Reklam
Reklam
Reklam

ALEVİ- SÜNNİ KARDEŞLİĞİ

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 3
ZayıfMükemmel 

 

Anadolu Alevi-Bektaşi Derneğinin Tertiplediği

10. Muharrem Gecesinde Ahmet Akgül Hocamızın Konuşması:

Samimi bir sevgi ve barış elçisi, İslam'a ve insanlığa hizmet dertlisi olan seyit Ali Çoban Dedenin şahsında tüm alevi ve Sünni kardeşlerimizin mübarek Muharrem etkinliklerini kutluyorum.

Manevî üstadım Palu'lu Hacı Haydar Efendi Hz.lerinden çok ibretli ve hikmetli bir hatıramı aktararak başlamak istiyorum.

Atatürk'ten hemen sonra, maalesef devrimlerin, milli ve manevi değerlerimizi dinamitleme şeklinde yozlaştırıldığı, dindar halkımızın potansiyel tehlike ve tehdit olarak algılandığı ve takibe alındığı...Velhasıl yağmur altında gülenle ağlayanın bir birine karıştığı bir hengamede Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Aleyhisselam rüyasına gelip kendisine:

 

"Kalk Haydar'ım... Evinde oturup sadece kendi nefsini kurtarmak zamanı değil... Bak, ümmetim sahipsiz, garip ve muzdarip... Onlara Hakkı tebliğ ve hayrı tavsiye etmek ve yüce İslam ahlakıyla manevi tedavi ve terbiye çarelerini göstermek üzere, artık sohbet ziyaretlerini başlat!.." Emrini verir...

Ancak, ortam çok gergindir. Böylesi dini hizmet ve seyahatler; bazı çevreleri tedirgin etmektedir ve durum oldukça tehlikelidir. Bu yüzden Rahmetullah Haydar Efendi, irşat ziyaretlerine cesaret edememiştir...

Hz. Peygamber Efendimiz, Hacı Haydar Efendiye aynı talimatını rüyasında ikinci sefer verir. Ama bu emri dinlemek, kelleyi koltuğa almayı gerektirir... Bu endişeyle manevi emir yine geciktirilir.

Ve nihayet Fahri Kainat Efendimiz, üçüncü sefer tekrar rüyasında teşrif edip şunları söyler:

"Ne de kıymetli başın varmış Haydarım.. Senin başın, acaba, sevgili torunum, göz nurum ve gönül huzurum, cennet gençleri arasındaki gururum Hz. Hüseyn'imin başından daha mı kıymetlidir?!..

Senin başın Yahudilerin katlettikleri Hz. Yahya Peygamberin, Cercis nebilerin başından daha mı değerlidir?

Dost uğrunda ve Hak yolunda feda edilmeyen başa, baş mı denir?.."

Bu nebevî ikaz ve işaretler üzerine, irşat gezilerine başlayan Palu'lu Haydar Efendi, Karakoçan'la Kığı arasında bir köy yakınından geçerken, etrafındaki yârenleri:

"Baba, bu köye girmeyelim, çünkü Alevi köyüdür, bizi terslemelerinden korkarız" derler... Hacı Haydar Efendi ise:

"Hayır, tam aksine bu kardeşlerimizi özellikle ziyaret edeceğiz. Ehli Beyti Resulüllahı yürekten seven ve Pirimiz Hz. Ali Efendimizin yolundan yürüyen, ama maalesef asırlar boyu ilimden ve ilgiden mahrum edilen bu kardeşlerimizden gidip özür dileyeceğiz" der ve köye girerler.

Köy halkı kendilerini çok candan bir misafirperverlikle karşılar ve koyunlar kesilip akşam yemeği hazırlığı başlar. O sırada köyün ileri gelenleri, Rahmetullah Haydar Efendiye şunları söyler:

"Yıllardır, nice alimler, mürşitler köyümüzün yanından geçip giderler ve Aleviyiz diye bize yüz göstermezler. Siz, bize kıymet ve rahmet edip köyümüze şeref verdiğiniz için müteşekkiriz ve ne buyurursan söyle, emrindeyiz. Ancak unutma ki, bizler Caferi'yiz!."

Bunun üzerine Haydar Efendi, siz İmamı Cefer'in, biz ise onun talebesi İmamı Ebu Hanife'nin mezhebindeyiz. Bu her ikisi de, Hz.Ali'nin, o da Hz. Muhammed'in, O da Kur'anı Kerimin talebesi ve tebliğcisidir.

Biz, bir anlık Ebu Hanife'yi bırakalım, sizde İmamı Cafer'i bırakın.. Gelin hep beraber Hz. Kur'an ne diyorsa onu yapalım!.."

Bu samimi teklif üzerine o köyün ileri gelenleri ve Alevi dedeleri:

Efendi bu daveti nasıl kabul etmeyiz Ki;

Kur'an bizim Yaradan'ımızın kelâmıdır.

Kur'an bize, Rabbimiz'in armağanıdır.

Kur'an bütün insanlığın, saadet ve selâmet programıdır.

Kur'anı kabul etmezsek, bizde İslamlık ve insanlık kalır mı?

Bu çağrına evet demezsek Allah'u Taala, Muhammed Mustafa, Sadık sahabe ve Raşit Hulefa ve Ehli Beyti Pür Sefa, bizim yüzümüze bakar mı? Diyerek, o gece kendilerini misafir eder, Kur'ani sohbetlerini ve tasavvuf hikmetlerini dinlerler... Ve hemen ardın o köye yakışır bir mescit ve Kur'an medresesi inşa ederler...

Unutmayalım ki:

İslamiyet samimiyeti, samimiyet muhabbeti, muhabbet ise manevi kuvvet ve selameti doğurur.

Şeytaniyet ise: art niyeti, kötü niyet nefreti, nefret ise, vicdanlarda zahmeti, düşmanlara karşı hezimeti doğurur.

Bu gün Irak'ın tamamı Kerbala'dır. Azgınlaşmış Amerika, bir yandan, son sistem silahlarıyla, en ağır bombalarıyla mazlum insanlar üzerine bir soykırım uygulamakta, bir yandan da Şii-Sünni diye Kürt-Türkmen diye Müslümanları biribirine kırdırmaktadır.

Ama maalesef, baltanın sapı bizden olmasaydı, barbar Batı, bu denli tahribat yapamayacaktı.

Aleyhisselatü Vesselam Efendimiz şöyle buyurmuştur:

Biz, bütün peygamberlerin ortak hikmet sözümüz şudur:

"Eğer utanmazsan, istediğini yap o zaman!.."

Evet utanma duygusunu, vicdani sorumluluğunu ve insanlık onurunu yitirmeyen bir kimse:

İki yüz bin masum Müslümanın katledildiği, kırk bin kızın ve kadının ırzına geçildiği şu Irak faciasına yol açan ve şimdi İran'a saldırıya hazırlanan barbar Amerika'ya ve yandaşlarına taşeronluk ve amigoluk yapanları, nasıl haklı çıkarabilir? Nasıl mazeret uydurabilir? Ve hele bunları yaptığı halde, bir de kalkıp hiç yüzünü kızartmadan insan haklarından ve İslam ahlakından nasıl dem vurulabilir!?

Hz. Hüseyin Efendimiz:

"Biz sahipsiz kalmışız. Zalim idarecilere karşı sizin önderliğinize muhtacız. Ne olur bizi başsız bırakmayınız" diyerek davet edildiği Küfe'ye doğru yola çıkarken, Abdullah İbni Abbas önüne çıkıp:

"Ey Cennet yiğitlerinin Efendisi... Ey Nübüvvet hanesinin varisi... Ben Resulüllahtan şunları hatırlıyorum: Küfe halkı sana hıyanet ve hakaret edecekler... Kalpleri seninle olsa da, kılıçlarıyla Yezid'in safına geçecekler... gel gitme, bizleri mahzun etme! Deyince O şehitler şahı şu cevabı veriyordu:

Evet, başıma gelecekleri bende seziyorum.

Ancak, kendi hayatım ve rahatım için, mazlumların bu davetinden kaçarsam; Benden sonra hiç kimse zulme ve zalimlere karşı durmaya cesaret etmeyecek.

Artık hiç kimse, dini ve davası için fedakârlığa gerek görmeyecek...

"Peygamber evladı bile "neme lazım!" dedikten sonra, kötülükleri önlemek bize mi kalmış" diyecek...

İşte bunlardan ve manevi sorumluluklarımdan dolayı, geri dönemem diyordu... Ve ekliyordu.

"Allah'ın Resulü, Babam Hz. Ali'ye:

Ben Kur'anın tenzili yani insanlığa inişi ve tebliği için mücadele ettim.

Sen ve evladın ise Kur'anın te'vili için yani İslami Hakikatlerin yozlaştırılmasına karşı mücadele edeceksiniz..!" emrini yerine getirmemiz gerekiyor" diyerek ölüme meydan okurcasına hatta ölümü korkuturcasına yola çıkıyordu.

Yezid ve Ubeydullah Bin Ziyad gibi eşkıyaları ise, öyle "İçtihat hatası, dünyalık sevdasıyla" değil:

"Deki "siz iman etmediniz. Ancak (zahiren) teslim olduk, İslam görünüyoruz" deyiniz"[1]  ayetinde durumları anlatılan kimselerin: Eski kabile ve cahiliyye taasubuyla; Kureyş'in fazilet ve hakimiyetini bir türlü içlerine sindiremeyen bazı Emevilerin:

İslama ve Resulüllaha karşı taşıdıkları gizli kin ve hınçlarının intikamını O'nun evlâdından ve ehli beytinden alma vahşetidir.

Hz. Hüseyin'in

Sırtında markalı cübbesi ceketi. Yakasında fiyakalı rütbesi, etiketi: Kasasında, bankasında serveti olmayacaktı, ama İslamın ve insanlığın uğrunda, vicdani kanaati doğrultusunda mücadele edecek onurlu bir ölümle; şereflerin en yücesi olan şehitlik makamına ve sonsuzluğa erişecekti.

Hz. Peygambere  "oğlu yok. Soyu sopu kesik"  anlamında "ebter" diyorlardı.

İşte bu hırs ve hınçla Hz. Hüseyin'i ve bir kişi dahi kalmamak üzere bütün ehli beyti erkek-kadın 70 kadar seçkin ve şerefli mü'mini hiç acımadan katlediyorlardı. Ama Kevser suresinin "Ey Rasulüm; Doğrusu asıl ebter (soyu kesik) olan, sana kin duyandır." ayetinin sırrıyla, durumu fark eden yaşlı bir sahabe Hz. Hüseyin'in henüz 14 yaşındaki oğullarından birini gizlice kaçırıp çadırında kendi kızıyla nikahlayıp zifafa sokacak daha sonra tekrar cihat meydanına koşan bu yiğit seyit şehit olacak, ama hamile kalan eşinden yine bir peygamber torunu doğacak ve bu gün yeryüzünde sayıları milyonlara ulaşacak.

"Kim, haksız yere öldürdüğü bir insana karşılık olmaksızın veya yeryüzünde fesat ve anarşiye bulaşmaksızın-Kasten ve suçsuz bir insanı öldürürse, o bütün insanları öldürmüş gibidir."[2]

Evet, bir insanı haksız ve suçsuz yere katledenler, bütün insanlığın katili gibi zalimdir ve lanetlenmiştir.

Öyle ise: Bu gün Irak'ta yüz binlerce masum insanı haksız yere ve en ahlâksız yöntemlerle öldüren zalim ABD'ye ve Siyonist İsrail'e;

Destek çıkan, alkış tutan ve taşeronluk yapanlara, mazeret ve hikmet uyduranlar da, bütün Irak halkını, hatta insanlığı katletmiş gibi hain ve haysiyetsiz bir duruma düşecektir.

Çünkü imanın ve insanlığın en aşağı mertebesi, hiç değilse, şahit olduğu münkerlere ve bu kötülükleri işleyenlere buğzetmektir. Zalimlerin ve işbirlikçilerin yaptıklarına mazeret ve meşruiyet kılıfı geçirmemektir. Ve Nisa suresi: 93. ayetinde: "Her kim, (özellikle) bir mü'mini kasten ve haksız yere öldürürse (ve öldürülmesine yardım ederse) bunun (ahiretteki) cezası ebedi kalacağı cehennemdir. (Dünyada ise): Allah, mü'minleri katledenlere ve zalimleri destekleyenlere gazap etmiştir. Bunları lanetlemiştir ve böylesi hainler için büyük bir azap ve rüsvaylık belirlemiştir."

Çok değil 70 sene önce Çanakkale'de, Milli Mücadelemizde, 30 sene önce Kıbrıs Hareketinde... Ve halen PKK teröründe hep bizi arkadan bıçaklayan ve şimdi Hz Peygamber Efendimizi en çirkin karikatürlerle anarşist gösterip hakarete kalkışan barbar Batının pudralanmış yüzü olan AB kapısında kurtuluş aramak gaflet ve zilletinden artık kurtulmamız gerekiyor.

Türki Cumhuriyetlere, İslam ülkelerine ve Tüm mazlum Milletlere, öncülük yapabileceğimiz: tabii ve tarihi potansiyelimizi harekete geçirecek; farklı din ve kavimden, bütün insanların barış ve bereket içinde yaşayacağı Türkiye merkezli yeni bir medeniyeti gerçekleştirecek: İman, iz'an, irade ve iktidara, artık mutlaka ve pek yakında ulaşmamız gerekiyor.

Bu kültürel ve ekonomik ezilmişlik ve esaretten.. Bu fakirlik ve sefaletten... Ve düşürüldüğümüz bu ahlaki rezaletten artık kurtulmamız gerekiyor..

Hz Ali'nin buyurduğu gibi: "Susulacak yerde konuşmak ahmaklık, konuşulacak yerde susmak ise korkaklıktır."

Ve sorunları alâkasız konumlara taşıyıp tartışmak ise sahtekârlıktır. Doğru söz, haine diken gibi, mümine merhem gibidir.

Evet:

Amirleri, Yani yöneticileri; hain ve zulümkar olan alimleri, yani din bilginleri, üniversite öğretim görevlileri, kafaları ve kalemleri, kiralık yazar-çizer ekibi; menfaatçi ve riyakar olursa.

Halkı da neme lâzımcı ve günahkar olan bir toplumun en büyük düşmanı, yine kendisidir.

Şimdi, kendi nefislerine ve kuru heveslerine esir olmamız Sünni ve Alevi kardeşlerime sesleniyorum:

Kerbela faciasına yol açan Firavunları ve figüranlarını, asla sevmiyoruz ve lanetliyoruz.

Onlar bizim dedelerimiz ve düşünce önderlerimiz de değildir.

Kaldı ki

Hiç kimse, değil, 1400 sene öncekilerin, bizzat kendi dedesinin, babasının ve öz kardeşinin bile suçundan ve günahından dolayı sorumlu tutulması, dinen de, alken de, vicdanen de, hukuken de yanlıştır.

Artık Alevilerin Sünnileri "Yezitlerin devamı" görmeleri, Sünnilerin de Alevileri, "İslamdan çıkmış" zannetmeleri, sadece ortak düşmanlarımızın ve şeytanların ekmeğine yağ sürmektir.

Ortak hedefimiz olan haksızlığa ve ahlaksızlığa karşı, güç ve gönül birliği yapmazsak, daha büyük felaket ve sefaletler bizi beklemektedir.

Geçen hafta Ankara'da ülkesini, Milletini, devletini ve cumhuriyetini seven, Türkiye'yi Siyonist kıskaçtan ve emperyalist kuşatmadan kurtulmayı düşünen: Emekli general, Rektör, Profesör, eski başbakan, başbakan yardımcısı, bakan, yüksek bürokrat, belediye başkanı, yüksek yargı mensubu ve önemli aydın ve yazarlardan oluşan ama geçmişte çok farklı ve aykırı görüş ve partilerde bulunan 200 kadar seviyeli ve milli düşünceli insanımızın katıldığı özel ve tarihi bir toplantıya çağrılmış ve "kurtuluş için acil eylem projesi" konulu kısa bir konuşma yapmıştık.

Ardından İstanbul'da yine ümitlendirici böyle bir sohbete konuşmacı olarak katılmıştık.

Sohbet sonunda, kendisini tanıdığım ve saygı duyduğum bir dostum ana: "Konuşman çok güzeldi, ama biraz siyasi içerikliydi" şeklinde, şaka yollu bir sistemde bulundu.

Kendisine şunu söyledim:

Konuşmalarımın temelini Kur'an ayetlerine dayandırdım. Eğer bu Kur'ani gerçekleri, bazı hocalar ve ilahiyatçılar: ya korktuklarından ve koltuklarından dolayı, gizleyip konuşmamışlar ve yazmamışlarsa ve sürekli "biz siyasetin dışındayız" diyerek bunu yapmışlarsa; asıl nefsi ve şeytani siyaseti yapan onlardır.

İkincisi:

Evet benim yüksek ve gerçek bir siyasi amacım var: O da her din ve düşünceden bütün insanlık aleminin barış ve bereket içinde yaşayacakları temel insan haklarına ve evrensel hukuk kurallarına dayalı inşallah Türkiye merkezli yeni bir Kur'an medeniyetinin kurulmasıdır.

Ama soruyorum: Ben size göre siyasi mesajlarım, mevcut iktidarlara veya yakın gelecekte iktidar olma şansı tanınanlara mı yarıyor?

Yoksa mazlum ve mağdur halkımızın, masum insanların ve tüm ezilen toplumların  huzur ve hürriyetine mi hizmet ediyor, paşam!. Bizim makam ve menfaat avcısı ve masonik odakların yağcısı olmadığımız buradan da anlaşılır.

Dönüp arka sırada bizi dinleyen eski bir bakanı göstererek Hocam, bu yanıtı vereceğinizi bekliyordum. Ama şu zat ikna olsun diye sordum.

                                                  HEP ALEVİ SÜNNİYİZ!

 

Ülkemde yetmiş milyon Kürt; yetmiş milyon Türk vardır

Alem şahit olsun bizler; hem alevi sünniyiz!..

Ayrı gayrı görenlerin; yüzüne tükrük vardır

Herkes duyup anlasın ki; hep Sünni aleviyiz!..

 

Türk, Kürt; her mezhep burdayız; duysun bizi hainler

Tuzakları bozacağız; kafes yırtar şahinler

Seyitler, pirler, şehitler; ve bütün ruhaniler

İnşallah hep bizimledir; Biz Alevi Sünniyiz!..

 

Hem solcuyuz, hem sağcıyız; hem Milli Görüşçüyüz

Hem dindar, hem demokratız; hem de Atatürk'çüyüz

İlahimiz, türkümüz var; ilkeli ülkücüyüz

Alem şahit olsun buna; hep Sünni aleviyiz!..

 

Bektaşi meşrep inançlı, Müslümandır Atatürk

Hilal için Haç'a karşı, savaşandır Atatürk

Masonluğa kilit vuran, bir insandır Atatürk

Kıskananlar çatlasınlar; hem Alevi Sünniyiz'.

 

Ali'siz bir Alevilik, uyduruyor gafiller

Gayretsiz layt bir Sünnilik, istiyorlar kafirler

İslam Dini gericilik, sanıyorlar cahiller

Ahlak, insan haklarında, Batıdan şerefliyiz!.

 

Nerde bir Müslüman görse, saldırıyor Siyonist

Gavura zağarlık yapar, maalesef yerli Yezit

Kur'andan gıcık alıyor, soysuzlaşmış kuduz it

Alem şahit olsun bizler; Müslüman bir milletiz!

 

Zulme karşı direnişin, simgesidir Hüseyin

Bütün mazlum müminlerin, gür sesidir Hüseyin

Hak yolunda şehitlerin, rütbesidir Hüseyin

Alem şahit olsun bizler; hep Alevi Sünniyiz!

 

Şahı şehit hatırına, çok muhteremdir bugün

Bilsen ne sırlar saklıdır, çünkü mahremdir bugün

Bütün Irak Kerbela'dır, Kerkük yaremdir bu gün

İşbirlikçiler utansın, Sünni Alevi biriz!..

 

 



[1] Hucurat:14

[2] Maide:32

Necati AKGÜL -
Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız Heyecan

Bu yazarin diger makaleleri

Kelime-i Şehadet; Allah ve Resulü'nün nurunu bir arada bulunduran bir...
Devami
  İlim ve fikir adamı, bal arısına benzemelidir. Arı çeşitli...
Devami
Kimi şeytani çevreler, Atatürk'ü sabataist (Yahudi kökenli) ve Masonluk üyesi gösterip istismar...
Devami
  Erbakan Hoca Orduya toz kondurtmuyor! Devrim Sevimay'la yaptığı röportajda şunları...
Devami
  Zorunlu Askerlik kaldırılacak mı? AB ilerleme raporlarının hiç öne...
Devami
  Ahmet Hakan'ın döneklik macerası Ahmet Hakan, bir zamanlar Milli Görüşçü takılmaktaydı....
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 5235

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

SON YORUMLAR