ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün109
mod_vvisit_counterDün1785
mod_vvisit_counterBu Hafta6695
mod_vvisit_counterGeçen hafta16665
mod_vvisit_counterBu Ay10624
mod_vvisit_counterGeçen Ay67493
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar19018854

IP'niz: 44.192.94.86
Bugün: 07 Tem 2022

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 13043149

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

mesajmetod150x
istsoz 150x
AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X

ADIL DUZEN 150x

erbakan devrimi 15b 160
bizim ataturk 17b 160
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam
Reklam

KADİR GECESİ İNKILABI (Fikrî ve Fiili Dönüşüm Fırsatı)

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 4
ZayıfMükemmel 

 

KADİR GECESİ İNKILABI

(Fikrî ve Fiili Dönüşüm Fırsatı) [1]

        

2022 yılı Ramazan-ı Şerif sonu mübarek Kadir Gecemizi değerlendirmek üzere, bizleri bir araya getiren Cenab-ı Hakka sonsuz şükürler ediyoruz. Bu Kadir gecemizin ülkemizin, Milletimizin ve tüm İslam âleminin dirilip toparlanmasına ve çok muhtaç olduğumuz Adil Düzen inkılabına vesile olmasını umuyoruz. Bu gece, Kur’an-ı Kerim nedeniyle böyle büyük kıymet kazandı. Öyle ise Kur’an’a ve Kur’an kaynaklı kutlu nizama karşı olanların… Ve Kur’an’ın lafzını okuyup, ahkâmını ve İslam ahlâkını rafa kaldıranların da, ıslahını diliyor, nasipleri yoksa şerlerinden uzak tutulmamızı niyaz ediyorum.

A) Kadir Suresi’nde Rabbimiz şöyle buyurmaktadır:

“Gerçek şu ki, Biz Onu (Kur’an’ı) Kadir Gecesi’nde indirmeye (başladık).”

● “Kadir gecesinin (kıymetinin) ne olduğunu sana bildiren nedir (anlatayım mı)?”

● “Kadir gecesi, (sıdk ile tevbe ederek, bütünüyle Kur’an’a yönelmeye karar verip ibadetle geçirenler için) bin aydan (yaklaşık 83 yıldan, yani bir insan hayatından) daha hayırlıdır.”

● “Melekler ve Ruh onda (o gece boyunca) Rablerinin izniyle, her bir iş (ve her mü’min kişi) için sürekli inip duracaklardır.”

● “(O gece) Fecrin çıkışına (tan yeri ağarıncaya) kadar, (manevi) bir selamet ve esenlik (fırsatıdır. O gece; kurtuluş ve kutluluk zamanıdır).”

B) Kur’an; Allah’ı Amerika’dan, Avrupa’dan, Rusya’dan ve Siyonist odaklardan daha büyük sayanların ve bu şuur ve onurla davrananların hidayet kaynağıdır!

“Ramazan ayı (niye böylesine mübarek ve muhteremdir? Çünkü) insanlar için hidayet rehberi olan (ve doğru yolu tanıtan) Kur'an bu ayda indirilmiştir. (O Kur’an ki) Furkan olan (Hakk ile Bâtıl’ı birbirinden ayıran) apaçık belgeleri (kapsayan ve gerçekleri açıklayan Kitaptır.)… Ve sizi doğru yola (hidayete) ulaştırmasına karşılık Allah'ı en büyük tanımanız (kalbinizdeki sahte putları kırmanız ve sadece Allah’ın rızasını arayıp O’na tapınmanız) içindir. Umulur ki (bu nimetlerin kıymetini fark edip) şükredersiniz (diye oruç size farz kılınmıştır).” (Bakara Suresi: 185) ayeti bu gerçeği vurgulamaktadır…

C) Kur’an’ın mübarek lafzını okuyup, ama fikren ve fiilen Onun emir ve hükümlerini gereksiz sayanlardan Hz. Peygamber mahşer günü şikâyetçi olacaktır.

(Kıyamet günü Allah’ın gönderdiği) Resul de şöyle diyecektir: ‘Ya Rabbi; gerçekten kavmim, bu Kur’an’ı terk edilmiş bıraktılar. (Lafzını okuyup durdular, manasını ve mealini anlayıp uygulamaya yanaşmadılar, hikmetini ve hükmünü araştırıp uygulamak üzere Onu temel başvuru kaynağı yapmadılar’ diye şikâyet edecektir.)” (Furkan Suresi: 30)

● Kur’an’sız ve Resulüllah’sız hazırlanan bir nizamda ve iktidar ortamında yaşamaktan rahatsız bile olmayanlar, hatta böyle bir ortamdan mutluluk duyanlar Rahman’dan çok şeytana yakındır. Ve bunlar Kadir Gecesi’nin feyzinden ve müjdesinden korkarız ki mahrum kalacaklardır.

● Türkiye AKP iktidarıyla ve Normalleşme palavralarıyla, Siyonizm’in Büyük İsrail hayaline taşeronluk yapmaktadır. Abdurrahman Dilipak bile bu soysuz ve sorumsuz gidişata başkaldırmıştır. Bu faiz, fuhuş, kumar, israf ve istismar siyasetinin çok büyük bir ekonomik bunalım ve iflasa yol açacağını ve çok yakında palavra balonlarının patlayacağını hatırlatıp durmaktadır!..

Ne buyurmuştu Aziz Hocamız: “Allah (CC) sizin nerenizde? Allah'a yakınlığınız nedir? Allah her an sizi görüyor ve her an sizi duyuyor bilinciyle hareket edebiliyor musunuz? Sizi yaratan Allah'a gerçekten inanıyor ve güveniyor musunuuz? Yoksa O’nun buyruklarını çağ dışı veya sıkıntı kaynağı mı sayıyorsunuz?” Bu soruların yanıtını bilmek ve artık samimi bir gayretle ahirete yönelmek yegâne kurtuluş çaremizdir.

Eğer dünyada huzur ahirette kurtuluş istiyorsanız, hayatınızı şu beş kural üzerine kurmalısınız:

1- (Maddi ve siyasi, her türlü) Rızkınızı sizden başka hiç kimsenin yiyemeyeceğini bilin ve sakin olup hırstan uzaklaşın!..

2- Allah'ın sizi sürekli izlediğini bilin, hayâ ve edep içinde yaşayın!..

3- Sizin işinizi, yani kulluk ve cihat görevinizi başka birinin yapamayacağını bilin ve bu sorumlulukla çalışmaya başlayın!..

4- Eninde sonunda öleceğinizi bilin ve ölüme hazırlanın!..

5- İyilik ve kötülük kalıcıdır, öyleyse iyiliklerinizi çoğaltmaya, kötülüklerinizi terk etmeye bakın!..

Maddeler net, öyle değil mi? Küçük bir çocuğun da, büyük bir insanın da anlayabileceği kadar net! Eğer tüm insanlar ve özellikle inananlar hayatları boyunca kalplerine "Allah beni görüyor!" cümlesini yerleştirebilirse, hem dünyaları hem de ahiretleri kurtulacaktır. Dünyaları da cennet, ahiretleri de cennet olacaktır.

“Her nerede (ve ne halde) olur iseniz, O (Allah) kesinlikle sizinle beraberdir” (Hadid Suresi: 4) ayetini unutmayınız!..

Milli Çözüm bilincinde olup da hem kendinin hem de tüm insanlığın kurtuluşuna talip olan kıymetli kardeşlerim, her birimiz sağımızda ve solumuzda bulunan hafaza meleklerinden utanalım. Tıpkı iki iyi dostundan, kardeşinden utandığımız gibi. Hâlbuki o kardeşiniz gece-gündüz, her nefesimizde bizimle değildir, fakat bize tahsis edilmiş hafaza melekleri biz uyurken dahi yanımızdadır! O halde; Rabbinizin her an soluğunuzda, atan damarınızda olduğunu unutmayın. İman kalitenizi artırın. İnsani değerlerinizin kalitesini artırın. ‘Aziz Hocam, kalitemizi biz mi artıracağız?’ diye soruyor şimdi birçoğunuz. Evet, siz artıracaksınız. Çünkü insan, kalitesini kendisi belirler, bu Allah'ın muhteşem adaletidir! Sen kaliteni artırıp Rabbinin istediği gibi bir kul olmaya çaba sarf ederken, Rabbin de sana yardım edecektir. Zira Rabbimiz kullarına merhamet etmeyi, Kendi Zatına farz kılmıştır! O halde bu merhametten faydalanmak istiyorsan, seni zarara götüren alışkanlıklarını artık bırakman gerekiyor! Oysa sen hâlâ kapılmış olduğun birçok kötü alışkanlığını terk etmiyorsun. O nedenle de kalbin bir türlü huzur bulmuyor. Hayatımızda hiç değilse bir kez dürüst olalım ve Rabbimizi doğru dürüst arayalım! Daralıp bunalma, eğer daralacak olursan Rabbine nazlan: “Ya Rabbi, ben her halimi Sana bıraktım. Sen beni kullarının ellerine bırakma! Ben Senin merhametine sığındım, Sen beni kullarının insafına bırakma! Bana yalnızlığı sevdirecek ihanetler, sıkıntılar yaşatsalar da, Sen beni iki dünyada da yalnız bırakma! Âmin” de. Her an Allah'a dayan ve güven. Ama lafın gelişi değil, dilinin ucundan değil, ‘güveniyorum’ diyorsun ama ardından “Artık bu dünya, bu ortalık düzelmez, insanlık kurtulmaz, Fetih metih diyoruz, ancak bunların hepsi imkânsızdır!” diye kalbinden geçirerek değil!.. Gerçekten inanarak, ‘Ya Rabbi, Sen ardımdaysan dünyaya kafa tutarım. Sen yanımdaysan hiçbir şeyden hiç kimseden korkmam. Sen benim elimi tuttuysan, daha benim başka dayanağa, güveneğe ihtiyacım olmaz!’ diyerek inanacak ve güveneceksin. ‘Eyi de Hocam, bu nasıl olacak? Adamlar süper güç, nasıl kafa tutacağız’ diyorsun, öyle mi? Yazık, çok yazık!.. Sen hâlâ tam iman etmemişsin kardeş!.. Sen hâlâ Allah'ı tanıyamamışsın!

Tarih, Allah'a koşulsuz ve eksiksiz güvenenlerin, tevekkül edenlerin mucizevi kurtuluş ve fetihleri ile doludur. Bu örnekler Kur’an-ı Kerim'de niçin veriliyor? Anlamadan oku geç diye mi? Şimdi hazırladığınız Meal-i Kerim insanlık için nasıl bir ihtiyacı karşılıyor, görüyor musunuz? Elhamdülillah!

Bakınız, Hz. Musa denize doğru yürürken, denizin yarılacağını bilmiyordu… Hz. İbrahim ateşe atılırken, ateşin berd-ü selama döneceğini bilmiyordu… Aleyhisselatü Vesselam Efendimiz mağaraya sığındıklarında, bir örümcek ve bir güvercinle Kendilerinin korunacaklarını bilmiyordu! Hz. İsmail, tatlı canını Allah’a kurban vermek üzere, elinde keskin bıçakla kendisini bekleyen babası Hz. İbrahim’e teslim ederken göklerden bir koç gönderileceğini ve Hz. Cebrail’in imdada yetişeceğini bilmiyordu!.. Zaten bilmiş olsalardı, yaptıkları o büyük fedakârlıklar kahramanlık sayılmayacaktı!.. Öyleyse nasıl ve ne şekilde olacağını bilmesen de Allah'a güven, sebeplere sarıl ve bekle. Rabbine tevekkül edip: ‘Öyle değil midir ki Rabbim benimledir, öyle ise O muhakkak bir çare gönderecektir!’ dersen işte o zaman denizler önünde yol, ateşler gülistan olur! O halde Rabbine güven, kalbini ve zihnini O'na sabitle, önce kendini sonra dava kardeşlerini güzel bir söz ve üslupla her koşulda Rabbine güvenmeye çağır!

Elhamdülillah! İnsanın Rabbiyle konuşması, Rabbinin de insanla konuşması kadar muhteşem, keyif ve heyecan verici bir şey daha var mıdır? Rabbimiz sizinle, Kur’an ayetleri ile konuşur! Rabbimiz sizinle, mevsimlerle konuşur! Rabbimiz sizinle, sevgiyle bakan çocuğunuzun, kardeşinizin, şirin mi şirin bir hayvanın gözleri ile sözleri ile konuşur. Bir ağaçla, bir kuşla, bir yağmur tanesiyle konuşur. “Üzülmeyin, umutsuz olmayın, Ben her an nefesinizdeyim; siz Bize emekleyerek gelirseniz Biz size yürürüz, siz Bize yürürseniz Biz size koşarız" buyurur. Yeter ki siz Rabbinizle konuşmak isteyin. Yeter ki siz Rabbinize güvenin. Yeter ki siz Rabbinizden yardım isteyin. Anında sizi sıkıntılarınızdan kurtaracak, size maddi-manevi yardım edecek, sizi görünür-görünmez belalardan emin edip kötülüklerden koruyacaktır.

İşte şu mübarek Kadir Gecesi bütün bunlar için önemli bir fırsattır!

Biz niçin sürekli anlatıyoruz? Niçin sizleri uyarıyoruz? Niçin sizlerin inancınızı, enerjinizi, moralinizi yüksek tutmaya çabalıyoruz? Çünkü imandan sonra en makbul amel; mahzun ve muhtaç gönüllere ümit ve heyecan aşılayarak teselli sunmaktır! Aslında bunu yaparak biraz da kendi imanımızı artırıp, Allah katında en makbul amellerden birini yapıyoruz.

Hangi niyetle olursa olsun, sakın ha Dinimizin hiçbir emrini terk etmeyin; hiçbir ibadet ve hizmeti küçük görmeyin!.. Özellikle dünyanızı düzene sokmak için, Dininizi rüşvet olarak vermeyin! Eğer dünyanızı düzene sokmak için dininize ait bir şeyi terk ederseniz, Allah sizi ondan daha zararlı bir şeye uğratıverir... Dünya ve ahiret sıkıntılarından kurtuluşa giden yol, aslında o sıkıntının içindedir. O halde belaya sabret, nimete şükret ve kadere rıza göster. Bunlar imanın kemalinden ve alâmetlerindendir! Unutma, sadece kuşların, kelebeklerin, birtakım böceklerin kanadı olmaz! İnsanların da kanatları vardır. İnsanların kanatları, gayretleridir! Son nefesine kadar gayret et. Emin ol ki Allah'ın; çektiğin her acı için bir amacı, yaşadığın sıkıntılar için bir sevabı, gösterdiğin iman ve sabır için bir mükâfatı vardır. Eğer ki sen küçük musibetleri büyütürsen, Allah seni daha büyükleriyle imtihan eder!

Her imtihanda Allah size bir anahtar uzatır. Rahmet kapıları zahmet anahtarı ile açılır... İnsanın bugüne göstermesi gereken sabır, bugüne yetecek kadar yaratılmıştır!.. Bir de geçmişin kederini, geleceğin endişesini yüklenme, altından kalkamazsın. Yaşamın boyunca hem kendini, hem etrafındaki her şeyi ve herkesi anlamaya çalış. Eğer kendisi diliyle söylemeden bir kalbi anlayamıyorsan, o kişiye verdiğin değerin bir anlamı yoktur! Sonuna kadar dinleyip anlamaya çalışmadan yargılayacaksan birini; elde edeceğin sonucun bir anlamı yoktur! Eğer gönlünden verecek kadar zengin olamadıysan, kazandığın hiçbir şeyin önemi yoktur!

Şunları mutlaka kendimize düstur edinelim ve uygulayalım: Sizden üstün olana hürmet edin… Sizden aşağı olana şefkat edin… Denginiz olanla muhabbet edin, güzel geçinin! Şimdi soruyorum sana: "Dünyadaki hangi şey cenneti kaybetmeye değer?" Hiçbir şey!.. Elbette ki insanın her zaman psikolojisi, ayarı, enerjisi aynı olmaz. Dönem dönem değişir insan. Şimdi söyle bakalım sen nasılsın? İç dünyanda neler oluyor?" buyurdular.

Bize verilen nimetleri doğru kullanalım. Dünya nimetleri doğru kullanıldığında, dünyada ve ahirette insanı saadete ulaştırır. Ammaa bu nimetler vasıta olmaktan çıkıp da gaye haline gelirse, o zaman felaket olur! Geminin altındaki su ona istinat olur, gemiyi yüzdürür ve onu istediği yere ulaştırır. Eğer aynı su geminin içine girerse, gemiyi batırır!..

Aziz Erbakan Hocamız devamlı şu duayı yaparmış: Hatta Emr-i Hak gelip de Huzur-u Rahman’a kavuşmadan bir gün evvel bile bu duayı tekrarlamıştı: “Ya Rabbi, ruhumu ne zaman alacaksın bilmiyorum. Bu dünyada daha kaç gün misafirim bilmiyorum. Ölüp de huzuruna geleceğim gün Bana merhamet et. İsmim unutuluverince, cesedim çürüyünce, kabrimi ziyaret edenler kesilince, adımı hiç kimse anmaz hale gelince Senin merhametini umuyorum. Allah'ım; yaşamım boyunca ve huzuruna gelip de sorulan sorulara cevap vereceğimde, Beni davanda sabit kılmanı diliyorum. Ayaklarımı, ellerimi, kalbimi ve beynimi Kendi rahmet ve kudret ellerinde tut. Ve; Ya Rabbi, bütün günahlarımı bağışla, Bana merhamet buyur! (Amiin)”

“Rahman’ın kalbinde yer edindiğiniz gibi, insanların kalplerinde de doğru bir yer edinin. Siz bir kalbe bile girememişken, cennete girebileceğinizi sanıyorsunuz! Kalplere girmeyi hedef haline getirirken, ifadelerinize dikkat edin. Yüzünüzde taşıdığınız ifade, sırtınızda taşıdığınız elbiseden önemlidir! İnsanlarla muhatap olurken, sabredemediğiniz biriyle karşı karşıya gelmek zorunda kaldıysanız, Allah'ın size karşı ne kadar sabırlı olduğunu hatırlayın! Eğer bu insanlardan birine ve herhangi bir şekilde zulmetmeye gücünüzün yeteceğine kanaat getirirseniz, Allah'ın gücünün de size yeteceğini unutmayın!.. Duasını almayı beceremediğiniz insanların bari beddualarını almayın! Eğer o, diliyle söylemeden, bir kalbi anlayamıyorsan, o kişiye verdiğin değerin bir anlamı yoktur! Sonuna kadar dinleyip anlamaya çalışmadan yargılayacaksan birini, elde edeceğin sonucun bir anlamı yoktur! Eğer gönlünden verecek kadar zengin olamadıysan, kazandığın hiçbir şeyin önemi yoktur! Her şart ve ortamda bil ki, kişinin bugüne göstermesi gereken sabır, bugüne yetecek kadar yaratılmıştır. Bir de geçmişin kederini, geleceğin endişesini yüklenme, altından kalkamazsın!”

Erdoğan’ın, bakanlarının, bürokratlarının Kadir Gecesi mesajları yayınladıkları bir süreçte, bu Din istismarcısı iktidarın kadın yapılanması KADEM; güya feshedilip vazgeçilen İstanbul Sözleşmesi’nin aynen kanunlaşmış şekli olan “6284’ü daha sert şekilde uygulayacaklarını” haykırıp durmaktaydı. Sahi bunlar, birbirlerini takmıyorlar mıydı, yoksa danışıklı dövüş mü sergiliyorlardı? Başları sıkışınca ve tabi çok çiğ ve çirkin bir istismar amacıyla, ikide bir “Bu konuda NASS var!” bilgiçliği taslayanlar, eşcinsellik ve cinsi rezillik serbestliğiyle ilgili Kur’an’ın ayetlerini ve lanetlerini nasıl da unutuyorlardı. Bizim asıl vurguladığımız, hâlâ bu zehirli zihniyeti alkışlayanların, Ramazan festivalleri ve Kadir geceleri mevlitleriyle kurtulacaklarını sanmalarıydı. Biz Milli Çözüm Dergisi olarak İstanbul Sözleşmesi’nin perde arkasını, sinsi tuzaklarını belgeleriyle ve onlarca kere yazdık… Üstadımız Ahmet Akgül’ün, “İstanbul Sözleşmesi ve Ailenin Çözülmesi” kitabını yayınladık.

Milli Gazete’de, Selime Sümeyye Abatay kardeşimiz, istismarcı iktidarın başına tokmak gibi inen çok güzel bir yazı kaleme almıştı. Daha rahat anlaşılır ümidiyle, bazı düzeltme ve eklemelerle dikkatlerinize sunuyor ve Kur’an’ın kadru kıymetini bilmeyip Haçlı AB’nin ahlâksız dayatmalarını savunanların Kadir Gecesi kutlamalarıyla Allah’ın elinden kurtulamayacaklarını hatırlatmak istiyoruz.

Devletin Bekası Aileyi Korumaktan Geçer!..

“Sessiz sedasız imzalamışlardı İstanbul Sözleşmesi’ni. Tam 26 dakikada Meclis’ten çıkarıp yasalaştırmışlardı. Her konuda kavga eden Meclis üyeleri, emir gâvurdan gelince, oy birliği ile tam bir uyum içinde ve uygarlık (!) bilinciyle Haçlı AB’nin talimatını uygulamışlardı. Üstelik şerh koymadan, sorunsuz ve koşulsuz tüm maddelerini kabul eden ilk ve tek Meclis olma şerefini kazanmışlardı, Erdoğan iktidarı ve SP dışındaki muhalefet kanadı.

Üstünden yıllar geçtikten sonra aileler dağılmaya başladığında, sinsi planlar zehirli sonuçlarını kustuğunda tekrar tartışmaların odağı olmuştu İstanbul Sözleşmesi. Mağdur aileler ve yakınlarının şikâyetleri, Milli Gazete’mizin özel İstanbul Sözleşmesi sayısı, Yenidevir kitaptan çıkan “Kod Adı: İstanbul Sözleşmesi” kitabı, bazı STK ve platformların çalışmaları sayesinde 20 Mart 2021 tarihinde Sn. Erdoğan İstanbul Sözleşmesi’nden geri çekildiklerini açıklamıştı. Ama bu tavır halkımızı avutma amaçlıydı, çünkü malum ve mel’un İstanbul Sözleşmesi zaten bütün dayatmalarıyla 6284 sayılı kanun halini almıştı.

Peki, tüm bunları niçin aktardık?

Hatırlarsanız sözleşmeden çekilmemize rağmen iktidar partisinin kadın yapılanması KADEM “6284’ü daha sert bir şekilde uygulayacağız, yeni sözleşmeler imzalayacağız” diyerek tepki koymuşlardı. Şimdi aralarında KADEM’in de olduğu altı üniversite ortaklaşa olarak 12-13 Mayıs 2022 tarihinde “Toplumsal Cinsiyet Adaleti Kongresi” yapacaklardı. Bu arada 20 Mart 2021 tarihinde kaldırılan İstanbul Sözleşmesi’nin feshi işleminin iptali istemiyle açılan davalar Danıştay 10. Dairesi tarafından 28 Nisan’da karar esastan görüşülmüştü. Başkan Akçil, İdari Yargılama Usulü Kanununa göre heyetin kararını daha sonra yazılı açıklayacağını belirterek, duruşmayı bitirmişti. Danıştay’ın böyle bir karar alacağı günlerde İstanbul Sözleşmesi’nin yılmaz savunucularının toplumsal cinsiyet kongresi düzenlemesi hem zamanlama açısından hem de “toplumsal cinsiyet eşitliği” kavramı yerine “toplumsal cinsiyet adaleti” kavramını kullanması bakımından manidar bir yaklaşımdı.

Öncelikle şunu belirtmek gerekiyordu. KADEM, Toplumsal Cinsiyet Adaleti Sempozyumu’nu ilk defa bu sene yapmıyordu. Toplumsal Cinsiyet Adaleti Kongresi’nin bu sene sekizincisi gerçekleşiyordu. Geçen senelerde eşitlik kavramını kullanıyordu da bu sene adalet kavramını tercih etmelerinin sebebi sırıtıyordu. Oysa asıl “toplumsal cinsiyet kavramı” üzerinde durulması gerekiyordu.

Zira asıl tehlike ne adalet kavramında ne de eşitlik kavramında değildi. Asıl tehlike cinsel eşitlikte değildi! Asıl tehlike toplumsal cinsiyet kavramının ta kendisindeydi!.. Asıl tehlike fıtratı yok sayan, kadın ve erkeği birbirinin karşısında konumlayarak çatıştıran zihniyetteydi. Kadın ve erkek cinsiyetlerini toplumun inşa ettiğini, kadın ve erkek cinsiyetleri dışında başka cinsiyetlerin varlığını iddia eden bu kavramlar, kurumlar ve kanunlar asıl tehlikeydi.

Asıl tehlike adalet ve eşitliğin TOPLUMSAL CİNSİYETTE aranmasındadır!

Oysa gerçek adalet, kadının kadın; erkeğin erkek olmasıdır. Kadını şiddetten korumak istiyorsak bunu erkeğin tam karşısında konumlayarak, erkeği mutlaka kötülük ve zulümle yaftalayarak yapamayız. Erkeği ve kadını çatıştıran, üçüncü bir cinsiyetin varlığını kabul etmemizi dayatan böylesi bir kavram ve ideoloji kadına yapılan en büyük kötülük ve haksızlıktır. İstanbul Sözleşmesi’nin kabul edilmesi ve 6284’ün yürürlüğe girdiği yıllardan itibaren kadınların daha çok şiddet mağduru olması da toplumsal cinsiyet temelli çalışmaların neye hizmet ettiğinin kanıtıdır.

Bu arada toplumsal cinsiyet çalışmaları KADEM’in düzenlediği kongreyle kalmıyor. Hatırlarsanız MEB bir aralar Eğitimde Toplumsal Cinsiyet Eşitliğinin Geliştirilmesi Projesi (ETCEP) ile gündeme gelmiş, tepkiler üzerine geri adım atıldığı açıklanmıştı. Anlaşılan o ki eğitimde toplumsal cinsiyet çalışmaları, yani AKP iktidarının ahlâki ve ailevi tahribatları devam ediyordu.

Eğitim-Sen, Toplumsal Cinsiyet Eşitliği’nin müfredata alınması için kampanya başlattı. Kampanya kapsamında da 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde “Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Eğitimi Dersi Yapıyoruz” başlığıyla, örgütlü olduğu tüm okullarda bir saatlik toplumsal cinsiyet eşitliği dersleri anlatıldı. Bazı yayınevleri ve yazarlar da çocuk kitaplarında toplumsal cinsiyet eşitliği çalışmalarını yoğunlaştırdılar, masalları revize ederek cinsiyetsiz olarak yazmaya başladılar. Ne gariptir. Bu Lobi, toplumun bütün kesimlerinde etkin görünmektedir! Sendikalar, STK’lar, eğitim kurumları, medya… Hepsi toplumsal cinsiyet lobisinin oyuncağı olmuş, fıtrata karşı başlatılmış bu savaşta kadının, erkeğin ve çocuğun tam karşısında yer alıyorlar.

Erkeği korumak isteyen yok da hani kadını ve çocuğu korumak istediklerini söylüyorlar ya!

Gerçekten kadını ve çocuğu korumak istiyorsanız söyleyelim; kadını ve çocuğu korumak aileyi korumakla başlar. Mutlu bir ailenin olmadığı yerde ne kadın mutlu olur ne de çocuk! Mutlu ailelerin olmadığı yerde mutlu toplumlar da olmaz! Devletin bekası diyorlar ya hani her başları sıkıştıklarında… Devletin bekasının, kadını, erkeği, çocuğu yani aileyi korumaktan geçtiğini bilmiyorlar... Veya bile bile aileyi ve ahlâkı tahrip ediyorlar…

Gerçekten kadın ve çocuk korunmak isteniyorsa eğer… İstanbul Sözleşmesi ve İstanbul Sözleşmesi’ne dayanarak çıkartılan 6284 gibi kanunları ve uygulamaları derhal bırakın. Medeniyetimize ve kültürümüze uygun olarak; kadını, erkeği, çocuğu koruyan kanun ve kuralları kendimiz koyalım. Kadına, erkeğe ve çocuğa kısacası aileye zarar veren, şiddeti besleyen alkol, madde bağımlılığı ve cinsiyetsizliği alenileştiren medya kuruluşları ile mücadele başlatalım...”

Şimdi, Ey Milli Çözümcü, mücahit ve murabıt kardeşlerim!

“Ey iman edenler! (Din ve dava uğrundaki zorluklara, hayatın ve cihadın sıkıntılarına) Sabredin ve sabır üzerinde yarışın, (Allah’la, peygamberlerle, cihad emirinizle, Hakk yoldaki cemaatinizle) irtibatınızı koparmayın, kararlı ve sebatlı davranın (ve nöbet ve hizmet yerlerinizi terk edip ayrılmayın. Bu emirlere karşı gelmek hususunda) Allah’tan korkun. (Bu sayede) Umulur ki kurtuluşa ve başarıya (felaha) ulaşırsınız!..” (Al-i İmran Suresi: 200)

“Allah yolunda bir saat nöbette durmak, Beytullah’ta ve Hacerül Esved’in altında Kadir gecesini kutlamaktan daha hayırlıdır” (Hadis-i Şerif)

İnanıyoruz ve umuyoruz ki; Makam-ı Şerif’te, teşkilat bünyesinde, İslami ve insani gerçekleri tebliğ sürecinde; şuurla ve huzurla tuttuğunuz nöbetler ve gösterdiğiniz gayretler inşaallah sizi Rabbinize yaklaştırmakta ve kutlu zaferinize taşımaktadır. Tüm mazlum Müslümanların ve tüm mağdur insanların, bu onurlu ve sorumlu mesaj ve mesainize şiddetle ihtiyacı vardır.

Hepinizin mübarek Kadir gecenizi kutluyorum, Cenab-ı Hak’tan hepimize rahmet, mağfiret, muvaffakiyet ve muzafferiyet diliyorum.

Bu Kadir gecemizin, İslam ve insanlık âleminin kurtuluşuna, ülkemizde ve yeryüzünde; farklı kültür ve kökenden, ayrı Din ve düşünceden tüm insanlığın huzurlu ve onurlu yaşayacağı, herkese temel insan haklarının sağlanacağı bir Adil Düzen’in kuruluşuna vesile olmasını umuyor, hepimizi Allah’a emanet ediyorum.

 


[1] Ahmet Akgül Üstadımızın sohbet notları

Makale Paylaşım Sayısı: 33

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR