ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün1660
mod_vvisit_counterDün8387
mod_vvisit_counterBu Hafta22819
mod_vvisit_counterGeçen hafta58521
mod_vvisit_counterBu Ay100964
mod_vvisit_counterGeçen Ay122941
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar17551903

IP'niz: 3.236.231.14
Bugün: 15 Nis 2021

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12485267

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X
 ADIL DUZEN 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam
Reklam
Reklam

DOĞU PERİNÇEK'İN, DOĞRU PERSPEKTİFİ

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 10
ZayıfMükemmel 

Samimiyetle ve iyi niyetli bir gayretle; her konuda haklı ve hayırlı olanı arayan bir insan, mutlaka gerçeğe erişir. Hatta insan bu gerçeği arayış sürecinde, doğru sanılan bazı yararsız ve yanlış akımlara da kapılabilir. Ama vicdanın emrindeki ve müspet ilmin rehberliğindeki selim bir akıl, önünde sonunda, sahte ve hayali reçetelerden kurtulup, hakikatle yüzleşir.

İşte Doğu Perinçek'in "Hz. Muhammed'in Medeniyet Devrimi" başlıklı yazısı da, böyle bir aklıselimin ve vicdani kanaatin meyvesidir.

Yıllar boyu güya İslami ilimlerle uğraşan ve çevresinde din adamı ve ilahiyatçı olarak tanınan nice zavallının fark etmediği, fark etse de korkusundan dile getiremediği, "Hz. Muhammed'in, bugün de örnek alınması gereken; tarihin en büyük medeniyet devrimcisi ve hidayet rehberi" olduğu gerçeğini bu yazı dile getirmektedir.

Belki bilgi eksikliğinden veya ifade değişikliğinden kaynaklanan bazı hatalar söz konusu olabilir. Ancak bakış açısı ve olaya; insancıl, akılcı ve insaflı yaklaşımı takdire değerdir. Elbette Doğu Bey'le düşünce farklılıklarımız ve aykırı taraflarımız vardır ve bu normaldir. Ama bir insanın; doğru, olumlu ve onurlu olan eylem ve söylemine sahip çıkmak, saygı duymak ve onu alkışlamak ta, hem İslam'ın hem de insanlığın bir gereği değil midir?

Ve hele Aydınlık'ın: Atatürk'ün ve kurmaylarının, Hz.Peygamber Efendimizle ilgili; erdemli ve gerçekçi tespitlerini içeren; tarihi ve talihli ifadelerini derleyip yayınlaması da, ayrıca tebrik ve takdir edilmelidir.

"Tağuta (Zalim, hain ve inkarcı iktidarlara ve emperyalist odaklara) kulluk etmekten kaçınan ve Allah'a içtenlikle yönelip (hakikati arayan) kimseler için bir müjde vardır. Öyleyse (böylesi) kullarıma müjde ver ki:

Onlar (her konuda kaleme alınan ve konuşulan, her çeşit yazıyı ve anlatılan) sözü (dikkatle) dinlerler ve (sonunda akla, vicdana ve İslam'a en uygun ve) en güzeline tabi olurlar. İşte bunlar, Allah'ın kendilerine hidayet ettiği kimselerdir. Ve onlar temiz ve olgun akıl sahipleridir" ayetleri de bu gerçeği ve görevi dile getirmektedir.

Şimdi Doğu Perinçek'in, ilgili yazısını, parantez içindeki bazı açıklamalarla dikkatlerinize sunuyoruz:

Hz. Muhammed'in Medeniyet Devrimi:

• Bilim, İslamiyet'e dinler arası cepheleşme ve bağnazlığın penceresinden bakmaz.

  • Dünyanın bütün bilim merkezlerinde; İslam'ın ortaya çıkışı, Ortaçağ (da gerçekleşmiş tarihin) en büyük devrimidir. Ve Hz. Muhammed de, bu büyük devrimin önderidir.

İslamiyet'in ortaya çıkışı, tarihi en az bilen için (dahi), yeni bir dinin doğuşudur; ancak tarih içindeki yerine oturtacak olursak, yeni bir uygarlığın kurulmasıdır. Hz. Muhammed, bir Peygamberdir. Ama aynı zamanda yeni bir devletin, yeni bir toplumun kurucusudur; büyük bir devrimin önderidir.

Bütün Boyutlarıyla Devrim

Siyasal açıdan bakarsak; İslamiyet, kabileler halinde örgütlenmiş bir toplumun devlete sıçramasıdır. Kabileler arasında "baskın basanındır" kuralının geçerli olduğu, yağmacılığın yerini, devlet düzeninin sağladığı, barış ve huzur ortamı almaktadır.. Böylece: özel mülkiyet ve ticaretin gelişmesi için gerekli koşullar yaratılmıştır.

Ekonomik açıdan, kabilenin kapalı ekonomisinden; ticaretin gelişmesi yoluyla para ekonomisine geçiş yapılmıştır. Para kazanan (emek harcayıp üretim yapan) kişi, Allah'ın sevgili kulu sayılmıştır; yani "El-kasip Habibullah." (hadisi bu gerçeği anlatmaktadır) Mülkiyet ilişkileri açısından, kabilenin ortaklaşa mülkiyeti çözülürken, özel mülkiyet (için) de serpilip gelişme (yolları açılmıştır)

Bu zeminde kabilenin akrabalık ilişkileri, İbni Haldun'un deyişiyle "asabiye" (bağnaz kabilecilik) bağı, Morgan ve Engels'in diliyle "gentilice" (kanbağı) ilişkileri dağılmakta, onun yerini ümmet (cemiyet,devlet ve tüm insaniyet haklarını sağlama ve koruma bilinci) almaktadır. Bedir savaşında Arap yarımadasında ilk kez akrabalar karşı karşıya gelmiş ve (Hak ile batılın, doğru işle yanlışın, zulümle adaletin ve insanca yaşayışın mücadelesi olarak) birbirleriyle savaşmışlardır. Bu (durum): akrabalığa dayanan (kabile) toplumunun çözülmesi, onun yerini ümmet (genel ve ortak hukuk kuralları ve temel insan hakları çerçevesinde konsensüs sağlamış cemiyet) ilişkilerinin almasıdır. İslamiyet, kabile içindeki kardeşliği, bütün müminlere yayarak "ümmet kardeşliğine" dönüştürmeyi başarmıştır.

Hz. Muhammed'in (vahye dayanarak) getirdiği yeni hukuk sistemi, kervanların basılması ve yağmalanmasını yasaklamış, özel mülkiyeti ve (serbest) ticareti korumuş, böylece: devlet düzenini sağlamış ve Arap yarımadasındaki (var olan potansiyel) bir enerjiyi birleştirip, batıya ve doğuya doğru yönelterek; büyük bir imparatorluğun (ve medeniyet ufkunun) önkoşullarını hazırlamıştır.

Kuşkusuz bu büyük yönelişin ideolojik ve psikolojik iticilerini de gözden uzak tutmamak gerekir. Toplumu ümmet kardeşliği içinde birleştiren yeni iman, toplumun psikolojisini sarmalamış, büyük bir kolektif enerjiyi ateşlemiş ve cihat yoluyla dışa doğru yayılmayı örgütlerken, tarihsel açıdan da, toplumun kendi mücadelesiyle medeniyete sıçramasının manevi gücünü canlandırmıştır.

Medeniyete Geçiş

Siyaset, ekonomi, toplum ve mülkiyet ilişkileri, hukuk, ideoloji ve toplum psikolojisi açısından toplam olarak baktığımız zaman, İslamiyet'in doğuşu ve gelişmesi, bir devrimdir. Bu devrim, tarihsel açıdan: (cehaletten ve zulmetten) medeniyete geçiş devrimidir. İnsanlığın Sümer'lerden ve Çin uygar1ığı sürecinden ve benzerlerinden (ve özellikle geçmiş Peygamberlerden) beri dalga dalga yaşadığı olay, başka bir tarihsel düzlemde (ve en mükemmel biçimde) bir kez daha yaşanmıştır.

"Hayatta en hakiki yol göstericinin bilim olduğunu" kabul eden Atatürk ve diğer Kemalist Devrim düşünürleri de, İslamiyet'in bu tarihsel rolünü ve büyüklüğünü açık bir dille saptamışlardır.

Özgünlüğü

Ancak bu olay, eski medeniyetlerin bir tekrarı değildir. Devlete, özel mülkiyete, para ekonomisine, kanbağı ilişkilerinin çözülerek toplumun sınıflara bölünmesine ve feodal bağımlılıkların oluşmasına, felsefe ve bilimin doğuşuna geçiş anlamında: bütün medeniyetlerin oluşması, her toplumda farklı zamanlarda yaşanmakla birlikte, sonunda aynı tarihsel aşamaya denk düşer. Ancak her medeniyet, farklı coğrafyalarda, farklı serüvenlerden gelerek, farklı birikimler oluşturmuş toplumlar tarafından kurulduğu için, aynı zamanda kendine özgü farklılıklar da taşır.

Arap yarımadasında yaşayan Bedeviler, Hz. Muhammed'in başlattığı devrimle, feodal bir ticaret uygarlığı kurdular. Batıda İspanya'ya, Doğuda ise Asya ortalarına kadar uzanan bu yeni imparatorluk, 7-11.  yüzyıllar arasında dünya uygarlığının merkezi ve öncüsü oldu.

İslam uygarlığı, Sümer'lerden başlayan; Ortadoğu, sonra Yunan ve Roma uygarlığının mirasını geliştirdi ve bugünkü Batı uygar1ığına taşıdı. İslam uygarlığı ve Türk uygarlığı,  bu açıdan 7. yüzyıl ile 15-16. yüz yıl arasında köprü oldu; öte yandan Çin ve Hint uygarlığı ile Batı uygarlığı arasında da bir köprü oluşturdu

9-11. yüzyılın dünyasına baktığınız zaman, insanlığın kapitalizme doğru sıçrayışını, Ortadoğu merkezinden yapacağı izlenimini edinirsiniz. O sıralar Batı Avrupa, uygarlığın merkezinde değil, fakat kenarlarındadır ve bir bakıma derin ve karanlık bir uykunun içindedir. Ancak okyanusları aşan denizcileri sayesinde Batı, 15. yüzyıldan başlayarak dünya ticaretine hükmeder; büyük zenginlikler biriktirir. Artık uygarlığın merkezi, Batı Avrupa'ya kaymıştır. Böylece insanlık, kapitalist uygarlığa sıçramasını, Avrupa'nın Atlantik kıyılarından gerçekleştirir. Dünün uygarlık merkezi olan Doğu ise gerilemenin kıskacına itilir.

Taşlaşan Ön Yargılar Ve Bilimin Bakışı

Ayrı Dinlerin mensupları birbirine farklı cephelerden bakarlar. Haçlı savaşları ve cihat, bin yılı aşan bir süredir devam edip gelmektedir. Bu savaşlar, dinler arası savaş gibi görünür, ama temelinde imparatorluklar ve sınıflar arasındaki bir savaştır. Zaman zaman da ileri ile geri arasındaki savaştır. Bu savaşlarda din ‘bayrağı altında toplanan Batılı krallar ve toplumlar, İslam Peygamberi hakkında yüz yılların derinleştiği yanlış yargılar oluştururlar. Bu ön yargılar (giderek) taşlaşır, karikatürlere yansır.

Ama bilim, İslamiyet'e bu cepheleşme ve bu bağnazlığın içinden bakmaz! Dünyanın neresinde olursa olsun, ister Çin'de, ister Batı'da Atlantik kıyılarında, ister Rusya'da, ister Güney Afrika'da, dünyanın bütün bilim merkezlerinde (kabul edilir ki): İslam'ın ortaya çıkışı, ortaçağda gerçekleşmiş tarihin en büyük devrimidir ve Hz. Muhammed de, bu büyük devrimin kutlu önderidir.

Bir televizyon programından sonra, vicdanlı bir grup ilahiyat Fakültesi profesörü, dokuz hocamız ziyaretime gelmişlerdi, Masaya oturur oturmaz, "Biz dünyaya tarihsel bakıyoruz" dediler. O gün hayatımın büyü mutluluk duyduğum sohbetlerinden birini yaşadım. İbni Haldun'un deyişiyle "Tarih bilimlerin anasıdır." Hatta sosyal bilim tarihten ibarettir. Tarihsellik, gerçeklere yaklaşmanın biricik anahtarıdır."

Bu arada unutulmasın ki İslam'la tanıştıktan sonra, özlerindeki; düzgünlük, özgürlük ve öncülük cevherleri parlayan Türklerin kurdukları ve Hindistan'dan Viyana'ya, Kafkasya'dan Afrika'ya kadar bütün dünya'yı adalet ve insaniyetle tanıştırdıkları, Karahanlılar, Selçuklular ve Osmanlılar örneği, tarihin en görkemli ve en erdemli devletleri de, Hz. Muhammed'in ve Yüce İslamiyet'in, altın taçlı eserleridir.

Bunun gibi: Türkiye'den çıkacağı ve Türkler eliyle başlayıp başarılacağı sahih haberlerle işaret ve beşaret edilen (müjdelenen) ve tüm mazlum ve mümin milletler tarafından hasretle beklenen, yeni bir Barış ve Bereket (Mutu Mehdiyet) Medeniyeti de, yine Hz. Muhammed'in ve İslamiyet'in en büyük zaferi ve en kutlu devrimi niteliğindedir.


Bu yazarin diger makaleleri

M. ALİ AĞCA; HACCA MI, HAÇA MI?
  M. Ali Ağca'nın tahliyesi bazı kimseleri sevindirdi. Malum çevreleri...
Devami
SORUN HALİNE GELEN BAŞBAKANA SORULAR
  En sondan başlayalım: S-1 - Birkaç ay önce % 65'i...
Devami
İsrail, ABD Yahudi Lobileri ve AKP'li işbirlikçileri: "MİLLİ ÇÖZÜM" CÜLERE SAVAŞ AÇTI!...
  21 EKİM 2005 tarihli Hürriyet Gazetesi manşetten: Sudan Ankara Büyükelçisi...
Devami
HEPSİ BAŞKA
Hiçbir olur mu, İslamla küfür? “Tanrı”lar başka, O Rahman başka!.. Biz de...
Devami
TÜRKİYE VE BÖLGEMİZ, ÖNCE BULANACAK, SONRA DURULACAK!
  2. nci ama sahici 11. Cumhurbaşkanı İçin mi Referandum...
Devami
BİZİ "DEMON-KRAT" YAPAMAYACAKLAR
Demo-krasi, Latince halk idaresi, halkın kendi yöneticilerini seçmesi anlamındadır. Ama "Demon-krasi"...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 6036

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR