ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün161
mod_vvisit_counterDün2361
mod_vvisit_counterBu Hafta5038
mod_vvisit_counterGeçen hafta23692
mod_vvisit_counterBu Ay107152
mod_vvisit_counterGeçen Ay118886
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar18324139

IP'niz: 3.239.58.199
Bugün: 21 Eyl 2021

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12767251

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

mesajmetod150x
istsoz 150x
AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X

ADIL DUZEN 150x

erbakan devrimi 15b 160
bizim ataturk 17b 160
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam

YENİ HÜKÜMET VE YAKLAŞAN FELAKET!

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 7
ZayıfMükemmel 

 

Erdoğan-Gül Hükümeti... 

Birol Ertan'ın değerlendirmesi oldukça ilginçti:

"Türkiye Cumhuriyeti'nin 60. Hükümeti açıklandı. "Çok büyük bir değişikliğin yapılmadığı ve sürpriz bir kabine listesi hazırlanmadığı" yorumları yapılmaktadır. Ancak, ben bu kanıda değilim.  

Hükümette en önemli üç bakanlık, İçişleri ve Dışişleri Bakanlığı ile Adalet Bakanlığı'dır. Enerji, Ulaştırma ve Milli Eğitim Bakanlığı da önemli bakanlıklar arasında sayılabilir.

İçişleri Bakanlığı'nda yapılan değişiklik, çok önemsenmesi gereken bir değişimdir. İçişleri Bakanlığı'ndan Abdülkadir Aksu'nun alınması ve yerine Abdullah Gül ekibinden Beşir Atalay'ın seçilmesi, birkaç açıdan anlamlı görülmektedir.

İçişleri Bakanlığı, Abdülkadir Aksu ismi ile Doğu kökenli bir ismin bakanlık koltuğunda bulunması ve ANAP iktidarından bu yana uzun yıllar devam eden bir devlet geleneğinin sürdürülmesi anlamında önemliydi. Abdülkadir Aksu'nun bakanlık koltuğundan dışlanması ve yerine Abdullah Gül'e yakın bir ismin yer alması, devlet kurumlarında yapılması gereken bir değişikliğin habercisi gibidir.

İçişleri Bakanı Beşir Atalay, yalnızca Gül'e yakınlığı ile bilinen bir isim değildir. AKP'nin seçim işlerinde danışmanlık hizmeti veren üç araştırma şirketinden birisine yakınlığıyla bilinen, hatta kulislerde bunlardan birisinin gizli sahibi olduğu söylenen bir ismin bakan olarak atanması, seçimlerdeki başarının ödüllendirilmesi olarak da algılanabilir.

Diğer yandan Beşir Atalay, daha önceki kabinede Milli Eğitim Bakanı olarak önerilen isimlerden birisi olup "bildik" devlet kurumları ve Cumhurbaşkanı Sayın Sezer tarafından sıcak bakılmayan bir isim olduğu için kabine dışında kalmıştı. Yeni kabinede kendisinin en önemli bakanlıklardan birisine atanması ve "bildik" devlet kurumları tarafından eski bakanlığı nedeniyle sınanmış, deneyimli ve kabullenilen bir bakan olan Aksu'nun dışlanması, İçişlerinde bazı değişikliklere kapı aralayacağı anlamına gelir. İlerideki günlerde İçişleri Bakanlığı'na bağlı birimler ve özellikle bazı illerin valiliklerine yapılan atamalarda yaşanacak tartışmalar, Bakan Beşir Atalay isminin tartışma konusu olmasına neden olabilecektir.

Yeni kabinedeki önemli bir isim de Ali Babacan'dır. Babacan ismi, sadece Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'e yakınlığı ile açıklanabilir mi? Yoksa, Dışişleri Bakanlığı'na Cumhurbaşkanı Gül ile uyumlu ve silik bir ismin atanması yoluyla Cumhurbaşkanı'nın dış politikadaki rolünün güçlendirilmesi mi sağlanmak istenmektedir? İlerideki günlerde Cumhurbaşkanı'nın dış politikadaki rolünün güçlenmesi, AB, ABD ve İsrail'e daha büyük tavizlerin verilmesi bu yorumları haklı göstermektedir. Eğer Cumhurbaşkanlığı Müsteşarlığı koltuğuna da, Dışişleri kökenli bir isim atanırsa, bu yorumlar büyük ölçüde doğrulanacak demektir.

Kabinenin genel görünümü açsından bakıldığında, Başbakan Erdoğan'ın İstanbul Büyükşehir Belediyesi kökenli kader arkadaşlarının koltuklarını koruduğu, bunlara Veysel Eroğlu gibi yenilerinin de eklendiği söylenebilir. Bu anlamda Başbakan Erdoğan'ın, yeni kabinede kendisine bağlılığından şüphe duyulmayacak isimleri tercih ettiği yorumu yapılabilir.

En önemli iki bakanlık olan İçişleri ve Dışişleri Bakanlıklarına kendisine yakın isimlerin atanmasını sağlayan Cumhurbaşkanı Gül'ün kabine üzerindeki ağırlığının arttığı da bir gerçektir.

Sonuç olarak, Türkiye Cumhuriyeti'nin 60. Hükümeti, büyük ölçüde Erdoğan-Gül Hükümetidir. Eski Hükümetteki bazı siyasal güçler, dengeler ve kesimler arasında yaratılan dengenin, yeni hükümet ile ortadan büyük ölçüde kalktığı ve Erdoğan'ın mutlak egemenliğini sınırlayacak tek gücün Cumhurbaşkanı Gül olacağı açık biçimde görülmektedir. [1]

Bu arada Serdar Akinan, gündemden gizlenen çok önemli konulara dikkat çekmişti.

EPDK, akaryakıt kaçakçılığı, 7.5 milyar dolar zarar, komisyon raporu, Murat Aksu, Aydın Doğan, Fethullah Gülen, Hanefi Avcı, Beşir Atalay, mazot, ulusal marker, POAŞ...

Mesela o tılsımlı kelimelerden bir tanesini alalım. Hanefi Avcı...

Hanefi Avcı'yı anlatmaya gerek var mı?

Kaçakçılık ve istihbarat konusunda çok ama çok önemli bir isimdir. Edirne Emniyet Müdürü kendisi... Yıllardır basından takip ederim. Fethullah Gülen cemaatine yakın olduğu söylenir.

Türkiye'yi sarsan operasyonlara imza atan bir isim şimdi Edirne'de?

Murat Aksu... Eski İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu'nun avukat olan oğlu... Onunla ilgili de onlarca söylenti var. Hep kirli işlerde.

Artık Beşir Atalay İçişleri Bakanı oldu.

Nasıl atamalar yapacak hep birlikte göreceğiz. Atamalar neden mi çok mühim..?

Bakın sadece akaryakıt kaçakçılığıyla ilgili takip bekleyen bir dosyadan bahsedeyim...

36 ülkenin kayıtlarına göre, Türkiye'ye gönderilen petrol miktarı, 28 milyar dolardı...

Türkiye'deki resmi kayıtlara göre ise bu rakam 9,3 milyar dolar.

Yani 18,7 milyar dolarlık petrol gayri resmi giriş yapmış.

Şimdi ulusal marker ile bu kaçağı önlemeye çalışıyoruz.

Peki bu petrol nereden giriyor? Yüzde 60'ı Marmara bölgesinden...

Birileri bu ülkede kaçak mazotu sistem içine sokarak 18,7 milyar dolar haksız kazanç sağladı. Hesap soran yok...

Kim oldukları, bu işi nasıl yaptıkları, neden göz yumulduğu, kimlerin çıkar sağladığı konuşuldu. Unutuldu...

Emniyette Fethullah Gülen cemaatine yakın bir örgütlenme olduğu bilinen bir gerçek.

Şimdi soru şu: Sayın Beşir Atalay emniyette nasıl bir organizasyon yapacak? Bu dosya açılacak mı? Açılırsa hangi sektörlerde kimler nasıl yargılanacak?

Son olarak şunu hatırlatalım... Gümrükler Kürşad Tüzmen'den alındı..."[2]

AKP iktidarında tarihin en büyük organize soygunu

60 milyar dolar böyle çalındı!

Özel sektör kur riskine aldırmayıp 94 milyar dolar dış kredi alırken, devlet yüzde 2,5 faizli dış kredilerini ödedi ve yerine yüzde 17,6 faizli "el yakan" iç borç aldı. Net kâr, yıllık yüzde 15. "Kılçıksız!" Dört yılda 60 milyar dolar cepte... 2006'da 174 milyar dolar iç borç da yüzde 2.5 faizle alınsaydı, devlet 30 milyar dolar yerine 4,3 milyar dolar faiz ödeyecekti...

Hikâyemiz dış borçlarla başlar. AKP döneminde dış borçlar yüzde 70 artar. Ancak dış borcu alan özel sektördür. Özel sektörün dış borcu 3 kat büyür. Devlet ise dış kredi ödemiştir. Özel sektör dış borç alırken devlet dış borçlarını öder ve bir de bununla övünür!

Ucuz dış borcu ödeyip pahalı iç borç almanın neresi basiretli devlet yönetimi?

"Al Sat" Bul karayı, al parayı!..

Yabancı bankalar özel sektöre 50 milyar dolar kredi açarlar. Özel sektör dış kredileri nereye yatırır? Sanayi ve işletmelere mi? Ticaretin gelişmesine mi? Hiçbirine!

Özel sektör dış kredileri devlete satar. Devlet açıklarını finanse etmek için iç piyasadan 105 milyar dolar borçlanır.

Devlet iç piyasadan yüzde 17,6 ile borçlanır, özel sektör dışardan yüzde 2,5 ile borçlanır. Faiz farkı, dış borç yaratır. Ucuz dış kredi al, Türk lirasına çevir, devlete sat. Özel sektör aldığı dış kredilere devlet kâğıtlarını teminat verir; kur riski dışında, ödemeleri hazine garantilidir.

Döviz kaymağı

"İndirilen" dış krediler, suni ihracat etkisi yaparak piyasadaki dövizi bollaştırır. Bollaşan döviz çığ gibi büyür. Alınan dış krediler ülkeye 94 milyar dolar döviz sokar. Kurlar tepetaklak olur. Hainlik!

Peki bunun nesi yanlış? Tezgah nerde? Kumpas ne?

Dışardan yüzde 2,5'la alınan para, içerde yüzde 17,6'la devlete satılır. Alıcı hazırdır ve eli mahkûmdur. İşin kılıfı hazırdır: Gerekçe, liranın değer kaybıdır.

Hesaba göre enflasyon nedeniyle döviz kuru artar. Yüksek görünen faiz de tekrar dövize çevrilince eriyip yok olur.

Dışardan ülkeye o kadar çok döviz akar ki, sonunda ülke dövize doyar ve kurlar yükselemez. Peki kur riski diye alınan faiz farkı (yüzde 15) ne olur? Cebe girer, temiz kâr!

Yatırımcı kur artışı beklentisiyle indirilen dövize alıcı olur ve bankalara döviz tevdiat hesabı (DTH) mevduatı yapar. Devlet yüksek faizle borçlanınca bankalar da yüksek faiz vermek zorunda kalır, mevduata yüklenir.

Toplumsal sırlar satışa arzedildi!

Döviz bolluğunun bir başka nedeni yabancıya devlet malı satışıdır. Sosyo-genetik sırlarımız yabancıların eline geçer. Ülkenin stratejik toplumsal yapısının içini röntgen gibi gösteren gizli sosyo-genetik bilgilere sahip sektörler yabancıların eline geçer.

En çok talep edilen sektörler enerji-perakende, iletişim-teknoloji, bankalar-bireysel kredilerdir. Bu sektörler toplumun ekonomik alışkanlıkları ve bireysel tercih profilleri gibi çok kritik "düşünce ve fikir yönlendirme" bilgilerini içermektedir. Kim nereden ne alır, nereye gider, ne harcar, ne borcu vardır, alışkanlıkları nelerdir, zayıflıkları nelerdir gibi bilgiler satışa çıkar. Bu bilgiler toplumun genetik yapısı kadar vahim sırdır.

Gözü doymayan devlet vatan toprağını da satışa çıkarır. Toprak üstünde hazineye ve belediyelere ait arsalar ve taşınmazlar, toprak altındaki yeraltı zenginlikleri, madenler...

TMSF

Devletin bilinçli politikası sonucu batırılan bankaların ellerindeki değerler zor alımla ele geçirilerek satışa çıkarılır. Gün sonunda batan bankalar el değiştirir, zenginlikler taraftarlara devredilir.

Kumpasa Merkez Bankası da katılır. ABD bankalarında ve fonlarda mevduatını 64 milyar dolar artırarak 100 milyar dolar üstüne çıkarır. Amacı ABD'deki para babalarına mevduat kıyağı çekmek ve onları arkasına almaktır. 100 milyar dolar mevduat için, kim neler vermez ki?

Bu kadar likidite ile devlet yurt dışında 200 milyar dolar para bulabilirdi ve bu yıl iç piyasalara ödeyeceği 38 milyar dolar faizi 6 milyar doların altına çekebilirdi. Bu neden yapılmadı ve yurt dışındaki bu para özel sektörün rahat kredi alması için kullanıldı? Hem de Hazine 28 milyar dolar zarara uğratılarak.

Aldığı dış kredilere elindeki devlet kâğıdını teminat olarak veren özel sektör yurtdışı piyasalardan 94 milyar dolarlık dış kredi bulurken, devlet bunu kesinlikle istemedi. Aksine gitti dış kredilerini ödedi. Halbuki devlet çok daha iyi fiyatla dış kredi bulabilirdi.

Sadece 2006'da 25 milyar dolar zarar edildi!

2006 yılında hazine iç piyasaya 30 milyar dolar faiz öder, dış piyasaya da 5 milyar dolar.

İç piyasadan aldığı borcun yıl ortalaması 174 milyar dolardır.

Dışardan aldığı borcun yıl ortalaması da 191 milyar dolar.

174 milyar dolar borç da yüzde 2.5 faizle alınsaydı, devlet 30 milyar dolar yerine 4,3 milyar dolar faiz ödeyecekti.

Sadece 2006'da devletin uğradığı zarar 25 milyar dolar.

Soygunun yıllık dökümü şöyleydi:

60 milyar dolarlık soygunun yıllık dökümü şöyle:

2006'da 25 milyar dolar, 2005'te 17 milyar dolar, 2004'te 11 milyar dolar, 2003'te 7 milyar dolar, 4 yılda toplam 60 milyar dolar. İşte soygunun boyutu bu.

Zarar katlanarak büyüyor. 2007'de 100 milyar dolara gidiyoruz.

Artık devamlı dış borç almaya, ya da bir şeyler satmaya mecburuz. Yoksa bu tablo bir gece aniden değişebilir. Zaten ipi çoktan verdik ellerine. Dediklerini harfiyen yaptırıyorlar bize.

PKK'ya da kaynak yolu açılıverdi..

AKP kumpası PKK'ya da kaynak yolu açtı. Nereden buldun yasası da rafa kalktığı için kimin nasıl kredi indirdiği, para akladığı izlenememektedir. PKK'nın yaptığı yurt dışından hazine kağıdı garantili kredi getirip devlete satmak ve faiz farkını terörü finanse etmek için kullanmaktır.

Şimdi buradan Hükümet ve Meclis üyelerine, Merkez Bankası, TMSF, Özelleştirme, TÜİK, YSK, RTÜK ve SPK görevlilerine sesleniyorum. Gün olur devran döner. Dokunulmazlık dahil hiçbir şey vatana ihanet suçunu cezasız bırakamaz![3]

Sıcak Parayla Gelen "Lale Devri" Bitiyor

Sıcak para kesiliyor

5 yıldır küresel para bolluğu sayesinde lale devri yaşayan Türkiye ekonomisi, dönüşü olmayan yolda. AKP iktidarının tek yapabildiği, faizleri yüksek tutarak ülkeye para çekmeye çalışmak. Para musluğu Türkiye'nin değil, FED'in elinde. Dünyayı ahtapot gibi saran Amerikan fonlarında, 3 gün sonra ne olacağı ise tahmin edilemiyor.

En tehlikeli fay hattının 4'ü sadece bir ay içinde domino taşı gibi ardı ardına kırıldı. ABD'de morgıç sektörü korkulduğu gibi krize girdi, ardından "Hedge" fonlarda iflaslar başladı, girişim sermayesi ihraç ettiği tahvillere alıcı bulamadığı için kapısını kapattı, Türkiye gibi Güney ülkelerinin sıcak para kaynağı "Carry Trade"ler çözülmeye başladı.

ABD'de düşük gelirli tüketiciler, bankalar ve morgıç kuruluşları aracılığıyla kolayca bulabildikleri yüksek faizli konut kredilerini geri ödeyemeyince kriz patlak verdi.

Morgıç krizi işten çıkarmalarla sürüyor. Amerikan Merkez Bankası FED'in iskonto faizlerini düşürmesi, fon kuruluşlarına geçici bir rahatlama getirdi ama ABD'deki morgıç krizi yayılmaya devam ediyor. Lehman, riskli morgıç kredi birimini kapatırken, sektörde çalışan 3 bin 400 kişi işten çıkarılıyor.

Morgıç kredisi veren Accredited Home Lenders Holding yeni kredi başvurusu kabul etmeyeceğini ve çalışanlarının yarıdan fazlasını işten çıkaracağını açıkladı. HSBC Holdings ve Lehman Brothers Holdings'in de çalışan sayısını önemli ölçüde azaltacağı belirtiliyor.

Kredi sicili iyi olmayanlara yüksek faizle riskli morgıç kredisi veren ABD'li Accredited 5 Eylül itibariyle pek çok operasyonunu durdururken çalışan sayısını 2 bin 600'den 1.600'e düşürecek.

Daha şimdiden bu sektörde 10 bin kişinin işsiz kaldığı belirtiliyor.

10 trilyon dolarlık hacmi olan ABD'deki morgıç piyasası küresel ekonomi zincirinin kırılan ilk halkası konumunda. Çünkü 2 yıl içinde 2 milyondan fazla ABD'linin işsiz kalmasına yol açması beklenen morgıç krizinin etkisi sadece ABD ile sınırlı kalmadı. Ödenemeyen kredilere dayalı tahvillere yatırım yapan fonlar da iflasın eşiğine sürüklendi. Morgıç kuruluşları arasında hala iflas etmeden ayakta kalabilenler ise ya kredi koşullarını ağırlaştırdı ya da verdikleri morgıç kredilerinin limitini düşürdü.

Kalan 3 halkadan da olumlu sinyaller gelmiyor

Yüksek riskli yatırımları ile dünya çapında 2 trilyon dolara yakın parayı döndüren Hedge fonlar da subprime kredilerine dayalı tahvillere yaptıkları yatırımlardan ciddi zararlar gördü. Bazı Hedge fonlar iflas eşiğine kadar geldi. Hedge fonların kayıplarını kapatmak için ellerindeki yatırımları satışa gitmesi ise piyasalardaki düşüşü derinleştirdi. Para bolluğu döneminde yüksek faiz veren Türkiye gibi ülkelerin en büyük sıcak para kaynağı olan Carry Trade fonlarında ise, güvenli limanlara kaçış furyası başladı.

ABD'de resesyon bekleniyor

Şimdilik çok fazla gündeme gelmeyen diğer 3 halkadan yani ABD'de resesyon olasılığı, "gelişmekte olan" ülkelerin devasa cari açıkları ve bu ülkelerin borç batağına ilişkin ise hafif kırılma sinyalleri geliyor. ABD'deki morgıç temelli kredi sorununun bir resesyonu tetikleyebileceği konuşuluyor.

Zira, morgıç krizinin altında yatan gerçek neden, kötü giden ekonomi nedeniyle ücret artışı olmaması ve dolayısıyla pahalıya alınan evlerin aylık taksitlerini alıcıların ödeyememesiydi. Bankalar paralarını kurtarmak için bu evlere el koyarak satışa çıkardı. Bugün bu durumdaki şahıs ve ev sayısı 140 bin dolayında. Ancak durum o kadar kötüleşti ki, bankalar veya morgıç şirketleri el koydukları evleri kendi alacakları olan bedele bile satamamaya başladı.

ABD ekonomisinde resesyonun, küresel ekonomide yavaşlamayı getireceğine dikkat çekiliyor.

Öte yandan, riskli ülkelere en çok yatırım yapan fonlar, yatırımcılarını Türkiye, Macaristan, Arjantin ve Ekvador gibi cari açığı yüksek piyasalar konusunda uyardı.

Amerikan Yahudi sermayesinin, AKP'ye desteği, hayır için yapılmıyor

ABD'de ev kredisini, yani morgıç denilen borç parayı, yalnız bankalar vermiyor. Hatta bankaların kredi faiz oranları yüksek olduğu için, özel sermaye şirketleri daha fazla kredi dağıtıyor. Bu şirketler, birikmiş paralarını çalıştırmak isteyen kişilerin birikimlerini işletiyorlar ve bankalardan daha fazla faiz veriyorlar.

Bu şirketlere ait bir kısım para, Türk borsasında kullanılıyor. Seçim öncesi sıkıntı içinde bulunan bu sermaye şirketlerinin, Türkiye'deki paralarını çekmemesi, dikkat çekici bulunuyor. ABD yönetiminin bu şirketlere müdahalede bulunduğu belirtiliyor. Zira bu dönemde dünyada dolar tırmanırken, Türkiye'de dolar neredeyse 1 YTL düzeyine düştü. Seçim biter bitmez Amerikan doları tırmanmaya başladı.

Lale devri bitiyor

Birkaç ay önce mali piyasalarda bir çalkantı olmuş, yine dışardan bir tetiklemeyle, döviz fiyatları yüzde 30 artmıştı. "Ekonomide mucize" efsanesi bitmesin diye AKP hükümeti derhal faizleri artırdı, Merkez Bankası ve TMSF döviz sattı, piyasadan YTL çekildi, bu arada dış piyasalar duruldu. Türkiye'de de döviz fiyatları tersine döndü.

Şimdi ise döviz fiyatlarındaki düşüş, endişe yaratıyor. Merkez Bankası, "Enflasyon yükselir" bahanesiyle faizleri düşürmeye yanaşmıyor.

Borç batağı ve yüksek dış borç kıskacındaki Türkiye'de ekonomiyi esas yönlendiren, ulusal para değil, döviz. Türkiye'de YTL'nin faizi ve miktarı, doğrudan değil, piyasaya giren döviz miktarı ve faizini belirlediği için "dolaylı olarak" ekonomiyi etkiliyor.

Ulusal paranın faizi yükselince, eğer dış ortam da müsaitse, ülkeye sıcak para girişleri başlıyor. Giren dövizler, hem döviz fiyatlarını düşürüyor hem piyasadaki para miktarını arttırıyor hem de enflasyonu düşürüyor. Bu yüzden YTL faizleri düşse bile, sıcak para akmaya devam ediyor. Para miktarı arttığı ve YTL'li bonoların "döviz cinsinden faizi giderek yükseldiği" için, YTL faizleri tekrar düşmeye başlıyor. Böylece, tam bir "gevşek para" ortamı oluşuyor. Bu sayede ekonomi büyüyor. İlk turda, ulusal paranın değerlenmesiyle düşen enflasyon, ikinci turda artan iç taleple yükselmeye başlıyor. Bu sefer de faizler düşük kalıyor. Faizler arttırılmazsa, sıcak para kaçıyor... Kısır döngü böyle devam ediyor.

Özal iktidarıyla birlikte "sıkı para politikasının" terk edilip, döviz giriş-çıkışlarının serbest bırakılmasından sonra 24 yılda geldiğimiz nokta: Son bir yılda sıcak paraya ödenen faiz yüzde 47'ye çıktı!

İstanbul Sanayi Odası raporu: Tehlike çanları yakında....

İkinci 500 de birinci gibi borç batağında

Önümüzdeki dönemde sanayicileri daha zor günlerin beklediğini anlatan Küçük, "Böyle bir gelişme, hem ekonomimizi, hem şirketlerimizi zor durumda bırakabilir" diye konuştu. Küçük, sanayi ile ilgili hükümette ve bürokrasideki yapılanmada bir dağınıklık olduğunu belirterek, "Sorunlarımıza sahip çıkacak bir adres göremiyoruz" dedi.

İstanbul Sanayi Odası'nın (İSO) Türkiye'nin ikinci 500 büyük sanayi kuruluşu araştırmasının 2006 sonuçları açıklandı. İSO Başkanı Tanıl Küçük, sonuçların, ikinci 500 büyük sanayi kuruluşunun da kâr ve kaynak yaratamadığını, borçlandığını ortaya koyduğunu belirtti. İSO Başkanı Küçük, "Küresel dalgalanmalar yüreğimizi hoplatıyor" dedi. Zira, uluslararası likiditedeki bolluk dönemi sona ermişti. Önümüzdeki dönemde sanayicileri daha zor günlerin beklediğini anlatan Küçük, "Böyle bir gelişme, hem ekonomimizi, hem şirketlerimizi zor durumda bırakabilir" diye konuştu. Küçük, sanayi ile ilgili hükümette ve bürokrasideki yapılanmada bir dağınıklık olduğunu belirterek, "Sorunlarımıza sahip çıkacak bir adres göremiyoruz" dedi.

Küçükler de büyükler gibi borç batağındaydı..

Türkiye'nin ikinci 500 büyük sanayi kuruluşu da, birinci 500 gibi borç batağında. Küçük, "Temel göstergelerdeki iyileşmeye rağmen, ikinci 500'de de, ilk 500'de olduğu gibi borçlanmanın arttığı ve mali yapıda 2005'te başlayan bozulmanın devam ettiği görülmektedir. Bunlar bize ikinci 500'de de kuruluşların 2006'daki nispi başarıyı, kur riski başta olmak üzere ciddi riskler üstlenerek elde ettiklerini söylemektedir" diye konuştu.

İkinci 500 büyük sanayi kuruluşunun 2006 yılı bilânçosunda borçlar 2005'e göre arttı. Şirketlerin varlık finansmanında borçların 2005'te yüzde 50.2 olan payı, geçen yıl yüzde 53.9'a yükseldi. Kısa vadeli borçların ağırlığı yüzde 38,2'den yüzde 40,5'e, uzun vadeli borç payı ise yüzde 12'den yüzde 13,4'e yükseldi.

İlk ve ikinci 500 şirket verilerinin kapsamlı bir karşılaştırmasını yapan Prof. Dr. Özer Ertuna şöyle diyor: "Yüksek faiz düşük kur sarmalındaki Türkiye ekonomisi çok yüksek oranlarda cari açık verirken, borçları hızla artarken, ürettiğinden fazlasını tüketirken, ithal ara malına kayarak istihdamını kısabilen, yurt dışından ucuz borç kullanabilen şirketler kârlı çıkmıştır. Ancak bu kâr riskleri artırarak elde edilmiş bir kârdır."

Kâr ve katma değer düşük bırakıldı

Üretimden satışlar ikinci 500 büyük sanayi kuruluşunda 2005'e göre yüzde 11,6 arttı, bu rakam birinci 500'de yüzde 10,5'ti. Toplam net satış artışı ise ikinci 500'de yüzde 12 iken birinci 500'de yüzde 11,5 oldu. Dönem kâr ve zarar toplamı açısından reel değişimler değerlendirildiğinde ikinci 500'de geçen yıla göre yüzde 30,4, birinci 500'de yüzde 37,4 artış gözlemlenirken net katma değer artışı ikinci 500'de yüzde 12,1 oldu.

İhracat performansını tekstil yavaşlattı

İkinci 500 büyük kuruluş Türkiye ihracatının yüzde 7,9'unu gerçekleştirirken bu oran 2006'da yüzde 7,3'e geriledi. 2006'da ilk 500 genel ihracat artışının üzerinde performans gösterirken ikinci 500, 2006'da yüzde 16,4 artan Türkiye ihracatının altında performansla yüzde 6,5'luk artış yakaladı. İhracat performansındaki düşüşte tekstil, giyim, deri ve ayakkabı sektöründe yaşanan sıkıntıların etkisi büyük. Listeye yüzde 30'la ağırlığını koyan sektörün performansındaki düşüş genel ihracatı da düşürdü.

Özkaynak payı geriledi

Araştırmaya göre özkaynak payı yüzde 44,9'dan yüzde 40,3'e geriledi. Vergi öncesi dönem kârındaki artışa rağmen, borç payının hızla artması nedeniyle varlık finansmanında özkaynak payı küçüldü. 491 özel büyük kuruluşun 80'i zarar etti.

İlk 500'deki 51 firma bu yıl ikinci 500'de kaldı.

Küçük, geçen yıl ilk 500'de yer alan 51 firmanın bu yıl ikinci 500 içinde yer aldığını belirtti. Tekstil, giyim, deri ve ayakkabı sektörünün toplam ihracatının 2006 yılında yüzde 4 azalmasına ilişkin bir soru üzerine Küçük, istihdam ve yarattığı katma değer açısından büyük önem taşıyan tekstilin vazgeçilebilecek bir sektör olmadığını belirtti.

İkinci sırada 90'nıncılıktan gelen Basf Yapı Kimyasalları, üçüncü sırada ise Coşkunöz Radyatör ve Isı Sanayi bulunuyor. 51 şirket İlk 500'den İkinci 500 büyük sanayi kuruluşu listesi'ne gerilerken, 100'e yakın şirket de ilk kez bu listede yer aldı. 2005'te ilk 10'da bulunan Beldeyama, Berdan Tekstil, Gesan Yatırım, Çelik Halat, İshakoğlu Gıda, Açarsan Makina gibi şirketler ise bu kez ilk 100'e giremedi.

Kamu ağırlığı azaldı

İkinci 500 sanayi kuruluşunun GSMH içindeki payının yüzde 1,1'e yükseldiğini belirten Küçük, büyük sanayi kuruluşları içinde kamu kuruluşlarının ağırlığının azaldığına ve ikinci 500'ün özel kuruluşları temsil eder bir nitelik taşıdığına işaret etti.

İkinci 500'ün toplam ihracat içindeki payının yüzde 7,3'e düştüğünü belirten Küçük, sektörel bazda ise yüzde 41,9'luk oranla tekstil, giyim, deri ve ayakkabı sektörünün ilk sırayı aldığını kaydetti.

71 yabancı şirket parsa topladı.

Tanıl Küçük, ikinci 500 içinde yabancı sermaye paylı 71 kuruluş bulunduğunu, bu kuruluşların toplam üretimden satışlardan yüzde 14,5, brüt katma değerden yüzde 20,1, vergi öncesi dönem kârından yüzde 17,2, ihracattan yüzde 13 ve istihdamdan yüzde 13,2 pay aldığını söyledi.

İlk 1000 kuruluş içinde yabancı firma sayısının 211'e çıktığını belirten Küçük, doğrudan sermaye girişinin rekor kırdığı bir yılda imalat sanayinin bundan yeterince pay alamadığını belirtti.

Akzo, 338 sıra birden atladı

İstanbul Sanayi Odası'nın (İSO), 'ikinci 500 Büyük Sanayi Kuruluşu' listesinde ilk sırayı Akzo Nobel aldı. 83,4 milyon YTL'lik net üretimden satışla birinciliğe oturan Akzo Nobel, 2005 yılında 339. sıradaydı.

İlaç, boya ve kimyasal alanında faaliyet gösteren Akzo Nobel'in merkezi Hollanda'da bulunuyor. 80'den fazla ülkede faaliyet sürdüren şirket, yılda 1,2 milyon ton boya üretiyor. Firmanın Türkiye'deki ilk yatırımı İzmir'de otomotiv ve sanayi boyaları üreten Kemipol firmasıyla 1990'da yaptığı evlilikti. Marshall'ı bünyesine katan Akzo Nobel, ilaçta da Intervet firmasıyla faaliyet gösteriyor.[4]

Derviş'ten, hükümete ve Merkez Bankası'na uyarı

UNDP Başkanı Kemal Derviş, dünyadaki son mali çalkantılara karşı dikkatli olunması gerektiğini söyledi ve ekledi: "Türkiye'deki cari açık, sıcak para ve dış borç yükü, hükümetin rahat davranmasına müsait değil."

Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) Başkanı Kemal Derviş, Türkiye'nin, 100 milyar doları aşan ihracatıyla dünyada çok önemli bir ülke olduğunu, ancak cari açık, borç yükü ve sıcak paraya dikkat edilmesi gerektiğini söyledi.

Dünyadaki mali çalkantının devam edeceğini de belirten Devlet Eski Bakanı Kemal Derviş, Merkez Bankası'nın ve hükümetin dikkatli olmasını istedi.

Derviş, şunları söyledi: 'Mali çalkantı büyük ihtimalle devam edecek, çok kısa süreli bir olay olmadığı kanısındayım. Mali çalkantılı dalgalanmanın temelinde bir takım çok yeni geliştirilmiş finans ürünlerinin rolü var.

Borç yükü riskli

Finans piyasalarının denetlenmesi gerekli. Reel ekonomiye büyük ölçüde sirayet etmiş durumda değil, ama o tehlike var ve o tehlike gerçekleşirse tabii bütün dünya ekonomik büyümesinde bir yavaşlama olur, bu Türkiye'yi de etkiler, Türkiye'nin ihracatını, ekonomik büyümesini, istihdamını etkiler. Türkiye'nin bu konuda tetikte olması, özellikle Avrupa ve ABD Merkez Bankalarının hareketlerini yakından takip etmesi gerekir.'

UNDP Başkanı Derviş, Türkiye'nin 2002 yılından itibaren ekonomik krizden çıkmasıyla birlikte hızlı bir büyüme sürecinin devam ettiğini söyledi. Bu olumlu gelişmeye rağmen büyümenin yüksek cari açıkla birlikte gerçekleşmesinin, ülkenin borç yükünün devam etmesinin çok da rahat davranmaya imkan vermediğini belirten Derviş, şöyle konuştu:

'Hızlı ekonomik büyüme çok sevindirici, ancak Türkiye çok büyük ölçüde sermaye ithal eden bir ülke olduğu için dünyada bu sermaye akışını durduracak herhangi bir şey olursa tabii ki kırılgan bir ülke durumunda. Her zaman söylediğim, mümkün oldukça cari açığı daha makul bir seviyeye çekip, sermaye ithalatını devam ettirmek, ancak bunu uzun vadeli sermayeye dönüştürmek ve mümkün olduğunca sıcak paradan uzak bir şekilde gerçekleştirmek gerek, bunun zor bir hedef olduğunu biliyorum.'

Kemal Derviş, BM Kalkınma Programı'nın bütün dünyayı kucaklayan bir program olarak hem en yoksul ülkeler, hem de kalkınmakta olan orta gelirli ülkelerle çalıştığını belirtti.

Küreselleşme açısından dünya ekonomisine bakınca iki ayrı sürecin gözlendiğini belirten Derviş, pek çok gelişmekte olan ülkenin dış ticaret, teknoloji transferini kullanarak hızlı bir şekilde büyüdüğünü, bunların başında Çin ve Hindistan gibi ülkelerin geldiğini hatırlattı.

Küreselleşme

Bu açıdan küreselleşmenin tümüyle gelişmekte olan ülkelerin aleyhine işlediğini söylemenin doğru olmadığını belirten Derviş, ancak küreselleşmenin, çoğunluğu Afrika'da bulunan 40-50 ülkenin aleyhine işlediğini ve bu ülkelerdeki kurumlar, siyasal durum ve ekonomik yönetişimin söz konusu ülkeleri tamamen küreselleşme sürecinin dışında bıraktığını ya da olumsuz etkilediğini vurguladı. Derviş, Kalkınma Programının en öncelikli görevinin, bu en zor durumda olan ülkelere yardımcı olmak olduğunu ifade etti.

Bush'un 'Oyunu' ABD ekonomisini de vurdu

FED'in Eski Başkanı Greenspan yazdığı kitapta, Bush'u 413 milyar dolarlık bütçe açığı nedeniyle sorumsuzlukla suçladı. ABD'de başlayan mali deprem, işgaldeki destekçisi İngiltere'ye de sıçradı.

ABD Başkanı George W.Bush'un, küreselleşmeyle birlikte dünya enerji kaynaklarına el koymak için 11 Eylül Dünya Ticaret Merkezi saldırısından sonra, Afganistan'da Taliban bahanesiyle başlattığı ve Irak'la devam ettiği saldırı politikasının faturası, artık Amerikan ekonomisine de çıkmaya başladı.

Grenspan'den ağır eleştiri

ABD eski Merkez Bankası Başkanı Alain Greenspan, yeni çıkartacağı kitabında, Başkan George W.Bush'u, bütçe harcamalarında sorumsuz davranmakla eleştiriyor. ABD'nin dünya hakimiyetini sağlamak için oyunun adını 'operasyon yaptığımız ülkelere demokrasi' götürüyoruz diye koyan Bush, her ne kadar uzun vadede enerji kaynaklarına el koyacak olsa da, Çin ve Rusya'yı kontrol altına almak için Afganistan ve Irak işgaline girişmesi, Amerikan ekonomisinin de ipini çekmesine neden oldu. Bumerang etkisiyle operasyonlar ABD ekonomisini vurdu.

ABD eski Merkez Bankası Başkanı Alain Greenspan, yeni çıkaracağı kitabında, Başkan George W.Bush'u, bütçe harcamalarında sorumsuz davranmakla eleştiriyor. ABD Merkez Bankası Başkanlığı görevini yaklaşık 19 yıl boyunca sürdüren ve dört ABD Başkanı ile birlikte çalışan Greenspan, yakında piyasaya çıkacak olan ve 'Türbülans Çağı: Yeni Bir Dünyada Maceralar' ismini taşıyan kitabında, ABD Bütçesinin rekor düzeylerde açık vermesinin sorumlusu olarak Başkan Bush'u gösteriyor. Greenspan, Bush dönemindeki en büyük hayal kırıklığının, Bush'un harcamaları kontrol etmede istekli davranmaması olarak ifade ediyor. Bush'un göreve geldiği 2001 yılından bu yana bütçe açığı vermeye başlayan ABD Bütçesi, 2004 yılında 413 milyar dolarlık rekor düzeyde açık vermişti.

Mali deprem yayılıyor

Bush'un açık bütçe politikasıyla Amerikan ekonomisini şişirmesi, konut piyasasında da balonun patlamasına neden oldu.

ABD'de başlayan mortgage kredilerinin ödenememesiyle başlayan son mali deprem de, Amerika ekonomisinin dünyaya yaymaya başladığı ekonomik mikrobun da sinyallerini verdi. ABD'deki hedge fonların çökmesi Avrupa piyasalarına yansıdı. İlk darbeyi ABD'nin Afganistan ve Irak'ı işgalinde en büyük desteği veren İngiltere yedi.

Müşterilerin hücumu

İngiltere'de ülkenin en büyük finans kuruluşlarından biri olarak tanınan, özellikle tutsat (mortgage) piyasasında geniş bir paya sahipken zor duruma düşen Northern Rock'un üzerindeki müşteri baskısı artmaya devam ediyor. Zor duruma düşmesinin ikinci günü olan önceki gün de, Bankanın İngiltere çapındaki bütün şubeleri müşterilerin hücumuna uğradı. [5]



[1] 03.09.2007 / Milli Gazete

[2] 02.09.2007 / Akşam 

[3]Emrullah Cemil Tarhan Yeditepe Üniversitesi Öğretim Görevlisi / 19.08.2007 / Aydınlık

[4] 26.08.2007 / Aydınlık

[5] 17.09.2007 / Tercüman


Bu yazarin diger makaleleri

ORGENERAL İLKER BAŞBUĞ'A YÖNELİK BOŞBOĞAZLIKLAR VE REJİM KRİZİ UYARILARI
Yüksek Askeri Şura yaklaştıkça ortaya yine çok tartışmalı bilgi ve belgeler...
Devami
HRANT DİNK KATLİAMI VE DİN SAVAŞLARI
  Ermeni asıllı vatandaşımız Hrant Dink'i kimler ve niçin öldürebilir?...
Devami
ATATÜRK'ÜN VASİYETİNE NİÇİN UYULMADI? VE ANIT-KABİR NEDEN ÇANKAYA'DA İNŞA OLUNMADI?
  Muhtelif vesilelerle kaydettiğimiz gibi yine tekrar belirtelim ki: Cumhuriyet...
Devami
BOP VE COP ABD'NİN YENGEÇLİĞİ VE YENİLGİSİ
Siyonist Wolfovitz Irak'ın Bölünmesini İstemişti! 1 Mart tezkeresi ABD'yi acıtmaya devam ediyor....
Devami
YA İSLAM, YA İZMİHLAL!.
  İslam: başta Türkiye, tüm Müslüman ülkelerin ve mazlum milletlerin;...
Devami
DOĞU DAYANIŞMASI VE İSLAM'IN UYANIŞI
  Sünni ve Şii Din Adamları Beraber Namaz Kılarak Birlik...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 3919

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR