Reklam
Reklam
Reklam

TÜRK ORDUSUNA PAŞA MI, NATO'YA MAŞA MI ARANIYOR?

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 10
ZayıfMükemmel 

 

Büyükanıt Paşa Niçin Hedef Seçildi?

Paşa, Brüksel'in, işbirlikçilerin ve PKK'lı bölücülerin hedefinde... Erzurum'daki "başörtüsü" provokasyonuna, "Bu kadarı da fazla!.." diye çıkışan kişi de oydu!..

Allah (cc) kısmet ederse, önümüzdeki Ağustos ayı içerisinde Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök emekli olacak, yerine Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt geçecek!.. Tabii, önünü kesmek için "seferberlik" ilan eden "şer cephesi" galip gelmezse eğer!.. Zira, "Brüksel", "Ankara'daki acizler ve işbirlikçiler ve "Kandil Dağı"ndaki bölücüler, el ele vermiş, Paşa'nın önünü kesmek istiyorlar!..

 

Paşa'nın Genelkurmay Başkanlığı koltuğuna oturmasını kendileri için "öncelikli tehdit" kapsamında değerlendirenler, sırf onu karalamak için "Sanalevren"de (internet) siteler kurmuşlardı!..

Bir zamanlar İmralı'daki caninin "akıl hocalığını" yapan zatın hezeyanlarından yola çıkıp, onun "Sabatayist kökenli" olduğunu yayıyor, Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım'ın kendisine bir ev "hediye" ettiği, "prostat kanseri" olup ilaçlarını eşine aldırdığı yolunda dedikodular üretiyorlardı!..

Paşa, Brüksel'in hedefinde, çünkü: Türk devletini vesayet altına alan Avrupa Birliği, tedavüle sokmak istediği "Yeni Sevr" planının karşısında en büyük engel olarak hâlâ Türk Silahlı Kuvvetleri'ni görüyor!..

Erzurum'daki "başörtüsü" provokasyonuna, "Bu kadarı da fazla!.." diye çıkışan kişi oydu!..
Paşa, PKK'nın hedefinde, çünkü: PKK'ya büyük darbe vuran askeri operasyonlarda "etkin görevler" alan, dağlarda askerleri ile "aynı çadırı" paylaşmış bir komutanı!.. Diyarbakır'da 7'nci Kolordu Komutanlığı yaptığı dönemde, "iki defa" suikast girişimine maruz kaldı!.. "Örtülü" savaşın bu noktaya geleceği belliydi!..[1]

İzmir Barosu, Savcı için suç duyurusunda bulunmuş ve şunları söylemişti:

İzmir Baro Başkanı Avukat Nevzat Erdemir ile yönetim kurulu üyesi avukatlar yaptığı açıklamada, Van Cumhuriyet Savcısı Ferhat Sarıkaya'nın, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt hakkında Yücel Aşkın soruşturmasında olduğu gibi Türk Ceza Yasası'nın 302. maddesinin göz ardı edildiğini söylemişti.

Erdemir, "Adının önünde Cumhuriyet unvanı bulunan savcının Cumhuriyet dönemini suçlaması, bu döneme ilişkin asılsız isnat ve imada bulunması, sayın savcının bulunduğu makam ve konumla bağdaşmamaktadır. İddianame dikkatlice incelendiğinde, iddianamenin hukuki değil, siyasi temeller üzerine inşa edildiği, bu siyaset belgesinin hedef olarak sadece Yaşar Büyükanıt'ı değil, onunla birlikte en önemli anayasal kurumlarımızdan biri olan Türk Silahlı Kuvvetleri'nin hedef alındığı görülüyor. Ayrıca, Türk Silahlı Kuvvetleri'ne ve ulus devlete açıkça husumet beslediği belli olan kişilerin anlatımlarının dayanak gösterildiği, bu suçlama ve değerlendirmelerin hiçbir objektif ve bilimsel kanıta dayanmadığı anlaşılmaktadır" demişti. (Milli Gazete / 10.03.2006)

 

Her Dönem 'İnşaatı' O Yapıyor!

Şemdinli iddianamesinde verdiği ifade ile gündemi belirleyen işadamı Altındağ, gezici imamlıktan trilyonerliğe devletten aldığı inşaat ihaleleriyle tırmanmış!..

Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt'ın adının Şemdinli iddianamesine girmesini sağlayan ifadeleri veren işadamı Mehmet Ali Altındağ'ın devlet ihalelerinden zengin olduğu ortaya çıktı. Diyarbakırlı işadamı Altındağ 1979'lu yıllarda Diyarbakır'da işportacılık, gözlükçülük, çakmakçılık ve gezici imamlıkla hayatını kazanıyordu. Lakabı "Hacı"ydı. Bir ara Nurculuk'tan gözaltına alındı ve tutuklandı. Hapisten çıkınca müteahhitliğe başladı ve yıldızı yükselişe geçti. Devlet ihaleleri ona verildi. İçişleri Bakanlığı'na ait çeşitli binaların yanı sıra Diyarbakır merkezde polis lojmanları, Adliye Sarayı ve Diyarbakır'daki Sümerbank fabrikasını yaptı. Birçok askeri ihaleyi de aldı. Ceylanpınar-Suriye sınır şeridinin aydınlatması ve yine bu sınırda sınır güvenliği yolunun yapılması, Cizre MİT binası bunlardan birkaçı.

İhale yasağı varmış!..

1996 yılında, Bayındırlık Bakanlığı yapılan bir ihbar sonucu hakkında soruşturma başlattı. Müfettişlerinin hazırladığı raporda Altındağ'ın şirketlerinin ihalelere katılmaktan men edilmesi ve Cumhuriyet Başsavcılığı'na suç duyurusunda bulunulması gerektiği belirtiliyordu. Bakanlık, sahtecilik ve yolsuzluk yaptığı gerekçesiyle Altındağ'ın şirketlerinin ihalelere girmesini yasakladı. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı, Altındağ hakkında, 5 Aralık 1997 tarihli bir iddianame hazırladı.

Yasak ona çalışmamış!..

Altındağ, hakkında raporlar yazılmasına rağmen devlet ihalelerine girmeye devam etti. Bolu'daki deprem konutları ihalesini aldı. Bu konutları 2001'de bitirdi. Dönemin Başbakan Yardımcısı MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli tarafından törenle açılışı yapılan konutlar sahiplerine verildi. Ancak teslim edilen binalarda eksik malzeme kullanıldığı, binalarda çökmeler olduğu için hakkında yine soruşturma açıldı. Altındağ Güneydoğu bölgesi ağırlıklı olmak üzere ülkenin birçok yerinde ihale almaya ve inşaat yapmaya halen devam etti. Ankara Eryaman'da yapılmakta olan 7. Etap 1. Kısımdaki konutlar Altındağ İnşaat tarafından yürütülüyor. Toplu Konut İdaresinin Güneydoğu'daki birçok inşaatı da yine Altındağ'ın şirketleri tarafından alınmış durumda. Diyarbakır Ergani'de içinde ilköğretim okulu, ticaret merkezi, caminin de bulunduğu 128 konutluk 25.800.000 YTL tutarındaki inşaat Altındağ İnşaat tarafından yapılıyor.

Söz Gazetesini polis dağıtıyordu

Altındağ'ın çıkardığı Söz Gazetesi, PKK terörünün arttığı yıllarda, işadamları, dernek temsilcileri ile aldığı ihaleleri ‘şaibeli' bulan bürokratlar dahil olmak üzere bir çok kişiyi "hain, devlet düşmanı ve PKK'lı" olarak suçladı. Altındağ gazetesinden bu kampanyayı yürüttüğü dönemde PKK, Diyarbakır ve çevresinde ulusal basına yasak koydu. O dönem örgüt yanlısı yayın yapan Özgür Gündem'e karşı, polis ve askerler Altındağ'ın Söz Gazetesini dağıtıyordu.

Kirvesi Orgeneral Kemal Yamak Paşaymış!..

Mehmet Ali Altındağ'ın 1980'li yıllarda en büyük desteği oğlunun kirvesi olan dönemin Özel Harp Dairesi'nin Başkanı ve 7. Kolordu Komutanı Orgeneral Kemal Yamak'tan gördü. O yıllarda Güneydoğu'ya gelen OHAL valileri, bürokratlar, emniyet müdürleri "devlete yakın olduğu için" Altındağ'ı ziyaret etmeden gitmezdi. Altındağ 1996'lı yıllarda gazetesinde, Hizbullah'ı övüyordu. 25 yıldır Altındağ'ın yanında genel müdür olarak çalışan İsmail Yazgan'ın kardeşi Rufai Yazgan, Hizbullah tetikçiliğinden liderliğine yükselmiş bir isim. Altındağ, Hizbullah'ın tasfiye edilmesinden sonra Hizbullah'tan koptu ve gazetesinin logosuna Atatürk resmi koydu. PKK destekçisi oldukları gerekçesiyle gözaltına alınan iki oğlu ise şüpheli trafik kazalarında hayatlarını kaybetti. [2]

Bu kriz daha önce de yaşanmıştı. Kenan Evren nasıl kuvvet komutanı oldu?

Van Savcısının görevden alınmasına neden olan iddianame gündemdeki yerini koruyor. Herkesin fikir birliğine vardığı ortak bir nokta var: O da, "orduya siyaset karışırsa işlerin sarpa saracağı". Geçmişte yaşanan benzer bir krizin nasıl sonuçlandığını hatırlayanlar, bugünlerde taraflara sağduyu çağrısında bulunuyorlar.

Van Cumhuriyet Başsavcısının, Org. Yaşar Büyükanıt hakkında hazırladığı iddianame ile başlayan süreçte "Bu yolla Kara Kuvvetleri Komutanının önü mü kesilmeye çalışılıyor" sorusuyla başlayan tartışmalar başkenti yaklaşık 30 yıl önceye götürdü...

Yıl 1977...

Fahri Korutürk cumhurbaşkanı, Süleyman Demirel başbakan... Aralarının pek de iyi olmadığını bilmeyen yok. Bu üst düzey gerginlik minik çatışmalarla sürüp gidiyor ama iş Kara Kuvvetleri Komutanının atanmasına gelene kadar büyük bir krize neden olmuyor. 1977 yılının Ağustos ayına gelindiğindeyse kızılca kıyamet kopuyor. Kara Kuvvetleri Komutanı ataması yüzünden tüm Türkiye'yi derinden sarsacak olaylar şöyle gelişiyor...

Kara Kuvvetleri Komutanlığı için iki aday vardı: Org. Ali Fethi Esener ve Org. Adnan Ersöz. Generallerin her ikisinin de emeklilik süreleri dolmuştu ve görevde kalmalarının tek yolu kuvvet komutanı olmalarıydı. Genelkurmay Başkanı Org. Semih Sancar, Başbakan Demirel'in isteği üzerine Org. Esener'i aday gösterdi. Milliyetçi Cephe koalisyon hükümetinin başbakanı Demirel de ortakları Alparslan Türkeş ve Necmettin Erbakan'ın fikrini almadan atama kararnamesini imzaladı. Ancak Esener'in Adalet Partisi yanlısı bir general olduğunu düşünen Korutürk, bu atamanın "orduda huzursuzluk yaratabileceği" kaygısıyla önüne gelen kararnameyi imzalamadı. Ve devletin zirvesinde başlayan kriz hızla bir çıkmaz sokağa dönüştü.

 

İmza atılmadığı için komutan atanamıyordu. Org. Sancar da yeni bir isim önermemekte direnince, daha doğrusu Korutürk'ün onaylayacağını bildiği halde diğer adayı önermeyince, atama kararı tam bir kördüğüme dönüştü. Olay bir ay boyunca Türkiye'nin değişmez gündemi oldu, her evde bu konu konuşuldu, gazeteler hep aynı manşetlerle çıktı. Her iki taraf da geri adım atmıyordu.

Sonunda olay kendi kendine çözülecekti... Zira her iki generalin de süreleri doldu ve emekli oldular. Koalisyon ortakları da yeni bir aday arayışına girdiler.

Demirel, Türkeş ve Erbakan'la birlikte yaptıkları bir toplantıda sıkıntısını dile getirdi: "Korutürk'e kimi söylesek 'hayır' diyecek. Elimizdeki isimler arasında Nurettin Ersin var ama..." Bunun üzerine Türkeş söze karıştı ve adı geçen adaylardan birine kefil oldu. Onun "Dirayetli, tarafsız ve bilgili bir insan" olarak tarif ettiği kişi Kara Kuvvetleri Komutanı olmayı aklından bile geçirmeyen biriydi. Ve kaderin garip bir cilvesi olarak bu önerisi sadece üç yıl sonra Türkeş'in başını yakacaktı. Çünkü bu orgeneral, sonradan 12 Eylül askeri darbesini gerçekleştirecek olan Ege Ordu Komutanı Kenan Evren'di!?.

Özal da Asker "Seçmişti"

Türk Silahlı Kuvvetleri yakın geçmişte pek çok "son dakika sürprizi" yaşadı. Bunlardan biri 1970 yılında Kara Kuvvetleri Komutanlığı için Org. Kemal Atalay ve Org. Faruk Gürler arasındaki yarıştı ve ipi Gürler göğüslemişti. Bir başka örnekse Turgut Özal döneminden... Kara Kuvvetleri Komutanı Org. Necdet Öztorun'un Genelkurmay Başkanlığı'na gelmesini Özal hükümetinin veto etmesi sonucunda Org. Necip Torumtay göreve gelmişti. Sonuncu olaysa 2002 yılında Org. Edip Başer'in yerine Kara Kuvvetleri Komutanı olan Org. Aytaç Yalman'la yaşanmıştı.

İkinci çuval olayı mı?

Kara Kuvvetleri Komutanı Org. Yaşar Büyükanıt'a karşı yürütülen operasyon, bir komutanı değil, doğrudan doğruya Türk Silahlı Kuvvetleri'ni ve Türkiye'yi hedef almaktadır. Bu uygulama, Türk Ordusu'nun terfi ve tayin sistemine müdahalenin çok ötesinde boyutlar içermektedir.

Denebilir ki, ikinci bir çuval geçirme olayıyla karşı karşıyayız. Bu kez çuvalı, Türkiye'nin başına doğrudan ABD personeli değil, ABD'nin içimizdeki uzantıları geçirmiştir.

Bu operasyonu yürüten güç, dışarıda ve içerdedir. Atlantik'in ötesindeki gücün kolları, Tayip Erdoğan yönetimi üzerinden Van Savcılığı'na kadar uzanmaktadır. Savcıya talimatı verenlerin, Van'daki Hüseyin Çelik ekibi olduğunu saptamış bulunuyoruz. Yani Tayyip Erdoğan'ın Milli Eğitim Bakanı'nın adamları, TSK'yı hedef alan iddianamenin asıl yazarlarıdır.

1990'lı yılların başından beri yürütülen Türk Silahlı Kuvvetleri'ni yıpratma faaliyetinde yeni bir aşamaya gelinmiştir. Bu operasyon, ABD'nin GOP (Genişletilmiş ‘Ortadoğu ve Kuzey Afrika Projesi') kapsamı içindedir. ABD, 24 İslam ülkesinin sınırlarını ve rejimlerini değiştirme amacını açıklamıştır. Sınırları değiştirilen ülkeler, şu anda Irak ve Türkiye'dir. Buna karşı koyacak en önemli güç olan, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin direnme yeteneğinin kırılması için her yola başvurulmaktadır.

Van Valiliği'nde patlama da aynı merkezden

Geçen aylar Van Vadiliği'nde yaşanan patlama da aynı özelliktedir. Amaç, devlet otoritesini kullanılamaz hale getirmektir. Van Savcılığı'nda iddianame hazırlattıran güç ile bombayı patlatanlar, dünya ölçeğinde bakarsak, aynı merkezden yönetilmektedir. Haçlı irtica ile bölücülük arasındaki geleneksel ittifak, yine tarih sahnesindedir. Arkalarındaki kuvvet ise, dün İngiliz emperyalizmi idi, bugün ABD emperyalizmidir.

Geçen yıl ÖKK binaları ile ilgili soruşturma olayı, bugünkü tertiplerin işaretlerini vermişti. Ne yazık ki, o tertip karşısında dik durulamadı. İşçi Partisi, o zaman bu olayı gördü ve cepheden tavır aldı. Ne kadar yerinde bir değerlendirme yaptığımız, bugün daha açık görülmektedir. O soruşturma girişimi ne yazık ki hedefine ulaşmıştı.

Diyarbakır'ımızı GOP merkezi yapma planı

Irak parçalanmış, Kuzey Irak'ta bir Kukla Devlet kurulmuştur ve Türkiye'mizin Güneydoğu bölgesinin bu devletle bütünleştirilmesi planı uygulanmaktadır. Tayyip Erdoğan, 15 Şubat 2004 akşamı "ABD'nin Büyük Ortadoğu Projesi içinde Diyarbakır'ı merkez yapacağız" açıklamasından beri bu planda görev aldığını üç kez itiraf etmiştir. En son birkaç gün önce "BOP Projesi'nin Eşbaşkanı olduğunu" belirterek, TC Başbakanlığıyla bağdaşmayan başka bir görevi olduğunu tekrar açıklamıştır. Türkiye, Tayip Erdoğan-Barzani ittifakı yoluyla adım adım federasyona doğru sürüklenmektedir. Ancak Tayyip Erdoğan'ın hızla yıprandığı ve Silahlı Kuvvetleri denetim altına alamadığı koşullarda, federasyon için AKP yerine "Milliyetçi" geçinen yeni ortaklar hazırlanmaktadır.

Müzakere çerçeve belgesi'ndeki "sınır değiştirme" tuzağı!?

Tayyip Erdoğan yönetiminin 3 Ekim 2005 günü imzaladığı AB ile Müzakere Çerçeve Belgesi'nde "Türkiye'nin anlaşmazlık konusu olan sınırlarının La Haye Adalet Divanı tarafından barışçı yoldan belirleneceği" hükmü bulunmaktadır. Bu hükme göre, Erdoğan yönetimi, Türk Silahlı Kuvvetleri'ne Türkiye'nin sınırlarını savunmayı yasaklayan bir yükümlülük altına girmiştir. Sınırları "barışçı yoldan Milletlerarası Adalet Divanı belirleyecek" ise, Türk Ordusu hangi sınırları, hangi vatanı savunacaktır?

Daha önemlisi, Türkiye, yalnız dış hatlardan değil, iç hatlardan da kuşatılmaktadır. Haçlı irtica ve bölücülük bu amaçla Türkiye'mizin üzerine sürülüyor. İrtica ve bölücülüğün örgütlenme ve kadro gücünün, Tayyip Erdoğan yönetimi döneminde beş kat arttığı Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından hazırlanan raporlarda belirtilmektedir.

Ülkemizde etnik ve mezhepsel çatışma kışkırtmaya yönelik girişimler, Bozüyük ve Şemdinli olaylarından sonra, Diyarbakır-Konya maçında bir kez daha sahnelenmiştir. Yugoslavya'nın parçalanması operasyonunda, fitilin 1988 yılında, Dinamo Zagrep-Partizan takımları arasında oynanan futbol maçında ateşlendiği unutulmamalıdır.

Kukla Devletin genişletilmesi ve federasyon planının oldubittiye getirilmesi için uygulanan tertiplerin çok boyutlu ve kapsamlı olduğu görülmektedir. En önemlisi, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin dış güdümlü bir kalkışmaya ve ayrılıkçı teröre karşı yaptırım uygulama iradesi yıpratılmaktadır.

Tertibin altında kaldılar

Ancak Tayip Erdoğan yönetimi bu tertibin altında kalmıştır. Saldırının Türk Ordusu'na olduğunu, yalnız Silahlı Kuvvetler değil, bütün kamuoyu anlamış ve tepkisini göstermiştir. TSK'yı hedef alan saldırı, TSK'nın biriken tepkisiyle karşılaşmıştır. Türk Silahlı Kuvvetleri'nde de bir dip dalgası oluştu. Bunu görmeyenler, yanılırlar. Türk Silahlı Kuvvetleri mensupları, Cumhuriyet'in yıkımı ve ülkenin bölünmesi yönündeki gelişmelerden büyük kaygı duymakta ve komuta kademesi üzerinde kuvvetli bir baskı oluşturmaktadır. Çankaya'daki görüşmede, Orduda oluşan dip dalgasının 30 Ağustosa kadar nasıl göğüslenebileceği konuşulmuştur.

Komutanların sorumluluğu

Gelişmeleri, terfi sistemine müdahalenin ötesinde daha kapsamlı ve vahim bir durum olarak değerlendiren yaklaşımlar doğrudur ve gereklidir. Bu nedenle Türkiye, bugün hangi komutanın genelkurmay başkanı olacağını değil, Türk Silahlı Kuvvetleri'ni hedef alan operasyonun nasıl etkisiz kılınacağını ve Ordunun direnme yeteneğinin nasıl güçlendirileceğini tartışmalıdır. Bütün mesele, Kuzey Irak'taki "Kırmızı çizgilerimizin" çiğnenmekten kurtarılması, başımıza geçirilen çuvalın çıkarılması, bizi iç hatlardan vuran Haçlı irtica ve bölücülüğün etkisiz hale getirilmesidir.

Şu gerçeği kesinlikle ve ivedilikle saptamak gerekir ki, bu tehlikeli durumdan Komuta kademesi de sorumludur. Neden sorumludurlar?

Çünkü:

a) Genelkurmay Başkanı ve bazı komutanlar, ne yazık ki, ABD'nin Büyük Ortadoğu Projesi'nde rol üstlenmeyi kabul eden, bu nedenle güvenliğimiz açısından çok tehlikeli anlayışları dile getirmişlerdir. Hatta "ABD'nin Irak'a demokrasi getirdiği" gibi Türkiye açısından felaketlere yol açacak açıklamalar yapmışlardır.

b) Genelkurmay Başkanı, 3 Kasım 2002 seçiminden sonra hiçbir resmi sıfatı olmayan Tayyip Erdoğan'ı Genelkurmay Başkanlığı'nda kabul ederek, ABD güdümündeki irtica ve bölücülüğü güçlendirecek bir yönetimin gelişmesine yeşil ışık yakmıştır.

c) Yine Genelkurmay Başkanı, 2003 yılı başında Hükümetin Tezkeresini destekleyerek, Türk Ordusunun kardeş Irak halkının üzerine sürülmesine razı olan bir tavır sergilemiştir. Öte yandan Kuzey Irak'ta Kukla Devlet'in kuruluşuna, ABD'nin Telafer operasyonuna seyirci kalarak, hatta bazen yardımcı olarak, tehdidi ağırlaştıran süreçlere dolaylı katkıda bulunmuşlardır.

d) Genelkurmay başkanı Özkök, 4 Temmuz 2003 günü Süleymaniye'de Türk Silahlı Kuvvetler mensuplarının başına çuval geçirilmesinden sonra, Türkiye'den ayrılmakta olan ABD Büyükelçisi'ni hiçbir şey olmamış gibi hoşnutlukla kabul ederek, bir bakıma yeni operasyonlara davetiye çıkarmıştır.

e) Bazı komutanlar, 2004 baharında Kıbrıs'ta referandumu destekleyerek, Annan Planı'na olumlu bakarak ve KKTC seçimlerinde dolaylı olarak Talat'ı destekleyerek, ABD'nin KKTC'yi tasfiye planına yardımcı olmuşlardır.

f) Genelkurmay Başkanı Özkök, 2005 yılı 23 Nisan'ı arifesinde milli egemenlik ve milli güvenlik kavramlarının artık geçersiz olduğu yönünde görüşler açıklayarak, Türkiye Cumhuriyeti'nin ve Türk Silahlı Kuvvetleri'nin dayandığı temelleri tartışmaya açmıştır.

g) Kara Kuvvetleri Komutanlığı'nın ambleminden Atatürk'ün resminin çıkartılması da Türk milletinin güvenini ve ümidini sarsmıştır.

h) Türk Silahlı Kuvvetlerindeki eğitimlerde Avrupa'nın Socrates programları uygulanmasına izin verilerek, geleneksel vatanseverlik kültüründe gedikler açılmıştır.

ı) Komutanlar, bütün bu uygulamaların zeminini oluşturan AB kapısında bağlanmış durumda kalmamızı destekleyen açıklamalarıyla milletimizin bilincinde gittikçe daha yoğun bir sis toplanmasına yardımcı olmuşlardır.

Strateji ve tehdit kavramı doğru saptanmalı

Komuta kademesinde görülen bu yaklaşımlarla içinde bulunduğumuz vahim gidişin önünü alma imkânı bulunamamıştır ve bulunamaz. Kıbrıs ve Kuzey Irak'tan gelen tehlikeyi gözardı eden tehdit kavramı ve strateji iflas etmiştir. Haçlı irtica ve bölücülük de, AB üyeliğini ve GOP'u savunmaktadır. AB'ye girmek "devlet politikası", ABD'nin GOP planında rol almak "stratejik yaklaşım" kabul edildikten sonra, Tayip Erdoğan'lar ile aynı safa düşülür. Bizi vuranlarla aynı strateji içinde buluşmak, yığınakta yapılan hata kapsamına girer. Türk Silahlı Kuvvetleri'ne yönelen tehdit ve tertiplerin kaynağı da buradadır. Türkiye'yi tehdit eden süper devletin stratejisi içinde görev üslenerek, Türkiye'yi savunma olanağı yoktur. Türkiye'yi vuran, Şemdinli'mize elini uzatan, sınırlarımızı değiştirmeyi amaçlayan bir plana dahil olarak, ancak kendimizi vururuz.

Türkiye, yalnız dış hatlardan değil, iç hatlardan Haçlı İrtica ve bölücü terörle vurulmakta ve kuşatılmaktadır. İrtica ve bölücülüğün örgütlenme ve kadro gücünün, Tayip Erdoğan yönetimi döneminde beş kat büyüdüğü, Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından hazırlanan raporlarda belirtilmektedir.

Org. Yaşar Büyükanıt'ın ifadesiyle dıştan ithal edilen tehdit algılamasını ve stratejiyi değiştirmek zorunludur.

Bir süre önce 8. Cumhurbaşkanı Kenan Evren, "İrtica ve bölücülüğün tırmanışı sürerse, Türk Silahlı Kuvvetleri, ne NATO'yu dinler, ne Avrupa'yı" demişti. Milletin Ordusundan beklentisi budur.

Türk Silahlı Kuvvetleri, milli devleti ve Atatürk Devrimi'ni yıkıma uğratan AB kapısına bağlanma konumundan ve GOP gibi Türkiye'yi piyonlaştıran projeleri bir seçenekmiş gibi görmekten vazgeçip, milli devlet stratejisine ve Atatürk'ün devrim programına yönelmek sorumluluğuyla karşı karşıyadır. Tek seçenek, Atatürk Devrimi'dir. Tek seçenek, milli devlettir. Bunlar gitti mi, ne vatan kalır, ne milletin birliği kalır. Arkada kalan 60 yıllık tecrübenin bilânçosu budur.

Dünyada yükselen eğilim bugün, Atatürk'le, Türk Devrimiyle kazandığımız değerlerdir; yani bağımsızlıktır, halkçılıktır, kamuculuktur.

Milli egemenlik ve milli güvenliği savunmak, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin biricik görevi ve varlık nedenidir. (Doğu Perinçek / Aydınlık / 12.03.2006)

 

Şemdinli İddianamesi'ne yol açan sürecin kilometre taşları

Bizi Bugünlere Getiren Ciddi Hatalar

Genelkurmay Başkanı Org. Hilmi Özkök, 2 bin Amerikan askerinin komşumuz Irak'a saldırmak üzere Türkiye'ye konuşlanmasını destekledi; Kıbrıs'ta referandum öncesinde Annan Planı'na destek açıklaması yaptı; BOP'un ABD ve Avrupa ortak güvenliğine hizmet edeceğini savundu ve ABD'nin Irak'a demokrasi getirdiğini söyledi.

Genelkurmay Başkanı Org. Hilmi Özkök, 62 bin Amerikan askerinin komşumuz Irak'a saldırmak üzere Türkiye'ye konuşlanmasını destekledi. Org. Özkök, Amerikan saldırısından iki hafta önce 5 Mart 2003'de yaptığı açıklamada Tayyip Erdoğan'larla aynı tutumu paylaştığını açıkladı:

"Türk Silahlı Kuvvetleri'nin görüşü, hükümetle aynıdır ve hükümetin Yüce Meclisimize sunduğu tezkerede yansıtıldığı gibidir. Şu bir gerçektir ki, Türkiye savaşı tek başına önleme olanak ve yeteneğine sahip değildir. Ama biz, hesabımızı savaş çıkmayacak varsayımına dayayamayız. Bu hususta seçeneğimiz maalesef iyi ile kötü arasında değil, kötü ile daha kötü arasındadır. Ya tamamen dışında kalacağız ya da savaşanlara yardımcı olup sürece katılacağız. Hiç katılmamakla savaşın aynı zararlarını göreceğiz. Fakat zararımızın telafi edilmesi ve savaş sonrasında söz sahibi olmamız asla mümkün olmayacaktır. Şayet savaşanlara yardımcı olursak zararımızın bir kısmı telafi edilebilecek."

Çuval olayından sonra ABD Büyükelçisine iltifat

4 Temmuz 2003 tarihinde Amerikan askeri birlikleri, Süleymaniye'deki Türk Özel Tim bürosunu basarak 11 askerimizi rehin aldı. Bu sırada Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök, Pentagon ve Avrupa'daki Amerikan birliklerinin komutanlarıyla görüşüyordu. 8 Temmuz 2003'te Türkiye'deki görev süresi dolan ABD Büyükelçisi Robert Pearson'ın veda ziyaretini kabul etti. Bu kabul, milletimizin bilincinde derin bir yara açtı.

Çuval olayının ardından 9-14 Temmuz arasında ABD'li askeri yetkililerle toplantılar yapıldı. 15 Temmuz 2003'te Genelkurmay Başkanlığı tarafından yapılan açıklamada şöyle deniyordu:

"Türkiye ve ABD, bu toplantı sonucunda Irak'ta aralarında daha iyi bir eşgüdüm ve işbirliği sağlanmasını kararlaştırmışlar ve gelecekte bu gibi olayların tekerrürünün önlenmesi için gerekli her türlü tedbiri almakta görüş birliğine varmışlardır."

Annan Planı'na destek

Genelkurmay Başkanı Org. Hilmi Özkök, Cumhuriyet tarihinin en önemli dış politika ve güvenlik konularından biri olan Kıbrıs'ta referandum öncesinde Annan Planı'na destek açıklaması yaptı. 24 Nisan 2004'teki referandum öncesinde 13 Nisan 2004'te konuşan Org. Özkök, önce "TSK, her konuda tavır koyan taraf olamaz" ardından "Rum tarafı hayır, Türk tarafı evet derse, kuzey için bazı kolaylaştırmaların yolunun açılacağı söylenmektedir. Gerçekten de böyle olabilir" dedi.

Milli egemenliğin reddi ve BOP'ta rol talebi

Genelkurmay Başkanı Org. Özkök, 2004 yılı 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı'ndan üç gün önce egemenlik tanımının değiştiğini vurgulayarak "yeni konseptler ve doktrinler geliştirilmesi gerektiğini" söyledi. 20 Nisan 2005'te "Küreselleşme ve güvenlik" başlıklı bir konuşma yaptı ve aynı görüşlerini geliştirerek tekrarladı. Org. Hilmi Özkök bu konuşmalarında, ABD'nin hazırladığı yeni adıyla Genişletilmiş Ortadoğu ve Kuzey Afrika Projesi'ne destek verdi. Özkök, BOP'un "politik boyutta demokratik süreçleri desteklediğini; dini konularda tolerans getirdiğini, sivil toplum örgütlerini güçlendirdiğini" söyledi.

Orgeneral Özkök konuşmasında, BOP'un ABD ve Avrupa ortak güvenliğine hizmet edeceğini savundu ve ABD'nin Irak'a demokrasi getirdiğini söyleyerek, Talabani ve Barzani'leri desteklemiş oldu...

İddianame suçlu aramıyor TSK'yı mahkûm ediyor!

Ordu'ya Yönelik Hain Tertibin Tetikçileri!

M. Ali Altındağ'ın Org. Yaşar Büyükanıt'ı suçlayan ifadesi savcıya ulaştırıldıktan sonra, TSK'ya yönelik "çete" suçlaması için kamuoyunun hazırlanması gerekiyordu. MİT yetkilisinin 7 Şubat 2006'da komisyonda verdiği ifade, iddianamenin açıklanmasından bir hafta önce basına "sızdırıldı".

ABD-AKP işbirliği, Şemdinli iddianamesi ile; Türk Silahlı Kuvvetlerinin bölücülüğe karşı yürüttüğü mücadeleyi "yasadışı" ilan etti. Van C. Savcısı Ferhat Sarıkaya, Kara Kuvvetleri Komutanı Yaşar Büyükanıt'ı ve çok sayıda komutanı, "Suç İşlemek İçin Örgüt Kurmak, Görevi Kötüye Kullanmak ve Sahte Belge Düzenlemek"le suçlamıştı.

Bu suçlamanın işaretini, Recep Tayyip Erdoğan ile Abdullah Gül aynı gün, birlikte vermişlerdi. 11 Kasım 2005 günü, Şemdinli'de olaylar devam ederken Tayyip Erdoğan medyanın "İkinci Susurluk" adlandırmasını benimsemiş, "kim olursa olsun, bunun bedelini ödeyecektir" demişti. Abdullah Gül ise "Türkiye artık eski Türkiye değil bunu herkes bilsin" sözleri ile Şemdinli iddianamesini yazmaya başlamıştı.

İddianameyi tamamlamak görevini de, savcı Ferhat Sarıkaya ile birlikte, Hakkâri Emniyet Müdürlüğü İstihbarat Şube Müdür Vekili Hüseyin Keskinkılıç, AKP Kastamonu Milletvekili Musa Sıvacıoğlu ve MİT Hakkâri Bölge Başkan yardımcısı üzerine almıştı.

Savcı Ferhat Sarıkaya, iddianamenin düzenlenmesinde, alışılmadık bir yönteme başvurdu. Ceza soruşturmasında, sanıkların eylemi tespit edilir ve bu eylemle ilgili görgü tanıklarının ifadelerine başvurulurdu. Savcı Ferhat Sarıkaya, buna yeni bir tanım getirdi. Tanıklar "olay ile ilgili" ve "konu ile ilgili" olarak iki gruba ayrıldı. Hakkâri, Yüksekova, Şemdinli belediye başkanları, "yaratılan" yeni tanık grubu içerisine alındı. Ama bilirkişi olarak bilgilerine başvuruldu. Aynı şekilde, Hakkâri Emniyet Müdürlüğü İstihbarat Şube Müdür Vekili Hüseyin Keskinkılıç'tan da "bilirkişi gibi" alınan ifade, "konu ile ilgili tanık" olarak dosyaya eklendi. Oysa "konu ile ilgili tanıklar"ın hiç birisi, olayı görmüş değildi. Bu nedenle ifadeleri, sadece "yorum"dan ibaretti. Onlar da, Şemdinli olaylarını yorumlayarak, bölücü teröre karşı mücadeleyi "yasadışı ilan etmek" fırsatını kullandılar. Bu tanıkların neler söylediklerini kısaca aktaralım:

Hakkâri Belediye Başkanı, Demokratik Toplum Partisi Üyesi Metin Tekçe:

Hakkâri'deki patlamaların genel olarak sebebi bana göre merkezi yönetimin basiretsizliğidir. Hakkâri halkının ülkemizin demokratikleşmesine ve barışına katkı sunacak demokratik eylemselliklerini hazmetmeme anlayışı hakimdir.

Yüksekova Belediye Başkanı Mehmet Salih Yıldız:

Hakkâri'de, Yüksekova'da ve Şemdinli'de peş peşe patlayan bu bombaların yarısını PKK attı sayalım, peki diğer yarısını kim yaptı? Bunlar Türkiye'nin demokratikleşmesini istemeyenler, Avrupa sürecine karşı çıkanlar, hükümete muhalefet olanlar, Cumhurbaşkanlığı krizini bu hükümeti aşarak düşünenler, bir de Başbakan'ın Diyarbakır'daki Kürt sorunu benim sorunumdur, söyleminden rahatsız olanlardır.

Şemdinli Belediye Başkanı Hurşit Tekin:

Bu olayı PKK'nın yaptığını düşünmüyorum. Çünkü PKK'nın içerisinde de yer alan insanlar bu yörenin insanıdır, bu vatanın evladıdır. PKK'nın böyle bir eylem yapacağını düşünemiyorum.

Bu "tanıkların" ifadesi, Hakkâri Emniyet Müdürlüğü İstihbarat Şube Müdür Vekili Hüseyin Keskinkılıç tarafından şöyle kuvvetlendirildi: PKK örgütü bir eylem yapacağı zaman halkın kesinlikle zarar görmemesi yönünde önceden çalışmasını yapar eylem biçimini ona göre tertipler.

Yoksa Ali Kaya sağır mı!?

Savcı Ferhat Sarıkaya'nın "olay ile ilgili tanıklar"ının ifadeleri ise, çelişkili idi. Bir "husus" dışında "tam olarak" birbirini tutmuyordu. İfadelerin benzer yönü ise, "komik" olmakla birlikte şöyleydi:

"Biz patlama sesi üzerine dışarı çıktığımızda, isminin Ali Kaya olduğunu sonradan öğrendiğimiz kişi, elindeki telefonla konuşuyordu. Konuştuğu kişiye ‘bomba patladı mı?' diye soruyordu.

Bu tanıkların ifadesi üzerine savcının, Astsubay Ali Kaya'yı adli tıbba sevk ederek, "sağır" olup olmadığını araştırması gerekirdi. Çünkü herkes patlama sesini duyup, dışarı çıktığı halde, Ali Kaya, patlama sesini duymamış olsa gerekti.

Savcı Ferhat Sarıkaya, "konu ile ilgili tanıklar"ın yorumlarını dosyaya eklemişti. Ne var ki görevi yine de tamamlanmış sayılmazdı.

 

 



[1] İsrafil Kumbasar / Milli Gazete - Medya / 11.03.2006

[2] Sabah / 12.03.2006

Ufuk EFE -
Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız Heyecan

Bu yazarin diger makaleleri

İslam ve Osmanlı tarihimizde ve Cumhuriyet döneminde Aziz Milletimiz en...
Devami
  Erdoğan İktidarında; Milli Kurumlarımızın ve Topraklarımızın; PARSEL PARSEL SATILMASI          İşte...
Devami
  ABD’li Yahudi komutanın Suriye ziyareti TSK’ya gözdağı mesajıydı. ABD Merkez Kuvvetler...
Devami
  Sn. Başbakan bugünlerde PKK elebaşıyla resmen uzlaşma sürecini demokratik(!) bir...
Devami
  PKK yandaşlarının ve BDP’li küstahların “Biz barış ve özgürlük istiyoruz”...
Devami
Hiç sakınmadan ve sıkılmadan, Siyonist İsrail’i OECD’ye (Ekonomik İşbirliği ve...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 5930

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

SON YORUMLAR