ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün435
mod_vvisit_counterDün2791
mod_vvisit_counterBu Hafta5587
mod_vvisit_counterGeçen hafta20243
mod_vvisit_counterBu Ay110217
mod_vvisit_counterGeçen Ay118886
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar18327204

IP'niz: 34.239.177.24
Bugün: 22 Eyl 2021

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12768291

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

mesajmetod150x
istsoz 150x
AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X

ADIL DUZEN 150x

erbakan devrimi 15b 160
bizim ataturk 17b 160
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam

GAYRİ MİLLİ GÖRÜŞÇÜLERİN NUMAN AŞKI!

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 8
ZayıfMükemmel 

SP'deki genel merkez kurmaylarından il başkanlarına, artık "Adil Düzen'den ve Hakkın hakimiyetinden" ümit kesen herkesin; Zaman'cı, Yeni Şafak'çı, Vakit'çi, yani şimdi hepsi AKP'ci marazlı kesimlerin ve dahi tüm gayr-ı Milli Görüşçülerin ve masonik mahfillerin şu Numan Kurtulmuş hayranlığını hayra yormak imkânı var mı?


Aynur Erdoğan'ın http://www.dunyabulteni.com/ sitesinde SP Genel Başkan adayı Numan Kurtulmuş'la 10 sayfaya yakın bir röportaj yayınlanmıştı. (7 Ekim 2008)

Şu hususlar dikkatlerden kaçmamıştı:

1- Bu sitenin genel yayın yönetmeni Yeni Şafak yazarlarından AKP'li Akif Emre'dir... Şu AKP'lilerin Numan Kurtulmuş aşkı, acaba nereden gelmekteydi ve hangi sinsi gayeler güdülmekteydi?

2- Bay Numan Kurtulmuş'un, ülkenin ve bölgenin sorunlarıyla ilgili, mevcut sıkıntıları tekrarlamak ve "İslam Medeniyeti" gibi yuvarlak ifadelere sığınmak dışında, tek bir çözüm önerisi sunmaması hayret vericiydi!

3- Ve hele, Erbakan Hoca'nın ve Milli Görüş davasının, çok ilmi ve insani temellere dayalı, ülkesel, bölgesel ve evrensel barış ve bereket medeniyeti projeleriyle ilgili tek bir kelime etmemesi, acaba sadece cehaletten ve cesaret eksikliğinden miydi, yoksa, "Recep T. Erdoğan Milli Görüş gömleğini yani imani ve asli kimliğini çıkarıp atmıştı.. Ama ben bu gömleği çorap yapıp çiğneyeceğim ve istismar edeceğim" mi demek istemişti?

  • Yahu, bu denli bilinçli, becerikli ve birikimli(!) olmasaydı, Masonik medya ve mahfillerce ve AKP'li mert ve metin(!) mü'minlerce, böylesine sahiplenilip reklam edilir miydi?
  • Efendim teşkilatların % 99'u Onu istiyormuş!?

Allah'ım Sen bizleri % 1'lere kat!...

Hayret! Vakit yazarı Serdar Arseven bile, ve her ne hikmetse, Erbakan Hoca'yı övüp şunları yazmıştı:

Saadet Partililere göre, "ufukta görünen seçim zaferine" ancak, "iç çekişmeler" mâni olabilir. Parti, Kongre'ye "tek adayla" gitmeli. Birlik ve beraberlik mesajı, tam olarak verilmeli. Bu sağlandığı takdirde, geçen seçimden olabilecek en kötü neticeyle çıkmış bulunan Saadet Partisi için "yükseliş" kaçınılmaz. Peki... Böyle bir yükseliş, Muhterem Recai Kutan'ın önderliğinde yakalanabilir miydi? Muhterem Kutan dahil, hemen bütün Saadet yöneticileri, "Genel Başkan değişikliğinin" son derece faydalı olacağını belirtmek suretiyle bu sorunun cevabını vermiş oluyorlar. Malûm; özellikle Türkiye siyasetinde "liderlik" vurgusu çok güçlü... Muhterem Recai Kutan; bir Başbakan için gerekli olan tecrübe, birikim, dürüstlük ve devlet adamlığı nosyonuna fazlasıyla sahip... Lâkin... Bu nitelikler "seçim zaferi"ne yetmiyor.

Erbakan Hoca'nın "bin türlü entrikayla", siyasetten "resmen" uzaklaştırılmasının ardından görevi üstlenmek durumunda kalan Kutan'ı başarısız bulmak da mümkün değil. O, son derece güç bir dönemden geçen partisini, "iç çekişmelerden etkilenmeksizin" bugünlere taşıdı. Bundan sonrası için; "atılım"a ve "açılım"a ihtiyaç var. Mevcut hava onu gösteriyor ki, bu "hedefler" Kurtulmuş'un Genel Başkanlığı'nda yakalanmaya çalışılacak. Tabii; Saadet Partisi gibi, "gelenekleri güçlü" bir yapıda, "duayenlerin" ağırlığı her zaman hissedilecektir. Erbakan Hoca'nın formüle ettiği Yüksek İstişare Kurulu; camianın önde gelen duayenlerinin "yeni yönetime" tecrübelerini aktaracağı ve gerekli "uyarılarda" bulunacağı bir platform olacak.

Daha önce de çeşitli vesilelerle ifade ettiğim gibi; Milli Görüş hareketi, asla son seçimlerden çıkarttığı yüzde 2'lik, iki buçukluk neticelerle izah edilemez. Bu partinin "yüzde 80'lik" bir "potansiyel seçmeni" var. Bunların önemli bir bölümünü "reel seçmene" dönüştürmek mümkün. Saadet Partisi, bu yüzde 80'lik "tabii oyunun" ne kadarını alabilir?.. Bunu, yeni dönemdeki vitrini ve söylemi belirleyecek... Zaman, Milli Görüş'ün lehine işliyor. Erbakan Hoca'nın, "Siyonizmin emellerine dair tespitleri"ni "dudak bükerek" dinleyenlerin çoğu... Şimdilerde... "Hoca'nın hakkı varmış" diyor. "Postmodern darbe"nin; İslam Alemini "Topyekun" hedef alan bir "Siyonist harekât" olduğunu defalarca dile getiren Erbakan Hoca, işin burada bitmeyeceğini... Türkiye'yi bölme projesinin aşamalarını "çok yakın gelecekte" daha net bir şekilde izleyeceğimizi söylüyordu. Gelişmeler, O'nu tam mânâsıyla doğruladı. Kırk yıl boyunca... AB'ye, BM'ye, IMF'ye karşı çıktı.. Siyonizm'in, İslam dünyası kaynaklarını daha fazla sömürmesine engel olmak için "Uluslararası Birlik" oluşturan tek Başbakan O'ydu. Bugünlerde, Dağlıca-Aktütün "facialarını" tartışıyoruz, değil mi?.. Ve birileri; "Çarenin Olağan Üstü Hal uygulamalarında" olduğu zırvasını empoze ediyor, izlediğiniz gibi. Erbakan Hoca, Güneydoğu meselesinin "tek çözüm" yolunu, yıllar evvel ortaya koyan Lider'di.

Ekonominin Milli Görüş'ün tahminlerine paralel olarak, çıkmaza girmesi... Milli varlıklarımızın, hızla yabancıların eline geçmesi... Terörle Mücadele'nin "uygulanagelen politikalarının" iflas ettiğinin belgelenmesi...  Kapitalizm "mabetlerinin" birer birer çökmesi... Ve aklınıza gelen diğer bütün olumsuzluklar, Milli Görüş'ün "artı" hanesine yazılıyor!.. Milli Görüş gibi, "değişmez ilkeleri" ve "sabitleri" olan bir "hareketin" yeni dönemde "güç kazanmaya" aday olduğu ortadadır...

Tabii; "konjonktürün" uygun olması, gelişmelerin beslemesi yeterli de olmayacaktır. Prof. Dr. Kurtulmuş ve ekibi, önümüzdeki dönemde "risk"leri göze alıp "gerçekleri" dile getirmeye devam edebilirse... "Siyonist tahakkümün" ve "Bürokratik oligarşinin" ancak "Milli Görüş" iktidarında son bulabileceğine, hazır durumdaki vatandaşı inandırabilirse... İktidar partisi ile Meclis'teki muhalefet partilerinin zaaflarını ve kendi projelerini ortaya koyabilirse... Niçin olmasın?.. Ben; başta "iktidar partisi" olmak üzere... Bütün Türkiye'nin "Milli Görüş açılımına ve atılımına" ihtiyaç duyduğunu düşünüyorum"(9.10.2008) diyordu ama, Numan Kurtulmuş bir gün önce Yeni Şafak'çıların sitesindeki 9-10 sayfalık röportajında "Siyonist tahakküm'den" ve "Milli Görüş projelerinden" bahsetme riskini göze alamıyordu!?

İnsanla imtihan, imkânla olan imtihandan daha zordur

İnsan şuur ve sorumluluk sayesinde, yaşamın her safhasında en doğru şekilde düşünebilmesini, en sağlıklı değerlendirmeleri yapabilmesini ve en isabetli kararları alabilmesini gerçekleştirebilmektedir. Bir insan, "sorumluluk sahibi olmak" istiyorsa: hayatın her alanında aklıyla imanını buluşturmalıdır. Bu buluşma sağlanırsa, kendisine özel bir anlayış verilir ki biz buna "şuur ve sorumluluk" diyoruz. Böylece, yaptığı her iş hayırlı, konuştuğu her söz hikmetli ve yararlı gösterdiği her tavır sağlıklı ve tutarlı olacaktır.

İnsan yaşadığı sürece daima belli bir "tavır alma" durumundadır. Alınan her tavır, bir değere veya bir değer duygusuna dayanmak suretiyle gerçekleştirilir. Her türlü amaç ve hedefler, ilişki ve çıkarlar, tutkular ve istekler, güç ve iktidarlar, sevgi ve nefretler, inanma ve inkâr etmeler, sadakat ve döneklikler, her türlü iddia ve idealler bir değeri ifade ederler ve bir değere dayanırlar. İşte bu noktada siyasetin de "ilmi" olması çok hassas bir noktadır ve özümsenmesi gerekmektedir.

Özümsemek, içselleştirmek ve posalarını ayıklayıp temizlemek ise, ancak fıtratla uyum içinde olan hidayetle mümkün olabilir. Yabancılaşma, bunun mümkün olmama halidir aslında. Daha iyisini yapacağım zannı ile temel esas ve prensiplere yabancılaşma iki şekilde yaşanır: İmkânla imtihan ve insanla imtihan. İmkânla imtihan da aslında insanla gerçekleşir ama ön planda imkân yer alır. İnsanla imtihanda ise, elde edilebilecek imkânlar söz konusudur ama insan ön plandadır. Her ikisi de zor bir imtihan olup insanla imtihan daha zorudur. İşte bu ince noktada, imtihanı, hayatın tamamında uygulamak nefes meselesi olmaktadır. Aldığı her nefeste imtihan duygusu ve sorumluluğu hissetmeyen, yaptığı çalışmaları ebedi kurtuluş vesilesi bilerek hayatını nefes kesen bir mücadeleye çeviremez. Nefsini alt edemeyen, nefeslerini değerlendiremez!

Bir hedef sapması olarak isimlendirebileceğimiz bu durum, diğer ihmallerimiz ve konjonktürle de buluşarak sadakat derecemizi zayıflatabilir. Bu zayıflık da itaat gücümüzü düşürebilir ve bizi "bir bilen" ve "Bel'amlık güden" noktasına sürükleyebilir. Yeni temel esaslar belirleyebilecek kadar "bir bilen" bile olabiliriz. Bilgiç olduğumuz için; verilen görevi en güzel yapma noktasında ihsanımızı kaybedip, iyi ahlak sahibi olmamızı sağlayan ihlasımızı da, ittikamızı da kaybetmek durumunda olabiliriz. İhlâsımızı kaybettikten sonra, sadıklarla bir arada bulunmanın da hiçbir bereketi kalmayacaktır.

Bu durum; yani geçici başarılara heves ederek, kalıcı kazanımları yok etmek ancak aslından uzaklaşan insanların tercihidir. Bu tercihin önüne geçecek tek şey; ittifak karargâhında ihlâsla bekleyerek mücadele vermektir. "Kırk yıldır bunu yapıyoruz ama millet anlamıyor" diye bildiğimiz doğrudan dönecek değiliz. Siyaset; yaşayabilmek için zorunlu işler arasında yer alan şerefli bir meslek ve toplumun sevgi, saygı, yardımlaşma ve beraberliğini sağlamaya araç kılmak için; dünya ve ahiret saadetine ulaştıracak doğru yolu gösteren bir faaliyet olma çizgisinden sapmamalıdır, saptırılmamalıdır.

Azların arasına girmenin, özlerin seviyesine yükselmenin, çetin ve çetrefilli imtihanlardan geçmeyi gerektirdiği açıktır. Feragat ve fedakârlıkta bulunmayanlar, feraset ve fazilet ehli olmayanlar, tevazu ve teslimiyete yanaşmayanlar, derece derece dökülmüştür ve dökülmektedir. Asıl şeref ve kazancın, hâkimiyet ve muzafferiyet günlerine yetişmek değil, o mutlu neticelerin oluşması yolunda gayret göstermek olduğunu unutan ve böylece taşıdığı sorumluluktan kaçan insanlar bilsinler ki: zafer, kendi gayret ve galibiyetlerinin sonucu değil, Allah'ın nusret ve inayetiyledir.

Adil bir medeniyetin öncülüğünü yapma potansiyeline ve tarihi birikimine sahip bizler, teslimiyet gerçeğinin farkına henüz varmamış görünüyoruz. Milli Görüş'ün; bir teslimiyet merkezi, teşkilatların ise teslimiyetin adresi olduğu unutulmamalıdır. Çünkü ancak teslim olan ıslah edebilir. Zenginlik içinde fakirlik, kalabalık içinde yalnızlık, çözüm içinde çaresizlik yaşıyorsak bu, gücümüzü bilmediğimizden, kendimizi yitirdiğimizden, sorumluluklarımızı yerine getirmediğimizdendir. Sorumlu insan imanıyla ve vicdanıyla düşünür, akıbetini ve ahiretini düşünür, dünyalık hesap yapmaz. Çünkü Rahmani düşünen Şeytani hesap yapamaz, nefsani hesaplar yapan ise sağlıklı düşünemez.[1]


Nihat Topcu yüreği yanarak şunları yazıyordu:

Numan Bey'in Fazilet Partisi İl Başkanlığı döneminde Büyükşehir Belediyesi'nde görev yapıyordum. O sıralar Ali Müfit Gürtuna bağımsız şekilde başkanlığı sürdürürken Numan Bey'de Başkan danışmanlığı sıfatı ile belediye nimetlerinden faydalanarak Ali Müfit Gürtuna'yı Saadet Partisi'nden soğutmanın yollarını arıyordu.

Zira muhtemel bir belediye başkanlığı seçimlerinde önündeki en büyük engel Ali Müfit Gürtuna idi.

Numan Bey; Tayip Erdoğan döneminde bile Milli Görüş'ün bu kadar rahat hareket alanı bulamadığı Büyükşehir Belediyesini yıpratmak için ciddi ciddi çalışmalar yaptı. Başarılı da oldu.

Saadet Partisi'ne AKP'li İlçe Başkanı

O sıralar Saadet Partisi'nin oy oranı yüksek ve nüfusu da en kalabalık bir ilçesinde parti çalışmalarımı yürütüyoruz.

Zira yaptığımız hiçbir çalışmadan netice alamıyor zaman ilerledikçe de heyecanımızı yiyip bitiren hadiseler yaşıyorduk. İlçe Başkanlığımızı yapan kişi içten içe AKP'ye çalışma yapan bir ademdi.

Milli Görüşlü olduğunu vurgulamasına rağmen her faaliyeti çalışmaların hızını kesmeye ve AKP'nin hareket alanını genişletmeye yönelikti.

Bir akşam vakti 200 kişilik bir teşkilat mensubu ile İl Başkanlığına baskın yaptık. Numan Bey bizi o zaman dinlemek zorunda kalmıştı. Kendisine NEDEN BU ADAM? diye sorduğumuzda ise yüreklerimizi burkan o cevabı almıştık. "Belediye başkanına danıştım.  Kendisinden çok iyi bahsetti...." Belediye Başkanı ise AKP'li bir müteahhit. Şu an İstanbul Milletvekili. Yani Saadet'in İlçe Başkanına AKP'li referans.

O gün o toplantıdan Numan bey tarafından FİTNECİLER suçlaması ile ayrıldık.

Numan Bey'in Başkanı AKP'de

Aradan zaman geçti ve Numan Bey İl Başkanlığını bıraktı. Bir Kongreye gidildi. Arzu edilen ve sevilen kişi İlçe Başkanı oldu. Numan Bey'in 7-8 yıl bizim başımıza ATADIĞI çok sevdiği ilçe Başkanı icra heyeti ile birlikte bir hafta sonra AKP'ye geçtiler. Ve işin aslını da sonradan öğrenmiş olduk. Bizim ilçemizin aynı zamanda genel merkez kongre delege sayısı hayli fazladır. Bunun bile hesaplamaları yapılmış.

Bu teşkilatta yıllarca çile çekmişlerin o an düştüğü KANDIRILMIŞLIK ve (bence) uğradığı İHANET'İN sorumlusu olan Numan Bey'imiz değilse KİMDİR?

Mesele Numan Bey'den mi kaynaklanıyor, yoksa olası bir Genel Başkanlıkta Genel Başkan Yardımcılığı görevine gelmek için etrafında kümelenmiş kişilerden mi kaynaklanıyor bilmiyorum ama o gün bu gündür Numan Bey denilince hep "MESAFE"li davranıyorum.

Birileri, Bizim içimize de soktular "genç, yakışıklı, boylu poslu, ağzı laf yapan" kriterleri ile genel başkan aramayı.

O aradığınız tüm meziyetler Tayyip Erdoğan'da var zaten SAADET PARTİSİ içinde işiniz ne?

Hani, Allah bizim samimiyetimize bakıyordu?

Ayet-i Kerimeye inancımızı tekrarlamıştık yıllarca!

Şimdi bu Ayet'in neresindeyiz?

Kriterlerimiz ne zamandan beri AB kriterlerine uygun olmaya başladı?

Allah aşkına birisi çıkıp Numan Bey'in Milli Görüş ve Saadet Partisi'ne yıllardan beri Genel Başkanlık kulisleri haricinden yaptığı katkılardan bahsetsin!

Yılladır adı entrikalarla, kulisçilikle, AKP'Lİ ERDOĞANLA YAPILAN BAŞINA BUYRUK GÖRÜŞME ile anılan ve tüm bunları başına buyruk yapan birisinin Milli Görüş'e getireceği ne olabilir ki?

Şimdi Milli Görüş'e dışarıdan elbise biçmeye çalışan bir kısım yazar ve çizerimiz hararetle Numan Bey'imizi destekler oldular ve şunları yazıyorlar:

"Neden üstüne çok gidiyorsunuz? Hala parti içinde değil mi? Hatasından dönmüş birisinin geçmişini karıştırmayın? Kurtuluş Kurtulmuş'ta? Bakın! Adı açıklanır açıklanmaz ülkeyi bir heyecan kapladı? Herkes Milli Görüşlü oldu? Yaşa Varol Numan Bey? Parti'de başka hata eden yok mu? Onları da suçlayın!"

Tüm bu yazıları acı tebessümle okuyorum.

Yahu, Saadet Partisi bugün mü ortaya çıkmıştı?

Nedir bu SAADET PARTİSİ AŞKI?

Tekrar ediyorum! Bizim sorunumuz KİŞİ meselesi mi? Yoksa oturup durumu gözden geçirmek sureti ile "narkozdan uyanamamış milleti nasıl uyandırabiliriz"e yeterince kafa yorup zaman ayıramayışımız mı?

Erbakancı olan dışarı çıksın!

Çok sevdiğim Yusuf Baykay Ağabey'i Ramazan ayı öncesinde ziyarete gitmiştim.

Milli Selamet Partisi döneminde Ankara'ya bir toplantıya giderler. İçerisi tıklım tıklım.

Herkes Erbakan Hoca'yı dinlemek için pür dikkat göz gezdirirken Erbakan Hoca söze şöyle başlar:

- "Aranızda Milli Selamet Partili olan varsa dışarı çıksın!"

Ortalık derin bir şaşkınlık ve sessizliğe gömülür.

Hoca bu sefer daha yüksek bir sesle:

- "Aranızda Erbakancı varsa dışarı çıksın!"der. İçeride bulunanlar ve Yusuf Baykay Ağabey şaşkınlık içerisinde Erbakan Hoca'yı dinlerken Hoca tekrar seslenir:

- "Bizim davamız partilerin davası, Erbakan ve şahısların davası değildir. Biz bir inancın temsilcileriyiz." diye söze devam eder. (Tabi, Hoca bu ikazıyla, gerçek ve sadık dava bağlılarının az bulunduğunu da işaret etmektedir. M.Ç.)

Aslında bu mesele üzerinde çok şey yazılabilir. Lakin şu soru hiç gündeme gelmemiştir!

Numan Bey neden çıkıp "Arkadaşlar, benim Genel Başkanlık gibi bir düşüncem yok. Böyle bir çalışmamda yok. Bizler Milli Görüşlüyüz hizmette neresi uygun görülürse orada varız" şeklinde yahut benzeri bir açıklama yapma gereği duymamıştır.

Bunun yerine her türlü kulis haberine sebebiyet verilmiş ve bir sefer olsun itiraz dahi edilmemiştir.

Ya Genel Merkez!

Peki Genel Merkezimiz ne yapmıştır!?

Genel merkez sağ olsun! Ne oldurmuş ne de soldurmuştur. Net ve ciddi bir tavır sergilemek yine en sonunda Erbakan'dan Rahatsız olanların da, Erbakan'a en sadıkların da hiç sevmedikleri Oğuzhan Asiltürk'ün insaf ve insiyatifine bırakılmıştır.

Numan Bey il il gezip Genel Başkanlık için zemin yoklarken Genle Başkan Yardımcısı sıfatı ile çalışma yapmış ve Genel Merkez tüm bu gelişmelere seyirci kalmıştır. Görüntüde bu tür çalışmalara HAYIR diyen Genel Merkez yetkileri böyle bir çalışma için ses çıkartmadıklarına göre sanırız onlarında kendi içlerinde çözemedikleri meseleleri vardır.

Netice:

Milli Görüş öyle ya da böyle, kutlu mücadelesini sürdürecektir ve Allah'ın izniyle başarıya ulaşacaktır.

Milli Görüş içinde istediği gibi at oynatıp ardından "konuşma ve görüşlerini aktarma hakları olmadığını" iddia edenlerin şu an bulundukları "ORTAK AKIL"(sızlık) platformlarında nasıl bir statüko ile karşı karşıya kaldıklarını hepimiz görüyoruz. Kim ne derse desin bu teşkilat herkese sayısız özgürlük imkânı tanıyan (ve ayarını ortaya çıkaran) eşsiz bir teşkilattır.

Zaman zaman bu mücadele kendi içine dönük olsa da gelecek yine Milli Görüşlülerin ellerinde şekilleneceğine inanırız.

Biz, kongre sürecine kadar gerekenleri hatırlatırız.

Numan Bey'in kişiliği değil, Milli Görüş geçmişinde karşılaştıklarımızdan bir kısa özet sunmaya çalıştık.

Kongrede çıkacak sonuçlar ise, zaten bizim sorumluluğumuz dışındadır."[2]

Bu kutlu davayı asli çizgisinden ve Erbakan Hoca'nın tabii liderliğinden koparmaya hiç kimsenin gücü yeterli olmayacaktır. Umarız Sn. Numan Kurtulmuş'ta bu gerçeğin farkına varacak ve ona göre davranacaktır.

Aziz ve Muhterem Hocam!

Müsaadenizle, Hakikat aşkına ve sadıklar adına konuşuyorum. Biz Senin emrindeyiz ve dava namına verdiğimiz söz üzerindeyiz..

Sizin gölgeniz bile masonların gövdelerinden çok ağırdır şüphesiz... Ama yine de, hiçbir şeyin tadı tuzu olmuyor Sen'siz... Sen'siz Meclis monoton ve renksiz... Sen'siz siyaset alımsız ve ahenksiz... Sen'siz sohbetler ve seminerler zevksiz... Seninle uğraşanlar hem sorumsuz, hem seviyesiz... Velhasıl Sen'siz her şey yavan ve sevimsiz...

Hocam, çok özletme, hasretle yollarını gözletme, gel artık... Milletin, memleketin başına geç artık...

Masonlara inat, Medyaya inat, Münafıklara inat... Yeniden başlasın seferlere ve zaferlere göç artık...

Gel ki, aslanın istirahata çekildiği ortamda, yaban arıları, kendilerini Sultan Süleyman zannetmesinler!..

Gel ki, baş pehlivanın boş bıraktığı siyaset minderinde boğuşan masoncuklar, kendilerini şampiyon ilan etmesinler!..

Gel ki, Mahalle köprüsüne taş taşıyan kalfalar, kendilerini Selimiye mimarı Koca Sinan görmesinler!... Gel ki, Mili Görüşün evrensel ve adil projelerini ve Aziz Liderini ağzına almaktan bile çekinen çömezler, partimizi kurtarma kahramanı kesilmesinler!..

Aziz Hocam, Sen, barış ve bereket toplumuna ve gönül yolcularına "Pir" gibisin... Sen milyonların başındaki "bir" gibisin... Sen, gözlendikçe gizlenen, "sır" gibisin...

Senin ilmi ve insani projelerine başkalarının akılları değil, hayalleri bile yetişemiyor. Senin çözdüğün problemlerin, başkaları denklemini dahi bilemiyor. Senin, Siyonizmi sindirecek ve tüm insanlığı huzura ve hürriyete erdirecek siyaset ve stratejilerini uygulamaya değil, anlamaya bile başkalarının beyinleri kafi gelmiyor!..

Hocam! Niye tüm şeytanlar Sana karşı birleşmiştir?... Niye tüm şer odaklar Sana karşı kenetlenmiştir?.. Niye tüm Firavunlar, Nemrutlar Sana karşı savaş ilan etmiştir?.. İşte bunun için...

Niye tüm mazlumlar Senin yanındadır... Niye mü'min milyonlar Senin safındadır.. Niye iz'an ve insaf ehli insanlar Sana hayrandır. İşte bunun için...

Adetullah asla değişmeyecek; Adalet-i İlahi mutlaka yerine gelecektir. İşte buna dayanarak diyoruz ki,

Senin düşmanların yenilecek, dostların sevinecek.

Nankörlerin ve hainlerin dökülecek, sadıkların seçilecektir.

Hocam, Sizin giydirdiğiniz Milli Görüş Gömleğini çıkaranlar, insani haysiyetini de yitirmektedir. Hocam, biz Seninleyiz, emrindeyiz, izindeyiz!..



[1] İbrahim Veli / Milli Gazete

[2] www.marmarahaber.net


Bu yazarin diger makaleleri

ABD'DEN PKK DESTEĞİ BEKLEMEK HAYALPERESTLİK Mİ, BARZANİ'YE PEZEVENKLİK Mİ?
  AKP'de, PKK da, ABD'de, hepsi de Siyonist Yahudi Lobilerinin...
Devami
İKİ DERİN AMERİKA'NIN ÇATIŞMASI
Ben-Ami Kadish adlı Yahudi Nisan 2008'de Amerikan adaleti tarafından tutuklandı......
Devami
KURTULUŞ SAVAŞINDA LİBYALI ŞEYH SÜNUSİ!
  Milli Mücadeleyi şahlandıran din adamlarından Tarikat Lideri ve Atatürk'ün...
Devami
DİYARBAKIR İSYANI VE PERDE ARKASI
  Diyalogcu zaman gazetesinden Şahin Alpay 18.03.2006 "Kürt sorunu ve...
Devami
SÜLEYMAN DEMİREL'İN AKP'YE DOLAYLI DESTEĞİ!..
  Ortada fol yok yumurta yokken... Bir başka deyişle kimsenin...
Devami
ŞİRK VE ŞEFAAT
Şirk Kavramı: "Kendilerine kitaptan bir pay verilenleri görmedin mi? Onlar "Cibt"e...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 3352

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR