Reklam
Reklam
Reklam

İSRAİL'DEN İNSANLIK, ABD'DEN İSLAMLIK BEKLEMEK!

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 1
ZayıfMükemmel 

İşte İsrail'in Arz-ı Mev'ud macerası:

1948 savaşı Filistinliler için bir dönüm noktası olmuş ve bu yıllardan itibaren Filistin topraklarının Siyonistler tarafından işgal ve iskâna başladığı görülecektir.

Kayıtlara göre 1882 yılı öncesi bölgede 8 bin Yahudi'nin yaşadığı belirlenmiştir. Yahudilerin bölgeye ilk göçü, 1882 yılında başlayıp 1903 yılına kadar sürecektir.

 

O dönemde Hovevei Zion adıyla uluslar arası Siyonist odaklardan 35 bin Yahudi bölgeye gelir. Yahudi göçünün bölgeye ikinci akımı 1904-1914 yılları arasında yaşanır ve 40 bin Yahudi daha bölgede yerleşir. 1919-1923 ile 1924-1929 yılları arasında 80 bin Yahudi daha Filistin topraklarına gelir.

Siyonist kurumların Nazi Almanlarıyla anlaşması sonrası, göçün beşinci evresinde 1929-1939 yılları arasında 250 bin ve 1939-1948 yılları arasında da 150 bin Yahudi Filistin topraklarına göç edecektir. Kayıtlara göre 1948 yılında Filistin topraklarında 608 bin 225 Yahudi yaşamaktadır ve sahip oldukları topraklar 1 milyon 585 bin 365 dönümle Filistin topraklarının sadece yüzde 7'sidir. O dönemde Filistin halkının nüfusu da 1 milyon 600 bin kişidir.

BM'de 1947 yılında Filistin topraklarının bölünmesi yönündeki kararname Filistin topraklarının yüzde 56'sını Yahudilere vermiştir. Oysa Yahudilere verilen topraklarının yüzde 80'inin malikiyeti Filistinlilere aittir.

BM'nin 1947 yılında yayınladığı kararnameyle 725 bin Filistinli Arap bir bölgede ve 10 bin Yahudi de Filistin Arap ve Filistin Yahudi bölgelerinde yerleştirilmiştir.

1948 yılında savaş sonrası Siyonist rejim tarafından, Filistin'in 531 kent ve köyü ırkçı yaklaşımla yıkılmış ve ortadan kaldırılmıştır.

1950 yılında Siyonist rejim parlamentosu onayladığı kanunla 1948 savaşı öncesi sırasında ve sonrasında işgal edilen topraklarda bulunmaması nedeniyle Filistinli Arapların topraklarına el konulduğunu açıklamıştır.

1967 savaşı sonrası Siyonist rejim tüm Filistin topraklarını, Suriye'nin Golan Tepesiyle Mısır'ın Sina Çölünü işgal altına almıştır. Filistin topraklarına el konulması ve Yahudi yerleşim bölgelerinin yapılması hızlanmıştır.

İsrail Ürdün nehri Batı Yakasında 2002 yılında 206 ve Gazze Şeridinde 23 Yahudi yerleşim merkezi kurmuşlardır. 1993 yılında Oslo'da imzalanan ve Filistin yönetiminin Siyonist rejim karşısında başarısı olarak anılan anlaşmayla İsrail 400 kent ve köyün giriş-çıkışlarını kontrol etmeye ama karargâhlarını kent merkezlerinden çıkarmaya başlamıştır.

İsrail, işgal ettiği bazı topraklarda tutunamadığı gibi işgalin faturası da ağırlaşmaya başlamasıyla Gazze Şeridinden çekilmek zorunda bırakılmıştır. 2005 yılında Gazze Şeridinde 360 bin km alan Filistin yönetiminin denetimine bırakılmıştır.

Filistin'de yaşanan siyasi süreç ve Hamas'ın hükümeti elde etmesi sonucu ABD ve Avrupa ülkeleri tarafından Filistinlilere karşı ambargo uygulanmaya başlamış ve Filistin'e ambargo uygulayan ülkeler 2007 yılında sözde barış adına Annapolis konferansını yapmışlardır. Ama bu konferansa rağmen Siyonist rejim işgal ve cinayet üzerine kurulu politikalarını sürdürmekten ve uluslar arası kararlara aykırı olarak Yahudi yerleşim bölgelerini genişletmekten geri durmamıştır.

Hatta bazı Siyonist siyasiler, bütün Müslüman Arapları Filistin'den kovma hazırlıkları yapmaktaydı:

İsrail'de seçimlere sayılı günler kala, sağdaki Ulusal Birlik partisi adaylarından Michael Ben-Ari, "İsrail'deki Arap sorununun çözümü için, İsrailli Arapların Venezüella veya Türkiye gibi ülkelere gönderilmesinin" yolunu açma vaadinde bulunmaktaydı. Kendisini İsrail'de yasadışı ilan edilen ırkçı Kah örgütünün lideri Meir Kahane'nin "öğrencisi ve takipçisi" olarak tanıtan Ben-Ari, Ynet sitesiyle yaptığı söyleşide, ülkedeki Arap sorunu için çözüm önerisini böyle açıkladı.

Haham Meir Kahane, "Arapların gönüllü ya da zorla sürgüne gönderilmesi için" 1970'li yılların başında kampanya başlatmıştı. 1984 yılı seçimlerinde partisi Kah, ırkçı söylemleriyle Knesset'e girmiş, Kahane de milletvekili olmuştu. Partisi, daha sonra aynı gerekçelerle 1986 yılında İsrail Yüksek Adalet Mahkemesince yasadışı ilan edilmiş, Meir Kahane 1990'da New York'ta bir suikaste uğramıştı. Bu Siyonist aday, İsrail muhalefetinin lideri Likud Başkanı Binyamin Netanyahu'nun Batı Şeria'daki Yahudi yerleşimlerinin genişletilmesine uygulanan kısıtlamayı da kaldıracak bir hükümet kuracağına inananlardandı.

İsrail'in ABD, AB ve NATO'yu kullanması:

Gazze'ye yönelik 22 günlük bombalamanın maddi faturası ise yaklaşık 2,5 milyar dolardı. İsrailliler aynı zararı Güney Lübnan'da açmışlardı.

Barbar Batı ise hem Lübnan'da hem de Gazze'de İsrail katliamlarına seyirci kalmışlardı. Hatta Lübnan'da Hizbullah'ı, Gazze'de ise Hamas'ı sıkıştırmak için elinden gelen her şeyi yapmışlardı.

Yani İsrail'in yenemediği Hizbullah ve Hamas'ı Batılı ülkeler bildik pis oyunları ile ortadan kaldırmaya uğraşıyorlardı.

İşte bu nedenle başını ABD'nin çektiği Batı, BM'yi de kullanarak Lübnan'a uluslararası güç konuşlandırıp Hizbullah'ın silahsızlandırılmasına uğraşmaktadır. Ancak çok güçlü olan Hizbullah, Lübnan'daki diğer gruplar ve Suriye'den aldığı destekle Batı'nın bu oyununu boşa çıkarmaktadır.

Gazze'de ise durum farklıdır.

41 yıldır İsrail işgali altında bulunan Gazze, son iki yıldır çok katı bir İsrail kuşatması altında yaşamaktadır. Ancak Hamas militanları çok zor koşullara rağmen Mısır sınırına yakın bölgelerde kazdıkları tünellerle, sınırlı da olsa küçük çapta bazı hafif silahları Gazze'ye kaçırmakta ve bu silahlarla işgale karşı direnip vatanlarını korumaktadır.

Bu silahlar arasında çok ilkel koşullarda ürettikleri füzeler de bulunmaktadır.

İşte bu füzeler İsrail açısından sözde sorunun temelini daha doğrusu bahanesini oluşturmaktadır.

Daha önce, 33 gün süren saldırılarla Lübnan'daki Hizbullah füzelerini ve şimdi 22 gün süreyle Gazze'de Hamas füzelerini ortadan kaldıramayan İsrail, bu görevi şimdi de dostu ABD, AB ülkeleri ve bu ülkelerin taşeronluğunu yürüten BM ya da NATO'ya devretmeyi planlamaktadır.

İşte bu büyük ve tehlikeli bir şeytanlıktır.

Çünkü Hizbullah ve Hamas'ın elindeki uyduruk füzeler durdukça İsrailliler asla rahat uyuyamayacaktır. Yani 41 yıldır Filistin halkına uykuyu haram eden İsrailliler artık kendileri de korkuyu tatmaktadır. İşte bu nedenle Gazze savaşı sırasında İsrailli hahamlar askerlere "Füzeleri yok etmek için gerekirse bir milyon Filistinli çocuğu öldürebilirsiniz" türünden fetvalar çıkarmıştır.

Yani İsrailli hahamların ortadan kaldırtamadığı Hamas ve onun füzeleri şimdi ABD, AB ülkeleri, BM ve NATO'nın tek amacıdır. İşte bu nedenle önümüzdeki dönemin en önemli konusu Gazze ve Mısır sınırı arasındaki tüneller ve Hamas'ın elindeki füzeler olacaktır. 22 gün süreyle Gazze'deki katliamları seyretmeyi tercih eden Batı, şimdi Gazze'nin yeniden imar bahanesi ile bu bölgeye uluslararası güç ya da örgütler göndermeyi planlamaktadır. Batılı ülkeler bu nedenle yardım paralarını Gazze'yi yöneten Hamas yerine onun geleneksel düşmanı işbirlikçi Mahmut Abbas yönetimine vermeyi ve böylece Hamas ile Fetih arasındaki gerginliği artırmayı amaçlamaktadır.

Özetle; bu iki hedefe varmak için Batlı güçler önümüzdeki dönemde her türlü pis oyunun peşinde olacaktır...

Hahamların fetvaları ile Filistin halkını teslim alamayanlar şimdi papazların tavsiyeleri ile 2001'de Bush un ilan ettiği Haçlı Seferi'ni sürdürmeyi hesaplamaktadır.

Bakalım çeyrek Müslüman Barack Hüseyin Obama'ya bu şeytanlıkta hangi rol biçilmiş olacaktır?

İsrail halkı, Filistinli kanını en çok döken liderleri iktidara taşımaktaydı:

Tüyler ürperten Yahudi ahlakı

Mazlum Filistin kanı, katil Siyonist liderlerin oylarını artırmaya yaradı. İsrail'de yapılan ankete göre, savaş çığırtkanlığı yapan bütün liderlerin oyları artmış görünmekteydi. Savaştan önce oy oranı yüzde 53 olan İsrail'in Savaş Bakanı Barak'ın oyları savaş sonrasında yüzde 70'e, Dışişleri Bakanı Livni'nin yüzde 41'den yüzde 51'e, yolsuzluğu ayyuka çıkan şimdiki İsrail Başbakanı Ehud Olmert'in ise yüzde 14'ten yüzde 46'ya yükselmişti.  İsrail işgal devletinde yapılan anket, insanın kanını donduracak nitelikteydi. Haaretz gazetesinin sonuçlarını yayınladığı anket sonuçlarına göre sağ partiler 64 sandalye kazanıyordu. Sağ partilerin seçimlerde bu oranda sandalye kazanmaları halinde Natenyahu'nun bir koalisyon hükümetine başkan olma şansı yeniden doğuruyordu.

İsrail Dışişleri Bakanı Tzipi Livni, Benjamin Netanyahu'nun seçimlerden başarıyla çıkması durumunda Likud Partisi ile Amerika'nın yeni idaresi arasında bazı sıkıntıların baş gösterebileceği noktasında uyarıda bulunmuştu.

Obama Siyonistlerin, siyah Truva atı mı?

Barack Obama'nın görevi: Müslüman dünyasını, Amerikalıların onların düşmanı olmadığı yalanına inandırmaktı.

ABD Başkanı Barack Obama, dünya Müslümanlarına "Amerikalılar sizin düşmanınız değil" diyerek, ABD ile İslam dünyası arasında 20-30 yıl önce mevcut olan saygı ve ortaklığa dayalı ilişkilerin yeniden kurulmasını öneriyordu.

Obama, Dubai'den Arapça yayın yapan El Arabiye televizyonuna verdiği demeçte, "Müslüman dünyasına karşı görevim, Amerikalıların sizin düşmanınız olmadığını iletmektir" diyordu.

Çocukluğunda birkaç yıl Endonezya'da yaşadığını hatırlatan Obama, daha sonra gittiği Müslüman ülkelerde de insanların, inancı ne olursa olsun, ortak umutlar ve hayaller taşıdığını gözlediğini anlatıyordu. Obama, "Müslümanlarla ilişkilerde bundan sonra onlarla daha çok konuşulacağını ve onları daha fazla dinleyeceklerini" söylüyordu.

"İran sıktığı yumruğunu açarsa ona uzanmış elimizi bulacak"

Obama, İran yönetimine de bir mesaj göndererek, "İran gibi ülkeler, sıkılmış yumruklarını açmaya isteklilerse karşılarında bizim onlara uzanmış elimizi bulacaklar" "Bizim İran'la ilişkilerimizde, diplomasi dâhil bütün güç araçlarını kullandığımızdan emin olmamız önemli" diyerek İran'a aba altından sopa gösteriyordu.

İsmail Haniye, Obama'ya umut bağlaması tutarlı mı?

Filistin Başbakanı İsmail Haniye, ABD'nin yeni başkanı Barak Obama'ya açık bir mektup yazarak, "Filistin sorununda haklının yanında olmaya" çağırıyordu. İslamonline'de yer alan haberde Haniye'nin başkanlığı devraldığı için Obama'yı da tebrik ediyor, ABD'ye olduğu kadar dünyaya da barış ve huzurun gelmesi talebinde bulunuyordu.

Haniye, Obama'ya: "Bütün dünya gibi biz de Senin gelişine iyi duygularla yaklaştık. Dünya'da eşitlik ve adalete destek vereceğini umduk. Çünkü senin siyahi olman dezavantajdı. Bu engelleri aşarak yönetime geldin. Bu mücadelende bizler de ABD'li Müslümanlar gibi senin gelmeni istedik. Neden? Mazlumların halinden daha iyi anlarsın diye. Ezilmişlerin dertlerini bilirsin diye. Haksızlığa uğrayanların hakkını daha içten ve farkında olarak savunursun ve desteklersin diye. Bütün bu umut ve beklentileri boşa çıkarman tarihe not düşülen gelişine olumsuz olarak yansır. Beklentilerin aksi bir yol takip edecek olman da tarih sayfalarına not düşülerek geçecektir" diyordu.

Son Gazze saldırılarında vahşice ve terör estirerek 1500 şehit 6500 yaralının verilmesini normal bir şeymiş gibi karşılamanın, değişimden yana oy kullanan ABD'ye yakışmayacağını söyleyen Haniye, Obama'nın hangi karanlık odaklarca ve hangi şeytani maksatlarla o koltuğa taşındığını bilmez görünüyordu.

BBC'nin tavrı Yahudi ahlakının yansımasıydı

İngiltere Avam Kamarasında 122 milletvekili, BBC yayın kuruluşunun ''tarafsızlığın ihlali olacağı'' bahanesiyle Gazze'ye yardım kampanyalarına yayınlarında yer vermeyi reddetmesi konusunda önerge veriyordu. ''Felaketlere Acil Müdahale Komitesi'' adı altında faaliyet gösteren ve pek çok yardım vakfının üye olduğu çatı kuruluş tarafından hazırlanan ve yardım çağrılarına yer verilen tanıtım filmini yayımlamayan BBC'nin tavrının Parlamentoda ele alınması talebiyle verilen önerge, imzalar tamamlanarak İşçi Partili milletvekili Richard Burden tarafından Avam Kamarası'na sunulmuştu.

Yahudiler, İsrail`den neden kaçmaktaydı?

İsrail Merkezi İstatistik Kurumu tarafından yayınlanan rapora göre, son 25 yıldan bu yana İsrail`de ilk defa dışarıya göç edenler ülkeye göç edenlerin sayısını aşmıştı. Bu durum İsrail`de karar mekanizmalarını çok ciddi şekilde endişelendirmeye başlamıştı. Çünkü bu tersine göç İsrail`in Yahudi nüfusunda çok ciddi bir azalmaya neden olmaktaydı.

İstatistik Kurumunun rakamlarına göre, 2006 yılında İsrail`e 15 bin Yahudi göç ederken 20 bin kadar Yahudi de pılını pırtını toplayıp ülke dışına çıkmıştı. İstatistik raporlarına göre İsrail tarihinde üçüncü defa böyle tersine göç yaşanmaktaydı. Birinci göç dalgası Ekim 1973 savaşından sonra gerçekleşmiş ikinci dalga ise 1983 ve 1984 yılında İsrail`i kasıp kavuran ekonomik krizden sonra meydana gelirken en son ve en kötü göç dalgası ise içinde bulunduğumuz dönemde ortaya çıkmıştı.

Tersine göç konusunu yakından takip eden çevrelere göre İsrail`den yurtdışına göç edenlerin sayısı Merkezi İstatistik Kurumu'na bildirilenlerin sayısından çok daha fazlaydı. Çünkü söz konusu bu kurum İsrail`den 20 yıl önce göç edenleri kayıt altına almadığı gibi İsrail makamları genelde yurt dışına göç edenleri bu kuruma resmi olarak bildirmiyor bile. Ancak İsrail İstatistik Kurumu'na göre eski Sovyetler Birliği ülkelerinden İsrail`e göç edenlerin sayısı 750 bin kadar iken bu göçmenlerin birinci kuşağının aksine ikinci kuşağı İsrail idarecilerine yönelik en ufak bir yakınlık hissetmemektedirler. Aynı istatistikler her 2000 Yahudi'den üçünün İsrail`den göç ettiğini gösterirken Sovyetler Birliği ülkelerinden gelen Yahudiler arasında bu oran her 2000 Yahudi'den 15 Yahudi olduğunu ortaya koyuyor.

Daha pratik bir ifadeyle eski Sovyetler Birliği ülkelerinden ve Avrupa`dan İsrail`e göç edenlerden 72 bini tekrar İsrail dışına göç ediyor.

Beyin göçü

Küdus Hebrew Üniversitesi İktisat Fakültesi`nden Eric Jewad ve Omar Moab tarafından yapılan bir araştırma ise İsrail`in son yıllarda çok ciddi bir `beyin göçü` sorunuyla karşı karşıya olduğunu gösteriyor. Söz konusu araştırma verilerine göre 25 ila 40 yaş arası evli ve iyi eğitimli Yahudilerin % 2.6`sı ve eğitim seviyesi düşük Yahudilerin % 1.1`i göçmen statüsünde bulunmaktadır. Bu durum yeni göçmen çevrelerde çok daha bariz bir şekilde ortaya çıkıyor. Bu grupta eğitimli neslin % 4.65`i ile az eğitimlilerin % 2`si göç ediyor. Araştırmaya göre İsrail izlediği ekonomik ve sosyal politikaların bedelini ` en parlak beyinleri` kaybederek çok ağır ödüyor.

Rapora göre gelişmiş teknoloji ve araştırma konularıyla ilgili insan kaynakları çevrelerinde durumun çok daha vahim olduğunu ortaya koyuyor. Örneğin akademik derecede eğitimli parlak beyinlerin % 6.55`i, doktorların % 4.8`i ve mühendislerin % 3`ü İsrail dışında yaşamayı tercih ediyor. Araştırmacılara göre kişinin eğitim durumu yükseldikçe göç etme olasılığı o oranda artıyor.

Gözlemcilere göre önümüzdeki yıllarda İsrail`e göç istatistiklerinde bırakın herhangi bir artış olmasını tersine göçte ciddi artışlar meydana gelecek. Zaten son yapılan araştırmalara göre Yahudi gençlerin % 40`ı İsrail`den yurtdışına göç etme eğiliminde olduğunu gösteriyor. Araştırmalar İsrail dışında bulunan ve başka ülkelerin pasaportunu taşıyan 400 000 İsrailli Yahudi'nin ülkeye dönmek istemediğini de gösteriyor.

Kendi sonunu hazırlıyor

Mısırlı ünlü düşünür Dr. Abdulvehhab el-Mesirri tüm bu verilere bakarak İsrail`in içeriden çökeceğini, göçün bu çöküşün en önemli faktörlerinden birisi olacağını vurgulardı.

Gözlemcilere göre İsrail`e göç etmenin cazip koşulları ortadan kalktığından İsrail Hükümeti Yahudi Ajansı'yla birlikte Arjantin`den 200.000, Etiyopya`dan birkaç bin, Hindistan ve Güney Afrika`dan 80.000 kadar Yahudi'nin İsrail`e getirilmesi için büyük bir kampanya başlatacakmış. Avrupa ve Kuzey Amerika`da yaşayan Yahudilerin İsrail`e göç etmesi ise imkânsız sayılmaktaydı.

İsrail bu paradoksa çözüm bulmak için kendisine göre birçok çözüm önerisi geliştirmeye çalışıyor. Özellikle İsrail içinde yaşayan 1948 Araplarıyla İsrailliler arasında meydana gelen demografik uçurumdan sonra İsrail daha sıkı tedbirler alma yoluna gidiyor. Bu çözüm önerilerinden biri de tersine göçün azaltılması, İsrail'e yapılacak göçlerin cazip hale getirilmesi ve Yahudilerin daha fazla çocuk sahibi olmalarının teşvik edilmesi de var. Çözüm önerilerinden biri de yabancı işçi sayısının azaltılmasıydı.

Daha önce hazırlanan bir rapor bir devlet olarak İsrail Yahudileri içinde barındırma gücünü gittikçe yitirmekte olduğunun ve Yahudilerin % 92`sinin başta batılı ülkeler olmak üzere dünyanın en müreffeh 20 ülkesinde yaşadıklarını saptamıştı.

İsrail'in bölgede bir devlet olarak varlığını sürdürebilmesinin en önemli dayanaklarından biri de dışarıdan ülkeye gelen Yahudi göçmenlerdir. İsrail Göçmenlik Bakanlığı'na göre 2007 yılında İsrail`e yapılan Yahudi göçü son yirmi yılın en düşük seviyesine inmiş durumdaydı.

Yahudiler neden İsrail'e gelsin ki

İsrail kaynaklarına göre: Filistin'deki intifada ve direnişin Filistin'deki Yahudi yerleşim çabalarına olumsuz yönde etkisi olduğundan tersine göç artmıştı. İsraillilerin deyimiyle vaat edilmiş topraklara ‘aliyah' yani ‘gidiş' yerine Filistin'den ‘yuridah' yani Filistin'den ‘kaçışı' başlamıştı.

İsrail medyasına göre tersine göç konusu son aylarda İsrail`de en çok tartışılan konuların başındaydı. Özellikle harp okullarından ve üniversitelerden yeni mezun olmuş daha iyi bir meslek ve yaşam koşulları peşinde koşan gençler arasında göç konusu hararetli bir şekilde tartışılmaktaydı. Alman Der Spiegel dergisinde yer alan bir haber analize göre 2000 intifadasından bu yana Alman vatandaşlığı peşinde koşan İsraillilerin sayısında bir patlama vardı.

Söz konusu kaynaklara göre, İsrailli gençlerin yurtdışına göç etme düşüncesi % 22 gibi büyük bir oranda can güvenliğiyle istikrarın olmaması nedeniyle beraber ekonomik durumun kötüleşmesinden ve işsizlik oranlarının gittikçe yükselmesinden kaynaklanmaktaydı. Batı Şeria ve Gazze`deki birçok yerleşimci direnişin devam etmesinden dolayı sürekli artan yaralı ve ölü sayısından dolayı Avrupa, Kanada ve ABD`ye göçe zorlanmaktaydı. Zira ölen ve yaralananların % 30`u yerleşimcilerden oluşmaktaydı.

Şeytani bir düşünce olan Siyonizm'i ve hatta İsrail'i reddeden Yahudiler hiç de az değildir.

Bir kere daha belirtelim: Yahudilik ile Siyonizm aynı şeyler değildir. Siyonizm'e karşı mücadele eden Yahudi G. Neuburger'in dediği gibi aslında birbirine uymaz ve uzlaşamazlar. "İyi bir Yahudi Siyonist olamaz; Siyonist ise iyi bir Yahudi değildir." Siyonizm, Tanrı'ya isyan ve Yahudi halkına ihanet demektir. Siyonizm, Yahudiliği bir ırka indirger. Irkçıdır. Siyonizm anti-Semitizmden, yani Yahudi aleyhtarlığından beslenir. Anti-Semitizm de, Siyonizm de Yahudileri binlerce yıldır yaşadıkları topraklardan koparmak için uğraşır. Neuburger'e göre İsrail'de Tanrı'ya olan bağlılığın yerine Siyonist devlete olan bağlılık geçirilmiş ve devlet, çağdaş "altın buzağı"ya dönüştürülmüştür.

Yahudiliğin mantığında bir yırtılmadır Siyonizm; kolay kolay tamir edilemeyecek bir yırtılma hem de. İsrail devleti kurulmamalıydı, çünkü Mesih gelecek ve o idare edecekti Kutsal Toprakları. İsrail kurulunca Tanrı'nın ve Mesih'in işine müdahale edilmiş oldu. Bu bir sapkınlıktı.

Nitekim 1912'de Almanya-Polonya sınırında Agudath İsrail (İsrail Birliği) adlı bir örgüt kuruldu. Siyonizm'e karşı kongreler düzenleyen örgüt, Filistin'deki Arap önderleriyle eşit haklara sahip olacakları bir devletin kurulmasına ilişkin görüşmeler başlattı.

Belki inanmayacaksınız ama örgütün Hollandalı Yahudi önderi Jacob de Haan'ın amacı, İsrail'de Siyonist bir devletin kurulmasını önlemekti. Ölümle tehdit edildi Siyonistlerce; ama yılmadı, Siyonist bir devletin kurulmasının içerdiği tehlikelere dikkat çekmeye çalıştı. Başına ne geldi, tahmin edersiniz: Kudüs'ün ortasında akşam ibadetinden dönerken Siyonist Hagadah örgütü militanlarınca katledildi.

İsrail'de ırkçı bir devlet kurulmaması için mücadele veren Jacob de Haan'ın öldürülmesinden sonra Agudath örgütü resti gördü ve Siyonizm'le anlaşmak zorunda kaldı. Ama bir başka örgüt kuruldu Kudüs'te. Adı, Neturei Karta, yani Şehrin (Kudüs'ün) Koruyucuları. Örgütün önderi Haham Armam Blau, Siyonistlerin adaletsizliği, ahlaksızlığı ve ikiyüzlülüğü karşısında hakkın sesi oldu. Hem inanmış Yahudilerce hem de Müslümanlarca seviliyor, sözüne güveniliyordu. Kudüs'te doğmuş ve ömrü orada geçmişti. Yazılarında Siyonizm'in ortaya çıkışına kadar Yahudiler ile Müslümanların uyum içinde yaşadıklarını vurguluyor, Musa ibn Meymun gibi öğretileri Yahudilikte bir ekol sayılan Yahudi filozofunun eserlerini Arapça yazdığına dikkat çekiyordu. Haham Blau Siyonistlerce hapse atılmıştı. Çünkü Siyonist rejimdeki adaletsizlik ve ahlaksızlıklara karşı çıkmıştı. Müslüman ve Hıristiyan Filistinlilerin haklarını savunanların başında onu görüyoruz.

Bu Haham Blau'yu tanımamızda fayda var, çünkü İsrail'in ikinci yüzünü temsil ediyor; anti-Siyonist yüzünü. Hatta o kadar anti-Siyonisttir ki kendisi, İsrail'i resmen tanıdı diye, Birleşmiş Milletler'i bile kınamıştı.

Bütün Yahudiler Siyonist olmadığı gibi bütün Siyonistler de Yahudi değildir. Mesela İsrail'in kurulmasına giden ilk adımı 1917'de atan İngiliz Dışişleri Bakanı Lord Balfour Siyonisttir ama Yahudi değildir. Bu şaşırtıcı değil, çünkü Siyonizm bir Yahudi ideolojisinden çok bir Hıristiyan ideolojisidir.

Siyonizm'in hedefi, "aliyah", yani bütün Yahudilerin Siyonist devlete göçüdür. Ancak Amerikan Yahudilerini kandırmak o kadar kolay olmamıştır. İsrail'e yerleşmeyi reddeden Siyonist olmayı reddeden Yahudiler, İsrail'in aslında dev bir "getto"dan başka bir şey olmayan Yahudiler için bir tuzak olduğu kanaatindedirler. Eskiden Yahudiler Avrupa şehirlerinde kendi mahallelerinde otururlardı, şimdi de kendi İsraillerinde oturuyorlardı onlara göre.

Başka kimleri sayalım: Filozof Constantin Brunner'i mi, Haham Abraham Geiger'i mi, Viyana Başhahamı Güdemann'ı mı, yoksa Amerikalı Haham Isaac M. Wise'ı mı? En iyisi, 1927'de ölen Ahad Ha'am'ın "Filistin'de Gerçek" başlıklı yazısından bir bölüm okuyarak vedalaşmak: "Yahudiler sürgündeki topraklarda köleydiler ve birden özgürlüklerine kavuştular; bu değişiklik onlarda despotizm eğilimini uyandırdı."

Bu arada Yahudi yazar Norton Mezvinsky'nin sözlerini unutmuyorum: "Çözüm, İsrail devletini Siyonizm'den kurtarmaktır."[1]

İsrail'de yayımlanan Haaretz gazetesi İsrail ordusunun beceriksizliği nedeniyle Gazze'deki yüzlerce ajanın kaybedildiğini bildirmişti.

Gazetede yer alan haberde, İsrail ordusunun, gelen istihbarat bilgilerini doğru kullanmadığı için, çok sayıda ajanının Hamas ve diğer Filistinli gruplar tarafından ele geçirildiği belirtilmişti.

Gazete bunun sorumlusu olarak da ordu ve istihbarat kaynaklarını göstermişti.

Yaşanan olayların istihbarat birimlerinin moralini tahrip ettiğini de kaydeden gazete, Şabak ve Emniyet istihbarat birimlerinde büyük bir hayal kırıklığı ve başarısızlık psikolojisi yaşandığı ifade etti.

İsrail gizli servisi Mossad'ın, Hizbullah yenilgisine uğraması Gazze'de de benzer bir yenilgi alması, tüm dünyaya korku salan Mossad efsanesini de yıkmaya yetmişti.





[1] Mustafa Armağan


Bu yazarin diger makaleleri

  DEMOKRASİ HÜKÜMDARI VE MAFYA İKTİDARI        AKP iktidarının, bakanlarının ve yüksek bürokratlarının, MAFYA...
Devami
  Derici, sevdiği deriyi döver Hiç, kedi postundan, kemer olur mu? Terbiyesiz deri,...
Devami
Ruşen Çakır Selman Esmerer’in basın toplantısına katıldıktan sonra: “Mevcut partiler...
Devami
Devasa stadyumlar; Firavun’lardan, Nemrut’lardan Neron’lara, Roma’lılardan Bizans’a kadar tüm barbarlık...
Devami
Başkanlığı Kazanmak Başka; Başta Kalmak ve Başarılı Olmak Başkaydı! Hatırlayınız, ABD...
Devami
  Genelkurmay Başkanlığı koltuğunda oturan Hilmi Bey; 3 Ekim'de başlatılan...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 1418

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

SON YORUMLAR