ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün624
mod_vvisit_counterDün1835
mod_vvisit_counterBu Hafta2459
mod_vvisit_counterGeçen hafta16507
mod_vvisit_counterBu Ay14366
mod_vvisit_counterGeçen Ay85276
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar18589627

IP'niz: 18.212.120.195
Bugün: 07 Ara 2021

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12866952

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

mesajmetod150x
istsoz 150x
AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X

ADIL DUZEN 150x

erbakan devrimi 15b 160
bizim ataturk 17b 160
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam
Reklam

MASONLUK: FİTNE MARKASI VE PERDE ARKASI

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 4
ZayıfMükemmel 

 

MASONLUK: FİTNE MARKASI

VE

PERDE ARKASI

        

Farklı din ve düşünceden, değişik kültür ve kökenden yetkili, etkili ve yetenekli kişileri; inançlı, ahlâklı ve başarılı hizmetlere kolaylık ve destek sağlamak ve tüm dünyada ortak bir tanışma ve dayanışma ağı oluşturmak gibi cazip ve yaldızlı amaçlarla bünyesine alan Masonlar, aslında şeytanın Dini olan Siyonizm’in alt kuruluşlarıdır. Rotary kulüpler Siyonizm’in ilkokulu, Lionslar ortaokulu, Masonluk ise liseleri ve yüksek öğretim kesimleri konumundadır. Mason Localarının genellikle gizli tutulmaları ve gizemli toplantıları zaten kirli ve çetrefilli işlere bulaştıklarının en açık kanıtıdır.

Hayırlı hizmetlere fırsat bulmak ve etkin kesimlerden yararlanmak, Milli ve manevi değerlere evrensel boyutta sahip çıkmak gibi makul ve masum amaçlarla masonlara katılan iyi niyetli, eğitimli ve gayret ehli pek çok insanımız da vardır; bunlar ya masonluğun, aslında kendilerinin de şiddetle karşı olduklarının Siyonizm’in ve emperyalizmin “Kardeşlik, eşitlik” gibi kılıflara sarılı şeytani karakolları gibi kullanıldıklarının farkına varamamışlardır… Veya birtakım tehdit ve tehlikeleri göze alamadıklarından masonluktan ayrılmaktan korkmaktadırlar.

Kendisi de Yahudi olan ABD Columbia Üniversitesi Sanat Tarihi profesörü SIMON SCHAMA’nın yazdığı “Yahudilerin Tarihi (1492-1900) Aidiyet” kitabında, “Şimdi Olabilir mi?” başlığında:

“1500’lerin başından itibaren Avrupa’da, bazı hahamlar tarafından tüm Yahudileri Hristiyanlaştırmaya, böylece iktidarlardan Bankalara, kültür hayatından savaş politikalarına, hayatın her alanında Hristiyan toplumlar adına Siyonist amaçları doğrultusunda kararlar aldırmaya başladıklarını… Tapınak Şövalyelerinden Mason Localarına ve Haçlı savaşlarına kadar pek çok olayı planlayıp kışkırtmayı başardıklarını” aktarmaktadır. (Bak: Leyla Tonguç Basmacı Tercümesi. Alfa yy. Ağustos 2020 – Sh: 23-45)

Bunun gibi yıllarca Siyonist Rockefeller’in şirketlerinde üst düzey yöneticilik yapan ve sonunda tüm dünyayı nasıl sömürdüklerine vakıf olup, bunların zulüm ve tahakküm çarklarını açığa vuran kitaplar yayınlayan Garry Allen “Die Insider Band-2” isimli yapıtında Masonluğun, Siyonizm’in en yaygın ve tehlikeli oluşumlarından sayıldığını belgeleriyle aktarmıştır.

Nakşilik, Mevlevilik ve Bektaşilik gibi İslam tasavvufuna ait bazı yorumları ve Vahdet-i Vücut kavramını… Konfüçyizm ve Budizm gibi Uzak Doğu felsefelerindeki Tanrı’ya ulaşma yollarını istismar ve suistimal ederek; ortak bir DÜNYA DİNİ ve muğlak (kapalı) bir anlaşma dili uyduran MASONLUK, tam bir Şeytan tuzağıdır ve mensupları Siyonizm’in dolaylı tutsağıdır. Ve zaten işte bu yüzden Atatürk tarafından kapatılmıştır. Şimdi bazılarının “Efendim, Atatürk Mason Localarını kapatmadı, sadece uykuya yatırdı!” iddiaları, kendilerini aklama ve saklama savunmasıdır. Ve asılsız bir safsatadır. Öyle hayırlı ve yararlı bir kuruluş olsaydı, Atatürk bunları uyutmak yerine resmiyet kazandırır ve yaygınlaştırırdı.

Bugün emperyalizmin ve vahşi kapitalizmin kalesi olan… Savaş, işgal, anarşi, ihtilal gibi fesatlık üreten şebekeleriyle ve Siyonizm’in faizci, kan emici ve rantiyeci küresel şirketleriyle dünyayı cehenneme çevirmiş bulunan Birleşik Amerika’nın hem kurucularının, hem de bütün yönetici kadrolarının Yahudi ve Masonlardan oluşması… Ve Mason Localarının dış bağlantıları ve karanlık irtibatları, bunların nasıl şeytana kiralandıklarının ispatıdır.

Garry Allen – None Dare Call It Conspiracy (Hiç Kimse Buna Entrika Diyemez) Kitabında; ABD Dolarının üzerine 1933 yılında Roosevelt tarafından ehram yerleştirilmiş durumdadır. Bu ehram GDD'nin dünyayı nasıl kontrol ettiğini gösteren karakteristik bir şemadır. Çünkü, Siyonizm "üstün ırk" esasına dayanmakta ve bütün dünyaya hâkim olmayı amaçlamış bulunmaktadır. Bunun gerçekleşmesi için, Siyonizm’in temel kitabı olan KABBALA, dünya hâkimiyetinde temel esas alınmıştır. KABBALA'nın ise 3 önemli uyarısı vardır.

Bunlar: 1- Tam Gizlilik Kuralı. 2- Kesin İtaat Kuralı. 3- Hahamlar ve Kabbala Tarafından Konulan Kurallara Kesin Olarak Bağlılık Kuralıdır.

Gizlilik kuralı; köle yapılmak ve sömürülmek istenen diğer insanlar tarafından; yaptıkları şeytani usulleri ve faaliyetleri fark edilecek olursa büyük reaksiyonlar doğabileceğinden dolayı temel esas alınmıştır. Bunun sonucu olarak da gerek kitaplarında, gerek konuşmalarında ve gerekse davranışlarında SEMBOLLER’e başvurulmaktadır. Bu sembollerin manasını ise ancak derece derece gelişerek, kontrol edilerek en üst dereceye ulaşmış kimseler tam olarak anlamaktadır. İşte bu sembolik çalışma esasının bir sonucu olarak Dolar'ın Ehram'ının üzerinde “Annuit Coeptis” sözü yazılmıştır. Bunun manası "zafere ulaşıldı" demektir. Gizli Dünya Devleti, Doları dünya parası yapmakla ve kendi ehramını bu paranın üzerine koymakla kendisini büyük zafere ulaşmış saymaktadır. Piramit'in altındaki “Novus Ordo Seclorumsözünün manası ise "Yeni Dünya Düzeni" demektir. Yani Siyonizm’in kontrolünde Siyonizm’in hâkim olduğu dünya düzeninin kurulmuş olduğu ilan edilmektedir. İşte masonlar da bunların gönüllü hizmetçileridir. Yeni Dünya Düzeni sloganı, GDD (Gizli Dünya Devleti)’nin mürşitlerinden olan ADAM WEISHAUPT tarafından 1 Mayıs 1776'da MASONİK MÜRŞİTLER LOCASI kurulduğu zaman bu locanın amblemi olarak kabul edilmiştir.

Dolayısıyla GDD tarafından çok önem verilen bir slogandır ve o münasebetle Doların üzerinde yer almıştır. Piramit'in alt kısmına gelince; bu alt kısmın üzerinde Latin harfleriyle yazılmış olan 1776 tarihi, bilmeyenlerin zannettikleri gibi, ABD'nin bağımsızlığını kazandığı 1776 yılı münasebetiyle değil, ADAM WEISHAUPT tarafından ilk Mürşidler Locasının 1 Mayıs 1776'da kurulmuş olması dolayısıyla buraya yazılmıştır.

Dolar Üzerindeki Piramidin Her Bir Basamağı Şu Anlamları Taşımaktadır:

Bu piramidin en altındaki birinci basamağı "HUMANISMUS" yani bütün insanlığı ifade etmektedir. Böylece bu piramit Siyonizm’in bütün insanlığı, yani yeryüzündeki 8 milyar insanı nasıl kontrol ettiğini belirtmektedir. Bu piramitte de görüldüğü gibi dünya hakimiyetini tesis, bir diğer ifadeyle 8 milyar insanı yani bütün insanlığı kontrol için kurulan sistem gizlilik ve itaat esasına dayanmaktadır. En tepedeki yöneticilerin arzularının yerine getirilmesi plan ve programlarının uygulanabilmesi için bütün dünyaya yayılmış böyle bir piramit sistemi esas alınmıştır. Bu piramitte en alttaki insanlığın üstündeki kademeleri 3 grupta toplamak mümkündür:

1- Halkın içine giren ve yukarının emirlerini uygulayan saçaklar: Bunlar üç kademe halindedir.

• ROTARY, LİONS, DiNER, PROPELLER, YMCA

• MAVİ LOCALAR

• ÖNLÜKSÜZ MASONLAR (İYİ İNSANLAR)

2- Ucu gözüken, büyük kısmı gizli olan kademeler: Bunlar 5 kademedir:

• B'NAI B'RITH, BILDERBERG TEŞKİLATLARI.

Bu kademe Ara Koordinasyon kademesi olup görünen en yüksek yönetim kademesidir.

• BÜYÜK ŞARK LOCASI: (Fransız Mason Locası Teşkilatları)

• KOMÜNİZM: (Rusya Mason Locası)

• İSKOÇ LOCASI TEŞKİLATI: 1-330 (İngiliz Mason Locaları)

• YORK LOCASI TEŞKİLATI: (Alman Mason Locası)

3- Hiç görünmeyen gizli kademeler. Bunlar da dört kademedir:

• RT: (En üst gizli kademe: 3 Kabbalistten müteşekkil en üst komuta kademesi.)

• 13’ler MECLİSİ.

• 33’ler MECLİSİ.

• 300’ler KULÜBÜ SANHEDRİN.

En alttaki insanlık ile beraber bu kademeler 13 kademeyi oluşturmaktadır. 13 rakamı Siyonizm'de, Hristiyanların aksine, uğurlu sayılan bir rakamdır.

          

Die Dollar-Pyramide Aufgeschlüsselt

        

masonluk sadece ucen kucuk
      

          

Siegel Der Vereinigten Staaten

        

masonluk annuit coeptis kucuk    

          

        

   “GİZLİ DÜNYA DEVLETİ”NİN GENEL ŞEMASI

  Dolar Üzerindeki Piramidin 13 Kademesinden Her Birinin Manası

        

masonluk luzifer ucen kucuk

      

Masonluk ve Yahudilik İrtibatı

Bu bölümde Yahudilik ve Masonluk arasındaki bağ kurulurken, tamamıyla masonların kendi kaynaklarından faydalanılmıştır.

Büyük Üstat: Kimden sakınmalıyız?

1. Nazır: Düşmanlarımızdan ve kardeşlerimizden

Büyük Üstat: Kardeşlerimizden sakınmamızın sebebi nedir?

1. Nazır: İsrailoğulları esarettedir. Biz onların kurtulmaları maksadını takip ediyoruz. Lakin yeni kardeşlerimiz bizim bu projemizi anlamayacaklar ve tatbikini engelleyeceklerdir.

Büyük Üstat: Kardeşlerim nizam vaziyeti alalım, Yahudi diyarının kurtarıcısını selâmlayalım.

15. derece Çalışma Rehberi Sf: 9-33

Yahudi dinini çarpıtan ve ırkçı/faşist bir ideolojiye çevirmiş olan Siyonizm, sadece Ortadoğu'yu değil tüm dünyayı içine alan bir stratejiye göre çalışır. Tüm milletler ve dinler üzerinde hakimiyet kurma amacındadır. Bu amaca ise çeşitli örtülü yöntemlerle hizmet sunmaktadır. Bu yöntemler uygulandığında, milletler içten çökertilecek ve ne hedef alınan milletler bunu fark edebilecek ne de olayların arkasında bir Siyonist’in ismi duyulacaktır.

Muharref Tevrat’ta Yahudi ırkının Dünya milletlerine yapması emredilen vahşet ve katliam şekilleri ayrıntılı bir biçimde belirtilirken; gizli ve dikkat çekmeyecek yöntemler de detaylarıyla anlatılmış, şeytani ve çeşitli yöntemler kurgulanmıştır. Bu yöntemler uygulandığında, milletler içten çökertilecek ve ne hedef alınan milletler bunu fark edebilecek ne de olayların arkasında bir Yahudinin ismi duyulacaktır. Yalnız kendi, gizli ritüellerinde, Yahudilikle ilişkileri anlaşılan MASONLUK; Tevrat'a sokulan muharref unsurları aynen benimseyen, Siyonizm’in işte bu gizli faaliyet gösteren kollarından birisi konumundadır.

Masonlar Yahudilikle olan alâkalarını gizli tutmayı lüzumlu görmektedirler; çünkü Siyonizm ile aynı amacın güdüldüğünü anlatarak faaliyet göstermek yerine, yardım kuruluşlarını paravan yapıp hayırsever kişiler görünümü altında bu amaca hizmet etmek kendileri açısından daha verimli sonuçlar doğurmaktadır. Masonluk Yahudilik ile doğrudan alâkalı olduğu için mason mahfillerinde uygulanan törenler ve ritüeller, aynı zamanda mason düşünceleri tabiatıyla Tevrat'tan alınacaktır.

“Ritüellerimizde Tevrat'tan sayısız alıntılar mevcuttur..."

[MİMAR SİNAN-1983-s:47, sf: 39]

          

1. KRALLAR ve Kral Salomon gönderip Sur'dan Hiram'ı getirtti.

BAB: 7 AYET: 13

S 343: Naftoli sıptından dul bir kadının oğlu idi. Ve babası Sur'lu bir adamdı. Tunç işçisi idi. Hiram bütün tunç işleri işlemekte hikmetle ve anlayış ve hünerle dolu idi. Ve Salomon'a gelip bütün onun işlerini yaptı.

Hiram Usta'nın hikayesi yukarıdaki Tevrat pasajları ile başlamaktadır.

Hiram efsanesi bir rittir ve tekrisin vereceği bütün ilkeleri de kapsamaktadır. Adayın yaşadığı ve bizzat Hiram’ı temsil ettiği Hiram efsanesi tekris töreni sembolik bir oyundur.

[ÇIRAK, KALFA, USTA] Sh: 102

            

"Zaten Masonluk mutlak hakikatin ancak bu ihata ve sezişlere ve bizzat tekâmül etme neticesinde yaşanabilecek bir sırdır. Bu sır mühr-ü Süleyman’ın üç dil'inde ne güzel resm ve remz edilmiştir. Birbirlerine irca edilmek suretiyle mütemadi bir devrin sayruret'i Hiram'da en mükemmel şeklini bulur."

[TÜRK MASON DERGİSİ Ocak 1951-s 1, sf 22]

          

"Çünkü Hira.·. Babamızın eseri nihayet taş yapı idi yıkılabildi."

[BÜYÜK ŞARK-No:16, sf 22]

Mason dergilerinde kelime sonlarına konan üç nokta (.·.) işareti kelimenin bitmediğini gösterir. Mesela: Mas.·.=Mason, B.·.=Birader, Mah.·.=Mahfil gibi…

Dul Kadının Çocukları

Dul kadının çocukları deyimi masonları ifade eder. Bu deyim üzerinde birçok araştırma yapılmıştır; ortak fikir Hiram'ın dul bir kadının çocuğu oluşu üzerinde toplanmaktadır.

[ÇIRAK KALFA, USTA] (S. 106)

          

Aziz K.·. im; görüyorsunuz, bütün dertlerimize açık olarak temas etmekten çekinmiyorum. İçtimai sahadaki çalışmalarımızı teksif mecburiyetindeyiz. Sigorta sandığımız daha kuvvetlendirilmeli. Dul kadın evlatlarının çocuklarının gözyaşları daha müşfik bir surette silinmelidir."

[BÜYÜK ŞARK – No: 17, Yıl: 1934]

Masonik Tarih, Siyonizm’in Başlangıcıdır:

Masonik takvime göre, tarih atmak için, cari takvim yılının binler hanesine dört bin ilave edilir. Bu, Masonluğun başlangıcını, sembolik olarak, Tevrat ananesine göre, dünyanın yaradılışına kadar indirmek içindir.

Masonik takvime göre tarih atarken, mart senenin ilk ayıdır, şubat son ay olur. Mart Koç burcuna, şubat Balık burcuna tekabül eder.

[ÇIRAK, KALFA, USTA] (S. 46)

"İngiltere’de Mah...i Kebirin teşekkülünden sonra Reverend James Anderson'un tahtı riyasetinde bir komisyon teşkil edilerek masonluk tarihinin tetkikine memur edildi. Komisyonun vazifesini yalnız başına deruhte eden bu zat (Farmasonların kavanını esasiyesi, tarihi ve nizamat-ı umumiyesi) namile 1723 senesinde bir eser neşretti. Eserin kabında bu tarihe mukabil mason senesi olmak üzere (5723) görünüyordu."

[BÜYÜK ŞARK-Nisan, Mayıs 1932 – No: 6]

Mason Dergisi Büyük Şark'tan alınan yukarıdaki izahta dikkat edilecek husus; masonların bilinen tarihlerden farklı olarak günümüz tarihini "Beş bin"li rakamlarla ifade etmeleridir. Dünyada bu tarihi masonlardan başka, yalnız bir toplum daha kullanmaktadır ki, bunlar da sadece Yahudiler olmaktadır.

Bu masonların; dış politikayı ayarlamak, yandaşlara ihale aldırıp milletin sırtından milyarlar kazandırmak… Stratejik makamlara kendi adamlarını ve Siyonizm’le irtibatlı bürokratları atamak… ABD ve AB’nin dayattığı sinsi sözleşmeleri, Uyum Yasaları kılıfıyla Meclis’e onaylattırmak üzere en sıkı fıkı çalıştıkları hükümet ise AKP ve Erdoğan iktidarıdır. Üstelik AKP’nin talan ve tahribatları bahanesiyle, bu masonlar, medyadaki uzantılarıyla, hem İslam’a ve İslamcılığa saldırmakta, hem de şeytani amaçlarına kolaylık sağlamaktadır.

          

HAÇLI TAPINAKÇILAR VE MASONLAŞMALARI

          

Tarihteki ilk sistemli MAFYA örgütü saydığımız Tapınakçıların kim olduklarını, nasıl ortaya çıktıklarını ve gerçek amaçlarını anlamak için, Haçlı Seferleri'ne kadar uzanmak gerekirdi; çünkü Tapınakçı tarikatını kuranlar, Kutsal Toprakları kurtarma ve koruma bahanesiyle Filistin bölgesine gelip yerleşmiş Haçlı Şövalyeleri içinde yer alan bir Terör ekibiydi. Haçlı Seferleri'nin başladığı dönemde, Avrupa'da karanlık bir dönem yaşanıyordu. Bir yandan fakirlik, açlık ve cehalet, küçük krallıklar ve feodal beylikler arasındaki iktidar mücadeleleri, hiç bitmeyen savaşlar; diğer yandan kuzeyden gelen barbar akınları Avrupa'yı yaşanmaz bir yer haline getirmişti. Yeni yeni gelişmeye başlayan ticaret ve zanaatkârlık, Avrupa'nın ihtiyaçlarını ve güç arayışını karşılamaya yetmiyordu. Bu karmaşanın içinde, Katolik Kilisesi, halk arasında büyük bir etkiye sahip olan misyoner tarikatlar sayesinde Avrupa'nın en güçlü ve en etkili kurumu haline gelmişti. Kilise mensupları, aldıkları yoğun eğitimle cahil halkın ve eğitimsiz asillerin çok üstünde bir bilgiye ve anlayışa erişmişlerdi. Ne var ki, dönemin en organize gücünün başına geçen bazı Papalar, bu imkânları kendi amaçları doğrultusunda en stratejik şekilde kullanmış, kimi zaman kuruluş gayelerinden uzaklaşarak dünyevi hakimiyete yönelmiş, hatta pek çok Avrupa kralına ve asiline boyun eğdirmişlerdi.

Bu gücün, yani Tapınakçı Terör Örgütünün doruk noktasına ulaştığı bir dönemde Papa II. Urban savaş çağrısı yapmıştı. Müslümanların yüzyıllardır ellerinde tuttuğu Kutsal Topraklar geri alınacaktı... Papa'nın amacı, görünüşe bakılırsa, Hristiyanlar açısından son derece heyecan uyandırıcıydı: Hristiyanlığı Kutsal Topraklarda hâkim kılmak! Ancak, Haçlı Seferi'ni başlatan Kilise'nin bu kararı hiçbir zaman bu amaçla sınırlı kalmamıştı. Sonunda Haçlı Seferleri'ne katılanların seçiminde de Hristiyan dinine bile aykırı uygulamalar öne çıkmış ve böylece vahşi, zalim ve cahil Haçlı askeri imajının temelleri atılmıştı. Kilise, Haçlı Seferi'ne katılımı artırmak uğruna, her türlü teşvik yöntemini kullanmış, aforoz edilmiş günahkârları ve mahkûmları günahlarının affedileceği vaadiyle orduya almıştı. Cehalet, orduyu oluşturanların büyük bir kısmının ortak özelliğiydi. Bu insanlar, Müslümanlık hakkında cahil oldukları gibi, kendi dinleri hakkında da yeterli bir bilgiye sahip değillerdi. Savaşa katılmalarındaki sebep de sanılanın aksine, dini idealler değil, Doğu'nun ganimetlerinden kendilerine bir pay alabilmekti. Birbirleriyle savaş halindeki krallar ve soylular, mal varlıklarını artırmak hayallerine kapılıp kendi ordularıyla bir tür maceraya atılmışlardı. Birbirlerine rakip olan bu kesim, bir birlik halinde olmadıklarından çoğu zaman başlarına buyruk hareket ediyorlardı. Feodal beylerin yanında köle seviyesinde bulunan vasallar ise özgürlüklerini kazanmak için savaşa koşmuşlardı. Bu gruplar içinde, yalnızca Kilise'nin kutsal çağrısı doğrultusunda yola çıkanların sayısı küçük bir toplulukla sınırlıydı. Bir kaynakta bu durum şöyle ifade edilmektedir:

Fransız şövalyeleri daha fazla toprak kazanmayı kurgulamış, İtalyan tacirleri Doğu Avrupa limanlarında ticareti büyütme hayallerine kapılmış, çok sayıdaki yoksul insan da sadece gündelik sıkıntı ve zorluklardan kaçabilmek için bu seferlere katılmışlardı.[1]

Tapınakçılar Sahneye Çıkmışlardı!

I. Haçlı Seferi'ne katılanlar, 1099 yılında Kudüs'ü ele geçirmeyi başarmış ve büyük bir katliam yapmışlardı. Savaşa katılan askerlerin çoğunluğu geri dönerken, başta Fransa'dan gelmiş bazı soylular ve askerler olmak üzere, bir grup Haçlı askeri de bölgede kalmayı kararlaştırmıştı. Bu kararın görünüşteki amacı, Kutsal Toprakların ve Hristiyan hacıların güvenliğini sağlamak ve Hristiyan dinini bu beldede yaymaktı. Bir avuç idealist askerin ve din adamının gerçekten bu amacı güttüğü düşünülebilirse de, genel tablo göz önüne alındığında bunun sadece bir bahane olduğu rahatlıkla anlaşılırdı.

1127 yılında iki Tapınakçı, kraldan aldıkları mektupla birlikte Aziz Bernard'a* başvurdular. (*Aziz Bernard, o dönemde, Kilise içinde en etkili isimlerden biriydi ve yaşadığı dönemde, Hristiyanlığın en önemli şahsiyeti olarak görülmekteydi. Aziz Bernard bütün Hristiyan dünyasının önde gelen tarikatlarından olan Sistersiyan tarikatına bağlıdır; ayrıca Katolik Kilisesi içinde bu tarikata mensup olanlar önemli mevkilere sahip konumdaydı. Fransa'dan Kudüs'e giden Tapınakçılar, Sistersiyan tarikatının Fransa'daki temsilcileri tarafından büyük destek gördükleri için Aziz Bernard, bütün kapıları açabilecek insan olarak öne çıkarılmıştır.) Mektupta Baldwin, Tapınakçıları abartılı bir şekilde övüyor, Kutsal Toprakların bu fakir ama sözde inançlı askerler tarafından korunmasının önemini anlatıyor ve taleplerini belirtiyordu. Buna göre yeni tarikat, Kilise ve daha önemlisi, doğrudan Papa tarafından tanınmalı, yardım ve destek esirgenmemeliydi. Beklenen destek kısa sürede geldi ve Hugues de Payens, Tapınakçı biraderleriyle beraber, Papa Honorius tarafından özel bir ilgi ve ayrıcalıkla kabul edildi.

1128'de Truva'da toplanan büyük konsül, toplantıya Tapınakçıları da çağırmıştı. Bu yolculuk Tapınakçılara geniş imkânlar ve büyük miktarda maddi destek kazandırdı. Kral I. Henry'nin hediyesi olarak, altın ve gümüşten oluşan yüklü bir hazinenin yanı sıra, İngiltere, İskoçya, Fransa ve Flanders'deki bölge yöneticilerinden zırh, at gibi teçhizat ve önemli para yardımları almışlardı. Payens, İngiltere'den ayrılmadan önce, tarikata hibe edilen bölgede bir şube açtı ve Tapınakçı biraderlerden birini başına geçirdi. Buradaki biraderin görevi, tarikata bırakılan yerlerin yönetimini ve toplanan gelirin Kudüs'e transferini yürütmek, ayrıca yeni üye toplamak, bunları yetiştirmek ve görev bölgelerine yollamaktı. Bunların dışında, Province bölgesinde, tarikata çeşitli gayrimenkuller verilerek vergi ayrıcalıkları sağlandı ve özel gelirler tahsis edildi. Böylece, tarikatın örmeye başladığı ağın ilk düğümleri atıldı.[2]

Aziz Bernard, pek çok hedefi ve planı olan bir Kilise mensubuydu. Asillerle akrabalık bağları ve siyaset stratejileri konusundaki uzmanlığının da yardımıyla, daha gençlik çağında çok önemli mevkilere gelmişti. En sadık adamının Papa seçilmesini sağlayacak kadar büyük bir güce sahipti. Bernard, rahiplerin savaşçı hale gelmelerinin ne denli zor olduğunun farkındaydı. Aslında buna gerek de yoktu; ona göre, Haçlı Seferi'ne katılmış mevcut savaşçıları Kilise'nin öğretilerine bağlı hale getirip kontrol altına almak daha kolay ve parlak bir plandı. Ancak, Bernard'ın karşısında bir engel duruyordu: Bu vahşi, kaba, cahil ve şiddet tutkunu adamlar, nasıl birer sadık şövalye haline geleceklerdi? Bernard, büyük bir yanılgı eseri olarak, bu cahil insanlar topluluğunun birtakım yöntemlerle terbiye edilip kontrol altına alınabileceğine kendini inandırmıştı. İmtiyaz ve bağış adı altındaki rüşvetler bu yöntemlerin başında yer alıyordu. Tapınakçılar, Bernard'ı ve fikirlerini, önceki dönemlerden beri yakından takip etmişler ve planlarını onun üstüne kurmuşlardı. Bernard, ilk sırada Tapınakçılar olmak üzere, şövalyeleri kullanarak Kilise ordusu kurma planları yaparken, başından beri din ahlâkından uzak duran Tapınakçılar da Bernard sayesinde büyük ayrıcalıklar elde etmeyi planlıyorlardı. Bu karşılıklı ilişkide, tarikat mensupları sözde dindar gözükecek, Kilise de onları her koşulda temize çıkaracaktı. Hatta, ilerleyen paragraflarda da göreceğimiz gibi, 1307 yılında, tutuklanıp bütün sapkınlıkları açıkça ortaya çıkmasına rağmen, Kilise içinde yer alan bir kısım çevreler Tapınakçıları aklamaya ve kurtarmaya çalışacaktı.

Tapınakçılar Sınırsız İmtiyaz Kazanmışlardı

Kilise içindeki bir grubun desteği Tapınakçıları tanımakla sınırlı kalmadı. Truva Konsülü'nden itibaren Kilise'nin ve soyluların tarikata sağladıkları imtiyazlar, şövalyelere sınırsız imkânlar sunmuştu. Dokunulmazlık zırhı bunların başında geliyordu. Şövalyeler doğrudan Papa'ya bağlıydılar ve başka hiçbir otoriteye hesap vermek zorunda değillerdi. Kral da dahil hiçbir yönetici onları tutuklayamıyor, sorgulayamıyor veya kendi hizmetinde kullanamıyordu. Tapınakçılar, kendi adlarına kilise kurmak, dini tören düzenlemek, rahip atamak gibi dinsel ayrıcalıkların yanı sıra, kendi mahkemelerini kurmak, vergi toplamak, bağış ve yardım almak hakkına da sahip bulunuyordu.

Şövalyeler, işleri gereği loncalarla zaten uzun yıllar boyunca iç içe bulunmaktaydı. Tarikat, inşaat, ticaret, hayvancılık ve tarımla uğraştığı dönemlerde loncaların kurulmasında ve gelişmesinde önayak olmuşlardı. Lonca mensupları, aralarındaki iş birliği ve düzenli örgütlenme sayesinde, belirli bir bölgede, belirli bir konuda tekel oluşturuyor, fiyat belirliyor ve üyelerine çeşitli imtiyazlar sağlıyorlardı. Mesela, yün ticareti yapanlar bir lonca oluşturuyor, o bölgenin yünlerini üretiyor ve pazarlıyorlardı. Böylece kısa sürede güçleri artıyor ve daha geniş bir bölgeyi kontrol eden tekel haline geliyorlardı. Lonca birlikleri, maddi güçleri oranında, faaliyet yürüttükleri kasabanın veya şehrin yönetiminde de yer alıyorlardı. Özellikle 13. yüzyıldan itibaren lonca mensupları toplumda önemli mevkilere yükselmiş, bu birliklere üye olmak, insanlara sosyal statü kazandırmıştı:

Lonca, üretim kalitesi, miktarı ve fiyatlar üzerinde tam bir yetkiye sahip bölgesel tekeldir. Orta Çağ'ın son dönemlerinde loncalar, şehirlerde kendi üyeleri için en güçlü ekonomik ve politik mevkileri kazanmıştı. 13. yüzyıldan itibaren, Batı Avrupa'da, kasaba veya şehrin en zengin ve en etkili vatandaşlarını bünyesinde toplayan tüccar loncaları, birçok yerel yönetim tarafından resmen tanınmıştı. Daha geniş bölgelerde ise, tüccar loncalar tarafından sıklıkla büyük lonca merkezleri (Guildhall) kurulmaktaydı. Üyelerinin hem şehirlerarası ve denizaşırı hem de yerel bölge ticaretindeki kârlarını yönetmeye ve korumaya başlayan loncalar, yiyecek, giyecek ve diğer ham maddelerin dağıtım ve satışını kontrol ediyor, çoğu kez de güçlü tekeller oluşturuyorlardı.[3]

Kaçak Tapınakçılar ticaret, inşaat, sanayi gibi konularda edindikleri tecrübe ve bilgileriyle, bu birliklere kolayca sızarak üstad zanaatkârlar olarak en üst mevkilere yerleştiler. Loncalar, şövalyelere hem istedikleri korumayı hem de güçlenme imkânı veriyordu. Böylece, Fransa kralının ortadan kaldırmaya çalıştığı örgüt, farklı ülkelerde yerleşik biraderlerle bağlantıyı da koruyarak, yeniden canlanma imkânı bulmuştu.

İngiltere'nin Tapınakçı tarihi açısından asıl önemi, masonluğa geçişin bu ülkede başlamasıdır:

"Tapınakçı banka sistemi, Rönesans boyunca geliştirilen bankacılık sisteminin temelini oluşturmuşlardır. Ortadan kaldırıldıktan sonra yeniden dinsel bir kurum olarak ortaya çıkmayan şövalyeler, masonluğun York Ritiyle birleşmeyi başarmışlardır.”[4]

Şövalyelerin dünya hakimiyetini ele geçirmekte önem verdikleri iki konu vardır: Birincisi, her türlü yöntemle maddi güce ulaşmaktır; çünkü maddi güç, beraberinde hakimiyete de taşımaktadır. Bir o kadar önemli ikinci konu ise, tarikata yeni üyeler bulup sapkın düşüncelerini yaygınlaştırmaktır. Ticari alandaki yatırımlarını ve tecrübelerini arkalarına alan şövalyeler, Kilise güvencesiyle kurdukları tarikat merkezlerine kolayca yeni üyeler bulup bunları istedikleri gibi yönlendirebiliyorlardı. Bu imkânlar ortadan kalkınca, Tapınakçılar yeni üye kaynakları bulma çabasına yoğunlaştılar. İşte bu aşamada, lonca teşkilatı ve masonluk tarikata istediği imkânları sunan bir kaynak olarak benimsenip sahip çıkıldı.

Şövalyeler, çeşitli loncalar içinde, duvarcı yani mason loncasını kendi amaçlarına daha uygun bulmuşlardı. Bunun çeşitli sebepleri varsa da en önemlisi, şövalyelerin Kutsal Topraklarda öğrendikleri ezoterik inançlardı. Eski Mısır gizemciliği, Pisagorculuk ve Yahudi mistisizminin kaynağı Kabala öğretisinden türeyen bâtıl inanışlara göre, çeşitli sayıların, geometrik şekillerin, sembollerin ve tılsımların doğaüstü güçleri kontrol etme özelliği vardı. Ve hatta bu formüllerin, Hiram Usta ve çok sayıda duvarcı tarafından Süleyman Mabedi'nde kullanıldığına da inanıyorlardı. Nitekim şövalyeler de, Kutsal Topraklarda öğrendikleri bu bilgilere dayanarak, başta Tomar Kalesi olmak üzere inşa ettikleri şatolarda gizemli geometrik formları, sayısal formülleri ve sembolleri kullanmış, böylece karanlık güçlerin, dünya hakimiyetini kurmakta kendilerine yardım edecekleri gibi bâtıl bir düşünceye inanmışlardır. İşte bütün bu birikim, tarikatın mason loncalarına yönelmesine yol açmıştır. Bu süreç masonların kendi tarihi kaynaklarında şu şekilde anlatılmaktadır:

İşte, Tapınak Şövalyeleri kendi tarikatlarında sahip oldukları ruhani ve bedeni imtiyaz ve hürriyetten istifade ederek, aldattıkları mason ve inşaat işçilerine bu gibi bir hürriyeti sağlamayı va’ad ediyorlardı. Yegâne şart, bunların mesleki bir imtihandan geçmesi ve kabul olunmasıydı. Ayrıca, bunlar, mesleklerine ve üstadlarına sadık kalacaklarına dair bir yeminle bağlanmaktaydılar. Kudüs Krallığında masonların hür olarak çalışabileceklerine dair haber bütün Avrupa'da yayılınca, mukaddes topraklara doğru büyük bir akın başlamıştı. Oraya yerleşenlerin aileleri çoğaldı. Ölenlerin cesetleri de şövalyelerinkilerle yan yana toprağa verildi. Günlük hayatlarını da şövalyelerin yanında sürdüren masonlar, mesleki ve felsefi tekrislerini de bunlardan aldı. İkinci Haçlı Seferi sona erince, birçok Avrupalı memleketlerine iade olundu. Tapınakçılar, Kudüs'teki tesislerini muhafaza etmekle beraber, Avrupa'ya da yerleştiler ve Paris'te, Londra'da, Segovia'da ve birçok Avrupa şehirlerinde Bizans stili kiliseler inşa etmeye başladılar. Buralara şövalyelerin "Commanderie"leri yerleşti. Londra'daki mabedin Kommandörü, Kudüs'ten getirttiği masonlara Fleet Street'teki kiliseyi inşa ettirdi ve bunlar Londra'daki hür masonların nüvesini teşkil etti. Tapınakçıların en mühim tesisi şüphesiz ki Paris’tekiydi. Bu tesis, VI. Louis isimli Fransa kralından ruhi ve bedeni her türlü imtiyazı aldı. Burada çalışan bütün masonlar, hürmason imtiyazına sahipti... Bu arada, Büyük Üstad'ın yakılması sırasında, birçok hürmasonun kendisinin yardımına yetişmek istediği, fakat bunların, silahsız olduklarından, aynı yerde yakıldıkları rivayet olunur. 30-40.000 Tapınak Şövalyesinin ve bunlarla çalışan hürmasonların bundan sonra ne oldukları tam olarak bilinmemektedir. Bunların, himaye ettikleri hürmason localarında gizlendikleri ve Fransa'yı terk edip İngiltere'ye kaçtıkları söylenir. Bunların bir kısmı, İskoçya'da Kilwinning Hürmasonlar Locası'nı kurdu. Bu locanın, İskoçya Locası'nın matrikülünde 0 numara ile kayıtlı olduğu söylenir. Hürmasonluğun perdesi arkasında, Tapınakçı Tarikatı yeniden kuruldu ve İskoçya Kralı Robert Bruce'un himayesine mazhar oldu. Bu himaye Stuart hanedanı tarafından da devam ettirildi.[5]

Haçlı Tapınakçılar, çalışma sistemini yakından tanıdıkları mason loncalarını ele geçirmekte, kendi felsefe, inanç ve ritüellerini loncalara kabul ettirmekte fazla bir zorlukla karşılaşmadılar. Loncalarda çırak-kalfa-üstad hiyerarşisiyle yapılan sınıflandırma, zanaat koluyla ilgili sır saklama geleneği ve inşaatların sözde dinlerle olan sembolik ilişkisi şövalyelerin işini kolaylaştırmış; loncalar, kısa bir süre sonra tamamen kimlik değiştirerek mesleki olmaktan çok, karanlık fikirlerin yayıldığı, siyasi komploların planlandığı birer Tapınakçı merkezi halini almıştı.

Masonlar tarafından kaleme alınan temel eserlerde bu tarihsel birlikteliğin daha çok sembolik özelliklerine yer verilirken, masonluğun Tapınakçılardan miras aldığı karanlık özellikler ise kasıtlı olarak geri planda tutulmaktadır. Bir kaynakta şu bilgiler aktarılmaktadır:

Le Forestier, konuyu yakından takip etmiştir ve vardığı sonuçlar, bugün için tartışma götürmez saptamalardır. Tapınakçıları masonluğun atası durumuna getiren ilk belge, 1760 tarihli bir Strasbourg el yazması olup, gizli ilimlere ilgilerini hiç de gizlememektedir. Bu belge, efsanenin kökenini ortaya koymakta, yani, tarikat sırlarının Jacques de Molay'dan çağdaş masonluğa kadar aktarıldığını göstermektedir. Le Forestier'e göre, Alman Rose-Croix'larının (Gül-Haçların) etkisi şüphesizdir; fakat "bunların, masonik geleneğe ve sırra, bir gizlilik ve özellikle bir kapalılık atfetmek suretiyle, yeni bir yorum biçimi bulmaktan başka bir amaçları olmamıştır." Buna karşın, mabetsel devamlılık, devrin ekosizmine belirli bir mantık getiriyordu: Bu devamlılık, aynı zamanda, onda eksik olan tarihi silsileyi ve o zamana kadar onda mevcut olmayan tutarlılığı getiriyordu.

Tampliye büyük üstadı aynı zamanda mason büyük üstadı olmasıyla birlikte, operatif masonluk tarzından spekülatif masonluğa doğru da aşamalı bir geçiş başlamıştır. Operatif masonluk, aslında duvarcı ustalarının toplandığı bir meslek örgütü konumundadır. Kiliseler, kaleler ve Tapınakçıların gizli buluşma mekânları operatif localarda kayıtlı bulunan duvarcılar tarafından inşa edilmiş durumdadır. Ancak belirli bir aşamadan sonra, semboller ve gizem, daha doğrusu Tapınakçıların sapkın öğretileri ve törenleri localara hâkim olmaya başlamıştır. Bu aşamadan sonra mason locaları mesleki bir örgüt olmaktan çıkıp, Tapınakçıların gizli örgütü halini almıştır. Bu yeni localar spekülatif masonluk adıyla anılmıştır. Artık bu localar duvar ustalarının değil, üst düzey yöneticilerin, soyluların ve zengin tüccarların, Tapınakçılar tarafından, kendi amaçları doğrultusunda bir araya getirildiği yerlere dönüşmeye başlamıştır.

Bunun yanında, Paris'te diğer mesleklerin birer merkezi olmasına karşın, masonların ayrı bir merkezinin olmayışı ve masonların merkez olarak Tampliyelerle aynı mekânları kullanmaları, iki kurum arasındaki yakınlığı açıklaması bakımından enteresandır. Papa'nın fermanıyla 1312 yılında feshedilen Tampliye tarikatıyla birlikte masonların serbest dolaşım hakları da kaldırılmıştır. Bu nedenle, Fransa'daki masonların Almanya'ya kaçmasıyla bu ülkedeki Gotik mimari üslubu birdenbire zirveye çıkmıştır. Fransa'dan kaçabilen Tampliye Şövalyelerinin sığındıkları operatif mason locaları da zamanla spekülatif masonik tarza dönüşmüş bulunmaktadır. Tampliyelerin kuralları aynı zamanda masonların da kurallarıdır. Yukarıda özetle açıklanmaya çalışıldığı gibi, iki yüzyıl bir arada ve iç içe yaşayan Tampliye tarikatı ve masonluk kurumu birbirlerini belirgin ölçüde etkilemişlerdir. Hatta, masonların ritüelleri âdeta Tampliyelerden kopya edilmiş denilecek kadar birbirinin aynısıdır. Bu itibarla, masonların kendilerini büyük ölçüde Tampliyelerle özdeşleştirdikleri ve aslında özgün gibi görünen masonik ezoterizm içinde önemli boyutlarda Tampliye mirası olduğu ortadadır.

Tapınakçılar, ele geçirdikleri locaları, yeniden yapılandırmaya ve gizli bir örgüt haline getirmeye başlamışlardır. Mason localarını kendi sapkın öğretilerine, örgütlenme yapılarına, ve sembollerine göre uyarlayan Şövalyeler, bu şeytani ve sembolik törenleri, ayinleri masonik rit olarak adlandırmışlardır. Masonluğun en eski kolu olan İskoç Riti, bu amaçla devreye sokulan mason localarının ilki olarak, 14. yüzyılın başında İskoçya'ya sığınan Tapınakçılar tarafından kurulmuş ve diğer localara örnek oluşturmuşlardır.

Kendisi de yüksek dereceli bir mason olan Dr. Mackey, Lexicon of Freemasonry (Masonluk Sözlüğü) adlı eserinde durumu şu şekilde anlatmaktadır:

"... Tapınak Şövalyelerinin sadece sırlara sahip olmakla kalmadıklarını, ayinler düzenlediklerini ve bunları masonlara aşıladıklarını biliyoruz..."

Tapınakçıların kurduğu İskoç Riti fazla bir değişime uğramadan devam etmiş, günümüz masonluğunun da temelini oluşturmuşlardır. Semboller, dereceler, törenler ve en önemlisi organizasyonun amacı, değişmesi mümkün olmayacak bir şekilde İskoçya'da gelenekselleşip kurallaşmıştır. Daha sonra bütün dünyaya yayılmasına ve birçok kollara ayrılmasına rağmen, masonluğun temel Tapınakçı felsefesi değişmemiş, ancak güncel gelişmelere uygun olarak yöntem değişiklikleri yapılmıştır. İskoç Riti’nin mirasını üstlenen akımlar arasında en önemlisi, Von Hund tarafından biçimlendirilen "Strict Observance" (Kesin İtaat) Riti oldu. En yüksek derecesinin adı "Tampliye Şövalyesi" olan Strict Observance Riti kısa süre içinde tüm Avrupa'ya yayılmayı başarmıştır. Bu örneklerden de anlaşılacağı üzere, şövalyeler, iki önemli silaha kavuşmuşlardır. Bir yandan, Portekiz örneğindeki gibi, kraliyet güvencesi altında geniş maddi imkânlara ulaşmış olarak serbestçe hareket ederken, bir yandan da ideolojilerinin yayılmasını ve uygulanmasını sağlayacak güçlü bir örgüt kurmuşlardır.

Buraya kadar incelediğimiz Tapınakçı felsefesini kavrarsak; Şövalye Tapınakçıların, yeni görüntüsüyle masonların, neler planladığını anlamak mümkün olacaktır: İlk ve en önemli unsur, Tapınakçıların din ahlâkına olan düşmanlığıdır. Çünkü, Tapınakçı-masonik felsefe gerçek din ahlâkına hiçbir şekilde razı olmamışlardır! Ancak her ülkeye ve farklı din ve felsefelere sahip ve saygılı gibi davranmak, Masonların yeni üyelerini tavlama ve avlama münafıklığıdır.

Tapınakçılar, din ahlâkını özellikle Kur’an ahkâmını (kurallarını) kendi sapkın felsefelerini dünyaya yaymakta önlerinde en önemli engel olarak görmekte ve bu nedenle kendilerince din ahlâkını ortadan kaldırmak için mücadele etmektedirler. Şövalyelerin planı çok açıktır: Dünyaya, hem maddi hem de ideolojik olarak hâkim olmak ve bunun önündeki engelleri ortadan kaldırmaktır. Ancak, Tapınakçılar da bunun kolay bir şey olmadığının, gerçekleşmesi için uzun bir zaman gerektiğinin farkındadırlar. Gerekli plan ve yöntemi, bu gerçeği göz önüne alarak saptamışlar ve üyelerini kandırmak için dini terim ve ritüeller kullanmışlardır.

Oysa, Tapınakçılar da dahil olmak üzere, inkâr edenlerin hileli düzenleri ve tuzakları ne olursa olsun, ne kadar sağlam görünürse görünsün bozulmaya mahkûmdur. Allah bu gerçeği Kur’an'da şöyle buyurmaktadır:

“Onlar hileli bir düzen kurdu. Biz de (onların hilesine karşı) onların farkında olmadığı bir düzen kurduk. Artık sen, onların kurdukları hileli-düzenin uğradığı sona bir bak; Biz, onları ve kavimlerini topluca yerle bir ettik. İşte, zulmetmeleri dolayısıyla enkaza dönüşmüş ıpıssız evleri. Şüphesiz bilen bir kavim için bunda bir ayet vardır. İman edenleri ve sakınanları da kurtardık.” (Neml Suresi, 50-53)

Tapınakçı Felsefe ile Masonik Eylem Aynılığı

Tapınakçılar, mason locaları güçlenip etkin bir hale gelinceye kadar, yani 18. yüzyıla değin geçen üç yüzyıl boyunca Kilise karşıtı akımları örgütlemeye ve yoğun ticari faaliyetlere odaklanmışlardır. Portekiz'de doruğa ulaşan sömürgecilik faaliyetleri, "East and West India" adında dev sömürge şirketlerinin doğmasına yol açmış; bu şirketlerin bünyesinde kurulan borsalar, büyük bir gelir kaynağı halini almışlardır. Portekiz, İngiltere ve İspanya'nın ardından, Hollanda, Fransa, İtalya, Almanya gibi ülkeler de sömürgeciliğe dadanmış, Avrupa'nın kapitalist yapısının belirmesine yol açmıştır. Aynı dönemde, Tapınakçıların bankerlik işlemleri, Yahudi tefecilerin de ortaklığıyla kurumsal bankacılık faaliyetlerine dönüşmeye başlamıştır. Hollanda ve İngiltere, finansal faaliyetin ve faizci sömürü tekelinin merkezi konumuna çıkmışlardır. Tapınakçılar hem zengin birer tüccar ve bankacı, hem kraliyet çevrelerinde etkin birer soylu, hem de yerel localarda halkın nabzını tutan birer politikacı olmuşlardır. Uzun yıllar süren din savaşları sonucunda Hristiyan dünyası parçalanmış ve Katolik Kilisesi'nin mutlak hâkimiyetini yıkmışlardır. Kilise, özellikle Protestanlık akımının etkili olduğu Kuzey ülkelerinde kontrolü kaybetmiş ve halkın tepkisini çeken bir kurum olmaktan kurtulamamıştır. Bu ülkeler, sahip oldukları yeni mezhepsel anlayış sebebiyle, daha önce Kilise tarafından yasaklanan, din ahlâkına uygun olmayan kapitalist-materyalist felsefenin yerleştirilmesinde öncelik kazanmışlardır. Özellikle faizin serbest bırakılması bu faaliyetlerde tetikleyici bir unsur olmuştur.

Tapınakçıların kendi sapkın felsefelerini rahatça empoze edebildikleri ve Masonluğu şekillendirdikleri bu müsait koşullar, din karşıtı akımların güçlenmesine sebebiyet vermiştir. Bu kapitalist zihniyetle birlikte insanların büyük çoğunluğunun yaşam şekilleri ve dünyaya bakış açıları da değişmiştir. Kilise kurumları belirli Tapınakçı-masonik çevreler tarafından yıpratılmaya girişilmiş, sürekli propagandayla halkın ahirette hesap vereceklerini düşünerek değil, yalnızca bu dünya için çalışmaları telkin edilmiştir. Böylece insanlar sorumsuzca davranmaya, yalnızca kendilerini düşünmeye, şefkat, merhamet ve yardımlaşmaya gerek olmadığına inanmaya yönlendirilmişlerdir. Aynı karanlık çevrelere mensup edebiyatçılar, filozoflar, politikacılar bu anlayışı yoğun bir şekilde desteklemişlerdir.

Avrupa'da, Galile örneğiyle sembolleşen, "Kilise, dolayısıyla din, bilime karşıdır" yanılgısı yerleşik bir hale gelmiş ve sanki "bilim dinsizlerin alanıdır" gibi gerçek dışı bir anlayış ortaya çıkmıştır. Bu yanlış görüş sonraki yüzyıllarda daha da yaygın bir hale gelerek, materyalist akımların din aleyhinde öne sürdükleri hayali bir iddia halini almıştır. İkinci sebep ise localarda Tapınakçı zihniyetiyle yetişmiş din aleyhtarı felsefecilerin, büyük bilim adamları ve düşünürler olarak öne sürülmeleri ve bu kişilerin ortaya attıkları din ahlâkına karşı, ateist görüşlerin bilgisiz halka bilimin gösterdiği gerçekler olarak sunulmasıdır. Tüm bu faktörler, MASON biraderlerinin de desteğiyle, bilim dünyasına materyalist düşüncenin hakimiyetini sağlamlaştırmıştır. Bu yöntemle Tapınakçılar din ahlâkına karşı mücadelelerinde yeni bir yöntem geliştirmiş ve insanları din ahlâkından uzaklaştırmak için bilimi çarpıtma ve bilimsellik adı altında göz boyama taktiklerini kullanmaya başlamışlardır. Tapınakçıların ikinci büyük eylemi, masonların ne kadar büyük bir etkinliğe ulaştıklarının da göstergesidir. Gelişen sosyal yapı sebebiyle çeşitli iş kolları ön plana çıkınca, bazı doktorlar, hakimler, avukatlar, askerler ve yerel politikacılar mason localarında bir arada hareket etmeye başlamışlardı. Artık siyasi gelişmeler mason localarında bu kişiler tarafından yönlendirilir hale gelmişti. Tapınakçı-mason biraderler, işte tam bu aşamada Fransız Devrimi'ni organize etmişlerdir. 1717 yılında operatif mason localarında çalışmakta olan "Kabul Edilmiş Masonlar", 18. yüzyılın dini, siyasi ve fikri ortamında kendilerine tolerans ve fikir hürriyeti temin edecek bir teşekkül kurmayı kararlaştırdılar. Bu teşekkülün âdetlerini, işaretlerini, merasimlerini zamanın gizli teşekkülleri olan masonluk, Roskuruva, Tampliye gibi kuruluşlardan; tefekkür sistemini de 17. ve 18. yüzyılda İngiltere'de filizlenmeye ve yayılmaya başlayan hür düşünce fikrinden almışlardır.[6]

Fransız Devrimi, Tapınakçıların hem Fransa kralından aldıkları bir tür intikamdır, hem de bundan sonra kullanacakları yöntemin bir başlangıcı yapılmıştır.

Devrimin kısa sürede büyük ve geniş bir etkiyle gerçekleştiğini gören Tapınakçılar, diğer ülkelerde de hızla faaliyete geçmişlerdir. Fransız Devrimi'yle iktidara gelen Tapınakçı-mason zihniyeti, krallıkların parçalanmasında, Kilise'nin zayıflamasında ve materyalist anlayışın yaygınlaşmasında, önce Avrupa'ya ve ardından Balkanlar'a, sonra da Amerika'ya kötü örnek teşkil etmiştir. Devrimler birbirini izlemiş, kısa bir süre sonra Kilise ve Kilise'yi destekleyen kurumlar büyük bir yenilgiye mahkûm edilmiştir. Tapınakçı masonların Osmanlı İmparatorluğu'na verdikleri zarar da bu dönemde başlamış ve güçlenerek devam etmiştir. Masonlar, önce Balkanlar'da örgütlenmiş ve bu topraklarda yaşayan halkları Osmanlı'ya karşı kışkırtıp desteklemişlerdir. Çok geçmeden büyük bir çözülme yaşanmış ve Osmanlı Devleti çöküşe geçmiştir. Mason localarında kurulan ve ülkemizin başına büyük belalar açan İttihat ve Terakki Cemiyeti de aynı ideallerle şekillenmiş ve Tapınakçı-masonik felsefeyi ülkemizde yerleştirmek için her türlü yıkıcı ve yozlaştırıcı faaliyete girişmişlerdir. Paris'te yayınlanan Le Temps gazetesinin 20 Ağustos 1908 tarihli sayısında, Selanik'teki iki önemli İttihatçı, Refik Bey ve Binbaşı Niyazi ile yapılan röportajda verilen bilgiler, masonluğun bu hareket içindeki etkisini göstermektedir:

Mülakatı yapan gazeteci, İttihat ve Terakki'nin 1905 ile 1908 tarihleri arasında masonluktan ne kadar yardım gördüğünü ve etkilendiğini sorunca, verilen cevap ilginçtir ve şu şekilde özetlenebilir: Masonluk ve bilhassa İtalyan masonluğu bize manen destek oldu. Selanik'te müteaddit (birçok) localar faaliyette idi. Hakikatte İtalyan locaları İttihat ve Terakki'ye yardımcı oldular ve bizleri korudular. Çoğumuz mason olduğumuzdan genelde teşkilatlanmak için localarda toplandık. Üyelerimizi de genelde localardan seçmeye çalışırdık. Localardaki faaliyetlerimizden İstanbul şüphelenmeye başladı ve birkaç hafiye localara sızmayı başardı...[7]

Hem kendi üyelerinin itirafıyla hem tarihi kayıtlarla İTALYAN LOCASI gibi dış odaklardan para ve talimat alan… Bu Siyonist talimat ve tertipler sonucu Osmanlı’yı gereksiz ve geçersiz bahanelerle 1. Dünya Savaşı’na sokup dokuz cephede boğuşmak ve çok büyük kayıplara uğramak zorunda bırakan… Ve sonunda Millet hazinesinden soydukları-çaldıkları yüklü altınlarla yurt dışına kaçan ve elebaşlarının çoğu Mason ve dönmelerden oluşan İttihat ve Terakki’nin Enver, Cemal ve Talat paşalarının binlerce talan ve tahribatlarının hesabından kurtulmak için yabancılara ait bir denizaltıyla sıvışmalarının ardından Refik Halit Karay 1 Kasım 1918 tarihli Zaman Gazetesinde şunları yazmıştı:

EFENDİLER NEREYE!?

“Ziyafet bitti, fakat ağzınızı silmeden, elinizi yıkamadan, bir de acı kahvemizi içmeden; efendiler nereye? Yaz başlangıcında sırtı karnına yapışmış, sarı, sıska, cansız birtakım asalak tahtakuruları çıkar, iğne gibi vücudumuza batar, derimizi haşlarlar, kanımızı emerler, sonra sabaha karşı etli canlı, iri yarı şuraya buraya kaçarlar... Galiba size de şafak attı, güneş doğuyor; ey tahtakuruları nereye?

Ücra dağ başlarında gözleri ateşli, dişleri keskin, tüyleri dimdik aç kurtlar vardır. Köpeksiz sürülere dalarlar, etrafa kan kemik saçıp, mideleri dolu inlerine koşarlar… Galiba çoban göründü, köpekler havlıyor: Ey tok kurtlar nereye? Kedisiz evlerde fareler vardır; kilerlere girerler, dolapları delerler, şunu bunu kemirip, sağa sola koşuşup baş köşede gezerler, bir pıtırtı olunca deliklere girerler... Galiba koku aldınız, kedi geliyor; ey koca fareler nereye?

Dul annelerin haylaz, kurnaz ve kumarbaz çocukları vardır; sandıkları kırarlar, paraları çalarlar, bohçaları aşırıp tefeciye satarlar ve sonra korkup sokak sokak kaçarlar... Galiba foyanız meydana çıktı. Yakanız ele geçecek diye tırstınız… Ey ziyankâr veletler nereye?

(Bu İttihat ve Terakki hainleri) Vurdular kırdılar, yaktılar yıktılar, astılar kestiler, kızdılar kavurdular; nihayet leşimizi meydanlara sererek yılan gibi kaçtılar. Memlekete düşmanları sokarak üstümüzden aştılar... Eli sopalı, beli palalı, gözü kanlı paşalar damdan dama nereye?

O zamanlar kalemler kırık, gözler yumuk, boyunlar eğri, ağızlar kilitliydi. Gel diyordunuz, halk karnını yerde sürüye sürüye ezile büzüle koşuyor, ayaklarınızın altına sokulup tir tir titriyordu. Git diyordunuz kapıya kendini dar atıyor, merdivenleri dörder dörder atlayarak canını güç kurtarıyordu. Siz asla adil âmirler ve asil yöneticiler olmadınız, sergerdelik [kabadayılık] ettiniz... Siz valilik yapmadınız, asesbaşılık [polis şefliği] ettiniz... Başıbozuk Efelere, taş çıkardınız; zorbalara parmak ısırttınız... “As” deyince sıra sıra darağaçları kurulur, “yak” deyince alev alev meşaleler tutuşur, “bas!” deyince tabur tabur jandarmalar üşüşürdü... Elinizde zindan anahtarları, belinizde idam ipleri, sırtınızda darağaçları vilayet vilayet dolaştınız. Ali’ye çattınız, Veli’yi bastınız, Ahmed’i kazıdınız, Mehmed’i kavurdunuz, beş senedir her tarafta kargalara insan leşinden ziyafet çekip durdunuz… Durdukça kudurdunuz… Muhalif mi? Al aşağı... Muharrir mi? Vur başına... Türk mü? Sür ölüme... Rum mu? İste parasını... (diye bir zulüm saltanatı kurdunuz!)”

Bağımsızlığımıza çok önem veren Atatürk; “Kökleri dışarıda bulundukları ve Siyonist odaklardan talimat aldıkları” için, mason locaları konusunda en isabetli görüşe sahip devlet adamıdır. Cumhuriyet'in kurulmasının ardından, masonların CHP'yi ele geçirmeye çalıştığını fark eden Mustafa Kemal, 1935 yılında bu locaları kapatmıştır. Ancak locaların kapatılması masonların faaliyetini durdurmamıştır. Ataları Tapınakçılar gibi yeraltına çekilen örgüt, bir zaman sonra özellikle İsmet İnönü’nün Devlet Başkanlığının ardından Türk siyaseti ve ekonomisinde yeniden kendini belli etmeye ve etkili olmaya başlamışlardır. Bu etki günümüze kadar artarak devam etmiş ve son dönemde medyada sıkça gündeme gelerek varlığını bir kez daha kamuoyuna hissettirme fırsatı bulmuşlardır.

Bütün bu gerçekler göstermektedir ki, Tapınak Şövalyeleri, tüm dünyada olduğu gibi, Türkiye'de de gizli ve organize bir örgüt halinde faaliyet göstermektedir. Resmi ve gayrı resmi pek çok kurum ve kuruluşun içinde yuvalanmış bu örgütün, üyeleri kendilerini gizleseler bile amaçları ve yöntemleri bellidir ve tehlikelidir. Bu karanlık örgüt mensupları, Dine saygılı gibi davranarak; milli ve manevi değerlerini savunan, vatanını ve milletini sevip koruyan, insanları Allah'a iman etmeye, Kur’an ahlâkını yaşamaya çağıran samimi Müslümanları her türlü sindirme, kışkırtma, tahrik, iftira ve karalama yöntemini kullanarak ortadan kaldırmayı hedeflemektedir. Böylelikle, dindar ve milliyetperver Türk halkını birbirine kenetleyen ulvi değerleri zayıflatarak milli birlik ve bütünlüğümüzü parçalama amaçlarının ve şeytani hesaplarının karşısında önemli bir engel olarak gördükleri Aziz Milletimizi diledikleri gibi yönlendirmek hayalini taşımaktadırlar. Ne var ki, tarih boyunca her dönemde bu tür karanlık oyunlar Müslüman Türk Milleti üzerinde oynanmaya çalışılmış, fakat bu tür girişimler her zaman hüsranla sonuçlanmıştır. Bundan sonra da bu tür şeytani planların, tuzakların, komploların başarıya ulaşması Allah’ın izniyle asla mümkün olmayacaktır. Çünkü şanlı Türk Milleti bu tür alçakça planları bozacak ve bu planları tasarlayanların aleyhine çevirecek imana, güce ve akla fazlasıyla sahip bulunmaktadır. Yalancı sahtekârların mumları yatsıya kadar yanacak ve sonunda Millet uyanacaktır. Özüne ve değerlerine bağlı kaldığı sürece de, ne Tapınakçılar ne masonlar ne Din istismarcıları, ne devrim sahtekârları ne de herhangi başka bir şer odağı bu şanlı Milletin ve Devletimizin ufkunu karartamayacaktır.

Milli düşünceli rehberler öncülüğündeki vicdan sahibi Müslüman Türk Milleti, bu masonların ve Tapınakçıların da sapkınlık ve saplantılardan kurtularak doğru yola uymaları için her durumda tüm gücüyle direnip duracak, kötülerin birliğini ve şer şebekelerini sevgiyle, barışla ve hoşgörüyle ortadan kaldıracaktır. İyi niyetli Masonların da, üyesi bulundukları bu kirli ittifakın dünya üzerindeki yıkıcı etkisini fark ettikten sonra aynı düzen içinde kalmak istemeyecekleri açıktır. Onlar da bozgunculuğun yerine sevgi ve hoşgörünün, dejenerasyonun yerine güzel ahlâkın hâkim olması için çaba gösteren iyilerin ittifakına katılacak, inşaallah daha iyi bir dünya için çalışacaklardır.

 


[1] World Book Encyclopedia, "Crusades", Contributor: Donald E. Queller, Ph.D., Prof. of History, Univ. of Illinois, Urbana-Champaign, World Book Inc., 1998.

[2] The Knights Templars and the Complete History of Masonic Knighthood, C.G. Addison, Robert Macoy, 1874, s. 154.

[3] http://www.ancientquest.com/embark/guilds.shtml

[4] Military Religious Orders."Microsoft® Encarta® Encyclopedia 2001. © 1993-2000 Microsoft Corporation. All rights reserved.

[5] Mimar Sinan Dergisi, Yenilik Basımevi, İstanbul 1981, sayı: 42, s. 43-46.

[6] Türkiye'de Masonluğun Kuruluşu, Hikmet Murat, Mimar Sinan, yıl 4 (1974), sayı 14, s.25

[7] Mimar Sinan Dergisi, Reşat Atabek, Sayı 60, s. 9

Ahmet AKGÜL -

AHMET AKGÜL KİMDİR?

     

Araştırmacı-Yazar, Düşünür ve Siyaset Bilimci olarak tanınan Ahmet Akgül, Milli Görüş çizgisinde önemli bir fikir adamıdır. Olaylara insan eksenli ve İslam endeksli yaklaşmaktadır.

2004 Ocak ayında, arkadaşlarıyla birlikte İstanbul’da aylık olarak yayınlanan “Milli Çözüm” Dergisini çıkarmaya başlamıştır.

Uzun süreli, ciddi ve çileli bir mücadele dönemi yaşamış ve bu duyarlı, tutarlı ve kararlı tavrını hiç bırakmamıştır. Bu yüzden pek çok sıkıntı ve saldırılara uğramış, defalarca mahkeme açılıp tutuklanmış ve hapis yatmıştır.

İnancımız ve ihtiyacımız olan evrensel hukuk kurallarının; bütün insanlığın ortak değeri ve hayat düzeni haline getirilmesi, “Demokrasi, Laiklik ve özgürlükler” gibi çağdaş kurum ve kavramların; ilmi ve insani temellere göre yeniden şekillenmesi… Ve Türkiye’nin yeni bir barış ve bereket medeniyetine öncülük etmesi konularında yoğunlaşmıştır.

Üstadımızın, başta “İnsanın Yozlaşması”, ardından “Adil Düzen ve Yeni Bir Dünya” ve yine “Barış ve Bereket Nizamı “İslam Davası” ve Yozlaştırılan “Cihat Kavramı” gibi birçok kitapları İngilizceye çevrilip merkezi Londra’daki Cagaloglu Yayıncılık organizesiyle; Amazon ve Bornes&Noble (bn.com) gibi dünya genelinde dağıtım yapan yüzlerce online sitesinde ve dijital (e-kitap) sayesinde 120 kadar ülkede yayınlanıp okunmaktadır. Ayrıca Üstadımızın “Yüce Kur’an’ın Manası ve Mesajı” başlıklı Meal-i Kerim yorumları İngilizce ve Rusça tercümeleri ile “Adil Düzen ve Yeni Bir Dünya” kitaplarının Rusça, Arapça, Çince, Japonca ve İspanyolca tercümeleri tamamlanıp basılmış olup; Almanca, Fransızca, Kırgızca ve Farsça tercümelerinde de sona yaklaşılmıştır.

Milli siyaset ve sorumluluk düşüncesini farklı bir boyutta ele alan ve yorumlayan Hocamız; yaklaşık 40 yıldır Türkiye’mizin her yerinde, Avrupa’da ve İslam ülkelerinde, önemli seminer ve konferanslara katılmaktadır.

Mili Görüş’e çöreklenmiş bazı şaibeli kişilerin gizli niyet ve tertiplerini haber vermesi, uzun vadeli hedefler ve stratejik tavizler sonucu Parti'ye girdiklerini sezmesi ve söylemesi nedeniyle, Ahmet Akgül’ün teşkilatlarda ve Milli Görüşçü kuruluşlarda hizmet vermesi engellenmeye çalışılmış; Erbakan Hoca ise, kendisinin daha bağımsız davranabilmesi ve nifak çarkı içinde körletilip kirletilmemesi için bu girişimlere karşı çıkmamış, ama kendisini uzaktan destekleyip yönlendirmekten de geri durmamıştır. Erbakan’ın “Adil Düzen” projeleri, AKP’nin siyasi hileleri ve karanlık ilişkileri, Fetullahçı Cemaatin gizli mahiyeti konularında sayılı uzmanlardandır.

1949 Elazığ doğumlu olan, çeşitli konularda yayınlanmış ve hazırlanmış 80 (seksen) eseri bulunan yazarımız, evli ve beş çocuk babasıdır.

      

Hocamız’ın Başlıca Kitapları:

● Yüce Kur’an’ın Manası ve Mesajı (Türkçe Meal-i Kerim. Abdullah Akgül Yayına Hazırladı.) (İngilizce ve Rusçaya çevrildi.)

Milli Sorunlarımız ve Sorumluluklarımız (2 Cilt)

Dünyanın Değişimi ve Erbakan Devrimi

Refah-Yol’la Rantiye Savaşı

Cemaatin Cılkı, Erdoğan’ın Çarkı, Erbakan’ın Farkı

Türkiye Kuşatılırken, Kuklaların Kapışması

Adil Düzen ve Yeni Bir Dünya (İngilizce, Rusça, Çince, Japonca, Arapça ve İspanyolcaya çevrildi.)

Bizim Atatürk

Küresel Fesatçılık ve Fetullahçılık

● Dış Politika Yazıları (I) BOP’un Temel Taşları (1988-1998)

● Dış Politika Yazıları (II) Tarihin En Talihsiz Yılları (2002-2015)

Siyaset ve Strateji Bilgeliği

Osmanlı Sistemi ve Abdülhamit Siyaseti

İslam Davası ve Cihat Kavramı (İngilizceye çevrildi.)

● “İnsan”ın Yozlaşması (İngilizce ve Rusçaya çevrildi.)

Ah-u Figan’ım (Şiir)

Başörtüsü İnkârı ve İstismarı

AKP Tahribatının Fotoğrafı: İslamcı Münafıklar

Yeni İstiklal Savaşında Milli Şuur ve Ordu

Bir Dış Proje Olarak AKP Gerçeği ve Akıbeti

Bilge(!) Erdoğan’dan, İlkeli(!) Numan’a AKP Tezgâhı

Cezaevinde Yazdıklarım

Siyonizm-Deccalizm Ortaklığı

Devrim Simsarları ve Din İstismarcıları

Dilin Düğümü Çözüldü (Şiir)

Din Dengedir İslam İlericiliktir

Din – Devlet ve Demokrasi

Ergenekon Senaryosu “At Değiştirme” Operasyonu muydu?

(Kadiri - Haydari Tarikatı) Gönül Seması ve Tasavvuf Kapısı

Medeniyet Mücadelesi ve Mehdiyet Müjdesi

● Teşkilatçılık (İletişim ve İşbirliği Sanatı) Mesaj ve Metod 

Milli Siyasette Kirli Hesaplar-1 Milli Görüş’ün Marazlıları

Milli Siyasette Kirli Hesaplar-2 Sonradan Yamuklaşanlar

ABD’li Siyonistlerin, AKP’li Piyonistleri Bir Devrin Bitişi ve Bir Devrimin Gelişi

İdlib-Amik Ovası ve Yaklaşan Armageddon Savaşı

BDP’nin Özerklik Ezanı, TC’nin Cenaze Namazı Olacaktı

Bir Devrim Yaşanıyordu!

Dünya Dönüşüme Hazırlanıyordu

Hidayet Kıvılcımı ve Hikmet Kılıcı (Şiir)

Katı Ulusalcıların ve Ilımlı İslamcıların Din Tahribatı

Osmanlı’dan Cumhuriyete Kripto Yahudiler ve Pakraduniler

Yüz Kur'ani Kavram ve Yorumları

Bizden Söylemesi-1 AKP İntihara Gidiyordu… (Yayına Hazırlayan: Ufuk Efe)

Bizden Söylemesi-2 Türkiye Uçuruma Sürükleniyordu… (Yayına Hazırlayan: Ufuk Efe)

Terör-Masonluk ve Mafia Medeniyeti

Cumhuriyet Türkiye’sinde Nifak Hareketleri

Ruhlar-Sırlar ve Uzaydaki Yaratıklar

Sabah Yakın Değil miydi?

Tarikatların Hizmet Sahası ve Islahı

Tuz Kokarsa…

Türkiye Büyüyor muydu, Bölünüyor muydu?

Türkiye Dağılacak mıydı, Doğrulacak mıydı? (Ahmaklar Okumasındı!)

Türkiye Tarihi Dönemeçte, Ya Yıkılacak Ya Şahlanacaktı!

Yakın Tarihimizde Yüceler ve Cüceler (2 Cilt)

Zafer Muştuları ve Fetih Hazırlıkları

Erbakan’dan İntikam Alanlar

Suriye’de Yaklaşan Hilal-Haç Kapışması

Başkanlık Muamması ve Çarkların Tıkanması

15 Temmuz Hıyanetinin Gizemi: Bir Darbe Analizi ve Sistem Krizi

Pazarlık Partisi ve Palavra İktidarı

Kemalizm-Tayyibizm Uyarlaması

Asker Darbesi Değil Devlet Müdahalesi Lazımdı

İslam’dan Uzaklaştıkça, İnsanlıktan Çıkılması

Dert Söyletir Aşk İnletir (Şiir)

● Hainleri Haşlama, Zalimleri Taşlama (Şiir)

İstanbul Sözleşmesi ve Ailenin Çözülmesi

      

Hocamızın Önsözünü Yazdığı Milli Çözüm Yayınları:

● Üstad Ahmet Akgül’ün Özgeçmişi ve Öğretileri (Yakup Gözübüyük)

● Haykırış (Şiir - Ali Çağıl)

AKP Yönetimi ve Tahribat Yöntemi Sistem Tahlili ve Siyaset Tenkidi (Nevzat Gündüz)

● Sözün Çözüme Dönüşmesi (Siyasi Fıkralar - Osman Eraydın)

● Ayar Aynası ve Nokta Atışı (Sosyal ve Siyasi Fıkralar - Erdoğan Bişkin)

Milli Çözüm Ekibinden: İlginç Rüyalar ve Manevi Uyarılar (2 Cilt - Hazırlayanlar: Fatma Betül Erişkin – Nail Kızılkan – Neslihan Bayraktar)

Devami
Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız Web Sitesi

Makale Paylaşım Sayısı: 101

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR