Reklam
Reklam
Reklam

NATO-RUSYA GERGİNLİĞİ ÇİN-TÜRKİYE ASKERİ İŞBİRLİĞİ

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 1
ZayıfMükemmel 

Rusya, AB ve ABD'nin ‘çifte kuşatması'na alınıyordu.

Rusya'nın turuncu ve kadife devrimlerin ardından arka bahçesinde yeniden kazandığı etkinliği ABD'yi ürkütüyordu. Bir taraftan Gürcistan savaşı sonrası Kafkaslar'da gücünü perçinleyen Moskova, NATO tatbikatı ile tehdit edilirken; diğer taraftan Prag'da gerçekleşen Avrupa Birliği inisiyatifindeki ‘Doğu Ortaklığı' projesi ile kuşatılıyordu. NATO'nun Ukrayna ve Gürcistan'ı da içine alarak genişlemesini durduran Kremlin, bu kez birliğin eski altı Sovyet ülkesi ile ilişkilerini geliştirme girişimine engel oluyordu.


Öncelikle Kafkaslar'da kontrol Rusya'nın elinde bulunuyordu. Abhazya ve Güney Osetya'nın bağımsızlıklarını tanıyarak bölgeye asker yerleştirme ve üs kurma başarısının devamı istenmiyordu. Ağustos savaşı öncesi planlanan tatbikatı Rusya devlet başkanı Dmitri Medvedev'in ‘provokasyon' olarak nitelediği hatırlanıyordu.

Milli Derin Devletin gayret ve güdümünde 10 Ocak 2008'de Rusya'yla Türkiye Akdeniz'de ortak deniz tatbikatı yapıyordu. Eskiden bunlar sadece ABD, İsrail ya da NATO çerçevesinde olurdu. Dahası, Türkiye, Rusya'nın Karadeniz'deki kimi isteklerini geri çevirmezken AB'ye "hayır" diyordu.  Rusya Akdeniz'e inerse Suriye ile daha rahat iletişim kuracağı biliniyordu. Türkiye Suriye'yle 26 Nisan 2009'da ortak askeri tatbikat gerçekleştiriyordu. Rusya Hamas'ı muhatap aldıktan bir ay geçmişti ki, Türkiye de aynı yolu izliyordu. Artık Ortadoğu'da Rusya, Türkiye, İran, Suriye, Hizbullah ve Hamas'ın dediği oluyordu. Şimdi AB şapkasını önüne koyarak kara kara düşünüyordu. AB ve ABD, Orta Doğu ve Kafkasları uzaktan eli böğründe izliyordu. ABD bunun bilincindeydi ve AB'ye, "Türkiye'yi alın diye" boşuna baskı yapmıyordu. Çin, Rusya, Türkiye, İran arasında bir ittifakın tohumları atılıyordu. Ulusal para birimleriyle ticaret için alt yapı oluşturuluyordu.

Bu arada Rusya bir taraftan da NATO tatbikatına katılacak ülkeleri engellemeye çalışıyordu. Kazakistan, Moldova, Sırbistan, Estonya ve Letonya tatbikata katılmayacaklarını açıklıyordu. Moskova'da Rusya'yı stratejik ortak olarak ilan eden Azerbaycan'ın tatbikata katılacağını açıklaması Rus basınında manşetlerden veriliyordu. Rusya'nın dışında Batı ile de ilişkileri sağlam tutmak isteyen Erivan yönetimi de Rusya'ya boyun eğiyordu. Rusya Kafkaslardaki tek müttefiki Erivan'ı Batı'ya kaptırmak istemiyordu. Ermenistan'ı her zaman destekleyen Moskova, Bakü ile işbirliğini geliştirerek Erivan'a mesaj veriyordu. Aslında Kafkaslarda Türkiye'nin girişimi ile başlatılan barış rüzgarlarının, Bakü ve Moskova cenahında soğumasının gerekçesi de buydu. Bakü, Moskova'dan ilk kez gelen olumlu sinyallerden etkilenmiş görünüyordu. Dış politikada Rusya ile rekabet havasının oluşmasını istemeyen Ankara, Kafkas krizinin çözümünde Moskova'yı da dikkate alıyordu. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın Azerbaycan ve Rusya ziyaretleri Kremlin'in bu endişesini gidermeye yönelik olarak yorumlanıyordu.

7 Mayıs'ta Prag'da gerçekleşen Belarus, Moldova, Ukrayna, Ermenistan, Azerbaycan ve Gürcistan'ın dahil olduğu ‘Doğu Ortaklığı' Rusya'yı en az Gürcistan'da yapılacak NATO tatbikatı kadar endişelendiriyordu Avrupa Birliği Rusya'nın arka bahçe olarak tanımladığı altı ülkeye ilk aşamada 850 milyon Euro destek sağlayacağını açıklıyordu. Moskova'dan gelen sinyalleri dikkate alan Belarus Cumhurbaşkanı Aleksander Lukaşenko ve Moldova Cumhurbaşkanı Vladimir Voronin'in zirveye katılmayacakları, ancak üst seviyede temsil edilecekleri belirtiliyordu. Moskova'dan ekonomik kriz nedeni ile destek isteyen Minsk'in Rusya'ya ihraç ettiği mallara sınırlama getirmesi Lukaşenko'yu kızdırıyordu. Son günlerde Moldova'da yaşanan gerginliği anlamak için de 7 Mayıs Prag zirvesine bakmak gerekiyordu. Moskova Brüksel merkezli yeni açılımı, ‘NATO'nun genişlemesi ile yapılamayanın AB ile projelendirilmesi' olarak değerlendiriyordu. Zirveye katılması kesinleşen Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Ermenistan Cumhurbaşkanı Serj Sarkisyan'ın AB'nin inisiyatifinde bir araya gelecek olması da Moskova'nın elini zayıflatıyordu.

İki cephede birden kuşatılan Moskova şimdi daha dikkatli bir duruş sergiliyordu. Son sekiz yılda sürekli ortalama yüzde 7 büyüyen ülkenin, 2009'da yüzde 7 küçülmesi bekleniyordu. Petrol varil fiyatlarının 140 dolarlardan 50 dolar seviyesine gerilemesi bütçe hesaplarını bozmuştu. Son on yılda ilk kez bütçe açık veriyor, işsiz ordusu da giderek artıyordu. Yılsonunda 10 milyona dayanmasından endişe ediliyordu. 600 milyar doları aşan rezervler erimeye devam ediyordu. 370 milyar dolara düşen rakamın 2010'da yetmeyeceği yetkilileri düşündürüyordu. Devlet ve özel şirketlerin dış borçları da 500 milyar doları aşmış bulunuyordu. Moskova'nın ekonomik sıkıntılarla mücadele ederken, iki ayrı cepheden gelen kuşatmayı nasıl aşacağı merak ediliyordu. Rusya zoru başarıyor, ABD emperyalizminin bir hamlesini daha boşa çıkarıyordu.

Rusya Çeçenistan'dan çekiliyordu!

Bu arada Rusya 1999 yılından bu yana özerk Cumhuriyet Çeçenistan`da sürdürdüğü operasyonları sonlandırmaya hazırlanıyordu. Rusya Devlet Başkanı Dmitri Medvedev`in Federal Güvenlik Servisi(FSB) Başkanı Aleksander Bortnikov`a bölgede devam eden operasyonların durdurulmasını değerlendirmeleri ile ilgili talimat vermesinin ardından Rusya Anti-terör Komisyonu, Çeçenistan gündemi ile toplanıyordu. İçişleri Bakanlığı`ndan yapılan açıklamada operasyonların sonuçlandırılması durumunda bölgede bulunan 20 bin kişilik askeri birliğin geri çekileceğini belirtiyordu. Ria Novosti haber ajansına göre, Rusya İçişleri Bakanlığı sözcüsü Vasili Pançenkov "Eğer operasyonların sonlandırılması ile ilgili siyasi bir karar verilirse bölgede bulunan 20 bin askeri geri çekeriz" diyordu. Çeçenistan Cumhurbaşkanı Ramazan Kadirov da açıklamasında, terörle mücadele operasyonlarına son verilmesiyle ilgili bir kararın 31 Mart'a kadar alınabileceğini söylüyordu.

Çeçenistan'a yönelik 1999'da başlayan savaş 2001'de sonlandırılmıştı. Ancak Çeçenistan, Dağıstan ve İnguşetya'da süren kısmi çatışmalar nedeni ile Rus askeri birlikleri bölgede görev yapmaya devam ediyordu.[1] Rusya'nın bu olumlu adımı Türkiye ve İslam âleminde sevinçle karşılanıyordu.

Rusya'dan NATO'ya 'casus' misillemesi geliyordu

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov'un, iki Rus diplomatın Brüksel'deki NATO karargahında "istenmeyen kişi" ilan edilmesinden ötürü, İttifak'a tepki olarak, bu ay sonunda yapılacak Rusya-NATO Konseyi toplantısına katılmaktan vazgeçtiği bildirilmişti.

Rus haber ajansları, diplomatik bir kaynağa dayandırarak yayımladıkları haberde, NATO'nun iki Rus diplomata yönelik hareketinden sonra, Moskova'nın, "bu tip toplantılara katılmak için doğru bir zamanlama olmadığı değerlendirmesi yaptığını" duyurdu. Kaynaklar, yakın gelecekte Brüksel'deki etkinliklere bakan seviyesinde hiçbir katılım da olmayacağını belirterek, 18-19 Mayıs tarihlerinde yapılacak NATO-Rusya Konseyi'ne Lavrov'un resmî olarak katılacağını bildirmediğini kaydettiler. NATO'ya ait gizli belgeleri Rus gizli servisine verdiği iddiasıyla cezaevine konulan Estonyalı yetkili ile ilişkili olduğu ileri sürülen Rus diplomatlar, geçen ay sonunda karargahta 'istenmeyen kişi' ilan edilmişti.

NATO'nun, ittifaka ait gizli belgeleri Rus gizli servisine verdiği iddiasıyla cezaevine konulan Estonyalı yetkili konusunda 2 Rus diplomatı karargahından kovduğu bildirilmişti.  Financial Times gazetesi, Rus diplomatlardan birinin Rusya'nın AB Büyükelçisi Vladimir Çizov'un oğlu olduğunu söylemişti. Haberde, diğer Rus diplomatın da Rusya'nın NATO misyonunda görevli olduğu ve her ikisinin diplomat kimliği altında istihbarat servisi ajanları olarak suçlandığı belirtilmişti.  Reuters'a konuşan bir diplomat da, "İki Rus diplomatına NATO Karargahında istenmediklerini söyleyerek, Rusya'nın Brüksel'deki NATO karargahında bulundurduğu temsilcileri olduğunu hatırlatıp, kararın şubat ayında Rus dış istihbarat servisine ittifakla ilgili 2 bin sayfalık gizli belge verdiği gerekçesiyle ihanetten 12 yıl hapis cezasına çarptırılan Estonyalı Herman Simm ile ilgili olduğunu ifade etmişti. NATO'nun aldığı kararın, ittifakın Rusya ile büyükelçiler seviyesinde G. Osetya savaşıyla durdurulan resmi görüşmeleri yeniden başlatmasından bir gün önceye denk gelmesi dikkat çekiciydi.

FT: Yukarı Karabağ'ın çözülme şansı var

İngiliz Financial Times gazetesi, Azerbaycan ile Ermenistan arasındaki Yukarı Karabağ sorununun çözülme fırsatının bulunduğunu ve Ankara ile Erivan'ın geçmişlerindeki kötü olaylara rağmen uzlaşabildiği bir ortamda Bakü'nün de aynısını yapabileceğini yazmıştı.  Gazetede çıkan makalede, bu fırsatın, Türkiye ve Ermenistan'ın büyük güçlerin de desteğiyle ilişkilerini yeniden inşa etme planlarını açıklamalarıyla ortaya çıktığını belirtirken, "Eski Sovyetlerin ilk etnik toprak çatışması olan Dağlık Karabağ sorunu, başladığı 1988'den bu yana, aralarında Mihail Gorbaçov'un da bulunduğu pek çok arabulucuyu pes ettirdi." ifadelerini kullanmıştı. Financial Times, "Ortak geçmişleri çok daha travmatik olan Ermenistan ve Türkiye, izlenecek yolu gösterdiler. Bu iki ülke birbirlerini kucaklayabiliyorsa uzlaşma Ermeniler ve Azerilerin de elinde demektir" yorumunu yapmıştı.

Ermenistan, NATO tatbikatına katılmıyordu

Ermenistan, Gürcistan'da bugün başlaması planlanan NATO tatbikatından son anda çekiliyordu. Ermenistan Savunma Bakanlığı'ndan dün yapılan açıklamada mevcut şartlar göz önünde bulundurularak tatbikata katılmaktan vazgeçildiği duyurulmuştu.

Rusya'nın dışında Batı ile de ilişkileri sağlam tutmak isteyen Erivan yönetimi zor bir karar alıyordu. Moskova'nın Bakü ile ilişkileri geliştirmesinin yanı sıra, Gürcistan'da gerçekleşen darbe girişiminin Erivan'ın kararında etkili olduğu kaydediliyordu. Uzmanlar Rusya Dış İstihbarat Başkanı Mihail Fradkov'un Ermenistan temaslarının ardından Erivan'ın kararını açıklamasına da dikkat çekiyordu. Ermeni basını, NATO Genel Sekreteri'nin Azerbaycan'ın toprak bütünlüğü yönündeki açıklamaları nedeni ile tatbikatın protesto edildiğini yazıyordu. Kazakistan, Moldova, Estonya, Letonya ve Sırbistan daha önce tatbikattan çekildiklerini açıklamış bulunuyordu.

İncirlik'teki ABD üssünün hareketleneceği söyleniyordu

ABD'nin Adana'daki İncirlik Üssü'ne ilişkin bir makale yayınlayan Fransız Le Monde gazetesi, şu aralar oldukça sakin olan üssün önümüzdeki günlerde hareketlenebileceğini yazıyordu. Gazetenin, Adana'ya gönderdiği muhabiri Nicolas Bourcier, İncirlik'teki durumu, "Sadece yarım düzine Amerikan kargo uçağı yükleri almak için bekliyor.

Havuz, base-ball ve golf sahası bir yükselen güneşe terk edilmiş gözüküyor. Sadece, yeni açılan Starbucks kafe ve ana komutanlık binası hayat emaresi veriyor. Üste operasyonlardan sorumlu Albay Philip McDaniel, 'Bir süredir telefonlarının bile çalmadığını söylüyor" şeklinde tasvir ediyordu. Amerikalı komutanın "Fakat en üst makamlarda İncirlik'in konuşulduğunu biliyorum." diyerek üssün önümüzdeki günlerde tekrar birinci plana çıkacağını öngördüğü belirtilen haberde, üssün ABD için Irak'tan çekilme ve Afganistan'daki birlikleri güçlendirme aşamasında "önemli bir rol oynayacağı" ifade ediliyordu. Farklı sivil toplum kuruluşlarına göre, ABD'nin doksan B61 nükleer savaş başlığını İncirlik'te sakladığına da dikkat çeken Fransız gazeteci, bu soruyu Albay McDaniel'e de sorduğunu, fakat McDaniel, kısa keserek "bu konu hakkında konuşmayacağını" söylediğini yazıyordu. ABD'nin dünyadaki askerî operasyonlarının yüzde 50'sinin Türkiye üzerinden gerçekleştiği bilgisine yer verilen haberde Usame Bin Ladin'in bu yüzden İncirlik'i hedefleri arasına koyduğunu hatırlatıyordu.

Öte yandan, Türkiye'nin son dönemde yürüttüğü bölgesel arabuluculuk girişimlerine dikkat çeken gazete, Türklerin Bush yönetiminden kaynaklanan gerilimli yılların ardından, Washington'un da "yeşil ışığıyla" uluslararası siyasette öne çıkmaya başladığını yazıyordu.

Demir Kubbe gerçeği ve İsrail'in paniklemesi

İsrail'i son yıllarda en çok uğraştıran konu, güneyden ve kuzeyden atılan kısa ve orta menzilli roketlerdi. Bunların kuzeyden olanları Hizbullah, güneyden olanları ise Hamas ve diğer Filistinli gruplar tarafından İsrail'in iç bölgelerine atıldığı söylenmekteydi.

Son Gazze operasyonunun da açıkça gösterdiği gibi İsrail, bu tür roketleri bilinen kara ve hava saldırıları ile durduramıyordu. Bu sebeple de bu konunun çözümünü ileri teknolojide arıyordu.

İsrail Savunma Bakanlığı, sonunda bu kısa menzilli roketlere karşı korunma ve önleme imkânını sağlayabileceğini düşündüğü yeni bir teknolojik sistem üzerinde 2007 yılında karar kılmış, bunun siparişini vermişti. Bu yeni sistem 'Demir Kubbe (Kipat Barzel)' adıyla biliniyor ve İsrail'in önemli savunma sanayi kuruluşlarından Rafael ile birlikte Savunma Bakanlığı'nın özel silah dairesi Maf'at tarafından geliştiriliyor ve söylendiğine göre şöyle çalışması planlanıyordu:

"Demir Kubbe, Elta Systems adlı kuruluşun geliştirdiği özel bir radar sistemi vasıtasıyla atılan roketi havada iken hedef olarak tespit edecek, sonra hedefi, fırlatacağı önleyici roketiyle yok edecekti. Bu önleyici roket Kassamların saniyede 300 metre kadar olan hızından daha hızlı bir roketti. Buna ilaveten söz konusu roket Kassam ya da benzeri roketleri havada en yüksek noktada saf dışı edecek şekilde geliştirilecekti. Bunun sebebi düşman roketlerin muhtemel kimyasal ya da biyolojik başlıklarını emin bir mesafede yok edip bunların verebileceği zararları asgariye indirmekti.

Sistemin hedef tespit sürecinin bir saniyeden az bir sürede gerçekleşeceği, bu suretle önleyici roketin ikinci bir saniyede hedefi bulacağı ve yok edeceği söylenmişti.

Kısaca Siyonist İsrail büyük bir panik içindeydi. Türkiye ile ortak deniz tatbikatı ise hem AKP'nin kahpeliğinin hem de İsrail'in Türkiye'den medet dilendiğinin göstergesiydi.

İsrail devlet radyosunun haberi:

Türkiye'yle ortak tatbikat yapacağız

Türkiye ve İsrail'in bu yaz Akdeniz'de ortak tatbikat yapacağı iddia edilmişti. İsrail devlet radyosu, İsrail'in Gazze Şeridi'ne saldırıları nedeniyle ikili ilişkilerde gerilimin artmasına rağmen, iki ülkenin büyük çaplı bu tatbikatı yapma kararı aldığını bildirdi. Haber, İsrail Savunma Bakanlığı tarafından henüz doğrulanmadı, ama bir yalanlama da gelmemişti.

Gürcistan'da NATO tatbikatı başlıyordu

NATO'nun düzenlediği "Cooperative Longbow -Cooperative Lancer 09" askeri tatbikatı, Gürcistan'ın başkenti Tiflis yakınlarındaki Vaziani üssünde başlamıştı.

Tatbikata, Türkiye, ABD, İngiltere, Gürcistan, Ukrayna, Azerbaycan, Yunanistan, Kanada, Arnavutluk, Bosna Hersek, Hırvatistan, Çek Cumhuriyeti, Macaristan, İspanya, Makedonya ve Birleşik Arap Emirlikleri'nden bine yakın personel katılmıştı.

Rusya NATO'ya tatbikatlı cevap veriyordu

Gürcistan'da başlayan ve 3 Haziran'a kadar devam edecek askeri tatbikatı engelleyemeyen Rusya, karşı tatbikata hazırlanıyordu. NATO'ya karşı olarak Rusya'nın öncülüğünde kurulan Kollektif Güvenlik Anlaşması Örgütü'ne (KGAÖ) üye ülkelerin bünyesinde oluşturulan 'Ortak Hızlı Hareket Gücü', Ağustos ayında Kazakistan'da iki ay süre ile tatbikat yapacağı açıklanıyordu.

Rusya Dışişleri Bakan yardımcısı Andrey Denisov, "KGAÖ'ye üye ülkelerle son olarak yapılan dışişleri, savunma ve ekonomi bakanları toplantısında konu ele alınmıştı. Bu çerçevede Ağustos ve Eylül aylarında Kazakistan'da ortak bir askeri tatbikat gerçekleştirilecek" dedi. KGAÖ Genel Sekreteri Nikolay Bordyuja, NATO tatbikatına karşılık Güney Kafkasya'da bir tatbikat planlamadıklarını söyledi. Rusya ve Kazakistan'ın dışında Ermenistan, Belarus, Kırgızistan, Özbekistan ve Tacikistan da KGAÖ içinde yer alıyor. NATO'nun Gürcistan tatbikatına katılmaktan son anda vazgeçen Erivan'ın KGAÖ çatısı altında tatbikatta yer alacak olması dikkat çekiyordu.

"Azerbaycan'la birleşme" Kafkaslar'da ateşle oynamaya benzetiliyordu!

Başbakan Tayyip Erdoğan; "Ermenistan sınırını açmamız Karabağ sorununun çözümüne bağlı. Azerbaycan'ın işgal altındaki topraklarına yönelik bir çözüm getirilmezse sınırımızı açmayacağız" diyor. Kesin, net bir açıklama ve bir kez daha tekrarlanıyor. Türkiye'de bütün kurumlar benzer sözleri ısrarla vurguluyor. Bu tür açıklamaların, kriz havası estirilen Türkiye-Azerbaycan ilişkilerinde yatıştırıcı etkileri olması, özellikle de kamuoyunu teskin etmesi gerekiyor. Ama olmuyor. Bir gizli el, bu açıklamaların etkisini yok ediyor, tam tersi rüzgar estiriyor... Geçtiğimiz günlerde stratfor adlı istihbarat kuruluşu, Rusya-Türkiye ilişkilerinin geleceğine ilişkin bir öngörü raporu yayınladı. Türk medya kuruluşlarında ve Le Monde Diplomatique'in Türkçe versiyonunda yayınlanan raporun özetinden birkaç cümleye birlikte bakalım. Türkiye ve Rusya'nın yakın ve orta vadede işbirliği yapacağını, ancak uzun vadede ister istemez rekabete ve çatışmaya girişeceğini iddia eden rapor, iki ülkenin avantaj ve zaaflarına dikkat çekerken, Kafkaslar'ın bu rekabetteki rolüne vurgu yapıyor. Onlara göre Rusya gücünü kaybedecek çünkü her açıdan saldırıya açık. Türkiye ise, Osmanlı sonrası Anadolu'ya çekilerek saldırılamaz ülke pozisyonuna girdi. Orta Asya'daki etkisini ise, ancak Kafkaslar'da yeterli adımları attıktan sonra başarabilecek. İşte burada, Türkiye için en önemli ülke Azerbaycan. Türkiye'nin, Orta Asya'daki güç dengesini bozma girişiminde en önemli desteğinin Kafkaslar olduğu belirtilen raporda şu ifadelere yer veriliyor:

"Türkiye burada nüfuz sağlama açısından hem avantaj hem de dezavantajlarla karşı karşıyadır. Azerbaycanlılar kendilerini sadece Türkî olarak değil, gerçek birer Türk olarak kabul ediyor. Eski Sovyetler Birliği'nde sadece ittifak kurmak üzere değil Rusya'nın yörüngesinden kaçmak için de bir başka devletle birleşmeyi düşünebilecek bir ülke varsa bu Azerbaycan'dır ve birleşeceği ülke de Türkiye'dir. Azerbaycan önemli enerji kaynaklarına sahip fakat asıl değerini, Türk nüfuzunun Orta Asya'ya yayılmasında gönüllü olarak ifa ettiği sıçrama tahtası hizmetinden almaktadır. Bununla birlikte Azerbaycan'ın Türkiye ile sınırı yok. Azerbaycan, Dağlık-Karabağ bölgesi nedeniyle yaptığı savaşta kendisini ezen ve 1915 Ermeni "soykırımı" nedeniyle Ankara'ya karşı hâlâ düşmanlığı süren Ermenistan'ın diğer tarafında yer alıyor. Ermenistan, Türk düşmanlarını uzak tutmak için kendisini Ruslara sattı. Bu, Türkiye'nin Orta Asya'daki hedeflerinin tamamının Gürcistan'a bağlı olduğu anlamına geliyor. Eğer Türkiye Gürcistan'ı tam anlamıyla kanatlarının altına alabilirse Azerbaycan ile birleşme ve Orta Asya'yı nüfuzu altına alma projesine başlayabilir..."

Kafkaslar'daki ateş uzun süre dinmeyecek gibi görünüyor. Umarız Gürcistan'dan sonra Azerbaycan da istikrarsızlığa yol açacak gelişmelere sahne olmaz. Zira bu ihtimal tahmin edildiğinden çok daha kolay...[2]

Emperyalizme karşı savaşmış ve kazanmış iki ülke

‘Türkiye ve Çin orduları ortak tatbikat yapsın!'

Harp Akademileri Komutanı Orgeneral Hasan Aksay, resmi bir ziyaret için geçtiğimiz aylar Pekin'deydi. Orgeneral Aksay'ın, Çin Genelkurmayı'na iki ülke ordularının ortak tatbikat yapması önerisi tarihi bir girişimdi

ABD ekonomik krizin pençesinde kıvranırken, The Economist dergisi son sayısının kapak yazısında Çin'den "Son 30 yıllık yükselişi parmak ısırtıyor" diye bahsediyor. Bir yandan da ABD ve Çin restleşmesi devam ediyor. Diğer yandan Türkiye, Çin'e ortak tatbikat önerdi. Böyle bir teklifin, dünyada taşların yerinden oynadığı bir dönemde gündeme gelmesi, daha da dikkat çekiciydi.

Çin teklifi memnuniyetle karşıladı

Orgeneral Aksay Pekin temasları çerçevesinde Çin Genelkurmay Başkan Yardımcısı Orgneral Ge Zehnseng ile görüşmüşlerdi. Aksay'ın ortak tatbikat önerisinin, Çin tarafından da memnuniyetle karşılandığı bildirilmişti. Orgeneral Ge Zehnseng, bu ziyaretin iki ordu ve iki ülkenin harp akademileri arasındaki ilişkileri geliştireceğini belirterek, "Türk ordusuyla aralarındaki ilişkileri daha yüksek düzeye taşımak istediklerini" belirtilmişti. Çinli komutan ayrıca iki ordu arasında yıllık görüşme mekanizmasının kurulmasını da olumlu bir gelişme olarak değerlendirerek, bunun ikili ilişkileri derinleştireceğini söylemişti.

"Tek Çin" politikası

Orgeneral Ge, Orgeneral Hasan Aksay ile görüşmesinde Türk hükümetinin "tek Çin" politikası izlemesini takdirle karşıladıklarını ifade ederek Türk tarafına teşekkür etmişti. Geçtiğimiz sene ABD Dışişleri Bakanlığı, Tibet'teki insan hakları konusunda "ciddi endişe" duyduğunu belirten bir yazılı açıklamada bulunmuş, Çin ise bu açıklamaya sert tepki göstermişti. Çin, ABD'nin Tibet konusunu bahane ederek içişlerine karışmaktan vazgeçmesi gerektiğini belirtmişti.

"Emperyalizme karşı zafer kazanan iki ordu: Türkiye ve Çin"

Korgeneral Vang Şibin, Türk ve Çin orduları arasındaki benzerlikle ilgili şöyle demişti: "İki ordu arasındaki en büyük benzerlik hem Türk ordusunun hem de Çin ordusunun emperyalizme karşı savaşmış ve zafer kazanmış olmalarıdır." Orgeneral Hasan Aksay da Korgeneral Vang'ın bu tespitine katıldığını vurgulayarak bulunduğu dış görevlerde en yakın arkadaşlarının Çinli ataşeler olduğunu söylemişti.

Diğer yandan Korgeneral Vang, "ekonomik küreselleşme ve kutuplaşma ortamında iki ülkenin ekonomiyi geliştirmek ve halkın yaşam seviyesini yükseltmek gibi ortak görevleri bulunduğu" görüşünü de dile getirmişti.

Çin'den Pentagon'a sert tepki

ABD Savunma Bakanlığı Pentagon'un, Kongreye sunduğu "Çin Halk Cumhuriyeti'nin Askeri Gücü" başlıklı raporuna Çin'den sert tepki gelmişti. Çin, ABD'yi içişlerine karışmakla suçlayıp kararlı bir yanıt vermişti.

Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Çin Gang, "Çin etkisi Asya-Pasifik ötesine taşabilen teknolojiler geliştirmeyi sürdürüyor" ifadesinin kullanıldığı raporda "gerçeklerin saptırıldığını" ve raporun Soğuk Savaş döneminden kalma bir mantıkla hazırlandığını söylemişti. Sözcü Gang, "ABD tarafından hazırlanan rapor, Çin'in askeri bir tehdit arz ettiğine dair aldatmacaları tekrar ediyor" demişti.

Pentagon'un raporunda Çin'in askeri alanda kaydettiği gelişmelerin bölgede dengeleri sarsabileceği iddia edilerek, Çin'in nükleer, uzay ve sibernetik alanlarındaki askeri gelişmesine dikkat çekilmesi gerektiği belirtilmişti. Raporda Çin'in sahip olduğu askeri gücü, sınır anlaşmazlığı olan bölgelerde tartışmayı kendi lehine çevirmek için kullanılabileceği ve askeri harcamalarını şeffaf bir şekilde yürütmeyerek güvenlik politikasını açıklamadığı kaydedilmişti.

Çin yeni küresel para birimi önerisini resmen açıklıyordu

Dolar egemenliğinde gün batımı başlıyordu

Yeni uluslararası para birimi önerisi Çin tarafından resmi olarak dile getirilmişti. Doların egemenliğinin sonunu gösterecek saat kurulmuş gibiydi. ABD açısından doların egemenliğinin bitmesi, bütçe ve cari açıklarını kontrol altında tutmak zorunda kalması, askeri harcamalarını bol keseden para basarak artıramaması, ABD'nin tek süper güç olmaktan da çıkması demekti.

Çin Merkez Bankası Başkanı, Zhou Xiaoclıuan, IMF tarafından kontrol edilen yeni bir küresel para birimi oluşturulmasını önermişti. Zhou, 2 Nisan'da Londra'da başlayan G-20 Toplantısı öncesinde yaptığı açıklamada, ABD dolarının adını vermeden, küresel krizin, uluslararası ödemede tek ülkenin para birimine güvenmenin tehlikesini gösterdiğini söylemişti. Çin 23 Mart'taki bu açıklamayla, doların egemenliğine son verecek bombanın fitilini ateşlemişti.

Daha önce Rusya da, G-20 toplantısında yeni bir para birimi oluşturulması teklifini masaya sunacağını açıklamış, "Teklifimiz Çin, Hindistan, Brezilya, Güney Afrika ve Güney Kore gibi gelişmekte olan ülkelerce desteklenmektedir" demişti.

Dış ticaret fazlası ile büyüyen, sürekli cari işlemler fazlası veren ve dolar cinsinden varlıklar satın alan Asya ülkeleri, krizden önce de rezervlerindeki dolar birikiminin oranını azaltma yönünde adımlar atmaları dikkat çekiciydi.

ABD'nin eli mahkûm bulunuyordu

Çin Başbakanı Wen Jiabao da 13 Mart'ta bir açıklama yaparak "ABD'ye çok yüklü miktarda kredi sağladık. Şüphesiz, bu varlıklarımızın güvenliği konusunda kaygılarımız var. Dürüst olmak gerekirse biraz endişeliyim. ABD'ye sözünü tutması için çağrıda bulunuyorum: Kredibilitenizi koruyun, Çin'in varlıklarının güvenliğini sağlayın" demişti.

Çin Başbakanı Wen Jiabao'nun tepkisinin ardından Amerikan Merkez Bankası FED, "300 milyar dolarlık Hazine tahvili, 750 milyar dolarlık mortgage (agency) tahvili satın alacağını' açıklamak mecburiyetini hissetmişti.

ABD'nin eli mahkûm. Zira, ABD'nin kurtarma ve canlandırma paketlerinin yaşam bulabilmesi için ABD hazinesinin borçlanabilirliğinin devam etmesi, bunun için de parasını dolara yatıranların güvenini kaybetmemesi gerekliydi.

Krizle birlikte, ABD hazine ve mortgage tahvillerine olan talep hızla azalmış, Ekim'den bu yana tersine bir çıkış başlamıştı. ABD verilerine göre, Ocak'ta ABD'den net olarak 148.9 milyar dolarlık sermaye çıkışı yapılmıştı.

Mortgage tahvillerini satanlar arasında Çinlilerin başı çektiğine dikkat çekiliyor. Dolar olarak 1.2 trilyonluk rezerv bulunduran Çinlilerin elinde, Temmuz'da 527 milyar dolarlık mortgage tahvili vardı.

Avrupa Birliği, ikili oynuyordu!

AB'nin ekonomik olarak Çin'i destekleyeceği, ancak siyasi olarak da ABD'yi karşısına almayacağı yorumları yapılıyordu.

Çünkü her ikisinin de Çin'e ihtiyacı bulunuyordu.

ABD, Çin'in 2 trilyon dolarlık rezervlerinden bir bölümünü IMF'nin kullanımına vermesini, IMF de bu paralarla cari açık veren ekonomileri destekleyerek küresel talebe katkı yapmasını talep ediyordu. Çin'in sıcak bakmadığı bu teklifin, önümüzdeki hafta yapılacak G20 zirvesinde gündeme gelmesi bekleniyordu.

Almanya'nın en büyük gazetelerinden Süddeutschezeitung yazarlarından Alexander Hagelücken 25 Mart tarihli baskılarındaki köşe yazısına "Umudun adı Çin" başlığını atıyordu. Yazar, kriz şartlarında Çin'in uluslararası para trafiğinde daha çok söz sahibi olma karşılığında dünyaya yardım etmek istediğini belirtiyor. Hagelücken "eğer Batı Çin ve diğer ekonomik mucize yaratan ülkelerden krize karşı yangın söndürücü olarak faydalanmak istiyorsa dayatma ve hakimiyet iddialarından vazgeçmelidir" diyordu.

Çin'in elindeki 2 trilyon dolarlık dövizin, Almanya'nın bir yıllık toplam kazancına denk olduğuna dikkat çekiliyordu. "Uluslararası mali piyasada yardımcı olacak tek seçenek Çin görülüyordu. Ama Çin, doların hakimiyeti yerine başka bir para biriminin geçmesi karşılığında bunu yapabileceğini söylüyor ve bu çıkış kapitalist-siyonist sömürü merkezlerini ürkütüyordu.

Alman basınında Çin'in önerisi doğrultusunda IMF'nin kullandığı para biriminin de dolar yerine diğer paraların (Avro, Yen veya Yuan) olması durumunda, söz konusu kuruluşun Amerikan hakimiyetinden bağımsız bir rol oynayabileceğine dikkat çekiliyordu.

Velhasıl, dünya dönüşüyordu!..















[1] Faruk Akkan, Moskova, Cihan

[2] İbrahim Karagül / Yenişafak

Ufuk EFE -
Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız Heyecan

Bu yazarin diger makaleleri

Kılıçdaroğlu’nun Adalet‘!’ yürüyüşü iktidar cephesini neden bu kadar telaşlandırıyordu? Bazı...
Devami
  “İsrail’i destekleyen; Müslümanlıktanda, insanlıktanda nasipsizdir!” Çünkü 60 yıldır Filistinli mazlumlara karşı...
Devami
İran ile yeniden diplomatik ilişki kurulması çağrısında bulunan Carter: Bush politikalarını...
Devami
  Türkiye'nin geçen ay önemli bir konuğu vardı. İsrail Başbakanı...
Devami
  Nükleer enerji Türkiye'nin zorunlu ihtiyacıdır! ATO tarafından hazırlanan raporda, Türkiye'nin...
Devami
  AKP’nin Meclisten geçirdiği savaş tezkeresi için, Başbakan yardımcısı Beşir ATALAY...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 2861

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

SON YORUMLAR