Reklam
Reklam
Reklam

BARIŞ "NATO"SU MU? EŞKİYA "ŞATO"SU MU?

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 2
ZayıfMükemmel 

İşgal meydanı: Filistin ve İsrail

İştah sahası: Türkiye ve Ortadoğu (Arzı Mev'ud)

İştigal (meşguliyet) Alanı: Bütün dünya

Patronları: Rockefeller (ABD) ve Rotschild (İngiltere) Yahudi aileleri

Piyonları: IMF'ye bağlı tüm hükümetler

Karakolları: Mason Locaları

Devşirme Ocakları: Lions ve Rotary Klübleri

Merkez Üsleri: Amerika Birleşik Devletleri

 

Eyaletleri: Avrupa, Kanada, Avustralya

Sömürgeleri: Güney Amerika, Afrika, Asya ve İslam Ülkeleri

Hükümeti: BİLDERBERG

Senatosu: Trileteral Commisyon

Dış İlişkiler Konseyi: CFR

Rejimin Adı: SİYONİZM

Devletin Adı: GİZLİ DÜNYA DEVLETİ

Olan, bugünkü zalim batı medeniyetin meşruiyet maşası; Birleşmiş Milletler, Askeri Kışlası; NATO... Terör örgütü ise Gladyo-Kontrgerilla, CIA ve MOSSAD'dır.

Evet, NATO, Yahudi Siyonizmi'nin ve Hrıstiyan Emperyalizminin, bütün dünyayı hegemonyası altına alma hedefi için kurdukları ve farklı din ve kökenden milletlerin askerlerini, kendi şeytani amaçları için kullandıkları bir ŞER KIŞLASIDIR!..

Komünizmin iflasından ve Sovyetlerin dağılmasından sonra açıkça "İslam ve Müslüman dünyasını" düşman ilan eden NATO, şimdi bu amaçları doğrultusunda Kıbrıs'ın kuzeyini ve bütün Türkiye'yi üs olarak kullanma sevdasındadır.

Bu noktada en üzücü ve düşündürücü olan durum: Ordumuzun, Anadolu'nun bekçisi değil de, sanki NATO'nun türevi ve tetikçisi gibi bir tavır sergilemiş olmasıdır.

  • Kıbrıs konusundaki, "tarafsız"lıkları,
  • Kuzey Irak konusundaki, kararsızlıkları,
  • Milli Egemenliğin AB'ye devri konusundaki tavırsızlıkları,
  • Son seçimlerde güya, DEHAP oylarındaki suni düşüş bahanesiyle "Kürt ayırımcılığı ve Güneydoğu sarsılması" problemiyle ilgili "Dikkatleri dağıtma" manipülasyonları karşısındaki duyarsızlıkları...
  • Kıbrıs'ın Annan Planıyla Yunan'a devrinden sonra AKP Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün "Karabağ'ın da Ermenistan'a devrine hazırlandığı" bir ortamda; Ermeni Subaylarla, NATO çatısı altında "Barış için ortaklık" toplantılarına katılmakla gösterilen "dava"sızlıkları,
  • Süleymaniye'de başımıza çuval geçiren "Dost ve müttefik ABD ile birlikte, Kürdistan'ı kuracak peşmergelere, subaylık eğitimi vermek gibi tutarsızlıkları gördükçe, bu endişelerimizde ne denli haklı olduğumuz ortaya çıkmaktadır.

Ve hele, bu sene Haziran-2004'te NATO zirvesinin İstanbul'da yapılacak olması ve milyonlarca dolarlık bütün masraflarının Türkiye'nin karşılaması, ama Türk polisine ve askerine güvenmeyip Bush'un yüzlerce korumalarına kadar Amerika'dan taşınması karşısında: acaba "NATO'nun Türkiye'ye reva gördüğü, sadece garsonluk ve taşeronluk hizmetleri midir?" sorusu aklımıza takılmaktadır.

  • Son Irak işgalinde tam 1400 saldırı sortisinin Türkiye'deki NATO üslerinden kalkan ABD ve İngiliz uçaklarınca yapıldığı,
  • Recep T.Erdoğan'ın alımını imzaladığı 1,3 milyar dolarlık AWACS uçaklarının, NATO hizmetinde ve İslam ülkelerinin işgalinde kullanılacağı,
  • NATO "Acil müdahale gücünün Türkiye'ye konuşlanacağı ve bunu Yunanistan'a kaptırmadıkları için AKP yetkililerinin zafer havası attığı (!?) bir süreçte,
  • Süleymaniye'de subaylarımızın başına çuval geçirildiği gün, ABD Büyükelçisiyle randevusunu bile iptal etmemek...

Ama bir işadamının ölümünü gerekçe gösterip Kıbrıs gibi hayati bir konudaki basın toplantısını ertelemek; Kuvay-ı Milliye ruhu ve şuuruyla nasıl yorumlanacaktır?

Geçmişte Kuvay-ı Milliyeci kurmaylarımızın istiklal ve istikbalimizin (Hürriyetimiz, geleceğimiz ve güvenliğimizin) sağlanması ve sigortası olarak ortaya koydukları:

"KÜREK, TÜFEK, YÜREK"

formülüne bugün her zamankinden daha çok ihtiyacımız vardır.

KÜREK: Sanayileşmeyi ve tarımsal kalkınmayı,

TÜFEK: Milli savunmayı, güçlü ve yerli silahlanmayı,

YÜREK ise; İNANCI, KAHRAMANLIĞI, MORAL ve MANEVİYAT KAYNAĞINI ifade etmektedir.

Bunlardan birinin eksikliği felaket ve esaret demektir. Ve hele, "Yürek" yetersizliği ve fikren Batı ve NATO köleliği, bir toplum ve ordusu için en büyük talihsizliktir.

AKP'nin, Büyük Ortadoğu Projesi ve ABD ve AB ile uzlaşma-teslimiyet çerçevesindeki girişimleri ise, asla bir değişme-yenileşme olmayıp; BM kapsamında iktidarlara, NATO kanalıyla orduya biçilen, ama biraz yıpranıp millileşmeye yönelen eski "rol"ün, rötuşlanarak sürdürülmesidir.

Üstelik, Amerika ve Avrupa'daki Siyonist merkezlerin, zamanla bazı sinsi siyaset ve hıyanet şifrelerini çözen ve bazı konularda diklenmeye özenen "deneyimli devlet adamları (!)" yerine  "Acemi Oğlan"ları daha çok tercih ettikleri bilinmektedir..

BOP ile, İslam Ülkelerini, Afganistan ve Irak örneğinde olduğu gibi: bölgelere, aşiretlere, hatta site şehirlere bölüp, yerli sömürge valileriyle yönetmek isteyen dış güçler, "Ilımlı İslam" afyonuyla da, bu hıyanet ve cinayetlere karşı çıkacak imani ve insani gayretleri uyuşturmak peşindedir.

Hatta aynı Siyonist merkezler, ülkeleri böldükleri gibi, "Koç ve Sabancı" gibi kendi güdümlerindeki büyük holdingleri bile, dağıtmak ve küçültmek istemektedir. Çünkü böylece kontrol ve kumanda daha rahat işleyecektir.

Koç Grubuna ait "Koç Sistem"in, Bayındırlık Bakanlığınca açılan bir ihalede usulsüzlük yaptığı gerekçesiyle Kamu İhale Kurulunca kara listeye alınması ve bir yıl ihale yasağı konması...

Yine; Ali Sabancı'nın Sabancı CEO'su ile anlaşamadığı bahanesiyle Sabancı Telekom'daki görevinden ayrılması,

Ve hele Sabancı ve Koç'ların yatırımlarını artık giderek yurt dışına kaydırması,

Ama bunlara rağmen;

2004 Nisan'ın dan itibaren Fetullah Gülen sermayesiyle, Siyonist 300'lerin Türkiye temsilcisi TÜSİAD'ın  yakınlaşması...

Kemal Derviş'in, Fetullahçı Yazarlar Vakfının Washington'daki bir Siyonist Üniversitesiyle birlikte düzenleyeceği konferansa, ana konuşmacı olarak çağrılması...

Fındık tüccarlığından sermaye simsarlığına yükselen Kürt asıllı Cüneyt Zapsu'nun; hem CIA, hem AKP, hem Fetullah Gülen'le yakın temasları (çünkü ARI Grubu CIA tarafından fonlanan "ınternatıonal Republican Instıtute"nin Türkiye ayağıdır.)

Bir de bu bağlamda değerlendirilmelidir.

Hatta "Dinler arası Diyalog ve Hoşgörü" safsatasıyla 1996'da Abant'ta başlayan ve Milli Görüş'ün parçalanıp, AKP'nin kurulması ve iktidara taşınmasıyla yol alan; Fetullahcı Gazeteci ve Yazarlar Vakfının yürüttüğü Abant Toplantısının bu yıl Amerika'da, bir önceki Dekanı, Irak Savaşı'nın mimarı ve ABD Savunma Bakan Yardımcısı, meşhur ve mel'un Siyonist Paul Wolfowitz olan, John Hopkins Üniversitesi SAIS Bölümünün ev sahipliği yapacak olması...

Ve bu SAIS'ın yılda sadece bir kere yayınlanan SAIS PREVİEW isimli prestij dergisinin 2001 yılında, Fetullah Gülen'in bir makalesini yayınlayıp, Ona sahip çıkması ve Siyonist dünyada özel bir saygınlık kazandırması...

Ve 20 Nisan 2004 tarihli Tercüman gazetesinin haberine göre, verdiği 3 milyon dolar bağışın kaybolduğu ve evli bir kadınla ilişki kurduğu iddiasıyla, Vasilaki Floridi adlı iş adamınca mahkemeye verilen ve daha önce vatana hıyanetten dolayı ülkemizden sürülen ve Özal'ın gafletiyle affedilip getirilen... Ama şimdi, Vatikan gibi, Ekümenik-bağımsız ve uluslar arası bir devlet havasıyla hareket eden; Fener Rum Patriği, Bartholomeos'un; Fetullahcıların bu Abant Toplantısına gönderdiği mesajda:

Türk tipi İslam modelinin, "Cihad" ve "Haçlı Seferi" gibi kavramlardan tamamen uzak olduğunu kaydederek, Türk modelinin Avrupa Birliği'ne entegrasyonunun, batı ve İslam dünyası arasındaki işbirliği için güçlü sembolik bir örnek teşkil edeceğini" savunması ve;

"Bugün önümüzde büyük bir zorluk var. Doğu ile batı, Müslüman ile Hrıstiyan, bütün dinler, bütün medeniyetler, bütün kültürler arasındaki duvarı gerçek anlamda yıkmak, köprü kurmak ve insanlığımızı, ortak değerlerimizi tanımak. Bu, Tanrının dünya modelidir. Belirlenen zamanda Tanrının krallığına ulaşmak için, bu yolculuğa birlikte, doğu ve batı, kuzey ve güney olarak devam etmeliyiz" temennisinde bulunması...

Fetullah Gülen'in, Patriğin ve AKP'li Dinayet Reisi'nin taşeronluğunu üstlendiği "Ilımlı İslam"ın, Siyonist Patronun ve NATO'nun şeytani bir projesi olduğunun en açık göstergesidir.

Fetullah Hoca-Francıs Fukuyama:

Biri Türk asıllı ılımlı ve hoşgörülü Müslüman Hoca Efendi... Diğeri, Japonyalı, sinsi ve saldırgan bir Siyonist Hrıstiyan teorisyeni...

Ama ne hikmetse, birbirlerine destek çıkıyor ve ortak çalışıyorlar.

Hatta, Fetullahcıların Abant Toplantısının Amerika'daki ev sahipliğini yapan üniversitenin "SAIS" bölümü; Siyonist Hrıstiyanların ve Başkan Bush'un New Age (Yeniden Doğuş) Tarikatının siyasi kanadını oluşturan "Neo-con"ların, yani "Tanrıyı Kıyamet Savaşı'na zorlayarak tüm insanlığı öldürdükten sonra, Dünyayı birkaç seçilmiş Yahudi ve Hrıstiyana teslim edeceğine inanmış ve kendilerini bu amaca adamış" olanların kontrolünde..

Ve daha da ilginci, Fetllahcılara ekonomik ve stratejik yardım yapan bu SAIS'ın şimdiki Dekanı Japon asıllı, Siyonist kuklası ve "Tarihin Sonu" teorisyeni Fukuyama !..

Fukuyama'ya göre: Bütün insanlığın, bugünkü Batı Medeniyetini ve Siyonist güdümlü ABD hakimiyetini kabul etmekten, direnenlerin ise kaybetmekten başka çaresi ve seçeneği yoktur!..Ve bu akıl ve iman fukarası ve Amerika'nın Fetullahı, Francis Fukuhama'ya göre:

"Bu evrensel Siyonist Medeniyetinin tek engeli ve tehlikesi kalmıştır..İSLAM!.. Öyleyse, bu son düşman İslam; ehlileştirilmeli, ılımlı ve uyumlu hale getirilmelidir!?"

Evet, işte "Dinler Arası Diyalog" ve "Ilımlı İslam"  şeytanlığının perde arkası!... Ve askeri kanadı NATO; siyasi kanadı BM olan Siyonizm'in sinsi planları!..

Abdullah Gül'ün, Milli Görüşü bölme karargâhı olacak şekilde kurup kullandıkları Polmer (Politika Merkezi) ile Çevik Bir'e madalya veren Siyonist JİNSA üyesi ABD'li NATO generallerini Nisan 2004'te Ankara'da, AKP milletvekilleriyle buluşturup, adına "Bölge Barışı" palavraları koydukları girişimler de, NATO destekli B.O.Projesine alt yapı hazırlama gayretidir.

Türk toplumunu maalesef; inanç ve ideolojik bağlılığını, sosyal statü ve saygınlığını, hatta vatani ve vicdani sorumluluklarını bir tarafa bırakarak, sadece şahsi ve ailevi çıkarları doğrultusunda bir siyasi tercih yapacak ve menfaat dürtüsüyle oy kullanacak bir hafifliğe getirmeyi başaran... Ve medya rüzgarıyla istediği yöne savuran...

İşte bunun için bir dönem, artık yürümekten bile aciz Ecevit'in DSP'ni birinci parti yaptırıp, ikinci dönem yüzde birlere alçaltan...

Bir zamanlar "Gerici, radikal dinci" diye sataştığı AKP'lileri, işine gelince tek başına iktidara taşıttıran ve böylece "Demokratik Seçim" gösterisiyle kendi sömürü saltanatlarına kılıf hazırlayan

  • Hem Dış mihraklardan, hem işbirlikçi iktidarlardan,
  • Hem Siyonist patronlardan, hem sinsi piyonlardan,
  • Hem BM. şatosundan, hem NATO'sundan,

Artık kurtulmamız zamanı gelmiştir ve geçmektedir. Aksi halde, çöküş kaçınılmaz hale gelebilir.

İşte Manzaramız!

Kuzey Irak'ta bütün çıkarlarımız ve kırmızı hatlarımız tepeleniyor!...

Kıbrıs'ta, M.Ali Talat diye Başbakan geçinen birisi:

"Türkiye Kıbrıs'tan defolup gitsin!.." diye tepiniyor!..

Türkiye Başbakanı, K.Kıbrıs Cumhurbaşkanına, Rumlardan beter hakaretler ediyor!..

Dış güvenliğimiz ve geleceğimiz açısından en çok askerleri ilgilendiren Kıbrıs gibi bir konuda, G.K.Başkanı sessiz ve tepkisiz kalıyor ve tedirgin ve tarafsız davranıyor!..

En kritik bir ortamda ve en stratejik toplantısını yapan Milli Güvenlik Kurulu; en kısa sürede bitiyor ve en layt ve en yavan bildirisini yayınlıyor!..

Cumhurbaşkanı, Başbakanla barışık gözükmüyor!..

Yargı ile hükümet giderek zıtlaşıyor!..

Ve bütün bu olumsuzluklar ve uyumsuzlar arasında NATO Zirvesi Türkiye'de toplanıyor!?

Ve NATO, BOP. kapsamında ve İsrail'in amaçları doğrultusunda: Akdeniz Havzasını, Balkanları, Kafkasları, Kuzey Afrika'yı, Süveyş Kanalını, Tüm Asya'yı, Anadolu Yarımadasını ve Bakü-Ceyhan Petrol Hattını kontrolüne almak ve dünyanın en gizli ve etkili istihbarat sistemi olan ECHELON istasyonunu burada kurmak ve de yine ABD ve NATO üsleri oluşturmak üzere Kuzey Kıbrıs'a yerleşiyor!..

Ve zaten, NATO'ya yeni genel sekreter seçilen, Yahudi asıllı Hollandalı Jaap de Hoop Scheffer, ayağının tozuyla ve Haziran zirvesinin hazırlıklarını teftiş amacıyla geldiği İstanbul'da:

"Balkanlar, Kafkaslar, Orta Asya, Doğu Akdeniz, artık NATO'nun ilgi ve sorumluluk sahasıdır"[1] şeklindeki demeçleri ve,

AKP Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün:

"Devlet ve Hükümet Başkanları düzeyinde gerçekleşecek NATO zirvesine ev sahipliği yapmak için sabırsızlanıyoruz.NATO ittifakının, yeni güvenlik sorunlarını (NATO'nun tehdit ve tehlike olarak İslam'ı gösterdiğini hatırlayın) aşmak için bunun önemli bir fırsat olacağına inanıyoruz"[2]  sözleri de bu yöndeki sinsi niyet ve gayretlerini dışa vuruyor!..

Ve işte bütün bunları gördüğümüz için diyoruz ki; Türkiye çetin bir yol ayırımındadır ve artık kesin ve tarihi bir karar vermek durumundadır..

Ancak Devletin tepesindeki, birbiriyle irtibatsız, itimatsız ve istikrarsız görüntüyle..

Ve bu iktidar zafiyetiyle bu sorunların aşılması ve bu virajın alınması, imkânsızdır.

Uçuruma yuvarlanmadan gerekli ve yeterli her türlü tedbirin alınması kaçınılmazdır ve artık bunun tam zamanıdır!..

"Demokrasiyi pekiştirme... Batı ile bütünleşme" demagojileri uğruna, ülkemizin ve geleceğimizin karartılmasına herhalde göz yumulmayacaktır! 

"Hepsi Tesadüf mü?..

Bu 4 (dört) rakamına takıntım nedeniyle benim dünyada en (şüphelendiğim) örgüt NATO'dur!

Bunların bayrağında dört köşeli haç vardır.

Gerçi bu dört köşeli haç Yeni Ahid'i yazan dört Evangelisti ve alşimit-okultist gelenekte yer alan dört temel elementi temsil eder ve bu yazarların adı da Matthew, Marcus, Luka ve John'dur!

 Gelelim Avrupa Birliği'ne;

Bilindiği gibi; onların bayrağında 12 yıldız var ve bu hep böyle oldu. Üye sayıları altıyken de 12 yıldızları vardı, şimdi de sayıları 30'a ayaklaşıyor ama bayrak yine 12'de kaldı.

Ayrıca Brüksel'deki AB binasında da 12 kapı vardır.

Eh kendimizi biraz zorlayarak 12'nin de 4 rakamıyla bağlantısını kurmak kolaydır.

Ve bunların eski Ahit'teki şu alıntılarla bağlantısı hiç araştırılmış mıdır?

"Sonra yeni bir gökyüzü ve yeni bir yeryüzü gördüm. Yedi melekten biri yanıma geldi ve sana Kuzu'nun gelinini göstereceğim dedi. Sonra Ruh beni yüksek ve büyük bir dağa çıkardı. Ve gökyüzünden yeryüzüne inmekte olan Tanrı'nın kutsal kentini gösterdi. Bu Kudüs'tü. Kutsal Kentin etrafı büyük ve yüksek bir duvarla çevriliydi ve 12 kapısı vardı. 12 kapıda 12 melek bekliyordu. 12 kapının üstünde İsrail'in 12 kavminin adları yazılıydı. Büyük ve yüksek duvarın içinde 12 çeşme vardı ve 12 çeşmenin üzerinde Kuzu' (İsa) 12 Havarisinin ismi yazılıydı.'

Bilderberg'çi Masonlara gelince;

Onlar için 3, 7, 9, 11, 13, 39 sayıları nedense pek önemli.

Mesala, Mayalar için de 9 sayısı çok öncelikli.

13, 365 gün içinde olabilen dolunayların da sayısıdır. bilmem anlatabiliyor muyum.

Bilderberg kuruluşunda 13 üyeden oluşan 3 grup vardır, bunlar 39 üyelik çekirdek kadroyu oluşturur. Bu 39 kişi politika komitesini oluşturan 13 kişiye sorumludur ve bu 13 kişi de 9 kişilik yuvarlak masaya sorumludur.

Dikkatle bakın: bir dolar banknotunun arkasında sol tarafta 13 basamaklı bir piramit vardır.

Sağ tarafta 9 kuyruk tüylü bir kartal var, kartal 13 yapraklı zeytin dalı ve 13 adet ok tutuyor. Üzerinde 13 çizgi ve çubuk bulunmaktadır, kartalın kafasının üstünde ise 13 yıldızdan oluşan bir arma vardır.

Kartalın kafasının üstünde yazan. 'Birçoklarının içinde bir tane' (yani seçilmiş kavim) anlamı olan      "E Pluribus Unum" ve piramidin üzerinde yazan 'Bizim meselemiz, plan başarıyla tamamlanacaktır' anlamındaki "Annuit Coeptis" de evet, fark ettiniz 13'er harften oluşuyor.

"Annuit Coeptis" lafıyla ne anlatmak istiyorlardı.?[3]

Acaba, Siyonist Yahudiler, hayal ettikleri dünya hakimiyetine, çok mu yaklaşmışlardı?

Ama öyle ise, İsrail, niye korkusundan, bütün ülkenin etrafını kalın ve yüksek duvarlarla çevirmeye başlamıştı!..

Sadece Filistinlileri önlemek için olamazdı?



[1] Milli Gazete 30-4-2004. 3.Sh

[2] Milli Gazete 30-4-2004

[3] Bak: Akşam / Serdar Turgut 17 Mayıs 2004


Bu yazarin diger makaleleri

  Bazı İstihbarat kurumların CIA ve Mossad'ın gizli güdümüne girmesi;...
Devami
Bu yazıyı; kafaları zorlayıp zonklatmak, düşünce tembelliğinden ötürü paslanıp tıkanan...
Devami
  Saadet Partisi GİK üyesi ve İstanbul eski Milletvekili Bahri...
Devami
  Bu nasıl sorumlu ve onurlu bir mesajdı!?.. "Irak'taki hatayı, Suriye'de yapmayacağım!.."...
Devami
HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ı yaptığı ‘özyönetim’ açıklamalarından dolayı...
Devami
Yerel seçimler öncesi dile getirilen bir tahmin-yoruma göre Türkiye’de bütün...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 4709

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

SON YORUMLAR