Reklam
Reklam
Reklam

ÇANKAYA'NIN GÜL'Ü VE ANKARA'NIN 11 EYLÜL'Ü

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 3
ZayıfMükemmel 

 

Ankara'daki bomba ve PKK!

1 kg. 13 katlı bir binayı yıkabilecek, tam 870 kg bomba yüklü Mercedes minübüs, milli derin devletin ihbar etmesiyle, şükür etkisiz hale getirildi. 1km2 lik alanı, küçük bir atom bombası gibi tahrip edecek bu saldırı hazırlığı, CIA ve MOSSAD'ın işiydi. Bu saldırı planının CIA'nın haber verdiği iddiaları da, kendilerini ele vermekteydi. Masonik medyanın, hem PKK, hem El-Kaide ile irtibatlandırması ise, hedef çarpıtmaya yönelikti.


İbrahim Karagül'ün dediği gibi: "ABD ve İsrail istihbaratının onayı olmadan, PKK'nın Türkiye'yi böylesine hedef tahtasına oturtacağına inanmak çok zor!. Ankara'nın yanı sıra, bu ülkenin hangi şehirlerine patlayıcılar gitti? Ve bunlar ne zaman patlatılacak.?

Kaç El Kaide var? Hangi ülkenin, istihbarat kuruluşunun, hangi çokuluslu şirketin El Kaideleri var, bu güçler terör üzerinden neler yapıyor, El Kaide ihaleleri ile ne kadar dolar kazanılıyor, kaç ülke işgal ediliyor... 11 Eylül saldırılarının altıncı yıldönümünde, beklendiği gibi, yeni bir Bin Ladin kaseti çıkıyor ortaya. Her zamanki ifadeler, tehditler. "Terörle mücadele" adı altında yürütülen tarihin en sahtekar kampanyasına malzeme sağlayacak konuşmalar... Bir haber yayınlandı...

Adam Pearlman adında, aslında İsrail aşırı sağına mensup biri, "Müslümanlar kanlı, barbar teröristlerdir" diye yazılar yazan biri, camileri saldırma planları yapan biri, bugünlerde El Kaide adına bant kayıtları hazırlıyormuş.. Son kayıt da onunmuş. Yani bütün dünyanın tartıştığı Bin Ladin açıklamasının ardında o varmış. Ne ilginçtir bu kişinin, Mossad adına çalışan biri olduğu tespit edilmiş. Tabii ki ABD'de yaşayan biri. Peki kim bu Adam Pearlman? FBI kayıtlarına göre çokça ismi var. ABD'de bir Musevi ürolog olan Carl K. Pearlman'ın torunu. Carl, son günlerde Ermeni soykırım teziyle adını duyuran Musevi lobi kuruluşu Anti-Defamation League üyesi. İşte böylesine İslam düşmanı olan kişi bir anda Müslüman oluveriyor ve El Kaide adına açıklamalara başlıyor! Ve son Bin Ladin bant kayıtlarını hazırlıyor. O siyah sakallı, dünyanın yeni bir terör saldırısı olarak algıladığı görüntüyü. Hem El Kaideci, hem Mossad mensubu, hem Tayip Erdoğan'a ve Fetullah Gülen'e madalya veren Siyonist ADL üyesi!

11 Eylül'ün altıncı yıldönümü. Ankara büyük bir saldırıdan son anda kurtuluyor. "Türkiye'nin 11 Eylül'ü" dedirtecek bir hazırlık önleniyor. Kim hazırladı, bilinmiyor. Başbakan yerinden alınıp başka bir yere götürülüyor, kişi ve kurumlar olağanüstü güvenlik önlemleriyle korumaya alınıyor. Hedef kim? Türkiye mi? Başbakan mı? Ya da Türkiye'yi önümüzdeki günlerde bölgesel düzeyde kendini hissettirecek bir dehşet senaryosu için hizaya sokmak mı? Şimdilik bilmiyoruz, yakında öğreneceğiz!.. Ankara'da yüzlerce kilo patlayıcının tespit edildiği günlerde neler oluyordu? Türkiye ile Irak  Başbakanı Nuri El Maliki arasında yapılan terörle mücadele anlaşması Irak tarafından reddedildi.  Skorsky helikopterleri her gün Kandil'e ABD subaylarını taşıyordu. PKK kamplarının olduğu bölgenin çevresinde, ABD güvenlik şirketlerine mensup paralı askerler İran ve Türkiye'ye karşı savunma hazırlıkları yapıyordu.

Aynı dönemde İran, PKK için Türkiye'ye heyet gönderiyordu. İsrail savaş uçakları Türkiye hava sahasından Suriye'ye girip bombalar bırakıyor, iddialara göre bir askeri konvoyu vuruyordu. Ankara'nın açıklama çağrılarına Tel Aviv'den cevap bile verilmiyordu...

PKK üzerinden içeride ve dışarıda kimlerin ne tür hesaplar içinde olduğuna dikkat edelim. Uyan Türkiye! Çünkü en zor soruları sormanın zamanı geçiyor!


"1000 metrekarelik alanda taş üstünde taş kalmazdı"

TED Otoparkı'nda ele geçirilen bombanın 700 metrekarelik alanda çok etkili olacağı belirtildi. Tüp ve benzinle yoğunlaştırılmış düzeneğe dikkat çeken emniyet yetkilileri, hedefin aracın bulunduğu yer mi yoksa başka bir nokta mı olduğunun ancak şüphelilerin yakalanmasıyla anlaşılacağını ifade etti. Anafartalar Çarşısı'nda Mayıs'ta yaşanan canlı bomba saldırısında ise RDX kullanıldığı belirlenmişti. Plastik patlayıcı sınıfındaki RDX, TNT ile karışım oranına göre, A4, A3 ya da C4 gibi etki yaratabiliyor.

Aracın markası ve rengine dikkat!

Son dönemlerdeki en yüksek patlayıcı miktarının ele geçirildiği aracın Mercedes Vito marka olmasının özellikle seçilmiş olduğu izlenimi yarattığı bildirildi. Emniyet yetkilileri, lacivert renkli aracın resmi kurumlar ve bakanlıkların da bulunduğu bölüme rahatlıkla girebileceğini, birçok siyasinin, bürokratın, rektörün bu aracı kullandığını belirtti.

Asker de uyarmıştı

Bombanın ana maddesini oluşturan potasyum nitratla ilgili Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral İlker Başbuğ, aylar önce Eğirdir Dağ ve Komando Okulu'nda yaptığı toplantıda bir uyarıda bulunmuştu. PKK'nın saldırılarında bu maddenin sıklıkla kullanıldığını anlatan Başbuğ bu maddenin kontrolsüz bir şekilde yurda sokulduğunu ve kolaylıkla elde edilebildiğini vurgulamıştı. Uyarının ardından Tarım Bakanlığı çalışma başlatmıştı.

Yeniden güçlendi

Öte yandan Washington Post gazetesi, terör örgütü El Kaide liderlerinin zaman zaman Türkiye'ye seyahatler yaptığını yazdı. 9 Eylül tarihli gazetede yayınlanan bir haberde, terör örgütü El Kaide'nin ağını, taze yüzler ve güçlü medya ile yeniden kurduğu ortaya atıldı. El Kaide liderinin geçen Cuma ortaya çıkan yeni kasetinin ‘Biz hayatta kaldık' mesajı verdiği belirtilen haberde, Afganistan'a yönelik ABD operasyonunun ardından büyük yara alan örgütün yeniden güçlendiği vurgulandı. Bu da olayın CIA ve MOSSAD işi olduğunu hatırlatmaktaydı.

Ankara'daki saldırı girişimi MOSSAD ve CIA'nın işidir!

Önce şu gelişmeler yaşandı:

  • İsrail uçakları Türk hava sahasını ihlal ederek komşumuz Suriye'ye saldırıp taciz etti.
  • İsrail uçaklarının yakıt tanklarını Türkiye sınırları içine bırakması üzerine, hava sahamızın ihlal edildiği kesinleşti.
  • 11 Eylül'ün yıldönümünde Ankara'da 600 kilo patlayıcı yüklü minibüs CIA'nın ihbarı ile patlamadan ele geçirildi.
  • 11 Eylül'ün 6. yıldönümünde videosu yayınlanan Ladin; "Ankara'da patlatılan iki kule"den bahsetti.
  • İsrail ve ABD'nin İran'ın nükleer tesislerini vurmak için bütün hazırlıkları tamamladığı yazılıp çizildi.

Mahalli: Bombaların mesajı Türkiye'ye

İsrail savaş uçaklarının Suriye'deki bazı bölgeleri bombalaması ve Türkiye hava sahasını ihlal ederek yakıt tanklarını da Türkiye topraklarına bırakması Ortadoğu'yu yeni bir krizin eşiğinden döndürdü. Ortadoğu uzmanı ve Arap Gazeteci Hüsnü Mahalli bu olayın Suriye'ye karşı değil, bunun Türkiye'ye karşı bir provokasyon olduğunu söyledi. Mahalli, "İsrail geçen yıl yaz aylarında da Beşşar Esad'ın yazlık evinin yakınından uçmuştu. İstese bunu her zaman yapıyor. Ancak bu seferki olay farklı bu olayda Türkiye'ye karşı bir tavır var. Çünkü, Türkiye, İran ile enerji anlaşmaları yaptı" dedi.

5 Eylül günü İsrail savaş uçakları Suriye hava sahasını ihlal etmiş ve bazı iddialara göre de taciz ateşinde bulunmuştu. Daha sonra kaçan İsrail jetleri Türkiye hava sahasını da ihlal ederek ağırlık yapan yakıt tanklarını bölgeye bırakmıştı. Olayın üzerinden iki gün sonra resmi makamlarca açıklama yapılmış İsrail'in tavrı kınanmış Dışişleri Bakanlığı da İsrail'den bu konuda cevap istemişti. En son da Suriye Dışişleri Bakanı Velid Muhallim, Türkiye'yi ziyaret etmiş, İsrail'in bu tavrını sert bir dille kınamıştı.

 Bölgede siyasi arenada bu gelişmeler olurken Ortadoğu ülkelerine ilişkin çalışmaları ile bilinen ve Ortadoğu Uzmanı Gazeteci Hüsnü Mahalli, İsrail'in bu tavrının Suriye'den çok Türkiye'ye karşı olduğunu söyleyerek, Türkiye'nin İran ile ilişkilerinin bunda etkili olduğunu belirtti. Mahalli, son yıllarda Türkiye'nin Arap devletleri özellikle Suriye ile ilişkilerinin iyi gitmesinin İsrail'i rahatsız ettiğini de altını çizerek, bunun yeni bir provokasyon olduğunu kaydetti.

700 kilometre gelip hava ihlali mi yapılır?

Suriye'ye yönelik İsrail uçaklarının bu hava sahası ihlalinin bir boyutu ile de Türkiye'yi ilgilendirdiğini de altını çizen Mahalli,  "Çünkü bu uçaklar gelip de yakıt tanklarını Türkiye topraklarına bırakmasının bir anlamı olması gerekir. Suriye hava sahasını ihlal edilecekse Türkiye sınırına gelmesinin bir anlamı yok.  Eğer bunu yapacaksa geçen yıl Temmuz ayında bunu yaptı. Şam İsrail sınırından 60 kilometre, İsrail neden 700 kilometre gelip Türkiye sınırından bu ihlali yapıyor. Birisi çıkıp da bunu anlatması gerekiyor. Bu Türkiye'ye ve Suriye'ye ortak bir tavırdır. Bir, Suriye ile Türkiye ilişkileri iyi bunu bozmak istiyorlar. İki, Türkiye'nin Konya'da İsrail uçakları eğitim yapıyor. Bununla Arap ve İslam kamuoyuna gerekirse biz Türkiye'den kalkar. Suriye hava sahasını ihlal ederiz. Bu uçakların Konya'dan kalktığını söylemiyoruz. Her ne kadar dış basında böyle yazılsa da. Bunun iması bile yeterlidir zaten" değerlendirmesinde bulundu.

Mahalli, Türkiye'nin bölgede etkin rol oynamasının önünün alınması da istendiğini söyleyerek, "Son dönem ADL Yahudi lobisinin sözde Ermeni Soykırımı suçlamasındaki tavrının ve Türkiye'nin İran ile doğalgaz anlaşması da buna bağlanabilir. İsrail Türkiye'nin Suriye ile Arap dünyası ile ilişkilerini pek hazmedemiyor. Dolayısıyla Türkiye'nin önünün kesilmesi Türkiye'nin etkin rol oynamasına izin verilmiyor" dedi. 

Ankara'daki saldırı girişimi Türk dış politikasını yönlendirmek isteyenlerin planı!

Önce Anafartalar Çarşısı'ndaki patlama. Şimdi de sivil halkın en yoğun bulunduğu Sıhhiye çok katlı otoparkında bulunan bombalı araç. Polisin başarılı operasyonuyla önlenen son terör eylemi gerçekleşmiş olsaydı yüzlerce masum insan hayatını kaybedecekti. Ancak son iki terör eyleminde dikkat çeken ortak nokta, direk halkı hedef alması. Eski İstihbarat Daire Başkanları'ndan Bülent Orakoğlu, terör örgütlerinin normal şartlarda güvenlik birimlerini hedef aldığına dikkat çekerek, "Bölücü örgütün eylemleri polis birimlerine yönelik olurdu. Son iki eylemin ise toplumu hedef aldığı görülüyor. Anafartalar saldırısıyla birlikte önemli bir taktik değişikliği görüyoruz. Bu da aklımıza Türkiye'nin dış politikasını yönlendirmeye çalışan yabancı ülke istihbaratlarını getiriyor" dedi.

 Milli Gazete'ye konuşan Bülent Orakoğlu bu tür eylemlerin ülkeleri derin kaoslara sürüklemek amacına matuf olduğunu belirten Orakoğlu, bu girişimlerin ardında Türkiye'ye dost ve müttefik gibi görünen ülkelerin gizli servislerinin olabileceğini savundu.

Orakoğlu şu değerlendirmeyi yaptı:

"Bombalı araçtaki mekanizmanın PKK terörünü çağrıştırdığı söyleniyor. PKK da olabilir. Ama PKK'nın da kimler tarafından desteklendiği ortada. ABD'den İsrail'e, bizimle dost ve müttefik görünen ülkelerin PKK'ya verdiği desteği herkes biliyor. Bu yüzden PKK yapmış olsa bile PKK'yı kontrol eden bazı dış güçlerin etkisini göz ardı etmemeliyiz. PKK burada taşeron olarak düşünülmeli. Seçilen yer, patlayıcıların miktarı, bunun basit bir olay olmadığını gösteriyor. Bir devlet başka bir devleti sıkıştırmak, kaos ortamı oluşturarak kendi yanına çekmeye zorlamak istediğinde bu tür terör örgütlerini kullanır. Türkiye'yi dış politika da belli bir yere zorlamaya çalışıyor olabilirler"

Tehlike geçmiş değil

Öte yandan İstihbaratçı Bülent Orakoğlu tehlikenin henüz geçmediğini söyleyerek, yeni terör girişimleri olabileceği uyasınında bulundu. Orakoğlu; "Ulus'daki Anafartalar saldırısından sonra bunların devam edeceğini söylemiştik. Bu tür eylemlerin bundan sonra da gerçekleştirebileceğine dikkat çekmiştik. Polisin üstün başarısıyla önlenen son eylem bunu gösteriyor. Ama tehlike geçmiş değil. Bundan sonra da bu tür eylemlerin olabileceği yönünde endişelerimiz var. İkincisi, üçüncüsü ortaya çıkabilir. Hatta halen Ankara'da aranan başka minibüsler olduğu konusunda duyumlarım var. Teyakkuzda olmak lazım" diye konuştu.


Ankara'nın en hassas bölgesi

Bugüne kadar ele geçirilen en yüksek miktarda patlayıcı olduğu öğrenilen aracın bulunduğu yer Ankara'nın en hassas bölgelerinden biri. Bombalı aracın bulunduğu bölge, sivil halkın en yoğun bulunduğu hastane, okul pazaryerinin tam ortasında bulunuyor. Çok katlı otoparkın giriş  katında  ise onlarca alışveriş merkezi bulunuyor. Bölgedeki bazı binalar şunlar:

Kurtuluş ile Sıhhiye arasındaki Pazaryeri, Kurtuluş Parkı, TED Ankara Koleji'ne ait bina, nikah salonu, Hacettepe ile İbni Sina hastaneleri, SSK Genel Müdürlüğü. Gerek hastaneler, gerek alışveriş merkezleri ve gerekse her gün açık bulunan pazaryeri nedeniyle aynı anda binlerce sivil insanın bulunduğu bir bölge. Eğer bomba yüklü minibüs tespit edilememiş olsaydı, Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en büyük facialarından biri yaşanabilirdi.

11 Eylül'ün yıldönümü

Öte yandan Ankara Polisi'nin 11 Eylül yıldönümünde büyük bir eylem yapılacağı istihbaratını daha önceden aldığı öğrenildi. Ankara Emniyeti'nin uzun süredir bu istihbarat doğrultusunda araştırma yaptığı kaydedildi. Bombalı aracın ortaya çıkmasından sonra Başbakan Erdoğan'ın da güvenlik önlemleri çerçevesinde Başbakanlık'tan ayrılarak Konut'a geçtiği belirtildi. Bombanın sodyum nitrattan yapıldığı Sinagog ve HSCB saldırılarında kullanılan bombaya benzerliği ile dikkat çektiği öğrenildi. Hem bu benzerlik hem de terörist eylemin 11 Eylül günü için planlanmış olduğunun ortaya çıkması dikkat çekti. Bu zamanlamanın da şüpheleri El-Kaide üzerine çekmeye yönelik olabileceği kaydediliyor.

Ancak, İsrail'in Suriye'ye saldırmasıyla ortaya çıkan sıcak gelişmemelerle aynı zamana denk gelmesi de kafaları karıştıran bir başka unsur oldu. Bilindiği gibi 6 Eylül tarihinde İsrail, Suriye hava sahasını ihlal ederek saldırmış ve bazı İsrail uçaklarına ait yakıt tankları Türkiye sınırları içine bırakılmıştı. Gelişmeler üzerine Suriye Dışişleri Bakanı da apar topar sürpriz bir ziyaretle Türkiye'ye gelmişti. 

Uzmanlar bomba yüklü aracın başta bölgedeki sıcak gelişmeler olmak üzere uluslararası gelişmelerle bağlantılı olabileceğine dikkat çekiyor. 

Eylül'ünden vurulan dünya

11 Eylül, 12 Eylül... Bomba dolu otobüs bulunuyor başkentte. İlginçtir, 11 Eylül doğumlu, ‘Scarface'in büyük imzası, Amerikalı film yönetmeni Brian De Palma bir film çekiyor, film eylülde Venedik'te gösteriliyor, ödül alıyor, adı ‘Redacted'.

Bir grup Amerikan askerinin 14 yaşındaki küçük Iraklı kıza tecavüz ederek onu ve ailesini öldürmelerini anlatıyor. Cehennemden bir kesit sinemalaştırılıyor. Son sahnede Irak'tan kurban manzaraları yansıyor perdeye, ama yüzleri ‘düzeltilmiş'.

De Palma diyor ki, Amerikan medyası Irak'ta olanları ‘düzeltiliyor', o yüzden filmde kullanılan gerçek, acılı insan fotoğrafları dahi ‘düzeltilerek insanlara ulaştırılabiliyor.

Suskun Amerika

11 Eylül sonrası, "güç" kavramının yeniden şekillendiği ve "George W. Bush" isminin beyinlere kazındığı bir dönem olarak geçti tarihe. Ne yazık ki altı yılın ardından yalnızca kurbanlara üzülmekle yetinemiyoruz artık. Hatta kurbanların üzüntüsü unutuldu bile. "Kurbanların intikamı"nı almak için yitirilen yeni kurbanlar unutturdu üzüntüyü. 11 Eylül ABD'nin eline "kasabanın şerifi" olmak için tüm sebepleri verdi. Saldırılarda ölenler maalesef "kim vurdu"ya gitti. ABD Hükümeti 6 yıldır "savaşta". Ve "kendi güvenliği için sır tutuyor". Tutulan sırlar arttıkça demokrasi azalıyor. Yeni kurbanlar, yeni savaş alanları çoğalıyor. Ve aynı film farklı coğrafyalarda tekrarlanıp duruyor. Şu sıralar Pentagon kulislerinde filmin devamının İran'da çekileceği konuşuluyor. Ama bu senaryo ile ilgili bilgi isteme hakkı neredeyse yok. Çünkü Bush ABD'lilere aslında şöyle sesleniyor: Shut up America! (Sus Amerika!)[1]

11 Eylül'ü kim yaptı?

ABD Mimarlar Enstitüsü üyesi Richard Gage,"Korkunç bir sonuca vardık: 11 Eylül saldırıları ABD yönetimi içinden planlanıp yönetildi" diyor.

Komplo teorilerini asla ciddiye almayız. Ancak 11 Eylül'ün 6'ncı yılındaki yayınlarda ezber bozabilecek ayrıntılar dikkatimizi çekti.

Ankara'da güvenlik güçleri dün sabah bir otoparka bırakılan araçtaki 300 kiloya yakın patlayıcıyı etkisiz duruma getirmek için zamana karşı yarışırken, Usame Bin Ladin de 4 gün arayla yayınlanan ikinci kasetinde ABD'ye nanik yaptı. Başkan Bush ise, "Irak'a savaş açmakla ne kadar haklıymışız, gördünüz mü" dedi bir kez daha.

Biz ise Rus "Novosti" ajansının servise koyduğu "Komsomolskaya Pravda"nın bir haberiyle ilgilendik. Habere göre Kaliforniya'dan 130 mimar ve mühendis, ABD Kongresi'ne 11 Eylül saldırılarıyla ilgili bir rapor sunmaya hazırlanıyor.

Raporda, teröristlerin ele geçirdiği uçakların hedefi ikiz kulelerin "Kontrollu yıkım"la çöktüğü öne sürülüyor. Hani, köhne binaların dinamitlerle birkaç saniyede yerle bir edilmesi gibi.

Raporu yazan ABD Mimarlar Enstitüsü üyesi Richard Gage, "Korkunç bir sonuca vardık: 11 Eylül saldırıları ABD yönetimi içinden planlanıp yönetildi" diyor.

Gazetenin görüşlerine başvurduğu Rus genelkurmay eski danışmanı Victor Baranets, "11 Eylül'de ABD gizli servislerinin parmağı olduğu ihtimali yabana atılmamalı. Çünkü yönetimin terörle savaşta yeni stratejisini meşrulaştırmak için büyük bir gerekçeye ihtiyacı vardı" dediği, Rus karşı casusluk servisi subaylarından Vladimir Bulatov'un da "İkiz kulelerin çökmesine yardım edildi" şeklinde konuştuğu kaydediliyor.[2]

Bomba patlarsa?..

Ankara'da bomba yüklü bir aracın bulunması önemli bir işarettir.  Yoğun olarak Irak'ta kullanılan bu metodun özelliklerini şöyle özetleyebiliriz:

Eylemler siyasi bir sonuç elde etmek amacıyla yapılmakta ve bu amaç sıradan bir terör örgütünün amaçlarının ötesinde anlamlar içermektedir. Bu nedenle eylemleri planlayan ve icra edenlerin bir büyük gücün kontrolünde olduğunu kabul etmek gerekir. Irak'ın bölünme stratejisinin bir parçası olarak Şii-Sünni çatışmasını büyütmek ve bunun kalıcı hale gelmesini sağlamak amacıyla kullanılmıştır. Neredeyse tüm eylemlerin başarıyla sonuçlanması, eyleme katılanların hiçbirinin pişmanlık ya da başka bir çıkar elde etmek için ihbarda bulunmaması istatistik olarak mümkün değildir. Büyük bir ihtimalle eylemi gerçekleştirenler kullandıkları araçla bir yük taşıdığını zannetmekte, ancak gidecekleri yerin uygun bir noktasında, sürücünün bile bilmediği patlayıcılar, uzaktan kumanda ile infilak ettirilmektedir. Sürücü hayatını kaybettiği için olayın arka planı karanlıkta kalmakta ve benzer eylemleri polisiye metotlarla çözmek mümkün olamamaktadır.

Ankara'daki eylemin iki farklı amacı olabilir: Türkiye'de benzer eylemler yapılacağını öğrenen bir gizli servis, ikaz amacıyla, başarısız bir eylem düzenlemiş olabilir. Araç ele geçirildiği için bazı bilgilerin elde edilmesi mümkündür ve muhtemelen bu bilgilerin gösterdiği adres eylemleri yapması beklenen ya da töhmet altında bırakılmak istenen odağı işaret etmektedir. Bu adreslerden birisi PKK olabilir. Barışçı çözüm arayışlarını sekteye uğratmak ya da böyle bir ihtimali ortaya çıkarmak için planlanmış olabilir. Başka bir adres çeteler üzerinden Silahlı Kuvvetler olabilir. Siyasetle bürokrasi arasında eritilmek istenen buzlar, yaratılacak güvensizlikle tekrar oluşturulabilir... Eğer eyleminin altıncı yılında Usame Bin Ladin'in kasetlerini seyrediyor ve söylenenlerin gerçek olduğuna inanıyorsanız bu problemleri çözemezsiniz.[3]

İsrail Türkiye'den İran'a saldırırsa!..

İsrail savaş uçaklarının Suriye'ye girmesi, Türkiye'nin hava sahasını kullanması sıradan bir olay değil. Yarın, birkaç İsrail savaş uçağı İran hava sahasına girer, birkaç bomba bırakırsa Türkiye ne yapacak?

 İsrail'in İran nükleer tesislerini vurmak için iki yolu var. Ürdün/Suudi Arabistan/Irak üzerinden uçmak. 1981'de Irak tesislerini böyle vurdu. İki ülkeye haber vermeden hava sahalarını kullandı. Şimdi aynısını yapabilir mi? Bu ülkeler izin verir mi? Vermez, vermeye cesaret edemez. Ayrıca bu mesafe uzun. Geriye Suriye ve Türkiye hava sahasını kullanmak kalıyor. İran'ın, Suriye hava savunma sistemlerinin faturasını ödemesinin nedeni burada ortaya çıkıyor. İran aslında Suriye üzerinden kendi savunmasını güçlendiriyor. Peki ya Türkiye!

Türkiye, İran'a ya da Suriye'ye yönelik bir saldırıda kendi topraklarını ya da hava sahasını kesinlikle kullandırmayacaktır. 1 Mart Tezkeresi'nden sonra, Paul Wolfowitz'in; "Güneyinizdeki bir ülkeye karşı işbirliği yaparsanız affederiz" mealindeki sözlerini hatırlayalım. Hem İran hem de Suriye için Türkiye'den desteği istenecek, isteniyor da. Ama köprünün altından çok su aktı. Türkiye, kesinlikle böyle bir suça iştirak etmeyecektir.

Ancak Ankara'nın önünde bir tuzak var, bilmiyorum ne kadar farkındayız! İsrail savaş uçakları, Trük hava sahasını kullanarak Suriye'ye girebiliyor. Buna niye ihtiyacı olabilir! Suriye hava sahasına Golan'dan girebilir, Akdeniz'den girebilir. Türkiye'ye ihtiyacı yok ki! Ama burada bir kötü niyet var. Türkiye üzerinden giriyor ve Türkiye-Suriye ilişkilerini riske atıyor.

Yarın, bu ülkenin hava sahasında uçan birkaç İsrail savaş uçağı İran hava sahasına girer, birkaç bomba bırakırsa Türkiye ne yapacak? "Türkiye üzerinden İran'a saldırı!" Kulağa nasıl geliyor? Eminim Ankara'dakiler, son olaydan sonra bunları düşünüyorlardır...

Garip, tuhaf olaylar oluyor. Sessiz bir hareketlilik var. Türkiye, İran ve Suriye'ye yönelik askeri planlamanın tam merkezinde. Sen istediğin kadar karşı koy, kabul etme, taraf olma. İsrail'in son tacizinde, istismarında olduğu gibi bir oldu bittiyle karşı karşıya kalabilirsin.[4]






[1] 12.10.2007 / Nagehan Alçı / Akşam 

[2] 12.10.2007 / Erdal Şafak / Sabah

[3] 12.10.2007 / Mahir Kaynak / Star

[4] 12.10.2007 / İbrahim Karagül / Yeni Şafak

Necati AKGÜL -
Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız Heyecan

Bu yazarin diger makaleleri

  TÜRKİYE LİBYA'DA Emperyalist Zalimlerin Hesaplarını Bozmalı ARABULUCULUK VE OYUN KURUCULUK YAPMALIYDI          Türkiye,...
Devami
  1- ABD Düşman üretip, silah satıyor! ABD'nin eski Irak Büyükelçisi...
Devami
  ABD ile İran karşıtı anlaşma: Hakkari Yüksekova'da uçak pisti...
Devami
  Alevilik ve Bektaşilik: İnancı; Kur'an, amacı; Hazreti Rahman, esası;...
Devami
GDO'larda "köleleşme" uyarısı Sağlık ve Gıda Güvenliği Hareketi Genel Başkanı Kemal...
Devami
  AB macerası ülkemize çok pahalıya patlamıştır ve şimdi Türkiye...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 3660

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

SON YORUMLAR