ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün563
mod_vvisit_counterDün1835
mod_vvisit_counterBu Hafta2398
mod_vvisit_counterGeçen hafta16507
mod_vvisit_counterBu Ay14305
mod_vvisit_counterGeçen Ay85276
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar18589566

IP'niz: 18.212.120.195
Bugün: 07 Ara 2021

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12866916

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

mesajmetod150x
istsoz 150x
AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X

ADIL DUZEN 150x

erbakan devrimi 15b 160
bizim ataturk 17b 160
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam
Reklam

AFGAN GÖÇÜNÜN PERDE ARKASI “TURİSTİK SERBEST BÖLGE” FACİASI VE DİYANET’İN LAÇKALAŞTIRILMASI

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 4
ZayıfMükemmel 

 

AFGAN GÖÇÜNÜN PERDE ARKASI

“TURİSTİK SERBEST BÖLGE” FACİASI

VE

DİYANET’İN LAÇKALAŞTIRILMASI

      

BM'den Afganistan'la ilgili “400 bin kişi yerinden edildi” itirafı

Birleşmiş Milletler (BM), Taliban'ın ilerleyişini sürdürdüğü Afganistan'da, bu yılın başından bu yana çatışmalar nedeniyle yaklaşık 400 bin kişinin yerinden edildiğini açıklamıştı. BM Genel Sekreter Sözcüsü Stephane Dujarric, günlük basın brifinginde, Afganistan'da çatışmalar yüzünden yerinden edilmelerin sayısında mayıs ayında büyük artış olduğunu hatırlatmıştı. ABD'nin Afganistan'daki askeri güçlerini çekme kararının ardından saldırıları zirve noktaya ulaşan Taliban, ülkenin Orta Asya ile bağlantısını sağlayan kuzey vilayetlerinin merkezlerini de ele geçirmeye başlamıştı. Öyle anlaşılıyor ki, ABD ile Taliban arasında bir danışıklı dövüş vardı.

ABD ile Taliban arasında imzalanan Doha Anlaşması'na göre, NATO güçlerinin son çekilme tarihi olan 11 Eylül 2021'den önce vilayet merkezlerine saldırmayacağını ilan eden Taliban, ABD hava saldırılarını gerekçe göstererek vilayet merkezlerine saldırmaktaydı. Taliban; bir kısmı ülkenin güneybatısında, bazısı batısında, diğerleri kuzey ve kuzeydoğuda olmak üzere pek çok vilayet merkezini Afgan hükümet güçlerinden geri almıştı. Taliban'ın kontrolüne giren yerlerdeki ilk icraatlarından biri, cezaevlerinde bulunan tüm mahkûmları serbest bırakmaktı.

Afgan hükümeti hazırlıksız yakalanmıştı!

Afganistan’da Taliban’ın hızla ilerleyişini değerlendiren Ankara Kriz ve Siyaset Araştırmaları Merkezi (ANKASAM) Uzmanı Ahmad Khan Dawlatyar, Afgan hükümetinin ülkede yaşanan gelişmeler karşısında hazırlıksız yakalandığını” vurgulamıştı. Afgan uzman, “ABD’nin Taliban’la anlaşarak ona meşruiyet kazandırması ve barış sağlanmadan operasyonları durdurup çekilmeye başlaması, Taliban’ı sahada ve masada güçlendiren önemli bir faktör” değerlendirmesini paylaşmıştı. Dawlatyar’ın, “ABD, Taliban’la yaptığı Doha Antlaşması’yla bir taraftan Taliban’a uluslararası meşruiyet sağlamış ve ‘Artık Taliban bir terör örgütü değil, ABD’nin muhatabı ve Afganistan’ın geleceğinin belirlenmesinde önemli aktördür’ mesajı verdi” yorumları çarpıcıydı.

“Diğer taraftan ise ABD, Taliban’a karşı hava operasyonlarını askıya aldı. ABD, barış sağlanmadan Afganistan’dan çekileceğini açıklayınca, Taliban bunu bir fırsat olarak değerlendirdi ve kendisini 20 yıllık savaşın kazanan tarafı olarak açıkladı. Bu fırsattan azami şekilde yararlanmak için Taliban, güçlerini birleştirip beklenmeyen bir şekilde ilerlemeye başladı. Afganistan hükümeti, hazırlıksız yakalandığı ve güçlü hava kuvvetlerine sahip olmadığı için Taliban saldırılarına karşı duramadı” sözleriyle Dawlatyar, “Afgan hükümetinin gelişmeler karşısındaki yetersizliğini” açığa vurmaktaydı.

Zaten bundan bir müddet sonra ABD, AB ve ÇİN destekli Taliban; Afganistan’ın Başkenti Kabil’i de alarak ülkenin tek hâkimi konumuna taşınmış, eski Cumhurbaşkanı ise Tacikistan’a kaçmış ve çok güvendiği ABD kendisini yalnız bırakmıştı!

Afganlı Mültecileri Türkiye’ye Taşıyan Amerika’ydı!

Afgan ilticacıların (Bahçeli’nin deyimiyle istilacıların) tamamının 25-40 yaş arası genç ve dinç insanlardan oluşması, sanki Afganistan’dan İran-Türkiye sınırına kadar helikopterlerle taşınmışlar gibi dinç durmaları ve çoğunun ABD yapımı aynı spor ayakkabılar giymiş olmaları, bunlarla ilgili şüpheleri ve endişeleri daha da arttırmaktaydı!?

Afganistan’dan yola çıkan, İran’ı rahatlıkla aşan, Türkiye’ye ise elini kolunu sallayarak ulaşan Afganistan vatandaşlarının arkasında ABD vardı. Medya, üzerinde çok fazla durmamıştı ama ABD’nin bir dönem kendisiyle işbirliği yapan Afganları bölgeden çıkarmak için ciddi bir fon ayırdığı, bu fonun da Afganistan’daki ABD’liler tarafından yönetildiği satır aralarında kalmıştı. Fondan yararlanmak ve dolayısıyla ülkeden çıkabilmek için, ABD’nin bölgedeki temsilciliklerine başvurmanız ve yaklaşık 40 sayfalık bir formu doldurmanız lazımdı. Formda, nerede ve ne zaman hangi görevde bulunduğunuz, irtibatta olduğunuz ABD’liler, mesleğiniz, geçim kaynağınız ve benzeri bilgileri içeren sorular vardı. Bir dönem ABD ile işbirliği yapan, şu an ise Taliban’dan kaçmaya çalışan kişiler, bir süre önce bu formları doldurmaya başlamıştı. Ancak kendilerine herhangi bir ‘dönüş’ olmamıştı. ABD işbirlikçisi Afganlar, bunun üzerine rahatsızlıklarını yüksek sesle konuşmaktaydı. Bazı Afganlar; “Bizi ortada bırakıyorsunuz, ne arayan ne soran var” deyince, formlara yönelik işlem hızlandırılmıştı. Belli ki; formların toplanmasının ardından bir “tahliye planı” hazırlanmış ve uygulamaya konulmuşlardı. Böylece binlerce Afgan, ABD’nin tahliye planı doğrultusunda üç ülkenin sınırını geçerek Türkiye’ye yerleşmeye başlamıştı.

Duvarlarında “Hudut Namustur” yazan karakollarımızın önünden ve sınırlarımız üzerinden, her gün yüzlerce kişi elini kolunu sallayarak geçiyorlardı. Belli ki; iktidar İran’la da bir anlaşma yapmıştı… Ve muhtemelen bu anlaşma gereği, kaçakların geçişi için bir koridor oluşturulmuş durumdaydı. Aksi takdirde, o kadar insanın hem İran hem de Türkiye sınırını aşabilmesi imkânsızdı. Demem o ki; eğer iktidar istemese, emin olun ki; tek bir Afganlı kaçak sınırdan içeri alınmazdı. 2004-2006 tarihleri arasında Türk-İran sınırını koruyan ve sınırdan yasadışı geçişlere izin vermeyen Van 6. Hudut Alay Komutanı Kurmay Albay Naim Babüroğlu, “Türkiye’ye gelenlerin sadece erkek ve genç yaş grubu olması, başka bir planın göstergesi. Kaçak geçişlerde normalde %50 kadın-çocuk olur. Burada geçenlerin tamamı, 18-30 yaş arası… Bu bir yasa dışı göçmen akınından daha farklı bir durum” ifadesini kullanmıştı. Albay Babüroğlu’nun dikkat çektiği bu nokta önemli ve anlamlıydı. Evet, belli ki; ABD yukarıda da ayrıntılarıyla anlattığım üzere, bir ‘tahliye planı’ çerçevesinde bölgeyi boşalttırmaktaydı. “Göçmen Deposu” olarak da Türkiye’nin ayarlandığı, AKP ve MHP’nin de buna razı oldukları anlaşılmaktaydı.”

Şimdi kafaları kurcalayan konu şuydu: “Aralarında askerlerin de olduğu anlaşılan Afganistan vatandaşları için nasıl bir plan yapılmıştı? İçlerinde askerlerin de olduğu binlerce Afgan, Türkiye’de ne yapacaktı? Hangi plan çerçevesinde ve nerede kullanılacaklardı? İktidarın, boş lafları bırakıp yurttaşlara tüm gerçeği anlatması lazımdı. Söyleyin; Türkiye’nin başına neden, nasıl ve hangi bela açılmaktaydı?” diye soranlar haklıydı!..

CIA'nın eski Başkanına göre: “Ankara, Afganistan'dan gelen sığınmacıların hepsini alma sözü vermiş” durumdaydı!

Bazı yazarlar, sosyal medya hesabından CIA eski Başkanı olan David Petraeus’un ABD, Afganistan ve Türkiye üçlüsünün ilişkilerinin ele alındığı haberini paylaşarak; “Bu arada CIA eski Başkanı'ndan öğreniyoruz ki Erdoğan'ın devlet yetkilisi almadan, yani resmi kayıt tutturmadan Biden'le yaptığı görüşmede Ankara, Afganistan'dan gelen sığınmacıların hepsini alma sözü vermiş...” ifadelerini kullanmışlardı. Güya hakimiyet alanı genişleyen Taliban'ın insafına kalmamaları için, ABD için çalışan Afgan çevirmenlerle ailelerini tahliye etmeye ve onlara Özel Göçmen Vizesi (SIV) vermeye başlayan Biden yönetimi, SIV kapsamına girmeyen belli bazı Afganlar için de yeni sığınmacı programı açıklamıştı. ABD Dışişleri Bakanlığı, ABD bağlantısı yüzünden Taliban şiddetinin hedefi olabileceğini ama SIV için ehil bulunmayan binlerce Afgan'a da ABD'ye sığınmacı olarak yerleşme fırsatı verileceğini vurgulamıştı.

Taliban'ın Afganistan'ın büyük kısmını ele geçirmeye devam etmesi halinde; Kaide'nin geri dönüşünü hızlandıracağını, Afganistan'da tekrar Kaide için korunaklı bölge oluşturulacağını da söyleyen eski CIA Başkanı, “Şimdiden binlerce Afgan'ı kaçmak zorunda bırakan Taliban saldırılarının muazzam sığınmacı dalgası yaratacağı, bunların Pakistan ve diğer komşu ülkelere sel gibi akacağı” uyarısı yapmıştı. “Kadınlar başta olmak üzere Afganların temel hak ve özgürlüklerini kaybedeceğinin” altını çizen Petraeus’un, "Dünyanın görmek istediğinin bu olduğunu sanmıyorum" sözleri, kendi şeytani planlarını gizleme amaçlıydı…

ABD'den: “Afganistan'da çıkarlarımız Pekin'le aynı” itirafı!

ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Ned Price, Taliban'ın Çin'i ziyaretine ilişkin, "Afganistan söz konusu olduğunda çıkarlarımız Pekin ile uyuşuyor, tıpkı bölgedeki diğer ülkelerle olduğu gibi. 40 yıl daha çatışma ve iç savaşla boğuşan bir Afganistan kimsenin çıkarına değil." diyerek, küfrün tek millet olduğunu ve zalim güçlerin, Siyonizm’in güdümünde bulunduğunu açığa vurmuşlardı. Sahadaki tüm göstergelerin, Taliban'ın "savaş alanı zaferi" aradığına işaret ettiğini belirten Price, ABD'nin Afganistan'da barış için; bölge ve ötesindeki ülkeler de dahil uluslararası bir konsensüs oluşturmaya çalıştığını hatırlatmıştı. ABD'nin Afganistan'daki askeri güçlerini çekme kararının ardından saldırıları zirve noktaya ulaşan Taliban, ülkenin Orta Asya ile bağlantısını sağlayan kuzey vilayetlerinin merkezlerini de peşi sıra ele geçirmeye başlamıştı.

Ve sonunda; ABD ve AB’nin dolaylı, Çin’in ise doğrudan destekleri sonucu Taliban Başkent Kabil’i de alarak Afganistan’ın tamamına hâkim olmuş durumdaydı. Bu arada güya demokratik yollarla işbaşına gelmedikleri için Tunus, Mısır ve Suriye’deki yönetimleri diktatör olarak niteleyip Haçlı Batı’nın tezgâhladığı Arap Baharı fesatlıklarına destek çıkan Sn. Erdoğan’ın şimdi Taliban yönetimine sıcak bakması ve irtibat kuracağını açıklaması tam bir çifte standarttı ve skandaldı!

Bakan Akar'dan Afganistan açıklaması!

Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar’ın; "(Afganistan'daki havalimanının işletilmesi) Önümüzdeki günlerde bu konu şekillenecek. Bizim herhangi bir şekilde Mehmetçiği tehlikeye atmak gibi durumumuz söz konusu olamaz" sözleri, kısmen yüreklerimizi ferahlandırırken, asıl kuşkularımız artmaktaydı. Pakistan'ın 14 Ağustos'taki 'Bağımsızlık Günü'nü de kutlayan Akar, "Görüşmelerimizde FETÖ ile mücadele konusu da gündeme geldi. Pakistan ile birlikte başta FETÖ olmak üzere tüm terör örgütleriyle mücadelemizin süreceğini, bu konuda dostumuz, kardeşimiz Pakistan'ın da gerekli tedbirleri almaya devam edeceğine yönelik inancımızı dile getirdik" bilgilerini aktarmıştı. 

Bakan Akar, Pakistan'ın komşusu Afganistan'daki son gelişmelerin de görüşmeler sırasında gündeme geldiğini söyleyerek: 

"Pakistanlı kardeşlerimiz Afganistan'dan gelen çok sayıda sığınmacıya ev sahipliği yapıyor. Bununla birlikte Pakistan, Afganistan ile de yakın ilişkileri olan bir ülke. Biz de Türkiye olarak Afgan kardeşlerimize, Afganistan'ın tamamına faydası olması bakımından önemli gördüğümüz ve 6 yıldır yaptığımız gibi Afganistan'daki Hamid Karzai Uluslararası Havaalanı’nın işletilmesine gerekli şartların oluşması durumunda talip olduğumuzu belirttik. Bu konuda çeşitli görüşmelerimiz, temaslarımız var. Kabil'deki havaalanının kapatılması durumunda ülkedeki diplomatik misyonların tamamının çekileceğine yönelik açıklamalar yapılmaktadır. Böyle bir şeyin Afgan kardeşlerimiz için arzu edilen bir durum olmadığını hepimiz biliyoruz. Bu nedenle biz havaalanının açık kalmasının faydalı olacağına yönelik görüşlerimizi paylaşmaya devam ediyoruz. Önümüzdeki günlerde bu konu şekillenecek. Bizim herhangi bir şekilde Mehmetçiği tehlikeye atmak gibi durumumuz söz konusu olamaz. Bu temaslarımız bu bakımdan son derece önemli. Bunu ilgili bakanlık ve kurumlarımızla koordineli bir şekilde sürdürüyoruz." vurgusu yapmıştı.

Vatan Topraklarımız Yabancılara mı Kiralanmaktaydı? Bodrum ve Marmaris’e Artık Türkler Pasaportla mı Alınacaktı?

Bu arada Muğla’nın Bodrum ve Marmaris ilçelerine Serbest Bölge kurulma kararı alınmıştı. Kurulacak olan serbest bölgelerin içerisinde oteller, eğlence mekânları ve AVM’ler olacaktı. Marmaris ve Bodrum’a yabancılar için kurulacak serbest bölgeye artık yöre halkı ve Türk vatandaşları pasaportla giriş yapacaktı. Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci, “Yabancılara serbest olacak bölgeye Türkler de pasaportla girecek. Yabancılar ise tamamen serbest şekilde girecek. Bu serbest bölgeye giren Türkiye’ye girmiş sayılmayacak” açıklamasını yapmıştı.

Ekonomi Bakanı Zeybekci, HABERTÜRK’e, (18-08-2015) Ege ve Akdeniz kıyılarında uygulanacak yeni turizm projesine ilişkin bilgiler aktarmıştı. Türkiye’nin turizm alanında önemli potansiyeli olduğuna işaret eden Zeybekci, turizm ve ticaret serbest bölgeleri kuracaklarını hatırlatmıştı. Zeybekci, bu konuda Maliye, Turizm ve Orman Bakanlıkları ile ortak çalışma yapacaklarını belirterek; “Kurulacak bu serbest bölgelerin, ülke için önemli cazibe noktası olacağını, Çeşme, Bodrum, Didim, Marmaris ile Antalya’nın batısında, zengin turistleri çekmek için “Turizm Serbest Bölgeleri” kurulacağını” açıklamıştı. Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci, verginin sıfır olacağı serbest bölgelerde oteller, eğlence mekânları ve AVM’lerin olacağını belirterek, “Tekneler ve gemiler yanaşacak. Yabancılara tamamen serbest şekilde girme imkânı sunulacak... Bu serbest bölgeye giren Türkiye’ye girmiş sayılmayacak” itirafında bulunmuşlardı.

Bu özel bölgeler: “Dışarıya Açık, İçeriye Kapalı” Olacaktı!

Turizm Serbest Bölgeleri, Ege ve Akdeniz’de “hareketli turizm” adı verilen yat ve gemi turizmine dönük imkânlar sunacaktı. Yabancıların gelip konakladıkları, her türlü ihtiyaçlarını karşıladıkları, otel ve alışveriş imkânı bulacakları bir bölge olacaktı. İçeriye kapalı ama dışarıya açık turizm bölgeleri sayılacaktı. Oteller, AVM’ler ve diğer her türlü imkân sağlanacaktı. Yabancılar tamamen serbest şekilde girip çıkacaktı. Uygulama; Ege Bölgesi’nde başlayacak, İzmir’de Çeşme, Bodrum, Didim, Marmaris’te yaygınlaşacak, bir bölge yerine birçok yerde kurulacaktı. Bunlar, Akdeniz’de de Antalya’nın batısında kurulacaktı.

Türkler Serbest Bölgeye Ancak Pasaport ile Girip Çıkacaktı!

Turizm serbest bölgesine giren turistlerin Türkiye’ye girmiş sayılmayacağını ifade eden Bakan Zeybekci, “Buraya girenler, Türkiye toprağına ayak basmış olmayacaklardı. Bizim yaptığımız konsept hiçbir yerde bulunmamaktaydı... Kamu, bölgeleri kuracak, işletmeyi özel sektör yapacaktı. Yatırım da özel sektöre bırakılacaktı. Belli bir konsept çerçevesinde çok düşük yapılaşma olacaktı. Bu bölgelerde vergiler sıfır olacaktı. Alışverişte, konaklamada tüm vergiler kaldırılacaktı. Çalışanlar da o avantaja sahip olacaktı. Bu bölgeler ile yeni yatırım ve istihdam fırsatları yaratılacaktı. Türkler, tur şirketleri ile gidip her türlü ticareti yapacaktı” Türk turistlerin uygulamadan nasıl yararlanacağı sorusu üzerine, “Türkler, yabancı bir ülkeye girer gibi girebilecekti. Pasaport ya da benzer bir uygulama ile yararlanabilecekti.”

Yat limanlarının da olacağı “Turizm Serbest Bölgeleri” zengin yabancı turistleri çekmeyi amaçlamıştı. Zengin turiste gümrüksüz alışveriş olanakları sağlanacaktı. Turizm sektörünün de görüşü alınarak turiste golf ve av turizmi imkânı da sunulacaktı.[1]

Şimdi sormak lazımdı!

Zengin turistlere açık, Türklere yasak bu “Serbest Bölgelerde”, her çeşit fuhuş merkezleri de kurulacak mıydı? Sözde feshedilip kaldırılan ama gerçekte 6284 sayılı kanunla hâlâ yürürlükte bulunan LGBTİ sapkınlıkları ve AKP iktidarının imzaladığı LANZAROTE Sözleşmesi gereği, 18 yaş altı (12-17 arası) çocukların rıza ile cinsi ilişki kurmaları da serbest bırakılacak mıydı?

Bu arada, “ormanlık vasfını yitirmiş” raporu verilen arazilerin bütünüyle Turizm Bakanlığı’nın inisiyatifine bırakılmasını sağlayan ve yangınlar öncesi imzalanan şüpheli ve şaibeli kanunun, bu “Turistik Serbest Bölgelere” hazırlık yapmakla bir alâkası da var mıydı?

KKTC'de İsrail'e toprak satışı iddiası; Silahsız işgal hazırlığı mıydı?

KKTC'de yabancılara yönelik özellikle İsraillilere toprak satışı yapıldığı iddiaları tartışmalara yol açmıştı.

Son günlerde çeşitli medya organlarında çıkan haberlerle yayılım gösteren İsrail'in KKTC'de toprak alımlarının dikkat çekici boyuta ulaştığı iddiaları gündeme taşınmıştı. Ülkede yabancıların toprak alımı yapmasının yasak olmasına karşılık içeride çeşitli oyunlar ile bu alımın yapıldığı ifade edilirken, yabancı kaynaklı ve yerli ortaklı şirketlerin bu alımları gerçekleştirdiği anlaşılmıştı. Sayıları 2 bini bulan şirketlerin neredeyse 25 bin dönüm arsa aldığı ifade edilirken, bölge hakkındaki uzmanlığı ile tanınan Kıbrıs İlim Üniversitesi Dekanı Prof. Dr. Ata Atun ile Türk Denizcilik ve Global Stratejiler Merkezi Kurucusu Emekli Amiral Cihat Yaycı konuya ilişkin çarpıcı açıklamalarda bulunmuşlardı.

ABD, Dedeağaç'taki askeri yığınağı kime karşı yapmaktaydı?

Yunanistan'ın Dedeağaç bölgesindeki ABD, yığınağını giderek arttırmaktaydı. Özellikle Türk sınırındaki kara birliklerinin sayısının artışının esas amacının Türkiye olduğu açıktı.

Çoğunluğunu Humvee araçları, M1 tankları ve Apache helikopterlerinin oluşturduğu dev bir filo ile âdeta bölgeye çıkarma yapan ABD, her ne kadar Rusya tehdidine karşı hazırlık yaptığını ifade etse de bölgedeki unsurlarının çoğunun kara birlikleri olması, aslında Türkiye’ye yönelik bir tavırdı. Görev tanımı taarruz olan bu silahların sahadaki kullanım amacına ilişkin kuşkular artarken, bir diğer sorun ise ABD'nin tatbikat sonrası bu silah, mühimmat ve araçları Yunanistan'a hibe edecek olmasıydı. Yunanistan'ın son sistem saldırı tanklarına neden ihtiyacı vardı? Tank bir savunma silahı sayılmazdı. Taarruz helikopterlerine neden ihtiyaçları vardı? Yunanistan bunlara neden ve kime karşı sahip olmaya çalışmaktaydı? Türkiye'nin çevresi ateş çemberine alınmış durumdaydı.

Siyonist Senatörlerin, “Taşları bağlama, köpekleri serbest bırakma” atılımı!

ABD'li 27 senatörden Türk SİHA'ları için; “Üretimi Durdurulsun” çağrısı!

ABD Kongresi'nden 27 Senatör, Türkiye'de üretilen SİHA'ları ABD Dışişleri Bakanı Anthony Blinken'e şikâyette bulunmuşlardı. Blinken'e ortak mektup yazan 27 vekil, SİHA'ların üretiminin durdurulmasının gerektiğini vurgulamışlardı.

Türkiye ve Amerika arasında "S-400"ler nedeniyle yaşanan gerginlik, gündemde durmaya devam ederken, Amerika cephesinden Türkiye'nin ürettiği SİHA'lara ilişkin dikkat çeken bir olay yaşanmıştı. ABD Kongresi'nden 27 Senatör Dışişleri Bakanı Anthony Blinken'e yazdıkları mektupta, Türkiye'nin SİHA'larından endişe duyduklarını ve üretimin durdurulması için baskı yapılmasını hatırlatmışlardı.

Türk SİHA’ların "İHRAÇ EDİLMESİNİN ÖNÜNE GEÇİLMESİ" çağrısı yapılmıştı. Söz konusu mektupta Türk SİHA'larının bölgeyi istikrarsızlaştırdığı savunularak Türkiye'deki SİHA'ların üretiminin durmasını isteyen Senatörler, bu araçların ihraç edilmesinin de önüne geçilmesini dayatmışlardı. Yakın zamanda ABD'nin önde gelen savunma haberleri sitesi "defense news" de TB3'ün Türkiye'yi caydırıcı bir güç haline getirmeye başladığını yazmıştı. Haberde Türkiye'nin denizde savaş uçağı filosu oluşturduğundan da rahatsızlık duyulduğu vurgulanmıştı.

Karamollaoğlu’nun Sedat Peker çıkışı, Erdoğan’a dolaylı destek amaçlı mıydı?

Temel Karamollaoğlu, isim vermeden Sedat Peker'in iddialarına değinerek; "Son zamanlarda ülkemizde devlet-mafya-medya üçgeninde sürekli iddialar gündeme geliyor. Âdeta Kurtlar Vadisi'ne benzer bir senaryo ile karşı karşıyayız." ifadelerini kullanmıştı.

Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, haftalık basın toplantısında gündeme ilişkin açıklamalar yaparken:

“Son zamanlarda ülkemizde devlet-mafya-medya üçgeninde sürekli iddialar gündeme geliyor ama iktidarın bu iddialara karşı hâlâ bir adım atmaması çok garip. Yapılan iddialarda; uyuşturucu ticareti, kara para aklama, hakimlere savcılara talimat verme, rüşvet, yolsuzluk var. Otelleri tankla işgal etme iddiaları bile var. Âdeta Kurtlar Vadisi'ne benzer bir senaryo ile karşı karşıyayız.” diyen Karamollaoğlu, yoksa Sedat Peker’in Erdoğan iktidarıyla ilgili çok ciddi ve endişe verici iddialarının, Kurtlar Vadisi dizisindeki iddialar gibi asılsız, uydurma ve masa başında kurgulama cinsinden ithamlar olduğunu imaya mı çalışmıştı? Bu tavır Erdoğan iktidarını aklama çabası olarak okunmaz mıydı? Böyle ise Sn. Temel Karamollaoğlu, Sedat Peker’in iddialarını ve iktidarın duyarsız tavrını haklı olarak ele alan yorumlarından dolayı Milli Gazete’mizin değerli yazarlarını da boşa çıkarmış sayılmaz mıydı?

Erdoğan Döneminde DİYANET Nereye Kaydırılmaktaydı?

“İki hafta yazdım, (Din İşleri Yüksek Kurulu) DİYK üyeleri hâlâ susuyorlardı. Neden susuyorlar acaba bir araştırayım, dedim. Aman Allah’ım ben kimden neyi istiyorum? diye dehşete kapıldım. (DİYK üyeleri arasında) Öyle isimler var ki (şaşıracaksınız)!..

Prof. Dr. Halis Aydemir, Reşat Halife’nin peygamberliğine inandığı için babasının mürted ilan edip görüşmeyi kestiği biri ile saatlerce program yapıyor. Adam Sahabe-i Kiram efendilerimize, İmam-ı Buhari başta olmak üzere hadis ulemasına en alçakça tabirlerle hakaret ediyor. Söz FETÖ liderine geldiğinde “hakaret etmemelisiniz!” diye savunmaya geçiyor. Bu arada neredeyse dinî hiçbir meseleye cevap vermiyor, tek cevabı: “Her sözü söyleyin, fakat hakaret etmeyin!” (deyip duruyor…)

Prof. Dr. Enbiya Yıldırım. O da aynen Halis Aydemir gibi edep sınırları içerisinde (olmalı diyerek) neredeyse bütün âlimleri eleştiri kapsamına alan, hatta “Hazreti Peygamberin kavram dünyası Kur’an-ı Kerim’e uymaz” diyen ve tarihselciliği savunan birisi.

DİYK üyelerinin fikirleri insanı dehşete düşürüyor! Nereye gidiyoruz, gençlerimiz kime emanet, diye büyük endişe duyuyorsunuz! 2005’te Diyanet’ten Sorumlu Devlet Bakanı Prof. Dr. Mehmet Aydın’ın organizatörlüğünde Ali Bardakoğlu ve Mehmet Görmez’in Diyanet’e yerleştirdiği ekip, yıkım faaliyetini tam gaz devam ettiriyor. Zuhr-i âhir de bugünlerde bunun bir parçası durumundadır.

Bunların Rehberleri Oryantalist Müşrik Takımıdır!

Diyanet’te akıl almaz uygulamaların tetikçisi durumundaki DİYK üyeleri kimden etkileniyorlar? Bugün ele alacağım DİYK üyesi Prof. Dr. Ömer Kara’nın çalışmaları gerideki asıl fikir babalarını ortaya koymaktadır. Ömer Kara, “Tefsir Tetkikleri II” adlı kitabında (2018) bilhassa oryantalistlerin çalışmalarına methiyeler düzmektedir. Tefsir araştırmalarında en büyük eksikliği oryantalist dünyanın birikiminin göz ardı edilmesi olarak gösteren ve “Onlarsız olmaz, bunlar araştırılıp tefsir tarihinin içine konmalı”, diyen Ömer Kara’nın şu hezeyanlarına bakınız:

“Siz tefsir tarihinin ekol mantığını (çaktırmadan) Goldziher’den alacak bütün dünyayı bunun üzerine kuracaksınız, sonra da onu yok sayacaksınız. Veya bugün bir ekol olarak benimsediğiniz konulu tefsir ekolünün daha İslam dünyasında ortaya çıkmadan yaklaşık yarım asır öncesinde Batılılar tarafından onlarcasına imza atıldığını göz ardı edeceksiniz. Tefsir tarihi kitaplarında ‘ilhadi tefsir’ diye bir başlık atacaksınız, üç asırdan fazladır Kur’an ve tefsir üzerinde çok yoğun mesai sarf eden ve ürünler ortaya koyan oryantalizmi zincirin halkasına yerleştirmeyeceksiniz. Oksidentalizm yapamıyorsanız oryantalizmden bigâne kalamazsınız. Onların ne dediğinden haberdar olmak ve ötekilerini haberdar etmek durumundasınız.” (s.152)!

Oryantalistleri kullanmıyorsunuz veya çok az kullanıyorsunuz diye Müslümanları suçlayan ve tehdit eden bir Ömer Kara!.. Gençlerimizi kimlerin yoluna sevk edecektir artık görünüz ve anlayınız! Kendisi de sözünü tutmuş bu sebeple bolca oryantalist kitap ve makale tercüme etmiştir. Evet bir bilim adamı olarak bunu yapabilirsiniz. Ancak İslam âlimi iseniz bunların tenkidini de yapacaksınız. Fakat ne hazindir ki bunlar oryantalizmin büyülü rüzgârına kapılmış olduklarından onların eserlerini asla tenkit etmezler. Nitekim Ömer Kara’nın aklına da tenkit fikri hiç gelmemektedir. Bu durumda 1400 yıllık İslam akidesi ve inancı İlahiyatçılar eliyle sarsılmaya devam etmektedir. Türkiye’yi bir hapishaneye benzeterek Almanya’ya kaçan Mustafa Öztürk’ün zırvaları da hepimizin hafızalarında canlı vaziyettedir.

Peki, onun Kur’an-ı Kerim’deki bazı kıssalar için -hâşâ- “Bunlar Allah’ın kelâmı olamaz. Bunları Peygamber Kendisi yazmıştır” ifadeleri neden İlahiyat camialarında tepkiyle karşılanmamıştı? Neden akademisyenlerin gıkı çıkmamıştı? (Yandaş tarikat erbabı ve medrese mollaları neden susmuşlardı?)

İşte temel mesele oryantalist sevdasında yatıyordu. Oryantalistlerin fikirleri ile beslenen bu zevat ne yazık ki Ehl-i Sünnet büyüklerini görmüyordu. Görse de okumuyordu. Okusa da değer vermiyordu!

Nitekim DİYK üyesi Prof. Dr. Ömer Kara’nın çevirip piyasaya sürdüğü Filipinli oryantalist Thomas J. O’shaughnessy’nin “Kur’an’da Eskatolojik Temalar” isimli kitabın vereceği mesaj kafa karıştırıcı ve mide bulandırıcıydı! Buyurun işte bazı pasajlar:

“Kur’an’da ‘arş’ın oldukça geç kullanımı, onun Kitab-ı Mukaddes ve Rabbinik kaynaklı olduğunu kuvvetlendirmektedir.”

“Kur’an’da ‘Allah’ın arşının’, onun birliğiyle birleştirilmesi, hatta bazen benzer argüman olarak sunulması, arşın Yahudi vahyinde ve Rabbinik literatürde oynadığı rolden daha iyi anlaşılabilir.”

“Kur’an’da birlikte kullanılan ‘gökler ve yer’ ifadesi, Richard Bell’in tarihlemesine göre, Mekke devrinin sonuna veya Medine’nin ilk yıllarına eklenmiş ve gözden geçirilmiş metinlere uygun bir son ifade olarak gözükmektedir.”

“Bu tür kontekslerdeki Kur’ani emir, ari dillerindeki ‘kâinatı yaratmak için Babanın bir işçi, bir alet olarak kullandığı’ telaffuz edilen söz veya İlahi emre son derece benzemektedir.”

“Ölüye yaratıcı emirle tekrar hayat verilmesi, Rabbin meleklerinin taşıdığı şerefli arşa kurulması ve Zamanın sonunda İlahi mahkemenin kurulması gibi eskatolojik temaları açıklamak için arş metinlerine başvurmak, son dönem Yahudilik ve Rabbinik tefsirlerin doktrinlerinden alınan detaylı bilgileri ortaya çıkaracaktır. [Hazreti] Muhammed’in bu tür bilgileri kendiliğinden elde etmesi imkân dâhilinde olmadığından dolayı Onun Rabbinik geleneği çok iyi bilen bir öğretmen veya öğretmenlerden faydalanmış olması gerekmektedir…”

Görüldüğü üzere bu kitap, Kur’an-ı Kerim’deki ahiret bilgilerinin İncil ve Tevrat’tan, Süryani ve Habeş metinlerinden alındığını, Sevgili Peygamberimizin bu konuyla ilgili metinleri, buralardan almış olabileceğini, yahut da bunları bilen bazı öğretmenlerinden öğrenip naklettiğini belirtmektedir. Kitap neredeyse baştan sona bu temayı işlemektedir.

Oryantalistlerin düşünce yapısı budur. Onlar, Peygamber Efendimizin vahyi -hâşâ- Cenab-ı Hak’tan aldığını reddetmekte ve Ona bir dünyevi öğretmen aramaktadırlar. Aradıkları bu öğretmen de onların nezdinde hazırdır. Onlara göre Hazreti Peygamber İncil ve Tevrat’taki metinlerden istifade etmiştir veya bir öğretici kendisine bunlardan haber vermiştir.

Dikkat ediniz! Bu bakış Sevgili Peygamberimize, “İlahi bilgiyi önceki kitaplardan temin etti” şeklinde en büyük iftira kapısını aralamaktadır. Hâlbuki Cenab-ı Hak ayet-i kerimelerde Sevgili Peygamberimizin “ümmi” olduğunu belirterek bu töhmet kapısını tamamıyla kapamıştır. Cahiliye Devrinin ve sonraki dönemlerin en büyük söz ustalarının yazıyla ve kitap okuyup araştırmakla, asla ulaşamayacakları gayb haberlerini Rabbimiz Kendisine vahy buyurmuşlardır. (Ve bunların pek çoğu bilimsel derinlikler ve teknolojik gelişmelerle aynen ortaya çıkmışlardır.) Edebiyatta en büyük söz ustalarını hayrete düşüren Kur’an-ı Kerim’in, ümmi bir Peygamber tarafından tebliğ edilmesi onun bir insan sözü olduğu iddialarını bütünüyle geçersiz kılmıştır. Kur’an-ı Kerim’de bu konuda onlarca ayet-i kerime bulunmaktadır. Buna rağmen sözde İlahiyatçı Mustafa Öztürk sapkını iftiralarını dillendirirken oryantalist Rudi Paret’i örnek almaktadır. Ömer Kara da aynı şekilde Filipinli oryantalist O’shaughnessy’nin yolunu tutmaktadır…

(Ama açıkça vurgulayalım, bu gaflet, cehalet ve hıyanet ehlini uyaralım ki;) Bin yıldır şanlı Peygamber Efendimizin izinden yürüyen ve Ehl-i Sünnetin müdafii olan bu necip milleti aldatamayacak ve meş’um projelerinize dayanak yapamayacaksınız!”[2]

Diyanet İşlerindeki bu çok önemli ve tehlikeli tahriplere dikkat çeken, imani ve ilmi bir gayret ve cesaretle gerçekleri dile getiren bu değerli yazarımızın, hem Diyanet’ten hem de Devletten asıl yetkili ve sorumlu olan Sn. Recep T. Erdoğan’ın, bütün bu derin dejenerasyonlardan “bilgisiz” mi, yoksa bile bile “ilgisiz” mi olduğunu hiç sormamasının, kafaları karıştırdığını da kendilerine hatırlatmak lazımdı!

 


  [1] (http://www.muglagazetesi.com.tr/bodrum-ve-marmarise-pasopartla-girilecek.html) https://www.haberturk.com/ekonomi/turizm/haber/1117144-ege-ve-akdenizde-sifir-vergili-turizm-bolgeleri-olusturulacak

  [2] Prof. Dr. Ahmet Şimşirligil – 13.08.2021


Bu yazarin diger makaleleri

  Erdoğan’ın izinde olduğu Özal darbecilere kalbi şükranlarını sunmaktaydı! Başbakan Erdoğan'ın sık...
Devami
   AKP TÜRKİYESİ GERÇEKTEN BAĞIMSIZ MIYDI, YOKSA HAÇLI VE SİYONİST AB’NİN TUTSAĞI...
Devami
  Hz. Peygamber Efendimiz: "Men sabere, zafere" buyurmuştur. Yani "Kim...
Devami
  ABD Başkanlık seçimi yarışında Demokrat aday Obama'nın, Cumhuriyetçi adaydan...
Devami
  Batılılar Misyonerliği "Hıristiyanlığı yaymak ve insanları huzura kavuşturmak" için...
Devami
  Konunun daha rahat anlaşılması için, bazı güncel (ve müptezel) olayları...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 55

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR