Reklam
Reklam
Reklam

ÜSTAT SÜLEYMAN KARAGÜLLE’NİN İLTİFATI VE İFTİRASI

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 1
ZayıfMükemmel 

Muhterem Süleyman Karagülle, “TSK’da Tesviye mi Tasfiye mi Amaçlanmıştı?” yazımıza yönelik bir tenkit yayınlamıştı. Öncelikle, Milli Çözüm Dergimizi ve Yazılarımızı dikkate alıp okuması, kendi bakış açısıyla doğru bulduklarını tebrik ve tasdik, yanlış bulduklarını tenkit edip yorumlarını ve duygularını paylaşması takdire şayandır. Ancak bizim de, kendilerinin yanlışlarını belirtme ve hele şahsımıza yönelik itham ve iftiralarını reddetme hakkımız vardır.

İşte Sn. Karagülle’nin haksız ve dayanaksız iddiaları:

“Dünyada devletlerle Sermaye arasında savaş vardır. ABD ve CIA Sermaye’nin yanında değildir. Akgül de Sermaye’nin hedef şaşırtmasına kanmaktadır. Yahut Dolar aşkı ona da bunları mı söyletmektedir?”

“Milli Çözüm de hata yapmaktadır. Akevler gibi yapmalısınız. Ortaklarınız (okuyucular ve cemaat) dışında kimseye dayanmayacaksınız, kimseden bir kuruş yardım almayacaksınız.

“Can vermekte olan Sermaye’nin bu çırpınışlarını normal karşılamak gerek. Bence asıl suçlu Milli Çözüm Dergisi’dir. Akevler’in ürettiği Adil Düzen çözümlerini halka anlatacağına Sermaye’nin yaptığını fatura ettiği kimselere Sermaye sözcüsü olarak saldırmaktadır.”

“Milli Çözüm, Sermaye baskısı ile Akevler’le ilgisini kesmiştir. Asıl suçlu odur!

Şimdi Bizi ve Milli Çözüm Ekibimizi:

“(Karanlık odaklardan aldığı) Dolar aşkıyla Erdoğan’a ve Fetullah’a sataşmak,”

“(Küresel-Siyonist) Sermaye’nin sözcüsü olarak iktidara ve Cemaate saldırmak,”

“(Küresel Yahudi) Sermayesinin baskısıyla Akevler’le ilgisini koparmak”la itham ve iftira eden Sn. Süleyman Karagülle’ye Nur Suresinin 11 ile 20. ayetlerini hatırlatmak lazımdı.

Dış Şeytani merkezlerle, karanlık Siyonist mahfillerle kirli ve çetrefilli ilişkileri dillere destan olan ve hıyaneti çok net ve kesin belgelerle ortaya koyulan, hatta dış güçlerce kurulup kollandığı kendisi tarafından da itiraf buyrulan AKP iktidarı ve FETÖ Cemaati hakkında, halâ hüsnü zanda bulunan ve çok açık din ve devlet tahribatlarını, şeytanı ve şarlatan ahmakları bile güldürecek te’villerle hayra yorumlayan Muhterem Süleyman Karagülle’nin, tutup bizi “Sermaye’nin adamı, Siyonist odakların elemanı” gibi gösterme çabası; hangi iman, hangi iz’an, hangi insafla bağdaşırdı? Bu itham ve iftiraların bir tanesini bile kanıtlayacak bir tek delil ortaya koyamayacak olanlar nasıl bir vicdan taşımaktaydı? Hem Cenabı Hakka sonsuz şükürler olsun, alnımız ak hesabımız pak olduğu içindir ki; Dinimize ve devletimize yönelik hıyanetlerine ve Siyonist Sermaye Lobileriyle kirli ilişkilerine dikkat çekmek üzere, hem de 20 yıl öncesinden yazdığımız 1- Küresel Fesatçılık ve Fetullahçılık, 2- Cumhuriyet Türkiye’sinde Nifak Hareketleri, 3- Cemaatin Cılkı, Erdoğan’ın Çarkı, Erbakan’ın Farkı, 4- Türkiye Kuşatılırken Kuklaların Kapıştırılması gibi kitaplarımız ve toplumu uyandırıcı yazı ve konferanslarımız nedeniyle bizi karalamak ve bir açığımızı yakalayıp aleyhimizde kullanmak üzere; hem Fetullah Gülen ve CIA-MAAT’ı hem de haklı tenkitlerimizden gocunan AKP iktidarı, her türlü istihbarat imkanları ve elemanlarıyla, hakkımızda yıllar boyu –ve tabi hala- araştırma ve soruşturma yapmalarına rağmen, vazgeçtik ilmi ve İslami sıfatınızdan, o yaşınıza başınıza da bakmadan attığınız iftira ve isnatların zerresine rastlayamamışlardır; oturduğumuz çok mütevazi bir evden ve sade bir binekten başka hiçbir varlığımızın ve kirli para irtibatımızın olmadığını anlamışlardır. Sizin marazlı mantığınız böyle çalışsa da, şeytanın şakirtleri olan Siyonist odaklar kendi zulüm saltanatlarının temellerine fikri dinamit koyan Milli Çözüm’e para verecek kadar ahmaklık yapmazlardı. Kargo dağıtım elemanı, Ankara’daki İsrail Büyükelçiliğine götürdüğü Dergimizi teslim almayan kapıdaki kontrol amirinin (İsrail ordusunda Albay olduğu öğrenilmişti) kendisine: “Bu Milli Çözüm Dergisi bizim nazarımızda, İstanbul’daki Sinagog kapısında patlatılan bombadan daha tehlikeli sayılmaktadır!” itirafında bulunduğunu aktarmıştı.   

Şimdi Küresel Sermaye’nin ve karanlık güçlerin korkulu hedefi olduğunu itiraf ettikleri Rahmetli Erbakan Hocamıza da; Sn. Karagülle’nin, bırakın öylesine lider bir Müslümana, herhangi bir insana bile yapılmayacak isnat ve ithamlarla sataştığı ve tabi Milli Çözüm’den gerekli yanıtları alarak apışıp kaldığı günleri ve iftira ettikleri rezil ve sefil yakıştırmaları da unuttuğumuz sanılmasındı!..

Ve hele “Milli Çözüm’ün Akevler’le ilgisini sonradan koparması” iddiası tam bir safsata ve saptırmacadır. Çünkü biz hiçbir zaman Akevler Ekibinin bir elemanı, bir irtibatçısı olmamıştık ki, ayrılmış olalım. Ama Sn. Süleyman Karagülle’nin ve ekibinin ilmi çabalarını ve Adil Düzen projelerine alt yapı hazırlıklarını önceden de şimdi de takdirle takip etmeye, yanlışlarını düzeltmeye, eksiklerini gidermeye çalışmaktayız. Bizim “Adil Düzen ve Yeni Bir Dünya” kitabımızın sadece dörtte birinde bu hazırlıklardan yararlanılmıştır. Ama Sn. Karagülle’ye sormak lazımdı: Şu an halâ sahip çıkıp aklamaya çalıştığınız Fetullah Gülen’iniz ve kahraman AKP’niz, tek başına 15 yıldır iktidar olmasına rağmen, Adil Düzen’i yerleştirmek ve yürütmek adına bir tek adım atmışlar mıydı?  

A. Akgül: “Subay ve Astsubay yetiştiren bütün askeri liselerin kapatılması, yani subaylık ve kurmaylığa fikren ve fiilen (psikolojik ve pratik) hazırlık yollarının tıkanması…”

S. Karagülle: Evet, ulusal intihardır.

A. Akgül: “Daha da beteri, Harp Okullarının da kaldırılıp, üniversite mezunlarından imtihanla subay ve kurmay ihtiyacının karşılanma heves ve hesapları…”

S. Karagülle: Evet, ulusal intihardır.

A. Akgül: “Bunlara karşılık; Emniyet Müdürlüğü’ne imtihanla 3 bin (3000) komiser yardımcısı alınarak “Amirlik” stajından sonra göreve atanması adımları…”

S. Karagülle: “Devlet kurumlarını birbirleri ile savaştırma hazırlığıdır.”

A. Akgül: Bütün bunlar acaba: “TSK’nın kökünü kurutup; ilgisiz ve bilgisiz sivil makamlar güdümünde, beceriksiz ve deneyimsiz ellerde aciz ve çaresiz konuma taşınmasına sebep olmaz mıydı?”

S. Karagülle: Bu program Sermaye tarafından darbeden önce hazırlanmıştır. Darbe başarı ile sonuçlanmış gibi uygulanmaktadır. Şaşkınım.

A. Akgül: Bu girişimler “Askerin güdükleştirilip, polisin güçlendirilmesi” şeklinde özetlenecek Siyonist projelerin ve hıyanet merkezlerinin işini kolaylaştırmaz mıydı?

S. Karagülle: Sermaye ulusal devlet yerine, sermaye devletini kurmak devletlerle sadece iç güvenlik görevini vermek istiyor. Orduları kaldırıp sadece polisi bırakacak. Uluslararası savaş yerine uluslararası terör ile dünyayı yönetecek…” sözleriyle bizim kanaatlerimizi ve endişelerimizi paylaşan Süleyman Bey’in, hemen arkasından kalkıp: “Karşı darbe hazırlığı son derece açıktır. İktidarın yaptığı bu uygulamanın sonucu bir seneye varmaz devletimiz yıkılır. Ordusuz devlet olur mu? Herkesin “Acaba beni de mi FETÖ’cü sayacaklar?” deyip korku içinde yaşadığı bir devlet varlığını sürdürebilir mi?” “Buna Muhterem Cumhurbaşkanımızın Kahraman Ordumuzla bir çözüm bulacaklarına olan inancımı koruyorum” demesini, yani bizzat kendisinin de intihar saydığı tahribatlarla Orduyu güdükleştirmeye çalışanlardan halâ himmet beklemesini ve kahraman diye övmesini yakında kendilerine hatırlatacak ve yüzlerini kızartacak tarihi ve talihli gelişmeler inşallah yaşanacaktır.

Süleyman Karagülle’nin Karavana sıkılmış darbe yorumları!

“Darbeyi (Fetullah Gülen ve ekibi değil) Rothschild yapmıştır. ABD ve CIA (bu işe karışmamıştır) İngiltere ve gizli örgüt onlarla (darbeyi yapanlarla birlikte) olmuştur. ABD’de (ise sadece) emekli CIA elemanı generaller kullanılmışlardır.”

Demek ki darbeciler Erdoğan’ı öldüremediler değil, (fırsat ellerindeyken) öldürmediler. Bu da FETÖ’cülerin Sermaye’ye ihanet ettiklerini gösterir.” (Yani Karagülle’ye göre Fetullahçı askerler Erdoğan’ın canını bağışlama şefkatine ve şerefine layık kimselerdir.)

“Yine, (haksız yere) iktidara çatıyorsunuz. Oysa o işlemleri (iktidar değil) Sermaye ajanları yapmıştı ve yapmaktadırlar. O ajanlardan sizin derginizde de var. Adil Düzen’den bahsediyorsunuz, ama Adil Düzencilere dergide yer vermiyorsunuz. Başkalarını suçlamak kolaydır.”

“Hep aynı hatayı yapıyorsunuz. Düne kadar yapılan (bütün tahribatları) AKP değil sermaye yapmıştır. Basın AKP’ye fatura etmiştir, ama Ordu’nun sabrı oyunu boşa çıkarmıştır. Bugün yapılanları da FETÖ yapmadı ona fatura ediyorlar. Belki de Gülen de suçludur. Bilmem bunu ancak hâkimlerden oluşacak adil yargı belirleyebilir. Darbeci sermayenin ve onun nakaratına katılanların basını değil.”

“Gülen iki defa hata yaptı. Türkiye’de Erbakan’ı değil, Demirel’i tuttu. İkinci hata da ABD’de Obama’yı değil, Sermaye’yi tuttu. Benzer hatayı şimdi de siz yapıyorsunuz. Er geç iki kuruluş AKP ve Gülen Cemaati barışacaktır. Birlikte olacaklardır. Siz de Gülen gibi boşlukta olacaksınız.”

Gülen Cemaati de AKP de Erbakan’a karşı büyütüldü. Ne var ki bunlar samimi idi buralarda toplananlar da samimi idi. Her tarafta da Sermaye’nin ajanları etkindi. Biz bunun farkında idik ama biz kazandığımız için karşı çıkmıyorduk. Ben halâ AKP’ye oy vermekteyim ve ben Risale-i Nur Cemaati’ni canı gönülden destekliyorum. Buradaki ajanlara da karşıyım!”

“Sermaye’nin korktuğu Erbakan değil, Erbakan’ın sahip çıktığı Kur’an’dır. Adil Düzen’dir. Sermaye önce AKP’yi ve Cemaati Adil Düzen’den uzaklaştırdı. Erbakan öldü ama Allah yaşıyor. Kur’an nuru kâfirler istemese de dünyayı aydınlatacaktır.”

“1960’da birbirini yercesine çatışmalar, müdahaleden sonra can ciğer oldular ve beni görevden uzaklaştırdılar. O yıllarda gördüm ki bütün oyunlar Müslümanlaradır. Çatışmaları göstermeliktir. Asıl hedef Erbakan’dır.”

Şimdi soralım:

1- Sn. Karagülle’nin: “Darbeyi Rothschild’nin yaptırdığını, Fetullah Gülen ve Ekibinin, CIA ve ABD’nin bu işe bulaştırmadığını” söylemesi, acaba bir akıl tutulması mıdır, yoksa CIA ve Cemaati aklama çabası mıdır? Elinde yeterli ve geçerli belge ve bilgi varsa bunları niye savcılara ve yargıçlara sunmamaktadır. FETÖ’ye yönelik bunca ithamlar, tutuklanmalar, işten atmalar, mallarına el koymalar, hepsi haksız ve dayanaksız zulüm icraatları mıdır?

2- Sn. Karagülle bu iddialarıyla Sn. Cumhurbaşkanını da yalancı çıkarmakta ve töhmet altına sokmaktadır! Çünkü Sn. Erdoğan çok net şekilde ve ısrarlı biçimde FETÖ elebaşı ve darbe zanlısı olarak Fetullah Gülen’i gösterip durmaktadır…

3- Yoksa Sn. Erdoğan’la Gülen Cemaati halâ bir danışıklı dövüş yaparak bazı odakları avutmaya ve savuşturmaya mı çalışmaktadır? Bu sürekli uyutulan ve aldatılan yine Milletimiz olmasındı? “Fetöcüler, Siyonist Sermayeye hıyanet edip Sn. Erdoğan’ı öldürmediler” iddianız doğru ise, kendisinin canını bağışlayanlara karşı Cumhurbaşkanının bunca katı ve vefasız davranmasını nasıl yorumlayacaksınız?!

4- AKP iktidarının 15 yıla yaklaşan süreçteki bütün tahribatlarının suçunu ve sorumluluğunu “Küresel Sermaye’ye” yıkıp bunları aklama çabanız ne denli tutarlıydı? Bu adamlar bostan korkulukları mıydı, yoksa makam ve menfaat hatırına işbirliği yapan kiralıklar mıydı? Bu denli bilgisiz, becerisiz ve cesaretsiz kadrolardan halâ umutvar olmanız saflık mıydı, kasıtlı safsata mıydı?

5- “Er geç Erdoğan’la Gülen Cemaati, barışacak ve birlikte olacaklardır. Ama siz de Gülen gibi boşlukta kalacaksınız!” iddianız, CIA’nın ve Siyonist odakların arzu ve planlarıyla uyuşmaktadır. Çünkü artık deşifre ve dejenere olmuş Fetullah Gülen’i harcayıp, ABD’ye (Siyonist Merkezlere) bağlılığı kanıtlanmış FETÖ elemanlarıyla AKP İktidarını ve Erdoğan’ı uzlaştırıp BOP çerçevesinde ve Büyük İsrail hedefinde, TSK’yı zayıflatıp Türkiye’yi parçalamak, evet bu dış mihrakların hazırladığı kurgulardır.

6- Hem Zatıalinizin iltifatıyla “Kahraman Cumhurbaşkanımız” sürekli bütün kirli oyunların arkasındaki bir “Üst Akıl”dan dem vurmaktaydı. Acaba bununla, Amerika ve CIA’yı mı, yoksa Siyonist Sermaye Odaklarını mı anlatmaya çalışmaktaydı? Eğer Siyonist Odakları ima ediyorlarsa, hürmetle ağırladığı Joe Biden kimin adamıydı? Ve yine Kahraman Cumhurbaşkanının Siyonist işgalci ve zalim İsrail teröristiyle imzaladığı barış anlaşması, Amerika’nın ve CIA’nın mı, yoksa Siyonist Sermaye Kodamanlarının mı işine yaramaktaydı?

Gelelim bir diğer iftiraya:

Sn. Karagülle’nin hakkımızdaki “(Ahmet Akgül ve Milli Çözüm Dergisi) AKP’ye ve Nur Cemaatine cephe almış olması nedeniyle kendisini tasvip etmiyorum. Ancak dergi gerçekten çok kaliteli bir dergidir. Saplantılarından kurtulmak şartıyla yazıları okumak gerekir” tespitleri de yanlıştır, yanıltıcıdır. Önce FETÖ cemaatini Nur Cemaati diye göstermesi gerçeğin çarpıtılmasıdır. Evet, Fetullah Gülen, kandırdıklarına Risale-i Nur okumuş, okumaları tavsiyesinde bulunmuş olsa da, bunlar tamamen istismar ve suiistimal amaçlıdır. Bu nedenle asıl Nur Cemaati, F. Gülen’i asla Nurcu saymamaktadır. Kaldı ki biz Fetullahçı yapılanmanın da, iyi niyetli ve dini hizmet gayretli talebe ve takipçilerini değil, şeytani güçlerle işbirliği içindeki elebaşı konumunda bulunan hıyanet şebekesini hedef aldığımızı bütün kitap ve yazılarımızda özellikle vurgulamışızdır. Bu darbe sonrası taciz ve tutuklama furyasında da, dinine ve devletine hıyanet düşünmeyen, yoğun propaganda etkisi ve manevi kazanç dürtüsüyle bunlara destek veren insanların asla mağdur edilmemesi gerektiğini de defalarca hatırlatmışızdır. Ayrıca, yok eğer kastettiğiniz diğer Nurcu kardeşlerimiz ise, onlara cephe aldığımız ve düşmanca saldırdığımız iddianız da asılsız ve insafsız bir iftiradır. O mübarek cemaatle yıllarca birlikte olmuş, Risale-i Nur Külliyatını defalarca ve dikkatle okumuş ve her platformda savunmuş bir insanım. Ancak Risale-i Nur’u, haşa Kur’an’ın yerine kaim kılmaya, yani tek ve mutlak bilgi kaynağı gibi algılamaya ve Üstad Bediüzzaman’ı haşa hatasız ve noksansız sanıp her ictihat ve icraatında mutlak doğru yaptığını savunan ve bunların Kur’an, Sünnet, ve İcma-i Ümmet terazisinde tartılmasını ve tartışılmasını gereksiz sayan bazı yaklaşımlara her zaman karşı çıktım ve tabi ki çıkacağım.

Pek çok kere yazdım, bazı yerlerde anlattım, Sn. Karagülle ile ilgili kanaatimi tekrar açıklayayım:

“İlmi içtihat” konusunda, yani çağımızın sorunlarına Kur’ani çözüm yolları üretme hususunda “Üstat” seviyesinde bir yeteneğe sahip ve bu boşluğu dolduran ender şahsiyetlerden iken; “Siyasi cihat” sahasında, yani hadisi şeriflerde Deccalizm olarak tarif edilen Siyonizm’i tanıma, ülke ve dünya çapında ondan kurtuluş yollarını ve kurumlarını oluşturma ve özellikle askeri mücadele şartlarını ve teknoloji harikalarını hazırlama ve uygulayacak kadroları ayarlama alanında ise, maalesef bir “ÇIRAK” seviyesinde bile fikir ve proje ortaya koyamayan bir konumdadır. Onun yanlışı; bilgili ve becerikli olduğu “ilmi içtihat”lara yoğunlaşmak, sarih ayetlere, sahih hadislere ve icma-ı ümmete dayalı ama çağımız şartlarına ve standartlarına uygun Adil Anayasa örnekleri ortaya koymak, bu anayasa çerçevesinde önemli ve öncelikli devlet kurumlarının yetki ve sorumluluk kurallarını hazırlamak dururken; sürekli çuvalladığı, sapla samanı karıştırdığı, dostla düşmanı ayıramadığı, Siyonist yapıyı ve Şeytani ahtapotun kollarını tanıyamadığı ve dolayısıyla gerekli ve geçerli tedbirleri de asla alamadığı ve alamayacağı “Siyasi cihat” konusuna karışması ve ortalığı karıştırmasıdır.

İşte bu nedenle Üstat Süleyman Karagülle’nin veya Akevler Ekibinden değerli bir kardeşimizin, Milli Çözüm Dergimizde yazma heveslerine sıcak bakmadık. Çünkü herkes kendi sahasında yararlı olacaktı ve “Siyasi cihat” ağırlıklı dergimizde çıkacak yazılarının, bir de yanlışlıklarını düzeltmekle uğraşmak sıkıntılara yol açacaktı. Hem bizim gibi “Dolarla kiralanmış ve küresel sermayenin güdümüne alışmış” bir dergide yazıp günahımıza niye ortak olsunlardı?

Ve tabi hem değerli yazarlarımızın, hem temsilcilik sorumlularımızın tamamının; 13 yıldır bir kuruş maaş almayarak, üstelik dergimizin basım ve dağıtım masraflarını kendi ceplerinden karşılayarak… Yani Kur’an’ın özellikle üzerinde durduğu “Tebliğ karşısında hiçbir ücret (makam ve menfaat) beklememek” kuralına uygun davranarak bu hizmetlerin yürütülmeye ve bir avuç sadık insanın üstün feragat ve fedakârlığıyla sürdürülmeye çalışıldığını dava aşkı taşımayanlar nasıl anlayacaklardı?

Bu arada, yine aynı sıkıntılara yol açmamak için, dergimizde yazmak isteyen meşhur bir Ekonomi profesörü dostumuzun teklifine ve yazı kadromuza katılmak arzu eden bazı İlahiyat Hocalarımızın temennisine de olumlu yaklaşmamıştık. Çünkü olaylara ve sorunlara bakış açılarımız ve çözüm-çıkış metotlarımız ve mantığımız çok farklıydı, hatta aykırıydı. Oysa Milli Çözüm Dergisi bir edebiyat ve tartışma ortamı değil, Milli Görüş çizgisinde bir tebliğ ve tenkit aracıydı.

Hala Fetullah Gülen’e sahip çıkmak saflıktan öte kasıtlı bir saptırmacadır!

“Haç’lının Ülkenizi işgal etmesi çok da tehlikeli değildir. Çünkü sizinle onlar arasındaki Kırmızıçizgiler buna engeldir. Bir kere Onlar sizin kadınınıza ve kızınıza ilişmezler. Mabedinize ilişmezler. Haç’lılar (tarih boyunca) ilişmemiştir” gibi yalan ve yanlış sözlerle Haç’lıları övecek bir nevi onların Ülkemizi işgalini hoş gösterecek kadar gizli rengini, belki de ustalıkla gizlediği “Gen”lerinin gereğini açığa vuran bu alçak karakterli insana hala hüsnü zanda bulunmak saflıktan çok öte bir safsatadır.

Adana’da tutuklanan Fetullahçı Terör Örgütü’nün (FETÖ) milli eğitim imamı M.D., ifadesiyle “Fetullah Gülen, Peygamber Efendimizden sonra gelen insandır. O Kur’an-ı Kerim’in eksiklerini tamamlamaktadır”[1] dedirtecek kadar bağlılarını şeytani fikirlere şartlandıran, E. Bursa Valisi Şahabettin Harput’un boynundaki muskaya kendi el yazısıyla “Ey Kıtmirim, yani köpeğim” notunu düşecek kadar şımarmış ve sapıtmış bir şarlatan olan Fetullah Gülen Sabetay Sevi’nin on yedinci yüzyılda yaşadığı eve yaptığı ziyaretini, İzmir’e vaiz olarak atandığı dönemdeki (1966) özel bir sohbette anlatmış ve o evdeki Yahudi cemaati mensuplarının kendisine “Muhterem Gülen, sen bizim Mesihimizsin” diye seslendiklerini aktarmıştır.[2] Oysa Sabetay Sevi’nin başlattığı ve ölümünden sonra da yüzyıllar boyunca gizlilikle sürdürülen sahte Mesihçilik hareketi “Osmanlı’nın içeriden çökertilmesinde” başlıca faktörlerden birisi olan Siyonist bir takıntıydı.

Fetullah Gülen’in ahlak dışı irtibat ve icraatları

MHP’nin kaset olayında başrolde Faruk Bayındır adında, kayınpederi uyuşturucu kaçakçısı olan birisi vardı. Emniyet’ten Veli isimli bir yetkili Faruk Bayındır’ın emireri konumundaydı. Zaten ortağı da Teşkilat’ın avukatıydı. MHP kasetleri bazı gazetecilerin de içinde yer aldığı bir kumpastı. Faruk Bayındır önemliydi ama asıl önemi büyük ortak Yalçın Ayaslı denen adamdı. Yıllardır Cemaatle yan yana duran Habertürk bile Bayındır’ın satın aldığı jeti haber yapmıştı. Jet Türkiye’de hiç kimsede yoktu ve 58 milyon dolara alınmıştı. Markası Global Express Xrs idi… Kalktığı gibi ikmal yapmadan Amerika’ya ulaşırdı. Zaten buna özellikle önem verilmişti. Parayı verenin Bayındır olduğu yazılıp çizilse de patron Yalçın Ayaslı’ydı… O satın almıştı ve bir amacı vardı! Bayındır ile AyaslıTarkim Havacılık’ta ortaktı. Daha sonra da şimdiki Bora Jet’te buluşmuşlardı. Uçaklar garip bir şekilde peşin parayla alınmaktaydı. Parayı sokakta bulan bile bunu yapmazdı ama durum farklıydı. Ayaslı’nın bir ayağı da Bosna’daydı. Acaba kaç kez ABD Büyükelçiliği’ne uğramıştı ve acaba neler konuşmuşlardı?

Bu Yalçın Ayaslı Boğaz’da da önemli bir yalı almıştı. Ancak kimse bundan haberdar olmamıştı. Özellikle Amerikalı misafirler gelip burada konaklamaktaydı. Yalının önünde koca bir yat da hazırdı. Yalçın Ayaslı, AKP’de çok etkili olan bir isimle çok ama çok yakındılar. Aslında yakın olduğu isimler birden fazlaydı! Mesela Bora Jet kurulduğunda vergilerden muaftı. Yalçın Ayaslı gerçekten özel bir adamdı. Dünyada belki de Obama ile en sık görüşen tek Türk bu şahıstı!? Ve ne gizli ve kirli amaçlar için 58 milyon dolara uçak almıştı? İşte bu Ayaslı’nın en garip yönü bütün önemli toplantılarını Bodrum’daki Teknesinde yapmasıydı! Peki orada kimlerin katıldığını, hem Cemaatin hem iktidarın hangi has adamlarının ağırlandığını haydi Süleyman Karagülle gibi zevat duymaz ve anlamazdı, peki yandaş yazarlar niye yazmazdı? Ortağı Faruk Bayındır gizli sandığı toplantılarda “MHP’yi devirdim. Kimse artık önümde duramaz!” diye bağırırken kimler oradaydı? Ve bu Faruk Bayındır FETÖ Cemaatinin Florya İmamıydı! Yanında ve arkasında çok önemli iş adamları vardı. Mesela her Salı Florya’da çok özel toplantılar yapılırdı. Hazım Sesli de mutlaka katılırdı. Hatta şimdilerde özel bir hava yolu şirketinin sahibi olan isim de sürekli oradaydı. Büyük bir şirketi vardı. Hatta Yalçın Ayaslı bu şirketi Kuzey Irak’a uçuran kodamandı. Obama ile direk konuşabilen bu Yalçın Ayaslı yok Bora Jet’le, yok Tarkim Havacılık’la niye uğraşırdı? Çünkü, Faruk Bayındır mesela Barzani ailesine çok özenle hizmet sunardı. Jetleri bu aileye kiralardı. Barzani’nin kızları hep bu uçaklarla taşınırdı. Ama asla kat’a kayıt tutulmazdı. Kimse de farkına varmazdı. Londra-İstanbul yapılırdı, uçaktaki herkesin ismi bilerek yanlış yazılırdı. Bayındır’ın arkasında da şirketler vardı, koca patronlar vardı. Bayındır’ın kızı da Amerika’da Cemaatin okulunda okumaktaydı. Evet, Atatürk Havalimanı’nda en özel hangar Bayındır ve Ayaslı’nındı! Bunların iki girişi vardı, normalde polis ve gümrük memurunun durması gereken yerlerde kimse bulunmazdı. Çok özel misafirler kayıtsız bir şekilde buradan uçağa alınır ve istedikleri yerlere taşınırdı! Bunların çoğu yabancıydı. Çok sayıda Amerikalı buradan gelip uçardı. Manifesto, yani kayıt bilgisi, tutulmazdı. Daha önemli olanı ise bunların uçakları para dolu çantalar ve özel kasalarla geliyor ve kimseye tek satır izahat vermiyorlardı. Hangar özel olduğu için 58 milyon Dolarlık uçak da özel konumdaydı. Amerika’dan ya da başka bir yerden alınan insanlar buradan kayıt dışı olarak Türkiye’ye girip istedikleri yere ulaştırılırdı, sonra da tekrar binip kayboluyorlardı. Mesela Fetullah Gülen teşrif buyursa ve İstanbul’da toplantılarını yapsa kimselerin ruhu duymazdı. Geldiği gibi elini kolunu sallayarak uğurlanırdı. Böyle çok adam gelip gitmiş ama hiçbir kayıt tutulmamıştı. Gizli ve Kirli Derin Devlet bunlardı! Ve çok ama çok sayıda siyasetçi ile iş adamı buradaydı. CIA ve MOSSAD Ajanları da elbette bulunurlardı.

“Şimdi darbeci ve destekçi diye üç kuruş maaşla geçinenleri içeriye alırken Hangar Kardeşliği kuranları ıskalamak başımıza büyük belalar açacaktır. Ayda 2000 lira kazanan bir muhabiri içeri almanın hiçbir getirisi olmayacaktır. Örgütün hiçbir sırrına hakim olmayanların tutuklanmasının mantıklı izahı da yoktur. Zaten asıl işin içinde olanlar hala dışarıdadır. Sadece parası ve arkası olmayanlar burada kalmıştır. Bu nedenle kumpasların içinde olan patronlar serbestçe İstanbul’u turlamaktadır. Bunlara gitmek ve artık hadlerini bildirmek şarttır. Eğer gitmezseniz yarın onlar sizi gelip yine gafil yakalayacaktır. Mesela Yalçın Ayaslı’nın kurduğu TCF yani Turkish Cultural Foundation vardır. Bunun başındaki G. K. isimli şahsın eşi CIA ajanıdır. Bizlerin bilmediği Amerika-Türkiye arasında muazzam bir hat bulunmaktadır. Şimdilik bu ’daki iş adamlarının hepsini yazmadım. Herkes yalan söylüyor ve kendini gizliyor. (Hükümet ve yetkililer aldatılıp oyalanıyor.) Bunlar Büyük Planın içindeki para babalarıdır, İstanbul’un orta yerinde, dünyanın merkezinde, Atatürk Havalimanı’nda karargâh kurmuşlardır. Kimselerin giremeyeceği kapıların arkasında özel sır dolu toplantılar yapılmaktadır”[3] diyen yandaş yazar Ergün Diler’e sormak lazımdı: Sizin bile bildiğiniz bu hıyanet girişimleri devam ederken kudretli ve çok kabiliyetli AKP iktidarınız hangi salıncakta uyumaktaydı? Bu nasıl devlet adamlığıydı ve nasıl kahramanlıktı? Yoksa “Boş ver, bırakın hazırlansınlar, nasıl olsa halkımızı sokağa döker, 300 kurban verir ve yine üste çıkarız!” mantığı ve rahatlığı içinde mi davranılmaktaydı? Ha, sahi bu çok bilgiç ve kulağı delik yazarımız çift taraflı çalıştığı için, o hain para patronlarına ve toplantılarına katılanlara “Sıra size geliyor, ya kaçın ya da başka tedbirlerinizi alın” mesajı da ulaştırmış olmasındı?!

Samimi olalım…

Masonik odakların ve din düşmanlarının, gölgesine sığınmak ve Onun sırtından zulüm ve sömürü nizamlarını devamlı kılmak üzere uydurdukları ve topluma dayattıkları Kemalizm sahtekârlığını ortaya koymak, topluma Atatürkçülüğün gerçeğini ve gereğini tanıtmak; böylece Din-Devlet zıtlaşmasına, asker-sivil çatışmasına, laik-dindar kutuplaşmasına bahane yapılmaya çalışılan Mustafa Kemal’i bir istismar aracı olmaktan kurtarmak... Ve yine Atatürk’ü Deccal ve Süfyan, dolayısıyla kendilerini de Mehdi ve Mücahit olarak tanıtıp bu ucuz dindar kahramanlıkla taraftar toplamak ve bunları Atatürk karşıtlığı kılıfı altında, haksızlık ve ahlaksızlık temelli zalim dünya düzenini (faizci kapitalizme) köle yapmak isteyen madrabazların oyunlarını bozmak üzere, tarihi belgeler ve gerçekçi bilgilerle BİZİM ATATÜRK Kitabını hazırladığımız için bizi “Atatürk’ü tabulaştırıp Tanrılaştırmakla” suçlamıştınız. Oysa şimdi siz Atatürk’ün Gençliğe Hitabesini hatırlatmakta ve Milli sorumluluk kuralları olarak sunmaktasınız ve iyi yapmışsınız.

Ancak Sn. Cumhurbaşkanının da; CIA ajanı Fetö elemanlarının tezgâhıyla başlatılan Ergenekon Kumpasında, uyduruk sahte belgelerle suçlanıp Atatürkçü komutan ve subaylar kodeslere tıkılırken zafer kazanmış kahraman pozları takındıklarını… Hatta TSK’ya ve Atatürkçü subaylara karşı başardıkları bu büyük zaferin(!) propagandasıyla o süreçteki genel seçimleri kolaylıkla kazandıklarını… Ama şimdi o mağdur subayların hizmetine ve himayesine mecbur kaldıklarını… Meşhur Yenikapı Mitinginde Atatürk’ün vecizeleriyle halkı coşturmaya çalıştıklarını.. Ve en son 30 Ağustos törenlerinde Anıtkabir Defterine yazdıkları:

“Aziz Atatürk, Kurtuluş Savaşımızın Başkomutanı ve Cumhuriyetimizin banisi olarak vefatınızın 77. Yıl dönümünde şahsınızı bir kez daha hürmetle yâd ediyoruz. Cumhuriyetimizin ilanının 92. Yıl dönümünü geride bıraktığımız bu dönemde, bize işaret ettiğiniz ‘Muasır medeniyetler seviyesinin üzerine çıkma’ hedefi doğrultusunda tüm gücümüzle çalışmayı sürdürüyoruz. ‘Dâhili ve harici bedhahlara’ rağmen Cumhuriyetimizin 100. Kuruluş yıl dönümü olan 2023 yılı için belirlediğimiz hedeflere ulaşarak vasiyetinizi yerine getirmiş olacağız. Bu vesileyle şahsınız ve silah arkadaşlarınızla birlikte tüm şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyor, gazilerimize şükranlarımızı sunuyoruz. Türkiye Cumhuriyeti, inşallah ilelebet payidar kalacaktır. Ruhun şad olsun.” Sözleriyle, bir yerlere yaranmak için ve inanmadığı halde riyakârlık mı yaptığını, yoksa doğru ve olumlu bir yaklaşımla bir hakikati mi haykırdığını? Yazmamışsınız… Ya da böyle durumlarda takiye yapıp, bazı odakları ve toplulukları aldatmanın caiz olduğu kanaatini mi taşımaktasınız?

Hayır hayır, maalesef siz Haktan değil güçten tarafsınız, bu gücü Türkiye’de AKP, Okyanus ötesinde ise ABD temsil ediyor diye düşünerek yaranmaya çalışmaktasınız; ancak bunları Siyonizm’in karşıtı gibi gösterme çabasıyla da kendinizi ve çevrenizi aldatmaktasınız! Ama yanıldığınızı da yakında anlayacaksınız!..

 


[1](http://www.internethaber.com/feto-iyice-azıttı1710169.htm/ 27.08.2016)

[2](Bak Tamer Korkmaz 23.08.2016)

[3](Takvim 02.09.2016-Gülen Geldi mi?)

Abdullah AKGÜL -

Karşılaştırmalı İslam ve Batı Hukuku araştırmacısı.

El-Ezher Üniversitesi Usuliddin Fakültesi Mezunu.

Sakarya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Mezunu

Devami
Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız Heyecan

Bu yazarin diger makaleleri

Ey Mustafa Kemal’e “Deccal, Süfyan, İnsi ve sinsi şeytan!” sıfatlarını...
Devami
“Yemin olsun ki; daha önce de onlar fitne peşinde koşmuşlar...
Devami
 AKP Bakanları Kur’an’la alay ediyordu! Piyasaya servis edilen iki ayrı kasette...
Devami
  İSLAM FIKHINDA (HUKUKUNDA) “KAİDE-İ KÜLLİYE” (GENEL KURAL) SAYILAN ESASLAR:           Bizim inancımıza...
Devami
  "Allah'ın yardımı ve fetih geldiği zaman ve (o güne...
Devami
  Kur’an’da Allah-Devlet İrtibatı ve BİR AYET’TEN ELLİ PRENSİP ÇIKARILMASI        Kur’an-ı Kerim Besmele...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 1138

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

SON YORUMLAR