ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün433
mod_vvisit_counterDün4780
mod_vvisit_counterBu Hafta19507
mod_vvisit_counterGeçen hafta29264
mod_vvisit_counterBu Ay57632
mod_vvisit_counterGeçen Ay186777
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar17695348

IP'niz: 18.204.227.34
Bugün: 15 May 2021

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12552200

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X
 ADIL DUZEN 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam
Reklam
Reklam

AMAÇ İNSAN' DIR

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 3
ZayıfMükemmel 

 

AMAÇ  İNSAN' DIR, PARTİ ARAÇTIR. VATAN VE MİLLET AMAÇ; DEMOKRASİ VE LAİKLİK ARAÇTIR.

 

          Kalıcı olan ve değişmez özelliği taşıyan inancımızın temel esaslarıdır. Ve insanımızın ihtiyaçlarıdır. Zamanın şartlarına ve standartlarına göre bu temel esaslara uygun olarak yapılan kanun ve kurumlar için ise, "değişme ve gelişme" kaçınılmazdır.

 

Ve yine bu insani hedeflere ulaşmak üzere ülke ve bölge şartlarına göre kurulan ve hizmet yolunda kullanılan, dernek, dergi, vakıf ve parti gibi oluşumlar ise nihayet birer araç durumundadır ve asla amaç haline sokulmamalı ve hele "kutsal" yerine konulmamalıdır.

"Siz iyiliği emredip (yürütecek), kötülüğü de men edip (önleyecek bir düzeni kurmak üzere çalıştığınızdan ötürü) insanlar için çıkarılmış en hayırlı bir ümmet oldunuz. " [1] ayetinde de ifade buyrulduğu gibi, biz sadece kendimizin, ailemizin, yakın çevremizin veya tarikat ve parti üyelerimizin değil, hatta yalnız Müslümanların da değil, bütün insanların haklarını ve hürriyetlerini koruyacak ve kimden gelirse ve kime karşı yapılırsa yapılsın her türlü zulme ve sömürüye mani olacak güçlü ve güvenilir bir düzeni. kurmaya memur ve mecburuz...

Bu amaca ulaşmak üzere oluşturulan çeşitli organize ve otoriteler sadece birer araçtır...

Bunlar amaç yerine koyulunca, sadece kendi mensuplarına hizmet eder bir konuma gelmekte ve haliyle yozlaşma ve kokuşma başlamaktadır. Bu anlamda siyaset ve Parti de çok önemli ve özellikli bir araçtır. Asıl amaç ise ülkemizde ve yeryüzünde barış ve adalet düzeni kurmak ve uygulamaktır. Zira, Adil bir Düzen, yalnız Müslümanların değil, bütün insanlığın ihtiyacıdır. Böylece İlayı Kelimetullah gerçekleşecek ve Rabbımızın rızasına erişilecek ve insanlar huzur ve hürriyete ulaşacaktır.

Bu amaçla kurulan Parti, vakıf, dernek ise inancımıza ve insanımıza hizmet için kanuni kurum oluşturmak, gönül erlerini organize etmek, eğitmek, denemek ve geleceğe hazırlamak gibi çok önemli fonksiyonlar üstlenen bir araç konumunda ve ideallerimizin kabuğu durumunda oldukları için bunlar da bir gün ömrünü bitirecek, özelliğini yitirecek ve tarih literatürüne girecektir.

Bu tabii gelişme ve değişmeyi bir bademe benzetebiliriz.

Milli Nizam baharda açan badem çiçeği gibiydi... Meyve tomurcuğu oluştu ve çiçek düştü...

Milli Selamet, çağalanın yeşil kabuğu yerindeydi... O da görevini yerine getirdi ve sonunda yarıldı ve döküldü.

Refah ise asıl özü içinde taşıyan sert kabuk benzeriydi... Önemli oluşumlara araç ve köprü görevi üstlendi. Uzun yıllar bu fonksiyonunu icra etmiş ve hayırlı hizmetler yürütmüştü.

Artık her kesimden ve herkesin Refah' a yönelmesi ve Milli Görüş' ün iktidara yürümesi karşısında duyulan bazı rahatsızlıklar ve sıkıntılar, bu kabuğun giderek dar geldiğine ve özünü ortaya çıkarmak üzere ileride belki de yeni bir değişim hazırlandığına bir işarettir.

Not: Bu tespit gerçekleşmiştir. Ve şimdi hareket Fazilet' le yoluna devam etmektedir. Fazilet bile bir kan ve kılıf değişimine uğrayabilir. (Yeni Not: Bu da gerçekleşmiş Fazilet Saadete dönüşmüştür ve hatta Saadette de bir süzülme ve saflaşma yaşanabilir.)

Bütün hedefi ve hesabı bağlı bulunduğu tarikat, meşrep, dernek veya parti vasıtasıyla bazı makam ve menfaatlere kavuşmak olan, veya iyi niyetle de olsa sadece kendi meşrep ve mensuplarının saadetini amaçlayan kimselerin maddi ve manevî kazancı, bu amaçları ile sınırlı kalacaktır.

Ama Allah'ın rızasına ve insanların duasına kavuşmak üzere, onun bütün kullarına iyilikte bulunmak ve bu maksatla yeryüzünde adil bir düzeni kurmak amacıyla yola çıkanlar dernek, vakıf, parti gibi kurumlara sadece bir araç gözüyle bakanlar ve asıl kazancın cihat şuuru ve teşkilat huzuruyla çalışmak olduğunu kavrayanlar elbette daha kârlı çıkacaktır.

Yanlış anlaşılmasın. Amaçlarımıza ulaşmak için bu tür araçları hazırlamak ve kullanmak şarttır. Çünkü vasıtasız vuslat olmayacaktır. Hatta devlet ve hükümet imkânlarını Hakkın ve halkın hizmetinde kullanabilmek niyetiyle ve ibadet gayretiyle kurulan zahirde parti görünümündeki vasıtalar içerisinde cemaat ve itaat disipliniyle çalışmak lazımdır. Hizmet ve mesuliyetten kaçmaya, bunlar araçtır, amaç değildir deyip kaytarmaya asla hakkımız yoktur.

Bizim asıl vurgulamak istediğimiz parti dahil hiç bir kurum ve organize amaç haline getirilmemeli, bunlar birer araç olarak görülmelidir. Ve İslâm bunlara göre değil, bunlar İslam'a göre değerlendirilmelidir.

Ve aynı hizmet ve hareket içindeki görüş ayrılıkları, gönül ayrılığına, kafa farklılıkları, kalp düşmanlığına dönüşmemelidir.

Meşrep, tarikat ve dernekler için kendi bağlılarını ön planda tutmak ve sınırlı bir saha içinde kalmak bir dereceye kadar normal görülse de, bu durum adil bir düzeni hedefleyen siyasi Parti için asla doğru değildir. Bu hareket sadece kendi taraftarlarına bazı imkânlar sağlamak üzere kurulmuş bir parti şeklinde düşünülmemelidir. Bu düşünce partiyi küçültür ve diğer partilerden biri durumuna düşürür.

Velhasıl, bu hareket yeni bir dünya için kabuk değiştirecek ve inşallah bu zihniyet, büyük bir medeniyete dönüşecektir.

Zira, zaten parti bir amaç değil, sadece bir araçtır... Amaç, Allah'ın rızası, insanların duasıdır.

Ne var ki böylesi insani amaçlara hizmet eden araçların da elbette önemli ve gerekli olduğu unutulmamalıdır.

Bu arada, parti ve benzeri kurumlar hayırlı hizmetlere birer araç olarak kullanıldığı gibi...Çok daha önemli hazırlıkları dikkatlerden kaçırmak ve zaman kazanmak üzere de yararlanılır.Hatta içimize sızabilecek münafık ve hain tipleri oyalamak için,gerektiğinde paravan bir kurum olarak ta faydalıdır.

Parti bir araç olduğu gibi, Laiklik ve demokrasi gibi kurum ve kavramlar da birer araçtır. Amaç: Ülkenin bütünlük ve bağımsızlığı ve milletin huzurlu ve onurlu yaşamasıdır.

Laiklik ve demokrasiye sahip çıkmak adına, ülkemizi ve geleceğimizi tehlikeye atmak, eğer gaflet ve cehalet değilse, mutlak hıyanet anlamı taşır.

KUR'AN'DA İNSAN

İnsan; "Eşref-i Mahlukat", yani varlıkların en şereflisi olarak yaratılmıştır. İnsan; "Ahsen-i takvim" e mazhar kılınmış, yani şekil, şuur ve yetenekler bakımından en güzel kabiliyetler ve en mükemmel marifetlerle donatılmıştır. O sıradan bir varlık değildir. Cenab-ı Hak, yeryüzünde ve göklerde olan her şeyi insan için halk etmiş ve insanın hizmetine vermiştir.

"O ki yeryüzünde ne varsa hepsini sizin için yarattı"[2]

"... Sürekli olarak görevlerini yapan güneşi ve ayı size musahhar etti. Geceyi ve gündüzü emrinize verdi.[3] Anlamında bu durumu bildiren yirmiden fazla ayet gelmiştir. Şairin:

"Ya Rab! seni aramam için beni dünyaya attın, Alemleri benim, beni de senin için yarattın" mısraları bu gerçeği ne güzel ifade etmektedir. Allah katında bir adem, bütün alem değerindedir. Çünkü haksız yere bir kişiyi  öldüren, cümle canlıları öldürmüş gibidir.

Evet insan yeryüzünde Allah'ın halifesidir. Yani O'nun vekili ve temsilcisidir. Zaten asıl kıymeti de buradan gelmektedir. İnsan bu dünyaya, Allah' temsil edebilecek, O'nun halifesi-vekili olabilecek büyük bir onur ve sorumlulukla gönderilmiştir. Bu üstün şeref, meleklerin bile yetişemediği, Şeytan'ın bile kıskançlığından isyan edip lanetlendiği bir pâyedir.

"Hani bir zamanlar, Rabbin meleklere: "Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım" demişti. (Melekler de O'na: "Orada fesat çıkaracak ve kan akıtacak birini mi yaratacaksın? Oysa biz seni överek tesbih ediyor ve tasdik ediyoruz. (Eğer ibadet ve hizmet içinse, biz sana zaten bunları yapıyoruz) dediler. (Rabbın ise) "Ben sizin bilmediklerinizi de bilirim" dedi.

(Arkasından) Ademe isimlerinin tümünü talim etti. (Varlıkların ne olduklarını, nasıl yaratıldıklarını, nasıl kullanılacaklarını, faydalı ve yararlı yanlarını ona öğretti.) Sonra bunu meleklere sorup "Haydi bakalım şayet teklifinizde) haklı olup yanılmıyorsanız, şunların isimlerini bana haber verin" buyurdu.

(Melekler ise mahcup olarak) "(Ya Rabbi) Seni her türlü yanlışlıktan ve noksanlıktan tenzih ve tespih ederiz. Senin bize öğrettiğinden başka hiçbir bilgimiz yoktur. Şüphesiz, sen her şeyi hakkıyla bilensin" dediler.

Ardından Cenab-ı Hak, insanın üstünlüğünü meleklere fiilen göstermek üzere: "Ey Adem! Eşyanın isimlerini (hikmet ve hakikatlerini) bunlara haber ver! buyurdu."[4]

Bundan sonra yeryüzünde kendi zatına halife olabilecek özellik ve güzellikte yaratılan insanın üstünlüğünü meleklere bizzat kabul ettirmek için de, Cenab-ı Hak hepsine birden Hz. Adem'e secde etmelerini (O'na hürmet göstermelerini) emretti.

"Hani biz meleklere: "Adem'e secde edin (O'nun üstünlüğünü kabullenin) demiştik. Onlar da hemen secde ettiler. Yalnız İblis diretti, kibirlerdi ve kâfirlerden (inatçı ve inkarcı nankörlerden) oldu".[5]

Açıkça görülüyor ki insanın asıl kıymeti, onun Allah-u Tela'nın halifesi (vekili ve temsilcisi) olacak yetki ve yeteneklerle yaratılmış olmasıdır. Eşyanın, (tabiat ve kâinatın) bütün özellik, güzellik ve gizliliklerini araştıracak, anlayacak ve anlatacak bir ilim, hikmet ve marifetle donatılması, yani öğrenme ve öğretme kabiliyetinin bulunması da, insanın üstünlüğüne delil yapılmıştır. Her birisi bin bir hayır ve hikmeti özünde taşıyan canlı ve cansız yaratıklara ibret nazarıyla bakıp, bunların yüce yaratıcısını tanıyacak, O'nun hükmüne tabi ve teslim olacak, O'nun rahmetine ve rızasına ulaşmanın hasret ve muhabbetiyle yanıp tutuşacak ve bu aşkla hayat boyu ibadet, ilim ve iyilik yollarında koşturacak insan, elbette şereflidir. Böyle bir insan tek başına bir kainat gibidir. "Kim kendi nefsini tanırsa, O Rabbini de tanır" mealindeki kudsi hadis, çok önemli gerçekleri haber vermektedir. Demek ki insan boş yere yaratılmamış ve başıboş bırakılmamıştır.

"Sizi boş yere, bir oyun ve eğlence olarak yarattığımızı ve (sonunda hesap sorulmak üzere) bize geri gönderilip getirilmeyeceğinizi mi zannettiniz?"[6]

Ayetinde de haber verildiği gibi, insanın sahip kılındığı nimet ve meziyetlerin büyüklüğü oranında da; sorumluluğu ve yükümlülükleri vardır. Çünkü insan Rabbına ibadet ve hizmet için yaratılmış[7] ve imtihan edilmek üzere iki yol arasında serbest bırakılmıştır.[8]

"Biz emaneti (Allah'a iman ve ibadeti, insanlığa ise hizmet ve adaleti) ve bu imtihanı kaybederse cehennemi, kazanırsa cenneti) göklere, yere ve dağlara (ve içinde yaşayan varlıklara) arz ve teklif ettik. (Ama) Onun yüklenmekten kaçındılar. Bu (büyük mesuliyetten) korktular. Bu emaneti sadece insan kabullendi. Doğrusu o çok zalim ve çok cahildir.!

(Allah (c.c) bu emaneti insana yüklemiş ve onu imtihana çekmiştir ki) münafık erkek ve kadınları (ortaya çıksın ve onları) azaplandırsın. Mü'min erkek ve kadınları (da anlaşılsın ve onları) bağışlasın."[9]

Ayetlerinde göklerin, yerin ve dağların, yani melekler de dahil bütün varlıkların yüklenmekten korkup kaçtığı "iman, ibadet, adalet ve insanlığa hizmet" emanetini insanın kabullenmesi, zannedildiği gibi, onun zalim ve cahil olduğuna değil, aksine insanın üstünlüğüne ve asaletine işaret etmektedir. Ayetin sonunda "Doğrusu o çok zalim ve çok cahildir" ifadeleri ise, "O çok kahraman ve çok gözü karadır" anlamında bir teşbih olsa gerektir veya "Asıl bu emanete riayet etmeyenler, cahillik etmekte ve kendi kendilerine zulmetmektedir" anlamındadır.

Çünkü herkes ve her şey imtihanı kaybetmek korkusuyla, Allah'ın arz ve teklifinden kaçarken, insan kendini riske atarak bu emaneti kabullenmiş ve Rabbinin iradesine kendini kurban etmiştir.

Yine ayetin sonunda ifade buyrulduğu gibi; mü'minlerle münafıklar ve müşrikler anlaşılsın, ayrılsın ve hak ettiğine ulaşsın diye bu imtihan yapılmaktadır.

Zaten insan iki yönlü yaratılmıştır. O'nun maddesi çamurdan, manası ilahi ruhtandır. Allah (c.c) insanı balçıktan şekillendirmiş, ama ona kendi ruhundan üflemiştir.[10]

"Venefahtü fihi min ruhi" (Ona kendi ruhumdan üfledim...) hitabına ve iltifatına mazhar başka bir varlık yoktur. İşte bunun içindir ki, madde ve manasını dengede tutan, ruhi özelliklerini geliştiren ve koruyan kimseler meleklerden de üstün konuma gelmekte, Rabbiyle münasebet peyda etmekte, ama nefsinin ve maddesinin kölesi ve hizmetçisi olanlar çamurlaşmakta, çirkefleşmekte ve hayvanlardan da aşağı düşmektedir. Ve işte böylece: "Biz insanı en güzel biçimde halk ettik. Sonra onu aşağıların aşağısına çevirdik"[11] ayeti tecelli etmektedir. Ahsen-i takvime mazhar yaratılan insan, kıymetini bilmeyince "Esfele safilin"e düşmektedir.   

Cenab-ı Hak Zülcelal Hazretleri'ne hakkıyla halife olabilen ve O'nu gerçekten temsil eden en büyük şahsiyet Hz. Muhamed Mustafa (s.a.v) Efendimizdir. Diğer nebiler ve veliler derece derece bu şerefe mazhar olmuşlardır. Bütün mü'minler ise kendi çağlarında Allah'ın dinini ve adalet düzenini hakim kılarak ve örnek bir medeniyetler kurarak Allah'ın hilafetini birlikte gerçekleştireceklerdir.

İslâm'ın adaletini ve insanlığın saadetini, sağlamak gayreti ve ciddiyeti bulunmayan kimseler, Allah'ın halifesi olamazlar ve "emanetin" gereğini yerine getirmiş sayılamazlar.

Velhasıl yeryüzündeki insanlar, ya Allah'ın halifeleri veya Şeytan'ın vekilleridir.

Çünkü;

"İnsan var ki; gönlü arşı Rahman'dır

İnsan var ki; sakın, çünkü Şeytan'dır

Öyle İnsan var ki; alemlere sultandır

İnsan var ki, yiyip yatan hayvandır"

Evet, insanla hayvanın asıl farkı ve fazileti; süslü giysileri, güzel yemekleri ve son model binekleri değildir. Çünkü en kıymetli kürkleri kutup ayıları giyinmekte, en tatlı yiyecekleri yaban ayıları tüketmektedir.

İnsanın gerçek özelliği ve güzelliği ise, onun inancı ve ahlakı ve başkalarının mutluluğu için yaptığı fedakârlığıdır. Yaratanına hürmet, yaratılana ise merhamet etmeyen, kendi rahatı ve menfaatı için başka insanları ezmeyi ve sömürmeyi kahramanlık zanneden... Hatta doyumsuz kazanma ve lüks yaşama hırsıyla; hayvanları, ağaçları ve denizleri ve tüm doğal varlıkları katleden insanlar, Kur'an'ın ifadesiyle "Hayvanlardan çok aşağı" birer canavar hükmündedir.



[1] Al-i İmran:110

[2]  Bakara: 28

[3]  İbrahim: 33

[4]  Bakara: 30-33

[5]  Bakara: 34

[6]  Mü'minun: 115

[7]  Zariyat: 56

[8]  Beled: 10

[9]  Ahzab: 72-73

[10]  Hicr: 28-29

[11]  Tin: 4-5


Bu yazarin diger makaleleri

ŞEMDİNLİ VAKASI VE PERDE ARKASI
  Bölücü örgütlerle ilişkiye giren Barzani, İsrail'in desteğiyle üniversite bahanesiyle...
Devami
AHMET HAKAN'IN MASONLUK AŞKI!..
  Milli görüş çizgisinde iken Kanal 7'de masonlarla ilgili gizli...
Devami
USANDIK
Saygı yok, sevgi ölmüş; özü sözü farklıdır Çağdaşlık görüntülü, barbarlıktan...
Devami
SİVİL ANAYASA MI, SİNSİ ANA-TASA MI?
  AB tarafından dayatıldığı ve Sevr'e yumuşak geçiş hazırlığının yapıldığı...
Devami
AH, NELER GÖRDÜM !
  Bir gram nimete, bin batman minnet İyilikleri başa, kakmalar gördüm!.. Keramet...
Devami
FOOTSTEPS OF THE ERBAKAN REVOLUTION
The Art of Ruling! A model and a real...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 4616

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR