ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün595
mod_vvisit_counterDün1835
mod_vvisit_counterBu Hafta2430
mod_vvisit_counterGeçen hafta16507
mod_vvisit_counterBu Ay14337
mod_vvisit_counterGeçen Ay85276
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar18589598

IP'niz: 18.212.120.195
Bugün: 07 Ara 2021

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12866934

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

mesajmetod150x
istsoz 150x
AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X

ADIL DUZEN 150x

erbakan devrimi 15b 160
bizim ataturk 17b 160
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam
Reklam

ŞER VE REZALET DÜZENİNE ŞÜKÜR; RABBİMİZE İSYAN VE NANKÖRLÜK DEMEKTİR!

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 4
ZayıfMükemmel 

 

 

ŞER VE REZALET DÜZENİNE ŞÜKÜR;

 RABBİMİZE İSYAN VE NANKÖRLÜK DEMEKTİR!

        

Yıllar önce, bir tekkede, çok mübarek ve muhterem Babasının vefatı üzerine şeyhlik görevini üstlenen bir Efendi sohbet ederken, Bakara Suresi 257. ayet-i kerimesini okuyarak, mevcut cemaate: “Bakınız, Allah’ın veli kulları, insanları karanlıklardan nura çıkarır.” şeklinde bir açıklama yapmışlar ve kendisinin de böyle bir görev aldığını imaya çalışmışlardı. Misafirler dağıldıktan sonra kendisine, bu izahının hem yanlış hem de ayet-i kerimeye aykırı olduğunu, hidayetin sadece Allah’ın elinde bulunduğunu, mürşitlerin ve âlimlerin sadece yol göstermek ve insanlara rehberlik etmekten ibaret olduğunu hatırlattık. Bakara Suresi 257. ayetin Meali şöyledir:

“Allah, iman edenlerin velisi (sahibi, hamisi ve hayra yönlendiricisi)dir ki; onları karanlıklardan nura çıkarır. Kâfir takımının (ve münafıkların) velisi (akıl vericileri) ise tağut (zalim ve şeytani güç odaklarıdır) ki, onları (İslam ve iman) nurundan (ayırıp küfür ve zulüm) karanlıklarına götürüp bırakır. İşte bunlar cehennem ateşinin ehlidir ve orada süresiz kalacak kimselerdir.” (Bakara Suresi: 257)

Kasas Suresi 56. ayetinde, Cenab-ı Hak, hidayet yetkisini Hz. Peygamber Efendimize bile vermediğini beyan buyurmaktadır.

“(Ey Resulüm!) Gerçek şu ki: Sen sevdiğini (ve istediğini) hidayete erdiremezsin. Ancak Allah, dilediğine hidayet verir. O, hidayete erecek (iyi niyet, gayret ve karakterde) olanları daha iyi bilir.” (Kasas Suresi: 56)

Ve yine Casiye Suresi 19. ayetinde Kur’an şunu hatırlatmaktadır:

“Zira onlar, Allah(dan gelecek hiçbir azaptan ve beladan) Seni koruyup kurtaramazlar. Şüphesiz zalimler (İslam’a olan düşmanlıklarından dolayı) birbirinin velisi (sahibi, hamisi ve destekçisi)dir. Allah ise müttaki (mü’min)lerin Velisidir.” (Casiye Suresi: 19)

Özetle ve önemle vurgulayalım ki; Şeyhlerin, alimlerin, vaizlerin görevi ve yetkisi "tebliğ, teklif ve telkin”le sınırlıdır. Hidayete ulaştırmak, Cennete ve Cehenneme yollamak ancak ve yalnız Allah’ın takdirine bağlıdır.

Hz. Peygamber Efendimiz bir Hadis-i Şerifinde şunları aktarmıştır.

“(Ey ümmetim) Benim ile sizin durumunuz; çok (kavurucu) bir ateş yakıp da, alevlerine cırcır böcekleri ve kelebekler uçuşup düşmeye başlayınca, (şefkatinden) onlara engel olmaya çalışan (merhametli) adamın durumuna benziyor. İşte Ben sizi ateşten (ve cehenneme sürükleyen kötü işlerden ve sapık düşüncelerden) korumak için kuşaklarınızdan tutup (çekiyorum); siz ise benim elimden kurtulup ateş çukuruna girmek için çırpınıyorsunuz. (Müslim- fezail bölümü: 19-Rikak: 26- Ayrıca İmam Tirmizi.)

Haydar Baba Hazretlerinin çok önemli bir uyarısı!

Yaklaşık 50 yıl kadar önce Elazığ’ın Palu Kazası, Bahçeler Mevkisi üst tarafında oturan, İstikamet, Dini gayret ve velayet ehli Rahmetullah Şeyh Haydar Baba Hazretlerinin ziyaretine varmıştık. O gece evinde misafir kaldık ve özel talimatıyla tekkede değil, üst kattaki odasında beraber sabahladık. Elazığ’dan oraya giderken, ilim ve fazilet ehli bir Hafız efendinin Kendilerinden sormamı istediği bazı hususları hatırlatınca bize dönerek şu ikaz ve izahları yapmışlardı:

"Bak oğlum, sizler ne kadar Allah’u Teâlâ’ya muhtaç iseniz, Biz Yüce Halık’ımıza sizden daha muhtaç olan, her an O’nun hidayet ve himayesine sığınan ve devamlı zikredip O’na yalvaran aciz ve çaresiz bir kul mertebesindeyizdir. Manevi rütbeler, insanları bağışlayıp affetme yetkisi ancak ve yalnız Allah’ın elindedir. Bizlerin; Hak yolu tanıtmak, ibadet alışkanlığı ve takva duyarlılığı aşılamak, müridana ve Müslümanlara duacı olmak dışında, başka bir yetkimiz asla söz konusu değildir. Bu tür yanlış düşünceler insanı şirke sürükleyecektir..!”

Asla unutmayınız ki; Küfre rıza küfürdür. Kötülüğe rıza kötülüktür. Faiz, fuhuş ve kumarın yaygınlaşmasına, Haçlı AB uşaklığına, ahlâki ve ailevi bu korkunç tahribata şükretmek, bu bâtıl ve bozuk düzeni yürütenlere teşekkür etmek en azından büyük bir gaflet, cehalet ve nankörlüktür. Ve hele bunu Şeyhlik postunda oturan ve tarikat-takva iddiasında bulunan birileri yapıyorsa bu, Kur’an ayetiyle bildirilen "Huşübün müsennedeh”, yani “(Dışı) düzgün, (içi) kof ve çürük “kütük”lüktür.” (Bak: Münafıkun: 4. ayeti) “Bize hürmet ediyorlar, ziyaretimize geliyorlar ve övgüler diziyorlar” diye, yetkili, etiketli ve servet sahibi kimselere hürmet ve rağbet etmek, Kur’an Şeriatına aykırı davrananları, Şeytani güçlere şarlatanlık yapanları ve bütün bunları da "din istismarıyla” meşrulaştırmaya çalışanları hoş görmek ise büyüklük değil, küçüklüktür... Şeyhlere ve âlimlere yakışan; Siyasi iktidarların ve hâlihazırdaki icraatların, “Şu şu yönleri hayırlı ve yararlıdır, ama şu şu halleri ise zararlı ve imana-ahlâka aykırıdır!” diyerek iyiliklerini teşvik, kötülüklerini ise tenkit etmek iken, körü körüne her icraatını beğenip desteklemek, bunların bütün tahribatlarının vebalini sırtına almak; ayrıca saf insanları bunların tuzağına itip bütün günahlarına ortak olmak; iz’an ve vicdan güdüklüğüdür!

Gerçekten Allah’ı seven bir gönül, O’nun Dinine aykırı bir düzen içinde yaşamaktan memnun ve mesrur olabilir mi?.. Allah’ın gayretini çeken ve Kur’ani kuralların hayata geçirilmesini gaye edinen bir kişi, her türlü haksızlığın ve ahlâksızlığın kol gezdiği ve mazlumların canından bezdiği bir yönetime sevinip sahip çıkabilir mi? Bir zamanlar "Çok muhterem kardeşimiz, büyük hizmet ve fazilet sahibi!." dedikleri ve imrendikleri Amerikan ajanı ve Papalık-Vatikan uşağı Fetullah Gülen’in rezil ve deşifre olduğu gibi, bu faizci, bu işbirlikçi, bu rantiyeci ve zina serbestçisi Hükümetin de yakında derbeder olup gideceğini hiç akıl etmezler mi? Riyakârlığın, güçlü görünene yaranmacılığın, din istismarcılığının, fasıklara ve münafıklara arka çıkmaklığın, insanı hangi acı akıbetlere ve mahcubiyetlere uğratacağını ve Cenab-ı Hakkın nasıl intikam alacağını hiç düşünmezler mi? (Faizi azdıran, her çeşit kumarı yaygınlaştıran, zinayı ceza olmaktan çıkarıp serbest bıraktıran) “Fasıkları övenler, Allah’ın Dinini yıkanlara destek vermiş gibidirler!” hadisinin tehdidi bu kimseleri hiç üzüp ürkütmez mi?

Bize telefon açan bir kardeşimiz, Hanımı vefat eden (Allah aff ve mağfiret buyursun ve cennetinde buluştursun. Amin.) bir Efendinin taziye ziyaretinde yine Bakara: 257. ayetini okuyarak, maalesef hâlâ: "Allah’ın veli kulları, insanları karanlıktan nura çıkarır, onlara Cenneti kazandırır.!” şeklinde asılsız ve alâkasız bir mana verdiğini... O cemaatte bulunan ve ikide bir Şeyh Efendinin keramet hikâyelerini anlatmasını arzulayan Elazığ Müftüsünün ise artık mecburen müdahale edip: “Efendi, herhalde bir sürçü lisan edildi. Hidayet kulların değil, Allah’ın elindedir. Cenab-ı Hak da bu ayetinde: "Allah mü'minlerin velisidir, onları küfür karanlığından hidayet nuruna çıkarıp şereflendirir” buyurur, şeklinde düzeltmek zorunda kaldığını aktarmıştı. Demek ki, maalesef eski takıntısından ve saplantısından hâlâ kurtulmamıştı. Bunları dinleyen saf ve temiz insanlar ise “Hidayetin, inayetin ve Cennetin Şeyhlerinin elinde olduğu” zannına kapılıp bâtıl düşüncelere kaymaktaydı. Bu gerçekleri anlatıp uyardığımız için belki birçokları bize darılacaktı, ama boş verip nemelazım dediğimiz takdirde ise Allah’ın kahrına uğrayacaktık...

Yeri gelmişken Bediüzzaman Hazretlerinin Tarikat adabıyla ilgili bazı uyarılarını sadeleştirilmiş olarak aktarmakta fayda vardı.

Bediüzzaman’ın Tarikat Risalesinden önemli uyarılar:

Mektubat 29. Mektup Dokuzuncu Kısım

    ŞER VE REZALET 1

“İyi bilin ki; Evliyaullah’a (Allah’ın dinine ve düzenine sahip çıkan ve Allah tarafından sevilen veli kullara) asla korku (kuşku, stres ve bunalım) yoktur; onlar mahzun (ve mahrum) da olmayacaklardır! (Çünkü iman tevhidi, tevhid teslimi, teslimiyet tevekkülü ve Rabbine güveni, bu ise dünya ve ahiret saadetini gerektirmekte ve getirmektedir.)” (Yunus Suresi: 62)

Telvihât-ı Tis'a: (Dokuz Telvih = Dolaylı açıklama, izah ve ikaz edip uyarma)

Bu kısım, velâyet yolları ve tarikatlar hakkındadır. "Dokuz Telvih"tir.

Birinci Telvih ve tenbih[1]

"Tasavvuf, tarikat, velâyet, seyr-u sülük" adları altında şirin, nurani, neşeli, ruhani ve mukaddes bir hakikat vardır ki, zevk ve keşf ehli muhakkik zâtlar onu ilan ve tarif eden, ders veren binlerce cilt kitap yazmış, o hakikati ümmete ve bize söylemişler.

 ŞER VE REZALET 2

 

 

Allah onları bol hayırlarla mükâfatlandırsın.

Biz o engin denizden birkaç damla hükmünde birkaç sızıntıyı şu zamanın bazı mecburiyetleri gereği göstermeye çalışacağız.

Soru: Tarikat nedir?

Cevap: Tarikatın gayesi, marifet ve iman hakikatlerinin açığa çıkması ile Resül-u Ekrem'in (Aleyhisselatü Vesselam) miracının gölgesinde ve himayesi altında, kalb ayağıyla ruhani bir seyr-u sülük, yani manevi makamlarda yolculuk neticesinde zevke ve hale ait, bir derece görülen iman ve Kur'an hakikatlerine mazhariyettir; "tarikat, tasavvuf" namıyla insanın yüce bir sırrı ve kemâlidir. Evet, şu kâinatta insan kuşatıcı bir fihrist (bütün mahlûkatın özeti ve yaratılmışların en değerlisi) olduğundan, onun kalbi binlerce âlemin manevi haritası hükmündedir. İnsanın aklı; sayısız telsiz, telgraf ve telefonun santral denilen merkezi misali, kâinatın bir tür manevi merkezidir. Bunu gösteren hadsiz beşeri fen ve ilim bulunduğu gibi, insanın mahiyetindeki “kalbin” de, sonsuz kâinat hakikatlerinin mazharı, kaynağı, çekirdeği olduğunu had ve hesaba gelmeyen veli zatların yazdıkları milyonlarca nurani kitap göstermektedir.

İşte madem insanın kalbi ve aklı bu merkezdedir; çekirdek halinde büyük bir ağacın donanımını içerir ve ebedi, uhrevi, haşmetli bir makinenin aletleri, çarkları onun içine yerleştirilmiştir. Elbette ve herhalde o kalbin Fatır'ı (Yüce Yaratıcısı), insanın onu işletmesini ve potansiyel halden bilfiil vaziyete çıkarmasını, geliştirmesini ve onun hareketini irade etmiş ki, kalbi böyle yapıvermiştir. Madem irade etmiş, elbette kalb de akıl gibi işleyecektir. Ve kalbi işletmek için en büyük vasıta; velayet mertebelerinde, Cenab-ı Hakk'ı zikretmekle ve tarikat prensipleriyle iman hakikatlerine yönelmektir.

İkinci Telvih ve tenbih:

Kalben yapılan bu manevi yolculuğun ve bu ruhani olgunluğun anahtarları, vasıtaları ise, Allah'ı çokça zikretmek ve tefekkür etmektir. Bu zikir ve fikrin güzellikleri saymakla bitmez. Ahirete ait sayısız faydaları ve insana kazandırdığı kemal vasıfları bir yana, yalnız telaşlı ve ızdıraplı dünya hayatına ait kesin bir faydası şudur:

Her insan hayatın telaşından, ızdırabından ve ağır sorumluluklarından bir derece kurtulmak ve nefeslenmek için herhalde bir teselli ister, bir manevi zevk ve huzur arayıverir, yalnızlık ve korku duygusunu yok edecek bir dostluğa ve yakınlığa ihtiyaç hissetmektedir. İnsanlığın medeniyet neticesinde meydana getirdiği toplum hayatında kurulan yakınlık, on insandan bir ikisine geçici olarak, belki gafletli bir şekilde ve sarhoşça bir dostluk hissi, aşinalık ve teselli veriyor. Fakat insanların önemli bir kesimi dağlık yörelerde ve kırsal kesimlerde başkalarından uzak yaşıyor, ya geçim derdi onları ücra köşelere sevk ediyor, veyahut musibetler ve ihtiyarlık gibi ahireti düşündüren sebepler yüzünden cemaatlerinden gelecek dostluk ve yakınlıktan mahrumdurlar. İşte böylelerinin hakiki tesellisi, ciddi dostluğu ve tatlı zevki; zikir ve fikir vasıtasıyla kalbi işletmekte, o ücra köşelerde, yalnızlık ve korku hissi veren dağlarda ve sıkıntılı ortamlarda kalbine yönelip “Allah! Allah!” diyerek kalb huzuruna erip o hisle, etrafında vahşetle kendisine bakan eşyanın dostça tebessüm ettiğini düşünmektedir. Böyle bir insan "Zikrettiğim Halık'ımın sayısız kulları ve mahlûkları her tarafta bulunduğu gibi, bana korku ve yalnızlık hissi veren bu yerde de çoktur. Ben yalnız değilim, korkmak manasızdır." diyerek imanlı bir hayattan dostça bir zevk alır. Hayat saadetinin manasını anlar, Allah'a şükreder. Ve bu şuur ve huzura, Tarikat sayesinde erişilir. Ancak Tarikatlerin bir riyakârlık ve sahtekârlık aracı yapılması tehlikesine karşı da çok dikkatli olmak gerekir.

Üçüncü Telvih ve tenbih:

Velayet peygamberliğin bir delilidir, tarikat ise şeriata bir delildir. Çünkü velâyet; peygamberliğin tebliğ ettiği iman hakikatlerini, bir nevi kalbi müşahede[2] ve ruhani zevk ile aynelyakin[3] derecesinde görüp, tasdik edecektir. Onun tasdiki, peygamberliğin doğruluğuna kesin bir delildir. Tarikat; zevkiyle, keşfiyle, ondan istifadeyle ve feyiz almakla şeriatın ders verdiği hükümlerin hak olduğuna ve Hak'tan geldiğine apaçık bir delildir. Evet, nasıl ki velâyet ve tarikat, peygamberlik ve şeriatın delilidir; aynen öyle de Tarikat aynı zamanda; İslamiyet'in bir kemal sırrı, nurlar kaynağı, insanlığın İslamiyet sırrıyla bir yükselme madeni ve bir feyiz membaıdır.

İşte şu büyük sırrın bu derece önemiyle beraber, hak yoldan sapan bazı kesimler maalesef tarikatı inkâr yoluna sapmışlardır. Kendileri mahrum kaldıkları o nurlardan başkalarının da mahrumiyetine sebep olmuşlardır. En üzücüsü şudur ki: Ehl-i Sünnet ve Cemaat'in sadece görünen manalara bağlı kalan bir kısım âlimleri ve Ehl-i Sünnet ve Cemaat'e mensup bir kısım gafil siyasetçiler, tarikat ehlinin içinde gördükleri bazı suiistimalleri ve hataları bahane ederek o büyük hazineyi kapatmak, hatta tahribine ve terk edilmesine çalışmak ve bir nevi ab-ı hayat dağıtan o kevser kaynağını kurutmak için çalışmaktadır. İşte bunlara koz vermemek için Şeyhlerin ve tarikat ehlinin kesinlikle şeriat dairesinden ve takva disiplininden ayrılmaması lazımdır. Ve elbette, tarikatların bir istismar ve suistimal aracı olarak kullanılmasına; saf ve samimi insanların manevi duygularının, arayışlarının ve doyumlarının bir tuzağı, makam ve çıkar ocağı olarak kötü maksatlı yararlanılmasına asla göz yumulmamalıdır.

Elbette kusursuz ve her yönü ile hayırlı olan şeyler, meşrepler, tarikatler az bulunacaktır. İster istemez bazı kusurlar ve suiistimaller olacaktır. Çünkü ehil olmayanlar bir işe girerse elbette onu suiistimal etmeye kalkışacaktır. Fakat Cenab-ı Hak kullarını ahirette amellerden hesaba çekerken, Rabbani adaletini sevap-günah dengesiyle ortaya koyacaktır. Yani sevaplar üstün ve ağır gelirse mükâfatlandıracak, kabul edip taltif buyuracak; günahlar üstün gelirse cezalandıracaktır. Günah-sevap dengesi ise niceliğe değil, keyfiyete bakar. Bazen olur, bir tek sevap bin günaha üstün gelir, onları affettirmeye yeterli sayılır. Bazen de bir kötü niyet ve bir hıyanet bütün iyilikleri boşa çıkarır.

Madem İlahi adalet böyle hükmeder ve hakikat de bunu hak görür, öyle ise Şeriat-ı Ahmediye ve Sünnet-i Seniyye dairesindeki samimi ve istikametli TARİKATLERİN sevaplarının günahlarına kesinlikle üstün olduğuna delil; tarikat ehlinin, dalalet yolundakilerin hücumu zamanında imanlarını muhafaza etme başarısıdır. Basit ve samimi bir tarikat ehli, kendini görünüşte ilim sahibi olan birinden daha iyi korumaktadır. Tarikat zevki ve evliya muhabbeti vasıtasıyla imanını Şeytanlara kaptırmamaktadır. Hatta büyük günahlar işlemekle günahkâr olur fakat kâfir olmaz, kolayca dinsizliğe sokulamaz. Şiddetli bir muhabbet ve sağlam bir inanç ile kutub zatlar kabul ettiği Hz. Peygamberimize ulaşan “şeyhler silsilesini” onun gözünde hiçbir kuvvet çürütemez. Bu yüzden onlara yani Allah dostlarına ve İslam’ın gönül kahramanlarına güvenini kesmez. Onlara güveni kesilmezse dinsizliğe giremez. Ve hele bu zamanda, tarikattan hissesi bulunmayan ve kalbi harekete geçmeyen, hakikati delilleriyle bilen âlim bir zat dahi olsa, şimdiki dinsizlerin hilelerine karşı kendini tam muhafaza etmesi zorlaşmıştır. Bu nedenle Şeyhlerin ve tarikat ehlinin, mutlaka Hakka ve hayra bağlı, Bâtılın her türlüsüne ise karşı olmaları hayati bir önem taşımaktadır.

Bir şey daha var ki, takva dairesinin, belki İslamiyet dairesinin dışında bir suret almış ve sapıtmış bazı oluşumların ve hak etmediği halde kendine tarikat adını takanların günahlarıyla bütün tarikatları mahkûm etmek yanlıştır. Tarikatın dini, uhrevi ve ruhani çok mühim ve yüksek neticeleri bir yana, yalnız İslam âlemi içindeki kutsi bir bağ olan kardeşliğin gelişmesine birinci, en tesirli ve hararetli vasıta tarikatlardır. Aynı şekilde, tarikatlar küfür dünyasının ve Haçlı Hristiyan odakların İslam’ın nurunu söndürmek için müthiş hücumlarına karşı da İslamiyet'in üç mühim ve sarsılmaz kalesinden birisi konumundadır. Bir dönemler Hilafet merkezi olan İstanbul'u beş yüz elli sene bütün Hristiyan âleminin karşısında korumayı başaran; İstanbul'da yüzlerce yerden fışkıran tarikat ocakları ve tevhid nurlarıdır... O İslam merkezindeki mü'minlerin mühim bir dayanak noktası olan büyük camilerin arkasındaki tekkelerde "Allah, Allah!" diyenlerin iman kuvveti ve cihat aşkıdır!.. Ve Cenab-ı Hakk'ın marifetinden, yani O'nu bilmekten gelen ruhani bir muhabbet ile coşup taşmalardır.”

İşte bu nedenledir ki; Tarikatların kalpleri tedavi ve beyinleri terbiye mektepleri olarak, Adil Düzen'de, örnek ve yüksek manevi eğitim ve disiplin kurumları konumunda, yeniden canlandırılıp teşkilatlandırılmasına çalışılacaktır, bunun için ilmi ve ciddi programlar hazırlanmıştır. Oysa tarikatların, bu rezil gidişin ve bu adi sistemlerin koltuk sopaları ve oy depoları yapılması, son derece acı ve alçaltıcı bir vakıadır.

 

 



[1] Telvih: Kinayeli açıklama, izah.

[2] Şahit olma, görme.

[3] Aynelyakin: Gözüyle görmüş derecede kesin şekilde bilmek

 


Bu yazarin diger makaleleri

Son zamanlarda, özellikle itaat ve sadakat bağını koparmak isteyenler tarafından: “Erbakan...
Devami
Erbakan Hoca’nın, ta 1968’lerde öncülük ettiği ve “Pancar Motor” olarak...
Devami
  Ahmet Akgül Hoca’mızın 13 sene evvel Milli Çözüm Dergisi’ndeki saptama ve...
Devami
"Dinsizin hakkından imansız gelir." Bu çok bilinen atasözümüze bakınca karşımıza şöyle...
Devami
  PKK en büyük tahribatını, dinsizlik ve komünistlik temelinde yürütmekte...
Devami
Kur’an’da sıkça vurgulanan, onları tanımamız ve sakınmamız emrolunan MÜNAFIK karakterinin...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 49

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR