Reklam
Reklam
Reklam

İÇİMİZDEKİ İBN-İ SEBE

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 2
ZayıfMükemmel 

 

Değerli ve deneyimli aydınlarınızdan Aytunç Altındal, Konya'da birlikte olduğumuz bir sohbette anlatmıştı.

"1973 yılında, Türkiye'de yaklaşan seçim kampanyalarını izlemek ve bazı görüntüler kaydetmek üzere, o dönemde çalıştığım İsviçre devlet televizyonu adına görevli olarak Türkiye'ye gelip Diyarbakır'a uçtum. Hava alanından çıkarken MİT ve emniyetten ilgili kişiler bana yaklaşıp, niçin geldiğimi ve ne yapmak istediğimi sordular. Ben ise "Bu gün Selamet Partisi mitingini ve Erbakan'ın konuşmasını izleyip kaydedeceğim... Yarın ve öbür gün de Sn. Demirel ve Ecevit'in konuşmalarını takip edeceğim" dedim. Bana: Demirel ve Ecevit'in konuşmalarını çek, karışmayız... Ama Erbakan'ın mitingini ve söylediklerini kesinlikle çekmemen gerektiği konusunda emir almış bulunuyoruz ve sizi uyarıyoruz..." deyince şaşırdım.

 

Emniyet Müdürlüğüne gidip durumu anlattım ve gerekçesini araştırdım. Yetkili müdürler:

"Vallahi bize böyle talimat geldi. Nedenlerini ve gerekçelerini biz de bilmiyoruz... Herhâlde bu Erbakan solcudur, faize falan karşı çıkıyor, ortalığı karıştırmasın diye tedbir alınıyor" gibi, kendi saflıklarını ve emir kulu olduklarını gösteren cevaplar veriyorlardı...

Neyse Erbakan'ın çok görkemli mitingini dinledik... Bazı bölümlerini gizlice kaydettik... Ama bu filmleri bile arkamızdan takip eden sivil görevliler elimizden aldılar...

Çok sonraları farkına vardım ki, Siyonist sermaye odakları  ve Türkiye'deki masonik mihrakları: kurdukları sağ-sol şeklindeki danışıklı dövüş oyunlarını bozacak, gerçekleri göstermek üzere topluma projektör tutacak olan Erbakan Hoca'ya ambargo uyguluyorlardı...

İşte, şeytani güçlerin ve yerli işbirlikçilerin korkulu rüyası olan bir Erbakan'ın; yakın çevresini de herhalde boş bırakmayacaklardı... En halis adamlarını etrafına sokuşturacaklardı.

Sözüne ve sohbetine güvenilir mert bir kardeşimiz anlatıyor:

2005 Aralık ayının 26'sında ilçe başkanımız ile birlikte 4 kişi Ankara'ya Erbakan Hoca'mızın evine ziyarete gittik. (Türkiye'nin en büyük ilçelerinden birisidir. Olayı anlatan ve şahit olan 5 kişinin isimleri bizdedir.)

Hocamızın müsait olmadığını söylediler. Bizde gelmişken Genel Merkeze gidelim dedik ve oraya gittik. Akşamüzeri idi. Genel Merkezde sadece genç bir arkadaş vardı. Bizi odasına aldı muhabbet etmeye başladık.

Kendisinin önünde bir sürü CD'ler var idi. Bunları karıştırırken bize dönüp: "Sizlere Erbakan Hocamız Başbakan iken resmi polislerle yapılan ve medyaya yansıyan kavganın CD'sini izleteyim mi? dedi: Bizde çok iyi olur dedik ve izledik: Ama pek bir şey anlayamadık. Arkadaşımız M... T... "peki bu kavga neden oldu?" diye sorunca Genel Merkezdeki görevli şunları anlattı: "Biz o zaman Hocamız'ın yanında yakın koruma ve özel hizmet görevini yürütüyorduk.  Bu Ş... Bey tuttu, hiç kimseye sormadan Hocamız'ın resmi koruma müdürlüğüne H.... İsminde casus tipli bir muhaciri getirtti.  O da yanına Hocamıza ve camiamıza özellikle allerjisi olan polisleri yerleştirdi. Bu yetmezmiş gibi, ara sıra bizlere gelip: "Bu polisler beş para etmez. Hoca'nın değerini bilmez... Edep ve hürmet ölçülerini gözetmez" gibi tahriklerle bizi onlara karşı kışkırtıyordu. Onlara da gidip bizim aleyhimizde konuşarak biribirimize düşürmeğe çalışıyordu. Sonunda işte bu kavga kızıştı ve bilinen olay bu şekilde çıktı.

Kavga çıktığı esnada Hoca'mız genel merkeze girmişti. Hocam hiç müdahale etmedi. Bu olayları başından beri tezgâhlayan ve bizi kışkırtan Ş... Bey, bu sefer hakem rolüyle ve büyüklük taslayarak bir şeyler söylemek istedi. İşte o sırada ben yakasından tuttum ve tam ağzına yumruğu vuracaktım ki, Hocam gözümün önüne geldi, yine vazgeçtim...

Sonra Bakanlığa gittim, makamına çıkıp kendisine dedim ki: "Bu başımıza getirdiğin... (Resmi koruma müdürü)'de (Selanik) muhaciri, sen de (Selanik) muhacirisin!? İkinizde Hoca'mın kuyusunu kazıyorsunuz... İkinizi de öldürürüm" gibi tehditlerde bulundum ve ayrıldım... İş mahkemeye intikal etti, yargılandık ve berat ettik" dedi.

Çaylarımızı içtikten sonra biz Genel Merkezden ayrılıp... Döndük. Beraber gittiğimiz arkadaşlara dedim ki: "Arkadaşlar anlatılanları duydunuz... Buna ne diyorsunuz? Hiç birinin sesi çıkmadı... Sadece bir tanesi dedi ki: Filan'ın eline yine bir sürü malzeme geçti!..."

(Not: Bu olayı yaşayanların, şahit olanların ve bize aktaranların hepsinin ismi yanımızda saklıdır.)

ŞİİR

O, tek kişilik bir ordu.

Deccalin en has ekibi

Ve enikleri

Hala, seksen yaşındaki gölgesinden korkuyordu...

........................................

O, sanki yoğunlaşmış nurdu.

Tüm şerliler

Ve şerefsizler

Sürekli çevresine tuzaklar kuruyordu...

Ama O hep, cihadı seçmiş,

Beş ihtilalden

Beş yüz mahkemeden

Hem de

Ekmeğini yemiş, emeğinden geçmiş

Beş bin dönek kahpeye

AB'ye ve ABD'ye

Ve beş milyon İsrail'e rağmen

Yine alnının akıyla çıkıyordu...

Onu yenmek zordu!..

................................

O, billurlaşmış onurdu.

O şuurdu, huzurdu

Sevenleri ve sevdikleri için; gururdu.

Ve O bir kişilik ordu,

Tek başına

Ve seksen yaşına rağmen

Dünyaya meydan okuyordu...

Ve Şubat 2006 Hanım Komisyonları toplantısında

Şunları anlatıyordu:

"En yakınlarımız bize gelip "çok yoruldun, yıprandın. Görevini fazlasıyla yaptın. Artık bu işi gençlere bırakıp ayrılmalısın..." diyorlar.

Ama bize gönderilen çok özel bir kriptodan öğrendiğimize göre, Siyonist merkezler, hem yeterince kullandıkları ve şimdi kendileri için bir yük saydıkları AKP'yi indirmek ve iktidar arabasının yorulan atlarını değiştirmek istiyorlar.

Hem de, "şu Erbakan meselesi kökünden halledilmelidir... Partilerini kapattık... İktidarlarına karşı ihtilaller çıkarttık... Siyasetten yasakladık... Uyduruk bahanelerle suçlayıp cezalandırdık... Ama bunlar yetmez. Onu tabanından ve teşkilâtından tamamen koparmak ve tüm etkinlik yollarını tıkamak gereklidir" diye düşünüyorlar.

Hatta geçen ziyaretimize gelen D-8 üyesi iki İslam ülkesinin Devlet Başkanı:

"Hocam bu Siyonist odaklar bize haber gönderip tehdit ediyorlar.

Sakın ha, Erbakan'la aynı karede görünmeyin... Yanına gidip gelmeyin. Tüm irtibatınızı kesin... Yoksa başınıza çok gaileler açarız. Ülkenizi karıştırırız... Muhaliflerinizi kışkırtırız" diyorlar.

Ama yegâne kuvvet ve kudret sahibi yalnız Cenabı Allah'tır. Allah Azizün Züntikamdır ve intikamını alacaktır. Allah'ın vadi haktır.

"Gerçekten onlar (kâfirler ve münafıklar, dış güçler ve işbirlikçileri) hileli (ve çok tehlikeli) plânlar ve tuzaklar kurdular.

Oysa onların bu şeytani düzen ve dalavereleri, dağları yerlerinden oynatacak (kadar güçlü ve ürkütücü) da olsa, Allah katında (bütün bunları boşa çıkarmak üzere) hazırlanmış bir düzen (ve harika bir karşılık) vardır"[1]

Artık mühlet azaldı. Zaman daraldı. Nurun yoğunlaşması tamamlandı. Belki de meleklere "Artık tamam!.." demek için Allah, sizin bir parmak oynatmanızı bekliyor.

Zorlanarak yapacağınız (yani Allah'ın rızası ve davanızın hatırı için, sizi herhangi bir şekilde sıkıntıya sokacak, nefsinize ağır gelecek bir fedakârlık ve kahramanlığa katlanacağınız) bir hizmeti bekliyor.

Biraz daha yorulmanızı ve yoğrulmanızı istiyor.

Ama siz parmağınızı oynatmaktan bile acizsiniz. (Bu anlattıklarımızı, bazı gerçeklere dayanak ve kaynak yapmak üzere sizden bir iki satırlık yazıyla isteyenlerden, bazı şeytani vesveseler ve nefsani endişelerle, gizleyeceksiniz...)

Bu son çalışmalardır. Nur yoğunlaşmıştır. Yapacağınız bu son çırpınışlarla ahiret torbanızı doldurunuz. Düşünün ki az bir kalabalıkla yoğun sevap akan bir ırmaktan geçiyorsunuz. Ama maalesef ellerinizi başınızın üzerine birleştirmiş, çantalarınızı ırmağın kenarına koymuşsunuz. Allah aşkına elerinizi kollarınızı son bir gayretle ırmağa daldırın. Unutmayın ki Allah'ın sizin çalışmalarınıza ihtiyacı yok. Allah'ın davasının da size ihtiyacı yok... Sizin Allah'ın davasına ihtiyacınız var.

Zulme uğramış kadınların, yok yere acımasızca parçalanmış çocukların, mezarları bombalanmış Enbiyanın, evliyanın, şühedanın ahı, sizi boğup, kalplerinizi hidayetten ve ayaklarınızı istikametten kaydırıp, kurtuluş için başka kavimler gönderilmeden önce, çalışmalarınıza ağırlık verin.

Zafer inananlarındır ve zafer yakındır.

Allah toplantılarımızı ve nefeslerimizi hayırlara vesile kılsın.

Hepinizi alınlarınızdan öpüyor, siperlerinize geri gönderiyoruz.

Allah'a emanet olunuz. El Fatiha.

.......................................................................................................................

Ve Kenan Akın, yani muhalif kafalı bir gazeteci Kıbrıs Çıkarmasını anlatıyor:

"Şimdi de, bu aşamaları Erbakan'ın ağzından dinleyelim.

"Askerlerle birlikte aldığımız çıkartma kararının daha doğrusu yetkisinin teyidi lâzımdı. Meclis, bu yetkiyi daha önce hem İnönü'ye hem de Demirel'e vermişti. Bu hükümete verilmiş sürekli bir yetkiydi. Ama ne olur, ne olmaz bu yetkiyi, liderlere teyid ettirmek gerekiyordu. Bunun için 17 Eylül gecesi bütün liderleri tek tek çağırıyoruz."

Ecevit Londra'da

Yıl 1974.  17 Temmuz'u 18'e bağlayan gece...

Başbakan Ecevit, Londra'da iken,

Başbakanvekili Erbakan boş durmuyor, komutanlar ile birlikte aldığı çıkartma kararına yasal zeminler oluşturuyordu... Önce bütün siyasi parti liderlerini tek tek Başbakanlığa davet ederek onayları alınmak isteniyordu...

Anlaşılan Erbakan, Başbakan Ecevit, Londra'dan dönmeden olayı olgunlaştırmak istiyordu...

Şimdi Erbakan'ın ağzından gelişmeleri aktaralım:

"Deniz Baykal da CHP'yi temsilen yanımda bulunuyordu... Liderlerle tek tek konuşuyor ve bir çıkartma kararı bahiskonusu olduğu takdirde buna ne diyecekleri soruluyordu... Öğlenleyin komutanlarla aldığımız çıkartma kararından, Deniz Baykal'ın da haberi olmadığından; görüşmeleri rahatlıkla yapıyorduk... Liderlerin hemen hepsi bir çıkartma kararına yeni bir yetkinin lüzumlu olmadığına temas ediyorlardı... Bunun üzerine çıkartma kararı aldığımız takdirde tavsiyelerini sorduğumuzda, hepsinden de "Aman yapmayın ha, macera olur! diyorlardı...

Bize bunu söyleyen liderlerin içinde merhum Nihat Erim, Süleyman Demirel, Ferruh Bozbeyli ve gurup başkanları da vardı... İşin enteresan tarafı Bozbeyli ile görüşme yaptığımızda saatler 24'ü gösteriyordu... Yani tam gece yarısı. Bizimle bir saat görüştükten sonra Meclis'e gitti. Meclis'te gruptaki arkadaşlarını bekletiyormuş. Onlara bilgi verecekmiş. Saat 01'de grup odasına girmek üzereyken sekreteri: Efendim, siz gelmeden önce İngiliz Büyükelçisi telefon etti. Biz Sayın Bozbeyli'nin Başbakanlık'ta konuştuklarını biliyoruz dedi şeklinde uyarıda bulunuyor..."

İngiliz İstihbaratı Başbakanlığı dinliyor!

Erbakan böylece Başbakanlığın İngilizler tarafından dinlendiğini açıklamış oluyordu... Bu olayın Meclis zabıtlarında mevcut olduğunu fakat kamuoyuna ilk defa açıklandığını da belirtiyordu...

Komutanlarla gizli toplantı

"Öğleden sonra Kuvvet Komutanlarıyla gizli bir toplantı yaptık. Komutanlar, bu işten artık geriye dönüş olmadığını kesin bir şekilde dile getirdiler. Harekâtı Ecevit'e kabul ettirmek gereği üzerinde duruldu. İşte o arada Deniz Kuvvetleri Komutanı Kemal Kayacan Paşa dedi ki "Siz o işi bana bırakın. Ben ne yapar eder Ecevit'e kabul ettiririm. Çünkü bu harekâta yıllardan beri hazırlandık. Bu müdahaleyi yapmaya mecburuz." Diğer Kuvvet Komutanları da Ecevit'e harekâtın yapılması için ısrar edeceklerini söylediler. Üç saat kadar sonra Ecevit de gelmişti. Genelkurmay Başkanlığı'nın üst katında merdivenlerin karşısında bir oda vardır. O odada yine toplantıya geçtik. Başbakan Ecevit Londra'da, Callaghan ile yaptığı müzakereyi anlatırken: İngilizler'in garantörlük haklarını kullanarak, Kıbrıs'a bir müdahale yapılmasını istemediklerini belirtti. Biz de burada yaptıklarımızı bir bir anlattık. Bu arada komutanların çıkartma konusunda istedikleri emri verdiğimizi söyledim. Şu anda askerler gemiye binmiştir. Bunun dönüşü de yoktur.

Yarın sabah çıkartma yapılacaktır. Başka çaresi de yoktur. İşte bizim yaptıklarımız da bunlardır dedik.

Başbakan Ecevit bunun üzerine: nasıl olur da görüşmeden, topluca karar almadan bu emir verilir, diye büyük bir telâş gösterdi. Müzakere hararetlenmişti, Askerler bana yardımcı oldular. Bu esnada Ecevit, Kayacan Paşa'ya "Peki efendim başarabilecek miyiz" şeklinde sorular sordu. O zaman Kayacan Paşa dedi ki "Ben Karadeniz çocuğuyum. Bir tek kayıkla yine gider, bu adaya çıkarım. Gene burayı fethederim. Tabii başaracağız..."

..........................................................................................................

Bütün dünya siyasetçileri Erbakan'ı konuşurken, ilim adamları takdir ederken, Türkiye'nin ufkunu açan Erbakan Hoca'yı engellemek ve siyasi yasaklar getirmek; önce Türk milletine hakarettir ve sadece dış güçleri ve işbirlikçi hainleri sevindirecektir.

"Erbakan Hoca'nın sanayileşme noktasındaki ısrarının ne kadar önemli olduğunu 7. Cumhurbaşkanı Sn. Kenan Evren'in anılarından bir bölümünü aktararak ifade etmek istiyorum.

 "Vaktiyle yapılan hataların cezasını şimdi bizler çekiyoruz. NATO'ya girmeden önce o zamana göre hiçte fena sayılmayacak kapasitede bir harp sanayimiz mevcuttu. Amerikan yardımı başladıktan sonra; sanki bu yardım sonsuza dek sürecekmiş gibi, maalesef harp sanayimizle uğraşan fabrikalarımızın kapısına zincir vurduk.

Bir zaman geldi, ABD askeri yardımı durdu. Fakat ABD menşe'li olan silah ve araçların idamesi için milli bütçeden yedek parça almaya devam etmek zorunda kaldık.

Öyle zannediyorum ki; Amerikan ordusunun elinden çıkarıp bize hibe şeklinde verdiği bu silah ve araçların fiyatı kadar parayı; bugün onların yedek parçalarına ödemekteyiz. Bu dört senelik ambargo bize çok şey öğretti, bizi kamçıladı. Bugün birçok yedek parça ve malzemeyi, kendi fabrika ve atölyelerimizde imal ediyoruz.

Bu bakımdan bir an evvel yerli harp sanayimizin gelişmesinde büyük yararlar görmekteyim. Kimseye fazla güvenilmemesi gerektiği, bu ambargo olayı ile büsbütün su yüzüne çıkmıştır."

Bu itiraf ve ifadeler Erbakan Hoca'nın sanayileşme davasındaki haklılığını ispat etmektedir.

Hoca'yı anlamak için illa başımıza bir balyozun mu inmesi lazım? Başımız yarıldığı zaman "Ah Hocam, sen haklıymışsın!" diyoruz, acısı geçtiği zaman ise hemencecik unutuyoruz. Bu da yetmiyormuş gibi şifa reçetesini yazan ve  ülkemizi komadan çıkaran doktoru tutup  hapsediyoruz!?.

Yeter artık aklımızı başımıza alalım."[2]

ŞARTLI BELA!

Takva numarası yapan, alim tanınan kahindir

Davanın içini oyan, çağdaş ibni Sebe'dir O!

Müminler mübarek bilir, Veli sanılan haindir.

Her kötülük doğurmaya, şeytan gibi gebedir O!

Zahir şöhreti, sıfatı: Hoca'nın baş adamıdır

Oysa gizli tahribatçı, sadıkların düşmanıdır

Davaya şartlı katılmış, Deccal'in danışmanıdır

Yakında herkes bilecek, ne münafık kahpedir O!

Dini tedrisattan geçmiş, Selanik soylu kabalist

Virüs gibi beyne girmiş, Selametçi sabataist

Davanın bağlılarına, zulümden zevk alan sadist

Saf insanlar nerden bilsin, ne şerli musibettir O!

Kendi safına gireni, rütbe ranta gark ediyor

Ona uyan yozlaşıyor, zor görünce çark ediyor

Bazı Milli Görüşçüler, ferasetle fark ediyor

Allah belasını verir; ne sinsi sünepedir O!

Tüm marazlı tipler ile, kafaları mutabıktır

Bir Ermeni dönmesiyle, menfaati muvafıktır

O Mehdiyet gemisinde, en marazlı münafıktır

Antrenman yapalım diye, bedava engebedir O!.



[1] İbrahim:46

[2] Alaattin Köksal'dan / Kenan Akın - Olay Adam Erbakan - Birey Yayınları - Sh:44,48,155


Bu yazarin diger makaleleri

  Erbakan Hoca, 2007'nin Mayıs ayında; Genel İdare Kurulu üyelerini ve...
Devami
Yıllar önce Davos’ta konuşulan ve büyük sükse yapan “One Minute”...
Devami
Devletin ve AKP Hükümetinin resmen olmasa da fikren ve fiilen...
Devami
  Hükümetle Cemaat arasındaki seviyesiz ve saygısız çatışmayı bir hayır ve...
Devami
Milli Görüş Lideri ve 54. T.C. Hükümeti Başbakanı Prof.Dr. Necmettin Erbakan,...
Devami
  Derin Devlet'in "PİSLİK" Kısmının Finans kaynağı? Yer Ankara. Sıhhiye'nin...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 4903

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

SON YORUMLAR