Reklam
Reklam
Reklam

PROTESTANLIK, KAPİTALİZM VE AKP

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 3
ZayıfMükemmel 

Anadolu’da milyonlarca halkımız sefalet ve yoksulluk içinde kıvranırken, Afrika’da on milyonlarca insan açlık, susuzluk ve hastalık yüzünden kırılırken; başkalarının alın terini ve ülke servetlerini sömürerek semiren bir avuç işbirlikçi zenginin, sözde İslamcı geçinmeleri, sahtekârlığın son sistemidir. Hz. Resulüllah (SAV), peygamberliğinin yanında dünyevi yönleri bulunan; devlet başkanlığı, komutanlık, yargıçlık ve hocalık görevlerini de yapmasına rağmen, asla gösterişli ve debdebeli bir hayat sürmemiş, israf ve lüksten uzak, sade ve mütevazı bir yaşantıyı tercih ederek ümmetine örnek olup yol göstermiştir.

İslam’da üretimin bütün halkın ihtiyaç duyduğu sahalardan, mutlu bir azınlığın sefahat ve saltanat arzularına kaydırılması, lüks tüketim maddelerinin üretimine yatırım yapılması, kaynak israfı olarak değerlendirilmiş, uygun görülmemiştir. İktisatçı Abdurrrahman el-Maliki’ye göre; İslam, tespit etmiş olduğu ahlaki ve insani düzenlemelere uymayan anonim şirketlerin kuruluşunu kabul etmemektedir. Piyasayı tümüyle ele geçirip kontrol etmeyi hedefleyen tröst ve kartel amaçlı birçok anonim şirketin tek çatı altında bir araya getirilmesine de izin vermemiştir.[1]

Özellikle, AKP iktidarı ile hızla yükselişe geçen, sözde İslami pop ya da hip hop albümleri, lüks kıyafet defileleri, İslami bale gösterileri gibi güya dinin gereklerine uygun ürün ve hizmetlerle tüketicinin karşısına çıkan firmalar, İslami kesimin tüketim anlayışını değiştirmiş, kapitalist sisteme katılmaları oranında bu anlayışın yerleşmesine sebep olmuşlardır. Kapitalizmin sunduğu her türlü ürün ve hizmete “İslami” bir kılıf geçirilerek bunlara ahlaki bir boyut kazandırılmış, tüketimin sadelik ve yeterlilik anlayışından lükse doğru yön değiştirmesi sağlanmıştır. Faiz ve rantiyeye uydurulan fetvalarla kazanılan, hayır ve hizmet yerine lüks otomobiller, lüks evler, beş yıldızlı oteller, moda defileleri ya da lüks davetler için harcanan milyarlara “fıkhi cevazlar” uydurulmaktadır.

İslamcı kesim, kapitalist sistemin içine girdikçe tüketim kültürünü değiştirmekte, para ile ilişkileri ölçüsünde tüketim kalıplarını lükse yönlendirmektedir. Bu ise, “kazandıklarının ihtiyaç fazlasını yoksullara dağıtma” şeklindeki Kur’ani öğütlere ters düşmektedir. Her ne kadar kapitalizmin tüketim çılgınlığı İslam’ın sadeliğinin ve sosyal adalet ve merhamet düşüncesinin karşısında yer alsa da, kapitalist sisteme ayak uyduran İslamcılar bunun farkında bile değildir.

Birtakım İslamcılar o kadar ileri gittiler ki, "Hz. Muhammed zamanımızda yaşasaydı en lüks jiplere ve Jetskiye binerdi" diyecek kadar zıvanadan çıkmışlardır. Türkiye'deki genel çılgınlıktan, İslami kesim de payını almıştır. Müslümanlar Ümmet şuurunu ve düşkünlere merhamet ruhunu yitirip cemaat asabiyetine saplanmıştır. Eline para geçen kesim lüks, israf, sefahat deryasına batmaktadır.[2]

AKP’li zengin işadamlarının karnesini, hükümet döneminde sermayelerinin nasıl geliştiğini ve ekonomideki hisselerini Capital Dergisi 1 Şubat 2008 tarihli sayısında şöyle anlatılmaktadır; Son dönemde bazı gruplar “hızlı büyüme” tempolarıyla dikkat çekiyorlar. Yaptıkları yatırımlar, girdikleri yeni alanlar ve kurdukları başarılı ortaklıklarla yüzde 500’lere varan büyüme rakamları yakalıyorlar. Pek çoğu yeni dönemde yakaladıkları fırsatlarla sıklet değiştirip holdingleşiyorlar.[3]

Türkiye’de Protestanlaşma hazırlıkları

Protestanlaşma sürecinde eskiden aynı anlamda kullanılan ve birbirini tamamlayan: din ve ahlak, siyaset ve istikamet, ticaret ve dini hassasiyet, adalet için cihat ve zalim güçlerle münasebet gibi kavramlar yozlaştırılıp yeniden yorumlanmaktadır: “Müslümanların güç kazanmaları ve üstünlük sağlamaları için bazı günahlara ve haramlara cevaz veriliyor” diyerek Kur’ani gerçekler çarpıtılmaktadır. Bu, Türkiye Sünniliğinin Protestanlaşmasının başlamasıdır. Bu, her konuda karşımıza çıkmaktadır ve dış politikada da tekrarlanır: AKP, geçmiş bütün partilerden daha fazla ABD ve IMF'ye yakındır.

Utah Üniversitesi'nden Profesör Hakan Yavuz, Türkiye'nin geçirdiği dönüşümü 'Türkiye'de İslami kesim Protestanlaşıyor ve Kur’an’sız bir İslam oluşuyor' şeklinde ortaya koymaktadır:

“Laik kesim, İslamsız modernleşme istiyor ve dini, modernleşmenin karşıtı olarak algılıyor. Bunun karşısında ise, İslam'la beraber modernleşme isteyen ikinci bir kesim oluşuyor. Ana tartışma bu eksende yapılıyor. Eskiden, 'Modernite İslamsız olmalı' diyenler hâkimdi. Şimdi ise, 'Modernite İslam'la beraber gitmeli' diyenler. Hatta modernitenin ihtiyaçlarına göre 'İslam yeniden yorumlanmalı' diyenler giderek güçleniyor. Yani, bugün Türkiye'de bir Protestan İslam'ı oluşuyor. Bu fay hattının bir sosyolojik derinliği yok. İslami kesim gittikçe Protestanlaşıyor.”[4] Evet, işte Fetullahçıların “Dinlerarası Diyalog” safsataları ve AKP iktidarının “Ilımlı İslam” saptırmaları, aslında Müslümanlığı Protestanlaştırma ve halkımızın dini duyarlılığını yozlaştırma hazırlıklarıdır.

Evet, İslamiyet’te özel mülkiyet hakkı tanınmaktadır. Ancak bu hakkın, milli gelirin bölüşümünde adil bir dağılıma götürülmesi de esastır. İslam, haram ve haksız mal yığmayı, adaletsiz gelir dağılımını ve zengin ile fakir arasındaki uçurumları önleyici tedbirler almıştır. Hz. Peygamber Efendimiz, Nübüvvet görevi yanında dünyevi yönleri bulunan devlet başkanlığı, komutanlık, hâkimlik, muallimlik görevlerini yapmasına rağmen şaşalı ve debdebeli bir hayat sürmemiş, israf ve lüksten uzak, sade ve mütevazı bir yaşantıyı tercih ederek ümmetine örnek olmuştur. Fakat AKP ve çevresinin bugün Müslümanlara örnek olduğu yaşam kapitalist Protestan ahlakına dayalı firavunun zenginliğine dayanan bir lüks yaşam tarzıdır. Bununda İslam’la alakası yoktur.

Yahudilik ve Protestanlığın ortak noktaları

Her iki dinin mensupları da aynı kitabı (Tevrat)’ı okumaktadır. Ancak Tevrat önemli ölçüde tahrip edilip sapık Yahudi öğretileri (Kabala prensipleri) ile yozlaştırılmıştır. Yahudiler sadece Tevrat’a, Protestanlar hem Tevrat’a hem de İncil’e inanmaktadır. Protestanların okuduğu (Kitab-ı Mukaddes) bütünlüğü adı altında ele alınmıştır. Protestanların inanç konusunda Kabalist yanları daha ağır basmaktadır. Protestanların ve Yahudilerin faize bakış açıları aynıdır. Her ikisi de faizi mubah ve meşru saymaktadır. Çünkü faiz (Tora) Tevrat’ta şöyle emredilmektedir; “Kardeşine ister para faizi, ister yiyecek faizi olsun, faiz alınan başka herhangi bir şeyin faizi olsun faiz vermeyeceksiniz. Ancak yabancıya faiz verebilirsin, ama kardeşine faiz veremezsin.” (Tora/Devarim, Ki Tetse, Bap. 23/20-21) Yasanın Tekrarı, 23/19-20.)

Bu sebeple Protestanlığın, Kalvinizmin ve Yahudiliğin kesiştiği en önemli ortak noktalarından birisi de faiz alıp vermek ve faizin meşru olduğunun kabul etmektir. Bu yüzden Kapitalizmin doğduğu geliştiği ülkeler Katolik değil, hep Protestan olan ABD, İngiltere, Almanya, vb. diğer ülkelerdir. Ve zaten Siyonist Yahudiler, faizi yasaklayan Katolik Hıristiyanlığı bozmak üzere Protestanlığı icat etmişlerdir.

Protestanlar Tevrat’a göre İsrailoğullarının seçilmiş kavim olduklarını kabul ederler. Zira Tevrat’ta İsrailoğullarının Tanrı tarafından seçilmiş kavim oldukları şöyle vurgulanır; Siz Tanrınız RAB için kutsal bir halksınız. Tanrınız RAB, öz halkı olmanız için, yeryüzündeki bütün halklar arasından sizi seçip üstün kıldı.” (Tora, Devarim Bap. 7/6-7 “Tesniye & Yasanın Tekrarı”)

“Sizin Tanrınız olacağım. Sizde benim halkım olacaksınız.” (Tora, Vayikra, Behukotay Bap. 26/12 “Levililer”)

“Bana bütün kavimlerden has ve yakın olacaksınız ve siz bana kâhinler ve mukaddes millet olacaksınız.” (Tora, Şemot Bap. 19/6 “Çıkış”)

“Siz İlahlarsınız ve hepiniz, yüceler yücesinin oğullarısınız. Kalk ey (Yahudi sıfatına bürünmüş) Allah! Yeryüzüne hükmet. Çünkü bütün uluslar senin kölen ve kullarındır.” (Mezmurlar 82/6-8)

“Evanjelik” sözcüğü ise daha çok Protestan Kilisesi'nin muhafazakâr kesimini nitelemek için kullanılır. Evanjelikler, ABD'yi kuran ve tutuculuğuyla bilinen Protestan mezhebi Püritenler'in devamıdır. Evanjelizm merkezli bu akımın mensuplarına ve zamanla liberal Protestanlar haricindeki tüm Protestanlara Evanjelik denmeye başlanmıştır. Amerikan halkının büyük çoğunluğu Protestan Hıristiyan olup, bunlar arasında da kalabalık grubu Evanjelistler oluşturmaktadır.

Protestanlar ve Protestanlığın diğer bir kolu olan Evanjelistler, Tanrı’nın Tevrat’ta İsrailoğullarına vermiş olduğu bu seçilmişliği ve ayrıcalığı çok kutsal görürler. Bu yüzden Yahudilere maddi manevi siyasette ve her alanda destek verirler. Hatta Amerika’da Hıristiyan sağın, Amerikan dış politikasında özellikle İsrail konusunda büyük bir ağırlığı vardır. Çünkü dini inançlarından dolayı Evanjelistler arasında Hıristiyan Siyonistler olarak adlandırılan grup, ABD’nin Orta Doğu’ya yönelik politikasında İsrail’i ve Yahudileri merkeze alan bir politika takip etmesini istemektedirler. Hıristiyan Siyonistlerin, İsrail ve dolayısıyla Orta Doğu algılaması, Eski Ahit (Tevrat)’a göre belirlenmektedir.[5]

Amerika’nın önemli fikir adamlarından ve Hıristiyan Siyonizminin ateşli savunucularından Thomas Road Protestan kilisesinin papazı Jerry Lamon Falwell, İsrail’e desteğini her fırsatta belirtmiştir. Hatta İsrail’in akıbetini Hıristiyanlığın akıbeti ile bir tutarak “Teolojik açıdan bir Hıristiyan, İsrail’i desteklemek zorundadır. Şayet İsrail’i koruyamazsak Tanrı nezdindeki itibarımızı kaybederiz” demektedir.[6]

Evanjelistler dayandırdıkları bu inanışlarından dolayı İsrail’e sonsuz destek vermekte, hatta İsrail’i bazen yeteri kadar dini davranmadığından dolayı eleştirmektedirler. ABD’nin de İsrail’i koşulsuz desteklemeleri için lobi yürütmektedirler. Bugün Evanjelistler ABD’de bir anlamda “Yahudi’den daha çok Yahudi” olarak hareket etmektedirler. Bundan dolayı, İsrail’in ABD’deki en büyük destekçileri konumunda görülmektedirler.”[7]

Mesih’in gelişini İsrail’e ve Yahudilere bağladıkları için Evanjelistler, Orta Doğu algılamalarının temeline İsrail’i yerleştirmekteler ve Mesih’in gelişinin birinci şartı olarak, Yahudilerin Filistin topraklarına dönmelerini, ikinci şart olarak ise, burada bir Yahudi devletinin kurulmasını görmektedirler. Bugün itibariyle, Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra hızlı bir şekilde Yahudilerin Filistin’de toplanmasını ve Yahudilerin 1948 yılında İsrail Devleti’ni kurmalarını kutsal metinlere bağlayarak Eski Ahit’in kehanetinin bir sonucu olarak değerlendirmekteler. Evanjelistlere göre, önemli olan her ne şekilde olursa olsun Tanrı’nın kutsal planı”nın işlemesidir ve Büyük İsrail hedefinin gerçekleşmesidir.[8] Tarih boyunca İslam’a ve Osmanlı’ya karşı kışkırtılan 19 Haçlı seferinin asıl planlayıcıları Siyonist Yahudilerdir; 20.inci Haçlı Seferini başlatan Bush’ta bir Evanjelisttir” diyen Prof. Dr. Necmettin Erbakan Hoca işte bu gizlenen gerçeği dile getirmektedir.

Dini inançlarından dolayı Evanjelistler, geçmişte olduğu gibi bugün de İsrail’in genişleme yolundaki her politikasını desteklemektedirler. Hatta İsrail’i daha hızlı davranması için teşvik etmektedirler. Protestan ve Evanjelistler Büyük İsrail’i yaratma çabalarına güç vermekte ve aktif biçimde bu hedef doğrultusunda çaba yürütmektedir. Bundan dolayı Amerikalı Hıristiyan Siyonistler, başta İsrail’e göç ve yeni yerleşim yerlerinin açılması olmak üzere, İsrail’e siyasi ve ekonomik bakımdan gönüllü hizmet etmektedir.[9]

Armageddon (Kıyamet) savaşı

Yani Amerika’da Yahudi lobisinin seçtiği bir başkan adayı olmasa bile, başkan adayı Yahudi asıllı olmasa bile, başkan adayı İsrail ve Yahudi lobileriyle ilişkili olmasa bile, ABD Başkan adaylarını, asker ve sivil yüksek bürokratlarının Protestan olması İsrail’in çıkarlarını koruması ve desteklemesi açısından yeterli bir nedendir. Çünkü bu kişiler böyle bir vazifeyi, gerekliliği ve meşrutiyeti inançları doğrultusunda Tevrat’tan almış vaziyettedir. Yani Amerika’da Yahudi lobisi olmasa bile, Siyonist lobiler olmasa bile, masonizm olmasa bile sistemin Protestan oluşu Yahudilerin ve İsrail devletinin korunup kollanması ve desteklenmesi için yeterlidir. İşte Amerika’daki ve Protestan Avrupa’daki Siyonist sistem bu merkezlidir. Nitekim bu benzetmeye uyan bir ayet Tevrat’ta Yeşaya bölümünde Yahudilere şöyle bildirilmiştir; Yabancılar senin surlarını onaracak, Kralları sana hizmet sunacak, Çünkü sana kulluk etmeyen ulus ya da krallık yok olacak. Uluslar ve krallar bir anne gibi seni emzirip beslemekle görevli kılınacak.” (Tevrat-Yeşaya Bap. 60 / 10.12.16)

Evangelist Hıristiyanlar İncil ve Tevrat’taki ayetleri ABD siyasetine yansıtarak, ABD üzerinden de tüm dünyaya yön vermeyi hedeflemektedirler. Tevrat ve İncil'de geçen Ahir zamandaki Mesih, Deccal ve Büyük Savaş (Armagedon) gibi olayları kendilerine göre yorumlayarak; kendilerini Mesih'in taraftarları (iyiler), Müslümanları ise Deccal’ın taraftarları (kötüler) olarak görürler. Bundan hareketle kıyameti hızlandırmak, kendi lehlerine sonuçlandırmak için ellerinden geleni yapmaları gerektiğine inanan Evangelistler, bu büyük savaşı kazanmak için Yahudilerle iş birliğini zorunlu görmektedirler. Armagedon deyimini ilk olarak kullanan Amerikan Başkanı Ronald Reagan'dı. Kendisi de bir Evangelist olan Reagan, "Armagedon'a hazırlanmamız gerekir" ifadesini kullanmıştı. Baba Bush'un Körfez savaşıyla Yeni Dünya Düzeni, oğul Bush'un 11 Eylül saldırılarını gerekçe göstererek Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) kavramlarını öne çıkarmalarının, içinde bulundukları örgütün hedefleriyle doğrudan irtibatlı olduğu açıktır. Son yıllarda gelişen 11 Eylül provokasyonunun ardından özellikle bütün İslam Coğrafyasını (Büyük Ortadoğu'yu) hedef alan ABD'nin saldırgan politikaları da bu tespitin tamamen doğru olduğunun ispatıdır. Amerika'nın Evangelist-Hıristiyan yönetimi tarafından, önce Afganistan'da başlatılan ve Irak'ın işgali ile tırmanan, şimdi Libya’da uygulanan bu politikaya, İsrail de Filistin'deki katliamlarını yoğunlaştırarak ortak olmaktadır. Hıristiyan Amerikan sağı Kıyamete göre hazırlanmış bir dış politikayı esas almaktadır.

Armegedon kelimesini Amerikan Başkanı Ronald Reagan 1984 seçimlerinde ABC televizyonunda özel bir programda seçim tartışmalarında muhabirin sorusu üzerine kullanmıştır:

Muhabir: Sizin bir çeşit Armagedon’a doğru gittiğiniz söyleniyor. Şuan belki de bir çeşit nükleer Armagedona gittiğimize inanıyor musunuz?

Regan: Evet, İncil’de bize gelecekle ilgili bildirilen haberlerdeki (ahir zaman) Armagedon’un alametleri büyük ölçüde gerçekleşiyor. Geçtiğimiz on yıldan fazla bir zaman zarfında Teologlar, bildirilen haberlerin bir araya getirilmesiyle, Armagedon’un doğru olduğuna ve İncil’deki ahir zaman alametlerinin yaklaştığına hükmediyor.”

O dönem Reagan’ın bu konuşmaları Amerika’nın ünlü Time Dergisinde Armagedon ve Ahir Zaman isimli yazıya konu olmuştu. Reagan katıldığı birçok toplantıda Amerikan politikalarının Armagedona göre yönlendirilmesi gerektiğini savunmuştu. Reagan’a göre İncil’deki kehanetler birebir gerçekleşiyordu.[10]

“Her şeye gücü yeten Egemen Tanrı’nın büyük hesaplaşma gününde olacak savaş için, tüm yeryüzü hükümranlarını karşılaştırıp kapıştırmaya karar kıldı. Tanrı, Yeryüzü hükümranlarını İbranice; Armagedon denen yerde bir araya topladı. ( İncil / Vahiy – 16:15 )

Evanjelistler Hz. İsa’nın İsrail’de son bir kutsal savaşı yönetmek üzere geri döneceğine inandırılıp aldatmaktadır. Çünkü Erbakan Hoca’nın vurguladığı gibi, Yahudilerin Mesih’i, Hz. İsa’dan başkasıdır. Bu savaş Armagedon savaşıdır. Armagedon Kıyamet'e yakın meydana geleceğine inanılan korkunç bir felaketin adıdır. Kelime, İbranice Megiddo Tepesi manasına gelen “Har Megido”dan kaynaklanır. Megiddo, Kutsal Kudüs topraklarında yer alan ve üzerinde eski zamanlarda büyük savaşların cereyan ettiği derin bir ovadır. Armagedon; ‘Megiddo Dağları’ (Karmel olabilir) diyenler de vardır. Yahuda kralı Yoşiya bu kent yakınlarında, İ.Ö. 609’da Mısır Firavunu Neko’nun ordusu tarafından yenilgiye uğrayıp, yaşamını yitirmiştir ve orada gömülü bulunmaktadır. (bkz. II. Krallar 23:29,30; II. Tarihler 35:20-25; Yeremya 22:10; bölüm 46; Yeremya’nın Ağıtları 4:20)

Onlara göre Kudüs ahir zamanda milletler için dehşet verici bir yer olacaktır. Bu diğer milletler için değil, Museviler içinde dehşetli bir yer olacaktır. Kudüs insan ırkının kırdırılacağı bir yer olacaktır. Evanjelistler Hz. İsa’yı kabul etmeleriyle Museviliğin de sona ereceğine inanmaktadır. Bu nedenle Evanjelistler bir barış sürecine karşıdır. Onlar Museviler tarafından Müslümanların Filistin’den çıkartılmalarını, sonra Musevilerin orada Süleyman Tapınağını yeniden kurmalarını ve Hz. İsa’nın gelip hükümran olmasını arzulamaktadır. Kitabı Mukaddes İsrail’in Arap komşularıyla 7 yıllık bir barış anlaşması imzalamaya zorlanacağını yazmaktadır. Ve Evanjelistlere göre Sahte Mesih yani Deccal bu anlaşmayı hazırlayacaktır. İnşa ettirdiği Tapınağa yerleşecek ve orada Allah (hâşâ) olduğunu bütün dünyaya duyuracaktır. O zaman Museviler onun beklenen Mesih olmadığını anlayacaklardır. Sonra ise her şey karışacak ve birçok Hıristiyan’ın anladığı gibi buda Armegedon’a sebep olacaktır.

Kurulacak krallığın merkezi Kudüs olacak ve bu devlete Yahudiler hâkim olacaktır. Bu Yahudiler Mesih’e bağlanacaklar ya da Hıristiyanlığa dönüş yapacaklardır. Bu inanışlarından dolayı, Evanjelist Hıristiyanlar Mesih’in gelişini hızlandırmak için çalışmakla kendilerini dinen yükümlü saymaktadır.[11] Oysa Erbakan Hoca’nın dediği gibi, bütün Hıristiyanlar Siyonist Yahudilerce aldatılıp kullanılmaktadır. Bu durumu Grace Hallsell ironik bir şekilde “Tanrıyı kıyamete zorlamak” diye tanımlamıştır.

Amerika 1980’lerde Armageddon senaryolarına başladı..

Bugün Kuzey Irak Kürt devleti’nin yapılanmasıyla birlikte Kürt vatandaşlarımız da Armagedon savaşına hazırlanmaktadır. Çünkü Armegedon savaşının gerçekleşeceği bölge Kürt vatandaşların yaşadığı Mezopotamya ve Kudüs eksenli coğrafyadır. Armagedon sürecinde Evanjelist ABD ve İsrail’e düşman olan Kürtler seküler Kürtler değil Müslüman Kürtler olacaktır. Öyleyse Kürdistan hayaliyle kandırılan Kürtlerin aynı zamanda İslam’dan da uzaklaştırılmaları için yoğun bir kampanya başlatılmıştır. Başbakan Tayyip Erdoğan’n eşbaşkanı olduğu Büyük Ortadoğu Projesinin bir ayağı da Türkiye’yi parçalayıp Kürdistan’ı kurmak ve Kürtleri dinden soğutmaktır.

AKP’nin Irak savaşında Amerika’ya olan yandaşlığı da BOP’un bir parçasıydı. Kemal Unakıtan’ın: “Tezkereyi çıkarmak bizim misyonumuzdur” Sözleri anlamlıydı. O dönemde dışişleri bakanı olan Abdullah Gül ise işgale yapılan ortaklığı: “Biz ABD-İsrail ve İngiltere’den oluşan savaş ittifakının parçasıyız” sözleriyle vurgulamıştı. Başbakan Tayyip Erdoğan’ın ABD’ye mektubunda sarf ettiği: “Kahraman Amerikan askerlerinin evlerine sağ salim dönmeleri için dua ediyorum” sözleri hala unutulmamıştı.

Bazıları sadece Hıristiyan Siyonistlerden bahsediyor ama literatüre “İslamcı Siyonistler”i de eklememiz gerekir. İslamcı Siyonistler kimlerdir? İslamcılık etiketi altında Siyonizm’in çıkarlarına bilinçli ya da bilinçsiz olarak hizmet edenlerdir. İslami değerleri ve Müslümanların menfaatlerini savunduğu zannedilen bu kesim aslında Siyonizm’in çıkarlarına hizmet etmektedir. Siyonizm’e karşı görünürler, sözde İsrail’e yüklenirler, fakat taraftarları bilinçsiz, iktidarları ise bilinçli bir şekilde İsrail’in ve Siyonizm’in hedeflerine destek verilmektedir.

Sekülerizm ve Protestanlık

İncil’de yönetime ilişkin bir ayet, Aziz Pavlus’un Romalılara gönderdiği bir mektupta görülmektedir. Aziz Pavlus Romalılara gönderdiği mektubunda: “tüm yönetimlerin Tanrı’dan geldiğini ve onlara mutlaka itaat edilmesi gerektiğini” söylemektedir. İncil’de; “Bütün yönetimler Allah’tandır. Yöneticiler Allah’ın yeryüzünde görevlendirdiği birer papaz makamındadır. Bu bakımdan yöneticilere mutlak şekilde itaat edilmesi şarttır. Yönetime karşı direnen Allah’a karşı direnmiş sayılır. İnananlar sadece korkudan dolayı yönetime itaat etmez, aynı zamanda vicdanlarından dolayı bunu yapmalıdır. Yöneticiler Allah’ın elçileri olduğu için onlara, itiraz ve isyan yasaktır. Her kim ki yönetime karşı direnirse o kötülüklerin en büyüğünü işlemiş ve cezaların en büyüğünü hak etmiş olacaktır.” (İncil / Romalılar 13: 1-7)

Görüldüğü gibi İncil’de, yönetime ilişkin ortaya konan anlayış, “dinle devlet işlerinin birbirinden ayrılması”dır. Devlet yönetimi nasıl olursa olsun inananların yönetime mutlak olarak itaat etmeleri gerektiği vurgulanmıştır. Burada altı çizilmesi gereken husus şudur: İncil’de itaat, yöneticilerin şahsına değil, makamına yönelik bir tavırdır. Bu bakımdan kötü bir yönetici dahi olsa, makamından dolayı itaati hak kazanmaktadır. Aziz Ambrose, Aziz Gregory ve Aziz Augustine gibi Kilise Babaları, Batı Roma’nın yıkılmasıyla birlikte “iki kılıç” doktrinini geliştirerek, “kilise otoritesi” ile “devlet otoritesi”ni birbirinden ayırmış ve kiliseye itaati, devlete itaatin üzerine çıkarmışlardır. Bu konuda kapsamlı bir felsefe geliştirmiş olan Aziz Augustine’in görüşleri, Orta Çağ boyunca Katolik dünyada geçerli olan ana kural halini almıştır. Agustine göre; biri seküler devlet otoritesi, diğeri ise Tanrı devleti otoritesi olarak iki otorite vardır. Seküler devlet, sadece bu dünyaya hükmederken ve kötülüklerin kaynağı iken, Tanrı devleti iki dünyaya da hükmetmekte ve kurtuluşun kaynağını oluşturmaktadır.

Protestanlıkta ise Luther’in seküler yönetime ilişkin görüşleri Kabala ile karıştırılmış Yeni Ahit’teki orijiniyle aynıdır, hatta daha ileri boyuttadır. Luther’e göre “krallar ve prensler zorunluluktan dolayı birer piskopos sayılır.” Bu bakımdan yöneticilere karşı “pasif itaat”i ısrarla savunmaktadır. Aziz Pavlus gibi Luther de yöneticilerin kendilerine değil, makamlarına saygı ve itaati şart koşmaktadır. İtaat, makama yönelince doğal olarak yöneticinin kişisel özelliklerinin önemi kalmamaktadır. Nasıl olsa, despotik veya demokratik bir oyunla ya Yahudi asıllı birisi veya Mason bir hizmetçisi iktidara taşınmış olacaktır.[12]

Protestanlığın Avrupa’ya ikinci bir katkısı, seküler (din dışı) düşünceye ve sisteme verdiği destek olmaktadır. Kuşkusuz seküler düşünce biçimini geliştiren hareketler Rönesans ve Aydınlanma hareketi içinden doğup yayılmıştır. Ancak Protestanların da dünyevi otoriteyi yüceltmesi, ona itaati öngörmesi seküler yapıya katkı sağlamıştır. Protestanlığın seküler Avrupa’ya en tehlikeli etkisi, ulus devletin ve ırkçılık düşüncesinin gelişmesini kolaylaştırmasıdır. Protestanlar, her ulusun, Roma Katolik Kilisesiyle bağını kopararak, kendi ulusal kilisesini inşa etmesini savunan görüşleriyle, değişik ulusların Vatikan karşısında hükmü şahsiyet kazanmasına ve ırkçılığın yaygınlaşmasına yol açmışlardır.

Protestanlığın modern dünyadaki en önemli etkisi, dinle devlet arasındaki ilişkinin belirlenmesinde yaşanmıştır. Protestanlıkla birlikte gelişen sekülerizm veya laiklik dinsel yaşam alanıyla devlet arasına bir ayrılık duvarı koyup toplumu dinden uzaklaştırmıştır.[13]

Böylece Protestanlığın mantığına göre seküler devlet istediğini yapacak, din adamları da iktidarların her yaptığına hikmet ve mazeret uyduracak, halkı uyuşturup dinsiz düzenlerin işini kolaylaştıracaktır.

İslam’ın ve Katolik Hıristiyanlığın, Protestanlık ve Yahudiliğe olan Zıt Noktaları

Kuran’da (Bakara Suresi 2/278-279) ayetine göre İslam’da faiz haramdır. Katolik Hıristiyanlıkta da faiz ve fuhuş yasaktır.

Kapitalizmin doğuşu esnasında, sömürü ekonomisine ve siyonizmin hâkimiyetine engel olan bu yasakların delinmesi amaçlanmış ve Protestanlık öyle ortaya çıkmıştır. Katolik’teki Asketizm (kanaatçilik ve çile çekmeklik) kişiyi dünya hayatından olabildiğince uzaklaştırmaktadır. Bu anlayış öteki dünyalılığı (ahiret)’i en yüksek ideal olarak ortaya koymuş ve taraflarına dünyanın nimetleri karşısında büyük bir umursamazlık içinde olmayı aşılamıştır. Fakat Protestanlığın temelinde ise Katolik Asketik anlayışa zıt bir durum vardır. Protestanlıkta dünyaya olabildiğince sarılarak, bu dünya için çalışmak esastır. Protestanların dünyevi otoriteyi yüceltmesi, ona itaati öngörmesi ve seküler yapıyı övmesi de bu amaçlıdır. İslam ise gerçekte öteki dünya (ahiret) için özlem kaynağı oluşturan kutsi ve ebedi hedefler barındırmakla birlikte, bu dünyayı imar etmeye, sosyal adalet ve refahı gerçekleştirmeye dönük sağlam kuralları da vardır. Ancak İslam’da öncelik dünya saltanatı değil ahiret hayatıdır. Bu açıdan Protestanlık ve Yahudilik bu dünyacı, Katoliklik ve İslam öbür dünyacı (ahiretci) sayılır.

İslam’da hak etmeden ve üretmeden zenginleşme yoktur, faiz ve sömürü yasak edilmiştir. Fakat Yahudilikte ve Protestanlıkta zenginleşme için her yola izin verilir. En önemli sömürü aracı da faizdir.

İncil’in aslına sadık kalmış Katolikler de tüketim konusunda, kültür konusunda, gelenek konusunda Müslümanlara benzemektedir. Bazı Avrupa ülkelerinde Katolikler davranışları ile sanki isim değiştirmiş Müslümanlar gibi bir yaşam tarzı benimsemişlerdir. İşte bu yaşam tarzı uluslararası kapitalizmin ve Siyonizmin işine gelmemiştir. Bu nedenle Protestanlık icat edilmiştir. Çünkü Protestan inanç ve felsefe kapitalizmin hizmetindedir. Burada asıl amaç insanları sağlam Müslüman veya Katolik Hıristiyan yapmak değil, Protestan yapıp Siyonizme hizmet ettirmektir. Yani Siyonist Amerikan finans kapitali (mali sermaye) ve onların işbirlikçileri İslam’ı ve Katolik’liği, finans kapitalizminin hesaplarına uygun tüketim toplumu yaratma önünde engel görmektedir. Büyük Ortadoğu Projesi de bu çerçevede düşünülmelidir. Demokrasi ve serbest Pazar ekonomisi kavramları bu şeytani amaçla gündeme getirilmektedir. İşte bu yüzden Türkiye ve Ortadoğu’nun Siyonizme yakın bir ılımlı İslamcılıkla, Avrupa ve Uzakdoğu ülkelerinin de Protestanlıkla kontrol edilmesi hedeflenmiştir.

Üstelik Katolik ve Ortodoks Hıristiyanlığın Armegedon savaşı gibi bir planı ve inancı da mevcut değildir. Katolik ve Ortodokslara göre şer güçler mü’minler değil, sekülerizm ve Siyonist Yahudilerdir. İşte bugün yeryüzünde genellikle Uzakdoğu ülkelerinde, Güney Kore’de ve birçok başka yörelerde Protestan misyonerlik faaliyetleri görülmektedir. Amerika’nın planladığı kutsal ittifak hedefiyle, insanlar Protestanlaştırılmaya gayret edilmektedir. Türkiye’de ise misyonerlik faaliyetleri hep Protestan Hıristiyanlık üzerinedir. Ülkemizde bunun ilk ayağı Ermenilerde denenmiştir. Ermenilerin büyük bir kesimi bugün Protestan mezhebine girmiştir. Bu durum hem ABD’li Evanjelistlerin hem de İsrail’in işine gelmektedir. Ilımlı İslam ise Müslümanlığın Protestanlaştırılması girişimidir.

AKP’nin bugün İslam coğrafyasına biçtiği İslam modeli; “Protestanlaştırılmış tüketimci bir İslam toplumu” modelidir. Şu ana kadar incelediğimiz kaynaklar ve verileri göz önüne aldığımızda Protestan iş ahlakı, Protestan yaşam tarzı, Protestan mantığına dayalı bir tüketim anlayışı AKP’nin politikacılarında ve politikalarında açıkça görülmektedir. AKP, Amerika’nın “şer güçleri” ilan ettiği İslam dünyasını, gizli bir Protestan zihniyetine dönüştürme gayretindedir.

Sonunda: “Bu süreç, Amerika’nın istediği bir Armegedon savaşına mı yol açacak yoksa AKP’nin ütopik hayaller üzerine dayalı bir barış dünyası mı kurulacak? BOP’un eşbaşkanıyım diyen başbakanımızın Armegedon meselesini ve şeytani hedeflerini bilip bilmediğini, eğer biliyorsa neye dayalı bir BOP hayal ettiğini sizin takdirlerinize sunuyorum.”[14] diye soran Salim Meriç çok önemli ve tarihi bir gerçeğe dikkat çekmektedir.



[1] Abdurrahman El-Maliki, İdeal Ekonomi Politikası, Türkçesi: Muhammet Hanifi Yağmur, Ta-Ha Yayınları, Ankara 1997, s. 111-112.

[2] M. Şevket Eygi, Çılgın Toplum, 08. Aralık 2009, Milli Gazete

[3] Capital Dergisi, Özlem Aydın, Yeni dönemin en hızlıları, 1 Şubat 2008 http://www.capital.com.tr

[4] Şenay Yıldız’ın Röportajı, Türkiye’de kaybeden Gülen Cemaati, 25 Temmuz 2010 - Akşam

[5] Sam Harris, The End of Faith: Religion, Terror and The Future of Reason, W. W. Norton & Company, New York 2005, p. 153.

[6] Grace Hallsell, Tanrıyı Kıyamete Zorlamak, Çev. Mustafa Acar-Hüsnü Özmen, Kim Yayınları, 2. Baskı, İstanbul 2003, s. 114.

[7] http://www.cbsnews.com/stories/2002/10/03/60minutes/main524268.shtml

[8] Nuh GÖNÜLTAŞ: Bush ve Evanjelizmin Mesih Planı, Q-Matris Yayınları, 2. Baskı, İstanbul, 2003, s. 18.

[9] Ingmar Karlsson, Din, Terör ve Hoşgörü, Çev. Turhan Kayaoğlu, Homer Kitabevi, İstanbul 2005. s. 55.

[10] http://www.time.com/time/magazine/article/0,9171,954482,00.html

[11] Armageddon, Hıristiyan Kıyametçiliği ve İsrail, Çev. Hüsnü Özmen- Mustafa Acar, Kim Yayınları, İstanbul 2003, s. 22-25.

[12] The Catolic Encylopedia, Martin Luther, Robert Appleton Company, Newyork 1911, Vol.9

[13] The Catholic Encyclopedia, Wilhelm, Joseph. "Protestantism. Vol. 12. New York

[14] Odatv.com / 20 02 2011


Bu yazarin diger makaleleri

    İslam'ı Tehlike saymak veya İslam kokusu aldığı her şeye...
Devami
ŞER VE REZALET DÜZENİNE ŞÜKÜR; RABBİMİZE İSYAN VE NANKÖRLÜK DEMEKTİR!
    ŞER VE REZALET DÜZENİNE ŞÜKÜR;  RABBİMİZE İSYAN VE NANKÖRLÜK DEMEKTİR!          Yıllar...
Devami
Kemalizm, Atatürk'ün şüpheli ölümünden sonra, sabataist şebeke ve masonik çete tarafından...
Devami
Çinli üst düzey bir askeri yetkilinin: "ABD'yle savaşa yaklaşıldığı" iddiaları...
Devami
  Yıllardır dile getirdiğimiz ve dikkat çektiğimiz bir gerçek var; Kendi...
Devami
Gece yarısı TBMM’den geçirilen özelleştirme yasası Anayasaya açıkça aykırıydı! AKP çok...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 2243

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

SON YORUMLAR