Reklam
Reklam
Reklam

Dindar Kahraman(!) Erdoğan İktidarı MİT’İ MOSSAD’IN TAŞERONU YAPMIŞTI!

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 2
ZayıfMükemmel 

 

Dindar Kahraman(!) Erdoğan İktidarı

MİT’İ MOSSAD’IN TAŞERONU YAPMIŞTI!

     

İsrail Haaretz gazetesinin: “MİT ve Mossad’ın İran'a karşı ittifakı” itirafı!

İsrail'in önde gelen basın kuruluşlarından Haaretz'de yer alan bir analizde, Türkiye ve İsrail gizli servislerinin, 'İran'ın entrikalarını bozmak için ittifak yaptıkları' yazılmıştı. Analizde, iki ülke istihbarat servislerinin kriz zamanlarında dahi iletişim kanallarını açık tuttukları ve iki ülke arasındaki normalleşme sürecinin yeni ortak çıkarlar oluşturduğu açıklanmıştı!? (15 Haziran 2022) İsrailli araştırmacı gazeteci ve yazar Yossi Melman imzasıyla, Haaretz'de yayınlanan, "İran neden, İsrail'den intikam almak için Türkiye'yi tercih ediyor?" başlıklı analizde, Türkiye ve İsrail arasında devam eden normalleşme süreci çerçevesinde, İsrail gizli servisi Mossad ve Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) arasında İran'a karşı geliştirilen işbirliğine ilişkin çarpıcı detaylar yer almıştı. Mossad Genel Merkezi ile İstanbul'daki Türk istihbarat yetkilileri arasındaki bağların son aylarda güçlendiğini öne süren Melman analizinde; "Mossad görevlileri, İran topraklarında Mossad'a atfedilen bir dizi suikast ve sabotaj operasyonu nedeniyle İsrail'den intikam almak isteyen İran istihbaratının planlarını engellemek için Türk mevkidaşlarıyla düzenli temas halinde olduklarını açıklamıştı. Melman, MİT'in 2021 Ekim ayında, Filistinlilerden oluşan bir Mossad hücresini ortaya çıkarmasından bu yana iki servis arasındaki ilişkilerin önemli ölçüde değiştiğini öne sürerek, “Daha önce birbirlerini gözetleyen rakip servisler olan MİT ve Mossad’ın İran'ın entrikalarını bozmak için bir kez daha 'birlikte çalışan müttefikler' haline geldiğini” vurgulamıştı.

İsrail’in Haaretz gazetesine göre:

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın son zamanlarda İsrail ile ilişkileri ısıtmaya yönelik çabaları, Mossad ve MİT arasındaki işbirliğinin yenilenmesine yönelik ortak bir çıkar sağlamıştı. Bununla birlikte, Türkiye ve İsrail (ve iki ülkenin istihbarat servisleri) arasındaki ilişkiler en düşük seviyedeyken bile, taraflar arasında gizli temasların devam ettiği hatırlatılmıştı. Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanı Hakan Fidan'ın, İsrail istihbarat şefleri Meir Dagan, Tamir Pardo ve Yossi Cohen ile sürekli görüştüğü aktarılmıştı. Tek başına bu bile istihbarat teşkilatlarının kriz zamanlarında dahi iletişim kanallarını nasıl açık tuttuklarını ve “boruları tıkamaktan” kaçındıklarını açıklamıştı. Güya, Mossad ile Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) arasında giderek artan yakın işbirliği, İranlıların hedeflerine ulaşmalarına engel olmuşlardı. Bu işbirliğinde Mossad genel olarak istihbarat sağlayan, MİT de operasyon için inisiyatif alan taraftı. İran'ın boşa çıkarılan Türkiye'deki operasyonunda; Devrim Muhafızları Ordusu Kudüs Gücü'ne ait bir suikast hücresinin, İsrailli turistleri hedef alacağı ortaya çıkmıştı. Şüpheliler, Türk istihbaratı tarafından tutuklanmış, ama milliyetleri kamuoyuna açıklanmamıştı.

MİT-Mossad ilişkisinin Türkiye mimarı: Adnan Menderes olmaktaydı!

Mossad; MİT ve Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) ile elli yılı aşkın süredir mükemmel ilişkiler içinde bulunmaktaydı. Bu ilişkilerin temeli 1958'de dönemin İsrail Başbakanı David Ben-Gurion ile (1960'taki) bir askeri darbenin ardından idam edilen Türk mevkidaşı Adnan Menderes arasında yapılan görüşmede atılmıştı. “Çevre ittifakı” olarak adlandırılan bu ilişkinin mimarı, Mossad'ın ilk başkanı ve Ben-Gurion'un danışmanı Siyonist Reuven Shiloah olmaktaydı. “Düşmanımın düşmanı benim dostumdur” fikrine dayanan gizli ilişkiler aynı dönemde benzer şekilde Arap olmayan diğer Müslüman ülkeler (örneğin, Şah Muhammed Rıza Pehlevi yönetimindeki İran) ve düşman ülkelerdeki etnik ve dinsel gruplar (örneğin, Irak'taki Kürtler, Suriye ve Lübnan'daki Dürziler, yine Lübnan'daki Hristiyanlar ve Güney Sudan'daki gayrimüslim kabileler) ile de kurulmuş durumdaydı…

Evet, güya “Dindar demokrat!” bilinen Adnan Menderes, MİT’i Mossad’ın güdümüne sokmuş, şimdi “Dindar Kahraman!” kılıfı geçirilen Recep Tayyip Erdoğan MİT’i, Mossad’ın taşeronu yapmıştı! Hem de Erbakan Hocamızın D-8 oluşumuna kattığı İRAN’a karşı Siyonist İsrail’e yanaşmıştı!

MİT ve Mossad'tan ortak operasyona gerekçe palavrası!

Rafael Sadi Tel Aviv'den yazmıştı: Güya İsrail Televizyonu Kanal 13’ün son dakika haberine göre İstanbul’da İstiklal Caddesi’nde dolaşan İsrailli turist grubu, İsrail askeri istihbarat birimi tarafından operasyonla kurtarılarak İsrail’e taşınmıştı. Bu uydurma iddialara göre; süreç, turist gruba yönelik İsrail Genelkurmay Başkanlığı kriz masasından gelen bir telefonla başlamıştı. Kriz masası, gruba hayatlarının tehlikede olduğunu ve bulundukları yerde durmaları konusunda uyarı yapmıştı. İsrailli yetkililer gruba, zırhlı bir aracın kendilerini alarak doğrudan İstanbul Havalimanı’na götüreceklerini ve beraberinde 10 kişilik bir koruma ekibinin de bulunacağını aktarmıştı. Grup, zırhlı araç ve korumalar ile bulundukları yerden alınıp havaalanına koruma ekibi refakatinde getirilip, ayarlanan uçak ile İsrail'e taşınmıştı. Kanal 13 haber muhabiri OR HELLER'in haberine göre; İsrail Genelkurmay Başkanlığı kriz masasından arayan yetkili, İsrailli turist gruba; otele kesinlikle dönmemeleri gerektiğini ve otelde İran EL-KUDS birliği suikastçılarının kendilerini öldürmek için beklediklerini hatırlatmıştı. Söz konusu kurtarma operasyonunu da Milli İstihbarat Teşkilatı ile birlikte yaptıkları aktarılmıştı. İsrail medyasındaki habere göre; kurtarma operasyonunun ardından İsrail makamları operasyonun gerçekleştirilmesi için yardımcı olan ve istihbarat paylaşımında bulunan Milli İstihbarat Teşkilatı’na da teşekkür mesajı yayınlatmıştı.

İsrail, Bahreyn ve BAE’ye de Radar Yerleştirmiş Durumdaydı!

Siyonist İsrail'in, güya İran'dan gelecek füze saldırılarına karşı erken uyarı verecek radar sistemlerini Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Bahreyn’e kurduğu anlaşılmıştı.

İsrail’in, sözde İran’dan gelecek füze tehditlerine karşı erken uyarı sağlayacak radar sistemlerini BAE ve Bahreyn’e kurdurduğu ortaya çıkmıştı. Söz konusu sistemlerin, İran’ın birkaç ay önce Irak hava sahası üzerinden insansız hava araçlarıyla (İHA) İsrail’e karşı düzenlemeye çalıştığı saldırının engellendiği sırada işe yaradığı paylaşılmıştı. İsrail televizyonu, ABD’nin; İsrail'in bölgede diplomatik ilişkilerinin bulunmadığı bazı Arap ülkelerinin de içinde yer aldığı, İran'a karşı yeni bir güvenlik ittifakı kurmaya hazırlandığını açıklamıştı. Terörist İsrail Başbakanı Naftali Bennett, sürpriz bir ziyaretle BAE'ye gitmiş, BAE Emiri Şeyh Muhammed bin Zayid Al Nahyan ile buluşmuşlardı. İsrail tarafından yapılan açıklamada, iki lider arasındaki görüşmede güvenlik işbirliği, İran'ın bölgeye ilişkin tehdidi ve bunun sonuçları ile Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'nın (IAEA) Tahran'ın nükleer programına ilişkin "uyarı niteliğindeki" raporunu ele aldığı vurgulanmıştı. BAE tarafından yapılan açıklamada ise Bennett'in Abu Dabi ziyaretinde, İran konusunun ele alınmadığı, "yatırım, ekonomi, gıda güvenliği ve sağlık" başlıklarının görüşüldüğü açıklanmıştı.[1] İşte aynı İsrail, Türkiye’ye ise Sn. Recep Tayyip Erdoğan’ı yerleştirmiş bulunmaktaydı!?

Sedat Peker Pandoranın kutusunu açmıştı. BBP'li Ali Karahasanoğlu Türk bilim insanlarının öldüğü uçakla Yazıcıoğlu'nun helikopterindeki kilit ismi açıklamıştı.

Isparta'da Türk bilim insanlarını taşırken düşen uçak ile Muhsin Yazıcıoğlu'nun helikopteri arasındaki bağ ortaya çıkmıştı. 2 şüpheli ölümlü kazanın kaza kırım bilirkişisi ise, aslında yetkisiz aynı kişi olmaktaydı!? Sedat Peker pandoranın kutusunu açmıştı. BBP'li Ali Karahasanoğlu Türk bilim insanlarının öldüğü uçakla Yazıcıoğlu'nun helikopterindeki kilit ismi açıklamıştı.

30 Kasım 2007’de Isparta Süleyman Demirel Üniversitesi’ne Türk Hızlandırıcı Projesi Toryum madeni ile alâkalı araştırmalarının sunumunu yapmaya giden Prof. Dr. Engin Arık ve Bilim İnsanı heyetini taşıyan 4203 sefer sayılı Atlasjet uçağının sivil 57 yolcusu ile birlikte inişe geçmeye başladığı esnada bilinmeyen bir sebeple rotasından sapması sonucu kırıma uğradığı aktarılmıştı. İniş takımlarında ve motorlarının yanı sıra kule ile bağlantısında da hiçbir problem olmayan uçağın neden düştüğü bir türlü aydınlatılamadı. Derken organize suç örgütü lideri olduğu gerekçesiyle hakkında yakalama kararı bulunan Sedat Peker’e yakınlığı ile bilinen Emre Olur ile Deli Çavuş hesabının; Muhsin Yazıcıoğlu davasında tanık olarak dinlenecekken hayatını kaybeden polis memuru Erol Yıldız’ın, ölmeden önce aradığını iddia ettiği BBP MKYK Üyesi Ali Karahasanoğlu’nun bomba etkisi yaratan açıklaması gündemi sarsmıştı.

Karahasanoğlu, Muhsin Yazıcıoğlu’nun Yozgat Yerköy’e giderken düşen helikopterine kaza kırım inceleme uzmanı olarak gönderilen kişinin de 2007’de düşen Atlasjet uçağının da kaza kırım ekibinin başındaki ismin de Feridun Seren olduğunu hatırlatmıştı. Buraya kadar her şeyin normalmiş gibi göründüğü, fakat normal olmayan asıl meselenin ise; Feridun Seren denen kişinin aslında Sivil havacılık mezunu olmadığı gibi, kaza incelemelerinde de uzman bilirkişi yetkisinin olmayışıydı. Feridun Seren isimli SHGM bilirkişisi, kaza kırım inceleme bilirkişisi ehliyetini 2011 yılında ABD’de gördüğü eğitimle almıştı. Buradan anlaşılıyor ki, Feridun Seren; biri 2007 diğeri 2009 yılında yaşanan her iki olaya da yetkisiz müdahale etmiştir ki bunu da duruşmada kendisi de aktarmıştı.

SADAT’ın Mossad’la bağlantısı var mıydı?

SADAT'ın Tokat ve Konya'daki kamplarından fotoğraflar gördüğünü ve suç duyurusunda bulunduğunu söyleyen muhalefetin, "Ciddiye alınması gereken bir durum" dedikleri bu konu neden savsaklanmıştı? Maalesef Türkiye'de tek adam sistemi olduğu için de Cumhurbaşkanı’nın etrafa sataşmak yerine iddiaları ciddiye alması ve toplumu rahatlatması lazımdı. Ama asıl tehlike, SADAT’ın İstanbul seçimi örnek, oturduğu yerden kalkmamak için, çetecilik yapan bir yapı gibi davranmasıdır. Maalesef AKP'nin iktidarında bunlar yaşanmıştır.

ABD ve Rusya'nın paralı asker şirketleri vardı. Acaba bu SADAT, paralı asker sevk eden yapı mıdır? Türkiye'den mi silah alabiliyorlar, dünyanın başka yerinden mi? Mesela, İsrail’le de irtibatları var mıydı? Bunun Türkiye'deki hukuka göre karşılığı nereye oturmaktaydı? Bu SADAT, silah şirketi mi, özel çeteleşme mi olmaktaydı? İşte asıl bilinmeyen kısmı burasıydı. Onlarla ilgili kayrılmalar, yandaş olmanın getirdiği tuhaf ihaleler sonucu iş almaları, vergilerin bir kalemde silinebilmesi gibi birçok konuda kafalar karışıktı. SADAT'ın kurucusu (Emekli Korgeneral Adnan Tanrıverdi) Saray'da danışmandı. Böyle irtibatların hangi karanlık kapılara açıldığı niçin tartışılmaz ve soruşturulmazdı?

2022 başında yine tanık olarak ifadesi alınmıştı!

Kahramanmaraş 2’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen 5’inci duruşmanın 3’üncü gününde Kaza Kırım Heyeti Başkanı Feridun Seren, yine tanık olarak ifadeye çağrılmıştı. Bulunduğu şehirden SEGBİS sistemiyle duruşmaya katılan Seren, ekibiyle birlikte helikopterin düştüğü bölgeye gitmiş ve sonrasında yaptığı çalışmalar hakkında mahkemeye bildiklerini anlatmıştı. Seren, duruşmada helikopterin pilotaj hatası sonucu düştüğünü belirterek, "Eksik bir ekipmanla uçuyor, ısrarcı oluyor, hatta kalkışını bile bildirmiyor" diyerek pilotları suçlamıştı!..

2007’de neler yaşanmıştı?

Isparta’da, 30 Kasım 2007 tarihinde, Süleyman Demirel Havalimanı’na inişe geçtiği sırada Türbetepe’de düşen, Atlasjet’in İstanbul-Isparta seferini yapan World Focus’tan kiralanan yolcu uçağında, 7’si mürettebat, 57 kişi yaşamdan kopmuşlardı. Isparta’da düşen uçağın yolcuları arasında çok önemli 6 isim vardı. Bu kişiler Türkiye’nin yetiştirdiği değerli bilim adamlarıydı. Bu nükleer fizikçiler, Isparta’da yapılan kongreye gidiyorlardı. Nükleer Fizik Kongresi, gelen acı haber ile sarsılmıştı. Uçak kazasında yaşamını yitiren 6 nükleer fizikçiden 3'ü Boğaziçi Üniversitesi’nde, 3'ü ise Doğuş Üniversitesi’nde görev yapıyordu. Yaşamını yitiren 6 fizikçiden 2'si alanlarında uzman olan profesörlerden oluşmaktaydı. Uçakta yaşamını yitiren yolcular arasında, Türkiye’de toryum, Türk Hızlandırıcı Projesi, Bilim Kenti ve CERN süreciyle ilgili önemli çalışmaları olan Boğaziçi Üniversitesi’nden Prof. Dr. Engin Arık, Araştırma görevlisi Özgen Berkol Doğan, Yüksek Lisans öğrencisi Engin Abat ile Doğuş Üniversitesi’nden, Prof. Dr. Şenel Fatma Boydağ, Doç. Dr. İskender Hikmet ve Araştırma görevlisi Mustafa Fidan’dı.

Isparta uçağı yüzde 99 düşürüldü iddiası

Prof. Dr. Engin Arık’ın en yakın çalışma arkadaşlarından ve aile dostu, TOBB ETÜ Malzeme Bilimi ve Nanoteknoloji Mühendisliği Bölümü’nden Prof. Dr. Saleh Sultansoy, uçağın yüzde 99 oranla düşürüldüğünde ısrarcıydı. Acaba bu suikast iddialı uçak kazasında Mossad’ın ve hatta SADAT’tan önceki FETÖ yapılanmasının parmağı da çıkacak mıydı?

Sn. Erdoğan’ın Afrika Açılımları, İsrail’in ve Siyonist Sermayenin Sömürü Tezgâhına Altyapı Hazırlama Amaçlı mıydı?

Yıllardır, Sn. Erdoğan’ın Afrika’daki, özellikle halkı Müslüman ülkelere yaptığı ziyaretlerin, “buraları İsrail’e yaklaştırma ve Siyonist sermayeye alan açma” hazırlığı olduğunu yazdığımızda pek çok yandaş takımı bize şiddetle karşı çıkmışlardı. Ama işte en son Senegal Cumhurbaşkanı’nın “İsrail Afrika kıtasının kalkınmasında ve demokratik olgunlaşmasında tarihi bir rol oynamalıdır!..” sözleri bizi bir kez daha haklı çıkarmıştı. Hatırlayacaksınız, Sn. Erdoğan en son Afrika ziyaretinde Senegal’e de uğramıştı. Afrika’daki, özellikle tamamı veya bir kısmı Müslüman olan ülkeler, Türkiye’yi Osmanlı’nın devamı ve mazlum milletlerin hamisi bildiklerinden, Erdoğan’ın telkin ve tekliflerini ciddiye almaktadır. Ama MİT’i Mossad’ın suç ortağı yapan Erdoğan, acaba Afrika’daki yöneticilere, “Biz de İsrail’le normalleşiyoruz, çünkü dünyanın dengesini değiştiremeyeceğimizi biliyoruz, bu nedenle sizlerin de İsrail’le iş birliği yapmanızı öneriyoruz!” teklif ve tavsiyesinde bulunmuşlar mıydı?

Senegal’den İsrail’e Yeşil Işık Yakılmıştı!

Aynı zamanda Afrika Birliği (AfB) Dönem Başkanı da olan Senegal Cumhurbaşkanı Macky Sall, Siyonist İsrail’in, Afrika’da “Oynayacak Rolü” olduğunu açıklamıştı. Bu açıklamanın, Sn. Erdoğan’ın 21 Şubat 2022 Senegal ziyareti sonrası yapılması da, birtakım soru işaretlerine yol açmıştı!? Son yıllarda Afrika’ya kanca atan İsrail, Ukrayna-Rusya savaşı nedeniyle buğday sıkıntısı çeken kıta ülkeleri ile “yakınlaşmayı” hızlandırmıştı.

Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü’nün (OECD) düzenlediği Afrika Forumu'na katılmak üzere Paris'te bulunan Sall, Al Monitor'a özel açıklamalar yapmıştı. Aynı zamanda Afrika Birliği (AfB) Dönem Başkanı da olan Sall, İsrail'in bazı Afrika ülkelerinde tarım, güvenlik, savunma gibi sektörlerde projeler yürüttüğünü hatırlatmıştı. İsrail'in bu çabalarını Afrika'nın geneline taşıması gerektiğini kaydeden Sall, "İsrail'in, Afrika'da oynayacak rolü var" ifadesini kullanmıştı.

İsrail'in Afrika Birliği'ne gözlemci üyelik talebine Erdoğan sıcak mı bakmaktaydı?

Afrika’da kirli planları olan Siyonist İsrail'in, AfB'ye gözlemci üye olma talebi Birlik içinde ciddi krize yol açmıştı. AfB Komisyonu, 22 Temmuz 2021'de İsrail'in gözlemci üyeliğini onaylamıştı. Güney Afrika, Namibya, Botsvana, Mısır, Cezayir, Komor Adası, Tunus, Cibuti, Moritanya ve Libya gibi ülkeler karara itiraz ettiklerini duyurmuşlardı. Şubat 2022’de düzenlenen 35. Afrika Birliği Zirvesi’nde, İsrail'in üyelik talebine ilişkin kararın 2023 yılında verileceği açıklanmıştı. Filistin-İsrail meselesinde iki devletli çözümü destekleyen AfB, daha önce İsrail'in gözlemci üye olma çabalarına tüm girişimlere rağmen karşı çıkmıştı.

İsrail, Afrika'da Togo ve Ruanda gibi ülkelerle ilişkilerini son yıllarda hızla geliştirirken kıtada Filistin'in bağımsızlığını savunan ülkeler ise mesafeli bir tavır takınmaktaydı. Filistin'in bağımsızlığına en açık desteği veren Afrika ülkeleri arasında yer alan Güney Afrika, İsrail ile çok yakınlaşmazken, Kamerun ve Kongo Demokratik Cumhuriyeti bu ülkeyle çeşitli iş birlikleri yürütüyordu. İsrail, Filistin ile güçlü ve derin bağları olan ve topraklarında Filistin'in diplomatik misyon açmasına izin veren ilk Afrika ülkelerinden olan Senegal’i de adeta kafeslemek için ilişkileri geliştirmek istiyordu. Tel Aviv yönetiminin, Senegal'i, Kudüs'te Büyükelçilik açması için bir süredir ikna etmeye çabaladığı biliniyordu. Senegal, bu öneriye sıcak bakmazken, İsrail, ülkede özellikle tarım ve su yönetimi konusunda çeşitli projelere imza atıyordu. İsrail'in özellikle modern tarım alanındaki yatırımlarının, halihazırda Ukrayna-Rusya savaşı nedeniyle buğday sıkıntısı çeken Afrika ile yakınlaşmasını hızlandırabileceği belirtiliyordu.

AKP iktidarı kendi topraklarımızı ve milli kazanımlarımızı satarken; Türkiye 'tarım' için 10 ülkede daha arazi kiralayacak!?

Tarım Bakanlığı'nın Latin Amerika ve Afrika’da 10 ülkede tarım arazisi kiralayacağı ortaya çıkmış ve kafalar karışmıştı. Türkiye'nin "tarım arazisi kiralamak" için Sudan ve Venezuela gibi bilinen ülkelerin dışında 10 ülkeyle daha temasa geçtiği anlaşılmıştı. Güya Tarım Bakanlığı, Latin Amerika ve Afrika’da 10 ülkede tarım arazisi kiralamak için görüşmelere başlamıştı. Ukrayna ile de bu konuda temasa geçildiği saptanmıştı.

Sudan’da 850 bin hektar arazi kiralanmıştı!

Sudan’da geçmiş yıllarda 850 bin hektar civarında bir arazi kiralanmış ancak hiçbir ekim yapılmamıştı. Bu "proje"nin yeniden hayata geçirileceğinin de vurgulanması kafaları karıştırmıştı. Kiralanan diğer arazilerde başta yem bitkisi olmak üzere, Türkiye’de işlendikten sonra ihraç edilecek nitelikteki hububat ürünlerinin üretimi yapılacağı açıklanmıştı. Venezuela heyetinin Türkiye’yi ziyareti sırasında 400 bin hektarlık tarım alanının Türkiye’ye kiralanması gündeme taşınmıştı. Tarım Bakanı Vahit Kirişci, yurt dışında arazi kiralama projesi hakkında milletvekillerine bilgi verirken, “Türkiye’nin üretimi kendi ölçeğinde Türk halkına yeter ama ihracatı seçiyorsan, yurt dışında da kiralama yapmak gerekiyor. Oralara modern tarımı götürmek istiyoruz. Bakir tarım alanlarında üretim yapmak istiyoruz. Afrika’nın özellikle güneyinde çok ciddi alanda bakir alanlar var. Bu alanlarda üretim yapabilecek durumdayız” palavralarını sıralamıştı. Kiralanacak tarım arazileri için özel sektörün devrede olacağı da vurgulanmıştı.

İşte bu “Özel Sektör” dedikleri şirketlerin çoğunun İsrail’le ortaklığı vardı. Yani vatan topraklarını satıp savuran ve çiftçimizi köyünden ve ziraattan soğutan Erdoğan iktidarı, İsrail ortaklı şirketlere Afrika’da büyük tarım arazileri kiralamaktaydı.

Fetullah Gülen’in eski sağ kolundan bomba itiraf: FETÖ hâlâ iktidardadır!

Fetullah Gülen’in eski sağ kolu Nurettin Veren, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı kızdıracak ifadelerde bulunurken “Esas iktidarda olan FETÖ ve kadrolarıdır” diye çıkışmıştı. Bir dönem Fetullah Gülen’in en yakını olarak bilinen, hemen hemen her icraatını gerçekleştirmekle sorumlu tuttuğu Nurettin Veren bomba açıklamalar yapmıştı. Nurettin Veren: “Devlet hâlâ yüzde 90 FETÖ yönetiminde” diye uyarmıştı. AKP iktidarına yakın televizyon kanalı Beyaz TV’de sık sık görmeye alıştığımız Fetullah Gülen'in bir dönem en yakınındaki isimlerden biri olan Nurettin Veren, “Gerçek Gündem”de yer alan habere göre devletin yüzde 90'ında hâlâ FETÖ'nün olduğunu vurgulamıştı.

Nurettin Veren’in AKP hükümetini FETÖ’yle mücadele konusunda eleştirdiği o çıkışları:

"Ağaçlar (kökü kazınmayıp, sadece) dalları budandıkça daha çok gelişir, daha çok verimli hale gelir ve daha çok meyve verir. Mühim olan kökten kurutmak veya kesmektir. Mühim olan FETÖ'nün kanserle mücadele eder gibi ışın tedavisi, ilaç tedavisi ve en son ameliyatla kesip atma gibi ayrı metotlarla mücadele edilerek felsefesinin kurutulması ve Kur'an'ı yozlaştırarak insanları sapıttırdığı noktalardan kurtarılması ile mümkün olabilir. Devlet şu anda %90 FETÖ'nün yönetimindedir. Esas iktidarda olan FETÖ ve kadrolarıdır. Ne iktidar ne muhalefet bunlarla baş etmekte başarılı olamamıştır. “Ahmak rayiet (bilgisiz ve kıt akıllı yandaş takımı ve taraftar halk tabakası) başındaki insanları firavunlaştırır. Koyunlaşmış ve yozlaşmış milletler kendi elleriyle diktatörlerini, firavunlarını ve cellatlarını üretirler. Bu hususta Resulüllah’ın mucizevi beyanı şöyledir: (Kema tekün-ü yuvelli aleyküm) Yani; ‘Siz nasılsanız o şekildeki insanların eliyle yönetilirsiniz!’ demektir."

Fetullah Gülen’le Bülent Ecevit “Masonlukta ikiz karındaş”tı!

Masonların içinde yıllarca kalan ve ihaneti görünce ayrılan Mehmet Yüce Katırcıoğlu, locaların Türkiye düşmanlığını ve onlarla nasıl mücadele ettiğini anlatmıştı. Süleyman Demirel'den Kenan Evren'e, Bülent Ecevit'ten Fetullah Gülen'e kadar birçok politik ismin mason üyesi olduğunu söyleyen Katırcıoğlu, "Amaç milli değerlerden arınıp Yahudileşmeye başlamaktı. ‘İhanetleri bırakın, bu ayinleri yapmayın!’ diyerek bu yapıyla mücadele başlattım ve hedefe konulup saldırılara uğradım." itirafında bulunmuşlardı.

Ankara Bilgi Locası eski Genel Sekreteri iken ayrılıp mason yapılanmasıyla ilgili önemli ifşaatlarda bulunan yüksek fizik mühendisi ve eski TRT spikeri Mehmet Yüce Katırcıoğlu, masonluk ve masonlarla ilgili bilinmeyenleri TVNET'te açıklamıştı.

Mehmet Yüce Katırcıoğlu'nun açıklamalarından öne çıkanlar şunlardı:

TRT'de 14 buçuk sene fiilen çalıştım. Prodüktörlük de yaptım spikerliğe devam ederken. 15 Temmuz 1968'de ilk kez TRT ekranlarına çıktım, 1973 ekim ayında da masonluğa alındım. Ben spiker olarak önemli kişilerle röportaj yapıyordum. Türk Standartları Enstitüsü’nde Başkan ile röportaj yapmaya gitmiştim, orada Genel Sekreter Velit İsfendiyar ile tanıştım. Benimle birkaç kez görüştükten sonra mason olmayı teklif etti. O zaman 30'lu yaşların başındaydım, masonlukla ilgili herhangi bir bilgim yoktu, gençlik heyecanı ile kabul ettim. Dikmen Locası, İngilizce çalışıyordu. Benim de İngilizcem yeterli olmadığından 33. derece mason Ferdi Özmen aracılığıyla beni Bilgi Locası'na aldılar. O sırada Türkiye'de bir tane büyük loca vardı, diğerleri ona bağlıydı. Şimdi ülkedeki locaların sayısı 200'ü geçti mi bilmiyorum. 33'üncü dereceli masonların sayısı 33 tanedir. 33'üncü derece en yüksek derecedir. 32'inci dereceden bir kişinin 33'e yükselmesi için ya 75 yaşına gelecek, ya kendi isteğiyle çekilecek ya da ölecektir. O zaman başka birisi yükselebilir. Bir tane 'büyük üstat' olur ve masonluktaki en yetkili kişidir. Belli aralıklarla seçimle belirlenir.

Süleyman Demirel masondu ve benden talimat alırdı!..

Localarda çok elit bir seçim ve tercih yapılıyordu. Bilgi Locası'nda iki kişi, Ferdi Özmen ve Dr. Necip Alayır vardı. Süleyman Demirel de bu locaya üyeydi. 1956'da mason olmuştu. İki kişinin birlikte masonluğa girmesine ikizlik deniyordu. Birbirleriyle daha yakından ilgilenirlerdi. Demirel'in ikizi sonradan büyük üstat olan Dr. Şekûr Ökten, benimle mücadeleyi başlattı. Demirel ikinci dereceden uykuya yatmıştı. Ben Demirel ile randevusuz görüşüp talepleri aktarabiliyordum. Derece olarak S. Demirel’in üzerindeydim. Masonlukta böyle gerekiyordu, ama iş hayatında Başbakana karşı öyle olmuyordu. Kenan Evren de masondu, Kore'de mason olmuştu. Prof. Dr. İhsan Doğramacı, hem Ankara'da masondu hem de Fransa'da bir mason locasına üyeydi. Evren'in derecesinden yüksekti. Birkaç defa Çankaya'da ziyaretine gittiğimde, bunu Tümgeneral Saim Bostancıoğlu'ndan dinledim. 33'üncü dereceydi o da. Evren, Doğramacı'yı ayağa kalkarak kapıda karşılayıp sadakat duruşu sergiliyordu. Hoş geldiniz üstadım diyerek yol gösteriyordu. İhsan Doğramacı için ikinci Cumhurbaşkanı izlenimi oluşmuştu. Orada masonik hiyerarşiyi daha ön plana çıkarmıştı.

Masonların Selamlaşma ve Birbirlerini Tanıma Ritüelleri Farklıydı.

Eğer ortam kalabalık değilse, sağ el sol kalbin üzerine götürülerek selamlaşma yapılırdı. Bazı şifreli kelimeler var her derece için. İngiliz Hristiyan Papazı Anderson'un kurduğu loca yapılanmasında, bu hâlâ masonluğun anayasası sayılırdı. Masonluğun kökeni duvarcı ustalığıdır. Ritüelleri vardır atalarımız hür duvarcılar diyerek. Katedralleri inşa edenlerin tamamına yakını Yahudi idi. 15-20 yıl süren inşaatlar için ülkeler arasında geçiş izinleri vardı. Hür Masonlar buradan geliyor. Anderson'dan sonra duvarcıların işlemi çok azaldığı için, entelektüel kişilerin de kabul edilmesi gündeme geliyor. Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar deniyor, ismi de buradan geliyor.

Bülent Ecevit ve Fetullah Gülen'in Mason İkizliği Özellikle Saklanmıştı!

Yüksek tahsilli olan kişiler “kabul edilmiş” olarak masonluğa üye yapılıyordu. Çok istisnai durumlarda yüksek tahsilli olmayan kişiler de alınıyordu. Ben sekreter iken, dördüncü kişi konumundaydım. İkinci nazırımız tonton bir adam ve lise mezunu bir gazeteciydi. Bülent Ecevit, bir İngiliz mason locasının üyesidir. İngiltere'de mason olmuştur. İlkokul diploması olup olmadığı tartışılan Fetullah Gülen de masondur. Onu CHP eski Genel Sekreteri Kasım Gülek mason yapmıştır. Fetullah Gülen'in de ilginç bir sözü vardır: "Bana öbür dünyada Allah bir kişi için şefaatte bulunma hakkı tanısa, onu Ecevit için kullanırım!" diyordu. Aralarındaki dostluğun bir diğer sebebi de mason biraderliğiymiş.

Kıbrıs operasyonu olduğunda, gelen filmler ve notları karanlık bir odada oturup metinleştiriyordum. Generaller bu metinleri kontrol ediyorlardı, daha sonra ben seslendiriyordum. Bir akşam Ecevit geldi, benim seslendirdiğim filmi izleyecekti. “Biz Magosa'ya çıkarma mı yapmıştık?” diye sordu, bana gelen bilgi bu demiştim. (Rahmetli Erbakan Hoca ve milli düşünceli generaller, Kıbrıs’taki bazı operasyonları Bülent Ecevit’ten habersiz yapmışlardı!?)

Kenan Evren ve ekibi 80 darbesini yapınca, mason localarındaki çalışma ritüellerine müdahale yaptı. Kurtuluş ve Olgunlaşma Locası vardı. Adının özel bir anlamı vardı, “Kurtuluş” kelimesi milli ve dini değerlerden arınmak, “Olgunlaşma” ise; o değerlerden arınırken Yahudileşmeye başlamaktı. 12 Eylül'den sonra, yani darbenin ritüelleri değiştirmesine kadar olmayan bir Yahudi ayini yapılmaya başlandı. Üç kutsal kitap; en altta kapalı olarak Kur'an-ı Kerim, onun üzerinde kapalı İncil, onun da üzerinde açık Tevrat bırakılırdı. Yedi Kollu Yahudi Şamdanı ile kürsünün etrafında dönerek bir yandan da Tevrat'tan ayetler okuyorlar. Dikkat edelim, bugün, Hristiyan ülkelerdeki ayinlerde kürsüye Kur'an koymuyorlar yok sayıyorlar şu an. (Bu zavallı, sanki masonik merasimlerde, istismar için Kur’an-ı Kerim kullanılmasını bir marifet sanmaktaydı. Bu arada Kenan Evren de, masonik hıyanetleri açığa vurmayı ve onlardan yararlanmayı amaçlamıştı.)

"FETÖ’cü Akın Öztürk İsrail'deki Nur Locasında Mason Yapılmıştı!"

Ben masonlarla mücadele başlattıktan sonra beni sürekli taciz ediyorlardı. Tek kişi kalıyorum, eşimden ayrılmıştım. Tek başıma otururken ben yokken evime girip karıştırıyorlardı. Eve zarar veriyorlardı. Tavandan üzerime sular akıtılırken, Cumhuriyet Savcısı evime geldi şaşırdı. Ben ismini söylemek istemiyorum, hâlâ görevde. HSYK üyesi de oldu kendisi. Ben bunları şikâyet ediyorum, Keçiören Kaymakamına 1980'li yıllarda. Kaymakam Keramettin Köksal, beni korumak yerine bana çok tehlikeli mesajlar veriyordu. Zabıtalar işlem bile yapmıyordu. “İstenen çözümleri kabul etmezsem peşini bırakmayacaklar” diyordu. Yazılarımı iddialarımı geri çekmemi istiyordu.

Bunlar yaşanırken ben hâlâ masondum. “İhanetleri bırakın, bu ayinleri yapmayın!” diyerek mücadele ettiğim için dışlıyorlardı. Ben milliyetçi bir Müslümanım. Adamlar saf üyeleri, ruhen Yahudileştirmeye çalışıyorlardı. İçeride bana destek veren kişilerle etkili olmaya çalıştım. Bana oradan haber sızdıranlar da vardı. 15 Temmuz'un faili Akın Öztürk'ün Tel Aviv'deki Nur Mason Locası'na üye olduğunu öğrendim. Bu İsrail'e göç etmiş olan Türkiye göçmeni Yahudilerin kurduğu bir locaydı. Öztürk, general olmadan İsrail'de görev yapmış bir adamdı. Orada mason olduğu bilgisi sağlam, darbeden sonra basına yansımıştı; 'İsrail bizi sattı' demiş. Doğruluğunu bilmiyorum. 15 Temmuz darbesine katılma niyetinde olan bazı komutanlar, bunlar mason diyerek darbeye katılmıyorlardı. Ondan bir süre sonra da bana deli raporu olayı ortaya çıkmıştı.

Katırcıoğlu'na 'Deli' Raporu Ayarlanmıştı!

Bir sürü kişi beni şikâyet ediyorlardı. Bunların arasında Yargıtay Başkanı Hasan Gerçeker, HSYK üyesi, Danıştay Başsavcısı, (Sözcü’de) meşhur gazetecilerden birisinin karısı da bunlar arasındaydı. Yüksek rütbeli hakaret üzerinden dava açılıyordu. Gerçeker, Tansel Çölaşan ve Sungu Çörtoğlu... Tansel Hanım; ismini söylemeyeyim, önemli bir meslektaşımızın hanımıydı. Ben çok sayıda hukukçuya da danıştım, bir kişinin etnik kökenini açıklamak suç değil. Böyle bir suç yok. Ama beni şikâyet edip sıkıştırıyorlardı. İlk duruşmaya çıktım Muzaffer Karadağ isimli hâkim, normal açılışı yaptı. 'Sizi bir akıl hastanesine göndermek istiyorum' dedi. 'Benim hayatımda böyle bir problemim olmadı' dedim. Hâkim bana gülerek, 'Bir arkadaşım bana (senin deli olduğunu) söyledi' dedi. İlk celseden sonra dava Yargıtay'a terfi etti. Daha sonra FETÖ'den tutuklandı ve 12 yıl hapis cezası aldı. Ankara Numune Hastanesi’nde doktorlar her seferinde, 'Neden mücadele ediyorsun, ne yapmak istiyorsun?' diyerek beni mücadeleden vazgeçirmeye çalıştılar. Bana ilaç da vermediler, herhangi bir heyete de çıkarmadılar. Yahudiler her olayda akılcılıkla ve kendilerini gizleyip saklayarak gidiyorlardı. Yıkılan Süleyman Mabedi'ni yeniden yapma amaçları vardı masonların. Bunu yapmak için 'Akıl bize yol göstersin ve fırsat versin!' diyorlardı. Tek amaçları Büyük İsrail’i kurmaktı.

Hayatımda hiç psikolojik ilaç kullanmamıştım, Eskişehir'de bana bu ilaçlardan verdiler. Hastanede zorla bir sürü ilaç içirdiler. İlaçlar bende çok fazla sersemleme oluşturuyordu. İkide bir de bana “Bu işlerle neden uğraşıyorsun?” diye soruyorlardı. Bazı gazetelerde yazı yazmam ve bu gerçekleri açıklamam onları rahatsız ediyordu.[2]

İyi de, hâlâ gizli ve gerçek iktidar olan masonlar niye saklanmıştı?

Sn. Katırcıoğlu’nun bu itirafları, öteden beri bilinip durulan bazı masonik gerçeklerin tekrarıydı. Acaba bu açıklamalar; “Dindar kahraman Erdoğan iktidarıyla, artık masonlar etkisiz bırakılmış ve tahribatları sonlandırılmıştır!..” havası oluşturmak ve AKP iktidarının asıl karar alıcı odakları olan masonları gözlerden saklamak için mi yaptırılmıştı? Öyle ya, bizzat Sn. Erdoğan’ın önemli başdanışmanlarının, Bakanlar üstü özel yetkili bazı yüksek bürokratların, Meclis yasa komisyonlarındaki özel statülü bilirkişilik makamlarının, AB uyum yasalarının ve dış politika uzmanlarının, ekonomik kararlar ve özelleştirme alanlarıyla ilgili akıl hocalarının… Bunların pek çoğunun hâlâ MASON olduklarıyla ilgili, neden tek bir gerçek gündeme taşınmamıştı? Eski Fetullahçı Nurettin Veren, “Hâlâ etkin ve yetkin Fetullahçılar işbaşındadır ve Erdoğan iktidarında önemli ve stratejik makamlardadır!..” uyarısı yaparken bu masonları da hatırlatmış olmalıydı!..

AKP iktidarı, cinsi sapkınlıkları meşrulaştırmış ve cinsiyet değiştirme masraflarının devletçe karşılanmasını sağlamıştır!

Bu çağın 5 teması, 5 veba gibidir. Bunlar; eğlence, özgürlük, kadın hakları, hayvan hakları ve çevre sevgisidir. Çocuklarımız bunlardan etkilenmektedir. Bunlara da müzikle, modayla, sinemayla ve dizilerle gelinmektedir. Ve çocuklarımızın beynine şöyle girilmektedir: “Bunlar İslam’da yok, bunlar Dinde yok… Keyfinize, zevkinize bakın!..” denilmektedir. Şu anda Cerrahpaşa’da 4000 kız, erkek olmak için sıra beklemektedir. 2700 erkek de, kız olmak için sıraya girmiş vaziyettedir. Bunların yaş aralıkları ise 12 ile 19 arasıdır. Ve ben şuna o kadar eminim ki, bunların %99’unda hiçbir sorun bulunmamaktadır. Sadece yönlendirilmiş, sevdirilmiş, özendirilmiş kesimlerdir… İsimleri de Ebrar, Ayşe, Hümeyra, Zeynep, Meryem, Betül, Asiye ve Kâmile’dir. Yani bizim isimlerimizdir. Ailesi seküler olanlarda böyle bir kopuş çok az görülmektedir. Çünkü anlatılan, yaşanan hayat onların önünde eğlence için, özgürlük için engel değildir. Türk Psikiyatri Derneği işin içindedir, Koray Başar, ismini de vereyim. Ama Türk Psikiyatri Derneği değil, Türk Eşcinseller Derneği gibi faaliyet göstermektedir. Herkes bu adamı şikâyet etsin. Girsin baksın Twetter’ine. Türk Psikiyatri Derneği’nin işi gücü… Eren Boz… İnstagram’a Eren Boz’u yazın, intiharı nasıl sevdirdiğini göreceksiniz! Görüştüğüm, intihar eden 6 tane kardeşimiz onu beğendikten sonra intihar etti. İntihar lobisi de bunların güdümündedir. Endokronin ve psikiyatri lobisi… Kan tahlili yazar gibi “Cinsiyet değiştirmesi uygundur” diye güya bilimsel yayınlar döşenmektedir. Ayrıca cinsiyet değiştirmek için tehlikeli ameliyatlar da gerekmektedir. Bir ameliyat 2 buçuk milyonu geçmektedir. Hormon haplarını da katarsanız, 3-4 milyona denk gelmektedir. Kim ödüyor bunu? Devlet! Dindar kahraman(!) Erdoğan iktidarı bu cinsiyet değiştirme ücretlerini SGK kapsamına aldırıp bir nevi teşvik etmiştir. Bunları görmeden, bunları fark etmeden birçok şeyi yanlış değerlendiririz. Bugün Hollanda’nın ithal ettiği ürünlerden en fazla ithal ettiği ürün ne biliyor musunuz? Yetişkin bezi… Sebebini burada utanıyorum söylemekten, yani eşcinsellik yüzünden artık büyük tuvaletlerini tutamıyorlar. Çocuklara cool gösteriliyor, sevimli gösteriliyor, pts, kiipop… Şu hale bakınız 4’ü kız, 3’ü erkek. Hepsi bir hafta pembe giyiyor, hepsi bir hafta siyah giyiyor. Ve benim İmam Hatip’teki veya Kur’an Kursundaki kardeşim bunların hangisi kız hangisi erkek diye bakıyor, merak ediyor. Yani şu anda 400 bin çocuk aslında İslam’la, dinle, ahlâkla irtibatları koparılıyor, insanlıktan çıkarılıyor! Bu 400 bin çocuk seneye 500 bin olur, 600 bin olur, 700 bin olur ve milyonlara ulaşır!.. Evet durum vahim. Ama tamamen bitik mi? Çok şükür, değil. 400 bin kardeşimiz için 400 bin tane ilgilenen çıksa, sorumlu, şuurlu ve onurlu bir Milli iktidar kurulsa birkaç ayda bu iş tersine dönecek inşaallah.[3]

Nisa Suresi 119. ayet-i kerimesi, bu sapkın akımların ve münafık iktidarların durumunu ne güzel anlatmaktadır!..

“(Ardından şeytan şunları aktarmıştı:) ‘Onları muhakkak saptıracağım ve onları (Haçlı-Siyonist güdümlü iktidarlar eliyle) boş kuruntulara ve hayallere kaptırıp (günahlara sokacağım), onlara emredeceğim; hayvanların kulaklarını yaracaklar (böylesi bâtıl inançlara ve davranışlara sapacaklar) ve yine emredip (fısıldayacağım), Allah’ın yaratışını değiştirip (bozacaklar. Kadınlar erkekleşecek, erkekler kadınlaşacak... İnsan tabiatına ve fıtrat dini olan İslam’a uymayan düşünce ve düzenlere kapılacaklar. Haramları helâl, helâlleri haram sayacaklar.)’ Artık kim, Allah’ın (Hakk Dinini) bırakıp, şeytanı (ve uşaklarını) dost edinip (bâtıl düzenine) uyarsa muhakkak o apaçık bir ziyana uğramıştır.”

İşte AKP’nin Dindarlığı! İmam Hatip Okulunda Dansöz Oynatmışlardı!..

Eğitim İş Bursa Şubesi Başkanı Yeliz Toy, Nilüfer ilçesinde Çalı İmam Hatip Ortaokulu'na ait salonda Okul Aile Birliği Yönetimi'nin okula gelir elde etmek için okul çayı etkinliğinde dansöz oynatıldığını belirterek, "Yetişkinlere yönelik olarak okul salonunda yapılan bir etkinlikte öğrencilerin gözü önünde dansöz oynatılması çocuk gelişimi açısından da son derece sakıncalıdır" ifadelerini kullanmıştı. Yaşananlara tepki gösteren, Eğitim İş Bursa Şubesi Başkanı Yeliz Toy, sosyal medyadan yaptığı paylaşımda, “Bu görüntüler Nilüfer Çalı İlk, Orta ve İmam Hatip Ortaokulundan. Okula gelir elde etmek için Okul Aile Birliği’nin düzenlediği okul çayı dansöz eşliğinde yapıldı. Yetişkinlere yönelik olarak okul salonunda yapılan bir etkinlikte öğrencilerin gözü önünde dansöz oynatılması çocuk gelişimi açısından da son derece sakıncalıdır” diye yakınmıştı.

“Okulların kaynak yaratmak için düştüğü acziyet karşısında duyduğumuz utanç tarifsizdir” diyen Toy, şunları aktarmıştı;

“Merak ediyoruz, bugün dansöz oynatarak okula para toplamaya çalışanlar yarın daha neler yapacaklardı? Sorumlular hakkında derhal işlem yapılmalı, adli-idari süreç başlatılmalıdır. Okul yönetiminin de daha şimdiden ‘Okul Aile Birliği bizden bağımsız düzenledi’ dediğini duyar gibiyiz. Sakın ha! Devlet memurluğu sınırlarını bu yollarla aşan, okul aile birliklerini bir araç olarak kullanan okul müdürleri ilk hesap sorulması gereken insanlardır.”

Ayrıca, İmam Hatip Okullarında bile; DEİZM (Allah var ve O’na iman yeterli sayılır. Ayrıca Resulüllah’a ve Kur’an’a ihtiyaç kalmamıştır) ve benzeri sapkınlıklar hızla artmaktadır.

BBP’li Yetkilinin Kurusıkı Çıkışı!

Ankara'da Başkent Millet Bahçesi'nde düzenlenen 'Konya Tanıtım Günleri' açılış programına katılan BBP Genel Başkanı Mustafa Destici'yi sosyal medya hesabında ismini anmayan AKP’li Konya Büyükşehir Belediye Başkanı Uğur İbrahim Altay'a, BBP Eskişehir İl Teşkilat Başkanı Özbek Örs fena kızmıştı. BBP Eskişehir İl Teşkilat Başkanı Özbek Örs, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımla, AKP’lileri akıllarını başlarına almaya çağırmıştı.

Aklınızı başınıza alın AKP’liler!

“Sırf 2016 yılından sonra devletin millileşen dış politikası ve terörle mücadelesi yüzünden her türlü hırsızlığa, liyakatsizliğe, adam kayırmacılığa, yandaş, candaş ihalelerine, eş dost, akraba kayırmacılığına, belediyelerde dönen dolaplara, kötü ekonomi yönetimine ve her şeye rağmen devletin yönetimi CHP-HDP bloğunun kontrolüne geçmesin diye; din, devlet, vatan, millet için Cumhur İttifakı bloğunda yer alıyoruz. Yoksa sizin cemaüzel evvelinizi, yağma ve talan düzeninizi unuttuk sanmayın. Aklınızı başınıza alın, terbiyesizlik yapmayın. Sivas inadınız yüzünden BBP’lileri küstürüp koskoca İstanbul'u kaybettiğinizi unutmayın!” diyen BBP’li Özbek Örs; “Hırsızlığı, arsızlığı, adam kayırmacılığı, ihale sahtekârlığı, belediye dolapları, ekonomik ve ahlâki tahribatlarını bildikleri halde, sırf Genel Başkanlarının ismi anılmamış diye kızdıkları Erdoğan iktidarının bunca günahlarına hangi iz’an ve vicdanla ortak olmuşlardı?

ABD’den; “Türkiye'nin 'Suriye'ye Yeni Operasyon' Çalışması Bölgesel İstikrarı Zayıflatır” Küstahlığı!

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Türkiye'nin, Suriye'nin kuzeyine yeni bir askeri operasyon düzenleme planlarının bölgede istikrarı zayıflatacağını söyledi. ABD'nin Türkiye'den Suriye'nin kuzeydoğusundaki operasyonların durdurulması dahil Ekim 2019'da varılan anlaşmaya uymasını beklediğini kaydeden Price, "Herhangi bir gerginliğin tırmandırılmasını kınıyoruz. Mevcut ateşkes hatlarının korunmasını destekliyoruz" uyarısında bulunmuşlardı. Reuters haber ajansında yer alan habere göre, Price; günlük basın toplantısında AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Suriye'ye operasyon sinyali vermesine ilişkin değerlendirmeler yapmıştı.

'Bölgesel İstikrarı Zayıflatır'

Türkiye'nin güneydeki sınırlarına ilişkin güvenlik endişelerinin farkında olduklarını belirten Price, "Ancak herhangi yeni bir operasyon bölgesel istikrarı daha da zayıflatır, ABD güçlerini ve IŞİD'e karşı uluslararası koalisyonun mücadelesini riske atar. Suriye'nin kuzeyinde artan olası askeri faaliyetlere ve özellikle buradaki sivil nüfus üzerindeki etkilerine ilişkin rapor ve tartışmalardan derin endişe duyuyoruz" diye çıkışmıştı. AKP'li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan (23 Mayıs 2022) Kabine Toplantısı sonrasında yaptığı açıklamada Suriye'ye yeni bir askeri operasyon düzenlenebileceğine işaret ederek, "Güney sınırlarımız boyunca 30 kilometre derinlikte güvenli bölgeler oluşturmak için başlattığımız çalışmaların eksik kısmıyla ilgili adımları atmaya başlıyoruz" açıklamasının ardından ABD Dışişleri sözcüsü bunları açıklamıştı.

Bakan Akar'dan Bütün Dünyaya Suriye'ye Operasyon Mesajı!

“Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, Suriye'ye operasyonla ilgili net mesajlar aktarmış ve TSK'nın her türlü göreve hazır olduğunu hatırlatıp, teröristlerin Suriye'nin kuzeyindeki varlıklarının asla kabul edilmeyeceğini vurgulamıştı. Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, resmi ziyaret kapsamında geldiği Birleşik Arap Emirlikleri'nde, BAE Savunma İşlerinden Sorumlu Devlet Bakanı Muhammed Bin Ahmad Al Bowardi ile bir araya gelmiş, BAE Devlet Başkanı ve Abu Dabi Emiri Şeyh Muhammed Bin Zayed Al Nahyan tarafından da kabul edilmiş ve çeşitli temaslarda bulunmuşlardı. Türkiye'den 15 sene sonra bir savunma bakanı tarafından gerçekleştirilen ilk resmi ziyarete ve yoğun geçen görüşme trafiğine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Akar, gündeme ilişkin soruları da yanıtlamıştı.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın açıklamaları ve MGK bildirisi hatırlatılarak Suriye'ye yönelik yeni bir olası harekâta ilişkin soru üzerine; Türk Silahlı Kuvvetlerinin 2016'dan itibaren sırasıyla Fırat Kalkanı, Zeytin Dalı, Barış Pınarı ve Bahar Kalkanı harekâtlarını başarıyla icra ettiğini belirten Akar, şunları hatırlatmıştı:

"Bizim bu faaliyetlerdeki tek amacımız ülkemizin, milletimizin, hudutlarımızın güvenliğini sağlamaktır. Orada oluşturulmak istenen bir 'terör koridoru' vardır. Bunlara müsaade etmeyeceğimizi, bunların ülkemizin güvenliği bakımından son derece sakıncalı ve tehlikeli girişimler olduğunu vurguladık. Eğer bunlara müdahale etmeseydik şu anda çok daha zor şartlarla mücadele ediyor olacaktık. Dün de bugün de aynı fikirdeyiz, aynı değerlendirmeyi yapıyoruz. Dolayısıyla ülkemizin, milletimizin güvenliği bakımından buradaki terörist faaliyetlere müsaade etmeyeceğimizi bir kez daha ifade ediyorum. Bu konuda Silahlı Kuvvetlerimizin azimli, kararlı ve buna da muktedir olduğunu herkesin bilmesini istiyorum." Evet ne kadar şanslıyız ki; onurlu, şuurlu ve sorumlu komutanlarımız yönetiminde bir kahraman Ordumuz vardı!..

 

Bu makaleyi sesli olarak dinleyebilirsiniz:

 


[1] 12 Haziran 2022 – Milli Gazete

[2] Yeni Şafak 12.06.2022

[3] Bak: Prof. Dr. Ahmet Akın. Emperyalizmle Anadolu’nun Mücadelesi

Ufuk EFE -
Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız Heyecan

Bu yazarin diger makaleleri

  Çok değerli ve Milli düşünceli aydınlarımızdan Eski Sanayi Genel Müdürü...
Devami
Sahte şeyh ve sahte Prof. Haydar Baş’ın müritlerinden Yusuf Karaca:...
Devami
  Yetiştiği ortamı, o ortamı hazırlayan şartları... Etkilendiği şahısları... Duraklama ve...
Devami
  Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’nda üsteğmen iken, 28 Şubat sürecinde ordudan ihraç...
Devami
  Meşhur İslamcıların Erbakan Gıcıklığı ve Aytunç altındal’ın enteresan hatıraları          Öncelikle hatırlatalım ki;...
Devami
Yıllardır, “Şu AKP’nin niyetleri çok kötü, bu planla Türkiye paralanmaya...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 57

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

SON YORUMLAR