Reklam
Reklam
Reklam

Çorum Müftülüğünün Dikkatine! “Yüce Kur’an’ın Manası ve Mesajı” Mealimizle İlgili SAPTAMA VE SAPTIRMALARA KARŞI İLMİ SAVUNMAMIZ

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 4
ZayıfMükemmel 

 

Çorum Müftülüğünün Dikkatine!

“Yüce Kur’an’ın Manası ve Mesajı” Mealimizle İlgili

SAPTAMA VE SAPTIRMALARA KARŞI İLMİ SAVUNMAMIZ

 

Basın suçlarıyla yetkili İstanbul Savcısı’nca; hazırladığımız “Yüce Kur’an’ın Manası ve Mesajı” isimli Mealimizden dolayı “Halkın bir kısmının benimsediği dini inanç, siyasi görüş, mezhep bakımından insanları kin ve düşmanlığa tahrik edebilecek düzeyde olduğu” gibi alakasız ve dayanaksız bir iddia ile hakkımızda soruşturma açılması asla hukuki değil, tamamen hissi bir yaklaşımdır.

Öncelikle Çorum Müftülüğü’nün hazırladığı raporla böyle bir sonuca nasıl varıldığı anlaşılmamıştır. Kaldı ki Çorum Müftlüğü’nün saptamaları “ilmi” olmaktan uzak, “taklitçi” bir zihniyeti yansıtmaktadır; ve maalesef İslam’ın değil, iktidarın hizmetindeymiş gibi bir yaklaşım ortaya koymuşlardır. Çünkü Biz, parantez içindeki izahlarla, Kur’an ayetlerinin bugünkü Müslümanlara ve insanlığa hangi mesajlar vermeye çalıştığının üzerinde yoğunlaştık. Yoksa asırlar öncesinden yazılmış tefsir ve meallerin bir özetini hazırlamadık.

İlk baskının önsüzünde ve giriş bölümünde yer alan ve zaten alıntı olup bize ait bulunmayan bazı kuruluş isimleri ve tenkitleri kısmını ve yanlış yorumlara kapı açacak açıklamaları, yeni baskıda zaten çıkardık ve bunun bir örneğini sunuyoruz.

Maalesef Çorum İl Müftülüğü; Kur’an ayetleriyle ilgili “Sebebi Nüzul’ün has (hususi-özel) olması, mana ve hükmün amm ve şamil olmasına mâni değildir”; yani ayetlerin belli sebepler, sorular ve sorunlar vesilesiyle inmiş olması, o ayetlerin içerdiği hükmün, mana ve mesajın kıyamete kadar herkesi ve her dönemi kapsayacak şekilde gerekli ve geçerli olduğu, hususundaki külli kaideden bile habersiz davranmıştır.

Mü’minun Suresi 4. Ayetini: Onlar zekât (verecek şekilde helal kazanmak ve zekât vergisini uygulayacak Adil bir düzeni kurmak) için çalışıp gerekli çabayı sarf edenlerdir” şeklinde ilmi ve isabetli yorumlamamızı bile anlamayacak, bu denli doğru ve uygun bir tevil ve tefsiri yanlış bulacak kadar bilgi ve basiret mahrumlarının raporlarıyla mahkûm edilmeye çalışılmamız, hukuk kurallarına olduğu kadar, bilimsel mantığa ve Kur’ani esas ve amaçlara da aykırıdır. Ve hele Yahudi ve Hristiyanların azgın ve sapkın tabakasıyla insancıl ve yaygın kısmını ayırma ve ayetleri buna göre yorumlama çabamız, yani İslami ve insani temelli bir anlayış ve uzlaşı amacımız, yine tamamen Kur’ani ve insani bir yaklaşım iken, tutup bunu “Din ve mezhep temelli kin ve düşmanlık kışkırtıcılığına gerekçe saymak, hem akla ve vicdana, hem de hukuk mantığına asla uymayan bir iddiadır.

Mü’minun Suresi 4. Ayetine verilen “Liz zekâti failun.” (Zekât için çalışırlar) Meali en doğru bir tercüme ve izahtır. Çünkü ayetteki “L-lem” Harfi cer olup “için, nedeniyle, diye, yüzünden” anlamları için kullanıldığı gibi, bazen “ismin e” ve “den” halleri için de kullanılır. Bu nedenle ilgili ayetin “Onlar ki zekâtı verirler” şeklinde tercümesi yanlıştır ve alakasızdır. Evet Kur’ani Kerim’de “itaez – zekât” yani “zekâtı verirler” şeklinde başka ayetler vardır. Ama burada çok ayrı bir mana ve maksada işaret ve emir buyrulmak üzere “Liz – zekâti failun” (zekât için çalışırlar) hükmü yer almaktadır. Bu nedenle hazırladığımız Meali Kerim’in İlahiyat Fakülteleri Prof.larından oluşan yetkili ve uzman bilirkişi heyetince tetkik edilmesini özellikle arz ve talep ediyoruz.

İstiklal şairimiz Mehmet Akif’in tespitiyle “Kur’an’ı asrın idrakine söyletmek”; günümüzün imani, ahlaki, iktisadi, içtimai ve siyasi bütün sorunlarına; ilahi vahyin, sünneti nebevinin, aklıselimin ve müspet ilmin ışığında yeni ve yeterli çözümler üretmek, bilim ve fikir adamlarının en baş görevi olmalıdır. Bu yönde çok ciddi ve gerçekçi gayretlerle böyle bir meali hazırladığımız için, tebrik ve takdir edilmek yerine, suçlu muamelesi görmek ne kadar acıdır ve ülkemizin geldiği noktayı göstermesi bakımından utandırıcıdır…

Bırakalım ilim ve irfan erbabını, Kur’ani konular ve İslami kurallarla ilgili orta seviyeli kültür sahipleri bile: “Hakikat prensiplerini ve huzur projelerini neşriyat yoluyla yaymanın”, …Bazı ayetlerin “dünyayı ateşe verecek nükleer yığınaklara” işaret buyurmasının, …Hz. Süleyman A.S’ın mucizesi olan, “yaya sabah gidişi bir ay akşam dönüşü bir ay olan mesafe” (Sebe:12) diye haber buyrulan ayeti dikkatle incelediğimizde bugün ortalama 800 km yol alan uçakların hızına denk düştüğünü hatırlatmanın… Kiramen Kâtibin Meleklerimizin hayatımızı, bir nevi filme alıp CD misali kaydettiklerini vurgulamanın bile Kur’an’a aykırı olduğunu iddia etmek, nasıl bir fikri perişanlığa ve bilimsel tıkanıklığa uğradığımızın ispatıdır…

Ve yine Meal'de bir iki yerde ihtiyaca binaen kullandığımız “kahpe, kancık” gibi kelimeleri Kur’an adabına uygun bulmayanlar, acaba bizzat ayetlerde vurgulanan: “Aklını kullanmayanlara ve bile bile inkâra kalkışanlara Necis benzetmesi (Tevbe:28), kaba ve gürültülü konuşanlara eşek anırması nitelemesi (Lokman:19), zalim yönetimlere uşaklık yapan hain bilginleri soluyan köpek nitelemesi (Araf:176), ilmiyle amel etmeyen âlimlerin kitap yüklü merkebe benzetilmesi (Cuma:5) dolayısıyla Cenabı Hakkın bu ifadelerini de – hâşâ- Kur’an adabına aykırı sayacaklar mıydı?

Yine aynı Müftülük yetkilisi zevata ve bunları esas alıp bize de dava açanlara sormak lazımdır: Eğer zannınızca “hırsızların mutlaka elini kesmek” gerekiyor ve ayet kesinlikle bunu emrediyorsa, bu ilahi hükmü halkımıza ve iktidarımıza niye hatırlatmıyorsunuz? Kaldı ki Kur’an’ın metodu, her türlü kötü alışkanlıktan tedrici ve terbiye edici bir süreçle toplumun ıslahına çalışmaktır. Ve bütün İslam ulemasının ittifak ve icması, hırsızlık gibi yaygın suçların ıslahında öncelik; bunun ekonomik ve ahlaki sebeplerini kurutmaktır.

Bizler manevi, uhrevi, hukuki ve ahlaki sorumluluklarımızın bilincinde olarak; hem aziz Milletimize, hem İslam ve insanlık âlemine, hem de gelecek nesillerimize yeni ufuklar açmak, ilmi ve insani bir şuur aşılamak gayretiyle bu yüce Meali hazırladık. Birinci baskıdan dolayı gelen tenkit, tavsiye ve teklifleri de değerlendirip sahasında uzman otoritelerce de istişare ve istifade edilerek, bazı yazım ve anlatım hatalarını düzelterek yeniden yazdık. Ama birçok ayetle ifade ve işaret buyrulan ve şiddetle yasaklanan “ölçü ve tartıda hilekârlık” ikazının: “Devlet olarak insanlardan vergilerini fazlasıyla alanları, ama onların maaşlarını ve toplumun ihtiyacı olan harcamaları kısmalarını, hatta bunları şahsi hesaplarına ve yandaşlarına aktarmalarını” da kapsadığı ve uyardığı yönündeki hatırlatmamızın Kur’an’a aykırı olduğu iddiasıyla karşılaşınca doğrusu hayretler içinde kalmıştık.

Biz bu Mealimizi ve parantez içindeki ilmi ve gerekli izahları, konunun uzmanları huzurunda veya istedikleri her türlü bilimsel platformda, delilleriyle açıklamaya hazırız. Bu arada BM, NATO ve AB gibi kurumların ne maksatla ve hangi odaklarca oluşturulduğunu, ülkemiz ve milletimiz aleyhinde hangi sinsi tavırlarda bulunduğunu izah ve ispat etmeye çalışmayı bile bir zül saymaktayız. Üstelik bu konularda Sn. Cumhurbaşkanı’nın, Başbakan’ın, ilgili bakanların ve yüksek bürokratların tespit ve tenkitleri de ortadadır.

Siyonizm, emperyalizm, Haçlı zihniyeti, Yahudi Lobisi, Terörist İsrail, Siyonist Yahudiler, Haçlı Emperyalistler” kavramları ise hem çağdaş gerçekleri ve gelişmeleri yansıtmaktadır, hem de Yahudi ve Hıristiyanların tamamını töhmetten kurtarmak amaçlıdır.

Evet, Kur’an’ın asıl sakındırdığı Yahudi ve Hıristiyanların Siyonist Takımıdır!

Muhterem Babam Üstad Ahmet Akgül’ün en az 40 yıllık ciddi ve mesuliyetli bir araştırması ve kelime kelime üzerinde kafa yormanın sonunda, Cenabı Hakkın lütfuyla “Rabbani Yaklaşım ve Anlayışımızla YÜCE KUR’AN’IN MANASI VE MESAJI” isimli Türkçe Mealimizi, Ezher-Tefsir mezunu olarak yayına hazırlandık. İlk baskısından sonra en az 10 defa baştan sona tekrar dikkatle okunup yeni düzeltme ve eklemeler yapıldı. Bu mealimizde Yahudi ve Hristiyanların (Ehli Kitabın) bozuk tabiatlı ve tahribatcı kısmını tanıtan ve tehlikelerinden sakındıran ayetlerde belirtilen Yahudilerin ve Hristiyan kesimlerin tamamını töhmet altından kurtarmak üzere parantez içinde: “(Siyonist) Yahudiler ve Hristiyan (emperyalistler)” diye ayırdık. Ve özellikle Maide: 51 ve 52. ayetlerinde gerekli ilmi ve insani izahları yazdık.

“Ey iman edenler (fitne çıkarmamak, anarşi ve ahlaksızlığı kışkırtmamak ve karşılıklı hak ve hürriyetlere saygılı bulunmak şartıyla; onlarla birlikte yaşayın, komşuluk yapın, ülke ve bölge nimetlerini paylaşın, ilmi ve iktisadi konularda yardımlaşın, ama gerçekten iman ediyor ve gereğini yapmaya razı ve hazır bulunuyorsanız, sakın) Yahudilerin (ırkçı emperyalist kesimlerini ve yine haksızlık ve ahlaksızlık hedefleyen bazı) Hıristiyan (merkezlerini) veliler (yöneticiler) edinmeyin. (Onları dost ve dürüst zannedip, kendinize idareci, karar verici olarak kabullenmeyin. Zulüm ve hıyanet örgütlerine ve girişimlerine destek vermeyin) Onlar, (sizin değil) birbirlerinin dostları ve destekleyicileridir. (Artık) Sizden her kim onları dost ve rehber edinip (peşlerine giderse), kesinlikle o da onlardandır. Şüphesiz Allah (Siyonist Yahudilere ve emperyalist Hıristiyanlara değer ve destek veren ve Müslümanlara hıyanet eden) zalimler topluluğuna hidayet etmez (onların iman nurunu karartır). (Not: Bu ayet Yahudi ve Hıristiyan kimselerle iyi ve insani ilişkileri, ticari ve bilimsel işbirliğini değil; zulüm sistemlerinin ve oluşumlarının güdümüne girmeyi yasaklamaktadır.)

(Bu ilahi ikazlarımıza rağmen) Kalbinde maraz bulunan (şuursuz Müslümanları) görürsün ki, halâ (Yahudi ve Hıristiyanlarla ve onlara ait batıl kural ve kurumlarla dostluk hususunda) yarışırlar (kâfirlere yaranmaya çalışırlar, ve bu münafıklıklarına bahane olarak da;) aleyhimize gelişen ve değişen zaman içinde, Müslümanların mağlup olmasından korkuyoruz. (Bari hiç değilse, Yahudi ve Hıristiyanların yardımını kaçırmayalım, diye düşünüyoruz) derler. Fakat pek yakında Allah Müslümanlara umulmadık bir zaferi veya kendi katından mutlu bir emri ve haberi gönderecek de, (o sahtekârlar) kendi içlerinde gizledikleri (şeytani heves ve hesaplarına) bin pişman (ve perişan) olacaklardır.” (Maide: 51-52)

Bu hassasiyet ve hüsnü niyetimize rağmen, tebrik ve takdir edilmemiz beklenirken “Siyonist ve emperyalist” tanımlarından rahatsızlık duyulması bizleri şaşırtmıştı. Anlaşılan Fetullahçı zihniyetin bertaraf edildiğini sananlar aldanmaktaydı. Çünkü bir ara Vatikan’a gidip Papa’nın hürmetle ellerini öpen Fetullah Gülen “Papalık misyonunun aciz bir takipçisi ve samimi hizmetçisi olduğu” yolunda nifakını ve ajanlığını açığa vuran beyanlarda bulunmuşlardı. Bugün Haçlı AB’nin dayatmaları ve masonik mahfillerin talimatları doğrultusunda, Kur’an’ı Kerim’in özellikle ve yüzlerce kez ikaz ettiği, Yahudi ve Hristiyanların Siyonist ve emperyalist tabakasına dikkat çekmemizden rahatsızlık duyanlar, halâ bazı yüksek kurumlarda ve makamlarda oturuyorlarsa, bu kiralık kafalardan henüz kurtulamadığımızı ortaya koymaktaydı. Acaba yaşadığımız ülkenin Haçlı Papa’nın Vatikan devleti değil, %99'u Müslüman olan Türkiye Cumhuriyeti olduğunu hatırlatsak; bu da toplumu din ve mezhep ayrımıyla kin ve düşmanlığa tahrik kapsamına alınır mıydı?

Artık bu konuyu ilmi ve İslami bir tahlile tabi tutmamız lazımdı:

Kur’an’ı Kerim’de “Beni İsrail=İsrail oğulları” kavramı ile “Yahudi” kavramları ayrı ayrı kullanılmıştır ve kanaatimizce anlamları da farklıdır. Beni İsrail; Yakup Aleyhisselamın soyundan gelen bir kavmiyeti hatırlatır. “Yahudi” ise: dünya için dinlerini bozan ve satan; servet, şöhret ve şehvet uğruna kutsalını istismar edip pazarlayan şeytani bir zihniyeti tanıtır. Böylesine bir aşağılık ahlakına; yani riyakârlık ve münafıklığa kayan herkes, hangi din ve kökenden olursa olsun, o aslında Yahudi Kafalıdır. Oysa Kur’an’ın lanetlediği, Beni İsrail’in hepsi değil, onların sadece Yahudi kafalı-Siyonist takımıdır.

“Onların hepsi bir değildir. Kitap Ehlinden (Yahudi ve Hıristiyan kesimlerden) gece vakti kıyama durup, Allah’ın ayetlerini okuyarak secdeye kapananlar vardır. Bunlar, Allah’a ve ahiret hayatına inanır, marufu (iyi, güzel ve doğru olanı) emredip (uygulanmasına çalışır), münkerden (kötü, zararlı ve haksız olandan) sakındırır ve hayırda yarışırlar. İşte bunlar salih (yararlı ve barışçı) olanlardır. (Al-i İmran: 113-114)

“Musa’nın kavminden, Hakk ile hidayete eren (insanları) Hakk’a yönlendiren ve Onunla (Allah’ın kitabıyla) adalet eden (Halkı hidayet ve adaletle yöneten) bir topluluk ve teşkilat da vardı.” (Araf:159)

Ayetleri Beni İsrail’in hepsinin aynı olmadığını, bunlar içinde Salih (barışçı ve hayırlı) kimselerin de bulunduğunu haber buyurmaktadır.

Ancak, Kur’an’ı Kerim ayetlerinden, hadisi şeriflerden ve tarihi belgelerden anlıyoruz ki, Beni İsrail’in salih ve samimi kısmı değil, sapkın ve azgın takımı maalesef baskın çıkmaktadır. İyileri ve istikamet sahipleri ya azınlıktır veya pasif ve etkisiz konumda kalmaktadır. Ve zaten, İsrail Devletinin ve onu destekleyenlerin önemli kısmı Siyonist-Yahudi kafalıdır; ayet ve hadislerde haber verilen acı ve aşağılatıcı akıbeti bin kere hak etmiş durumdadır.

Onları (İsrailoğullarını hile ve hıyanetleri, isyan ve fitneleri sebebiyle) yeryüzünde ayrı ayrı topluluklar halinde paramparça edip dağıttık. (Bunların) kimileri Salih (davranışlarda bulunuyor, ama genellikle) bunların dışında kalanlar aşağılık kimselerdir. Olur ki dönerler (ve tövbe ederler) diye onları iyiliklerle ve kötülüklerle imtihan ettik. (Araf: 168)

Onların ardından yerlerine kitaba mirasçı olan bir takım 'kötü kimseler' geçti. (Bunlar) Şu değersiz olan (dünyan)ın geçici yararını alıyor ve: "İleride bağışlanacağız" diyerek (her türlü zulüm ve ahlaksızlığı yapıyorlardı,) bunun benzeri bir yarar (haram ve haksız bir kazanç fırsatı) gelince onu da alıyorlardı. Kendilerinden Allah'a karşı hakkı söylemekten başka bir şeyi konuşmayacaklarına (din adına yalan uydurmayacaklarına ve halkı aldatmayacaklarına) ilişkin Kitap sözü alınmamış mıydı? Oysa (kitabın) içinde olanı okudular (ama hükümlerine uymadılar. Allah'tan) Korkanlar için ahiret yurdu daha hayırlıdır. Halâ akıl erdirmeyecek misiniz?” (Araf: 169) ayetlerinin haber verdiği şekilde yaptıkları zulüm ve kötülükler nedeniyle Beni İsrail, Filistin’den çıkarılıp dünyanın her tarafına dağıtıldılar. Kötü huylarından ve fesatlıklarından vazgeçmedikleri için sığındıkları ülkelerde horlandılar ve çeşitli hakaretlere uğradılar. Ama büyük İsrail hayalini ve dünyaya hâkimiyet hedefini sürekli yaşatmayı başardılar. Sonunda adaleti ilahi ve kaderin cilvesiyle yeniden İsrail’i kurup hedeflerine kavuştular. Ancak bununla iyice şımarıp azıttıkları için şimdi büyük yıkıma hazırlanmaktalar. Bu gerçekleri ve tarihi gelişmeleri Kur’an’ı Kerim şöyle haber buyurmaktadır.

Biz Kitapta (Levhi Mahfuzda -kader programında-, olacakları önceden bildiğimizden) İsrailoğullarına şu hükmü verdik: “Muhakkak siz yer(yüzün)de iki defa (çok yaygın ve azgın bir fesat) bozgunculuk çıkaracaksınız ve muhakkak büyük bir kibirleniş-yükselişle böbürlenip şımaracaksınız. (Ekonomik, askeri ve siyasi gücü ele geçirecek ve bölgeye hükümran olacaksınız. Ne var ki bununla şımaracak haksızlığa ve ahlaksızlığa başlayacaksınız).” (İsra: 4)

 Nitekim (bunlardan) ilk vaid (birinci azgınlığınızı cezalandırma vakti) geldiği zaman güç ve şiddet sahibi kullarımızı (İslam kaynaklarında Buhdunnasr, batılılarca Nabukadnezar denen komutanı ve ordularını) üzerinize gönderdik de sizi evlerin aralarına kadar girip araştırıp (buldular, yurtlarınızı ve zulüm saltanatlarınızı yıktılar). Bu yerine getirilmesi gereken bir sözdü (ve tarihte aynen gerçekleşmiş bulunmaktaydı.) (İsra: 5)

Sonra onlara karşı size tekrar “güç ve kuvvet sağladık-sağlayacağız”, size mallar ve çocuklarla destek çıktık-çıkacağız, (karşılıksız dolar ve masonik organizasyonlarla Siyonist sömürü saltanatını kuracaksınız) ve topluluk olarak sizi sayıca çok kıldık-kılacağız. (BM ve NATO’yu güdümünüze alıp söz sahibi olacaksınız). (İsra: 6)

“İşte (böyle bir durumda) şayet iyilik (ve adalet) yaparsanız kendi menfaatinize olacaktır. Yok, eğer kötülük (ve zulüm) yaparsanız, o da kendi aleyhinize sonuçlar doğuracaktır. (Ama siz maalesef yine zulüm ve kötülük yoluna sapacak, elinizdeki ve emrinizdeki imkân ve iktidarları Siyonist hayallerinizi ve şeytani niyetinizi gerçekleştirmek için korkunç bir haksızlık ve ahlaksızlık yolunda kullanacaksınız. Dünyayı savaş ve soygun alanına çevirecek ve insanları birbirine kırdıracaksınız.) Arkasından bu sonuncu (sapkınlık ve şımarıklığınızı cezalandırma) zamanı gelince, yine size öyle (Mü’min ve Mücahit kullarımızı göndereceğiz ki) yüzlerinizi kötüleştirsinler (servet ve saltanatınızı yıkıp sizi dize getirsinler, yüzlerinizi yere sürdürsünler) ve ilk kez girdikleri (Buhtunnasr ve Hz. Ömer döneminde Kudüs’ü fethettikleri) gibi tekrar yine Mescid’i (Aksa’ya) girsinler ve ele geçirdikleri (hain ve katilleri ve mel’anet merkezlerini) mahvu perişan etsinler. (Böylece Siyonist saltanatınıza son versinler ve İsrail denen beşeriyet bünyesindeki kanser urunu kesip temizlesinler. Ey Beni İsrail, bu Allah’ın va’di ve tehdididir ki, mutlaka yaşayacaksınız!) (İsra: 7) ayetleri;

a- Hem Yahudilerin dağıldıkları ülkelerden toplanıp yeniden Filistin’e taşınarak yeniden İsrail’i kuracaklarını,

b- Hem, karşılıksız para olan dolar sayesinde dünya ekonomisini ve masonik yapılanmalar, BM ve NATO gibi teşkilatlar sayesinde insanlığı etkileyip yönlendirmeye başlayacaklarını,

c- Hem de, bu fırsat ve imkanları sömürü ve zulüm yolunda kullanıp kudurdukları için yeniden yıkılıp darmadağın olacaklarını açıkça haber vermektedir ve bunlar Kur’an’ın bir mucizesidir.

Rahmetli Erbakan Hocamız’ın 23 Haziran 2007 tarihinde ve yaklaşan genel seçimler öncesinde, Tv-5’te Prof. Hasan Ünal ve Ekrem Kızıltaş’ın sorularını yanıtlarken söylediği: “İsrail uyduruk bahanelerle Lübnan ve Suriye’ye girip bizim sınırımıza kadar dayanacak, Adana İncirlik üssündeki ABD savaş uçaklarını ve füze rampalarını da kullanarak, Arz-ı Mev’ud (İsrail’e vaad edilen kutsal topraklar) arasında saydıkları Türkiye’mizi de işgale kalkışacaktır.” uyarıları, şimdi giderek derinleşen Suriye krizi ve Gazze gerginliği nedeniyle gerçekleşme aşamasındadır.

Yahudilerin Siyonist takımını daha yakından tanımak ve İsrail’in tuzaklarına karşı tedbirli olmak için şu ayetleri dikkatlice okumalıdır:

 “Siz (Ey Müslümanlar, halâ) onların (Yahudi ve Hıristiyanların) size inanacaklarını mı umuyorsunuz? Oysa onlardan bir bölümü, Allah'ın sözünü işittikten, (iyice algılayıp yararına ve doğruluğuna kanaat getirip) akıl erdirdikten sonra, bile bile değiştirip (tahrif ederlerdi). (Bakara: 75)

(Yahudilerden Münafık insanlar) İman edenlerle karşılaştıklarında (biz de) "İman ettik" (sizinle beraberiz) diye (yalan) söylerler; kendi başlarına kaldıkları zaman ise: (Birbirine) "Allah'ın size açtıklarını (açıkladıklarını), Rabbiniz katında size karşı (aleyhinize) bir belge olsun diye mi onlarla hadisleşip (Müslümanlarla konuşuverip gizli kalması gereken gerçekleri) bildirirsiniz, halâ akıllanıp (ikiyüzlü hareket etmeyecek misiniz?) demektedirler." (Bakara: 76)

Andolsun, onları (Yahudileri ve Yahudileşmiş kimseleri) hayata (dünya rahatına ve menfaatine) karşı (diğer) insanlardan ve şirk koşanlardan (bile) daha ihtiraslı bulacaksın. (Onlardan) Her biri, bin yıl yaşatılsın arzusundadır; oysa bunca yaşaması (bile) onu azaptan kurtarmayacaktır. Allah, onların yapmakta olduklarını Görendir (ve kayıt altına almaktadır).” (Bakara: 96)

(Yahudiler) Ne zaman bir ahidde bulundularsa (kiminle anlaşma yaptılarsa), içlerinden bir bölümü onu bozmadı mı? Doğrusu, onların çoğu iman etmez (sapkınlardı). (Bakara: 100)

Kitap Ehlinden olan kâfirler ve müşrikler (ve içimizdeki münafık ve marazlı kişiler), Rabbinizden üzerinize bir hayrın indirilmesini arzu etmezler. (Yararınıza olan girişimleri desteklemezler.) Allah ise, dilediğine rahmetini tahsis eder. Allah büyük fazl sahibidir. (Bakara: 105)

(Yahudiler) Her nerede bulunurlarsa bulunsunlar -Allah'ın ipine ve insanların ipine (ahdine) sığınanlar başka- onlara zillet (zorluk ve horluk damgası) vurulanlardır. Onlar, Allah'tan (hak ettikleri) bir gazaba uğramışlardır da üzerlerine aşağılanma (damgası) basılmıştır. Bu, Allah'ın ayetlerini inkâr etmeleri ve peygamberleri haksız yere öldürmeleri nedeniyledir. (Yine) Bu, isyan etmeleri ve haddi aşmaları dolayısıyladır. (Al-i İmran: 112)

(Ey Mü’minler) Sizler, işte böylesiniz; (halâ) onları seversiniz, oysa onlar sizi sevmezler (üstelik düşmandırlar). Siz Kitabın tümüne inanırsınız, onlar (Yahudi uşağı münafıklar ise) sizinle karşılaştıklarında "inandık" derler, (ama Kur’an’ın şeriat hükümlerine inkâr ve itiraz ederler) kendi başlarına kaldıklarında ise, size olan kin ve öfkelerinden dolayı parmak uçlarını ısırırlar. De ki: "Kin ve öfkenizle geberin!" Şüphesiz Allah, sinelerin özünde saklı duranı Bilendir. (Al-i İmran: 119)

Allah'ı ve elçilerini (Ayet ve hadislerin hükümlerini gereksiz ve geçersiz sayıp) inkâr eden, (Kur’an yeterlidir, hadise lüzum yoktur iddiasıyla) Allah ile elçilerinin arasını ayırmak isteyen, "Bazısına inanırız, bazısını tanımayız" diyen ve bu ikisi arasında bir yol tutturmak isteyenler. (Allah’ın ve Müslümanların düşmanı, Siyonist şeytanların uşağıdır.) (Nisa: 150)

İşte bunlar, gerçekten kâfir olanlardır. Kâfirlere ise aşağılatıcı bir azap hazırlamışızdır. (Nisa:151)

(Yahudileri) Ondan nehyedildikleri halde faiz almaları ve insanların mallarını haksız yere yemek (ve gasp etmek üzere sömürü ve soygun düzeni kurmaları) nedeniyle (öyle yaptık ve lanete uğrattık). Onlardan kâfir olanlara pek acıklı bir azap hazırlamışızdır. (Nisa: 161)

Ey Elçi (ve Allah yolunun öncüleri! Haklı ve hayırlı bir davaya) kalpleri inanmadığı halde, ağızlarıyla “inandık” deyip (istismar eden münafık kimselerle), Yahudilerden küfür içinde çaba gösteren (Siyonistler) Seni üzmesin… Onlar (hem kendileri şeytani kesimlerin) yalanına kulak asanlar, (hem de açıkça) gelip (içinize giremeyen malum ve melun bir) kavim adına, kulak tutan (sizden haber toplayıp onlara ulaştıran) kimselerdir. Onlar, kelime (ve kavramları, temel esas ve kuralları) yerlerine konulduktan (ve sağlam bir düzene bağlandıktan sonra) onları saptırmaya ve çarpıtmaya uğraşırlar ve (çevrelerine): “Size şu (makam ve menfaatler) verilirse onu alın, o (ruhsat ve fırsatlar) verilmezse ayrılıp uzaklaşın” (diyen hainlerdir). Allah (niyeti ve tiyneti bozuk) kimlerin fitneye düşmesini isterse, artık Sen onun için Allah’tan hiçbir şeye malik olamazsın (düzeltemezsin). İşte onlar, Allah'ın kalplerini temizleyip arıtmak istemedikleridir. Dünyada onlar için bir aşağılanma, ahirette ise onlar için büyük bir azap (gereklidir). (Maide: 41)

(Bu münafık insanların) Çoğunluğu günah işlemek, (İslami harekete) düşmanlık etmek ve (faiz ve rüşvet gibi) haram yemek hususunda adeta yarış etmektedirler. Yaptıkları ne kadar kötü ve çirkindir.(Maide: 62)

(Maneviyat ehli geçinen ve Rabbaniyyun denilen) Din adamlarıyla, ilim erbabı bilinen (ve Ahbar denilen) bazı insanlar da (maalesef makam ve menfaat hatırına) bunların yalan yanlış sözlerine ve açıkça haram yemelerine (göz yumup fetva vermektedirler.) Oysa bunlara mani olmaları gerekmez miydi? (Bütün bilginlerinin ve maneviyat önderlerinin (şeyhlerinin ve ağabeylerinin bu münafıklarla menfaat ortaklıkları yüzünden) susmaları ne kötü bir şeydi!) Bu süslü amelleri ne çirkindi! (Maide: 63)

Andolsun, insanlar içinde, mü'minlere en şiddetli (ve tehlikeli) düşman olarak Yahudileri ve müşrikleri (ve Protestan, Evanjelik gibi Siyonistleşmiş Hıristiyan kesimleri ve sözde Müslüman geçinen işbirlikçileri) bulursun. Onlardan, iman edenlere sevgi bakımından en yakın olarak da: "Biz Nasarayız (Hakka ve hayra yardımcılarız)" diyenleri bulursun. Bu, onlardan (birtakım iyi niyetli ve istikamet ehli) papaz ve rahiplerin olması ve onların gerçekte büyüklük taslamamaları (Kur’an’a ve İslam’a saygılı davranmaları) nedeniyledir. (Maide: 82)

Onlar, kendisinden nehyolundukları ‘şeyi yapmada ısrar edip başkaldırınca’ onlara: “Aşağılık maymunlar olunuz” dedik. (Onları taklitçi ve batı takipçisi kimseler haline getirdik.)”

“İşte o zaman Rabbin onlara en kötü azabı yapacak kimse(leri) kıyamet gününe kadar üzerlerine mutlaka göndereceğini de bildirdi. (Bu yüzden Yahudiler fitne ve hile ile her azdıklarında onları rezil ve zelil edecek kimseler geldi.) Şüphesiz, Rabbin (ceza ile) sonuçlandırması pek çabuk olandır ve gerçekten O, Bağışlayandır, Esirgeyendir.”

“Onları (İsrailoğullarını hile ve hıyanetleri, isyan ve fitneleri sebebiyle) yeryüzünde ayrı ayrı topluluklar halinde paramparça edip dağıttık. (Bunların) kimileri Salih (davranışlarda bulunuyor, ama genellikle) bunların dışında kalanlar aşağılık kimselerdir. Olur ki dönerler (ve tövbe ederler) diye onları iyiliklerle ve kötülüklerle imtihan ettik.” (Araf: 166-167-168)

Samimi Yahudiler Siyonizm’e karşıdır

Hz. Musa’ya inen Tevrat'ın bazı bölümlerini tahrif eden (bozan) ve kendi elleriyle yazdıkları yalan-yanlış şeyleri "Bu, Allah kelamıdır" diye insanları aldatan ve bütün bunları dünyalık makam ve menfaat karşılığı yapan[1] bazı sapık Yahudilerin, New Age gibi Hristiyan tarikatlarını da yanlarına alarak "bütün dünyaya hâkim olma ve İsrail imparatorluğunu kurma" hevesine ve siyasetine SİYONİZM denilmektedir.

Ancak, yeryüzündeki Yahudilerin hepsi Siyonist değildir. İnsaf ve itidal ehli Yahudilerin de bulunduğu ve bunların Siyonist düşünceye karşı olduğu da bir gerçektir. Öyle ise Yahudileri ikiye ayırmamız gerekmektedir.

1- Siyonist Yahudiler,

2- Samimi Yahudiler.

1- Siyonist Yahudiler, kendilerini dünyanın hakimi ve efendisi kabul ederler. Başka bütün milletlerin kendilerine köle olmak üzere yaratıldığını düşünürler. Siyonist Haham Cohen'in hazırladığı Talmud adlı kitapta şöyle denilmektedir. "Dünya insanları ikiye ayrılır: 1-İsrailoğulları, 2- Diğerleri. İsrail seçkin bir millettir ve bu tabii gerçektir"[2]

Bir başka Siyonist Prof. Andre Neher ise şunları söylemektedir: "İsrail, ilahi adaletin yeryüzündeki en büyük tecellisidir ve insanlık tarihinin en kutsal meyvesidir. Çünkü İsrail, dünyanın ekseni, merkezi ve kalbidir."[3]

2- Samimi Yahudilere gelince: Bunlar bulundukları ülkenin halklarıyla karışık ve barışık yaşamayı amaçlayan ve Siyonist düşünceyi tehlikeli sayan ve karşı çıkan kimselerdir. Bunlar dindar ama dengeli Yahudilerdir. Kur'an'ın işaret ettiği:

“Kalpleri Allah'a karşı saygı ile ürperen ve Allah'a dönüp hesap vereceklerini düşünen" kimselerdir.[4]

"Allah'a ve ahiret gününe iman eden ve salih amel işleyenlerdir."[5]

"Tevrat'ı tahrif etmeksizin ve hakkını gözeterek okuyan ve hükmünü uygulayan kimselerdir.[6]

Evet, "Onların hepsi bir değildir. Kitap Ehlinden (Yahudi ve Hıristiyan kesimlerden) gece vakti kıyama durup, Allah’ın ayetlerini okuyarak secdeye kapananlar vardır. Bunlar, Allah’a ve ahiret hayatına inanır, marufu (iyi, güzel ve doğru olanı) emredip (uygulanmasına çalışır), münkerden (kötü, zararlı ve haksız olandan) sakındırır ve hayırda yarışırlar. İşte bunlar salih (yararlı ve barışçı) olanlardır.[7] Ayrıca, "Musa’nın kavminden, Hakk ile hidayete eren (insanları) Hakk’a yönlendiren ve Onunla (Allah’ın kitabıyla) adalet eden (Halkı hidayet ve adaletle yöneten) bir topluluk ve teşkilat da vardı."[18]

İşte bu ılımlı ve olumlu Yahudiler, sapık ve saldırgan Siyonistlere karşıdırlar. Tabiatıyla Siyonist Yahudiler de bu samimi Yahudilere düşman gözüyle bakmakta ve kendileri için bir engel saymaktadırlar.

Türkiye’de asırlardır huzur içinde yaşayan, “dönme” ve “sabetayist” olarak tanınan iyi niyetli ve emniyetli Yahudilerle de bir hesabımız yoktur, bunlara karşı peşin önyargılı ve hasım tavrımız olmayacaktır, çünkü bu yanlıştır ve haksızlıktır. “Sabetaycı yapılanmaya karşı bilinçli alışveriş insiyatifi başkanı” olan ve dönme olduğunu saklamayan, Mehmet Emre Güreli’nin de ifade ettiği üzere, Ahmet Emin Yalman, Haldun Simavi, Abdi İpekçi, Zekeriya Sertel (İstanbul Üniversitesi rektör yardımcısı Nur Sertel’in babası) gibi, Atatürk’ü dilinden düşürmeyen ama, Türkiye ve Müslüman Türklere hıyanet eden dönmeler… Prof. Yalçın Küçük’ün tespitiyle, malesef “Türkiye’yi İsrail’in rezerv devleti ve arka bahçesi gören” sabetayistler ve “Türkiye’yi sömüren ve ezilen halkın sırtından saltanat süren elitist Yahudiler” bulunduğu gibi, ülkemizi vatanları bilen, Türkiye’nin ve Türklerin iyiliğini isteyen dönmeler de elbette vardır ve bunlara karşı erdemli ve adaletli davranmalıdır.

Asıl amaçları Filistin’de bir İsrail devleti kurup dünya hâkimiyetini resmileştirmek olan Siyonist liderlerden Ben Gourion1938’de şöyle diyordu:

"Avrupa’daki ve özellikle Almanya’daki Yahudileri, şayet İngiltere’ye taşırsam hepsini kurtaracağımı, ama İsrail’e taşırsam yarısını kurtaracağımı bilsem, ben ikinci tercihi seçerim. Çünkü bizim için asıl önemli olan Yahudilerin hayatını kurtarmak değil, İsrail Devletini kurmaktır."[9]

Diğer bir Siyonist Tom Segev ise şunları söylüyordu:

"Siyonist düşüncede olan 10 bin Yahudi, bizim için yürüyen cenazelerden farksız olan ve sadece kuru bir yük sayılan bir milyon asimilasyoncu Yahudi’den önemlidir"

Dahası İsrail’e göç etmek istemeyen ve Siyonist anarşistlere destek vermeyen Yahudileri korkutmak ve İsrail’e göçe zorlamak için Siyonist Liderlerin Hitlerle ve Nazilerle anlaştığı bilinmektedir. Hatta İsrail başbakanı İzak Rabin'i öldüren Yigal Amir adlı genç ne bir deli, ne de bir serseri değildir. O bir haham çocuğudur ve Siyonist eğitimin sadık bir öğrencisidir. Kendisi Telaviv Hahamlık üniversitesinin seçme bir talebesi ve Golan işgalinin gözü kara bir askeridir. Ve işte Yigal Amir, İzak Rabin’i güya Filistinlilerle anlaşıp Siyonizm idealine ihanet ettiği gerekçesiyle öldürdüğünü söylemiştir.[10]

İşte böylesi batıl ve barbar Siyonizm safsatasına karşı çıkan eski ABD Yahudi Birliği başkanı Haham Elmer Berger, şu gerçekleri dile getirmektedir:

"Ey Yakup ailesinin Liderleri ve İsrail evinin yöneticileri! Beni dinleyiniz! Sizler iyilikten nefret ediyor ve kötülüğü seviyorsunuz. Siyon'u kanla ve Kudüs'ü cinayetle kuruyorsunuz. Ama unutmayınız bu zulüm ve sapıklığınızdan dolayı, sonunda Siyon bir tarla gibi sürülecek ve Kudüs bir moloz yığını haline gelecek ve mabedin dağı putçuluğun merkezine dönüşecektir."[11]

Siyonizm’i çok iyi tanıyan ve yazdığı kitap Fransa'da yasaklanan Müslüman Prof. Roger Rodi Garaudi ise şu gerçekleri ifade etmektedir: "Tevrat’ta anlatılan Nil ile Fırat arası topraklar kutsal bir İsrail Devleti için vaad edilmiş vatan olmayıp sadece o devirdeki Peygamberlerin ümmeti için bir geçim ve yerleşim bölgesi olarak gösterilmiştir. Yoksa ne dini ne de hukuki açıdan Siyonist Yahudiler için, Allah tarafından imzalanmış bir bağış belgesi mevcut değildir."[12]

5 Eylül 1921'deki 12’nci Siyonist kongreye hitabeden Buber ise şöyle seslenmektedir:

"Gerçek Yahudiler ırktan önce, dini ve ahlaki bir ahlaka sahiptirler. Yahudiler bir iman ve maneviyat cemaatinin üyeleridir. Ama Siyonist düşünce, ırkçılığı putlaştırmış ve Yahudiliği aslı hüviyetinden uzaklaştırmış gözükmektedir."[13] Ve yine 1987 yılında Amerika'daki Montreal’de yapılan bir konferansta konuşan Haham İzak Meyer Wies'e şunları söylemektedir:

"Bizler bir Yahudi devletinin kurulmasına ilişkin her türlü girişimi temelinden reddediyoruz. Böylesi girişimler Yahudi Peygamberlerinin öğretisinden sapmaktan başka bir şey değildir. Zira gerçek Yahudiliğin hedefi siyasi ve milli olmayıp, tam aksine manevi ve ahlakidir."

Ayrıca Almanya Hahamları Birliği, Fransa evrensel İsrail ittifakı, Avusturya İsrail gönüllüleri ve Londra Yahudi Birlikleri gibi, pek çok Yahudi kuruluşu siyasi ve sömürgeci Siyonizm’i tasvip etmemiştir. Zira Siyonizm, zan ve iddia edildiği gibi dini temellere ve insani hedeflere sahip bir hareket değil, zorla sindirme ve sömürme esasına dayanan, çok katı ve kötü bir ırkçılık düşüncesidir. Yani Siyonist Yahudiler dini değerlerini, vahşi ideolojilerine sadece alet etmektedir.

Öyle ise Siyonizm’i 3 başlık halinde özetlemek mümkün görülmektedir.

a) Siyonizm dini, ahlaki ve hukuki bir dava olmayıp sinsi, siyasi ve şeytani bir doktrindir. Dini siyasete alet etmektedir.

b) Yahudilikten değil, Kabbalistlerden ve Avrupa’daki milliyetçi hareketlerden kaynaklanmış, koyu ırkçı ve faşist bir düşüncedir.

c) Başka milletleri sindirmek ve sömürmek hedefine yönelik vahşi ve acımasız bir harekettir.

Ülkemizdeki PKK hareketi ve bölgemizdeki İŞİD tehlikesi de Siyonizm’in bir alt kümesi ve küçük bir örneğidir. PKK ile Siyonizm’in benzerliklerine, düşünce ve eylem paralelliklerine dikkat çekmekte yarar vardır.

1- Hem Siyonizm hem PKK, her ikisinin de amacı, insani değil siyasidir. Rahmani değil şeytanidir. Siyonistler için amaç Yahudileri kurtarmak ve korumak değil, hedefleri sömürgeci İsrail’i kurmaktır. PKK için de asıl hedef, mazlum Kürtleri kurtarmak ve huzura kavuşturmak değil, büyük İsrail'in altyapısını oluşturacak bir Kürdistan'ı kurmaktır.

2- Her ikisi de ırkçı bir temele dayanır. Siyonistler Yahudilerin üstün ve seçilmiş ırk olduğunun saplantısındadır, PKK ise Kürtlerin mağdur ve mazlum olmalarını istismar konusu yapmaktadır.

3- PKK ve Siyonizm her ikisi de asimilasyona şiddetle karşıdırlar. Yani Siyonistler Yahudilerin başka ülke halklarıyla karışmasına, PKK da Kürtlerin diğer Müslümanlarla karışmasına asla razı olmamaktadır.

4- Her ikisi de hedeflerine varmada terörü mubah saymaktadır. Ve hatta bu maksatla Siyonistler gerekirse Yahudileri, PKK ise Kürtleri öldürmekten bile sakınmamaktadır. Örneğin, Hitler’in tehdidiyle Almanya'dan ayrılıp İsrail'e gitmek yerine, İngiltere'nin elindeki Maurice adasına yerleşmek üzere Patria adlı yük gemisiyle yola çıkan ve İsrail’in Hayfa limanına uğrayan yolcu vapurunu, içindeki 252 Yahudi’yle birlikte havaya uçuran "Naganah" adlı Siyonist terör örgütüydü. Yine bunun gibi PKK terör örgütü de, sözde Kürtlerin kurtuluşu adına devamlı masum ve mazlum Kürtleri katletmekten sakınmamıştır.

5- Aklıselim sahibi Yahudiler Siyonizm’e karşı olduğu gibi, büyük çoğunluğu saf ve sadık Müslüman olan Kürtler de PKK'ya karşıdırlar.

6- Hem Siyonistler hem de PKK, dini değerleri sinsi ve siyasi emelleri için istismar ve suiistimale kalkışmaktadır. Ve PKK'yı da, -eski liderlerinden birisi de öldürülen Ermeni Sulhaddin Ürük olan- Hizbullah’ı da, Siyonist merkezler destekleyip kışkırtmaktadır.

Özetle: Her din ve düşünceden ve her kavimden herkesle olduğu gibi, Siyonist amaçlar taşımayan Yahudi vatandaşlarımızla da birlikte ve barış içinde yaşamaya, aynı dünyayı ve aynı ülkeyi paylaşmaya elbette razıyız ve hazırız. Ama İslam’ın olduğu kadar, insanlığın da düşmanı ve baş belası olan Siyonist ve emperyalist düşünceye karşı ise birlikte savaşmalıyız. Bu konuda 2001 yılı yaz aylarında Güney Afrika’da yapılan Irkçılıkla mücadele Konferansında kol kola yürüyen Müslüman ve Yahudi bilginlerini örnek almalıyız. Ve yine Rus kökenli Yahudi entelektüel Israel Shamir’in, İstanbul Belediyesi Kültür Daire Başkanlığınca düzenlenen Avrasya Konferansları dizisi için davet edildiği ve 19-24 Şubat 2003’te geldiği toplantılarda “Irak savaşının perde arkası ve AKP iktidarının tavrı” konusunda söylediklerine kulak asmalıyız:

“(Büyük İsrail’i kurma hesabına, daha önce Osmanlı Devleti’ni yıkan güçler) Şimdi (önce) Irak yok edilip yıkılsın… Ardından Suudi Arabistan, Suriye ve tüm Osmanlı toprağı ve Pakistan’dan Afrika’ya tüm (Müslüman) komşuları parçalansın ve buralar İsrail’in özel hâkimiyet bölgesi yapılsın ve üstelik güvenliği de Türklerce sağlansın (istiyor). Bu planlar yıllar önce General Sharon tarafından hazırlandı. 1996’da ise Siyonist Richard Perle ve Douglas Feith tarafından ayarlandı, şimdi Wolfowitz ve şakirtlerince savunuluyor… Ki bunlar ABD dış politikasını yürüten kişilerden oluşuyor... Bunlar Kudüs’ün, El-Aksa caminin alınmasını ve yıkılmasını istiyorlar... Ve maalesef bunları, Türkiye’nin “İslamcı (!)” hükümeti (AKP’)nin göz yumması ve destek çıkması ile yapıyorlar... Sizin için üzgünüm dostlar... Çünkü siz, bir zamanlar, Ortadoğu’nun (İslam Dünyasının ve farklı kültürden üç kıtanın) çobanları idiniz!.. Ama şimdi kuduz kurtlara yardım ediyorsunuz!.. Siz insanların hükümdarı, mazlumların hamisi iken, şimdi Mammon’un (para putunun ve Siyonist şeytanın) hizmetkârı oldunuz!.. Siz İslam’ın koruyucusu idiniz, şimdi Mescidi Aksanın yıkılışını seyrediyorsunuz!....... İsrail Siyonizm’i bu savaşı, Mukaddes’e (Allah’ın dinine ve değerlerine) karşı veriyor. Bütün insanlığı kendisine kul-köle yapmak istiyor. Artık gözünüzü açın... Bu savaş (şeytani ve Rahmani), manevi güçlerin savaşıdır... Ve Türkiye doğru tarafta yer almalıdır.”[14]

Biz bu Meali Kerimi hazırlarken, TEVHİD akidesini sağlamlaştırmaya ve her çeşit ŞİRK’ten sakındırmaya, böylece nurlu ve onurlu bir iman huzuru kazandırmaya gayret etmek yanında, Kur’an’ın bugüne kadar gizli kalmış veya eksik anlaşılmış mana ve mesajlarını da dile getirdik.

Şirk; Arapçada “ortaklık” anlamına gelir. Kur’an’da ise şirk, herhangi bir şeyi, herhangi bir kimseyi ve herhangi bir ideolojiyi, önemseme, değer verme, üstün görme ve tercih etme bakımından Allah’la eşit veya ileri bir düzeyde görmek ve bu çarpık bakış açısıyla hareket etmek anlamında geçmektedir.

Şirk; Kur’an meallerinde Allah’a “eş ve ortak koşmak” olarak tercüme edilip geçiştirilmiştir. Oysa Kur’an’da Allah’a şirk koşmak, “Allah’tan başka ilah edinmek”, “Allah’tan başkasına kulluk etmek” şeklinde izah edilmiştir. Yani gerçek manada şirk; inanç esasları, düşünce yapısı, ahlak anlayışı, yaşam tarzı ve değer yargıları bakımından Allah’ın Kur’an’da bildirdiği ve Resulüllah’ın bize öğrettiği iman ve fıtrat kurallarından ve mutlak doğrulardan farklı kıstaslar edinmek ve hayatını bu kıstaslara göre düzenlemektir. Böyle bir kişi bu kıstasları koyanları Allah’a şirk koşuyor demektir. Bu kıstasları koyan; kendisi, babası, dedesi, ataları, içinde yaşadığı toplum, çeşitli felsefe ve ideolojilerin kurucuları ve uygulayıcıları vs. olabilir. Bu geniş tanımıyla Hak Dinin, yani İslam’ın çizdiği yoldan farklı ve aykırı bir yolu benimseyen kimse şirkin içine girmiş demektir. Bu kişi kendisini mü’min, müstakim, muttaki olarak tanımlayabilir. Hatta en sağlam Müslüman olduğunu bile söyleyebilir. İslam’ın bazı şartlarını yerine getiriyor da olabilir. Fakat tek bir noktada bile Kur’an’a muhalif bir anlayışı, yaklaşımı, değer yargısı varsa, o kişi müşrik olma tehlikesi içindedir. Çünkü Allah’tan başka kural koyucu(lar) edinmiştir.

Şirkin mantığı içinde Allah’ın mutlak bir inkârı söz konusu değildir. Hatta müşriklerin büyük bir bölümü kendilerinin müşrik olduklarını bile kabul etmemektedir. Vicdanlarını örttükleri, kendilerini ve çevrelerini kandırmaya yöneldikleri için ahirette bile şirklerini inkâr edeceklerdir. Onların durumları Kur’an’da şöyle bildirilir:

  “Onların tümünü toplayıp (hesaba çekeceğimiz) gün; ardından şirk koşanlara diyeceğiz ki: "Hani, nerede (Allah'ın dışında manevi bir güç ve yetki sahibi) sanıp da ortak koştuklarınız?" (Bundan) Sonra onların: 'Rabbimiz olan Allah'a andolsun ki, biz müşriklerden değildik' (zalim güçleri oyalamak ve onlara yaranmak için böyle hareket ettik) demelerinden başka bir fitneleri (kurtuluş bahaneleri) olmadı (kalmadı). Bak, (şu müşrikler ve münafıklar) kendilerine karşı (vicdanlarına aykırı olarak) nasıl yalan uydurmuşlardı ve düzmekte oldukları (safsataları)da (şimdi) kendilerinden kaybolup-uzaklaştı.” (Enam Suresi, 22-24)

Allah’a ortak koşan birisinin, mutlaka ortak koştuğu şeyler için, “Bunu da bir İlah tanıyorum”, “Ben bunu Allah’tan başka bir ilah ediniyorum, buna da tapıyorum” demesi veya bu şeklide düşünmesi de gerekmemektedir. Şirk her şeyden önce kalpte filizlenir, daha sonra düşünce ve hareketlere yansıyıp hayata yön verir. Kur’an’dan anladığımıza göre; herhangi bir kişinin şirke girmesinin temelinde; Allah’tan başka herhangi bir şeyi veya kişiyi Allah’a tercih etmesi, bunları Allah’ın emirlerinden daha önemli ve öncelikli görmesi sezilmektedir. Örneğin bir kimsenin veya halk kesimlerinin hoşnutluğunu Allah’ın hoşnutluğuna tercih etmek veya bazı kişilerden ve güçlerden Allah’tan korkar gibi hatta daha fazla korkuvermek, ya da bir kimseyi Allah’ı sever gibi sevmek; o kimseyi Allah’a ortak görmek ve onu Allah’ın yanı sıra ayrı bir ilah edinmek demektir. Hazırladığımız Meali Kerimde en çok buna dikkat çekilmiştir, ayeti kerimeler; ilgili başka sarih ayetlerin ve sahih hadislerin ifade ve işaretleri temelinde aklıselimin ve müspet ilmin verileri istikametinde izah edilmek istenmiştir.

Sonuç olarak: Hakkımızdaki dayanaksız iddiaları asla kabul etmiyoruz; bu gibi alakasız ithamlar ve asılsız kuşkularla, yarım asırlık bir araştırma ve çabanın neticesinde ortaya çıkarılmış böylesine orijinal bir ilmi ve fikri yapıtın töhmet altına alınması, düşünce özgürlüğüne de, bilimsel güvenceye de aykırıdır. Şahısların ve iktidarların değil, genel doğruların ve temel hukuk kurallarının ve elbette Milli çıkarlarımızın ve manevi duyarlılıklarımızın esas alındığı yüce yargımızın, adalete ve hakkaniyete yakışır bir kararla bizi bu töhmetlerden kurtarmasını beklemek hakkımızdır…

Sn. İddia makamı; halkı kin ve düşmanlığa tahrikten dava açılmış ise de, hazırladığı iddianamede, kamu güvenliği açısından AÇIK ve YAKIN tehlikenin ne olduğunu dahi ortaya koyamamış olup; isnat edilen suçun maddi ve manevi unsurları kesinlikle oluşmamıştır. Kaldı ki biz Mealimizdeki Yahudi ve Hıristiyan Dinine mensup insanların ve özellikle kendi vatandaşlarımızın, tamamının töhmet altında kalmasını önlemek amacıyla onların sadece Milletimizin, İslam Ümmeti ve İnsanlık Âlemi hakkında tuzaklar kuran ve fesat çıkaran “Siyonist ve Emperyalist” takımına dikkat çekerek; iddianın tam aksine, kin ve düşmanlığı törpülemeye, barış ve bereket ortamını tesis etmeye çabaladığımız okuyan herkes tarafından hemen anlaşılacaktır. Bu nedenlerle beraatime karar verilmesini arz ve talep ederim…

                                   

Ek: 1 Adet düzeltilmiş “Yüce Kur’an’ın Manası ve Mesajı” Kitabı

                                                                                    Abdullah Akgül

                                                                               Ezher Üni. Usuliddin Fak.

                                                                                             Tefsir Bölümü Mezunu

 


[1] Bakara: 79

[2] Bak: Telmud_Paris: 1986 Sh. 104

[3] Peygamberliğin özü, Levy- 1972 Sh. 311

[4] Bakara: 46

[5] Bakara: 62

[6] Bakara: 121

[7] Ali –İmran: 113-114

[8] Araf: 159

[9] YivonGeibner, Kudüs C. 12, Sh. 199 - RogerGaraudy İsrail ve Terör Sh. 69

[10] Le monte Gazetesinden alıntı, 8 Kasım 1995

[11] Hollanda Le iden üniversitesinde, 20 Mart 1968 de verdiği bir konferanstan

[12] İsrail –Mit’ler ve Terör, İst. 1996 Sh. 36-37

[13] Martin Buber – İsrail andthe World-New York, 1948 Sh. 263

[14] Türkiye ve Dünyada YARIN dergisi. Mart.2003. Sh.5

Abdullah AKGÜL -

Karşılaştırmalı İslam ve Batı Hukuku araştırmacısı.

El-Ezher Üniversitesi Usuliddin Fakültesi Mezunu.

Sakarya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Mezunu

Devami
Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız Heyecan

Bu yazarin diger makaleleri

  Bu yazı beş yıl önce yazıldı, güncelliğini hâlâ korumaktaydı: Mısır Kahire’de...
Devami
Milli Eğitim bir milletin gençliğini ve geleceğini hazırlayan en önemli...
Devami
Bediüzzaman’ın Ordu tarafgirliği Bediüzzaman Hazretleri, bazı icraatları yüzünden Atatürk’e itiraz ettiğini...
Devami
Atatürk'ün 1922 senesinde, Büyük Millet Meclisinde, Saltanatı Milliye'nin tahakkukuna (yani...
Devami
Gazetecilerle özel sohbet sırasında, açık kalan mikrofonlara yansıyan HASPA (Halkın...
Devami
  İSLAM’DA MEHDİ VE MESİH KAVRAMLARI ve Bu Umut ve Heyecan Kaynaklarını Kurutma...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 724

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

SON YORUMLAR