Reklam
Reklam

FAİZ VE DOMUZ EKONOMİSİNİN İFLASI

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 4
ZayıfMükemmel 

 

FAİZ VE DOMUZ EKONOMİSİNİN İFLASI

        

Helikopterlerden İHA ve SİHA’lara, tanklardan uçaklara, arabalardan vapurlara her çeşit aracın motorlarını yapacak ve bu konuda Türkiye’mizi başka ülkelere bağımlılıktan kurtaracak bir atılımı başarmadan, kalkınmışlık adına yapılan bütün iddialar havada kalacaktır. Çünkü bu motorları size satan ülkelerin, yarın ambargo uygulaması karşısında, bütün kaporta kutularınız elinizde patlayacak ve hiçbir işe yaramayacaktır. Nitekim Gemlik’te üretilecek TOGG’a da Alman menşeili BOSCH marka bir motor takılacağı, bizzat TOGG CEO’su Gürcan Karakaş tarafından açıklanmıştır. Bu nedenlerle Erdoğan iktidarının şimdi TOGG diye sözüm ona yerli araba propagandaları tam bir palavradır, göz boyamadır. Çünkü bir arabanın en önemli ve teknik kısmı olan motorunu siz yapamadıktan ve dışarıdan aldıktan sonra, gerisi teferruattır, aksesuardır. Bu nedenle Erbakan Hoca’nın, “Makine yapan makineleri ve her türlü motoru çıkaracak fabrikaları bünyesinde barındıran Milli Ağır Sanayimizi ve yerli Harp Sanayimizi kurmadan, tam bağımsızlık ve kalkınmışlık iddiaları, halkı avutup oyalamaktan başka işe yaramayacaktır.” sözleri bu gerçeği vurgulamaktadır.

Türkiye’mizin, bölgemizin ve diğer ülkelerin ihtiyaç duydukları sanayi ve teknoloji ürünlerini, her çeşit motor ve makineleri üretmek yerine, tam 20 yılımızı, işbirlikçilik kafasıyla; aldığı yüksek FAİZ’li borçla bunları dışarıdan satın alan Erdoğan iktidarı, TOGG’un ve SİHA’ların kaportasını, kasasını ve bir kısım elektronik aksamını yaparak, ama hâlâ hepsinin motorlarını dışarıdan satın alarak… Tarımda ise buğdaydan mısıra, pirinçten tohuma yine dışarıdan… Yetmez üstelik Devlet destekli ve izinli DOMUZ eti ithalatı yaparak, pansuman tedbirler ve kaporta mucizelerle(!) toplumu aldatmış ve 1,5 trilyon dolar borçla geleceğimizi ipotek altına aldırmıştır.

İşte bu nedenle yazımıza: “Faiz ve Domuz Ekonomisinin İflası” başlığı atılmıştır. “Eh, ne yapalım, geçmişe nazaran, bu kadarına da şükür!..” yaklaşımı yanlıştır. Çünkü bir iktidarın ortaya koydukları değil; mevcut imkân ve fırsatlarla yapması gerektiği halde, ciddiyetle uğraşıp başaramadıkları, onun karnesini ve siyasi karakterini yansıtmaktadır.

AKP iktidarının domuz etini meşrulaştırma çabaları

7 Temmuz 2006 tarihli Resmî Gazete, 26221 sayılı Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı’nın hazırladığı Türk Gıda Kodeksi - Çiğ Kırmızı Et ve hazırlanmış Kırmızı Et Karışımları Tebliği’ne göre (Tebliğ No: 2006/31) domuz etinin kasaplık hayvan statüsüne sokulması sağlanmıştır.

Madde 4:

a) Kasaplık hayvan: Büyükbaş, küçükbaş hayvanlar ve diğer kasaplık hayvanları,

b) Büyükbaş hayvan: Sığır, manda ve deveyi,

c) Küçükbaş hayvan: Koyun ve keçiyi,

ç) Diğer kasaplık hayvanlar: Domuz, yaban domuzu, at ve tavşanı,

3 Ağustos 2007 tarihli Resmi Gazete’nin 26602 sayılı Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı - Türk Gıda Kodeksi’nin tebliğinde (2007/35’te) kasaplık hayvanlar tanımlanırken “Büyükbaş hayvan: Sığır, manda, deve; küçükbaş hayvan: Koyun, keçi; diğer kasaplık hayvanlar: Domuz, yabandomuzu, at ve tavşan” şeklinde tekrar teyit edilmiştir. Yani bir önceki tebliğde bir değişiklik yapılmamıştır. Bu son tebliğ halihazırda uygulanmaktadır.[1]

31 Aralık 2020 tarihinde 3350 sayılı Cumhurbaşkanlığı kararı ile yürürlüğe konulan kararın (I), (II) ve (IV) sayılı listesinde yer alan önemli bölümü tarım ürünlerinden oluşan toplam 733 ürünün Gümrük Vergisi’nde indirime gidilmiştir. Gümrük Vergisi’ndeki indirim oranı 0,3 puan ile 23,1 puan arasında değişen, en büyük indirim de 1602.49 ile başlayan domuz eti grubudur. 1602.49 ile başlayan ve Gümrük Tarife Cetvelinde “Domuzun diğer parçalarından ayrılmış madde ve konserveler” başlıklı ürün grubunun, 12 ülkede ithalatına alınan vergi yüzde 121,5’ten yüzde 98,4’e indirilmiştir.[2]

Domuz etinin kasaplık et statüsüne sokulması, büyük ve küçükbaş hayvanlarla aynı ortamda depolanması, aynı aletlerle kesilmesi ve aynı ortamda satışa sunulması anlamını taşımaktadır. Domuz etinin ithalatında Gümrük Vergisi’nin düşürülmesi de bu etin daha ucuz ve cazip hale gelmesinin önünü açmıştır.

Çiftçi, Devletten 1,2 Trilyon Lira Alacaklıydı!..

“Son ırmak kuruduğunda, son ağaç yok olduğunda, son balık öldüğünde beyaz adam paranın yenmeyen bir şey olduğunu anlayacaktır.” şeklinde bir Kızılderili Atasözü vardır. Yaptığımız hesaplamalara göre sadece 2006-2021 dönemi için tarım kesimi Devletten 1,2 trilyon lira alacaklıdır. Bu rakama nasıl mı ulaştık? Cevapları aşağıdadır:

Enerji, Finans Krizine Bir de Gıda Krizi Ekleniyordu.

Günümüzde 3F krizlerinden bahsedilmektedir. Bunlar, Food, Fuel ve Finance (Gıda, Petrol ve Finans) olarak isimlendirilmektedir. Petrol ve finans krizlerine açık olan ve zafiyetleri bulunan Türkiye şu anda gıda krizine de kapı aralamıştır. Gıda arz güvenliği, ülkenin gıda ihtiyacının yeterli ve devamlı surette sağlanmasını içermektedir. Dünya nüfus artışı, küresel ısınma, tarım alanlarının azalması, kuraklık, sel ve benzeri felaketler nedeniyle tarımsal ürün rekoltelerindeki düşüşler önümüzdeki dönemde gıda arz güvenliğini her zamankinden daha önemli hale getirmektedir. Pek çok ülke, gıda arz güvenliği ve bu kapsamda tarımın korunması, sürdürülebilirliği için ciddi stratejiler geliştirmekte, eylem planları ortaya koymaktadır. Türkiye ise, gıda arz güvenliği ve bu kapsamda tarımsal üretimin sürdürülebilirliği konusunda ileri ve yeni adımlar atmak yerine, sürekli hatalı politika ve uygulamalara imza atmaktadır. Paranız olsa bile gıda ürünlerinin temin edilemeyeceği ciddi gıda arz krizi kapıda durmaktadır.

Türkiye’de Nüfus Artıyor, Ama Ekilen Alan Azalıyordu...

Türkiye nüfusuna her yıl birkaç milyon kişi eklenmektedir. Ayrıca bu nüfus içinde gözükmeyen milyonlarca mülteci söz konusudur. Artan bu nüfus karşısında ekilen tarım alanlarındaki düşüş bugün yaşanan pek çok temel gıda ürününde dışa bağımlılığı ve yanlış tarım politikalarının sonuçlarını ortaya koymaktadır. Evet, 2001 yılında 65,2 milyon olan Türkiye nüfusu 2021 yılı sonunda 84,1 milyona yükselmiştir. Siz de buna en iyimser tahminle 3-4 milyon mülteciyi ekleyin, 87-88 milyonluk bir nüfus Türkiye’de yaşamaktadır. Bu veriler bize 2001 yılından bu yana Türkiye nüfusunun kabaca %35 civarında arttığını göstermektedir. %35’lik nüfus artışına karşılık ekilen alanların azalması, tarım alanlarının betonlaşması ve çiftçinin toprağına küsmesi sonucu Türkiye birçok temel gıda maddelerinde bile dışa bağımlı hale gelmeye başlamıştır.

Tarım Kanunu; Tarım Desteği Milli Gelirin Yüzde Birinden Az Olamaz Diyor, Ama İktidar Kanunun Emrettiği Tutarın Üçte Birini Veriyordu!

25.04.2006 tarih ve 26149 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 5488 sayılı Tarım Kanunu’nun “Tarımsal desteklerin finansmanı” başlıklı maddesi tarım desteği için bütçeden ayrılacak tarımsal destek miktarının, gayrisafi milli hasılanın yüzde birinden az olamayacağı amir hükmünü içeriyor. Maddeyi aşağıda aynen aktarıyorum:

“Tarımsal desteklemelerin finansmanı

MADDE 21 – Tarımsal destekleme programlarının finansmanı, bütçe kaynaklarından ve dış kaynaklardan sağlanır. Bütçeden ayrılacak kaynak, gayrisafi millî hasılanın yüzde birinden az olamaz.”

Peki, iktidar Tarım Kanunu’nun tarım destekleri milli gelirin %1’inden az olamaz hükmünü yıllardır nasıl uyguluyordu? Söze hacet yok, veriler konuşuyordu... Artan maliyetlere rağmen çiftçiye sağlanması gereken desteklerin, mevzuatta öngörülen milli gelirin %1’lik tutarının çok altında kalması çiftçinin tarlasını, ürününü ve ekmeğini her geçen gün azaltmaktadır. 2021 yılında Tarım Kanunu’nda verilmesi zorunlu olan tarımsal destek tutarının ancak üçte biri kadar destek sağlanmıştır.

Eksik Ödenen Tarımsal Destek Nedeniyle Çiftçi Devletten 1,2 Trilyon TL Alacaklı Bulunuyordu!

Tarım Kanunu, tarıma bütçeden yapılacak desteğin milli gelirin %1’inden az olamayacağını emrediyor. Buna karşılık iktidar; Tarım Kanunu’nun yürürlüğe girdiği 2006 yılından bu yana, hiçbir yılda çiftçiye kanunla verilmesi zorunlu kılınan tutarda desteği vermedi. İşin kötüsü, tarım ve hayvancılık alanında artan dışa bağımlılık ortamında tarımsal desteklerin GSYH’ya oranı artmak bir yana her geçen yıl daha da düşürüldü. Maalesef Erdoğan iktidarında çiftçi her yıl, alması gerekenin çok altında tarımsal destek almıştır. 2006-2021 döneminde TL bazında eksik ödenen tarımsal destek tutarı 231,1 milyar TL’dir. Ancak bu dönemde TL’deki değer kaybı, çiftçiye eksik ödenen tarımsal destek miktarının gerçek tutarını hesaplamaya mani oluyor. Bu nedenle her bir yıl için çiftçiye ödenmeyen tarımsal destek tutarlarının ABD Doları karşılığı hesaplandığında; ortaya çıkan tabloda çiftçinin eksik ödenen tarımsal destek nedeniyle gerçek alacak tutarı görülecektir.

2006-2021 döneminde çiftçiye eksik ödenen tarımsal destek tutarı dolar bazında 68,4 milyar dolara ulaşmaktadır. Bu rakamı 17,50 TL/USD kuru ile çarptığınızda karşınıza çıkan tutar 1 trilyon 197,6 milyar olmaktadır. Biz düz hesap 1,2 trilyon diyelim. Yukarıdaki veriler aslında pek çok sorunu net bir şekilde ortaya koymaktadır.

Faize, Kur Korumalı Mevduata, Garantileri Vardı, Ama Tarıma Neden Yoktu?

AKP’li mevcut ekonomi yönetiminin sorunlara ve çözümlere bakış açısı biraz farklıydı. Gıda arz güvenliğinin söz konusu olduğu, gıda enflasyonunun genel enflasyonun üzerinde olduğu bir ortamda desteklenmesi gereken tarım yeterince desteklenmez iken, sermaye sahibi olanlara yönelik destekler son gaz hayata geçiriliyordu. Mevduatlar, kazançlar korunuyor, elde edilen gelirden de vergi alınmıyor, ama çiftçi unutuluyordu. Yılın ilk altı ayında faiz gideri olarak bütçede yer alan ödeme tutarı 134,7 milyar lira olarak gözüküyordu. Yıl sonu tahmini ise 329,8 milyar lira olarak yer almıştır. İlk altı aydaki faiz ödemesine bir de Devlet borçları genel gideri kaleminde yer alan 6,2 milyar lira ile kur korumalı mevduat için ilk altı ayda yapılan 37,2 milyar lirayı eklememiz gerekiyordu. Böylece ilk altı ayda, doğrudan veya dolaylı isimlerle bütçenin faiz yükünün 178,1 milyar liraya ulaştığı anlaşılıyordu.

Peki tarıma yapılan destek miktarı ne kadardı? 2022 yılının ilk altı ayında tarımsal destekler toplamı 21,4 milyar liraydı. İşin acı tarafı ise Haziran ayında destek miktarı aylık bazda neredeyse dibe vurmuş durumdadır. Haziran ayında tüm tarımsal desteklerin toplamı 1,47 milyar lira civarındadır. Oysa aynı dönemde faize 12,8 milyar lira, kur korumalı mevduata 16,2 milyar lira aktarılmıştır. Ayrıca 102 milyon lira da devlet borçlanma genel gideri yapılmıştır. Ne diyelim, vergileme de bütçe harcamalarındaki tercihler de iktidarın niyetini ve zihniyetini yansıtmaktadır. Ama sonuçlarına dar gelirli vatandaş, alın teri ile evine ekmek götürmeye çalışan çiftçi ve bordro mahkûmları katlanmak zorundadır.

 AKP iktidarınca Çiftçiye Hakkı Verilmezken, İşte Vergi Borcu Silinen Yandaş Firmaların ve Rantiyeci Sömürü Kurumlarının Bazıları:

 Adsız2

Pandemi salgını ve Ukrayna Savaşı gibi nedenlerle, bütün Dünyada ortalama enflasyon %10 kadar olurken, Türkiye’de %100’e ulaşmıştı:

Son bir yılda:

Şekere: %555 zam, Doğalgaza: %300 zam, Elektriğe: %260 zam, Motorine: %312 zam, Benzine: %302 zam, Ulaşıma: %234 zam, Ekmeğe, una: %226 zam, Ayçiçek yağı: %210 zam, Ete, süte: %205 zam, Mutfak tüpü: %200 zam, Otogaza: %183 zam yapılmıştı. Böylece Fiili enflasyon: %98,62’ye çıkmıştı.

AKP Sayesinde 100 Dolarlık Borcun Yüzde 43’ü FAİZE Yatırılmaktaydı!

“IMF’den küresel resesyon uyarısı: Son 50 yılın en kötüsü” başlıklı ve 27.07.2022 tarihli bir haber yayımlanmıştı. Haberin özü şöyle: IMF, küresel ekonomiye dair öngörülerini paylaştığı “Dünya Ekonomik Görünümü” raporunu yayımlamıştı. Raporda Rusya-Ukrayna Savaşı ve enflasyon nedeniyle dünyanın son 50 yılın en kötü ekonomik resesyonunun eşiğine gelebileceği uyarısı yapılmıştı. Öte yandan raporda, Türkiye ekonomisine ilişkin büyüme tahminleri de bu yıl için yüzde 4, gelecek yıl için yüzde 3,5 olarak saptanmıştı.[3]

“ABD Merkez Bankası (FED), politika faizini 75 baz puan artışla yüzde 2,25-2,50 aralığına yükseltti.” konusu ile ilgili aynı gün ve aynı tarihli bir haber yer almıştı. FED’den yapılan açıklamada, faiz oranının artırılması kararının oy birliğiyle alındığı aktarılmıştı. Genel olarak “Adil Düzen” ve özel olarak da “Faizsiz Adil Ekonomik Düzen” ile yönetilmeyen ülkemiz yani Türkiye’deki duruma sadece FAİZ ödemeleri açısından bakalım…

Politika faizi yüzde 14’tü, ama her 100 dolarlık borcun yüzde 43’ü faize aktarılmaktaydı!

Evet, hükümet ile muhalefet arasında ‘faiz yanlısı, faiz karşıtı’ tartışmaları sürerken, Türkiye’nin önümüzdeki 12 ayda ödeyeceği borcun ne kadarının faize gideceği ortaya çıkmıştı. İP Ekonomi Politikaları Başkan Yardımcısı Kadıoğlu, sosyal medya hesabı Twitter’dan yaptığı grafikli paylaşımında şu ifadeleri kullanmıştı: “‘Faize karşıyız’ diyen hükümetin önümüzdeki 12 ay içinde ödeyeceği her 100 dolar borcun ne kadarı faize gidecek? Önümüzdeki 12 aylık süreçte ödenecek 13,2 milyar dolarlık borcun 5,7 milyar doları faize gidecek. Bir başka ifade ile ödeyeceğimiz borcun yüzde 43’ü faiz ödemesi olacak.”

Kısaca: Mevcut iktidarın da tâbi ve teslim olduğu Küresel Sömürü Sermayesi, Siyonist zulüm çarkını kurmuşlardı. FED ise bu Siyonist sermayenin Merkez Bankasıydı. Dünyadaki bütün bu ekonomik, siyasi ve ahlâki sorunları üreten de aynı Siyonist odaklardı. Aslında bütünüyle Amerika ve Avrupa bile bu Siyonist sömürü çarkının kıskacındaydı. Bu nedenle ABD’de enflasyon 2022 Haziran’ında %9’u aşarak son 50 yılın zirvesine çıkmıştı. Şimdi İYİ Partililere sormak lazımdı: Siz Erdoğan iktidarının faiz ve domuz ekonomisine karşı çıkarken, gerçekten iktidarınızda faizsiz Adil Düzeni uygulayacak mısınız?

Özetle;

Bu zilli AKP-MHP ittifakından kurtulup bir Milli Mutabakat iktidarına acilen ihtiyaç vardır. Vatan, Vicdan ve (Tarihe-Millete) vefa duygusu taşıyanların asgari müşterekler ve ortak hedefler etrafında birleşmesi artık bir zorunluluk halini almıştır.

Çünkü Türkiye’miz; gafillerce “işbilir” sanılan bu işbirlikçi iktidarın, şahsi çıkarları ve siyasi makamları uğruna, bir uçurumun kenarına getirilmiş durumdadır.

• İşte Pandemi salgını ve Ukrayna Savaşı nedeniyle dünya genelinde enflasyon %10 iken, bizde %100’leri aşmıştır. İşçi, emekli, memur, köylü geçim sıkıntısından bunalmış, intiharlar artmıştır.

• İşsizlik ve çaresizlik toplumun önemli kesimini canından bıktırmıştır.

• Ziraat ve hayvancılık yapan çiftçi sahipsiz bırakılmış, tarım tıkanmıştır. Erdoğan iktidarının geçen aylar, yandaş ve rantiyeci firmalardan sildiği vergi borcu, Konya, Çukurova ve Trakya çiftçisinin mazot, gübre ve yem parasından fazladır.

• Ailevi ve ahlâki dejenerasyonla, yuvalar yıkılmaya, kadın cinayetleri artmaya, kısaca toplum çıldırmaya başlamıştır.

• Soygun, vurgun, yolsuzluk, kanunsuzluk, uygunsuzluk bütün devlet kurumlarını kuşatmış, hatta KPSS imtihan sorularını bile çalıp satmışlardır.

• Hiç olmadığı kadar büyük bir DİN tahribatı yoğunlaşmış, Ateizm, Deizm gibi sapkınlıklar çoğalmıştır.

İşte bu nedenle, ya bir Milli Mutabakat iktidarı sağlanacak, ya da ülke çok tehlikeli bir kaos ve kargaşanın kucağına atılacaktır.

Merkez Bankası'nın Londra'ya gönderdiği altınlar ortaya çıkmıştı. Zaten İngilizler de bütün gizli gelişmeleri yazmıştı!

Ünlü ekonomi bloğu Zero Hedge, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'nın ekonomik krize çözüm olarak rezerv altınları Londra'ya gönderdiğini yazmıştı. Bunun üzerine Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın eski doktoru ve eski AKP Milletvekili Turhan Çömez, Nurettin Nebati'ye "Neler oluyor?" diye sormuşlardı.

Ünlü ekonomi bloğu yazarı Zero Hedge: Türkiye ekonomisinin çöktüğü ve Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'nın çözüm olarak rezerv altınları Londra'ya gönderdiğini açıklamıştı.

Merkez Bankası'nın 2020'de, Türkiye'den dünyanın en likit altın piyasalarından biri olan Londra'ya altın göndermeye başladığı söylenen haberde, 2021 sonunda TCMB'nin İngiltere Merkez Bankası'nda (BOE) 78 ton altın tuttuğu vurgulanmıştı. Haberin devamında şu ifadeler kullanılmıştı: "Türkiye muhtemelen, acil bir satış için Londra'da altın tutmak zorunda kalmıştır. Altının, lirayı savunmak veya uluslararası ödemeler yapmak için FX ile takas edilmesi daha olasıdır. Türkiye ekonomisi zor durumdadır. Tüketici fiyat enflasyonu %80'de ve Türk Lirası 14 yıldan kısa bir sürede ABD doları karşısında %90 değer kaybetmiş durumdadır. Döviz krizi Türkiye'nin döviz rezervlerini yiyip tüketmeye başlamıştır."[4]

Merkez Bankası'nın son 7 ayda arka kapıdan dağıttığı dolar miktarı ortaya çıkmıştı. Türkiye'nin parasını babalarının parası gibi dağıtmışlardı.

Bloomberg Ekonomisti Selva Baziki, TCMB’nin Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati’nin göreve geldiği yaklaşık 7 ayda dövizdeki artışın önüne geçmek için 66 milyar dolarlık rezerv sattığını tahmin ettiklerini açıklamıştı. Bloomberg Türkiye ve İsveç Ekonomisti Selva Baziki, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati’nin göreve geldiği 2021 Aralık ayından 22 Temmuz tarihine kadar Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın dövizdeki artışın önüne geçerek Türk Lirası’nı desteklemek için 66 milyar dolarlık rezerv sattığını vurgulamıştı.

Sabancı Üniversitesi Finans Kürsü Başkanı Prof. Dr. Özgür Demirtaş ise bu paylaşıma yaptığı yorumda, “Yazık ki ne yazık. Türkiye’nin bu yıl her ay 10 milyar dolar sattığı konuşulmaktadır. Bu yıl toplam 66 milyar dolar satılmıştır. Bu tip mega kararlar için Türkiye’deki herkesin onayı alınmalıydı! Çok yazık. Bu para Türkiye’nin şimdi gizlice IMF’den alacağı paranın bile kat kat fazlasıdır” yorumunu yapmıştı.

Bütün bu talan ve tahribatlar sonunda, iflas etmiş tüccar gibi bu sefer vatan toprakları ve askeri alanlar imara açılıp yandaşlara peşkeş çekilmeye başlanmıştı. Evet, İstanbul’daki bir askeri alan boşaltılarak Bilal Erdoğan’ın Mütevelli Heyet Başkanı olduğu üniversiteye aktarılmıştı.

Parsel Parsel Vatan Toprakları: Askeri Alanların Talanı!

Askeri alanlar ranta açılmaktaydı. Son olarak İstanbul’un Sancaktepe İlçesi Sarıgazi Mahallesi’ndeki 4 bin 285 metrekarelik askeri alan, ‘ticaret alanı’na çevrilmiş durumdaydı.

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, 4 bin 285 metrekarelik askeri alana ilişkin uygulama imar planı değişikliğine gitti. Plan açıklama raporunda yer alan bilgilere göre, Milli Savunma Bakanlığı ile Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı arasında 9 Mart 2020 tarihinde protokol imzalanmıştı. Protokolle birlikte, Sarıgazi Mahallesi’ndeki 4 bin 285 metrekarelik taşınmaz, Bakanlık oluru ile ‘rezerv yapı alanı’ olarak saptanmıştı. Ardından da alanın mülkiyeti Altyapı ve Kentsel Dönüşüm Müdürlüğü’ne aktarılmıştı. İmar planı değişikliğinde, “Taşınmazın komşu ve civar parsellerinin imar durumları, fiziki durumları, bulunduğu kentin ihtiyaçları, ulusal ve bölgesel ekonomik şartlar gözetilerek planlama çalışması yapılması amaçlanmıştır” denilerek, bu arsalar ‘ticaret alanı’ halini almıştı.

Ve Yine Kartal’daki Askeri Alanı İmara Açmışlardı!

Ayrıca; Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, İstanbul Kartal’da Soğanlık Metrosu’na 500 metre uzaklıktaki askeri alanı ‘ticaret ve konut’ alanı ilan edip, imara açmıştı. 2 bin 701 metrekarelik alana zemin artı 5 kattan oluşan 13 konut yapılacaktı. Soğanlık Metrosu’na 500 metre uzaklıkta bulunan, Hazine mülkiyetindeki alan, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’yla Milli Savunma Bakanlığı arasındaki protokolle Bakanlıktan alınmıştı. Milli Savunma Bakanlığı’nın ihtiyacı bulunmadığından alanın protokole konu edildiği açıklanmıştı. Ardından da bölge dönüşüm uygulamalarında değerlendirilmek için ‘rezerv yapı alanı’ olarak hazırlanmıştı. Alanın tahsisi de Milli Savunma Bakanlığı’ndan Altyapı ve Kentsel Dönüşüm Genel Müdürlüğü’ne geçmiş bulunmaktaydı.

Askeri Havalimanı Yağmaya Açılmıştı!

Samandıra Askeri Havalimanı 3 milyon 350 bin metrekarelik bir arazi üzerinde yer almaktaydı.

İstanbul’da bulunan tek askeri havalimanı olan Sancaktepe’deki 4’üncü Kara Havacılık Alay Komutanlığı’na bağlı Şehit Binbaşı Bülent Bulut Kışlası da yağmaya açılmıştı. Askeri havalimanı arazisinin bir bölümünün AKP’li Sancaktepe Belediyesi’ne tahsis edildiği açıklanırken arazinin geri kalan kısmına ne yapılacağı ise bir sır gibi saklanmıştı. Sancaktepe Belediyesi’nin faaliyet raporunda yer alan bilgilere göre, büyüklüğünün yaklaşık 3 milyon 350 bin metrekare olduğu belirtilen askeri havalimanı arazisinin 275 bin metrekarelik bölümüne millet bahçesi yapılacak. Belediyenin raporunda, “275 bin metrekarelik millet bahçesi olarak düzenlenmesi uygun görülmüş olup belediyemiz adına tahsis işlemleri tamamlanmıştır” ifadelerine yer verilse de askeri havalimanı arazisinin geri kalan kısmına ne yapılacağı ise açıklanmamıştı.

Askeri Arazi Talanından Bilal Erdoğan'ın Üniversitesi Çıkmıştı!

Bakanlık, Esenler’deki Topkule ve Baştabya Kışlaları için yeni imar planı hazırlamıştı. Planlarda “Esenler Akıllı Şehir Odaklı İhtisas Teknoloji Geliştirme Bölgesi” olarak belirlenen askeri arazi boşaltıldıktan sonra yapılaşmaya açılacaktı. Söz konusu bölgeyi inşa etmek ve işletmek için kurulan şirkette ise Bilal Erdoğan’ın üniversitesi olan İbn Haldun Üniversitesi’nin yer alması dikkatlerden kaçmamıştı. İmar planlarında araziye inşa edilecek yapıların 45 metre yüksekliğinde olabileceği belirtilirken askeri alana Akıllı Şehir Odaklı İhtisas Teknoloji Geliştirme Bölgesi inşa edilmesi ve işletilmesi için de 25 Mart’ta Esenler Akıllı Şehir Teknopark Anonim Şirketini kurmuşlardı. Ancak bu şirketin ortakları ve yöneticileri arasında Bilal Erdoğan da vardı.

 


[1] https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2007/08/20070803-6.htm

[2] https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2020/12/20201231M3-1.pdf

[3] https://www.karar.com/ekonomi-haberleri/imfden-kuresel-resesyon-uyarisi-son-50-yilin-en-kotusu-1677205

[4] (6 Ağustos 2022 – https://www.yenicaggazetesi.com.tr/ingilizler--butun-gizli-gelismeleri-yazdi-)

Makale Paylaşım Sayısı: 36

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

SON YORUMLAR