Reklam
Reklam
Reklam

ABD'yi Bunamış Joe Biden'in YÖNETTİĞİNE İNANMAK AHMAKLIKTIR!

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 2
ZayıfMükemmel 

 

ABD'yi Bunamış Joe Biden'in

YÖNETTİĞİNE İNANMAK AHMAKLIKTIR!

      

Artık bunadığı iyice belli olan, konuşmalarının konusunu unutan, kurduğu cümlelerin başıyla sonunu bağlayamayan... Etrafındaki hayali varlıklarla tokalaşan… Basın toplantılarında hatırlamak üzere kendisine sunulan başlıkları gazetecilere okuyan ve özel uyarı notlarını projektörlere karşı tutan... Hatta ayakta bile duramayan, olduğu yere yıkılan... Uçak ve Beyaz Saray merdivenlerinde düşüp yere kapaklanan bir JOE BIDEN’in ABD'yi yönettiğine inanmak için ahmak olmak lazımdı...

Joe Biden'in sağlığı gerçekten nasıldı?

Bisikletten düşüyor, yolunu şaşırıyor, tanımadıkları ülkeyi 'müttefik' olarak sınıflandırıyordu. ABD Başkanı Joe Biden'in sağlığı ülkesinde bile merak konusuydu. Kimileri “demans” (unutkanlık ve bunaklık) başlangıcı olduğunu iddia ediyor; kimileri ise yeni Başkanın, Başkan Yardımcısı Harris olacağını söylüyordu. 46'ncı ABD Başkanı Joe Biden bisiklete binerken dengesini kaybedip düşüyor, yürekleri ağza getiren olayda 79 yaşındaki Biden hemen ayağa kalkarak "iyiyim" mesajı veriyordu. Ertesi gün kameralar karşısına çıkan Başkan, "Nasılsınız?" sorusuna cevaben, zıplayarak sağlığının yerinde olduğunu göstermek istiyordu.

Biden'in sağlığının her seferinde kötü olduğunu vurgulayan 76 yaşındaki eski Başkan Donald Trump ise Biden'e geçmiş olsun dileklerini iletiyordu. Bir konuşma sırasında ilettiği bu mesaja karşılık kalabalık gülünce, "Hayır, bu sefer ciddiyim. Çok kötü düştü, umarım iyidir" diyerek dalga geçiyordu. 45'inci Başkan Trump her ne kadar bu sefer ciddi olduğunu söylese de fırsatını her bulduğunda Biden'i eleştirmekten geri kalmıyordu. Sadece Trump değil, birçok kesim Biden'i eleştiriyor ve ABD adına utanç duydukları vurgulanıyordu.

Bunama iddiaları haklı çıkmıştı; Biden, yine aynı hareketi yapmıştı!

15 Nisan 2022 tarihinde tedarik zinciri kriziyle ilgili bir konuşma sonrası boşlukla tokalaşan ABD Başkanı Joe Biden'in görüntüleri gündem oluyordu. Aradan 8 gün geçmişken Başkan Biden katıldığı bir etkinlik sonrası tekrar boşlukla tokalaşıyordu. Biden'in o anları etkinlikte bulunan kameralar tarafından kayıt altına alınıyordu. Öte yandan sosyal medya kullanıcıları Biden'in tokalaşma görüntülerini “bunama” olarak yorumluyordu.

Joe Biden katıldığı her etkinlikte yaptığı konuşmanın ardından boşlukla tokalaşıyordu. 15 Nisan tarihinde katıldığı başka bir etkinlikte ise yine boşlukla tokalaşan Biden'in bu durumu akıllara "Sağlık problemleri mi yaşıyor?" sorusunu getiriyordu.

Sahnede Kimse Yokken Yine Eli Havada Kalmıştı!

Konuşmasını tamamladıktan sonra arkasını dönen ve boşlukla tokalaşan Biden'in o anları sosyal medyada da gündem olmuştu. Twitter'da kullanıcılar Biden'in sağlık sorunları yaşadığını yazıyordu.

8 gün önce de boşlukla tokalaşmıştı!

79 yaşındaki Biden, konuşması bittikten sonra arkasına dönüp tokalaşmak isteyeceği birilerini arıyordu, ama sahnede başka kimsecikler yoktu. Şaşkın bakışlarla arkasını dönen Biden, daha sonra kürsüden ayrılıyordu.

Biden'in görüntülerine sosyal medyadan da binlerce yorum geliyordu. Bazıları Biden'in durumuyla alay edilmesini 'yaşlı istismarı' olarak değerlendirip kınarken, bazıları da Biden'in zihinsel durumunu sorgulayan paylaşımlarda bulunuyordu. Cumhuriyetçi Parti eski Başkan Yardımcısı Harmeet K. Dhillon, "Biden ailesinin bakıcıları nerede? Bu durum çok tuhaf, yoksa bile bile onun bunadığını mı göstermek istiyorlar?" diye soruyordu!

“Biden’de bunama ileri düzeyde” ise ABD’yi kimler yönetiyorlardı?

Bu vaziyetiyle, süper güç sanılan ABD’yi, yani dünyanın en büyük ekonomisini ve askeri gücünü Joe Biden’in yönettiğini söylemek akıl dışıydı. Evet, ABD’yi Siyonist Yahudi sermayesi ve Yahudi stratejistler yönetiyorlardı. Biden gibileri sadece göstermelik birer figürandı, hatta demokratik seçimlerle ve halkın hür iradesiyle (!) seçilmiş kuklalardı. Hatta böylesi bunak ve unutkan insanları yönlendirmek daha kolaydı.

Hatırlayınız, Joe Biden, İngiltere Başbakanı Boris Johnson ile Beyaz Saray'da gerçekleştirdiği görüşme esnasında gözleri kapanıp sayıklamaya başlayınca korumalar paniğe kapılmıştı. Siyonist rejimin yeni Başbakanı Naftali Bennet'le 2022 Ağustos ayında yaptığı görüşmede uyuyakalan ABD Başkanı Biden, benzer bir durumla gündeme taşınmıştı. BM Genel Kurulu'nun ardından Beyaz Saray'da görüşmede Johnson konuşurken, Biden'in sayıklaması üzerine gazeteciler Oval Ofis'ten çıkarılmıştı. ABD medyasından bir gazetecinin yüksek sesle Teksas eyaletindeki göçmen kriziyle ilgili Başkana bir soru sorması üzerine, Beyaz Saray görevlileri, İngiltere Başbakanı’nın sözünü keserek basın toplantısını sonlandırıp, gazeteciler Oval Ofis'in dışına atılmıştı.

ABD’de anayasal tahta çıkma sırası!

Amerikan anayasasına göre Başkanlar sağlık nedeniyle görevden alınabiliyordu. Bu durumda göreve anayasal olarak sırasıyla Başkan Yardımcısı ve Senato Başkanı, ardından Temsilciler Meclisi Başkanı, onun ardından da Adalet Bakanı geçiyordu. Daha önce pek çok kez Başkan Yardımcıları ölen ya da azledilen Başkanların yerlerine geçiyordu. Dünya savaşından bu yana Harry S. Truman, Lyndon B. Johnson ve Gerald Ford bu şekilde göreve gelen Başkan Yardımcıları olarak hatırlanıyordu. Ancak üçü de başarısız olmuştu. Başkan yardımcıları için bu nedenle, başkanlıktan bir nefes uzakta deniyordu.

Kaliforniyalı kızlar da gelse, durum değişmiyordu!

Fakat bu göreve yasal olarak konabilecek Başkan Yardımcısı Kamala Harris de onun ardından sıradaki Nancy Pelosi de halkın büyük bir kısmı tarafından nefret edilen kişiler oluyordu. Hindu anne ile Karayipli baba karışımı Harris, Kaliforniya geçmişinde kendisinden 30 yaş büyük sevgilinin metresi olarak yükseliyor, attığı anormal kahkahalarla biliniyordu. Yine Kaliforniyalı Pelosi, nefret edilen sivri ve yaşlı bir milletvekili oluyordu. Her iki Kaliforniyalı kadının da göreve atanması; zaten Trump'ın seçilmemesini, elitlerin hileli sandık darbesi olarak gören on milyonların sokağa inmesinden korkuluyordu.

Bu nedenle suni olarak ayakta tutulan Biden'in tarihte emsali pek görülmeyen bunaklıklarına alışmak gerekiyordu. Çünkü zaten ABD’yi, güya seçilmiş Başkanlar değil, Siyonist odaklar yönetiyordu.

Peki, ABD Güdümlü Ülkeleri Kimler Yönetiyordu?

Hatırlayınız, Cumhurbaşkanı Erdoğan 14 Şubat 2022’de BAE’ye, 28 Nisan’da Kaşıkçı cinayeti nedeniyle katil diye suçladıkları Suudi Arabistan’a uğramıştı. İsrail Cumhurbaşkanı Herzog 9 Mart’ta ve Muhammed Bin Selman 22 Haziran’da Ankara’ya taşınmışlardı. Ne olduysa, Mısır, BAE, Suudi Arabistan ve Katar’ın ‘düşman’ liderleri birbirini ziyaret edip duruyorlardı. Oysa ilk üç ülke Haziran 2017’de Katar’la ilişkilerini kesmiş ve Erdoğan dostu Temim’i korumak için bu ülkeye Türk askeri yollanmıştı. Bölgenin tüm ülkelerinde üsleri bulunan ve bu üsleri Katar’daki ana üslerden yöneten Amerikalılar, olup bitenleri izlerken her halde kesin kıs kıs gülüyorlardı.

Adına ister BOP deyin ister Arap Baharı, sonuçta hepsinin senaryosunu onlar yazıyor ve rolleri de ona göre dağıtıyorlardı. Öyle ya; bu ülkeler kendi iradeleri ve inisiyatifleri ile yönetiliyorlarsa, Haziran 2017’de savaşın eşiğine gelen Katar’la Mısır, Suudi Arabistan ve BAE liderleri nasıl ve ne yüzle kucaklaşıp öpüşüyorlardı!?

Diyelim onlar Arap’tı, peki Cumhurbaşkanı Erdoğan söylemediğini bırakmadığı BAE ve Suudi Arabistan liderlerini neden ve nasıl kucaklaşmıştı?

Hadi bizimkileri anladık, peki Biden’e ne olmaktaydı? Ocak 2021’de Kaşıkçı Cinayeti ile ilgili dosya içeriğini açıkladıktan sonra “Muhammed Bin Selman hesap verecek!” diyen beyefendi 18 ay sonra Bin Selman’la kucaklaşıp öpüşmek için 15 Temmuz’da Cidde’ye gidiyorlardı. 15 Temmuz tesadüf olabilir ama adam kesin Erdoğan’ı kıskanmıştı!

Kıskanmasaydı telefonu kaldırıp Erdoğan’la konuşur, onu Beyaz Saray’a davet buyururlardı. 31 Ocak’ta Erdoğan’ın dost ve müttefiği Temim’i davet edip krallar gibi karşılayan Biden, 11 bin kilometre karelik yüzölçümü ve 500 bin nüfusuyla Katar’ı ABD’nin NATO dışından stratejik müttefiği ilan etti ama bölgenin en önemli ülkesi, çok sayıda ABD ve NATO üssünün bulunduğu Türkiye’nin Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı muhatap almaması çok ayıptı ve ittifak ilişkilerine yakışmamıştı!..

Her şey normal olabilir ama “Tiyatro”nun en ilginç ve heyecan verici perdesi Temim, Erdoğan, Bin Selman ve Sisi arasındaki irtibatlardı…

Ankara’ya gelmeden önce Kahire’ye gidip Sisi ile kucaklaşan Bin Selman, “zafer kazanmış” edasıyla ülkesine döndüğü gün Erdoğan’ın dost ve müttefiği Temim Kahire’ye uçmuş ve Sisi ile öpüşüp koklaşmıştı. Evet, bölgesel ve uluslararası politikanın geldiği nokta tam anlamıyla tiyatro kuklalığıydı.

Bu arada İsrail’i unutmayalım!

Hadi diyelim ki Arap kral, emir ve şeyhlerinde SWAP’lı para vardı, peki İsrail’de ne vardı? Ankara; İsrail’le barışmak için neden bu kadar hevesli davranmaktaydı? Hani Hamas’la stratejik ve ideolojik ittifakımız vardı? Yoksa Mısırlı Müslüman Kardeşleri sattığımız gibi Hamas’ı da mı satmıştık. Yoksa artık ‘dünya liderliği’ni bırakmış mıydık?

Bunun farkına varan Hamas lideri İsmail Heniye, Beyrut’ta herkesin ve özellikle İsrail’in korkulu rüyası Hizbullah’ın lideri Nasrallah ile bir araya gelmiş, sonra da Hizbullah’ın ve Esad’ın müttefiği İslami Cihad’ın lideri Nahhale ile buluşmuşlardı. Erdoğan ve Katar’ın telkin, istek ve baskıları sonucu 2011’de Şam’daki kamplarını kapatarak Esad’a karşı cephe alan Hamas liderleri şimdi satıldıklarının farkına vararak Esad’la barışmanın yollarını arıyorlardı!

Körfez ülkeleri, Türkiye, ABD, Batılı müttefikler ve İsrail kol kolaydı. Tahran, Şam, Iraklı Şiiler, Lübnan Hizbullah ve Sünni Hamas ve İslami Cihad ise yalnız bırakılmıştı. Bunlar arkalarına Rusya, Çin ve onların müttefiklerini almaya çalışmaktaydı. Örneğin; Latin Amerika ve Afrika’da birçok ülke bunlar arasındaydı.

Anlaşılan kavga giderek büyüyecek ve yayılacaktı. Ukrayna’da yenilen Batılı ülkeleri çok çetin bir kış bekliyordu. İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana ilk kez böylesi derin ekonomik krizle karşı karşıya gelen bu ülkeler ya yenilgiyi kabullenecek ya da çok daha tehlikeli maceralara kalkışacaktı” diyen Hüsnü Mahalli, her nedense, hem kapitalizmin ve Amerika’nın, hem de Sosyalizmin ve Rusya'nın arkasında hep aynı Siyonist Yahudi odaklar bulunduğunu, bir türlü gündeme taşımamaktaydı. Tabi bu da hep gizli kalması gereken Siyonist merkezlerin işini kolaylaştırmaktaydı.

Yani sadece ABD Başkanı Joe Biden'i değil, güdümlerindeki işbirlikçi yönetimleri de yine Siyonist odaklar iktidara taşımakta ve kullanmaktaydı!..

İsrailli Siyonist Katil Dışişleri Bakanı MİT'i ziyaret edip Hakan Fidan'la buluşmuşlardı!

İsrail Dışişleri Bakanı Yair Lapid'in, son Ankara ziyaretinde Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu'yla MİT'i ziyaret ettiği, Hakan Fidan'la görüşerek; iki ülke arasındaki güvenlik işbirliği için Fidan'a teşekkür ettiği ortaya çıkmıştı.

İsrail ile Türkiye arasındaki normalleşme adımları istikametinde, karşılıklı üst düzey ziyaretler yoğunlaşmıştı. Son olarak İsrail Dışişleri Bakanı Yair Lapid, Ankara'ya gelerek mevkidaşı Mevlüt Çavuşoğlu'yla görüşmüş, ikili daha sonra basın toplantısı yapmışlardı. İsrail basınından Lapid'in ziyaretine ilişkin dikkat çeken bir iddia gündeme taşınmıştı. Lapid'in Çavuşoğlu'yla birlikte MİT'i ziyaret ettiği ve Hakan Fidan'la görüştüğü yazılmıştı. Anadolu Ajansı (AA) Orta Doğu ve Kuzey Afrika Editörü Turgut Alp Boyraz, İsrail'in Kanal 12 Televizyonu Dış Haberler Editörü Arad Nir'in; "İsrail Dışişleri Bakanı Lapid, Ankara ziyareti esnasında Türk mevkidaşı Çavuşoğlu ile birlikte MİT'i ziyaret etti. Burada Hakan Fidan ile görüşen Lapid, iki ülke arasındaki güvenlik işbirliği için Fidan'a teşekkür etti" paylaşımını Türkçeye çevirerek takipçilerine aktarmıştı.

Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT), MOSSAD'dan gelen istihbarat doğrultusunda; İran'ın Türkiye'deki İsrailli turistleri kaçırma planına engel olmuşlardı. Bu kapsamda gerçekleştirilen operasyonda; Beylikdüzü'nde çok sayıda kişi yakalanmıştı. Tahran yönetimi, 22 Mayıs'ta İran Devrim Muhafızları'nın üst düzey komutanlarından Albay Hasan Sayad Hüdayi ve bazı üst düzey askerin öldürülmesi sonrası intikam yemini yayınlamıştı. Saldırılardan sonra zehir zemberek açıklamalar peş peşe yapılırken, İran suikastlardan İsrail'i sorumlu tutmuş ve karşılık verileceğini açıklamıştı.

İran: “İsrail’in amacı Türkiye’yle aramızı bozmaktır”

İran Dışişleri Bakanlığı ise yaptığı açıklamada İsrail'in; İstanbul'daki İsraillilere yönelik terör saldırılarının önlendiği yönündeki suçlamalarını yalanlamıştı. Bakanlığın Twitter hesabında paylaşılan mesajda, iddialar "gülünç" olarak tanımlanmış, bu söylentilerin amacının; Türkiye-İran ilişkilerine zarar vermek olduğu vurgulanmıştı.

"İsrail Dışişleri Bakanı'nın Türk mevkidaşı ile Ankara'da düzenlediği ortak basın toplantısında yaptığı asılsız suçlamalar ve iddialar gülünç. Bu iki Müslüman ülke arasındaki ilişkileri yok etmeye yönelik, önceden tasarlanmış bir senaryodur. İslam Cumhuriyeti, Siyonist rejimin suikast ve sabotajlarına karşı her zaman tepki verecek, ancak sıradan vatandaşların ve diğer ülkelerin güvenliğini asla tehdit etmeyecektir" diyen İran’ın bu çıkışları, nedense yanıtsız kalmıştı.

Çavuşoğlu'ndan itiraf: “Bu kez krizi ciddiye almalıyız!”

Malatya'da AKP’lilere seslenen Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu, Türkiye'nin içinde bulunduğu durumu 'kriz' olarak tanımlamıştı. Evet, AKP’de ateş bacayı sarmıştı!

Türkiye'de artan hayat pahalılığı ve enflasyon sorunu giderek azıtmaktaydı. Malatya'da AKP Genişletilmiş İl Danışma Meclisi Toplantısı'nda yaptığı konuşmada yaşananları ele alan Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, "Daha önceki krizler de Türkiye'yi etkiledi ve birçoğu Türkiye'yi teğet geçti ama bu kez ciddi bir krizle karşı karşıyayız” itirafında bulunmuşlardı.

'Muhalefet huzursuzluk iklimi yaratıyor' palavrası da bunları kurtaramayacaktı!..

"Evet, bugün insanlarımızın sıkıntıları, yüksek enflasyon, fiyat artışı var, hayat pahalılığı var. Bunu inkâr etmiyoruz, doğruya doğru. Ama tüm dünyada bu krizlerin derin yaşandığını unutmayalım... 'Tüm dünyada bu sorunlar var' diyerek sorunların çözümü noktasında da çekimser davranamayız. Daha önceki krizler de Türkiye'yi etkiledi ve birçoğu Türkiye'yi teğet geçti ama bu sefer ciddi bir krizle karşı karşıyayız. Nasıl bugüne kadar sorunları çözdüysek, krizleri aştıysak, bizim de görevimiz bu krizleri aşmak ve halkımıza en güzel şekilde hizmetleri sağlamaktır. Muhalefetin oluşturmaya çalıştığı huzursuzluk iklimine asla müsaade edemeyiz. Sürekli doğru olmayan bilgilerle çarpıtmalar... İnsanımızı içinde bulunduğu sıkıntıdan kurtaracak olan yine bizleriz. O nedenle mücadelemizi yürütmeye devam edeceğiz" diyen Çavuşoğlu, bütün bu ekonomik ve sosyal sorunlara 20 yıldır ülkeyi yöneten Erdoğan iktidarının kötü icraatlarının yol açtığını saklayıp, muhalefete sataşmakla kurtulacaklarını sanmıştı.

Rus hava savunma sistemi Ukrayna’da kendilerini vurmuştu!

Ukrayna’nın doğusunda çalışan Rus hava savunma sistemine ait bir füzenin, geri dönüp kendilerini vurması şaşkınlığa yol açmıştı!?

Ukrayna’nın doğusunda bulunan Luhansk bölgesinde Rusya’ya ait hava savunma sisteminin ateşlemeden sonra yön değiştirerek kendini vurması herkesi şaşırtmıştı. Bu bağlamda görüntülerde herhangi bir oynanma saptanmamıştı. Ek olarak videodan füze tipini belirlemek mümkün olmamıştı. Ancak hangi füze olursa olsun launch (fırlatma ve hedefe yaklaşma) aşamasında arayıcı başlık çalışmazdı.

Zaten Rus füzeleri genelde CLOS (görüş hattı güdüm-Command to Line-of-Sight) prensibi ile çalışmaktaydı. Bu sebeple kazanın yerden gelen sinyallerden ya da füze üzerindeki servoları vs. kontrol eden yönelim biriminden kaynaklandığı sanılmakta, ama uzmanlar, ilk defa rastlanan bu ilginç olayı yorumlamakta zorlanmaktaydı.

Bunun gibi, 2018 yılında ise Suudi Arabistan’a ait Patriot füzesi, Yemen’den ateşlenen füzelere karşı ateşlendiğinde benzer bir kazaya karışmıştı. 2018 yılının Mayıs ayında ise Suudi Arabistan Krallığı ve Trump yönetimi arasında petrol üretimi üzerinden çıkan gerilimlerden dolayı ABD’nin iki Patriot füze bataryasını ve bazı savaş uçaklarını Suudi Arabistan’dan çekeceği açıklanmıştı.[1]

Aziz Erbakan Hocamız sağlığında bazı seminer ve sohbetlerinde, sonra mana âlemindeki müjdelerinde:

“Zalim güçlerin, mazlum milletlere yönelik füze saldırılarını, havada iken patlatıp etkisizleştirecek… Hatta ateşlenen bir füzeyi, geri çevirip kendi başlarına düşürecek teknoloji harikası projelere sahip olduklarını” defalarca vurgulamıştı!..

Rusya, Ukrayna Kremençuk'ta bir AVM'yi vurmaktan bile sakınmamıştı!

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, Kremençuk'ta kalabalık bir AVM'nin Rus füzeleri tarafından vurulduğunu açıklamıştı. Zelenskiy, saldırı sırasında alışveriş merkezinde binden fazla kişinin bulunduğunu da hatırlatmıştı. Cumhurbaşkanlığı Ofisinin Başkan Yardımcısı Kyrylo Timoşenko'ya göre, alışveriş merkezine düzenlenen saldırıda onlarca can kaybının ve yüzlerce yaralının olduğunu aktarmıştı. Vurulan alışveriş merkezinde yangın başlamış ve kurtarma ekipleri yangını söndürmeye çalışmışlardı, kurbanların sayısını hayal etmek imkânsızdı. Oysa bunlar, Rus ordusu için bir tehdit oluşturmuyorlardı.

İlim Adamlarının Günahı!

FAS'taki özel İspanyol bölgesine ulaşmak ve güya insanca yaşam şartlarına kavuşmak ümidiyle yüksek dikenli tel örgülere hücum edip tırmanmaya çalışırken, Fas ve İspanya güvenlik güçlerinin darbeleriyle ve binlerce insanın yığıldığı o sıkışıklık halinde can veren yüzlerce Müslümana; ne Siyonist zalimler, ne Haçlı kâfirler, ne de onların güdümündeki lider kılıflı hainler hiç acımamışlar ve sahip çıkmamışlardı. Erbakan Hocamızın:

İslam Birleşmiş Milletler Teşkilatı

İslam Ortak Pazarı

Müşterek İslam Dinarı

İslam Savunma Paktı

Ve İslam Ortak Bilim ve Kültür İşbirliği Vakfı

gibi tarihi ve talihli projelerini bırakıp, onca hakaret ve husumetlerine rağmen hâlâ Haçlı ve ahlâksız AB’ye girmek için çırpınanlar, bu uğursuz manzaralar karşısında rahatsızlık bile duymazlardı.

Ve bu arada, ilim adamı ve ilahiyatçı fikir erbabı geçinenlere de bir hatırlatmamız vardı: İslam Dini ve düzeni adına, insanların huzur ve refah hatırına ölümüne can attıkları Barbar ve Bâtıl Batı Medeniyetine karşı; her yönden Batı’da yaşayanların bile gıpta ve hayranlıkla bakıp örnek alacakları bir Bereket ve Merhamet Medeniyetini oluşturamadıktan sonra, öyle yaldızlı temenniler ve jelatin kılıflı tesellilerle oyalanmanız ve Müslümanları avutup uyutmanız, sizi utandırmalıdır. Aziz Erbakan Hocamızın hazırlatıp olgunlaştırdığı ve tüm insanlığa tanıttığı… Milli Çözüm Ekibinin de, noksan kısımlarını tamamlayıp 3-4 dile çevirerek yüzlerce devlet adamına ve ilim erbabına ulaştırdığı "ADİL DÜZEN ve YENİ BİR DÜNYA" kitabımızı okumaya, katkı sunmaya ve savunmaya ve bu ilmi, insani ve İslami programları gündeme taşıyıp toplumu aydınlatmaya bile gayret ve cesaret edemeyen ilim ve irfan sahipleri, Adil Düzen devriminde nereye saklanacaklar ve ahirette Allah'ın huzuruna nasıl çıkacaklardı?

Türkiye, Siyonist şirketlere, ülke topraklarını peşkeş çekmekle kalmamış, doğamızın, havamızın ve sularımızın zehirlenmesine bile göz yummaya mecbur konuma taşınmıştı!..

Erzincan'ın Ilıç civarında ABD'li Siyonist firma, çıkaracağı 10 milyar dolarlık altın rezervine karşılık, ülkemize sadece 10 milyon vergi bırakacaktı. Ancak 100 binlerce tonluk siyanürlü atık sular, Fırat'a sızıp zehirlemeye başlamış, hatta o sulardan içen kuşlarda ve yaban hayvanlarında toplu ölümlere rastlanmıştı. Bu acı ve alçaltıcı gerçeği 10 yıl öncesinden yazıp uyardığımız için FETÖ-TAYYİP ittifakınca, "Ergenekoncu" iftirasıyla içeriye alınmıştık... İşte güdümlü kahraman (!) yöneticiler, dış güçlerin ve Siyonist merkezlerin talimatıyla ve iktidara taşınmak sevdasıyla, milletine ve ülkesine karşı bu tahribatları, hiç vicdanları sızlamadan yapmaktalardı...

Ama İlahi adalet ve intikam vakti yaklaşmaktaydı!..

Mafya Babası Mübariz Mansimov Mehmet Ağar’ı suçlamıştı!

FETÖ'den hapis cezası alan ve mal varlığı dondurulan organize suç örgütü lideri iş insanı Mübariz Mansimov, eski İçişleri Bakanı Mehmet Ağar’ın, hapse girdiğinde kalacağı cezaevini tamir ettirip hazırladığını ve yanına helikopter sahası yaptırdığı iddiasını yalanlayan Ağar’ı yanıtlamıştı.

Mansimov, söz konusu iddiasını yineleyerek şunları aktarmıştı: “Aydın’da ünlü bir pidecide yemek yemeye gittik. Yemek yerken, (Tolga Ağar) ‘Bir helikopter pisti yapmak lazım’ dedi. Arabada para vardı. Korumam getirdi, verdi. Zarf içinde. Tam hatırlamıyorum ancak 20 bin dolardan fazlaydı. Kaldı ki Ağar, terör suçundan cezası onanmış bir insan. Onun için hangi Belediye Başkanı pist yapar? Bir kişi için pist yapılır mı ya? Diyelim, belediye yaptırmış. Demek ki yalancı, hırsız bunlar. Belediyeye de yalan söylemişler. Hem ondan hem benden para alıyorsa başka nasıl açıklayabiliriz ki?”

“Ağar kendisine baksın, Türkçe Olimpiyatları'nda Gülen'e övgüler yağdıran bir insandır!”

Cezaevi tadilatını yaptırdığı iddiasını da yineleyen Mansimov: “Ne masraflar vardı, hepsini ben karşıladım. Beyefendi çıkıp desin ki ‘oğlum yaptırdı’ veya ‘ben yaptırdım.’ Kendisi TV’de diyor ki ‘emekliliğim, hiçbir şeyim yok.’ Neredeyse yoksul bir hayat yaşadığını söylüyor. Bir de koymuş arkasına Erdoğan ile Atatürk’ün resmini. Kusura bakma, ‘h...’ derim. Benim hakkımda zaten ne diyecek ki, ben çıkıp söyledim ona kalmadan. Zaten kabul ediyorum onunla Pennsylvania’ya gittiğimi. Ağar kendisine baksın, Türkçe Olimpiyatları'nda Gülen'e övgüler yağdıran Mehmet Ağar’dı!..”

Evet, işte dindar kahraman Erdoğan iktidarı, bu Mehmet Ağar’ın çetrefilli işlerini kolaylaştırmak üzere oğlu TOLGA AĞAR’ı Elazığ Milletvekili yapmıştı.

Siyonist odakların, kahramanlarını(!) kutlamaları…

Terörist yapılar olan PKK ve yan kurumlarına destek verdikleri için İSVEÇ ve FİNLANDİYA’nın NATO’ya alınmaları konusunda kurusıkı çıkışlar yapan Sn. Erdoğan’ın bu tavrında samimi olmadığını ve geri adım atacağını, daha önce birkaç kere yazıp uyardığımız için bize kızanlar, acaba şimdi biraz olsun utanmışlar mıydı?.. Çünkü Sn. Erdoğan İspanya-Madrid’deki NATO zirvesinde İsveç ve Finlandiya’nın örgüte katılım anlaşmasını imzalamışlardı. Güya İsveç ve Finlandiya “Terörle mücadelede Türkiye’nin kaygılarını paylaşmaktalar”mış! Bunun aynen böyle olacağını haftalar öncesinden yazmamız, Erdoğan’ı ve arkasındaki odakları çok iyi tanımamızdandı. Oysa İsveç ve Finlandiya, lafta ve kâğıtta bile olsa, “PKK’ya ve PYD-YPG gibi terörist kurumlara artık destek vermeyeceklerini” bile açıklamaya tenezzül buyurmamışlardı.

Buna rağmen CNN International, BBC, İsrail Haaretz, The Wall Street Journal, The Economist, The Washington Post gibi, tamamı Siyonist Yahudi sermayesinin güdümünde bulunan basın-yayın organları Erdoğan’ın bu geri adım atışını ve palavra politikalarının birkaç hafta içinde iflasını bile; “Erdoğan eve zaferle dönüyor!..” manşetleriyle duyurmuşlardı. NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg ise, “İsveç ve Finlandiya, Türkiye’nin kaygılarına yanıt verdiler” şeklinde kof bir açıklama yapmıştı. Oysa imzalanan memorandum metninde “PKK’nın yasaklı bir terör örgütü olduğunu teyit ettikleri ve uzantılarının eylemlerini önlemeye söz verdikleri” şeklinde geçici bir gönül alıcı ve oyalayıcı ifadeler yer almıştı… Şimdiden ve tekraren hatırlatıyoruz: Ne İsveç’te ne Finlandiya’da PKK ve yan kuruluşlarının faaliyetleri asla yasaklanmayacaktı ve verdikleri sözlerde durmayacaklardı!..

Ve zaten Siyonist ve Terörist İsrail’in Haaretz gazetesinin bu haberi: “Türkiye istediğini aldı, İsveç ve Finlandiya NATO’ya katıldı!..” diye aktarması bile, bu sonucun kimlere yaradığının bir kanıtıydı…

Türkiye’nin veto tehdidini askıya almasını ve R. Tayyip Bey’in geri adım atmasını “Erdoğan’ın zaferi!..” olarak yorumlayan The Economist ise, futbolculuk geçmişine gönderme yaparak, “Erdoğan’ın profesyonel faul yaptığını…” yazıp dolaylı dalga geçecek şekilde küstahlaşmıştı. Bu sözler: “Biz, adamımızın geri adım atacağını zaten önceden biliyorduk!..” anlamını taşımaktaydı. Maalesef yandaş takımı hâlâ tınmasalar ve utanmasalar bile, devletimizin düşürüldüğü bu manzara karşısında bizim vicdanlarımız sızlamıştı.

Daha imzanın mürekkebi kurumadan: "PKK’ya yardıma devam edeceklerini" açıklamışlardı.

Finlandiya Cumhurbaşkanı Sauli Niinisto, NATO zirvesinde yapılan mutabakatın daha mürekkebi kurumadan “u dönüşü” yapmış ve: “Türkiye’ye suçlu iadesi politikamız değişmedi. YPG, metinde terörist olarak geçmiyor.” ifadelerini kullanmıştı. Finlandiya Cumhurbaşkanı, terör örgütü PKK’nın Suriye uzantısı YPG’ye insani yardım yapmaya devam edeceğini açıklarken, İsveç de benzer bir söylemde bulunmuşlardı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, mutabakat metni sonrasında Finlandiya ve İsveç’e uygulanan vetoyu kaldırmış, böylece İsveç ve Finlandiya’nın, NATO üyelik süreci başlamıştı. Ancak mutabakat metninde terör örgütü PKK’nın Suriye uzantısı YPG ve FETÖ, PKK ile birlikte terör örgütleri arasında yer aldığı halde, önce İsveç ve sonra Finlandiya, 48 saat içinde mutabakat metnine aykırı açıklamalara başlamışlardı.

İsveç Adalet Bakanı Morgan Johansson, “İade yapmayacağız. Türkiye’nin birine ‘terörist’ demesi, o kişiyi terörist yapmaz” diye küstahlaşmıştı. Daha sonra Finlandiya Cumhurbaşkanı Sauli Niinisto, şu açıklamayı yaptı: “Türkiye’ye suçlu iadesi politikamız değişmedi. Bizim terörist olduğuna karar vermediğimiz kimse iade edilmeyecek. YPG ve FETÖ terörist olarak tanımlanmıyor. Metinde bu yok. Biz Finlandiya olarak, YPG’ye ve kontrol ettiği bölgelere insani yardım yapmaya devam edeceğiz.” demekten sakınmamıştı.

İsveç Dışişleri Bakanı Linde’nin: “Erdoğan’a boyun eğmedik” çıkışı.

NATO'ya üyelik yolunu açmak için Türkiye ile mutabakat imzalayan İsveç Dışişleri Bakanı Ann Linde ülkesinde eleştirilere maruz kalınca; "Erdoğan'a boyun eğmedik" açıklamasını yapmıştı. İsveç gazetesi Aftonbladet’e açıklamalarda bulunan Linde, "Terör faaliyeti olduğu yönünde delil olmadıkça hiçbir iadeye razı olmayacağız. Kürtler açısından insan haklarının ya da demokratik haklarının risk altında olduğunu düşünmelerini gerektirecek bir sebep yok" demekten sakınmamıştı. NATO zirvesi için İspanya'nın başkenti Madrid'de bulunan Linde, İsveç radyosuna yaptığı açıklamada da "İnsanların sahip olduğu demokratik hakları değiştirmeyeceğiz ama öte yandan terör faaliyetlerinin farklı kısımlarını suça konu etmede belirgin sertleştirmelere gidilecek" diye havayı yumuşatmaya çalışmıştı.

Peki, İsveç ve Finlandiya attıkları imzaya uymazlarsa ne olacaktı?

Madrid’de sağlanan mutabakatın ana hatları şunlardı:

● PKK ve uzantılarıyla mücadelede Türkiye ile işbirliği sağlanacak,

● PYD/YPG ve FETÖ’ye destekler askıya alınacak,

● İsveç ve Finlandiya bunlarla yasa ve uygulamalarını bırakacak,

● PKK uzantıları ve paravanları bu ülkelerde para ve eleman toplayamayacak,

● Terör suçlularının iadesi konusunda ikili anlaşmalar yapılacak,

● Türkiye’ye yönelik terör propagandasına engel olunacak,

● Terörizmin tüm biçim ve tezahürleriyle mücadelede dayanışma oluşturulacak,

● Savunma sanayi alanında ambargo ve kısıtlamalar kalkacak,

● İstihbarat paylaşımına ilişkin işbirliği şartları olgunlaşacak,

● Atılacak adımların uygulanmasını denetlemek üzere adalet, istihbarat ve güvenlik kurumlarının katılımıyla Daimi Ortak Mekanizma kurulacaktı.

Varılan mutabakata eğer İsveç ve Finlandiya uyacak olurlarsa elbette Türkiye istediklerini almış olacak. En azından terör örgütlerinden iki ülkenin desteğini çekmesi sağlanacak. Ancak, esas mesele İsveç ve Finlandiya söz konusu mutabakata uymazsa, bir başka ifadeyle meseleyi lafla geçiştirip oyalamaya kalkışırsa bu işin müeyyidesi ne olacaktı? Mesela iki ülke NATO üyeliğinden çıkartılacak mı? Böyle bir imkân var mı? Eğer uygulanacak bir müeyyide yoksa ya da var ama uygulanmayacaksa bu anlaşmalar neye yarayacaktı? O zaman alınmış olan kararlar havada kalmayacak mıydı?

Bu noktada tartışılması ve cevap bulunması gereken bir soru vardı. O da yeni üye olacaklardan alınan bu sözler teröre destek veren eski ülkelerden niye alınmamaktaydı? Görünen o ki, alınmayacaktı. Yani yine PKK/YPG/PYD gibi terör örgütlerine ABD, Almanya, Fransa, Hollanda, Belçika, Danimarka gibi üye ülkeler desteklerini sürdüreceklerse İsveç ve Finlandiya’nın teröre verdiği desteğe son vermeleri terörle mücadeleye ne kadar etkili olacaktı? Kaldı ki, sözünü ettiğimiz bu NATO üyesi ülkelerin dünyanın gözünün içine baka baka PKK’ya desteklerini sürdürüyor olmaları ve hiçbir müeyyidenin uygulanamaması İsveç ve Finlandiya’ya cesaret kazandırmayacak mıydı? Bunun da ötesinde terörle işbirliği konusunda bazı NATO üyesi ülkelere imtiyaz tanınmış olmayacak mıydı?[2]

Türkiye’nin Finlandiya ve İsveç’in NATO’ya üyeliğine yeşil ışık yakmasının ardından Rusya, söz konusu ülkelerin NATO üyeliğine karşı çıkmıştı. NATO ülkelerinin liderleri, İsveç ve Finlandiya'yı ittifaka katılmaya davet etme kararı alıp ve katılım protokollerini imzalama konusunda uzlaşmıştı.

Rus basınına konuyla ilgili açıklama yapan Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Sergey Ryabkov, Finlandiya ve İsveç’in, NATO’ya dahil olmasına yönelik önlemler alacaklarını belirtip, “Madrid’deki zirve NATO’nun agresif bir şekilde Rusya’yı çevreleme politikasını pekiştiriyor. Bu bizim politikalarımızı hiçbir şekilde etkilemez. Her halükârda güvenliğimizi yüzde 100 sağlayacağız” diye çıkışmıştı. Finlandiya ve İsveç’in, NATO’ya katılım isteğinin egemenlik haklarını teslim etmek anlamına geldiğini savunan Ryabkov, “Nihayetinde onlar egemenliklerinin bir kısmını NATO’ya, bir kısmını da Washington’a ve bir kısmını da NATO’nun diğer güçlü ortaklarına teslim ediyor” ifadelerini kullanmıştı. Madrid’de alınan kararlara rağmen kendilerinin güvenliklerini sonuç ne olursa olsun sağlayacaklarını belirten Ryabkov, “NATO’nun söylemleri bizim için çok net. Gerçekle ilgisi olmayan bir biçimde Rusya’yı NATO için bir tehdit olarak adlandıracaklar. Ama biz kendi güvenliğimiz ve müttefiklerimizin güvenliğinin sağlanması için her şeyi yapacağız. Bu Ankara, Stockholm ve Helsinki arasındaki Madrid Zirvesi sonrasında varılabilecek herhangi bir anlaşmaya bakılmaksızın her koşulda sağlanacak” diye uyarmıştı.

Bu makaleyi sesli olarak dinleyebilirsiniz:

 


[1] (https://www.defenceturk.net / 24 Haziran 2022)

[2] Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız


Bu yazarin diger makaleleri

İslam, "hayalci" değil, "gerçekçi" bir dindir. Bu gerçekçiliği İslam'i kuralların...
Devami
Rus bilim adamı Igor Panarin: “ABD yakında çökecek!” diyordu. Rus bilim...
Devami
  Şeyhin sahtesinden, yarım hocadan, Hakka erdirmeyen, posttan usandım! Münafık medyadan, mason...
Devami
24.12.2012 tarihli aydınlık gazetesinde Nuri Kurtcebe "Bir Yılan Hikâyesi" alt...
Devami
  Yıllardır dile getirdiğimiz ve dikkat çektiğimiz bir gerçek var:...
Devami
  Kitapta (ezeli takdir programında)  İsrailoğullarına şu hükmü verdik: Muhakkak...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 33

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

SON YORUMLAR