ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün717
mod_vvisit_counterDün1743
mod_vvisit_counterBu Hafta10006
mod_vvisit_counterGeçen hafta19338
mod_vvisit_counterBu Ay66560
mod_vvisit_counterGeçen Ay57114
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar19007297

IP'niz: 44.201.94.72
Bugün: 30 Haz 2022

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 13038335

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

mesajmetod150x
istsoz 150x
AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X

ADIL DUZEN 150x

erbakan devrimi 15b 160
bizim ataturk 17b 160
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam
Reklam

SN. TAYYİP ERDOĞAN NİYE SIKINTILI?

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 4
ZayıfMükemmel 

Milli Görüşteki karanlık güçlerin temsilcileri olan Oğuzhan Asiltürk ve Şevket Kazan ekibinin partide reklâmını yaparak üst makamlara ve İstanbul Belediye Başkanlığına taşıyıp Erbakan’a karşı şımarttıkları; ardından kendileri Hoca’ya bağlılık rolüyle, bu sefer sürekli dışlayıp kışkırtarak Milli Görüşten kopmalarını kolaylaştırdıkları Recep Tayyip Erdoğan, davasına ve camiasına hıyanetinin karşılığı olarak, madalya aldığı Siyonist mahfillerce iktidara taşınmıştır. Ancak kendisine aynı odaklarca ruhsat ve fırsat verilerek ve İslamcı rolüyle toplumdaki tahribatını daha kolay yürütmesi gözetilerek müsaade edilen; “Davos horozlanması ve İsrail’e kafa tutması” gibi kof kabadayılıklarının bile, şimdi hesabının sorulacağını ve pabucunun dama atılacağını sezmiş olmanın telaşı içinde hırçınlaşmıştır.

Bu tavırları bize şu fıkrayı hatırlatmıştır:

Kasabanın bilge ihtiyarı düğün hazırlığı yapan gence şu öğütleri anlatır. “Alacağın gelin, biraz şımarık yerin kızıdır. Daha ilk geceden kendi sertliğini ve mertliğini göstermezsen, sonunda seni hiç takmayacaktır. Bu nedenle, kapı aralığından odaya bırakılacak bir kediyi “Bre hayvan niye huzurumuzu bozuyorsun!” diyerek bacaklarından tutup öfkeyle pencereden dışarı fırlat ki, senin titizliğini ve cesaretini anlayıp ona göre davransın”

Ancak ilk gecenin heyecanıyla, genç damat bu tavsiyeyi hiç hatırlamamıştır. Bir müddet sonra gelin hanım huysuzlaşmaya ve kocasını horlamaya başlamıştır. Bunun üzerine bilge ihtiyarın tavsiyesini hatırlayan damat, hemen odaya giren bir kediyi hışımla yakalayıp dışarı fırlatınca, gelin hanım:

“Beyim, boşuna hava atma, bu yaptığın ilk gece lazımdı.. Artık senin dişlerini saymış, karakterini anlamış bulunmaktayım!..”

“Ya Netenyahu hükümeti gidecek ya da AKP!” Hayır, bu söz bana ait değil, AKP’nin çok önemli bir isminin ifadesidir ve bunu 32. Gün Programında aktaran da AKP’nin değer verdiği bir isim olan Prof. Doğu Ergil’dir.

Recep Bey’in öyle bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olanlardan sayılmadığı ve duygularla değil çıkarları ve bilgi kaynakları doğrultusunda davrandığı, Siyonistlerden aldığı madalyalarla sabittir.

Dün Yahudilerden madalyalar alan biri bugün onlara cihat ilan ediyorsa, belli ki Erdoğan’ın hepimizin bildiklerinin dışında özel bilgileri ve tedirginlikleri var demektir.

Cüneyt Zapsu’yu Washingtonlara gönderip Musevi Lobilerine  “Başbakanımızı deliğe süpürmeyin, kullanın” dedirten ya da öyle demesine ses etmeyen biri, bugün İsrail’e ve Yahudilere kin kusma noktasında ise, bunun açıklaması, olsa olsa “kaleminin kırılması kararına isyan” alametidir.

Evet, Tayyip Erdoğan’ın verdiği son eksen kayması ve Yahudi düşmanlığı fotoğrafı, denize düşenin yılana sarılması gibi bir şeydir!

Acaba, “küresel devlet tarafından üstünün çizildiğini herkesten iyi gören Erdoğan, son bir hamle ile karşı tarafa maliyet hatırlatmaları yaparak kendini kurtarmanın arayışında(mı)dır? (Yoksa, İsrail’e daha büyük yararlar sağlamak için, toplumun ve tabanın havasını almak telaşında mıdır?)

Çünkü Türkiye bugün bir kasetle yılların karizmatik genel başkanını (Baykal’ı) gömebilen bir ülke konumundadır ve dolayısıyla benzer şeylerin Sn. R. T. Erdoğan’a yapılmayacağının garantisi yoktur.

Hoşumuza gitsin gitmesin, Türkiye,  Irak’taki PKK üslerini bile ABD ve Heron olayı ile İsrail sayesinde vurmaktadır. Dolayısıyla böyle teknolojiye sahip ülkelerin Ortadoğu’nun merkezi sayılan Türkiye ve yönetenleri ile alakalı olarak uydular vasıtası ile özel arşivler tutmadıklarını düşünmek yanlıştır.

MOSSAD gibi, “bölge liderlerinin sağlığı hakkında bilgi sahibi olmak için, kaka avcılığını bile yapan bir yapının” siyasal İslâm referanslı Türkiye Başbakanı Erdoğan’ı takibe almaması ve arşiv stoku yapmaması ihtimal dışıdır.[1]

Evet, Dünya Yahudi Konseyi tarafından, Musevi olmadığı halde madalya verilen tek adam o!

Suriye sınırında mayınlı araziyi Yahudi’ye peşkeş için Meclis’te yırtınan o, -ki hatırlayın o yasayı CHP Anayasa Mahkemesinde iptal ettirdi.-

AKP’yi kurarken ADL Başkanı Abraham Foksman’dan icazet alan o!

Cüneyt Zapsu’nun ABD’ye gittiğinde Yahudi Lobilerine yalvarırcasına “Aman onu deliğe süpürmeyin, kullanın” demesi karşısında sesini çıkaramayan o!

İsrail’i devreye koyup Bush’dan randevu alan o!

Ve şimdi, Kılıçdaroğlu’nu İsrail’ci diye suçlayan da o!

Oysa ikisi de aynı odakların tiyatrosunda oyuncuydu!

Peki, bu durumda hangi Erdoğan’a inanacağız?

Hatırlayınız, 28 Şubat krizini tetikleyerek AKP’nin iktidara gelmesinde belirleyici unsur olan odaklar, verdikleri ‘geçici’ icazete rağmen, geçmişteki birtakım ‘İslamcı’ söylemleri ve çıkarıp attığı Milli Görüş gömleği yüzünden Tayyip Erdoğan’a bir türlü güvenemiyorlardı. Bu güven sorununu aşmak için seçimlerin hemen ardından, Cüneyd Zapsu’nun öncülük ettiği bir TÜSİAD heyeti, ABD’ye çıkarma yapmıştı.

Heyet, Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Konseyi üyesi Dan Freid, CIA üst düzey yöneticisi Marc Grossman ve Karanlıklar Prensi olarak bilinen Richard Perle ile yemekte buluşmuşlardı. ABD yönetiminin üst düzey yöneticileri TÜSİAD üyelerine ve onların üzerinden AKP ileri gelenlerine şu mesajı gönderiyorlardı:

“Umarız AKP, Refah Partisi’nin yapmış olduğu hataları tekrarlamaz ve Erbakan’ın başına gelenleri unutmaz!”

Aynı tarihlerde ABD’de bulunan Tayyip Erdoğan, 10 Aralık 2002’de dönemin ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell ile görüştükten sonra Monarch Oteli’nde Musevi örgütlerinin temsilcilerine tanıtılmıştı.

Erdoğan, görüşmede kendisini şöyle aklamaya çalışmıştı:

“İslamcı olduğumuz yolundaki söylemler doğru değildir, bunlara katılmıyoruz. Devlet işleri ile devletlerarası ilişkilerde ancak laiklik temeli üzerinden bir araya gelinebileceğine inanıyoruz. Şu andaki Türk-İsrail ilişkilerini yeterli bulmuyorum. Biz bu ilişkilerin çok daha ileri gitmesini istiyoruz. Bizim iktidarımız döneminde çok daha ileri gittiğini göreceksiniz, bunun garantisini veriyorum.”

Ve ekliyordu:

“Biz şahsen Yahudilerden çok şey öğrendik, beni İstanbul’daki dostlarınızdan sorabilirsiniz.”

Cenab-ı Allah (c.c.), Kur’an-ı Kerim’in Maide süresinin 51’nci ayetinde şöyle buyuruyor:

“Ey inananlar! Yahudi ve Hıristiyanları dost edinmeyin. Onlar birbirlerinin dostlarıdırlar. Sizden kim onları dost edinirse kuşkusuz o da onlardandır.”

İktidar koltuğuna oturabilmek için Allah’ın ayetlerini hiçe sayan Tayyip Erdoğan, kapalı kapılar arkasında verdiği taahhütlerden dolayı Amerika’daki Yahudi lobileri AJC ve ADL tarafından ‘cesaret’ ve ‘ebedi dost’ madalyaları ile ödüllendirilen insandı!

Kendisine umut bağlayan kitleleri sürekli bir şekilde ‘narkoz’ vererek uyutan Erdoğan da, bugüne kadar ‘ABD/AB/İsrail’ ekseninde ortaya koyduğu icraatlar ile aldığı ödüllerin bedelini ‘fazlası’ ile ödeyip Siyonistlerin gözüne girmeye çabalamıştı. Peki, halen omuzlarında parıldamakta olan ‘siyon yıldızlı’ madalyalara rağmen, Erdoğan’dan İsrail’e karşı ‘ciddi’ bir hareket bekleyenler, Allah’ın ayetinin ‘ne anlama’ geldiğini bilmiyorlar mıydı?[2]

AKP, CFR Partisi mi? 

Türkiye’de halkı kandırmak için basit ama etkili yöntemler uygulanıyordu. Mesela, 57’nci Hükümet döneminde, egemenliği AB’ye teslim etme programına  “Ulusal Program” adı veriliyordu. AKP hükümeti de Türkiye’yi ayrıştırmaya başlayan  “açılım”a hâlâ “Milli birlik ve kardeşlik projesi” diyebiliyordu. Ve ısrarla “Bu proje, bu süreç AK Parti’nin değildir. Bu proje, bu süreç devletindir” vurgusu yapılıyordu.

Peki, Devlet kim oluyordu? Projenin uygulayıcısı olan MİT Müsteşarı Emre Taner mi? Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ mu? Emniyet Genel Müdürü Oğuz Kağan Köksal mı?

Birileri “devlet kişiler değildir” diyebilirdi, ama sonuçta kişiler tarafından temsil ediliyordu. Yoksa devlet, bu üç kurum mu? İyi ama bu üç kurum ve başındaki kişiler Hükümetin emrinde çalışıyordu! Veya devlet, Cumhurbaşkanı mı sayılıyordu?

Kaldı ki, bir projenin sahibinin devlet olması bile, o projeyi aklamazdı. Çünkü Türkiye Cumhuriyeti Devleti, NATO’ya girişten itibaren güvenlikle ilgili projelerini, doğrudan ABD’den almaktaydı. İşte sürekli gündeme gelen Gladio, NATO’nun bir uzantısıydı. Demek ki bir proje devletin ise arkasında ABD olup olmadığına mutlaka bakmak lazımdı.

Ayrıca AKP’nin kendisi bir CFR projesiydi ve Parti programı, 2001’in Temmuz ayında ABD’den yollanmıştı. Bunu 26 Ağustos 2001 tarihinde belgesiyle ispat edip yazmıştık. O günden beri Tayyip Erdoğan bu konuda hiçbir açıklama yapamamıştı.

O belgede Tayyip Erdoğan’a “Ankara, yerel yönetimlere otonomi sağlamak ve milli hükümetin fonksiyonlarını yerel düzeyde merkezi olmaktan çıkarmak zorundadır. Dünya, bütün hükümetlerden bunu isteyip durmaktadır. Bu memoranduma göstereceğiniz ilgiden dolayı takdirlerimizi sunarız...” deniliyordu.

İşte Erdoğan’ın “Milli birlik ve kardeşlik projesi” dediği proje, bunun bir parçasıydı. Erdoğan, küresel örgütlerin taleplerini Ak Parti Program ve tüzüğüne yerleştirmiş insandı:

- Kurucular Kurulu kitabının 8’inci sayfasında  “Partimiz merkeziyetçi devlet anlayışından vazgeçilmesini öngörür” deniliyordu.

- Programın 35’inci sayfasında, “Çağımız bir yönüyle küreselleşme çağı, diğer yönüyle yerelleşme ve yerel yönetimlerin devlet sistemleri içindeki ağırlıklarının arttığı bir çağdır” ifadeleri yer alıyordu.

Bu nedenle, AKP’nin kendisi bir CFR partisi mi, yoksa Türkiye partisi mi olduğu tartışmaya açıktı![3] diyenler elbette haklıydı.

(Eski) Milliyet, bu konuda herhangi bir yanlış anlamaya yer vermemek üzere Washington muhabiri Yasemin Çongar'ın elindeki teyp kaydından Cüneyt Zapsu'nun bu konudaki sözlerinin İngilizce orijinali ile Türkçe çevirisini okurlarının dikkatine sunuyordu:

İngilizce teyp kaydı:

This man is an honest man. And he has his own beliefs and he is true to his beliefs. Please try to... I'd say "exploit" is a bad word, but kullanmak or use... (Zapsu burada Türkçe kullanmak sözcüğünü telaffuz ediyor ve İngilizce nasıl denir anlamında dinleyicilere bakıyor ve bir Türk dinleyicinin hatırlatması üzerine sözlerine devam ediyor) take advantage of this man. Because this person has so much credibility, because of his own beliefs in the Muslim world and he believes in the Western style democracy. I think instead of pushing him down, putting him to the drain, use... Here and in Europe you should take advantage of that. This is my offer...

Türkçe çevirisi

Bu adam dürüst bir adam. Kendi inançlarına sahip ve bu inançlarında samimi. Lütfen şunu yapmaya çalışın... "Sömürmek" kötü bir kelime, ama kullanmak (yerinde)... Bu adamdan yararlanın. Çünkü bu kişinin çok itibarı var, hem kendi inançları nedeniyle Müslüman dünyasında, hem de Batı tipi demokrasiye inanıyor. Bence onu devirmeye çalışmak, delikten aşağı süpürüp atmak yerine onu kullanın... Burada ve Avrupa'da bundan yararlanmalısınız. Teklifim budur.”[4]

AKP Hükümeti ve CHP muhalefeti, halkımızın değil Yahudi odakların gözüne girmeye çalışıyordu!

Arslan Bulut oldukça önemli ve tarihi tespitlerde bulunuyordu:

WikiLeaks belgelerinde, Hilmi Özkök ile Tayyip Erdoğan’ın, Genelkurmay’daki milliyetçi ve Avrasyacı ittifakına karşı Atlantikçi eksende kader birliği yaptıklarından söz ediliyordu ya, bugünlerde aynı doğrultuda bakınız kimler, nasıl çalışıyordu.

CHP heyeti ABD’de temaslar yaparken, işadamı Mustafa Koç, AKP-TÜSİAD, AKP-ABD ilişkilerini geliştirmesi ve  “one minute”  adlı tiyatro eserini sahnelemesiyle ünlü Cüneyt Zapsu ile birlikte Washington’da bulunuyordu.

Vatan gazetesinde çıkan habere göre Türk-Amerikan İş Konseyi Heyeti, bakan yardımcısı düzeyinde görevlilerle görüştükten sonra Dünya Yahudi Kongresi Amerika Bölümü’nün Başkanı Rabbi Marc Schneier, CSIS, CFR ve İsrail yanlısı lobi kuruluşu AIPAC yetkilileriyle de bir araya geliyordu.

Haluk Dinçer, Cüneyt Zapsu, Nuri Çolakoğlu ve Mustafa Koç’dan oluşan heyet, Henry Kissinger ile de buluşmuştu.

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ise Kaddafi’ye bağlı güçlerin sivillere saldırısını durdurmasını sağlamak ve ateşkes uygulanması için NATO’nun gücünü kullanması gerektiğini söylüyordu!

CHP Genel Başkan Yardımcısı Osman Korutürk ise parti heyeti olarak ABD’nin başkenti Washington’daki temaslarında,  “Görüşmelerimizde, Orta Doğu’daki halk hareketleri konusunda Türkiye’nin daha aktif ve lider rolü oynaması bekleniyormuş, ama o rolün tam oynandığı henüz görülmüyormuş kanaatini gözlemledik. Türkiye’nin bu olayların gerisinde kaldığı izlenimini edindik” diyordu.

Genel Başkan Yardımcıları Osman Korutürk, Gülsün Bilgehan, Umut Oran ve Faik Öztrak ile Genel Başkan Danışmanı Faruk Loğoğlu’dan oluşan CHP heyeti, ABD’nin üçüncü derecedeki devlet yetkilileri ve Cumhuriyetçilerin başkan adayı John McCain ile görüşüyordu. Heyet,  “karşı tarafın talebi üzerine” bazı Yahudi kuruluşlarının temsilcileriyle de bir araya geliyordu.

“Bazı Yahudi kuruluşları”ndan biri de, her halde “Rabbi”nin kuruluşu oluyordu!

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ise Turkish Policy Quarterly dergisine konuşuyor ve  “AKP, Türk halkını Amerika’ya karşı kışkırtıyor” diye şikâyet ediyordu. CHP lideri, Türkiye’ye yönelik tehdidin komşu ülkelerden beklenmesi gerektiğini iddia ederek, Suriye’yi hedef gösteriyordu.

Kılıçdaroğlu,  “Aslında AKP, Avro-Atlantik camiası üyeliğinde kendini ’evinde’ gibi görmemektedir. AKP kendini başka coğrafyalarda, örneğin Orta Doğu’da daha rahat hissetmektedir. Öte yandan bu coğrafyalarda izlediği politikalarla ve sürekli yaptığı Osmanlı referanslarıyla rahatsızlık vermektedir.

AKP, kapalı kapılar arkasında ABD makamlarıyla her konuda mutabık olur ve buna göre davranırken, kamuoyuna yönelik olarak en üst yetkililerinin ağzından ABD’nin politikalarını açıkça eleştirmektedir.

Türk-Amerikan ilişkileri yeniden, eşitlik, karşılıklı güven ve saygı ile birbirinin meşru çıkarlarını gözetmeye dayalı işlevsel bir konuma getirilmelidir” (diyerek ABD ve Yahudi Lobilerine: “AKP ve Erdoğan yerine, biraz da CHP’yi ve beni kullanın” demeye getiriyordu. M.Ç.)

Bu tablo açıkça şu anlama geliyordu:

CHP, Washington’da  “Rabbi” yi ikna etmeye çalışıyor, bu sebeple AKP’nin gerçekte Amerikan karşıtı olduğunu iddia ederek, “Biz sizin projelerinize daha iyi hizmet sunarız. Büyük Orta Doğu Projesi’nin eş başkanlığını da devralmaya hazırız. Komşularımız üzerinde siz ne emrederseniz biz gereğini hemen yaparız, yeter ki iktidara gelmemiz için bize yardım edin”  demiş oluyordu.

AKP de tehdidi algıladığından üzerine  “sifon”  çekilmesin diye  “Asıl Amerikancı biziz” i göstermek için Cüneyt Zapsu’nun önderliğinde Koç gibi mücadele ediyordu!

Demek ki iki lider de gerçek seçmen olarak Türk halkını değil  “Rabbi”yi yani Yahudi Lobilerini görüyordu!”[5]

Evet, bunların hükümeti de mühalefeti de liberelisti de sosyalisti de İslamcı Recebi de Gandi Kemali de; hiç biri millete ve milli dinamiklere dayanmıyor, ABD’ye ve Yahudi lobilerine güvenip yaslanıyordu. Bunların karşılıklı horozlanmaları ve bazen köprü altını utandıran küfürlü  atışmaları ise, artık iyice kabak tadı veriyordu.



[1] Bilgi için: S. Önkibar / Yeniçağ  / 12.06.2010

[2] 10.03.2011 / İsrafil Kumbasar

[3] Yeniçağ / 09.01.2010 / A. Bulut

[4] 12.04.2006 / Milliyet

[5] 30.03.2011 / Yeni Çağ


Bu yazarin diger makaleleri

Nefsin mertebeleri vardır Emmâre Nefis Bu nefse sahip olanlar, birazcık...
Devami
Kibir; nefsini beğenmek, başkalarından üstün görmek, Allah’ın imtihan için verdiği...
Devami
Biz hiçbir kişinin, hiçbir kesimin veya partinin karşıtı olarak ortaya...
Devami
  Ayhan Aktar, “Erbakan’ı özleyenler…” yazısıyla: 1- Hem, doğrularla yanlışları harmanlayıp gerçekleri...
Devami
  Yalan pek çok kötülüğün kılıfı ve nice zulmün kaynağı büyük...
Devami
CNN Türk’te 32.Gün programına çıkarılan ve Sabataist zihniyetli Mehmet Ali...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 2142

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR