler ve nesillerini koruyamaz hale geldiler. Batının dış görüntüsü sizi aldatmasın, onların içleri çürümüş. Çünkü aile yapıları yok edilmiş. Aile yapısının yok edilmesi zamanla vatan ve devlet anlayışının da yok olmasına neden olur. İşte Batı ekonomisi bunun için Siyonizm'in işgali altındadır. Küreselleşme adı altında bizim yurdumuzu da Siyonizm'e peşkeş çekme yolunda büyük gayretler sarf ediliyor. Millî olan her şeye bunun için düşmanlık besliyorlar.

Neymiş efendim, küreselleşiyormuşuz. Eee ne yapalım? O halde Galata'yı Galata Port yapıp satacakmışız Yahudi'ye. Haliç'i Haliç Port yapıp satacakmışız Yahudi'ye. O da bunu tutup Patriğe verecekmiş ve Köhne Bizans yeniden ihya edilecekmiş. Yahu kör müsünüz? Küreselleşme havası içinde her şeyimizi, vatanımızı, devletimizi satıyorsunuz. Bakın şimdi bir tane milli fabrikamız kalmadı. Tüm milli müesseselerimiz satıldı. Bir ülkenin can damarı, namusu, şerefi sayılan haberleşmemiz dahi Siyonist tezgâhları ile elimizden çıktı gitti. Ve biz de güya küreselleştik. Hâlbuki bunun adı, bizi CIA dinliyor, Siyonizm dinliyor ve sömürüsüne alet ediyor olmalıydı."

BM, Yahudi kuruluşudur, siyonizme hizmet ediyor!

Erbakan ayrıca, BM'nin de bir Yahudi kuruluşu olduğuna dikkat çekerek, şöyle konuştu: "Bunların Güvenlik Konseyine güvenilemez. Çünkü bu konseydeki 5 daimi üyeden birisi ABD'dir. ABD demek büyük Yahudi demektir. İsrail'in istemediği hiçbir şey yapılamayacaktır demektir. Yahudi böyle kurmuş Birleşmiş Milletleri. Bir sürü şuursuz devlet de gidip üye olmuş buraya. Biz de üye olmuşuz şuursuzca. Çünkü bunun kuruluşu ifsat için yapılmıştır, Islah için değil, Hakkı tesis etmek için değildir.

Aynı zamanda Dünya Bankası da büyük Yahudi sermayesinin tuzaklarındandır. Bu tuzak maalesef bizimkileri de sarmalına almış, adım adım çöküşe doğru götürmektedir. Bu kuruluşlar Türkiye'mizde önce tarımı yok etti, sanayiyi yok etti, şimdi de aileyi yok ediyor, milli olan her şeyi tarumar ediyor ve bu yapılanların adına da küreselleşme, çağdaşlaşma diyorlar. Ahmak olmamak, uyanık olmak gerek. Bunun için de mutlaka Millî Görüşçü olmak gereklidir. Millî Görüş gömleğini çıkarırsanız her türlü oyuna alet olmaya, sömürülmeye ve kandırılmaya da hazırsınız demektir. Bugünkü iktidar da maalesef küreselleşme adı altında alet oluyor, sömürülüyor, millî olan her şeyi gayri millilere peşkeş çekiyor. Allah bunlara akıl fikir versin, milletimize de bir an evvel Millî Görüş'e tekrar dönmeyi nasip etsin."

 

Savunma hatlarımızı oluşturalım!

Amerika'nın Felluce'de kullandığı fosfor bombaları, vakum bombaları şimdi Lübnan'da kullanılıyor. Felluce'de gördüğümüz yanmış, kararmış cesetler şimdi Lübnan'da görülüyor. Felluce'yi bombalarla harabeye çevirirken insanları ve bütün canlıları kimyasal silahlarla yakmışlardı. Cesetleri gizlemişler, kenti haftalarca dünyaya kapatıp kitle imha silahlarının izini silmeye çalışmışlardı. Aynı vahşeti şimdi Lübnan'da yapıyorlar. Sayda kentinde kimyasal silahlarla yanan insan bedenleri gerçeği apaçık ortaya koyuyor. Kararmış cesetlerde ne kurşun ne de yara izi var. Lübnan Başbakanı günlerdir dünyaya; "İsrail'in kitle imha silahları kullandığı"nı haykırıyor. Çünkü Güney Lübnan'daki köylere karşı zehirli gaz kullanılıyor. Ama bu sesi de kimse duymuyor.

Bu da yetmemiş olacak ki İsrail kimyasal ve nükleer içerikli füzeleri kullanıma hazır hale getiriyor. İsrailli askerler, fanatik Yahudilerin duaları eşliğinde füzeleri kullanıma hazır hale getiriyor, askeri araçlara yerleştiriyor. Neden? Çünkü Hizbullah direnişini kıramıyorlar. Kıramadıkları gibi ağır zayiat veriyorlar. Birkaç gün daha kıramazlarsa büyük ihtimalle Cenevre Sözleşmesi'ne göre yasaklanmış silahları aleni kullanmaya başlayacaklar. Hizbullah mevzilerini kimyasal silahlarla, nükleer içerikli bombalarla vuracaklar.

Amerika'dan İsrail'e füze koridoru oluşturuldu. İngiltere üzerinden İsrail'e füze yığınağı yapılıyor. Irak işgalinden bu yana sevkıyat devam ediyordu. İsrail toprakları füze stoklarıyla dolduruldu. Anadolu semalarında eğitilen İsrail pilotları Lübnan'ı harabeye çevirirken, Anadolu semalarında denenen F-16 ve F-15'lerle toplu kıyım hazırlıkları yapılıyor. Bu uçaklardan atılabilen nükleer içerikli füzelere yenileri ekleniyor. 2004 yılında 500 adet BLU 109 bunker buster bombası nakledildi İsrail'e. 2005 yılında daha sofistike olan 100 adet GBU 28 bombası. Kayda geçmeyen daha yüzlerce lazer güdümlü ağır bombanın İsrail'e nakledildiği söyleniyor. ABD-İsrail yapımı Harpoon füzelerine nükleer başlıklar takıldı. Doğu Akdeniz'deki Dolphin tipi denizaltılara nükleer füzeler monte edildi. Neden? Ne amaçla? Konvansiyonel saldırılar yetmedi mi? Nükleer içerikli füzeleri, kimyasal silahları sadece Hizbullah mevzilerine mi atacaklar? Savaş uzarsa ve İsrail beklediği başarıyı elde edemezse Lübnan kentlerine, sivil halka karşı bu silahları kullanmazlar mı?

Kullanırlar, katliamlar yaparlar! Çünkü ortada bir terörist devlet var. Terörle kurulmuş, terörle yönetilen, terörle ayakta kalmaya adanmış, kurucularının ve yöneticilerinin büyük çoğunluğu terörist olan, işledikleri suçlardan birçok ülkeye girmesi yasaklanan bir devlet. Kanla, katliamla, soykırımla beslenen bir devlet! Hiçbir uluslararası sözleşmeye uymayan, başıboş, ırkçı bir devlet. ABD yönetimini ellerine geçiren Anglosakson ırkçılarla el birliği içinde bütün bölgeyi ateşe atan bir devlet!

Hani hedef Hizbullah'tı? Neden Lübnan'ın her köşesini vuruyorlar o zaman? Hedef sadece Hizbullah, sadece Lübnan değil. Hedef bütün Ortadoğu. Hedef Suriye, hedef İran ve sonra hedef Türkiye!

Pentagon ABD medyasına direktifler yağdırıyor. Sanki saldıran İsrail değil, saldırıya uğrayan İsrail! Lübnan saldırısını Ortadoğu Savaşı'na dönüştürmek için hem halkına hem de ABD askerlerine karşı müthiş bir yalan kampanyası başlatıldı. "Suriye İsrail'e ültimatom vermiş, orduyu alarma geçirmiş, İsrail'e saldıracakmış! İsrail korunmalıymış, ABD korunmalıymış!" Beş yıldır bu bölgede uyguladıkları bütün politikaları yalan üzerine kurulmuştu. Hep yalan söylediler, hâlâ söylüyorlar!

Onca hava saldırısına, kara saldırılarına rağmen Hizbullah'ı bir adım geriletemediler. Bir adım ilerleyemediler. Ağır kayıplar verdiler. Birkaç gün içinde Güney Lübnan'ı işgal edeceklerdi. Olmadı, yapamadılar, yapamayacaklar da! Birkaç ay saldırsalar da başaramayacaklar. Lübnan'ı tamamen harabeye çevirseler de.. Hizbullah'ı aşamayan bir güç neyi başaracak? Bütün bölge İsrail'e ve ABD'ye bileniyor. Korkunç bir öfke dalgası kabarıyor. Devletler, rejimler, ordular hiçbir şey yapmasalar, yapamasalar bile, bu topraklarda yaşayan her birey onlar için aşamayacakları birer engele dönüşecek. Yeni Hizbullahlar, yeni direniş örgütleri ortaya çıkacak. Bir düşmanı ortadan kaldırmaya çalışırlarken karşılarına onlarca düşman dikilecek.

Sahipsiz bir dünyada yaşıyoruz. Sağduyusunu, erdemini kaybetmiş bir dünyada! ABD, İngiltere ve İsrail alabildiğine taşkın, pervasız, açgözlü ve utanmaz biçimde herkese saldırıyor, her şeyi yağmalıyor. Roma Toplantısı'nda sergilenen rezilliğe bakın! Acizliğe bakın! Dünya üç ülkenin hizmetine girmiş. Ateşkes kararı bile alamadılar. Bırakın karar almayı teklif dahi edemediler. Roma toplantısı ABD'nin Büyük Ortadoğu Savaşı'nın ilanından başka bin anlam taşımıyor. Uluslararası irade diye bir şey var mı? Birleşmiş Milletler, uluslararası sözleşmeler, teamüller nerede? Var mı ki?

Türkiye'ye kurulan tuzağa bakın! "Lübnan'a asker gönderirsen biz de PKK'ya karşı operasyon yaparız" diyorlar! Yalan, palavra! Böyle bir niyetleri yok. Bölgeye 10 ile 20 bin ABD askeri göndermeye hazırlanıyorlar. Türkiye'nin de bu güce destek olmasını hedefliyorlar. Kuzey Irak'ta birkaç yüzeysel operasyon yapacaklar, göz boyayacaklar, Türkiye'yi ikna etmiş olacaklar. Ama aslında hiçbir şey yapmayacaklar. Sadece Türkiye'yi, kendilerinin başaramadığı bir düşmana karşı cepheye sürecekler. Hizbullah'ın ve bütün bölgenin karşısına dikecekler!

 

 

Barış nutuklarının palavra olduğunu bütün dünya bir kez daha gördü. Böyle bir dünyada, sahipsiz kalan kitleler kendi yolunu bulacak, kendi savaşını verecek, kendi kurtuluşunu sağlayacak. Herkesin savunması kendi elinde. Bilinen her yöntemle bu bölgenin insanları savunma hatlarını oluşturmak zorunda...[1]

Çare: İslam Birliği

Yakın bir tarihe kadar "İslam Birliği"nden söz etmek, günümüzdeki gelişmelerle kıyaslandığında, çok daha zor olurdu. Çünkü ne dünyanın ne de İslam dünyasının durumu, böyle bir birliğin oluşması için gerekli şartları taşıyordu. Aksine, böyle bir birliğin kurulmasına engel olabilecek pek çok şart vardı. Ancak dünya, 1980'lerden itibaren bir dizi değişim geçirdi ve bunlar bir İslam Birliği'nden söz etmeyi ve bunun kurulması için çalışmayı mümkün kıldı.

Müslüman dünyası ile birlikte, diğer pek çok ülke içinde çeşitli açılardan büyük önem taşımakta olan İslam birliği yakın zamanda yaşanan pek çok gelişme sonucunda kaçınılmaz bir ihtiyaç haline gelmiştir.

Dünya tarihine oranla çok kısa bir süreç olan bu dönemde yaşanan ve İslam Birliği'nin yolunu açan bu büyük değişimleri sırasıyla şu başlıklar altında inceleyebiliriz:

1 -  Müslümanların Özgürleşmesi ve şuurlanması

Yeryüzündeki son İslam Birliği, büyük, şanlı Osmanlı İmparatorluğu'ydu. Onun yıkılmasından itibaren, İslam dünyası irili ufaklı devletlere bölündü, bu devletlerin çoğu uzun süre Batılı devletlerin sömürgesi oldular. 1920'lerden itibaren tüm Ortadoğu, Kuzey Afrika, Hint Yarımadası ve Pasifik Müslümanları, İngiltere ve Fransa başta olmak üzere,  Avrupalı sömürgeci devletlerin egemenliği altına girdiler. Orta Asya ve Kafkasya'daki Müslümanlar, çok daha katı bir idarenin, Sovyet Rus diktasının altındaydılar. Balkan Müslümanları, Sırplar ve Hırvatlar gibi gayrimüslim halkların yönetimi altına girdiler, II. Dünya Savaşı'ndan sonra ise bu yönetimler bir de komünist bir ideoloji benimseyerek İslam karşıtı bir yapıya büründüler.

Kısacası 20. yüzyılın önemli bir bölümünde dünya Müslümanlarının büyük bir bölümü sömürgeydi. 1950'lerde ve 60'larda sömürgeciliğin bitmesiyle Müslümanlar da özgürleşmeye başladılar. İngiltere önce Hint Yarımadasını, ardından da Ortadoğu'yu terk etti. Hint Yarımadasında Pakistan ve sonradan Bangladeş adını alacak Doğu Pakistan kuruldu. Ortadoğu'daki Mısır, Ürdün, Irak gibi Müslüman devletler bağımsızlıklarını kazandılar. Kuzey Afrika, uzun ve acı bir süreçten sonra Fransız emperyalizminden kurtuldu. Afrika'daki diğer Müslüman ülkeler de 1960'lı yıllarda birbiri ardına bağımsızlıklarını kazandılar. 1965 yılında da Doğu'da Malezya ve Endonezya bağımsızlıklarını ilan ettiler. 

1980'lerin sonunda Komünist Blok'un ve 1991'de SSCB'nin çökmesiyle, bu yönetimlerin idaresi altındaki Müslümanlar da özgürlük kazandılar. Orta Asya'daki Müslüman Türkî devletler 1,5 yüzyılı aşkın bir süredir devam eden Rus egemenliğinden kurtularak bağımsız birer cumhuriyet oldular. Komünizmin çökmesi, Balkan Müslümanlarına da özgürlük getirdi. Bosna-Hersek, Sırp egemenliğindeki Yugoslavya'dan kurtuldu ve Avrupa'nın ortasında bir Müslüman devlet olarak sahneye çıktı. Arnavutluk, komünist rejimden kurtuldu.

Bugün çeşitli ülkelerdeki azınlıklar ve Filistin, Keşmir gibi işgal altındaki birkaç Müslüman ülke hariç, dünya Müslümanları kendi siyasi egemenliklerine sahiptirler. Bu büyük siyasi değişim, 20. yüzyıl boyunca mümkün olmayan bir "İslam Birliği"nden söz etmeyi, 21. yüzyılda mümkün kılmaktadır.

2 - Din Dışı İdeolojilerin Etkisinin Azalması

İslam ülkeleri, yukarıda belirttiğimiz gibi 1950'lerden itibaren bağımsızlıklarını kazanmaya başladılar, ama bağımsızlık her zaman "bilinç" anlamına gelmiyordu. Tam tersine, bağımsızlıklarını kazanan İslam ülkelerinin bazılarında, İslam ahlakının özündeki değerlerle ters düşen ideolojik akımlar güç kazandı.

1950'lerde ve 60'larda Arap dünyasını derinden etkileyen "Arap Sosyalizmi" bunun bir örneğiydi. İslam ahlakında hiçbir şekilde yeri olmayan koyu bir Arap milliyetçiliğine ve yine İslam'da yeri olmayan radikal Marksist söylem ve metotlara dayanan Arap milliyetçiliği, bir anda güç kazandı, ancak hızla geriledi. Arap dünyasına ise sadece zaman kaybı ve gerilim getirdi.

Bunun dışında Müslüman ülkeler farklı kutuplara dağılmışlardır. O dönemde dünya ABD ve SSCB'nin başını çektiği iki kutba ayrılmıştı ve Müslüman ülkeler, ortak hareket etmek bir yana, bu iki kutba neredeyse eşit olarak dağılmış durumdaydılar. Arap ülkelerinin çoğu Sovyetler Birliği'ne yakın duruyordu. Müslüman Mısır, Müslüman Pakistan'la savaş halindeki Hindistan'la ortak hareket ederek "Bağlantısızlar" hareketine öncülük etmekte sakınca görmüyordu.

20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren dünya siyasetinde yaşanan gelişmelerle, Arnavutluk'tan Malezya'ya kadar uzanan coğrafyadaki Müslüman ülkelerde önemli değişiklikler yaşandı. 1950'li ve 60'lı yıllarda pek çok Müslüman bağımsızlığına kavuştu. 1990'larda ise komünizmin yıkılmasıyla, Müslüman toplumlar daha özgür ve rahat bir yaşama kavuştular.

İslam dünyasının, siyasi, stratejik ve kültürel anlamda gerçekten "İslam Dünyası" olarak teşhis edilmesi ve ortaya çıkması, ancak Soğuk Savaş'ın bitiminden sonra mümkün oldu. Soğuk Savaş varken, "İslam dünyası"ndan söz etmek pek mümkün değildi.

Soğuk Savaş'ın ardından ise, "İslam dünyası" önemli bir rol kazandı. Soğuk Savaş devrinin kalıntılarının İslam dünyasından temizlenmesi süreci ise hala devam ediyor. Bununla birlikte yaşanan gelişmeler, Ortadoğu'da daha hoşgörülü ve demokratik bir iklimin oluşacağını müjdeliyor ve bu da İslam ahlakının anlaşılması, anlatılması ve yaşanması için kuşkusuz çok daha elverişli bir ortam hazırlıyor.

3- Uluslararası İlişkilerde Medeniyet Kavramının Önem Kazanması

Soğuk Savaş'ın bitmesi, Müslümanları iki ayrı siyasi kampa ayıran zorunlu bölünmeyi ortadan kaldırdı. Bununla birlikte, siyasi ideolojiler yerine medeniyetlerin ön plana çıkmasını sağladı. Artık insanlar "Kimin tarafındasınız?" sorusuyla değil, "Kimsiniz?" sorusuyla tanımlanır hale geldi. Balkanlar'dan Orta Asya'ya, Uzakdoğu'dan Kuzey Afrika'ya kadar, kendilerini daha önce "sosyalist", "Yugoslav", "Sovyet", "anti-komünist" veya "ulusçu" olarak tanımlayan pek çok insanın bu özellikleri değil, hangi medeniyeti temsil ettikleri önemli hale geldi.

Dünyanın medeniyetler temelinde tanımlanmasının tek nedeninin Soğuk Savaş'ın bitimi olmadığına da dikkat etmek gerekir. Bir diğer önemli neden, tüm dünyada ateizmin çöküşü ve din ahlakının yükselişidir. Bu, son iki yüzyıldır tüm dünyada kültürel bir hegemonya kurmuş olan materyalist felsefenin yeni bilimsel ve toplumsal gelişmelerle çökmeye başlamasıyla yakından ilgilidir. Özellikle bilimsel gelişmeler, materyalizmin dayanaklarını yıkmakta ve böylece insanların Allah'ın varlığının kanıtlarını daha açık biçimde görebilmelerini sağlamaktadır. Allah'a inancın giderek güçlendiği, insanların yeniden din ahlakına yöneldiği bir çağda, kuşkusuz İslam'a olan yöneliş de hızla yükselmektedir.

4 - Müslümanlar Arasındaki İletişim ve Dayanışmanın Artması

İslam Birliği'nin yolunu açan çok önemli bir diğer gelişme ise, 1980'lerden itibaren giderek yükselen, 1990'larda -başta internet olmak üzere- iletişim teknolojisinin gelişmesiyle büyük hız kazanan yakınlaşma sürecidir. Tüm dünyanın birbiri ile yoğun bir kültürel alışveriş içine girmesi ve dünyanın tüm kültürlerinin ortak bir dille iletişim kurmasını sağlayan bu yakınlaşma, dünya Müslümanlarının da bilgiye olan ulaşımlarını kolaylaştırarak birbirleri ile olan temas ve iş birliklerini daha önce görülmemiş biçimde büyütmüştür. Böylece, Müslüman halkların bilinçlenmesinde çok büyük bir vesile olmuştur.

Sadece interneti ele almak bile, Müslümanlar arasındaki iletişimin ne kadar geliştiğini göstermektedir. İnternet teknolojisi, hem tüm insanlar için hem de Müslümanlar için önemli bir nimet olmuştur. İnternet sayesinde yapılan ortak çalışmaların sayısı artmış, bununla birlikte bilgiye ulaşma imkânları da çok genişlemiştir. Böylece İslam dünyası da dahil olmak üzere dünyanın dört bir yanında okuyan, düşünen, fikirler üreten ve çözümler geliştiren nesiller yetişmektedir.

İslam dünyasının geleceğinin dünya barışını ve güvenliğini doğrudan ilgilendirdiği, günümüzde pek çok düşünür tarafından ifade edilmektedir. İslam dünyası yaklaşık 1.2 milyarlık nüfusu Müslümanlar dünya nüfusunun yaklaşık dörtte birini oluşturmaktadır, sahip olduğu yeraltı zenginlikleri, coğrafyasıyla stratejik önemi ile büyük bir güçtür. Bugün gelinen noktada Müslümanların doğrudan veya dolaylı olarak, 21. yüzyıldaki gelişmelerde rol oynayacağı açıkça görülmektedir. Ancak elbette önemli olan, bu rolün, başta İslam dünyası olmak üzere tüm insanlığın faydasına olmasıdır.

Malezyalı bir sosyal bilimci olan ve çalışmalarını Almanya'daki Freie Universität of Berlin'desürdüren Farish A. Noor, bu gelişmelerin İslam dünyasındaki etkilerini ele alan bir çalışmasında şu tespitlerde bulunur: Gelişen iletişim teknolojisi ve bilginin ve enformasyonun serbest akışı sayesinde, Müslümanlar artık İslami ilimlerin doğrudan özüne ulaşmada özgürdürler; İslami düşüncenin temel kitapları ve anlatımları artık uzak kütüphanelerdeki az sayıdaki kitapla sınırlı değildir... Bunun sonuçlarından biri, İslami yönden bilinçli ve eğitimli yeni kitlelerin gelişmesidir. İslami metinlere ve bilgiye ulaşım aynı zamanda, (akademik sıfatı olmayan) normal Müslümanların da İslamiyet hakkında daha fazla öğrenmelerini, fikir yürütmelerini ve yorum yapmalarını sağlamaktadır. Bu, global İslami ağların kurulması sayesinde, Müslümanlık dünyanın dört bir yanında yaşanmaktadır.[2]

Noor'un ifadesiyle artık "zamanın ve mekânın sınır oluşturmadığı bir İslam dünyası" vardır.[3]

Sadece internet değil, medya da dünya Müslümanlarını birleştirmektedir. Herhangi bir İslam ülkesindeki bir konu, bir anda tüm İslam ülkelerinde izlenmekte, aynı anda yankı uyandırmakta, oralardaki Müslümanların da ortak meselesi olmaktadır. Tüm bu imkânlar, Allah'ın izniyle Müslüman dünyasının çok daha aydınlık bir geleceğe kavuşabileceğini göstermektedir.

5 - Batılıların Osmanlı Arayışları

Yazının başında da belirttiğimiz gibi, kurulacak bir İslam Birliği, hem Müslümanlar hem de gayrimüslimler için pek çok yarar sağlayacak, adil, demokratik ve çağdaş bir yapılanma olacaktır. İslam Birliği'nin kurulması durumunda, başta Batı olmak üzere diğer medeniyetler, dostane ve barışçıl ilişkiler kurabilecekleri, istikrarlı ve güvenilir bir otorite ile muhatap olacaklardır. Sözde Müslümanlar adına ortaya çıkan bazı radikal akımların engellenmesi ve tedavi edilmesi işi, İslam Birliği'nin işi olacak; Batı'nın bu konudaki endişeleri tamamen ortadan kalkacaktır.

İslam Birliği'nin yaklaşmakta olduğunu gösteren önemli alametlerden biri de, bu sözünü ettiğimiz "İslam Birliği ihtiyacı"nın, Batılılar tarafından da fark edilmesidir. Özellikle eski Osmanlı coğrafyası üzerinde bir asırdır devam eden otorite boşluğu teşhis edilmekte ve çözümün de ancak Osmanlı modelinin bir şekilde yeniden hayata döndürülmesiyle mümkün olacağı fikri yankı bulmaktadır.

Bu konuda Batı medyasında yer alan yorumlardan biri, 9 Mart 2003 tarihli New York Times gazetesinde yayınlanan David Fromkin imzalı "A World Still Haunted by Ottoman Ghosts" (Hala Osmanlı Hayaletleri İle Dolu Bir Dünya) başlıklı makaledir. Fromkin Makalesine "Bir hayalet ABD'yi rahat bırakmıyor, bu Osmanlı İmparatorluğu'nun hayaleti" diye başlamış ve bu konuyu detayı ile ele almıştır.

İngiliz gazeteci Timothy Garton Ash ise The Guardian gazetesinde yayınlanan 27 Mart 2003 tarihli makalesinde benzer bir analiz yaptı. Kosova ve Irak'taki sorunları ele alan Ash, "Her iki durumda da, hala, bir yüzyıl sonra bile, Osmanlı İmparatorluğu'nun mirası ile karşı karşıyayız" diyor ve yazısını şöyle noktalıyordu:

Yüzleşelim: (Irak'taki) bu kanlı savaş bittiğinde, 1918 yılına geri dönmüş olacağız, yani büyükbabalarımızın Balkanlar'dan Ortadoğu'ya kadar karşılaştığı soruların çoğuyla ve tam da aynı bölgelerde yüzyüze kalacağız. Ve hala bunlara verebilecek bir cevabımız yok. Bazen, Osmanlı İmparatorluğu'nu yeniden kurmamız gerektiğini düşünüyorum.[4]

Dünyaca ünlü bu iki gazetede 2003'te yayınlanan bu makalelerin ardından, aradan geçen üç yıl içinde pek çok gazeteci, yazar ve düşünür de aynı yönde açıklamalar yaptı. Batılıların bile "Osmanlı İmparatorluğu'nun yeniden kurulması gerektiği"ni düşündükleri bir devirde, Müslümanların bu işe dört elle sarılmaları gerektiği aşikârdır.

SONUÇ

En başta da vurguladığımız gibi, Miladi Takvimde 1980'lerin başına denk gelen Hicri 14. asrın başından itibaren yaşanan bu büyük çaplı gelişmeler ve Erbakan Hoca'nın hazırladığı ve artık zafere yaklaştığı kutlu projeler, bizi son derece önemli bir sonuca götürmektedir: Müslümanların tarihin önemli bir dönüm noktasında oldukları kesindir...

Bu durumda bütün Müslüman âlemine düşen görev, bu sorumluluğa layık olmaktır. Her Müslüman, ahlakını güzelleştirerek, İslam anlayışının yayılması için elinden gelen çabayı göstermeli ve en güzel şekilde bu kutlu dönem için hazırlanmalıdır. Müslümanların yapmaları gereken en önemli hazırlıklardan biri ise, İslam dünyasının birliğini sağlamak olacaktır. Bunun için;

Her Müslüman birey, gittiği camide, okuduğu mektepte, iş yerinde, ziyaret ettiği internet sitesinde, üyesi olduğu dernek ve partide, dünya Müslümanlarının birliği için çaba göstermeli, diğer Müslümanları bu konuda teşvik etmelidir. D-8 örneği girişimlere sahip çıkmalı ve saygı göstermelidir.

Tüm Müslüman hükümetler, İslam Birliği'ne hazırlanmalıdır. Diğer Müslüman ülkelerle aralarındaki ilişkileri geliştirmeli, bir yandan da gerçek İslam ahlakının kendi ülkelerinde de daha iyi yerleşmesi için kültürel faaliyetlerde bulunmalıdırlar.

 

 



[1] 28.07.2006 / Yeni Şafak / İbrahim Karagül

[2] (Dr. Farish A Noor, The Caliphate: Coming Soon To A Country Near You? The Globalisation of Islamic Discourse and its Impact in Malaysia and Beyond, Institut fur Islamwissenschaft; Freie Universitat of Berlin, 2000 ; s. 31)

[3] (Dr. Farish A Noor, The Caliphate: Coming Soon To A Country Near You?, s. 26)

[4] (The Guardian, 27 Mart 2003)


Bu yazarin diger makaleleri

TÜRK VE AMERİKAN EKONOMİLERİNİN ÇÖKÜŞÜ
  Döviz ve altındaki hızlı tırmanış ve faizlerdeki artış neyi...
Devami
NEZAKET KURALLARI
  NEZAKET;"EFENDİ'lik ve MEDENİ'liktir!" Her insana ve özellikle Müslüman'a yakışan;...
Devami
Ahmet AKGÜL Hocam'dan dinlediğim: TARİHİ HATIRLATMA- I
1975 kısmi senato seçimleri yapılmaktadır. MSP Elazığ Adayı, Şahabettin Septioğlu'nun...
Devami
Avrupa Macerası:UÇURUMDAN DÜŞERKEN, UÇTUĞUNU SANANLAR!..
  Müzakere Tarihi Kopardık Diye Kimse Övünmesin Avrupa'yı Fethetmiyor, Teslim Oluyorsunuz!.. Girmek...
Devami
EKONOMİK TUSUNAMİ YAKLAŞIYOR!
  "İşsizliğin göç haritası" raporu bu gidişin vahametini gözler önüne...
Devami
"DİN"Lİ-YORUM
  (Erbakan Hoca'nın Askon Sohbeti.)   Doğru bir tedavi için, önce doğru teşhis...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 5922

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR