ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün93
mod_vvisit_counterDün1785
mod_vvisit_counterBu Hafta6679
mod_vvisit_counterGeçen hafta16665
mod_vvisit_counterBu Ay10608
mod_vvisit_counterGeçen Ay67493
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar19018838

IP'niz: 44.192.94.86
Bugün: 07 Tem 2022

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 13043139

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

mesajmetod150x
istsoz 150x
AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X

ADIL DUZEN 150x

erbakan devrimi 15b 160
bizim ataturk 17b 160
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam
Reklam

ERBAKAN BÖYLE ANILMAKTAYDI ACABA; ERDOĞAN NASIL HATIRLANACAKTI?

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 2
ZayıfMükemmel 

 

ERBAKAN BÖYLE ANILMAKTAYDI

ACABA;

ERDOĞAN NASIL HATIRLANACAKTI?

          

Yüksek ilim ve irfan ehli zatların Erbakan Hocamızla İlgili İltifatları.

Yahyalılı Hacı Hasan Efendi Hz.leri:

-“Biz Erbakan Hoca’yı gözümüzden bile sakınıyoruz. Onu ümmetin ümidi ve mazlumların can simidi sayıyoruz…”

Mahmut Ustaosmanoğlu Efendi Hz.leri:

-“Erbakan Hoca büyük bir Allah dostudur. Ona düşmanlık şeytana arkadaşlıktır!..”

Bayburtlu Dede Paşa Hazretleri:

-“Erbakan Hoca manevi olarak vazifelidir. Onun davetine icabet bir vecibedir!..”

İhsan Tamgüney (Sultan Baba) Efendi Hazretleri:

-“Erbakan Hoca’nın etrafında üç kişi bile kalsa, biri mutlaka siz olmaya çalışın!”

Tunuslu İslam âlimi Gannuşi diyor ki:

-“Erbakan benim de hocalarımdan biriydi. Ondan çok şey öğrendim. O hayata ve cihada bakış açımı değiştirdi!..”

Hamas Lideri Halid Meşal:

-“Bize göre Erbakan, çağımızın Abdülhamid’idir. Siyonizm’i en iyi bilen ve kurtuluş çarelerini gösteren liderdir!..”

Katar’dan Yusuf El Kardavi:

-“Erbakan hayatı boyunca Müslümanlara önderlik etmiş, İslam ümmetinin dirilişine büyük hizmetler vermiş ender bir şahsiyettir!..”

Mısırlı İhvan-ı Müslimin liderlerinden Mehdi Akif:

-“Ben Onu takvasıyla, ilmiyle, fikir ve projeleri ile tanıdım. Kendisi Allah’ın bu asra gönderdiği bir müceddiddir. Sadece siyasi değil, ilmi ve fikri bir mürşittir…”

Mustafa Tahhan:

-“Erbakan Hoca başlı başına bir ekoldü. O bu ekolü bütün dünyaya yaymış ve haklı bir saygınlık kazanmış olan seçkin bir insandı.”

(Elazığ) Palulu Hacı Haydar Baba Hz.lerinin son uyarısı!

Üstadımız Ahmet Akgül anlatmıştı:

Hastalığının giderek ağırlaştığını öğrenince, belki de son görüşmemiz olabilir düşüncesiyle, Muhterem mürşidimiz Haydar Baba Hz.lerinin ziyaretine vardık. Biraz toparlanmış ve yataktan çıkmıştı. Yanan sobanın yanına iki sandalye koydurmuşlardı. Birine bizi oturtmuş, diğerine kendileri buyurmuşlardı. Hayatımda ilk defa sandalyede oturduklarına şahit olmaktaydım. Kendilerini hep kıbleye karşı ve diz çöker vaziyette, huzur ve edep içerisinde hatırlamaktayım. Söze şöyle başladı:

“Oğlum belki de bu son görüşmemiz olacaktır. Sana üç tavsiyem ve vasiyetim vardır:

• İleride herkes kopup ayrılsa ve tek başına kalsa da, sen yine Erbakan Hocandan ve Parti teşkilatından ayrılmayasın… Zira Erbakan’ın ve davasının ne olduğunu bu dünyada iken anlayan ve anlatan çok azdır. Yarın mahşer meydanında bu hakikat zahir olunca, herkes şaşkınlık içinde kalacaktır!..”

Buyurmuşlar ve açıklanması münasip olmayan iki önemli tavsiye ve müjdede daha bulunmuşlardı.

Erbakan Hoca’nın İran Gezisinde Bir Üniversite Rektörünü İkazı ve İrşadı!

Aziz Hocamızın rahatsızlığı ilerlemişti. Yoğun ilaç aldığı bir dönemdi. İran ziyaretine gitmekle ilgili en son şunu söylemişti: "Müslümanlara bir katkımız olacaksa gerekirse sürünerek gideriz ama yine de gideriz!" Son yurt dışı seyahatiydi. Planlanandan da uzun sürmüş, yaklaşık bir hafta diye düşünülse de on beş günü geçmişti. İran'ın Cumhurbaşkanı Ahmedinejad idi. Hatta Ahmedinejad o sırada Japonya gezisindeydi. Oradan İsviçre'ye geçecekti. Sırf Erbakan Hoca ile görüşebilmek için Japonya'dan Tahran'a dönmüşler, Erbakan ile iki üç saat görüştükten sonra ve tekrar İsviçre'ye gitmişlerdi.

Erbakan Hoca, İran ve Türkiye ilişkilerini İslam dünyasının geleceği açısından çok önemsiyordu. Hem iki devletin kadim geçmişi hem de İslam coğrafyasındaki Şii-Sünni dengesi bunu zorunlu kılıyordu. Çok önemli görüşmeler yaptı Hoca o zaman, eski Cumhurbaşkanları Rafsancani, Hatemi gibi isimlerle de bir araya geldi. Müslümanların güçlerini birleştirmesinin önemini anlatıyordu. İslam dünyasının üzerinde oynanan oyunlardan bahsediyor ve bu oyunları boşa çıkarmanın ancak İslam Birliği ile mümkün olacağını vurguluyordu. Ama yeri geldiğinde lafını da esirgemiyordu. Mesela hiç unutmam Tahran’da bir üniversitedeydik. Erbakan Hoca orada; “Siz bir ihtilal yaptınız, ama iki şeyi başaramadınız!” dedi.

“Nedir?” diye sordular. Erbakan Hoca; “Birincisi faizsiz bir sistem geliştirip yürütemediniz, ikincisi eğitimi düzeltemediniz!” dedi. Rektör buna itiraz etti; “Biz devrimden sonra her iki alanda da çok büyük değişimler yaptık Sayın Erbakan!” diye karşılık verdi. Erbakan Hoca bunu duyunca: “Peki Ben size tek bir soru soracağım, üniversitenizde sosyoloji okutuyor musunuz?” “Evet, tabi ki!” dedi Rektör.

“Peki sosyoloji dersine Durkheim ile mi başlıyorsunuz?” Rektör: "Evet Durkheim ile başlıyoruz." diye cevap verince, Erbakan Hoca: "O zaman başka bir şey sormama gerek yok." dedi ve şöyle devam etti:

"Siz çocuklara diyorsunuz ki; sosyoloji biliminin kurucusu Durkheim'dir, yani Batılılardır. Oysa sosyolojinin kurucusu bir İslam âlimi olan İbn-i Haldun'dur ve İbn-i Haldun ile Durkheim arasında 450 sene vardır. Yani sosyoloji bilimini Batılılardan 450 sene önce Müslüman âlimler kurmuştur."

Erbakan Hoca bunları açıklayınca rektörler ve İranlı yetkililer hem şaşırmış hem de biraz bozulmuşlardı.

Erbakan Hocamız Kum’a da gitmişti. Kum İran'ın dini eğitim merkezidir. Mollaların, Ayetullahların şehri olarak bilinir. Erbakan Hoca: "Hazır Kum'a gitmişken bütün Ayetullahları toplasak, onlara bir konuşma yapsak iyi olur." demişti.

Oradakiler biraz şaşırarak Hoca'ya bakmışlar ve kısa bir sessizlik yaşanmıştı. Sonra bizi davet eden kişi: “Sayın Erbakan, bu dediğinizi Humeyni bile yapamadı, siz nasıl yapacaksınız?'' diye sormuşlardı. Yani Humeyni bile bir araya getirememiş onları. Her Ayetullah kendi içtihadı ile karar alır, ona bağlı kalırmış...

Yalnız Ayetullah Erdebilî vardı, Eski Yüksek Mahkeme Başkanı, İran’ın en etkili isimlerinden sayılırdı. Erbakan Hoca ile bir araya geldiklerinde, "Ben Erbakan ile Türkçe konuşacağım. Tamam, Türkçem çok iyi olmayabilir ama ben biliyorum ki Sayın Erbakan benim ne dediğimi çok iyi anlar, siz merak etmeyin." demiş ve Türkçe konuşmuşlardı.

Erdebilî şunu hatırlatmıştı: “Hocam, İslam âlemi olarak bizi ileride bekleyen en büyük tehlikelerden birisi Şii-Sünni ihtilafıdır. Bu ihtilafı çözmek için iki tarafın ulemâsını bir araya getirmeye ihtiyaç vardır. Bunu da ancak Siz yapabilirsiniz. Sizden başka kimse bunu başaramaz.” Hakikaten önemliydi bu. Nitekim Türkiye’ye dönünce, Erbakan Hoca bunun Diyanet İşleri Başkanlığının öncülüğünde gerçekleşmesi için çaba harcamış ve projeler hazırlamıştı. Şimdi bazı akıl ve vicdan fukaraları, Erbakan’ın bu tarihi tavrını bile eleştirmekten utanmazlardı!..

Erbakan’ın Metaneti ve Sorumluluk Aşkı!

“O günlerde Refah Partisi İstanbul İl Başkan Yardımcısı ve Mali Komite Başkanı olarak görev yapmaktaydık. Erbakan Hocamız İstanbul İl binasında idi. Sıkıntılı günlerdi. Düzmece bir davadan dolayı hakkında mahkûmiyet kararı verilmişti. Karar kesinleşmiş ve her an hapse girmesi söz konusu olmuştu. Hapse girmemek için bütün yasal yollar deneniyordu. Bazı köşe yazarları ve politikacılar Erbakan’ın hemen hapse girmesini ve böylece kahraman olmasını, rejimin muhafızlarına karşı halkın tepkisinin oluşması için böyle davranmasını tavsiye ediyorlardı. Hatta bazıları daha da ileri gidip Onun dışarıdaki tatlı ve müreffeh (!) hayatını terk etmek istemediğinden bahisle adeta suçluyorlardı.

Hocamız, İstanbul İl Başkanlığı makamında günün gazetelerine göz atıyordu. Bir ara mırıldanarak bir cümle telaffuz etti:

Herkes Bizim bir an önce hapse girmemizi istiyor. Bilmezler ki, Bizim de bağlı olduğumuz ve hesap verdiğimiz makamlar var!”

Biz donup kaldık. Hiçbirimiz bu konuda soru sormaya ve bilgi almaya cesaret edemedik. Öyle anlaşılıyordu ki, o manen bir yerlere veya makamlara hesap ve rapor veriyordu. Yani kendisinin siyasete girmesini isteyen makamlara…

Siyasete girmezden önce Odalar Birliği’nin çeşitli kademelerinde görevler yapmıştı. Yeni mekânı Ankara idi. Akademik unvanı Profesör. Cuma namazlarına Ulucanlar'da bir camiye giderdi. Caminin adı Ağaçoğlu Camii idi. Ekseriya neden bu camiye gitmekte olduğunu birazcık araştırdık ve o camide o yıllarda görev yapan Nazım Karaman Bey'e ulaştık. Kendisi şunları anlatmıştı:

"Ben İmam Hatip Okulu mezunu idim. 1963-1964 yıllarında Ankara'da imam görevindeydim. Daha sonra İnşaat Mühendisi tahsili yaptım ve şu an İnşaat Mühendisiyim. Mühendislik tahsili yapmamda Erbakan Hocamın teşviki ve yönlendirmesi vardır. Bahsettiğim yıllarda Ankara Ulucanlar'da Ağaçoğlu kısa adıyla, esas adı Ağaç Ayakoğlu Camii ki, tarihi bir camidir, görev yapıyordum. O civar toptancılar ve tüccarların çokça bulunduğu bir muhitti. Cemaatimizin yapısı da buna uygundu. Cuma cemaatimiz de epeyce kalabalıktı. Ben cumaları vaaz yapıyordum. Aslında sadece cumaları değil, öğlen, ikindi, her gün vaaz yapardım ve müdavim cemaatim vardı. Günlük bu cemaati tanıma fırsatımız vardı ama, cumaları çok kalabalık olduğundan tanıma şansımız olmazdı.

1964 yılında şimdi rahmetli olan Erbakan'ı Cumalarda görmeye başladık. Nur saçan parlak yüzlü birisi olarak biliyoruz. Ara sıra selamlaşıyoruz ama ismen tanımıyoruz. O zaman Odalar Birliği'nde Genel Sekreter’miş. O dönemde Yeni İstanbul gazetesi milliyetçilerin ve mukaddesatçıların okuduğu bir gazeteydi. O gazetede bir yazı görmüştüm. Odalar Birliği Genel Sekreteri Necmettin Erbakan, faiz memlekete zararlıdır, faizin bırakılması, hatta kaldırılması lazım, diye bir beyanatı vardı. Bir de fotoğraf koymuşlardı. Baktım fotoğrafa, bu benim cemaatimdeki parlak yüzlü insandı. Adını ve profesör olduğunu o zaman öğrenmiş oldum.

O dönemde öyle profesörlerden camilere giden pek duyulmuş şeylerden değildi tabii. Ben ertesi Cuma kendisine daha yakın ilgi gösterdim. Elini sıktım ve bizim bir odamız vardı camide, o odaya buyur ettim. Orada biraz sohbet ettik ve daha sonra Cumaları genelde Ankara'da bulunduğu zaman buraya gelirdi. Benim o dönemde vaazlarım biraz sıra dışı vaazlardı. Bir ara vaazlarımda ben faizsiz ekonomi, iktisat, İslam ekonomisi, İslam Devleti, İslam Hukuku gibi konulara girdim. Okuduğum kitaplardan hazırlanarak bunları anlatırdım.

Bu konular tam Erbakan Hocamın can damarıymış… Daha sonra kendisi bana önemli şeyler anlattı. Dedi ki:

-O zamanlar Demirel Hükümeti vardı. Ben bazı şeyleri doğrudan anlatamadığım münasip kişileri, sizin vaazlarınızla bir şeyler dinlesinler ve anlasınlar diye buraya getiriyordum. Adalet Partisi'nden İçişleri Bakanı Faruk Sükan, Savunma Bakanı Sadettin Bilgiç, Sanayi Bakanı Mehmet Turgut, Tarım Bakanı Bahri Dağdaş ve birçok milletvekilini buraya yönlendiriyordum. Ayrıca bürokratlardan Türkiye Petrolleri Genel Müdürü Korkut Özal, Devlet Planlama Müsteşarı Turgut Özal, Devlet Su işleri Genel Müdür Vekili Recai Kutan, Müşavir Fehim Adak gibi kişiler de cumaları camimize geliyorlardı. Daha sonra Erbakan Hocam parti kurunca bu namaza gelenlerden bir kısmı neden kurucuların içerisinde olmadılar diye de ben çok merak ettim.[1]

Erbakan Hocamızın Dolaylı Eğitme ve Olgunlaştırma Çabaları!

Yine Ahmet Akgül Üstadımız anlatmıştı:

Bitlis’te Belediye Başkanlığı Ara Seçimleri vardı ve Yaşar Buhan bizim adayımızdı. Biz de Elâzığ ekibi olarak çalışmalara katılmak üzere oradaydık. O sırada Genel Merkez’den seçim ve miting koordinatörü olan Mustafa Köksal da seçim otobüsüyle Bitlis’e varmıştı. Bizi görünce yanımıza gelip şunları aktarmıştı:

“Sizin, Milli Gazete’de çıkan “İslam’da İçtihadın Gereği ve Önemi” yazınız için, Erbakan Hocamız Genel Merkez’de ve herkesin duyacağı şekilde: “Mustafa, Ahmet Akgül’ün bugünkü yazısını kesip benim masama bırak… Çünkü dikkatle okunması ve saklanıp başvurulması gereken çok önemli bilgiler barındırmaktadır!..” buyurmuşlardı.

Bunun üzerine kendisine: “Biz zaten Erbakan Hocamızdan duyup öğrendiklerimizi toparlayıp, genel ve temel İslami prensiplerle harmanlayıp yazıyoruz. Aziz Hocamız, o yazıya ihtiyaç duydukları için değil, sizlerin dikkatini yoğunlaştırmak için öyle davranmışlardır.” açıklamasını yapmıştık.

Hatta Rahmetli Ahmet Tekdal bir defasında, Genel Merkez’de bize; “Ahmet Hoca, Milli Gazete’de daha sık yazmanızı bekliyoruz. Güncel konuları İslami dayanaklarıyla anlatmanız çok işimize yarıyor!” temennisinde bulununca, kendilerine: “Bunların çoğu Erbakan Hocamızdan dinleyip öğrendiklerimizdir. Sizler ise zaten sürekli Onun yanında ve sohbetlerindesiniz!..” yanıtını vermiştik. Bunun üzerine bize:

“Öyle ama, biz Erbakan Hocamızın anlattıklarını pek kavrayamıyoruz. Sizin yazılarınızı daha kolay anlıyoruz!..” itirafında bulunmuşlardı. O sırada; 1973 MSP Gaziantep Milletvekili olan ve 1994-2004 Şehitkâmil Belediye Başkanlığı yapan değerli Mehmet Bozgeyik de yanlarındaydı.

Adil Düzen projelerinin hazırlanması ve olgunlaştırılması aşamalarında Erbakan Hocamızın katkıları!

Erbakan Hocamız her işi ehline yaptırır ve onları çok iyi tanırdı. Adil Düzen projelerinin hazırlanması için de, bu konuda ilmi altyapısı olan ve içtihat kafası ve kapasitesi taşıyan Akevler ekibinden yararlanmıştı. Onlar belirli konuları hazırlayıp Hocamıza aktarırlardı. Erbakan Hocamız ise, bunları öğreniyor gibi dinlerken:

a- Hem yersiz ve gereksiz teferruatları ayıklıyorlardı,

b- Hem eksik ve noksan bırakılan kısımları tamamlıyorlardı,

c- Hem yanlış ve yararsız kısımları düzeltip açıklıyorlardı,

d- Hem de, itirazlara mahal bırakmayacak ifadelerle yazılmasını sağlıyorlardı.

İslam Dünyası Erbakan’ı Nasıl Tanırdı?

Şerafettin Mollaoğlu’ndan Aktarılmıştı:

2010’da Somali’ye gitmiştim. Havaalanında bizi Cumhurbaşkanı Özel Kalemi ve Müslüman Kardeşler Teşkilatı yetkilileri karşılamıştı. Sonra otele gittik. Akşam İhvan’ın Genel Başkanı geldi. Otelde konuşurken dedi ki:

-Şerafettin, bu dört tane genç üniversitede hoca. Bunlar Mogadişu Üniversitesi, İhvan’ın hâkim olduğu Üniversite’den özel olarak seçildi. Bizim Üniversite’de Erbakan Hoca’nın fikirleri ders kitabı olarak okutulur. Bu gençler Erbakan Hoca’yı çok sevdikleri için, bunlara Erbakancı derler. Sizi daha iyi anlar diye, daha iyi hizmet eder diye, bunları hizmetinize gönderdik!..

Hatta o Başkan Ankara’ya gelmişti, bu gazetelere falan da düşmüştü. Mustafa Kamalak Bey’i Genel Merkez’de ziyaret ettikten sonra bana dedi ki:

-Şerafettin, Erbakan Hoca’nın oturmuş olduğu evin önüne gitmek istiyorum, orada resim çekeceğim ve ben yazdığım kitabı o resimlerle zenginleştirmek istiyorum. Diyeceğim ki: Dünyaya yön veren İslam Lideri Erbakan bu evde yaşamıştı!

Başka bir hatıramız:

2008’de Lübnan dönüşü Suriye’de Hamas’ın lideri Halid Meşal’e uğramıştım, Erbakan Hocamızın selamını götürmüştüm, bir de hediyesi vardı, teslim etmiştik. Sohbet uzamıştı, Erbakan Hoca’nın Filistin’e olan sahipliğinden bahsetmişti:

-Biz Filistin halkı Siyonizm ile mücadeleyi Erbakan’dan öğrenmiştik. demişti.

Erbakan Hocamıza ikinci Abdülhamid Han gözü ile bakıyorlardı. Erbakan Hocamıza bir Mescid-i Aksa maketi hediye gönderdiler. Döndükten sonra biz o hediyeyi Erbakan Hocamıza götürdük, kendilerinin selamını sunduk ve İkinci Abdülhamid Han konusunu kendisine söyledik. Hocam bir ara durakladı, sonra ağladı. Masanın yanında da iki tane ihtiyar vardı, Almanya Milli Görüş'tendiler galiba, tabi orada bulunan herkes ağlamıştı. Beş dakika falan sonra Hocam konuşmaya başlamış ve:

-Keşke Türkiye'deki Müslümanlar da yurt dışındaki Müslümanlar kadar Beni anlayabilselerdi! buyurmuşlardı.

Başka bir hatıramız:

Fildişi Sahilleri’ne gittiğimizde orada Zekeriya isminde bir arkadaşla karşılaştık, Batı Afrika'da. Sohbet ederken bana dedi ki:

-Bizim Abdülaziz Sabra diye bir arkadaşımız var. Erbakan Hoca ile ilgili Arapça bir ilahi söylemişti. Türkiye'ye gidip geliyor, Erbakan Hoca ile görüşmüş. Erbakan'dan bahsederken diz üstü çöküyor, ellerini dizleri üstüne koyuyor, besmele çekiyor, Erbakan'ın adına öyle başlıyor. Sizden rica ediyoruz, Erbakan kimdir, bize anlatın!

Gördük ki, Erbakan Hocamızın ismi bütün İslam ülkelerine yayılmıştı ve İslam lideri olarak tanınmaktaydı.

Burkina Faso'da yaşlı Süleyman Konfi diye birisi, havaalanından tam uçaktan merdivenlerden iner inmez bizi karşıladı. Beyaz olduğumuzdan dolayı:

-Siz Türk müsünüz? diye sordu.

Evet, dedik. Kendisini ilk defa görüyorduk. Selam faslından sonra:

-Büyüğümüz nasıl? diye sordu. Biz:

- Büyük dediğiniz kim, anlayamadık? diye cevaplayınca:

-Erbakan Hocamız, bizim büyüğümüzdür. Ondan başka büyüğümüz yok! deyip bizi utandırmışlardı.

Erbakan’ın Almanya’da Katıldığı Gizli Toplantıda Neler Tartışılmıştı?

Erbakan Hoca, o toplantıda yaşananları ve sonrasını, Refah Partisi tarafından 1990’larda yayınlanan “Körfez Krizi ve Petrol” isimli kitapçıkta şöyle anlatmışlardı:

“Yıl 1952, ilkbahar aylarıydı... Almanya’da doktora tezi ve doçentlik tezi çalışmalarımı bitirdikten sonra Aachen Technische Hochschule’sinde Prof. F.A.F. Schmidt ile beraber bugünün harp sanayiinin temelini teşkil eden füzeler ve Leopard tank motorlarının geliştirilmesiyle ilgili araştırmaları yürütüyorduk. Prof. Schmidt, harp içindeki Almanya'nın en üst seviyede araştırmalarını yapan Deutsche Luftfahrt Forschung Merkezi'nin en önemli şahsiyeti idi. Prof. Schmidt, Alman ordusunun dünyada ilk defa Avrupa'dan yapılan atışla Londra'yı tahrip için kullandığı V1, V2 füzelerinin keşfinde önemli rol oynamıştı. Bir gün Üniversitenin araştırma laboratuvarında çalışırken benimle görüşmek istediğini söyledi.

Önünde, ESSO Petrol Şirketi Genel Müdürü Dr. Müller'in gizli bir konferansa davet kartı bulunuyordu. Bu konferansa kendisinin gidemeyeceğini, ancak böyle bir şahsın verdiği konferansta isminin yazılı olduğu masanın boş kalmamasına da ehemmiyet verdiğini belirtti. Mümkünse bu konferansa kendi adına benim gidip, yerini almamı rica etti. Memnuniyetle kabul ettim. Konferans, o tarihte, harpten çıkmış Almanya'nın yıkık Aachen kentinin ilk tamir edilen, en lüks, en muhteşem binasında yapılıyordu. Bu binada aslında bir termal kaynak bulunduğu için adı Bad Aachen olan Aachen şehrinin ağaçlar içindeki meşhur Kurhaus oteliydi.

Girişte sıkı kontroller yapıldı. Davetiyeyi göstererek Prof. Schimdt'in adına onun yerine oturdum. Şehrin Valisi, Başpiskopos'u, profesörler, ileri gelen iş adamları ve yazarlardan müteşekkil en seçkin bir topluluk bu konferansa davet edilmişti.

ESSO Şirketi Genel Müdürü Dr. Müller açış konuşmasını yaparken, "Sizleri her ne kadar "Bugünkü Arabistan" konulu bir konferansa davet ettimse de, bu davetin böyle takdimi konferansın gizliliği münasebetiyledir. Toplantının asıl maksadı şudur: Suudi Arabistan'ın yeni petrol bölgesi Damman’dan geliyorum. Amerikalılarla beraber dünyanın en zengin petrol kaynaklarını bulduk. Amerika'nın ve Avrupa’nın önemli şehirlerinde seçilmiş kimselerle yapılmasını programladığımız bu gizli toplantılarla, bu muazzam servetin Batılıların yararına kullanılmasını nasıl temin edebileceğimizin istişarelerini yapmak istiyoruz. Onun için bu büyük zenginlik hakkında size kısaca bilgi verdikten sonra, aslında ben sizin tavsiyelerinizi dinlemek istiyorum.” dedi.

“Suudi Arabistan'da dünyanın en zengin petrol yatakları bulunmuş ve ilk üretim başlamıştı. Buradaki rezervler dünya toplam rezervinin yüzde yirmisine denk büyük rezervlerdi. Batı bu rezervlerin Müslümanların elinden alınıp kendi yararlarına kullanılmasını istiyordu. Bunun daha ilk günden tedbirlerini almaya çalışıyordu.

Dr. Müller, ayrıca konuşması esnasında Müslümanlık hakkında gerçekle hiç alâkası olmayan o kadar yanlış şeyler anlattı ve Müslümanların hakkı olan bu petrolü onlardan alabilmek için toplantıya iştirak edenler de o kadar insanlık dışı haksız teklif ve tavsiyelerde bulundular ki; o gün hayatımın feveran göstermemek için en çok çaba sarf ettiğim günü oldu. Ancak, Prof. Schmidt'in yerine gittiğim ve daha başka hıyanet girişimlerini de merak ettiğim için susmak zorunda kaldım. Ancak reaksiyonumu hemen o gece Türkiye'deki arkadaşlarıma 40 (kırk) sayfalık bir mektup yazarak duyurmak ihtiyacı hissettim.”

Hac ziyareti sırasında Suudi Arabistan yetkilileri başta olmak üzere çeşitli İslam ülkelerinin yöneticileri ile görüşmeler yapan Prof. Erbakan, Türkiye'ye petrol satışı ile alâkalı kolaylıklar sağlayacak bir dizi tedbirler önermişti. Bundan sonrası işin üzerine gitmek ve resmi anlaşmaları bitirmekti. Ancak bu arada Dışişleri Bakanı İhsan Sabri Çağlayangil, beklenmedik bir şekilde, İsrail ve ABD ile Camp David Anlaşması’nı imzalamış olan Mısır'ı ziyaret edince, işler kötüleşmiş ve Mısır'a çok kızgın olan ülkeler, anlaşmanın devamını getirmemişlerdi.

Vehbi Koç, Neden Erbakan’lı Hükümetin Bozulmasına Çalışmıştı?

Birtakım sıkıntılı haller olsa da, Demirel ile koalisyon hükümetinin çalışmalarını normal seyrinde sürdürdüğü günlerde, MSP Genel Merkezi'ne gelip Erbakan Hoca ile görüşen İstanbullu bir sanayici, hükümetin ömrünün uzun olmadığını hatırlatmıştı. Konuyu S. Arif Emre'den aktaralım:

"- Hocam ne yazık ki bu hükümetinizi yakında bozacaklar, diyerek konuya girmişti (İstanbullu sanayici dostumuz). Hoca bu beklenmedik habere epeyce şaşırmıştı. Sordu:

- Peki ama nasıl? Hükümet içinde bu neticeyi doğuracak seviyede bir ihtilaf yok!?

- Hocam, mesele hükümet içerisindeki problemlerden kaynaklanmıyor sanırım. Bakınız anlatayım. Dün bana Vehbi Koç geldi. ‘Biz yüz milyonluk bir fon kuruyoruz, sen de beş milyonla bu fona katıl’ dedi. Ben ona ‘bu parayı ne için topluyorsunuz?’ dedim. ‘Biz bazı çalışmalar yaparak mevcut koalisyonun bozulmasını ve CHP Genel Başkanı Bülent Ecevit’in Başbakan olmasını sağlamak kararındayız. Çünkü Erbakan ve MSP kanadı, Ağır Sanayi Hamlesi’nde mühim yatırımların çoğunu devlet sektörüne yaptırıyor, biz holding sahiplerine vermiyor. Sayın Ecevit’ten söz aldık, o iktidar olunca bu yatırımları bizlere verecek.’

Kendisi kalben MSP’li olduğu için bu teklifi reddettiğini ve fakat yakında bunların ne yapıp yapıp koalisyonu bozabileceklerini haber vermişti. Biz önceleri bu haberi hayretle karşıladık. Gerçekleşeceğine pek de ihtimal vermedik.”[2]

Güneş Motel Olayı ve Hükümetin Bozulması!

MSP cenahı, yürüttükleri faaliyetlerin dış ve iç bazı mihrakları ciddi şekilde rahatsız ettiğinin farkında olsa da, hükümetin bozulması girişiminden netice alınabileceğine inanmıyorlardı. Çünkü ne AP’nin ve ne de CHP’nin böyle bir şeye yanaşabileceğine ihtimal vermiyorlardı. Ancak olmaz zannedilen şey oldu ve AP milletvekilleri arasında bir istifa furyası başladı.

Hükümet kurabilmek için 11 milletvekiline ihtiyacı olan Ecevit, gazetelere ‘Kumar borcu olmayan 11 milletvekili arıyorum’ şeklinde beyanat verdiği günlerde, İstanbul Güneş Motel’de bazı AP’li milletvekilleri ile görüşmüş ve bakan yapmak vaadiyle istifa etmelerini sağlamıştı. 12 milletvekili, 'gördükleri lüzum üzerine' Adalet Partisi'nden istifa edip ayrılmışlardı ve böylelikle İkinci Milliyetçi Cephe Hükümeti de yıkılmıştı.

Tabii ki bu 12 kişinin istifa olayında, Ecevit'in bakanlık vaadinin yanında, Vehbi Koç tarafından oluşturulan 100 milyon liralık fonun ne kadar katkısı olduğunu düşünmek lazımdı. Ve Bülent Ecevit AP'den ithal ettiği 12 Milletvekilinin 11'ine Bakanlık vererek, 5 Ocak 1978 tarihinde 42. Cumhuriyet Hükümeti'ni kurmuşlardı. 1977 seçimlerinde yüzde 42 oy alan Ecevit, Güneş Motel hadisesi sonrası kurduğu hükümetle, bir anlamda siyasi tükenişini de hazırladığının farkına varmamıştı.

Ecevit İktidarında; Erbakan'ın Yatırımlarının %85'i Yıkılmıştı!

Başbakan Ecevit, ilk iş olarak MSP'nin başlattığı ağır sanayi hamlesi ile ortaya konulan eserlerin yıkabildiğini yıkma ve satabildiğini de özel sektöre satma kararı almıştı. Cumhuriyet tarihinin en büyük yıkım hükümetlerinden birisi işbaşındaydı ve planlanan, temelleri atılan ve çoğunun kuruluşuna başlanan irili ufaklı 462 adet ağır sanayi tesisinin 390 adedi için bir iptal kararnamesi çıkarılmıştı. Tesislerden ancak 70 kadarı ayakta kalmıştı. Netice olarak MSP'nin yıllardır uğraşıp didinerek hayata kazandırmaya uğraştığı tesislerin yüzde 85'i sonuçsuz bırakılmıştı.

Bu dönemde Konya'da kurulu TÜMOSAN'la ilgili olarak, adeta bir meydan savaşı yaşanmıştı.

Ecevit hükümeti başlattığımız ağır sanayi yatırımlarının %85’ini iptal ederken, Konya Motor fabrikası gibi büyük tesisleri bazı holdinglere devretmek girişiminde bulunmuşlardı. TÜMOSAN’ı MSP iktidarı döneminde bizzat Erbakan Hocamız geliştirmiş, başına idealist doçentlerimizden kendi talebesi Sayın Sedat Çelikdoğan’ı getirmişti. Bilindiği gibi Konya Motor fabrikası senede 100.000 motor üretecekti. Bu tesisi, kapasitesini düşürerek işlemez hale getirmek için Sayın Ecevit’in İşletmeler Bakanı Kenan Bulutoğlu harekete geçmişti. Sorumsuz kişilerden kurduğu bir komisyondan aldığı rapor ile fabrikanın üretim kapasitesini %20 oranına düşürmüş, buna karşılık Vehbi Koç ve ortağı Mustafa Bayman’a senede 80.000 motor yapacak bir fabrika kurabilmeleri için teşvik belgesi vermişlerdi.

Bütün bunları bize Hoca’yı ziyarete gelen o zamanki TÜMOSAN Genel Müdürü Sedat Çelikdoğan Bey gözleri dolu dolu anlatmış, hatta yeni bakanların Konya Motor Fabrikası’nı tanıtmak için bastırılan “Ağır Sanayi” adlı kitabının dağıtımının bile yasaklandığını ilave etmişti. (…)

Milli Görüş'ün Bosna Fedakârlığı

Erbakan Hoca'nın Bosna meselesi ile ilgili olarak neler yaptığını ve neler yapılmasını sağladığını, yüzlerce sahifeye sığdırmak bile imkânsızdır. Öncelikle Türkiye'den yapılabilecek olan her şeyin yapılması için harekete geçen Erbakan Hoca, Refah Partisi teşkilatlarının tamamını harekete geçirerek, Bosna için yardım mekanizmaları oluşturmuşlardı. Memleket çapında mitingler, toplantılar düzenleniyor, insanlara durum aktarılarak, yardıma davet ediliyorlardı. Bu toplantılarda, kolundaki bileziğini, parmağındaki evlilik yüzüğünü, hatta arabasının anahtarını verenler bile çıkmıştı.

Faaliyetler sadece Türkiye ile sınırlı sanılmasındı. Ağırlıklı olarak yardım çalışmaları Avrupa üzerinden ve oradaki Milli Görüşçüler tarafından yapılmaktaydı. Boşnakların ihtiyacı olan her şey, ama hakikaten her şey, Avrupa'daki insanımız tarafından, çeşitli yollar kullanılarak Bosna'ya ulaştırılmaktaydı. Çeşitli İslam ülkelerinden olduğu gibi, Türkiye ve Avrupa'dan Bosna'ya gidip, bizzat savaşa katılan insanlarımız bile vardı.

Erbakan Hoca, çoğu gizli kalması gereken başka bazı mekanizmaları da devreye sokmuşlar ve açıktan yardım yapamayacak ülkelerin ve müesseselerin kılıfıyla ve değişik kanallarla her türlü silah ve mühimmat dahil Bosna'ya ulaştırılmasını sağlamıştı. Gıda, ilaç, sağlık malzemesi, giyim ve çok daha lüzumlu olan başka bazı şeyler de vardı...

Bir ülkeye ait bir uçak, başka bir ülkeye ait yükleri Boşnaklara ulaştırıyordu mesela. Ya da Avrupa'dan yola çıkan, özel bölmeli bazı araçlar, çeşitli duraklardan geçerek, özel bölmelerindeki yükleri, Müslüman Boşnak savaşçılara ulaştırıyorlardı... Bosna'dan gelenler ve Bosna'ya sürekli gidenler tarafından verilen bilgilerle adeta oradaki savaşı benliğinde yaşayan Erbakan Hoca'nın, Saraybosna yakınlarındaki bir yedek parça fabrikasının roket fabrikası haline getirilmesi gibi birçok konuda dahli olduğunu da anlatmışlardı.

Bir Hatıra...

Sırp uçakları, uçuşları yasak olmasına rağmen zaman zaman havalanıyor ve Boşnak hedeflerine saldırılar düzenliyorlardı. Bunlardan birisinde de, Saraybosna yakınlarında bulunan bir fabrika binasını vurmuşlardı. Sonradan anlaşıldığı kadarıyla, savaştan önce yedek parça üretiminde kullanılan o fabrika binası, Boşnak Müslümanlar için roket üreten bir fabrika haline dönüştürülmüş durumdaydı.

Milli Gazete'deki odamda, önemli bir mevzu için beni aratan Erbakan Hoca ile telefon görüşmesi yaptığım sırada, ajansların flaş olarak geçtikleri ve arkadaşların görmem için bana getirdikleri o haber, roket fabrikasının Sırp uçakları tarafından vurulduğu ile alâkalıydı. Laf arasında önemine binaen bu haberi Erbakan Hoca’ya kısaca aktardığımda, önce bir sessizlik yaşanmıştı... Az sonra Erbakan Hoca'nın hıçkırarak ağlamaya başladığını anladım. Konuşmaya devam edemeyecektik anlaşılan. Ancak bu arada Erbakan Hoca'nın sarf ettiği birkaç cümle, bu fabrikanın roket üreten bir yer haline gelişi ile yakından alâkası olduğunu açığa vurmaktaydı.”[3]

Türkiye merkezli yardımların Boşnaklar için öneminin farkına varan çevrelerin, Süleyman Mercümek meselesini ortaya atarak, insanımızın yardım duygularını köreltme girişimlerine rağmen, gerekli yardımlar neredeyse artarak gitmeye devam etmişti. Bu sebeple, yok olma sınırına gelen Boşnak Müslümanların, büyük kayıplar verip büyük acılar çekseler de varlıklarını kazanmalarına giden süreçte unutulmayacak katkılar sağlayanların başında Erbakan Hoca gelmekteydi.

Bosna Hersek konusu, 4 Nisan 1992'den başlayıp, Dayton Anlaşması'nın yapıldığı Aralık 1995'e kadar Türkiye'nin ve özellikle de Erbakan Hoca ve çevresinin ilgi odağı olmaya devam etmişti. Boşnak Müslümanların sıkıntısı Erbakan’ın da sıkıntısı ve Boşnakların sevinci Hocamızın da sevinci haline gelmişti.

Erbakan’ın “Devlet Malı ve Kul Hakkı” Duyarlılığı:

Milli Gazete’den değerli Mustafa Kurdaş bir anısını, şu anlamdaki ifadelerle aktarmıştı:

Başbakanlığı sırasında, Erbakan Hocamızla bir Uzakdoğu ziyaretlerine katılmıştık. Milli Gazete’de görevli bir arkadaş, bizlere ayrılan ödenekten son teknoloji ürünü bir fotoğraf makinasını, Türkiye’ye göre çok hesaplı bir ücretle ve tabi Milli Gazete’nin kayıtlı malı olmak üzere satın almıştı. Seyahat dönüşü harcama faturalarını inceleyen Erbakan Hocamız:

“Beytül mala (Devlet Hazinesine) ait bir parayla alınan bu fotoğraf makinasını derhal Başbakanlığa iade etmeniz lazımdır. Aksi halde milyonların kul hakkına girmiş olacağız!..” diye uyarmışlardı ve talimatlarının gereği aynen yapılmıştı.

 


[1] Allah Dostu Erbakan – Ekrem Şama – Sh: 169-170

[2] Emre, 2002; 3/148

[3] Herkesin Hocası Erbakan – Ekrem Kızıltaş


Bu yazarin diger makaleleri

  Bir ömür geçti, esaretle Umudum söndürme Allah’ım! Hak nizamına, bu hasretle Nolursun...
Devami
  “Kendilerine apaçık belgeler (ve bilgiler) gelip (gerçeğe akılları yattığı) ve...
Devami
ŞEFAAT, EY DOST!        Tecellii cemalinden, nasipdar oldu gözlerim Ayağın değil tırnağın,...
Devami
  İslamsız zindana döndü, insanlık huzura hasret Açlık, baskın, şiddet, zulüm; her...
Devami
  ERBAKAN'I ANARKEN      Emri Hak gelip de, gittin gideli Halimiz perişan, hep...
Devami
  Âlem O’na muhtaçtır, Halık Allahussamed[1] Şekten ve şirkten kaçan, Hakka tevhide...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 34

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR