Reklam
Reklam

9 “S” KURALI VE İNANCIN SORUMLULUKLARI

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 4
ZayıfMükemmel 

 

9 “S” KURALI VE İNANCIN SORUMLULUKLARI

       

1- Sağlam inanç ve itikat

2- Sadakat ve Hakka bağlı kalmak

3- Sabır ve kadere rıza

4- Sabitkadem olmak

5- Sarsılmaz bir ümit ve heyecanla yaşamak

6- Samimi ve dürüst davranmak

7- Sorumluluk bilinci ve duyarlılık taşımak

8- Sormak, sorgulamak, okumak ve araştırmak

9- Sonsuz hayatı = Ahiret hesabını ve azabını asla unutmamak

1- Sağlam inanç ve itikat:

Yaratılış amacının farkında olmayan, bu yönde şaşmaz ve sapmaz değer yargıları bulunmayan insanlardan; kendisine, ailesine, çevresine ve ülkesine yararlı çabalar harcamasını beklemek boşunadır. Ama ahlâk, takva ve cihat ehli “Marş, marş!..” dese, Arş bile yürümeye başlayacaktır…

Şu ayet-i kerimeler, sağlam ve sarsılmaz bir imana sahip olmamız konusunda bizleri uyarmaktadır:

“Bedeviler (her asırdaki cahil, gafil ve menfaatçi kesimler; kavim ve kabilesiyle övünen cahil kimseler): ‘Biz de iman ettik’ derler. (Onlara) De ki: ‘(Hayır) Siz (hâlâ) iman etmediniz; ancak (mecburen ve görünüşte) İslam (veya teslim) olduk deyin.’ (Çünkü) İman henüz kalplerinize girmiş değildir. Eğer Allah'a ve Resulüne (tam iman ve) itaat ederseniz (Kur’an ve Sünnet ölçülerine göre hayatınızı düzenlerseniz), O (zaman Allah CC) sizin amellerinizden hiçbir şeyi eksiltmeyecek (ve emeklerinizi boşa vermeyecektir). Şüphesiz Allah, çok Bağışlayandır, çok Esirgeyendir.”

“(Hakiki) Mü’minler ancak o kimselerdir ki: Allah’a (Kur’an’ın hükümlerine) ve Resulüne (Hz. Peygamberin öğretilerine tamamen ve samimiyetle) iman getirirler; sonra hiçbir kuşkuya (ve korkuya) kapılmadan (ve asla Hakk’tan caymadan) mallarıyla ve canlarıyla Allah yolunda cihad ederler. İşte bunlar, (iman davasında) sadık olanların ta kendileridir. [Not: Demek ki Hakk hâkim olsun ve adil bir düzen kurulsun da tüm insanlık huzura kavuşsun diye, mallarıyla canlarıyla ve bütün imkânlarıyla çalışıp çabalamayanlar veya dünyalık heves ve hesaplarla haklı davalarından yan çizip bâtıl yollara kayanlar ve Batılılara yaslananlar, iman şuurunu ve hidayet huzurunu kaybedeceklerdir.] (Cihad mesuliyeti ve mecburiyeti kendilerine ağır gelenlere) De ki: ‘Allah'a dininizi(n kurallarını ve kulluk imtihanını kazanma şartlarını) siz mi öğreteceksiniz? (Yoksa nasıl mü’min ve makbul olacağınızı Kur’an’dan ve Resulüllah’tan mı öğreneceksiniz?) Oysa Allah, göklerde ve yerde olanları (ve sizin kuruntu ve kaytarmalarınızı) bilir. Allah, her şeyi Bilendir.’”

“(Ey Resulüm, bazıları) Müslüman oldular (ve birtakım hizmet ve fedakârlıkta bulundular) diye (gelip başına kakmak niyetiyle) Sana minnet etmektedirler. (Başlarına gelen sıkıntıların sorumluluğunu Sana yüklemektedirler.) De ki: ‘Müslümanlığınızı Bana karşı minnet (konusu) etmeyin. (Hizmet ve ibadetlerinize karşılık dünyalık makam ve menfaat beklemeyin, kendinizi ayrıcalıklı zannetmeyin!) Tam tersine, sizi imana yönelttiği (küfür ve kötülükten çekip çevirdiği) için Allah size minnet edip (verdiği nimet ve faziletlerin şükrünü isteyebilir). Eğer doğru sözlüler (ve temiz özlüler) iseniz (bunu böyle kabullenmeniz gerekir.) Şüphesiz Allah, göklerin ve yerin gaybını (görünmeyen tüm sırlarını) bilir. (Sizlerin her türlü niyet ve gayretinizden de habersiz değildir; hak ettiğiniz karşılığı elbette verecektir. Ancak Rabbinizi kendinize borçlu zannetmek büyük bir gaflet ve edepsizliktir) Allah, yaptıklarınızı Görendir.’” (Hucurât Suresi: 14-18) ayetlerini dikkatle ve defaatle okumalı ve her an hayatımıza uygulamalıdır.

2- Sadakat ve Hakka bağlı kalmak:

Olumlu inanç ve amaçlara bağlı kalmak, asla doğruluk ve adaletten ayrılmamak, insani erdemlerin en başında yer alır. Zaten İslam’ın hedefi ve tüm ahlâki öğretilerin gayesi de; ilim, iman ve irfan bakımından bireyleri olgunlaştırmak, ameli, ahlâki ve ailevi huzura ulaştırmaktır.

Şu ayet-i kerimeler dikkatle okunmalı ve emirleri tutulmalıdır:

“Ey iman edenler! (Her konuda) Allah'tan korkun (Kur’an’ın ve Resulüllah’ın yoluna uyun) ve (Hakk davasında sağlam duran) doğru (sadık)larla birlikte olun (ki iman; Hakka tarafgirlik ve davaya sadakattir).” (Tevbe Suresi: 119)

“(Ey Resulüm!) Emrolunduğun gibi dosdoğru ol! Seninle beraber (küfür ve kötülükten) tevbe edenler de (böyle davransın). Ve (sakın) azıtıp (haddinizi aşmayın). Çünkü O, yaptıklarınızı Görendir.” (Hud Suresi: 112)

“(Ey Nebim ve Hakk elçilerim!) Kendi istek ve tutkularını (nefsi hevâsını) ilah edineni gördün mü? Şimdi ona karşı Sen mi vekil olacaksın? (Bırak, herkes hak ettiğine erişecektir.)” (Furkan Suresi: 43)

“Şimdi Sen, kendi (nefsi) hevâsını ilah edinip (bencil tutkularına, boş gurur ve kuruntularına tapınmaya başlamış) kimseyi görmez misin? Ki Allah da onu bir ilim üzere saptırmış, (yani bazı bilgi ve becerilerine kibirlenerek, onları yanlış tefsir ve tatbik ederek ve kendisini herkesten üstün görerek azıtmış olduğundan Cenab-ı Hakk) kulağına ve kalbine mühür basmış, (böylece nasihat dinlemez ve İlahi hükümleri kabullenmez şekilde hidayeti kararmış) ve gözleri üstüne bir perde asılmış, (bu yüzden gerçekleri göremez şekilde feraseti alınmış kimselerin sapkınlığını ve azgınlığını fark edip sakınmanız gereken kişileri artık bilmelisiniz!) Şimdi Allah’tan sonra, kim ona hidayet verecektir? Siz yine de öğüt alıp-düşünmeyecek misiniz?” (Câsiye Suresi: 23)

Şuurlu mü’min siyasi tercihinde de Hakka ve hayra bağlı kalmak zorundadır:

“... (‘Biz gerçeği değil, keyfimizi ve dünyamıza gerekeni aramaktayız.’ diyen ve bu şeytani inatları ve bozuk fıtratları yüzünden akılları yattığı halde, bile bile Kur’an’ın adalet hükümlerini ve ahlâki prensiplerini inkâr ve itiraz eden) Zalimleri, Sen Rableri huzurunda (yaptıklarının hesabını vermek üzere) tutuklanmış vaziyette (iken) eğer bir görsen (ki o zalimler: a- İmkân ve iktidarlarıyla kibirlenip büyüklük taslayan yönetici tabakası, b- Ezilen, sömürülen ve sindirilerek zayıf ve çaresiz bırakılan, ama gaflet ve cehaletle yine de zalim yöneticilerin peşine takılan halk tabakası olarak iki kısımdır.) Bunlar birbirlerini (suçlayıp) karşılıklı söz döndürüp laf dalaşı yaparak; müstaz’af zalimler, müstekbir zalimlere derler ki; ‘Eğer siz (başımızda) olmasaydınız (iktidar konumunda iken adil ve ahlâki esaslara göre davransaydınız,) herhalde bizler de (Hakka inanan ve hayra uyan) mü’min kimseler olacaktık. (Hain güçlerden ve şeytani çevrelerden de destek alarak; faiz ve sömürüye dayanan ekonomik sisteminizle… Ahlâki ve manevi değerlerden yoksun eğitim düzeninizle… Baskıcı ve barbar yönetim ve yöntemlerinizle bizleri yoldan çıkardınız. Ey Rabbimiz, asıl suçlu ve sorumlu olan bu gaddar ve hilekâr idarecilerimizdir!’ deyip kurtulmaya çalışacaklardır.)”

“(Bunun üzerine) Müstekbir (ve mücrim yöneticiler), müstaz’af (halk kesimine dönerek) şöyle diyecekler: ‘Size hidayet (rehberi Kur’an ve hakikat önderi Peygamber) geldikten (Hakka ve hayra davet edildikten) sonra, biz mi sizi ondan (İslam’ın adalet nizamından zorla) çevirip alıkoyduk? Hayır! (Bozuk fikirlerimizi ve bâtıl fiillerimizi bile bile hidayet yolunu değil, bizi tercih edip seçtiniz, sevdiniz ve desteklediniz...) Aslında siz mücrim (suçlu ve hain) kimselerdiniz!..’”

“(Bu sefer zayıf bırakılan ve baskı altında tutulan) Müstaz’af (halk kesimi, imkân ve iktidar sahibi olan kibirli ve yetkili) müstekbirlere (dönüp) diyecekler ki: ‘Hayır! Sizler gece-gündüz (basın-yayın, televizyon ve internet yoluyla, kanun ve karakol zoruyla) hileli (ve tehlikeli) düzenler kurup, bizim Allah’ı (Kitabını ve bazı kanunlarını) inkâr etmemizi, (haksızlık ve ahlâksızlığa yönelmemizi ve hatta, düşünce ve davranışlarımızı yozlaştırıp ve sizleri putlaştırıp) O’na eş ve denk (kimseler) kılmamızı emrediyor (devlet ve hükümet gücüyle bizi sapkınlığa sürüklüyor)dunuz!.. (Evet, zulüm ve zorbalığa karşı çıkan şuurlu ve onurlu bir Müslüman olmamızı istemiyordunuz.’ İşte bu müstekbir yöneticiler ve müstaz’af halk kesimleri ortak oldukları zulüm ve günahlarının karşılığı olarak girecekleri cehennem) Azabını gördüklerinde; pişmanlık (ve perişanlık)larını içlerine atarlar. (Sonsuz ve kahredici bir nedamet ve hasret içinde kıvranıp dururlar.) Biz de inkâr (ve isyan eden zalimlerin ve onları seçip seven hainlerin) boyunlarına halkalar geçirip (cehenneme sokarız. Böylece dünyadaki küfür ve kötülüklerinin, haksızlık ve ahlâksızlığı desteklemelerinin karşılığı olarak hak ettikleri cezaya çarptırırız. İşte bu İlahi adaletin gereğidir.) Yoksa onlar (dünyada) yaptıklarından başkasıyla mı cezalandırılacaklardı? (Hayır, herkes akıbetini ve ahiretini kendi eliyle hazırlamakta, küfre ve zulme taraf olanlar cehennemi, İslamiyet ve istikamete tâbi olanlar ise cenneti elde etmektedir.)” (Sebe Suresi: 31-32-33)

3- Sabır ve kadere rıza:

Sabır; çeşitli sıkıntılara, sarsıntılara ve her türlü saldırılara metanetle dayanma, olgun ve onurlu bir dirençle zorluklara katlanma çabasıdır.

“(Her konuda ve zorluk durumunda) Sabır (sebat)la ve namazla (Allah’a sığınıp) yardım isteyin. Ancak bu, (Rablerine kavuşacaklarına, O’na dönüp huzuruna çıkacaklarına inanan ve) Allah’tan saygıyla korkanlardan (başkasına namaz ve sabır) elbette büyük ve ağır (bir yük gibi) gelir (altında ezilip kalırlar; ya terk edip bırakırlar veya baştan savma kılarlar).” (Bakara Suresi: 45)

Sabredenler kutlu sona ulaşacaklardır:

“Andolsun, Biz sizi; biraz korkuyla (doğal ve sosyal afetler ve düşman saldırılarıyla), açlık (ve kıtlıkla) ve bir parça da mallardan, canlardan ve semerat (ürün ve evlatlar)dan noksanlaştırmakla (hastalık ve sakatlıkla) imtihan edeceğiz. (Tedbirli ve temkinli hareket ederek) Sabır (sükûnet ve teslimiyet) gösterenleri müjdele (ki, sadece onlar sevaba ve başarıya erişeceklerdir).” (Bakara Suresi: 155)

Sabır, zaferin anahtarıdır:

“(Ey Nebim, Sen Hakk ve hayır üzerinde) Sabret! Senin sabrın da yine ancak Allah(ın desteği) iledir. (Senden yüz çeviren ve hakarete yönelenler için) Sakın üzülme ve kurdukları hileli tuzak ve planlardan dolayı telaşlanıp sıkıntıya düşme (ki bu tevekkül ve teslimiyete uygun değildir).”

“Şüphesiz Allah, (Kendisinden) korkup (kötülükten) sakınanlarla ve (devamlı iyilik ve) ihsan ehli olanlarla beraberdir.” (Nahl Suresi: 127-128)

Her şey kadere bağlıdır:

“Ne yeryüzünde ne de kendi nefislerinizde (gerek genel ve gerekse özel olsun), hiçbir (hadise ve) musibet yoktur ki, Biz onu yaratmadan önce, o bir kitapta (ezeli takdir programında tayin ve tespit edilmiş) bulunmasın. (Her şey belirlenmiştir, bilinmektedir. Ancak; Allah ezelden öyle yazdığı için, kullar mecburen böyle hareket etmemekte; doğrusu Rabbimiz kimin ne yapacağını bildiği için bunları önceden kaydetmektedir. Çünkü ilim maluma tâbidir.) Şüphesiz bu, Allah’a göre pek kolay bir şeydir.”

“Öyle ki, elinizden çıkana karşı üzüntü duymayasınız ve size (Allah'ın) verdikleri dolayısıyla sevinip-şımarmayasınız (diye Allah bunları bildirmektedir). Allah, büyüklük taslayıp böbürlenenlerin hiçbirini sevmemektedir.” (Hadid Suresi: 22-23)

4- Sabitkadem olmak:

İnsanın bir ayağı; pergelin sivri ucu gibi, asla değişmez, çelişmez ve taviz verilmez sabit bir hakikat noktasına bağlı kalmalı, ama diğer ayağıyla farklı fikir iklimlerinde dünyayı dolaşmalıdır. Sabitkadem olmak; Haklı ve hayırlı yoldan asla ayrılmamak, ayaklarını (kalbini ve istikametini) İslam’a ayarlayıp duyarlı ve tutarlı yaşamaktır.

“Onlar(dan iman erleri) Calut ve askerlerine karşı çıkarken de şunları söylemişlerdi: ‘Rabbimiz, (cihaddan kaçmamak, ordudan ve itaatten ayrılmamak için) üzerimize sabır ve metanet yağdır; ayaklarımızı (hizmet ve istikamet üzerinde sabit ve) sağlam tut ve (Senin Hakk Dinini ve adalet düzenini) inkâr eden topluluklara karşı bize yardım et...’ (diye dua etmişlerdi.)” (Bakara Suresi: 250) ayeti, cihat ve itaat konusunda kararlı ve dayanıklı olmamız gerektiğini vurgulamaktadır.

Siyasette de, Allah’a başkaldıranlara asla destek olmamak konusunda mü’minler uyarılmaktadır:

“Allah’a ve ahiret gününe (gerçekten) iman eden hiçbir kavmi (kesimi ve kişileri); Allah’a ve Resulüne başkaldıran, (Ayet ve Hadislere dayalı İslam düzenine ve Müslüman ülkelere düşman olup savaş açan) kimselerle bir sevgi (ve işbirliği) içinde asla bulamazsın; velev ki, bu (zalim ve hain çevreler), isterse kendi babaları (olsun), ister çocukları (olsun), ister kardeşleri (veya tarikat-cemaat ihvanı olsun), isterse aşiretleri (partileri, müttefikleri) olsun, (yine de şuurlu mü’minler asla onların başarısını arzulamaz, destek çıkmaz ve saygı duymazlar. Çünkü, ülkede faizi, fuhşu, içki ve uyuşturucuyu, kumarı ve şans oyunlarını yürütenlere, Siyonist Yahudi ve Hristiyan merkezlerin güdümüne girenlere ‘meveddet’=benimseyip desteklemek ve sevgi göstermek imana ve insanlığa aykırıdır); işte bunlar (sadık ve sağlam Müslümanlar), öyle(sine samimi ve nasipli) kimselerdir ki, (Allah) kalplerine imanı yazıp (yerleştirmiş) ve onları Kendinden (İlahi izzet ve inayetinden) bir ruh (ve şuur) ile desteklemiştir. (Ahirette de) Onları altlarından ırmaklar akan cennetlere sokacak ve orada süresiz kalacaklardır. Allah onlardan razıdır, onlar da O’ndan razı olmuşlardır. İşte bunlar, (Kur’an nizamına karşı çıkanlarla kalbi alâkalarını koparanlar) Allah’ın hizbi (partisi, takipçisi, ekibi ve taraftarları)dır. Dikkat edin (kesinlikle bilin ve bekleyin) ki; şüphesiz Allah’ın fırkası olanlar, felaha ulaşacak (dünyada zafer ve devlete, ahirette ise cennet ve saadete kavuşacak)lardır.” (Mücâdele Suresi: 22)

5- Sarsılmaz bir ümit ve heyecanla yaşamak:

Hiçbir olumsuzluk ve başarısız sonuç karşısında, asla şaşkınlığa ve yılgınlığa kapılmadan, tekrar toparlanıp aynı heyecanla, gerekirse farklı metotlarla kutlu arayışlarına yeniden başlamalıdır.

“Dediler ki: ‘Seni (Rabbinden ikram edilen bir) gerçekle müjdeledik; sakın umut kesenlerden olmayasın.’ Dedi ki: ‘Zaten dalâlete kayan (sapkınlardan) başka kim Rabbinin rahmetinden umut kesip (kuşkuya kapılır)?’” (Hicr Suresi: 55-56) ayetleri bu gerçeği vurgulamaktadır.

“(Sonra Hz. Yakup evlatlarına dönüp:) ‘Ey oğullarım, haydi gidiniz de (hayırlı bir haber getirmek için) Yusuf'u ve kardeşini (dikkatle ve titizlikle) araştırıveriniz... (Ey Müslümanlar! Siz de nice yıllardır kaybettiğiniz izzet ve hâkimiyetinizi yeniden bulmaya gayret ediniz...) Sakın Allah'ın rahmet ve inayetinden ümit kesmeyiniz!.. Zira kâfir olanlardan başkası Allah'ın nusret ve merhametinden ümit kesmez (kesmemelidir).’” (Yusuf Suresi: 87) ayetinin uyarısına kulak asılmalıdır.

Ama maalesef, genellikle insanlar duyarsız ve dayanıksızdır:

“Biz insanlara bir rahmet tattırdığımız (bir nimet ve fazilete ulaştırdığımız) zaman, onunla sevinip ferahlanırlar; şayet kendi ellerinin takdim ettiği (günahlar) dolayısıyla onlara bir kötülük isabet ettiğinde ise, hemen (hepsi) umutsuzluğa kapılmaktadırlar.” (Rum Suresi: 36)

En güçlü düşmanlar ve en tehlikeli durumlarda bile metin olmalıdır:

“Kendilerine (Hakk dinlerinde ve davalarında dik durmalarından dolayı çeşitli sıkıntılar ve) yaralar dokunduktan sonra (bile), Allah ve Elçisinin (cihad) çağrısına icabet edip (hizmete koşanlar), onlardan ihsan (ve ikramda bulunup davaları için harcayanlar) ve (her türlü kötülük ve kirlenmeden) sakınanlar için büyük bir ecir vardır. (Sadık ve sağlam mü’minler) Öyle kimselerdir ki; bir kısım (korkak ve münafık) insanlar (onlara gelip), ‘Gerçekten (kuvvetli ve tehlikeli düşman olan) insanlar size karşı toplanıp (bir şer ittifakı kurdular.) Aman ha, onlardan korkun (ve kendileriyle uyuşun. Çünkü bunlarla başa çıkmanız ve başarılı olmanız imkânsızdır.)’ dediklerinde, bu (tehdit ve teklifler o mü’min ve mücahitlerin) imanlarını artırıp (moral ve maneviyatlarına güç katmıştır; çünkü onlar:) ‘Allah bize yeter. Ve O ne güzel (ve en mükemmel) Vekîl’dir. (Biz O’nun emrinde, O da bizimle beraber olduktan sonra, O’nun izni ve iradesi dışında hiçbir güç bize zarar veremeyecektir)’ diyerek (dik duran sadıklardır).” (Âl-i İmrân Suresi: 172-173)

6- Samimi ve dürüst davranmak:

İyi niyet ve içtenlik, insanın çevresine itimat ve itibar aşılayan halis bir tavırdır. Sinsilik ve gizli gündemcilik ise, başkalarının bize şüphe ve şaibe ile bakmasına yol açacaktır. Bu tipler, sonunda yalnız ve yardımsız kalacaktır. Kendisine ulaşılamayan, gizemli kapıları aşılamayan kimselerle irtibat kurmak ve yardımcı olmak da imkânsızlaşır.

Her durumda ve herkese karşı samimi olmak ve art niyet taşımamak İslam’ın ve insanlığın icabıdır. İçi dışı farklılık, riyakârlık ve sahte tavırlılık ise, münafıklıktır.

Yalan, insanı yalama yapacak ve tüm iman ayarlarını bozacaktır:

“…Öyle ise iğrenç bir pislik olan putlara (şeytani sistem olan tağutlara tapınmaktan) sakının ve yalan söz söylemekten de (kesinlikle) kaçının (ki rızama ve huzura erişesiniz.)” (Hacc Suresi: 30)

“(Ve yine Rahman’ın makbul kulları) Onlar yalan yere şahitlik etmezler, (bildiklerini gizlemezler, ifadelerini eğip bükmezler.) Lağviyata (boş, yararsız ve hayâsız konuşmalara, tartışmalara, sataşmalara ve programlara) rastladıklarında ise vakarla (ve ağır başlılıkla) oradan uzaklaşarak geçip giderler. [Not: Onurlu ve şuurlu mü’minler, televizyon dizilerinde, internet sitelerinde, gazete ve dergilerde rastladıkları; İslam’la alay eden, ahlâkı dejenere eden, şehveti körükleyen yayınlar ve programları derhal değiştiren ve ilgili mercilere gerekli tepkiyi gösterenlerdir.]” (Furkan Suresi: 72) ayetleri doğruluktan ayrılmamak gerektiğini ikaz buyurmaktadır.

Dürüst ve müstakim liderlerden ayrılmamak da imtihanın bir parçasıdır:

“(Hesap gününde) Azabı (ve hak ettikleri cezayı) gördüklerinde, (dünyada iken) kendilerine tâbi olunan (ama Hakka ve halkına hıyanette bulunan lider) kimseler, (maddi ve manevi va’adlere aldanarak) peşlerine takılan kesimlerden uzaklaşıp kaçmaya (çalışacak) ve aralarındaki bütün bağlar ve tanışıklıklar yokmuş ve kopmuş gibi davranacaklardır.”

“Bunun üzerine (böylesi zalim ve hain yöneticilere) uyanlar: ‘Keşke bir kere daha (dünyaya dönme) fırsatı verilseydi de, (orada bizi aldatıp,) şimdi bırakıp kaçtıkları gibi, biz de onlardan uzaklaşıp (Hakk elçilere, adil ve asil davetçilere destek çıksaydık!)’ diye (pişmanlık duyacaklardır). Böylece Allah onlara (zalim ve hain yöneticilere ve peşlerinden gidenlere; hayatları boyunca) işledikleri bütün amellerini, (ibadet ve hizmetlerini) çok derin bir hasretlik ve pişmanlık olarak gösterecek (milyonlarca insanın ezilmesine ve sömürülmesine vesile oldukları için, yaptıkları hayır ve hasenatlarına rağmen cehenneme girecekler)dir ve onlar artık ateşten çıkamayacaklardır.” (Bakara Suresi: 166-167) ayetleri defalarca okunmalı, fasık ve münafık siyasilerin peşine takılanların acı ve alçaltıcı sonlarından ibret alınmalıdır.

7- Sorumluluk bilinci ve duyarlılık taşımak:

Kendisine, ailesine, çevresine, ülkesine, milletine ve tüm insanlık âlemine karşı sorumlu ve duyarlı bir yaklaşım içerisinde olmayan… Bencil, beleşçi ve bilinçsiz davranan kimseler asla saygınlık kazanamayacak, toplumda ağırlıklı ve aranır bir konuma taşınamayacaklardır.

İnsan, bütün yeryüzünün sorumluluğunu taşıdığını unutmamalıdır:

“Gerçek şu ki, Biz emaneti (İslamiyet’i ve Allah’a Hilâfet görevini) göklere, yerküreye ve dağlara (ve bunlardaki mahlûkata) arz ve teklif ettik de; onlar bunun (sorumluluğunu) yüklenmekten çekindiler ve ondan (gereğini yapamadıklarında gelecek azaptan) korkuya kapılıp titrediler. (Ama) Onu (yeryüzünde Allah’a halifelik ve adaletle yöneticilik sorumluluğunu) insan yüklendi. Gerçekten o, pek zalim ve çok cahildir (ki Rabbinin emri ve isteği yerde kalmasın diye çok riskli bir cesaretle böyle bir mesuliyetin altına girmiş ve bir nevi kahramanlık göstermiştir).” (Ahzâb Suresi: 72) ayeti, insanın yeryüzündeki halifelik mes’uliyetini hatırlatmakta ve tüm mazlumların imdadına koşacak bir imkân ve iktidar hazırlamakla bizi görevli kılmaktadır.

Evet; yeryüzündeki tüm mazlum ve mağdur insanların imdadına koşacak bir imkân ve iktidara talip ve sahip olmak imanın icabıdır:

“(Ey Müslümanlar!) Size ne oluyor (ve nasıl bir vicdani sorumsuzluğa kayıyorsunuz) ki; ‘Ya Rabbi, ehli (ve idarecileri) zalim olan şu ülkeden (ve şu düzenden) bizi kurtar, bize Kendi katından bir sahip gönder ve bize Kendi rahmetinden bir yardımcı ver’ diye yalvarıp duran; erkek, kadın ve çocuklardan oluşan aciz ve çaresiz kimseleri kurtarmak için Allah yolunda (çalışıp) çarpışmıyorsunuz? (Bu duyarsızlık ve nemelâzımcılık imani ve vicdani bir tavır değildir.) [Not: Bugün Anadolu’muzdaki milyonlarca Suriyeli sığınmacının; Afrika’da, Asya’da ve Güney Amerika’daki milyonlarca aç, biilaç, çıplak ve muhtaç Müslümanların ve farklı din ve kavimden nice mazlum ve mağdur insanların ezilmesine ve sömürülmesine yol açan bu zalim ve Siyonist sistemi yıkacak ve yeryüzünde Adil bir Düzen’i kuracak niyet ve gayreti taşımayanları Cenab-ı Hakk bu ayetle ve şiddetle ikaz etmektedir.]” (Nisa Suresi: 75)

Manevi ve siyasi rehberlerimizi iyi tanımak ve iyilere tâbi olmak lazımdır:

(Dünyada ibadet ve hizmet ehli olup, bozuk siyasilerin ve yamuk irşat ehlinin peşine takılıp cehenneme sürüklenecek olanlar:) “Ve diyecekler ki: ‘Ey Rabbimiz! Gerçekten biz 'Sadat'ımıza (bazı tarikat ve maneviyat rehberlerimize ve hoca efendilerimize) ve 'Kübera'mıza (devlet, siyaset ve servet büyüklerimize aldanıp haksız ve ahlâksız işlerine) itaat ettik. (Bu iki sınıfın vaazlarına ve va’adlerine inanıp peşlerinden gittik. Onlar ise bizim iyi niyetimizi ve teslimiyetimizi istismar edip, bizleri kâfir ve zalim sistemlere peşkeş çektiler.) Böylece onlar bizi Hakk yoldan saptırmışlardı.’”

“‘Ey Rabbimiz! Şimdi onlara (talebelerini ve tâbilerini mason ve münafık güçlere peşkeş çeken hoca efendilere ve dünyası için davasından dönen siyasetçilere, dünyamızı ve ahiretimizi mahveden bu din ve devlet büyüklerimize, bize vereceğin) azaptan iki katını ver ve onları büyük bir lanetle kahret’ (deyip kurtulmaya çalışacaklardır).” (Ahzâb Suresi: 67-68) ayetleri bu konuda bizleri uyarmaktadır.

8- Sormak, sorgulamak, okumak ve araştırmak:

Başkalarının ve hele haset ve hıyanet takımının dedikodularına aldırmadan, nurlu ve onurlu ufuklara doğru yol almalıdır. Ne yapalım; yük küheylan atın boynundadır ama çığırtıyı arabalar çıkarır!.. Yine de, herkese karşı insaflı ve vicdanlı olmalıdır. Çünkü vicdan; gönül dünyasında adil ve akil bir hükümdardır. Vicdanı bozulanların; iz’anı da, irfanı da, imanı da bozulacaktır!.. Çünkü ilmin anahtarı sormaktır. Soranlar dağlar aşmış, sormayan düzde şaşmıştır!..

• Kur’an Evrenin ve Âlemlerin yaratılışını sorup araştırmamızı istiyor:

“O inkâr edenler görmüyorlar mı ki, (başlangıçta) göklerle yer birbiriyle bitişik iken, Biz onları (sonradan) ayırdık ve (Dünya'yı yaşama müsait kılıp) her canlı şeyi sudan yarattık. (Bilimin en son verileri de bu doğrultudadır.) Yine de onlar hâlâ inanmayacaklar mı? [Not: Şu anda bile insan bedeninin %70’i, yani 80 kg’lık bir kimsenin 56 kg’ı sudan ibarettir. Kanımız da sudan müteşekkildir. Tüm hayvan çeşitlerinin, bitkilerin, sebze ve meyvelerin de önemli kısmı sudan meydana gelir. Yani hayat suyun sayesinde devam etmektedir.]” (Enbiya Suresi: 30)

• Kur’an insanın yaratılışını soruşturup anlamamızı istiyor:

“(Oysa) Kendisi, akıtılan meniden bir damla su değil miydi? (Kıyamet Suresi: 37)

• Kur’an Atalarımızın Dinini ve taklitçi zihniyeti sorgulamamızı istiyor.

“Ne zaman o kimselere (gerici, gelenekçi ve taklitçi cahillere: ‘Gelin) Allah'ın indirdiğine (akli ve nakli delillere, insani ve İslami değerlere) uyun’ denilse, onlar: ‘Hayır, biz atalarımızı izinde ve üzerinde bulduğumuz şeye (yerleşik geleneklere ve geçmişten kalan göreneklere) uyarız’ derler. (Peki) Ya ataları (ve örnek aldıkları eski toplulukları ve tarihi tabuları); akılları gerçeğe ermeyen ve doğru istikameti de bulup bilemeyen kimseler idiyse? (Hâlâ mı körü körüne onların peşinden gidecek ve köhnemiş bir geçmiş hevesiyle, gerçeklere direnecekler?)” (Bakara Suresi: 170)

• Kur’an; bir Hak kitabın, Allah katından olması için hangi şartları taşıması gerektiğini sorgulamamızı istiyor:

“Onlar hâlâ Kur’an'ı (okuyup anlamaya çalışarak üzerinde) iyice (gereğince ve yeterince) düşünmüyorlar mı? Eğer O, Allah'tan başkasının katından olsaydı, kuşkusuz içinde(ki haber ve hükümler arasında) birçok aykırılıklar (çelişkiler, ihtilaflar) buluvereceklerdi. [Not: Oysa 23 yılda, farklı ortamlarda, farklı muhataplara ve farklı olaylar karşısında peyderpey gelen Kur'an ayetleri arasında hiçbir ayrılık ve aykırılığa rast gelinmemiştir.]” (Nisa Suresi: 82)

9- Sonsuz Hayatı = Ahiret Hesabını ve Azabını Asla Unutmamak:

“O (gafiller ve) kâfirler, Beni bırakıp (dinimi dejenere eden ve çevresinde kurtarıcı geçinen bazı) kullarımı veliler (mürşitler ve mehdiler) edindiklerini mi zannetmişlerdi? Gerçekten Biz cehennemi (böylesi) kâfirler için bir (azap) durağı olarak hazır etmişizdir.”

“(Ey Resulüm!) De ki: ‘(Görünüşte çok hayırlı ve yararlı sanılan ama pek çok) Amelleri bakımından (ahirette) en fazla hüsrana (zarar ve ziyana) uğrayacak olan kimseleri, size haber vereyim mi?’”

“Ki onların, dünya hayatındaki bütün amelleri (hem dünyaya yönelik çalışmaları hem de ahiretle ilgili hazırlıkları) boşa gitmiştir. Halbuki, kendileri güzel (ve gerekli) şeyler yaptıklarını sanıvermektelerdi.” (Kehf Suresi: 102-103-104)

Ahiret hazırlığının en önemli ayaklarından birisi de siyasi tavır ve taraftarlıktır:

“Kimin de (hayırlı amel) tartıları hafif gelirse, kendilerini hüsrana düşürenler ve ebedi kalacakları cehenneme sürüklenenler, işte bunlardır. Ateş, (cehennemin korkunç alevleri) onların yüzlerini yalayarak yakacak da onun içinde onlar, (etleri sıyrılmış olarak sırıtan) dişleriyle kalacak (ve çaresiz kurtuluş için yalvarmaya başlayacaklardır).”

“(Onlara:) ‘Ayetlerim size okunurken (İslam’a ve Kur’an’a davet olunurken bunları ciddiye almayıp), yalanlayanlar sizler olmamış mıydınız?’ (diye sorulacaktır. Onlar da:) ‘Rabbimiz, şirk ve şekavetimiz (azgın isteklerimiz) bize galip gelerek alt etti (küfür ve kötülüğe sevketti), biz böylece (Hakk’tan) sapan bir kavim olup gittik’ (itirafında bulunacaklardır).”

“‘Rabbimiz, bizi (ateşin) içinden çıkar (ve bir kere daha imtihan için dünyaya yolla), eğer yine (inkâra ve isyana) dönersek, artık gerçekten zalim kimseler oluruz (ki o zaman istediğin azabı yap!’ diye bağrışacaklardır. Cenab-ı Hakk bunlara:) ‘Onun içine (cehenneme girip) sinin, ve alçalmış olarak susuverin ve Benimle söyleşmeyin’ diye (buyurup azarlayacaktır).”

“Çünkü gerçekten Benim kullarımdan bir fırka (inançlı ve şuurlu bir hizip, parti veya ekip): ‘Rabbimiz, (biz Sana, Resulüllah’a ve Kur’an ahkâmına) iman ettik (ve İslam yolunda Hakk hâkim olsun diye gayret göstermekteyiz, Allah’ım) Sen artık bizi bağışla (başarıya ulaştır) ve bize merhamet buyur, (zira) Sen merhamet edenlerin en hayırlısısın’ deyip (yalvarırlardı, sizi de Hakka ve hayra çağırırlardı. Ama) ‘Siz onları alay konusu edinmiştiniz (Hakka ve hayra çağıran mü’minleri terk edip, küçümseyip; zalimlerin ve hain kesimlerin peşine gitmiştiniz); öyle ki, (düşüncesiz ve dengesiz tarafgirliğiniz) size Benim Zikrimi (Kur’ani hüküm ve haberlerimi) unutturmuştu ve siz onlara gülüp duruyordunuz’ (diye hatırlatılacaktır).” (Mü’minun Suresi: 103-110) ayetlerine elbette inanarak ve ona göre tavır alarak, ahirete hazırlanmalıdır.

 


Bu yazarin diger makaleleri

  ERBAKAN HOCA’NIN GİZLENEN VASİYETİ VE AHMAKLARIN VAZİYETİ          Erbakan Hoca, destansı bir hayat...
Devami
Aynı anayasayla, aynı kanunlarla, aynı hukuk nizamıyla ve aynı iddialarla...
Devami
Pek çok kimse, Numan Kurtulmuş’un ayrılması halinde SP’nin “Erbakan’ı Sevenler...
Devami
  Siyonist Yahudilerin önce devlet olmaları, sonra tüm dünyaya hâkimiyet kurmaları...
Devami
  Hadis olarak kabul edilen "küfür tek millettir" gerçeği, bugün...
Devami
Ruşen Çakır Selman Esmerer’in basın toplantısına katıldıktan sonra: “Mevcut partiler...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 63

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

SON YORUMLAR