ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün149
mod_vvisit_counterDün1785
mod_vvisit_counterBu Hafta6735
mod_vvisit_counterGeçen hafta16665
mod_vvisit_counterBu Ay10664
mod_vvisit_counterGeçen Ay67493
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar19018894

IP'niz: 44.192.94.86
Bugün: 07 Tem 2022

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 13043168

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

mesajmetod150x
istsoz 150x
AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X

ADIL DUZEN 150x

erbakan devrimi 15b 160
bizim ataturk 17b 160
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam
Reklam

SP ve YRP YETKİLİLERİNE TARİHİ ÇAĞRI!

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 3
ZayıfMükemmel 

 

SP ve YRP YETKİLİLERİNE TARİHİ ÇAĞRI!

      

SP Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, “Erbakan hayatta olsa, CHP ile birlikte olur muydu?” sorusunu, “Bugün hayatta olsa, kesinlikle CHP ile birlikte olurdu" şeklinde yanıtlamıştı. Prof. Dr. Necmettin Erbakan'ın oğlu ve Yeniden Refah Partisi Genel Başkanı Fatih Erbakan’ın, 6 siyasi partinin Genel Başkanının bir araya geldiği toplantıyı hatırlatıp, CHP dışındaki 5 partiye yaptığı çağrıyı değerlendiren Karamollaoğlu, Fatih Erbakan için; “Çok çocukça bir tavır sergiliyor” ifadesini kullanmıştı. Karamollaoğlu konuşmasının devamında, (Erbakan Hoca'yı kastederek) “Kendi babasına da vefatından önce soruldu. Ancak kendi babası bile 'Çoluk çocukla bu iş olmaz' dedi. (Fatih Erbakan) Çok yanlış bir tavır sergilediler. Bunun hesabını da vermediler. Ben daha önce kendisiyle en az üç kere görüştüm. Birlikte çalışalım diye tekliflerde bulunduk, ama kabul etmedi. Ardından da bizi (Balgat’taki Genel Merkezimiz olan) o binadan çıkardı ve kendi partisini kurdu" tarzında konuyu eksik anlatması ve Fatih Bey’i kışkırtır bir tavır takınması yanlıştır. Çünkü bahsettiği o süreçte, Fatih Bey, teklif edilen Genel Başkan Yardımcılığını kabule yanaşmış, ama Oğuzhan Asiltürk buna engel olmuşlardı.

Defalarca yazdık ve uyardık; şu anda Saadet Partisi yönetimine yakışan, yine bir Genel Başkan Yardımcılığı va’adiyle Fatih Erbakan’a birleşme teklifi sunmaları ve gereksiz ayrımcılığı sonlandırmalarıydı. Fatih Bey’e yaraşan ise, böyle bir davete olumlu bakıp nefsi inat ve hesapları bırakmasıydı. Bunların tam aksine Fatih’in aşağılanmasının ve kışkırtılmasının, dava sorumluluğuyla ve Erbakan Hocamıza şükran ve sadakat duygusuyla hiçbir alâkası olamazdı. Hatta Sn. Karamollaoğlu, böyle bir tekliften sakınır ve bu vicdani ve tarihi mes’uliyetten kaçınırsa, Sn. Fatih Erbakan’ın bu birleşme arzularını beyan etmeleri lazımdı. SP yetkililerinin bu çağrıya olumsuz bakmaları durumunda, bütün sorumluluk onların sırtında kalırdı. Umarız, inşaallah olumlu yaklaşmaları; kardeşlerin kucaklaşmaları ve Milli Görüşçüler olarak birlikte çalışmaya başlamaları ise hem Allah’ın rızasını hem dava erbabının duasını kazandıracaktı. SP ile YRP'nin kaynaşıp kucaklaşması, hem %30'lara varan kararsız oyların önemli kısmının Milli Görüş’e kaymasını sağlayacak, hem de seçim ittifaklarında ellerini güçlendirmiş olacaktı. Haydi, işte her iki tarafın samimiyet ve dava gayretini ispatlamanın tam da zamanıydı... Bakınız AKP'den önemli kopmalar ve itiraflar bile başlamıştı. Bu fırsatları kaçırmanın günahına ortak olunmamalıydı.

AKP’den istifa eden Ethem Sancak, Erdoğan’ın günahlarını açıklamıştı!

AKP'den ihraç talebiyle disiplin kuruluna sevk edilen Ethem Sancak, partiden istifa etmek için dilekçesini verirken yaptığı konuşmalarla adeta AKP’nin sonunu hatırlatmış, ve Erdoğan’ın günahlarını açıklamıştı! Ahmet Takan “Ethem Sancak’tan aldık haberi!..” başlıklı yazısında AKP’den ihraç edilmek istenen Ethem Sancak’ın iktidarın nasıl bir ruh halinde bulunduğunu ve gerçek yüzünün ne olduğunu anlattığını yazmıştı. İktidara yakınlığı ve aldığı devlet ihaleleriyle tanınan Ethem Sancak’ın, “Biz Amerika’nın desteğiyle iktidara geldik” itirafını yaptığını ve Saray iktidarının nasıl bir ruh halinde olduğunu anlatabilmek için artık sayfalar dolusu makalelerin yazılmasına gerek kalmadığını vurgulamıştı.

Ethem Sancak’ın: “Tayyip Erdoğan ile Esad birbirine düşman diye, Suriye ile Türkiye neden birbirine düşmanlık etsin? Evet, Esad çok adam kesti. E biz de adam kesen birçok ülkeyle kardeşiz. İşte İsrail ile barıştık normalleştik... İsrail ile barışan hükümet Esad ile niye barışmasın? Birleşik Arap Emirlikleri ile biz kanlı bıçaklıydık. Şimdi bizimle beraberler, kucaklaştık...” sözleri AKP’deki çözülmenin artacağının kanıtıydı.

Ethem Sancak’ın Çin’in Doğu Türkistan’da cami kapattığı yönündeki eleştirilere verdiği cevabı ise tam bir saptırmacaydı:

“Öyle bir şey yok. Ben kendim gittim gördüm. Kapatılan tek bir cami yok. Uygur bölgesinde yaşayan Uygurların refah seviyesi, bizim Yozgat’ta yaşayan insanlarımızın refah seviyesinden 3 kat daha yüksektir. Gidip görsünler. Bunlar Amerikan ajanlarının dezenformasyonlarıdır. Batı medyası ve CIA’nın ajanlarıdır. Çok merak ediyorsanız sizi göndereyim. Bölge bölge, atlayın gidin. Başkalarının anlattıklarına bakmayın. Kendiniz gidin” sözleriyle kendi aslını ve ayarını da ortaya koymuşlardı.

AKP’de tükenme ve kaybetme telaşı yaşanıyordu!

Yandaş medya yaşanan olayları, yapılan konuşmaları sürekli olarak çarpıtmaktaydı. Mesela Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu’nun bir konuşmasında, “Erbakan Hoca yaşasaydı, CHP ile birlikte olurdu” şeklindeki sözlerini yandaş medya “Erbakan Hoca yaşasaydı, CHP’li olurdu” şeklinde saptırmışlardı. Bir parti ile birlikte hareket etmek ne zamandan beri o partili olmak anlamına geliyordu? Bu iddiaya göre Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Erdoğan’a MHP’li, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’ye de AKP’li dememiz mi gerekiyordu?

Şüphesiz iki farklı partiye mensup kişilerin belli konularda beraber hareket etmeleri başkaydı, öteki partiye fiilen katılmaları ise çok çok farklıydı. İki farklı partiye mensup kişileri birlikte hareket ediyorlar diye “falan partili oldular” diye takdim etmek ise olayı çarpıtmaktan başka bir anlam taşımazdı. Yandaş medya bunu hep yapıyordu. İktidar yanlısı partilerin birliktelikleri alkışlanırken, muhalefete mensup partiler birlikte bir iş yapmaya kalktıklarında kıyametler koparılıyordu. Ve muhalefet partilerinin en masum taleplerine bile tahammül edilmiyordu. Bir suçmuş, bir ayıpmış gibi takdim edilmeye çalışılıyordu. İktidarın tüm başarısızlıklarının üzeri, CHP aleyhtarlığı ile örtülmeye uğraşılıyordu. Muhalefet iktidarın olumsuz icraatlarını dillendirdikçe, yandaş medya; “Niye CHP’yi değil de iktidarı eleştiriyorsunuz?” diyerek bir bardak suda fırtınalar koparıyordu... Bugün iktidarda CHP değil, AKP bulunuyordu. Elbette eleştirilecek olan da AKP iktidarıydı!”[1]

“Erbakan Yaşasaydı, ‘Kuşun Canlısını’ İsterdi!” Yazısı…

Gazetecilerin vazifesi; kamu adına doğru ve tarafsız haber yapmak kadar, vazifelerinden bir diğeri de tarihi olayları hatırlatmaktır. Son günlerde yaşadığımız olaylar hasebiyle biz de bugünkü köşemizde tarihi tekrardan hatırlatalım istedik.

Tarih 17 Ekim 2010… Yer Ankara Atatürk Kapalı Spor Salonu… Saadet Partisi’nin Olağanüstü Büyük Kongresi yapılıyordu. Erbakan Hoca’mızın Saadet Partisi Genel Başkanı seçildiği gündü. Malum sıkıntılı süreçler yaşandıktan sonra Erbakan Hoca’mız ülkenin gidişatını tehlikeli bulduğundan, ülkemizin AKP eliyle “yumuşak lokma” haline getirilmesinden rahatsız olduğundan, “toprağın ayaklarımızın altından kaydığı” için tekrardan Saadet Partisi Genel Başkanı olmuştu. Herkesin bildiği gibi de Erbakan vefat etmeden önce görevinin başında, arazide çalışıyor, yaklaşmakta olan seçimlerin tanıtım broşürleri için bile bizzat kendisi ilgileniyordu. Kısaca Erbakan “herkesin hocası” sayılırdı, fakat Erbakan Milli Görüş’ün lideriydi.

Erbakan Hoca’mız son kez Genel Başkan olarak seçildiği bu kongrede “Müstakiller/Bağımsızlar Hareketi” olarak katıldıkları 1969 seçimlerindeki bir konunun altını çizmişti. Bu tarihi kongrede biz de bu konuşmaya tanıklık ettik, şahit olduk. Erbakan Hoca’mız Bağımsız Konya Milletvekili adayı olduğu zaman, sınıf ve sıra arkadaşı bazı kesimlerce “nurlu Süleyman” diye adlandırılan Demirel, başka programlarını iptal ederek, Erbakan’ın hızlı yükselişini kesmek için Konya’da miting düzenler. Bu mitingde milletimizin kafasını karıştıracak sözler söyler. Erbakan Hoca’mız Demirel’in hemen ardından bir mitingle ona cevap verir. Bu tarihi olayın gerisini Erbakan Hoca’mız Saadet Partisi Genel Başkanı seçildiği son kongresinde şöyle anlatmıştı: “Diyor ki; ‘Camiye gidiyorsunuz, karışmıyoruz.’ Biz de gidiyoruz diyemiyor. ‘Siz gidiyorsunuz, biz karışmıyoruz’ diyor. ‘Mevlüd okutuyorsunuz, karışmıyoruz’ diyor. ‘Camileriniz açık, her şey serbest. (Bu Erbakan, Din adına daha) Ne istiyor? Sorun kendisine!’ diyor. O halde Ey Konyalılar, benim vazifem şimdi ne istediğimi size açıklamak. Bilirsiniz, avcılar, tüyleri renkli, güzel bir kuş avladıkları zaman, bu kuşu toprağa gömmek istemezler. Bunun içini boşaltırlar, temizlerler, içine saman doldurup, misafir odasının başköşesine koyarlar. Okullarda, müzelerde, vitrinlerde içi saman dolu bu kuşları görmüşsünüzdür. İşte Demirel, bugün gelip size bu içi saman dolu kuşu gösterdi. Soruyor; ‘Bu kuşun gagası yok mu? Var. Gözü yok mu? Var. Kanadı yok mu? Var. Eee, (bu Erbakan) daha ne istiyor?’ diyor. Tek kelimeyle bizim cevabımız: Biz bu kuşun canlısını istiyoruz, canlısını! Tam kırk bir sene önce söylenen bu söz, kırk bir seneden beri kıymetini her zaman daha da artırmıştır. Bugün ise fevkalâde büyük öneme haiz noktaya gelip dayanmıştır!”

Erbakan Hoca’mızın hayatının kısa özeti şudur; içi saman dolu kuşa değil, kuşun canlısına talip olmak... Bazı şekillere hapsedilmiş İslam’ı, bir bütün olarak, bütün kurum ve kurallarıyla yaşamak. Ruhu çalınmış milletimizi ruhuna kavuşturmak. Din adına ortaya çıktıkları halde, güç odaklarına kölelik yapanları topluma tanıtmak... Son yüzyıldır milletimize unutturulan “Hak” kavramını hatırlatmak... “Kaba kuvveti değil, Hakkı üstün tutmak.” Milletimizi Mescid-i Dırar’larla oyalayanlara, “Hakkın bâtıla galebesi yolunu” açmak... İbadethaneleri asıl kimliğine kavuşturmak... Amerika’yı, İsrail’i, ırkçı emperyalistleri “konjonktür” gereği kuvvet ve kudret sahibi görenlere karşı “kuvvet ve kudret sahibinin ancak Allah olduğunu” haykırmak… Şimdi birtakım kişiler çıkmış kendi çıkar ve makamları için, bu dünyada elde ettikleri imkân ve iktidarı korumak için “Erbakan yaşasaydı”lı cümleler kurarak yalanlar söyleyip riyakârlık yapmaktadır. “Erbakan yaşasaydı şunu yapardı” diyen AKP’lilere bir bakın!.. Bunlar, Rahmetli Hocamız yaşarken, Erbakan’ın davasını bölüp ayrılanlar, Erbakan’ı yarı yolda bırakanlar, Erbakan’ı milletin gözünde küçük düşürmek için “tekerlekli sandalyeye mahkûm olmasına rağmen siyaset hırslısı” diye hakkında konuşanlardır... “Erbakan’ın hayatı, CHP zihniyeti ile mücadele ile geçmiş!” diyorlar, ama eksik söylüyorlar… Erbakan tüm bâtıl ve masonik zihniyetlere karşı çıkmıştı. ABD, AB ve İsrail hizmetkârlığı yapmamıştı. Kendi küçük zihinleri ve dünya algılarıyla Erbakan’a kalıp biçiyorlar. Erbakan Hoca’mızın ömrü “bâtıl olan” her şeye karşıydı. Erbakan Hoca'mızın mücadelesi bâtılın bu topraklardaki işbirlikçilerine karşıydı. Erbakan’ın mücadelesi Amerika’ya Irak işgalinde teşne olmuş “muhafazakâr demokratlara” karşıydı. Erbakan Hoca'mızın mücadelesi; dini, camilere hapseden “nurlu Süleyman” zihniyetine karşıydı.

Erbakan Hoca'mız Milli Görüş davasını bölerek ümmeti sahipsiz bırakan hiç kimsenin “alnından öpmedi”. Yaşasaydı da öpmezdi. Irak’ın işgalinde Amerika’yı güç sahibi görenlere hiçbir zaman iyi niyet beslemedi. Erbakan Hocamızın mücadelesi; içi boşaltılmış, kapitalist, ırkçı emperyalizme yanaşmış, hıyanet ve rezaletlerini başörtüleriyle kapatmaya çalışanlara zemin hazırlamak için değildi. Kamunun bütçesinden kendine burslar devşirerek yetimin hakkını yiyen başörtülüler için mücadele vermedi. Erbakan için başörtüsü mücadelesi dünyayı sömürmekte olan zalimlere Müslüman izzet ve şerefiyle canı pahasına mücadele/mücahede eden kadınlar içindi. Devlette makam elde etmek için birilerinin ayağını kaydıranlar için hiç değildi!.. Erbakan Hoca’mız milletin vergileriyle yapılmış fabrikaları özelleştirme adı altında küresel sömürü sermayelerine satan hiç kimsenin alnından öpmedi yaşarken. Şimdi yaşasaydı bu cennet vatanı cehenneme çeviren, buğdayın tedarikinde bile iki savaşan ülkeye muhtaç edenleri en ağır sözlerle uyarırdı. Yaşarken yaptığı gibi. Erbakan Hocamızın alnından kesinlikle öpmeyeceği kişiler de, ırkçı emperyalizmin/bâtılın temsilcisi katil İsrail’in paçavrasını Mehmetçik’in eline tutuşturanlar, ülkemize katil işgalci İsrail’i davet edenler, Filistin doğalgazını İsrail’in doğalgazı diye pazarlayanlardır…”[2] şeklindeki güzel ve mükemmel tespitleri yapan kardeşimizi alkışlamak lazımdı.

Ancak SP yöneticileri ve yetkilileri de:

• Milli Görüş esaslarına ve amaçlarına tam bağlı...

• Erbakan Hocamızın siyasi mirasına içtenlikle sadık ve saygılı…

• Adil Düzen ve İslam Birliği programlarına ve Refah-Yol icraatlarına sahip çıkıcı samimi ve güven aşılayıcı bir tavır takınmalıydı. Aşağıdaki itham ve iddialara sebep olacak yanlışlık ve yamukluklardan ve dava istismarından mutlaka sakınılmalıydı.

Ömer Faruk Özcan imzalı, yüreği yanık bir Milli Görüş bağlısı[3] Saadet Partisi Genel Merkezi’ndeki “Teşkilat tahribatına davanın tahrifatına” yönelik yanlışlık ve haksızlıkları şuurlu bir mesuliyet, onurlu bir cesaret ve olgun bir ferasetle gündeme taşımışlarsa, uyarıları dikkate alınmalı, yok eğer kötü maksatlı ve asılsız iftiralar uydurmuşlarsa, camiamız ve kamuoyu aydınlatılmalıydı. Artık, maalesef sosyal medyada dolaşan ve tüm teşkilat mensuplarına ulaşan ve sadık Milli Görüşçülerin yüreğini kanatan “bu tür itham ve iddiaların gizlenmesi ve gündeme getirilmemesi gerekir” mazeretine de sığınmamak lazımdı…

“Artık kuldan utanmıyorsun, bari Allah’tan kork Mahmut! (Arıkan)” diye başlamıştı…

Bitlis SP’de neler yaşanmıştı?

Herkesin malumu; son birkaç yıldır teşkilatlarımızda bize yakışmayan birçok hadise vuku buluyor. İstişaresiz, emrivaki, dediğim dedik, zorlamacı, dayatmacı, baskıcı işler (yapılıyor?) Ötekileştirme ve teşkilattan uzaklaştırma adına yapılan işler (moralimizi bozuyor ve çalışma şevkimizi kırıyor). Her konuda başarısızlıklar (yaşanıyor) ama tüm bu başarısızlıklara karşın yapılan algı yönetimleri ile bu girişimleri başarılıymış gibi gösterme operasyonları (yürütülüyor). Teşkilatın parası ile yapılan sosyal medya reklamları ve TV programları (da bir işe yaramıyor). Para ile yapılan bu işleri başarı gibi göstermek (kafamızı karıştırıyor ve yüreğimizi yaralıyor). Yapılan yanlışlarda, en çok kullanılan (mazeret); “evet yanlış yaptık” deyip yanlışı kabul etmek, ama yanlıştan dönmemek (ise mensuplarımızı daha çok üzüyor). Yapılan tüm anlaşmaları ve arada bir de olsa yapılan istişareleri ve nihayetinde alınan kararları yok saymak, bildiğini okumak... Gizli ajandalar, gizli takvimler tutup bunlara göre çalışmak (sürüp gidiyor)…

İşte tüm bu çalışmalardan birisi de kayyum başkanların atanmaları ve illerdeki gerçek teşkilat mensuplarının hiçe sayılmasıdır...

Zonguldak’taki (Kongreyle ilgili) son raddede Hasan Bitmez aramış. Zonguldak’taki sadıklara: “Liste çıkarmayın, evet yanlış yaptık ama bu saatten sonra bir şey yapamayız. Kongreyi yapalım, siz bu listeyi onaylayın, 4-5 ay sonra bu arkadaşı görevden alır sizin istediğiniz ismi Başkan olarak atarız. Önemli olan delegelerin onaylanmasıdır” demişti. (Ama bu sözlerin hiçbiri tutulmamıştı…) Bundan sonra ise; Elazığ’da, Sakarya’da, İstanbul’da, Ankara’da, Adana’da ve daha birçok ilde aynı sözü söylemişlerdi (yani davanın sadıkları avutulup oyalanmıştı). “Yanlış yaptık. Ama Genel Merkez şu an böyle bir karar aldı, bundan dönemeyiz. Şimdilik bunu böyle seçelim sonrasında bakarız!”

Nasıl ki Tayyip birçok hususta, mesela zina(yı suç olmaktan ve ceza almaktan çıkarma konusunda) da, yanlış yaptıklarını kabul ediyor, ama sonrasında bu yanlışı düzeltmek için hiçbir şey yapmıyorsa, bizim Genel Merkezin bazı yöneticileri de aynen öyle davranmaktaydı. Bu tavır bize: “Firavun’dan kaçan, ama Firavun’dan beter olan Yahudi” misalini hatırlatmıştı. Tayyip’te eleştirdikleri ne varsa, daha şedidini teşkilatlara uygulamışlardı, uygulamaya devam ediyorlardı.

Sadece bu kadar da değil. Yapılan yanlışların düzeltilmemesine gerekçeleri ise, özrü kabahatinden büyük bahaneler... Ne diyorlar? “Yanlış yaptık ama düzeltemeyiz, şimdi sizin dediklerinizi yaparsak, bu bütün teşkilatlarda emsal teşkil eder. Bunun önünü alamayız!” Yani diyorlar ki; yanlışlar yapabiliriz ama, asla bu yanlışlardan dönmeyiz. Bu bizim otoritemizi sarsar. Teşkilatlar ne yaparsak kabul etmek zorundalar, ne buyurursak katlanmak durumundalar... Teşkilatların bizi sorgulamaya hakları yoktur. Bizleri eleştiremezler. En ufak bir ikaz bile ötekileştirme, uzaklaştırma sebebidir.”

Ne diyordu bu Mahmut (Arıkan) efendi; Genel Merkez'e kafa tutanın kafasını kopartırız! İşin garabet kısmı ise kendilerini asla değişmez, değiştirilemez, değiştirilmesi teklif dahi edilemez mutlak Genel Merkez olarak görmeleri. Bu nedenle esasen Genel Merkez'e değil kendi hatalarına karşı yapılan; bırakın eleştiriyi, ikaza bile kafa kopartma refleksi ile karşılık veriyorlardı. Bunlar herhalde, Halife Hz. Ömer’e: “Sende bir eğrilik görürsek, kılıcımızla düzeltiriz!” diyen sahabeyi de “İsyankâr ve itaatsiz” sayıyorlardı!?

Ankara teşkilatında da yanlış yaptık dediler, Ankara’daki sadıklardan müsaade istediler. Tüm bunları bizzat Mahmut Arıkan söyledi. Bir başka küfürbaz ve zoraki Başkan olan Fatih Beyazıt'ın tepesinde olacağını, onu kontrol edeceğini, eğer kendini düzeltmez ise 6 ay sonra görevden alıvereceğini söyledi. 6 ay sonra yaptığımız toplantıda ise hiçbir sözü tutmamakta nam salan bu ekibin bir mensubu olan Mahmut Arıkan da ekibine sadık kalarak sözünü tutmadı ve Fatih Beyazıt ile çalışmaya devam edeceklerini açıkladı.

İstanbul il bayramlaşmasında Genel Başkan Sn. Temel (Karamollaoğlu) Bey üzerine basa basa: “Bizim bir siyasi parti olduğumuzu gerekçe gösterip bizim gibi inanmayan, bizim gibi düşünmeyen ve bizden olmayan insanları da aramızda görmeye alışmamız lazım” demişti ve eklemişti; “Hatta yönetim kademesinde bile...” Yani bizden olmayan; fikri, zikri bizimle uyuşmayan insanlara kapımız sonuna kadar açıktı!? Ama Dava'nın ve teşkilatların kaygısını çeken, bizim ilkelerimize, değerlerimize ve inancımıza uygun görmedikleri Bâtılı temel referans kabul eden bir metni kabul etmediklerini söyleyen Balıkesir Karesi İlçe Başkanı Ruhi Demirtaş ve ekibine görevden el çektirilmişti. (Evet, bu SP yöneticileri) Milli Görüşçü kalamadıkları gibi demokrat da olamamışlardı!

Ya Adana? Mahmut Arıkan da hatırlar, ama hatırlamak ister mi bilmem? Hani temayüllerde olmayan kişiyi, temayülden çıkmış gibi göstermiştiniz. TÜİK verilerini bile kıskandıran temayül sonucunuza karşı Cuma Şahin telefonunu uzatıp, “Bu telefonda 5 bin kişi kayıtlı, rastgele 25 kişiyi arayın, eğer bir kişi bile bu çocuğu tanırsa bu çocuğun başkanlığını kabul edeceğini” söylemişti. Siz de bunun üzerine “kimsenin İl Başkanlığını kabul etmediği” yalanına sarılmıştınız… Ve sonrasında Çelebi Keyhıdır'a İl Başkanlığını teklif ettiğinizi, ama tüm ısrarlarınıza rağmen kabul etmediğini söylemiştiniz de hemen oracıkta Cuma Hoca aramıştı ve yalanınız ortaya dökülmüştü de yüzün kızarmıştı (Sn. Mahmut) Arıkan. O zaman toy bir Teşkilat Başkanı idin henüz pişmen tamamlanmamıştı. Ama artık tamamlanmış (ve iyice ayarlanmışsın…) Artık eskisinden çok daha rahat hareket ediyorsun ve yüzün asla kızarmıyor.

İşte bu yüzden başlıkta artık yüzün kızarmıyor dedim ama, galiba Allah'tan da korkmuyorsunuz!

Gelelim Bitlis'e ve esas konumuza.

Bitlis'te de aynı temayül oyunlarını yaptınız. Yeni İl Başkanı olarak atayacağınız ismi de ismin akrabası olan Behçet Ayni faş etmişti. Gizli görüşmeleriniz de ayan olunca, Bitlis teşkilatı kongre için gün almıştı. Ve siz kongreye 3 gün kala yasal hakkınızı kullanarak, YSK'ya kongrenin iptal edildiğini aktardınız. Kongre iptal edilince, Bitlis teşkilatı 36 delegenin 32'sinin imzasını alarak olağanüstü kongre için YSK'ya başvurdu, kongre günü Oğuzhan Bey’in defin gününe gelince kongre tarihi iki hafta ileriye atıldı. Bunun üzerine Mahmut Arıkan, bir kere daha devreye girdi ve YSK'ya yazı yazarak ikinci kez kongreyi iptal ettirmeyi başardı... Yapılan telefon görüşmelerinin ardından, Mahmut Arıkan Fethullah Erbaş'ın hakem olduğunu ve oradaki olayı Erbaş'ın çözeceğini söylüyor. Bunun üzerine Erbaş ile telefon görüşmeleri başlıyor. Akabinde bu işin sulh ile çözülmesi ve kardeşliğe zarar gelmemesi için Erbaş, Bitlis teşkilatlarını Ankara'ya davet ediyor. Bitlis İl Teşkilatı, İlçe Başkanları, Cansuyu sorumlusu ve AGD Teşkilat Başkanı Ankara'ya geliyorlar. Fethullah Erbaş'ın hakemliği, Arıkan tarafından bir kez daha ilan ediliyor. Ve Bitlis Teşkilatı Genel Merkez’de bir kez daha masaya yatırılıyor. Nihayetinde Hakem Fethullah Erbaş; tarafları bir kez daha dinledikten sonra kararını açıklıyor. “Kongre kararınızı alan mevcut Başkan Abdussamet Dalga ile ekibi aynı şekilde devam etsin. Atama yok, istifa yok, herkes işine, çalışmasına baksın!” diyor. Ama gelin görün ki; Mekkeli müşrikler bile hakem tayin ettiklerinin aldıkları kararlara uyarken, Mekke'de şirki deviren Hz. Peygambere inananlar, şimdi Mekkeli müşriklerin bile yapmadığını yaparak hakemin kararını hiçe sayıyorlar!?

Ankara Kızılcahamam'da yapılan AGD toplantısında Mahmut Arıkan ve Behçet Ayni, AGD Bitlis Şube Başkanı Abdurrahim Doğru ile bir toplantı ve çalışma yapıyor. Bitlis İl Başkanı’na ve Yönetim Kuruluna bir iftira atarak, “Erbaş'ın kandırıldığı, Bitlis'te yapılan toplantıya AKP’lilerin ve HÜDAPAR’lıların taşındığı” iddia ediliyor. Ve arkasından tıpkı birçok atama gibi teşkilatta dün biten, aslında tek özelliği Behçet Ayni'nin yeğeni olmak olan, üstelik kendisinin de Belediye Meclis Üyesi seçildiği son yerel seçimlerde silinen oyların bile arkasına düşmeyen Avukat Emrah Yurci İl Başkanı olarak atanıyor.

Bunun üzerine teşkilat bir kez daha olağanüstü kongre kararı alıyor ve İl Başkanına gönderiyor. İl Başkanı gerekli süre içinde bu isteği yerine getirmeyince bu sefer YSK'ya olağanüstü kongre talebi iletiliyor. Kayyum Başkan Yurci, YSK'nın isteğine de olumlu cevap vermeyince "kayyum atanması talebiyle" dava açılıyor. Tıpkı Numan (Kurtulmuş) sürecinde olduğu gibi. Mahkemenin ilk duruşması karar için 15 Mart 2022'ye erteleniyor. İşte bu noktada yukarıda yazdığımız cümlenin ikinci kısmı devreye giriyor (ve Mahmut) Arıkan hiç Allah'tan korkmadan 9 Mart'ta Yargıtay'a bir yazı yazarak, Bitlis İl ve İlçe teşkilatlarımızın tamamının kapatıldığını bildiriyor. Yargıtay 11 Mart'ta Genel Merkez ile görüşüp teyit alarak teşkilatlarımızı resmen kapatıyor. Saadet Partimizin Teşkilat Başkanı Mahmut Arıkan, Refah ve Fazilet Partimize kapatma davaları açan Vural Savaş gibi davranarak, Bitlis'te Saadet Partimizi kapatmıştır. Yaşanan bu çirkin olaylar esnasında AGD'miz de zarar görmüş, teşkilat mensuplarımızın yarıdan fazlası AGD teşkilatlarımızdan ayrılmıştır.

İşte karşımızda böyle bir güruh var. “Dava partisi olmaktan vazgeçeceğiz, kitle partisi olacağız” diyen bu zihniyet, partiyi kitle partisi yapamazdı ama, Hak dava olan Milli Görüş’ten sıyırıp, Siyonist bir zihniyet olan komünist davasının partisi yaparlardı. “Erbakan söylemlerini bırakacağız” diyen bu güruhta adalet aranmaz, Adil Düzen bulunmaz. “Erbakan'la olmaz” diyen bu güruh İslam Birliği’ne ve dünya liderliğine çalışmaz, zaten en büyük idealleri her fırsatta dile getirdikleri “iktidar ortağı olmak, vekil olmak, ihale kapmaktır!..”

Kıymetli Milli Görüş mensubu kardeşlerim, bunların Erdoğan'ın yapamadığı öldürme işlemini, Numan’ın yapamadığı dönüştürme işlemini, Vural Savaş’ların yapamadığı beton dökme işlemini yapmak için bir araya getirilmiş güruh gibi davranmaları vicdanımızı yaralamaktadır. Nitekim söyledikleri sözler ile Numan’ın dönüştürme işini, Yusuf Sunar’ın İstanbul’da “biz yenilikçiyiz” sözleriyle Erdoğan’ın öldürme işlemini, yaptıkları eylemler ile Siyonizm’in beton dökme işlemini gerçekleştiriyorlar. Ama unuttukları bir şey var; hâlâ bu teşkilatlarda öz var, maya var ve davasını satmayan sadık Milli Görüşçüler vardır. Allah'ın izniyle galip gelecekler de onlardır. Sadıklara, öze sarılanlara, davasında kaim olanlara, Yeni Bir Dünya'yı kurmak için tüm güçleriyle çalışanlara ve inananlara selam olsun. (Not: Bazı imla hataları düzeltilmiş ve anlamı kolaylaştırıcı kelimeler eklenmiş olarak)

İşte Mahmut Arıkan’ın SP Bitlis Teşkilatlarını Kapatma Yazısı:

       Saadett 2

      

Rahmetli Selman Yücel’e vefasızlık ve vasıfsızlık!

SP Genel Merkez ve İstanbul İl Yöneticilerinin, edep ve erdem timsali Rahmetli Selman Yücel’e bir taziye mesajını bile reva görmemeleri, bunların sadık ve sağlam Milli Görüşçülere karşı duygularını ve tavırlarını mı yansıtmaktaydı? Kısa bir vefat haberi ve Mustafa Kaya’nın duygusal makalesi dışında, Milli Gazete’ye bir tek taziye mesajı bile yazdırmamış olmaları… Bir ömür İstanbul teşkilatlarında İlçe Başkanlığı, İl Başkan Yardımcılığı ve Yönetim Kurulu Azalığı yapan, vefatına kadar da istikametinden sapmayan bir dava adamına yapılan bu vefasızlık, sadece bir vasıfsızlık ve alâkasızlık mıydı, yoksa daha derin bir kindarlığın ve saygısızlığın dışa vurulması mıydı? Erbakan’a tam ve sağlam bağlılık bazılarına niye bu kadar batmaktaydı? Oysa bu yetkili zevatın, Erbakan’a hakaretler yağdırmış nice marazlı takımının vefatı üzerine ne taziyeler yayınlamış ve ne iltifatlarda bulunmuşlardı!

Sonuç olarak:

İman, irfan, iz’an ve vicdan kaynaklı, akıl, bilim ve Kur’an dayanaklı Milli Görüş davasını yozlaştırmak, Adil Düzen projelerini yok saymak… Veya Temel Bey gibi, "Adil Devlet ve insanca yaşam” gibi dışı hoş içi boş sloganlarla Erbakan Hocamızın kutlu plan ve programlarının içini boşaltmak isteyen gaflet, cehalet belki de bilinçli dalâlet ehline karşı örnek bir samimiyet ve dirayetle bu geçekleri haykıran ve camiamızı uyaran kardeşlerimize de tebrik, teşekkür ve takdirlerimizi iletiyoruz. Ancak; nice yıllardır, SP teşkilatlarında ve yan kuruluşlarında sinsice, hatta Siyonist’çe yürütülen bu tahribatlara ve özellikle sadık ve sağlam insanlarımızı ayıklayıp uzaklaştırma tezgâhlarına... "Erbakan’sız Milli Görüş Densizliği ve Davasız Saadet Partisi Düşüncesi" oluşturma tuzaklarına karşı camiamızı uyaran ve bu konuda yüzlerce makale ve onlarca kitap hazırlayan Üstad Ahmet Akgül'ü ve Milli Çözüm Dergimizi hâlâ, haklı bulup arka çıkmaya yanaşmayanları anlamakta da zorlanıyoruz!

Yaklaşan genel seçimlerde bir iki milletvekili çıkarabiliriz diye, CHP'nin ve İyi Parti’nin kuyruğuna takılmak yerine, yapılan anketlere göre %30’lara varan KARARSIZ seçmenlere yönelip umut aşılayıcı ve ufuk açıcı tebliğ ve tanıtma çalışmalarına yoğunlaşmak, SP’ye %7 barajını aşma imkânı sağlayacak bir fırsattır. Ancak bunu başarmak için; Milli Görüş farkını, Erbakan’ın yaptıklarını ve Refah-Yol’un efsane icraatlarını anlatmak ve sahip çıkmak lazımdır.

Şimdi, SP'deki yönetici kadrolara, iz’an ve vicdan sahibi dava mensuplarına, cevaplarını merak ettiğimiz üç sorumuz vardı:

1- Milli Görüş prensip ve projelerini ve hâlâ onun tek resmi ve siyasi temsilcisi olan Saadet Partimizi, topluma ufuk açıcı ve umut aşılayıcı konuma taşımak, Allah’ın rızasını ve sadıkların duasını kazanmak isteyen yetkililer; il ve ilçe teşkilatlarımızı karıştırıp, bir avuç cefakâr, fedakâr ve vefakâr insanımızı birbirlerine kışkırtıp, kızdırıp ve kırdırıp davadan uzaklaştırır mıydı?

2- Gerçekten dava derdi ve ümmet endişesi taşıyanlar... Erbakan'a samimi hürmet, muhabbet ve dini gayret sahibi olanlar, Hocamızdan sonraki şu 12 yıl boyunca, bir sefer olsun teşkilat mensuplarına;

• Adil Düzen'in anlamı ve ihtiyacı…

• Ekonomik, Siyasi, İlmi, Ahlâki ve Hukuki Adil Düzen programları…

• İslam Birliği Teşkilatı, D-8 aşaması, İslam Ortak Pazarı, Ortak İslam Dinarı, İslam Savunma Paktı ve İslam Kültür ve Eğitim İşbirliği adımlarıyla ilgili ilmi ve tarihi atılımları anlatacak, konferans ve seminerleri neden inatla ve ısrarla yapmamışlardı? "Adil Devlet, insanca yaşam” gibi muğlak ve yuvarlak sloganlarla niye camiamızı avutup oyalamışlardı? Bunlar Adil Düzen ve İslam Birliği programlarına inanmıyorlar mıydı, yoksa kasıtlı olarak bunların içi boşaltılmaya mı çalışılmaktaydı?

3- Bazı yetkililer, bu kutlu hedeflere ve bilimsel projelere inanmıyorlarsa, o zaman “Partiyi avuçlarında tutma ve gerçekten Milli Görüş gayesi ve gayreti taşıyanları partiden koparma” hesaplarının altında neler yatmaktaydı?

 


[1] (31 Mart Milli Gazete – Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız )

[2] (Milli Gazete – 31 Mart 2022 – Elif Örs)

[3] (Facebook-28 Mart 2022- Saat: 17:53)

Makale Paylaşım Sayısı: 72

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR