ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün277
mod_vvisit_counterDün2361
mod_vvisit_counterBu Hafta5154
mod_vvisit_counterGeçen hafta23692
mod_vvisit_counterBu Ay107268
mod_vvisit_counterGeçen Ay118886
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar18324255

IP'niz: 3.239.58.199
Bugün: 21 Eyl 2021

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12767297

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

mesajmetod150x
istsoz 150x
AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X

ADIL DUZEN 150x

erbakan devrimi 15b 160
bizim ataturk 17b 160
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam

“AYDINLANMACILIK” İNKÂRCILIĞIN VE İSLAM DÜŞMANLIĞININ KILIFI YAPILMIŞTIR!

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 6
ZayıfMükemmel 

AKP iktidarının, ılımlı İslamcıların ve yandaş medya yanaşmalarının, başörtüsünü veya türbanı:

a)   22 İslam ülkesinin ve Türkiye’mizin parçalanmasını hedefleyen BOP hıyanetini gizlemek üzere istismar aracı olarak kullandıklarını

b)   Türkiye’nin resmen değilse bile fiilen bölünmesine yol açacak, egemenliğimizin AB’ye devrine engel hükümleri ortadan kaldıracak ve federatif Kürdistan’a demokratik(!) zemin hazırlayacak yeni anayasa hilekârlığına türban serbestliğini bir “süs perdesi” ve dindar kesimleri avutacak bir “sus rüşveti” olarak sunduklarını.

Çünkü, başörtüsüyle ilgili Anayasa Mahkemesi ve AİHM kararları daha önce YÖK’ün aldığı haksız ve dayanaksız bir karara dayandırılmıştı. Şu anda YÖK, “bu eski kararımız yanlıştı ve halen yürürlükteki yasamızın ek 17. maddesine aykırıydı. Bu nedenle o kararı düzeltiyor ve kaldırıyoruz” diyebilse aslında sorun kendiliğinden çözülmüş olacaktır. Ama buna YÖK Başkanının da Başbakanın da, samimi niyeti de, cesareti de bulunmamaktadır. Kaldı ki AKP gayet kolaylıkla çıkaracağı yeni bir yasayla da bu sıkıntıyı aşardı, ama istismar ve savsaklama daha kolaydı..

c)   Milli birlik ve dirliğimizin altına dinamit koyacak, devlet şuurunu ve huzurunu dejenerasyona uğratacak; kısaca ülkemizi AB’nin eyaleti, İsrail’in vilayeti yapacak hıyanet girişimlerinin türbanla saklanmaya çalışıldığını defalarca yazdık ve uyardık…

Ama Aydınlıkçıların Başı, türbanı ve onun istismarını değil, bizzat İslam’ı ve Kuran’ı hedef aldığını; bir takım sahte yorumlara sığınıp Dinimize olan hırsını ve hıncını gizlemeye çalışsa da, aslında ne ile ve niye savaştıklarını şu sözleriyle açığa vurmaktaydı… Ve acaba AKP’ye ve din istismarıyla geçinen akreplere bundan daha ileri bir iyilik yapılır mıydı?!.. Çünkü bu tavır hem dindar halkımızı AKP’nin ağına kaydırmaktaydı, hem de zaten ılımlı İslamcıların arkasındaki Amerika ve Avrupa’nın da istediği işte aynen Aydınlıkçıların istediği bir İslam’dı. Yani sadece bazı şahsi ibadet ve gelenekleri serbest bırakılan, ama faizi ve kumarı kaldıran, sermaye ve üretim vergisini esas alıp her türlü sömürünün önünü tıkayan; can, mal ve namusa tecavüz edenlerin caydırıcı şekilde cezalandırılmasını tavsiye buyuran “ahkâm ayetlerini” artık lüzumsuz sayan ve yasaklayan bir anlayışla, bunların yaklaşımı aynıydı. Yani Doğu Bey’de bir nevi ılımlı İslamcıydı. Zaten biz buna hayret de etmiyoruz; çünkü her türlü haksızlık Batıldı ve inkârcılık ta istismarcılıkta aynı kaynaklıydı. İyi hatırlıyoruz; bir zamanlar, herhalde dindar halk nazarında meşruiyet ve makbuliyet kazandırmak için, Sn. Perinçek’in “Amerikan uşağı, kapitalizmin kâhyası” diye saldırdığı, ama şimdilerde dava yoldaşı ve fikir üstadı saydığı, manevi amcası Morrison Süleyman Demirel de “Medine’de inen ahkâm ayetleri çıkarılırsa, Kur’an’ın diğer emirlerine itiraz etmeyecekleri” anlamında sapıklıklar ortaya atmıştı.

Ve PKK teröristi iken itirafçı olup JİTEM’e katıldığını söyleyen ve şimdi yurtdışında yaşayan Abdülkadir Aygan’ın savcılara talimatla: “Süleyman Demirel’in JİTEM’in koruyucularından olduğunu kanıtlayan bilgiler anlattığı” medyaya yansıyan bu adamın kim bilir daha ne marifetleri ortaya çıkacaktı!

Ve tabi bu sözleri kendisini ve partisini büyük sıkıntılara sokacağını bile bile, ama son bir ümitle bazı mahfilleri kışkırtmak amacıyla yazdıkları da sırıtmaktaydı.

Saç teline bağlı ve saçma endişelere bağımlı laikler!

Psikiyatri doktorları gelen hastaya sorarlarmış, "sen buraya niye geldin?" Eğer hasta, "şöyle şöyle dertlerim var, iyileşmek için geldim" derse, bu hastada "içgörü" olduğuna, kendi durumunun farkına varabildiğine ve hastalığının çabuk tedavi edilebileceğine karar verirlermiş. Yok eğer hasta, "benim hiçbir şeyim yok, beni zorla tutup buraya getirdiler" derse, kendi durumunu kavrayamadığını düşünüp hemen hastaneye yatırıverirlermiş. Hastanın ruhsal vaziyetini en iyi ele veren ölçülerden biri, hastanın kendi durumunu algılama yeteneğiymiş. Maalesef bu gün bazıları “başörtülü kızlar derslere ve devlet dairelerine alınırsa kıyamet kopar, laiklik yıkılır, dindarlar bizi kapar” evhamı içindedir ve hatta bir kısmı "kızların saçının kaç teli gözükürse laikliğe zarar gelmez" tartışması yürütmektedir. Laiklikle, saç teli arasında bir ilişki kurabilen insanlar paranoya nöbetindedir.

Bazı siyasi partiler "görünecek tel miktarı" hakkında açıklamalar yapıp, o saç teli sayısından politika üretme peşindedir. Laiklik, kızların başını açmaktır zannedilmektedir. Tam tersine, Laiklik, kızların saçına devletin hiç bir amaçla müdahale etmemesidir. Laik bir devlet, dini değiştirmeye, şekillendirmeye yeltenmeyecektir. Bir devletin kızların başını dini amaçlarla "zorla" örtmesiyle, bir başka devletin "din korkusuyla" kızların başını zorla açması aynı şeydir. İkisinde de devlet dine müdahale etmektedir.

Saç teliyle uğraşmak, laiklik değil hastalık alametidir. Üstelik bunun bir hastalık olduğunun bile farkında değillerdir. Akıllarını "saç teline taktıkları ve bunun en büyük sorunumuz olduğunu sandıkları için” doktora gitseler de, doktor "niye geldin" dese, "bir şeyim yok, güzel güzel saç telini tartışıyorduk, bizi alıp buraya getirdiler" diyeceklerdir.

“Yine aynı evham, yine aynı paranoya, yine aynı hezeyan yaşanıyor!

YÖK'ün üniversitelerde kılık kıyafetleri nedeniyle öğrencilerin dersten atılamayacaklarını ancak haklarında tutanak tutulacağını bir yazı ile duyurmasının ardından birilerini yine cadı korkuları basıyor!

Kalktılar, geliyorlar!

Ayaklandılar, basıyorlar!

Yaktılar, yıkıyorlar türünden bin bir türlü ses yükselmeye başlıyor!”

Bu tipler ve kesimler, kendi kurguladıkları korkuların esiri oluyor!. Hatta dışarıdan pompalanan yapay ve yalan kuşkuların kâbusuna kapılıyor.. Oysa bu ülkede başı açıkla başı kapalının sanıldığı gibi bir sorunları bulunmuyor ve birbirine saldırmak için fırsat kollamıyor. Siz halkı korkutup kışkırtmayın veya türban istismarıyla siyasi rant peşinde koşturmayın yeter, sizden başka ihsan beklenmiyor!

İşte bunların kof kuruntuları ve Kur’an’a kin kusmaları!

Türban; Cariye olma özgürlüğü ve esaretin örtüsüymüş!

“Türban özgürlüğü” diye bir özgürlük olabilir mi? Eğer ağanın marabası olmak özgürlük ise, türban da özgürlüktür. Şeyhin ayağına yüz sürmeye özgürlük diyorsanız, türbana da özgürlük demeye devam edin. Cariyelik özgürlükse, türban da özgürlüktür. Türban, insanın kul, kadının cariye olduğu topluma denk düşen bir örtü; işin gerçeği budur. Özgürlükler, demokratik devrimlerle geldi. Özgürlük, Ortaçağ ilişkilerinden kurtulmaktır. Kadın açısından özgürlük, eşitliğe kavuşmak, toplumun çalışan, üreten, yaratan, onurlu üyesi olmaktır. Yoksa padişahlığa, ağalığa, şeyhliğe, erkek tahakkümüne dönme özgürlüğü yoktur. Demokratik, özgür bir toplum kurmak isteyen bir parti veya insan, türban ve özgürlük kavramlarını yan yana getiremez. Bu, esaret özgürlüğünü savunmaktan başka bir şey değildir. Bireysel özgürlükleri tarihsel içeriğinden koparır ve Ortaçağ kafasıyla yeniden tanımlamaya kalkarsanız, yeniden kul olursunuz; cariye olursunuz.

Kur’an hukukun kaynağı olamazmış!...

Kur’an da türban emri yok; doğru. Ama Kur’an da türban emri olsa, bu emir uygulanacak mı?

Kur’an’da “hırsızın elini kesin” emri var, uygulanıyor mu; uygulanabilir mi?

Kur’an’da “kadına mirastan yarım pay verin” emri var, uygulanıyor mu; artık uygulanabilir mi?

Kur’an’da “Dört kadın almak” caiz, hangi onurlu kadın, bu hükmü benimseyebilir?

Kur’an’da kölelik var; cariyelik var; hangi babayiğit uygulayabilir?

Kur’an’da “İslam’dan vazgeçeni öldürün” emri var, nerede bulabilirsiniz o cellatı?

Günümüz toplumunu Kur’an’la yönetilemezmiş!

Dahası en katı yobaz bile, günümüz toplumunu Nisa suresine, Ahzab suresine veya Bakara suresine veya başka bir sure ve ayete dayanarak düzenleyemez. Bu, deveyle ticaret yapmaya benzer ve artık mümkün değildir. İslam, birçok İslam âliminin de belirttiği gibi, tarihseldir. Tarihin dışında hiçbir şey yoktur. Hz. Muhammed, dünya tarihinin en büyük devrimcilerindendir. İslam’ın düzenlemeleri, 7. yüzyıldan 15. yüzyıla kadar dünya ölçeğinde bir devrimin hukuku idi. İslam, yeryüzü uygarlığının merkezi ve önderi oldu, ama o çağ arkada kaldı; bugün 21. yüzyılda yaşıyoruz. 21. yüzyılın toplumunu, 7-15. yüzyılın hukukuyla yönetemezsiniz.

Örtünmek kölelikmiş!

Türban, kadının cinselliğine vurgu yapan bir kültürün simgesidir; kadını insan yerine koymayan, onu yalnız cinsel bir nesne olarak gören bir anlayışın aletidir. Eski köleci Yunan ve Roma kültürü böyle idi; bütün Ortaçağ karanlığında bu yaşandı; asilzadeler kadını cinsel köle yaptılar; kadını kafesin arkasına kapattılar.

Bugün çürüyen emperyalist-kapitalist kültür de, kadını yeniden cinsel bir nesne durumuna düşürdü. Bu açıdan kadının göbeğini açarak dolaşması ile türban aslında aynı kültürün işaretleridir.

Türban sosyete ve rahibe kıyafetiymiş!

Türbanla tarlada çapa yapamazsınız, yapan yok. Türbanla zeytin çırpamazsınız, çırpan yok. Türbanla mutfakta yemek pişiremezsiniz. Türbanla fabrikada, laboratuarda çalışamazsınız; hemşirelik ebelik yapamazsınız.

Türban, çalışan, iş yapan kadının örtüsü değildir. Türban, sağlığa aykırıdır. Doktorlar söylüyor: Yara yapıyor, pişik yapıyor; sıkıntı veriyor; kadına eziyettir. Türban, sosyete örtüsüdür. Çalışan kadının örtüsü, başörtüsüdür; yemenidir, eşarptır, şapkadır vb.

Türban, milletin hâkimiyetine karşı, emperyalizmin, mafya ve tarikat trilyonerlerinin saltanatının örtüsüdür. Tarihimize bakalım, ne köyde, ne kasabada, ne de sarayda türban yoktur. Yemeni vardır, başörtüsü vardır, ferace vardır, çarşaf vardır, eşarp vardır, peçe dahi vardır, ama türban yoktur. Nenelerimizin, annelerimizin resimlerine bakalım, kitapları karıştıralım, türbanı Türk tarihinde bulamazsınız. Ama Sümer ve Asur mabetlerinde, Katolik rahibelerinin başlarında bulabilirsiniz. Türban, bir rahibe örtüsüdür.

Türban, 1970’lerden sonra Türk toplumuna dışarıdan dayatıldı. Çağdaş toplumu kurma mücadelesi, Ortaçağ kaynaklarına yaslanarak verilemez. Emperyalizme ve gericiliğe karşı 7-15. yüzyılın ideolojisiyle mücadele edeceklerini sananlar, günümüzdeki hazin manzaranın sorumlusudurlar ve yarınlara ışık tutamazlar. Atatürk gibi devrimci olalım, yoksa bu süreç türbanda durmaz, kadınlarımızı cariye yaparlar.”[1]

Bu inkârcı kafanın yalanları ve yamuklukları:

1- Başörtüsüyle türban aynıdır. Bunların farklı olduğunu savunmak, ahmakların bile yutmayacağı sahte bir tavırdır, inançlı halkımızın haklı tepkisinden korkup kaytarmak ve böyle bir münafıklığa sığınmaktır.

2- Önce İslam’a, Kur’an’a ve Hz. Muhammed Aleyhisselam’a “Ortaçağ Kafası” diye saldırmakta, ardından Onun büyük bir devrimci olduğunu (dikkat: Peygamberliğine ve Kur’an’ın kıyamete kadar geçerli ve gerekli son ilahi mesaj gerçeğine inanmıyor) söyleyerek hedef saptırmaya çalışmaktadır.

3- “Kur’an’da türban emri yoktur” diyerek tesettür ayetlerini inkâra kalkışmaktadır. Elbette Kur’an değişen standartlara, ihtiyaçlara ve coğrafi şartlara göre değişebilen örtünme ve giyinme biçimlerine karışmamıştır. Ama örtünmeyle ilgili temel esas ve amaçları elbette açıklamıştır.

4- Kur’an’da hırsızlık suçuyla ilgili ayet aynen şöyledir:

“Hırsız erkek ve hırsız kadının kazandığı (bu kötü ve haksız alışkanlığa) karşılık, Allah’tan bu (suçun) tekrarını önlemeye (yönelik) bir ceza olarak ellerini kesin” (Maide: 38)

Yani bu suça iten şartları ve hırsızlığa mecbur eden ortamı bertaraf edin.. Nasıl ki “Şu kötü huylu fesat adamın ayağını buradan kesin..” demek, onun ayaklarını koparmak değil, alakasını kesmek anlamında bir benzetmedir.

1430 yıllık İslam tarihinde hırsızlık yaptı diye eli kesilen üç beş kişi bile zor gösterilmesi, bu ayetin esasen caydırıcı ve sakındırıcı bir anlam içerdiğinin tarihi kanıtıdır.

5- Kur’an’da kadına, sadece baba ocağındaki ev araçları ve hayvanlarıyla ilgili miras hususunda erkek kardeşlerin hazır düzeni bozulmasın –çünkü kız kardeş başka kurulu bir eve gitmektedir- diye yarım hisse öğütlenmekte, ancak asıl taşınmaz mallarda: “(veraset ve ticaret gibi hukuki bir yoldan) erkeklere kazandıklarından bir pay, kadınlara da kazandıklarından bir pay vardır” (Nisa: 32)

6- Kur’an dört kadın almayı asla emretmiyor, tek eşliliği esas alıyor, ancak bazı mazeret ve mecburiyetlerle ikinci evliliklere ve belirtilen mali ve hukuki mükellefiyetlerle ruhsat veriyor… Kur’an bununla günümüzdeki ahlaki ve ailevi yozlaşmanın önünü almayı, sağlıklı ve ahlaklı bir toplum oluşturmayı amaçlamaktadır.

7- “Kur’an’da kölelik ve cariyelik var..” diyerek, sanki Kur’an bunları öğütlüyor ve hoş görüyor imajı vermek iftiradır. Çünkü Kur’an’ın ve İslam’ın, çok yaygın ve kötü şekilde yerleşik olan bu durumu tedricen ortadan kaldırma yolunda ne büyük tedbir ve tavsiyeler buyurduklarını, gayrimüslim bilim ve fikir adamları bile hayranlıkla anlatmaktadır.

8- Doğu Perinçek’in “Kur’an’da, İslam’dan vazgeçeni öldürün” emri olduğunu söylemesi de bütünüyle yalandır, uydurmadır ve iftiradır. Böyle tek bir ayet bile Kur’an’da bulunmamaktadır.

Kur’an-ı Kerimde sadece; iman ettikten sonra küfre dönenlerin: Hak yoldan saptıkları, amellerinin boşa çıkacağı, ahirette azaba uğrayacağı uyarılmakta, hiçbir dünyevi ceza söz konusu yapılmamaktadır. (Bak: Bakara 109, 217 - Ali İmran: 100,149 - Maide: 54)

Mürtedin cezalandırılacağına dair hiçbir fiili ve takriri sünnetin de bulunmadığını, büyük Bedrettin El Ayni, belgelerle ortaya koymaktadır.

Raşit Halifeler ve diğer bazı dönemlerdeki mürted cezalandırılması ise, dinden döndükleri için değil, devlet düzenine ve toplumun birlik ve bütünlüğüne başkaldırı sayıldığı için özel fetvalarla uygulanmıştır.

9- Türban diye, İslam’daki tesettür ve örtünme emrinin ve geleneğinin Sümer ve Asur rahiplerinden kaynaklandığını söylemek de tam bir cahillik ve çarpıtmadır.

Peki, Doğu Perinçek, Türbandan ayrı tuttuğu; başörtüsü, çarşaf, yemeni, eşarp gibi kıyafetlerin her yerde rahatlıkla giyilmesine taraftar mıdır?

10- “Emperyalizme ve gericiliğe karşı 7 ve 15. yüzyılın ortaçağ kaynaklarıyla mücadele edilemez” iddiası da tam bir safsata ve saptırmadır. Çünkü Kur’an, dinsiz nasipsizlerin zannettiği gibi “ortaçağ karanlığı” değil, bütün karanlık çağları aydınlatan ilahi kaynaktır.

Kur’an’a uyan ve uygulayanları “YOBAZ”lıkla suçlayan, Hz. Muhammed’i “ORTAÇAĞ’DA KALMIŞ” diye zırvalayan zavallının çağdaş ve aydınlanmacı önderlerine bakın!

Doğu Perinçek’in son iki buçuk asırlık yakın dünya tarihindeki “Ulu Önderleri” içerisinde, Atatürk dışında hiçbir Türk’ün bulunmamsı ve bu yirmi kişinin genellikle Yahudi ve Mason olması ilginçti.[2]

İşte Perinçek’in ulu rehberleri:

ROBESPİERRE: Demokrasi yolunun erdemden ziyade terörden geçtiğini söyleyen ve sonunda Fransa’nın başında diktatörleşen ve binlerce masumun kanının döken canavar devrimci, Yahudi asıllıdır.

General WASHİNGTON: ABD’nin ilk Cumhurbaşkanıdır. Yahudi ve Masondur.[3] Kapitalizmin ve sömürü düzeninin öncü kurucularındandır. Döneminde yoğun Kızılderili soykırımları yaşanmıştır.

ABRAHAM LİNCOLN: ABD’nin 15. Cumhurbaşkanıdır. Yahudi ve Masondur.[4] Meşhur Kuzey-Güney savaşlarının ve dönemindeki Kızılderili katliamlarının baş sorumlularındandır.

BİSMARK: (1815-1898) Almanya’da 1870-1881 yıllarında her türlü dini eğitime ve Katolik partisine mücadele başlatıp, sonunda Papazların ülkeden çıkarılmasına, dini eğitim ve ahlaki disiplin kurumlarının kapatılmasına ve dinsizlik yasalarının çıkarılmasına öncülük eden Masonlardandır. Alman Yahudisi olan meşhur ve mel’un Siyonist Amerikalı siyasetçi Hanry Kissinger ile aynı soydan ve kafadandır.

LENİN: Yahudi ve Mason TROÇKİ ile beraber, Rusya’da Marx’ın komünist despotizmini kurmak için yüz binlerce insana kıyan ve bu maksatla kapitalizmin kalesi ABD Başkanı Yahudi ve Mason WİLSON’dan yüz milyonlarca dolar yardım alan adamdır.[5]

HO CHİ MİNH: Vietnam’ın komünist lideri bilinen, sonradan CIA’ya dönüşen ABD Gizli Servisi OSS’ın Vietnam gizli temsilcisi gibi hareket eden, Amerikan karşıtlığı görüntüsüyle danışıklı dövüşerek, Siyonist merkezlere hizmet veren kanlı sahtekârdır.

“Aydınlanma” akımının, akılsızlığı ve vicdansızlığı

Mel’un Masonluk Tarikatına ve küresel siyonizmin şeytan şeriatına (kapitalist ve komünist nizama) intisap edenler, kendilerini “karanlıklardan kurtulup aydınlığa kavuşmuş” saymaktadır. Yani “AYDINLANMACILIK” Masonluğa intisabın ve İslam düşmanlığının parolasıdır.

“Aydınlanma”cılık Yahudi-Siyonist ideolojisinin ve “Deist”liğin “Yani Allah var, ama hiçbir işimize karışmaz ve ahiret yoktur, cennet bu dünya hayatından ibarettir” düşüncesinin yaldızlı kılıfıdır!

Bunlar; DİN’in Allah tarafından ve melek Cebrail vasıtasıyla Peygamberimiz Hz. Muhammed’e vahiyle indirildiğine inanmazlar. Hz. Peygamberin (SAV) on iki yaşındaki Suriye seyahatinde rastladığı papaz Bahira’dan öğrendiklerini kafasında yoğurup, kırk yaşına gelince sosyal adalet kurallarını içeren ayetleri kendi dehasıyla uydurduğunu savunurlar. Yani MANEVİYATA ve AHİRET HAYATINA akılları yatmadığı ve yaşamı sadece bu dünyadan ibaret sandıkları için, KUR’AN-I KERİMİ DE MUTLAK UYULACAK İLAHİ BİR KAYNAK DEĞİL, ORTAÇAĞ ŞARTLARINDAKİ ÖNEMLİ BİR DEVRİM KİTABI SAYARLAR. Bunların en zavallı tarafı ve en bayağı tavrı da, bütün bu inkârlarını açığa vurmaktan korkup “Dine saygılıyız, Hz. Muhammed’e hayranız” şeklinde Müslüman halka yaranmaya çalışmaları, yani MÜNAFIKLIK yapmalarıdır. Doğrudan İslam’a saldırmak yerine, her bahane ile “DİNCİLER, GERİCİLER, ÇAĞDIŞI KİŞİLER, SİYASİ İSLAMCI KESİMLER…” diyerek mü’minlere sataşmaları; KUR’AN KURSUNA, İMAM HATİP OKULUNA ve TÜRBANA savaş açmalarıdır.

Bizi üzen ve ilgilendiren tarafı, bunların inanıp inanmadıkları değil; Müslüman geçinip ALLAH’IN VAHYİNİ VE KUR’AN’IN HÜKÜMLERİNİ inkâra kalkışmaları, “artık akıl ve bilim her şeyi çözer, İslam’a ihtiyaç kalmamıştır” şeklindeki safsatalarıdır. Yani olduğundan başka türlü davranmaları ve münafıklık yapmalarıdır.

Oysa iki asırdır bütün insanlığı canından bezdiren ve dünyayı cehenneme çeviren Siyonist güdümlü KAPİTALİST ve KOMÜNİST rejimler ve başlarındaki Deccal kişiler de, bu acımasız ve ahlaksız sömürü ve işgallerini, vahşet ve sefalet sistemlerini, AKIL VE BİLİMLE uygulamaktadır. Evet, maneviyatsız ve İslamsız akıl ve bilim işte böylesine vicdansızdır.

Koyu dindar, İslam’a ve insanlığa hizmetkâr geçinip, ayet ve hadisleri dilinden düşürmeyip, riyakârlıkla bir kısım ibadetleri hem de fazlasıyla ve reklâmıyla yerine getirip; ama ÇAĞDAŞ FİRAVUNLAR OLAN SİYONİST VE EMPERYALİST SÖMÜRÜ ODAKLARINA VE AMERİKA-AVRUPA TANRILARINA kulluk yapan din istismarcısı ve Ilımlı İslamcı MÜNAFIKLARLA, bu aydınlanmacı takımının temelde tapındıkları şeyler aynıdır: DÜNYA HAYATI, ŞAHSİ RAHAT VE MENFAATLERİ, HÜKMETME VE İKTİDARA GELME ARZULARIDIR…

Oysa herkes “ya olduğu gibi görünse veya göründüğü gibi olsa” yani topluma ve ortama göre ikili oynamasa, hiçbir sorun kalmayacaktır. Çünkü inanmak ta, inanmamak ta, demokratik bir haktır ve herkes karşılıklı saygı çerçevesinde inandığı ve aklına yattığı şekilde yaşamalı, ortak kurumlarına ve çıkarlarına birlikte sahip çıkmalıdır. Kimse kendi inancını, ideolojik saplantılarını ve hayat tarzını başkasına zorla dayatmaya kalkışmamalıdır. Bu dürüstlük ve olgunluğa ulaşıldığında ve herkes hakkına razı olmaya alıştığında pek çok sıkıntı kendiliğinden aşılacaktır. Masonik bir kavram ve parola olan “AYDINLANMA” lafını Fetullah Gülenci ve AKP’li entel takımı da sıkça kullanmaya başlamıştır.

2010 Ağustosunda ZAMAN Gazetesinden Nuriye Akman, olaylı SP kongresi ve Numan Kurtulmuş’un desteklenmesi amacıyla ilahiyatçı Hayrettin Karaman’la yaptığı röportaj sırasında, MİLLİ GÖRÜŞ VE ADİL DÜZEN çizgisinde ısrar eden ve yozlaşmaya direnenler için:

“ONLAR HALA AYDINLANMADILAR MI?” diye sormaktadır!.. Bunlara göre aydınlanmak; dindar görünüp Masonlaşmak ve zalim dünya düzenine ve Siyonist Yahudi hâkimiyetine uyum sağlamaktır. Yani Fetullah ve avenesi de artık Aydınlanmış insanlardır!..

Aydınlanma ve Fransız Devrimi

Politik, sosyal ve ekonomik yönden, Batı’yı yeniden şekillendirmek isteyen Yahudi ideolojisinin ve Masonik işbirlikçilerinin; kendilerine düşman saydıkları dini otoriteden halkı  koparmaları gerekliydi. İnsanların zihnine dini otoriteyi güçlü kılan düşünceler yerine, kabalacıların ve mason uşaklarının kendi dünya anlayışı yerleştirilmeliydi. Vatikan Papalık Kutsal Kitap Enstitüsü'nde profesör olan Malachi Martin de bu noktaya dikkat çekerek, "Kabalacı hümanistlerin amacı her zaman sosyopolitik değişim olmuştur" demekteydi.

"Kabalacı hümanistler"in ve masonların oluşturduğu İttifak'ın, önce Protestanlık sonra da Aydınlanma hareketleri ile “Avrupa'nın dinden kopmasının öncülüğünü yaptığını, dini otoriteyi ve monarşileri politik yönden zayıflattığını” tarafsız tarihçiler kabul etmektedir. İşte Fransız devrimi bu şeytani ittifakın eseridir. Ancak bu kanlı devrim yalnızca politik bir değişim yapmakla yetinmemiş, toplumu ve bireyleri de değiştirmiştir. Dini otoriteyi zayıflatırken, insanlara da yeni kimlikler vermeye girişmiştir. Aydınlanma ile birlikte, insanlar bir dini cemaatin mensubu olmaktan çıkıp, birer "masonizmin demokrat kölesi yurttaş" haline getirilmiştir. ("Yurttaş" tanımı, zamanla yeni bir ideolojik düzenlemeyle "yoldaş"a da dönüşecektir.)

Yahudi önde gelenlerinin yönettiği bu şeytani İttifak'ın, insanları bu şekilde dinden koparması; Kuran'da bildirilen, "Yahudilerin yaptıkları zulüm ve birçok kişiyi Allah'ın yolundan alıkoymaları nedeniyle"[6] şeklindeki ilahi hükmüne de uygundu düşmektedir.

Din ve İdeoloji, ya da Gerçek Cennet ve Sahte Yeryüzü Cennetleri

 Aydınlanma, dini inancı ve ahlakı saf dışı etmiştir. Burada ilginç olan, Aydınlanma sonucu doğan bütün ideolojilerin de (liberalizm, sosyalizm, ulusçuluk, faşizm gibi) hayatın, insanın ve dünyanın ne olduğu konusunda ortak bir "dindışı"lıkta (sekülerizm) buluşması gerçeğidir. Diğer bir deyişle, hepsinin, dinin insana gösterdiği temel hedef olan Cennet'ten yüz çevirip, insanlara "yeryüzü cennetleri" vaad etmesi, insanın ölümden sonra neleri yaşayacağını göz ardı edip, yalnızca dünyada neler yaşayacağı ile ilgilenmesidir.

Aydınlanma felsefesinin mimarları aslında Katolik düşüncesini reddederken "dinsiz"leşmemiş, tam tersine yeni ve daha farklı bir "Şeytan din"ine girmişlerdi. Bu yeni dinin de ilahları ve putları icat edilmişti. Aydınlanmacılar'ın çoğu bir yaratıcının varlığını kabul eden "deist"lerdi. Hıristiyanlıkla bu yeni dinin arasındaki asıl önemli fark, ölümden sonra yaşam (ahiret) düşüncesinin reddedilmesiydi. Kısaca, ideolojilerle birlikte, "yeryüzü cennetleri"ni hedef seçen "ahiretsiz din"ler üretilmişti. Yani aydınlanmacıların Allah inancı gerçek değil göstermelikti. Yıllar boyu koyu sağcı ve dindar geçinen; Nurcular, Süleymancılar ve tarikatçılar tarafından hararetle desteklenen, Mason ve şeriat düşmanı Süleyman Demirel ve Hüsamettin Cindoruklarla, katı solcu ve sosyalist ulusalcıların bugün aynı noktada buluşturan, işte bu Aydınlanma felsefesi ve Yahudi ideolojisiydi.

Bu nedenle, Aydınlanma hareketinin gerçek Cennet'ten "yeryüzü cennetleri"ne yaptığı dönüş, bir anlamda, Protestanlık yoluyla Hıristiyanlıktan Yahudiliğe olan ikinci bir dönüş olarak karşımıza çıkıyordu. Hele, Aydınlanma akımının doruğuna ulaştığı, "hedonizm"in (zevkçilik, hayatı yalnızca daha çok zevk alma aracı olarak görme), dünyaya bağlılığın en üst derecede yaşandığı şu dönemde, insanların çoğunun, dünyadan "elini eteğini" çekmeyi emreden Katolik anlayışından çok uzak ve Kur’an ayetlerinde önemli özelliği belirtilen Yahudiliğe çok yakın olduğu görülüyordu.

Ünlü Mason ve Yahudi fizikçi İsaac Newton, evreni bir saate benzetmişti. Ona göre bu saat Yaratıcı tarafından kurulmuştu ve sonra da kendi kendisine işlemekteydi. İnsan, bu dev saatin, yani maddeden oluşan ve herhangi bir ilahi müdahale olmadan sebep-sonuç ilişkilerine bağlı olarak (determinist) işleyen mekanizmanın bir parçası yerindeydi. Allah evrene karışmadığına göre de, insanın O'na yönelmesi ve O'ndan istemesi gereksizdi; insan bu madde yığını içinde kendi başının çaresine bakmakla görevliydi. Allah evrene karışmadığına göre, kuşkusuz dini otoritenin de dünyaya karışmasına izin verilemezdi.

Bu düşünceyi, yani mekanist evren anlayışını geliştiren Newton'un üst dereceli bir mason ve iyi bir Kabala öğrencisi olduğu kesindir. Elbette maddeci fiziğin kurucusu, kuramını geliştirirken mason kaynaklarından yani Kabala'dan ve İbrani Yahudi düşüncesinden etkilenmiştir...

Tüm bunlar, Aydınlanmanın ve onun en önemli içeriği olan pozitivist/materyalist düşüncenin neden ve nasıl Yahudi diniyle bu denli içli-dışlı olduğu sorusunun yanıtını vermektedir. Bu, Tapınakçı geleneğini sürdüren masonların, Yahudi önde gelenlerine tabi olmasıyla kurulan İttifak'ın, Katolik dini otoritesi liderliğinde şekillenen olan Avrupa düzenini değiştirirken, yerine Yahudi dünya görüşünü yerleştirdiğinin bir göstergesidir. Ahireti (uhrevi olanı) hedef seçen ve dünyadan (maddi olandan) yüz çeviren Katolik düzeni yerine konmuş olan bu düşünce, yalnızca dünyayı ve maddeyi yücelten bir düşüncedir ve asıl olarak Yahudi düşüncesidir. Kuran'da, Yahudilerden söz edilirken, bu noktaya dikkat çekerek, onların en önemli özelliklerinden birinin "dünyayı ahirete tercih" etmek olduğunu bildirilir: "İşte bunlar (Yahudiler), ahireti verip dünya hayatını satın alanlardır; bundan dolayı azapları hafifletilmez ve kendilerine yardım edilmez."[7]

 Ahlak, Allah Korkusu, Aydınlanma ve İbrani Öğretisi

Aydınlanmanın Katolik dininden, İbrani dinine doğru bir dönüş olduğunun bir başka göstergesi ise Aydınlanmacıların Allah korkusu ve ahlakla ilgili yaklaşımlarıydı. Aydınlanmacıların çoğu "deist" idi, yani bir Yaratıcı'nın varlığını kabul ediyorlardı. Ancak, sahip oldukları bu düşünce, Katolik inancına (ve asıl önemlisi İslam'a) göre tümüyle sapkın bir inançtı. Çünkü bir Yaratıcı'yı kabul etmelerine rağmen, öldükten sonra tekrar diriltilip O'na hesap vereceklerini inkâr ediyorlardı. Bu nedenle "Allah korkusu"nu da reddediyor, insanın yalnızca kendine sorumlu olduğunu öne sürüyorlardı. Immanuel Kant, insanların, hayatlarını Allah korkusu üzerine dayandırmalarını "korku ahlakı" olarak tanımlamaktaydı.

Masonik Gül-Haç üyesi olan Kant'ın bu fikirleri, aslında Siyonist geleneğin genel felsefesinden kaynaklanıyordu. Türk masonlarınca yayınlanan Mimar Sinan dergisi, bunu çok açık bir biçimde şöyle ifade ediyordu: "Mason felsefesi, törenin korku üzerine kurulabileceğini, cehennem, Tanrı ya da yasa korkusunun insanları gerçekten ve sürekli olarak iyi edebileceğini benimseyemez. Böyle bir ahlakın, yani korku töresinin insancıl ahlak ile ilişkisi olamaz."

Masonların böyle sapkın bir inanışa kapılmalarının ardında ise pek çok şeyde olduğu gibi bu konuda da İbrani öğretisinin etkisinde kalmış olmaları yatıyordu. Çünkü Yahudiler, "ahiretsiz bir din" uydurmuştu, cennet ve cehennem tanımıyordu. Ölümden sonra Allah'a hesap verileceğini kabul etmez, dolayısıyla Allah korkusu da taşımaz. Mimar Sinan dergisi, "gericiliğin nedenleri"ni konu edinen bir yazıda, cennet ve cehennem inancının Yahudi dininde de olmayışının kendilerine büyük referans olduğunu şöyle vurguluyordu:

... Yahudi sinagoglarına bile girmemiş olan cennet ve cehennem ilkeleriyle, 'mademki anlamak imkânsızdır, en iyisi inanmak ve Tanrıdan gelen vahyi olduğu gibi kabul etmek değil midir?' diye akla dayanmayan telkinleriyle yarattığı ve yaşatmayı da başardığı taassup başta gelen nedenler arasında yer almıştır...

Yahudilik; Bir Din mi, Yoksa İdeoloji mi?

Din, insanlara, bu dünyadaki yaşamın geçici bir yaşam olduğunu, asıl amacın bu dünyayı yaratan Allah'ın rızasına uygun davranmak, O'na kulluk yapıp ilahi kurallar disiplini altında olgunlaşmak ve bu imtihan sonunda öteki dünyadaki (ahiret) Cennet'i kazanmak olduğunu haber vermektedir. Buna karşılık, ideolojiler; insanlara bu dünyada mutlu bir yaşam vaat etmekte, insanların Allah'a karşı mesuliyetlerini, bu dünyadaki geçici yaşamdan sonra O'na hesap vereceklerini ya reddetmekte, ya da görmezlikten gelmektedir. Kısacası, dinin (ki Allah katında tek geçerli din İslam'dır) amaçları ilahidir ve bu dünyayla birlikte, ondan daha da çok, öteki dünyadaki asıl ve sonsuz yaşamı içermektedir. İdeoloji ise ilahi değil, dünyevi amaçlara yöneliktir.

Aydınlanma felsefesine temel oluşturan Yahudiliği incelediğimizde, bu "din"in, aslında bir din olmaktan çok, bir ideoloji olduğu görülmektedir. İşte aynı sapık ve saldırgan zihniyetin “Kemalizm ve Aydınlanmacılık” kılıfına sokulmuş Ulusalcılık düşüncesi de; Irkçı, dünyevi ve materyalist bir ideolojidir.

Son söz:

Münkirler, müşrikler ve mücrimler istemese de, Allah Dinini bütün Batıl düzenlere üstün ve hakim kılacak ve Allah’ın nurunu ağızlarıyla söndürmeye kalkışanlar hüsrana uğrayacaklardır.. (Bak: Tevbe Suresi: Ayet: 32 ve 33)

Evet, İslam’ın farklı çağlardaki anlayış ve uygulanış biçimlerinden hiçbirine benzemeyen, ancak Kur’an’ın ilahi mesaj ve prensiplerinden yararlanarak, yani değişmez doğruları esas alarak, değişen ve gelişen şartlara ve çağdaş ihtiyaç ve standartlara cevap veren, temel insan haklarını ve evrensel hukuk kurallarını en güzel ve mükemmel şekilde gözeten YENİ BİR ADALET DÜZENİ ve KURAN MEDENİYETİ, mutlaka ve pek yakında kurulacaktır ve hiçbir güç buna engel olamayacaktır.



[1] Aydınlık 3 Ekim 2010 – Doğu Perinçek

[2] Bak: Sürü Tersine Dönerse. 19 Eylül 2010-Aydınlık

[3] Mimar Sinan Dergisi. Sayı: 1 Sh. 80

[4] Mimar Sinan Dergisi. Sayı.8 Sh.53

[5] The World Order A Study in the Hegemony of Parasitism, Eustace Mullins, Sh. 68

[6] Nisa Suresi: 160

[7] Bakara Suresi: 86


Bu yazarin diger makaleleri

İLİM VE EĞİTİM DÜZENİ ADİL DÜZENDE İLİM VE EĞİTİM SİSTEMİ ŞÖYLE OLACAKTIR
"İlmi düzen", genel düzenle uyum içinde olacak, ancak bağımsız hareket...
Devami
FETÖ’DEN KURTULALIM DERKEN KÜRDİSTAN KURULMAKTAYDI!
FETÖ’cü piyonların yuları, ABD'li patronlarınızın avucundadır! Sadece FETÖ’nün değil, bölgemizde faaliyet...
Devami
ABD’nin “Recep Erdoğan’ı” Sayılan BARAK OBAMA’NIN YULARI KİMLERİN ELİNDEYDİ?
  İslam dünyasında camileri yıkıp, Kur’an-ı Kerim’leri yakan ABD askerlerinin başkomutanı...
Devami
TÜRKİYE KAOSA SÜRÜKLENİYOR!
  Fener Rum Patrik'i Bartholomeos, ayin için Amerika'ya; hem de...
Devami
STRATFOR’UN MAHİYETİ VE MARİFETİ
  Güya, “geleceği görmek ve gerekli önlemler geliştirmek” için oluşturulan strateji...
Devami
HÜKÜMETİN HABERİ VAR MIYDI?
  Bir takım İslamcı (istismarcı) gafiller, hatta Milli Görüşçü bazı...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 1608

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR