ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün603
mod_vvisit_counterDün4780
mod_vvisit_counterBu Hafta19677
mod_vvisit_counterGeçen hafta29264
mod_vvisit_counterBu Ay57802
mod_vvisit_counterGeçen Ay186777
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar17695518

IP'niz: 18.204.227.34
Bugün: 15 May 2021

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12552285

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X
 ADIL DUZEN 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam
Reklam
Reklam

AYDIN DOĞAN'IN ŞIMARIKLIĞI

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 2
ZayıfMükemmel 

Aydın Doğan'ın İslam İnancına Göre: HERKES "AYDIN" DOĞUYOR; AMA SONRADAN KİRLENİP KARARIYORDU!.

Aydın Doğan'a neler oluyordu?.. Şevket Kazan'la Vakit Gazetesi arasında; "Danışıklı kavga mı, yoksa biribirine kazık atma mı?" olduğu belli olmayan bir kumpas bahanesiyle, niye 54 T.C Hükumetinin Başbakanı  Erbakan Hoca yine hedef haline getiriliyordu?

Yoksa, marazlı medya, Masonik cunta ve arkasındaki Siyonist odaklar, bu sefer başa çıkamayacakları milli bir değişimin telaşını mı yaşıyordu?




Hatırlayınız Başbakan olan Erbakan marazlı medyadan şikâyet ediyordu...

Aydın Doğan üzerine alıyordu.

Erbakan Küresel-Yahudi sermayesinin tekelinden bahsediyordu.

Aydın Doğan üzerine alıyordu.

Erbakan siyonizmin ve emperyalizmin kıskacına dikkat çekiyordu.

Aydın Doğan üzerine alıyordu.

Böylece kaşağıyı görünce kaşınanlarla ilgili atasözümüzü hatırlatıyordu. Acaba, Erbakan'dan ve Refah-Yol iktidarından niye gocunuyordu?

Ve açık veriyordu:

"Çıkardığınız promosyon yasasıyla sömürü çarkımıza ot tıkadınız!."

Aydın Doğan, sırtını dayadığı küresel güçlere, Siyonist çeteleşmeye, sömürü sermayesine ve ülkemizdeki masonik düzene güvenerek ve sahte demokratik terbiyesini tepeleyerek milyonların hür oyuyla Başbakan olmuş bir Şahsiyete, tüm edep ve erdem ölçülerini çiğneyen bir şımarıklıkla, tehdit dolu teklif ve tavsiyelerde bulunuyordu.

54 T.C Hükumeti Başbakanı Erbakan Hoca ise elbette:

Siyonist şeytanların, zulüm ve sömürü saltanatını yıkmak ve yeryüzündeki herkesin hak ettiği insanca yaşayacağı Adil bir Düzeni kurmak için harcayacağı enerjisini, böylesi patron kılıklı piyonlara karşı tüketmenin israf olacağının bilincindeydi.

Ve zaten Aydın Doğan, "Daha iktidarınızın ilk gününde medyaya savaş açtınız" itirafıyla, 54 T.C  Hükumeti Başbakanı Erbakan'ın Başbakan olunca şükranlarını sunmak üzere kapısına koşan ve tarafından pijamayla karşılanan Mesut Yılmaz'lardan çok farklı ve kendisine aykırı olduğunu dile getirmekteydi.

Bay Aydın Doğan!

Ya hiç yıkılmaz ve karşı çıkılmaz sandığınız... Sırtınızı dayamakla kendinizi güvenceye aldığınız... Gücüne ve hükümetine tapındığınız Siyonist ağababalarınızın ve zalim Amerika'nızın terör imparatorluğu, hem de Başbakan Erbakan stratejileri ve teknolojileriyle ve pek yakın bir gelecekte çöküverirse, o durumda Hoca'ya nasıl bir mektup yazacağınızı merak etmekteyiz...

Aydın Doğan'ların Gümüşhane'nin Kelkit'ine mi, yoksa eski patronları sabataist Simaviler gibi İsviçre'nin Zürih'ine mi sığınacaklarını da göreceğiz.. Olur ya!..

Erbakan Hoca'ya yazdığınız mektubun birer örneğini de:

Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'e

ANAP Genel Başkanı Mesut Yılmaz'a

DYP Genel Başkanı Tansu Çiller'e

DSP Genel Başkanı Bülent Ecevit'e

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal'a

BBP Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu'na

MHP Genel Başkanı Alparslan Türkeş'e göndermeniz; Perde arkasındaki Siyonist patronlarınızın:

Başbakan "Erbakan'ı iktidarda yıpratmak ve başarısız kılıp umut olmaktan çıkarmak üzere, Başbakanlığına geçici olarak ruhsat ve fırsat tanıdık.

Ama şimdiden böyle tehdit ve tenkitlerle saldırıp yıpratmaya başladık..." mesajı gibiydi.

Ama yegâne kuvvet ve kudret sahibi Amerika veya Avrupa değil Allah'tır.

"Hürriyet"lerini satmaya mecbur kalarak ve "Türkiye Türklerindir" sözlerini yalayarak İsviçre'lere kaçıp sığınan önceki patronlarınızın akıbeti, tüm terörist İsrailli Siyonistleri de beklediğini, yaşayarak anlayacağınız günler yaklaşmaktadır.

Mustafa Koç'ların anasını Rahmi Koç'un karısını ayartacak, hatta bazı duyumlara göre zorla evine kapatıp kocasından boşatacak kadar pervasız ve vicdansız olanlar, işleri bitince sizleri de boşamaktan sakınmayacaklardır!?

Gelelim Şevket Kazan'a:

Vakit mi Şevket Kazan'ı, yoksa Şevket Kazan mı Vakit'i kullandığı şimdilik belli değildi.

Belli olan: Bütün kışkırtma ve kızıştırma oyunlarının, Aydın Doğan'ın Erbakan Hoca'ya yazdığı mektupların deşifre edilip yayınlanmasını amaçlayan bir girişim olduğu, en azından böyle bir sonuç doğurduğu gerçeği idi.

Bu da, Erbakan Hoca'ya duyulan saygınlığı azaltmaya ve zayıflatmaya yönelik bir hamle gibiydi..

Peki 81 yaşına basmış, siyaseten yasaklanmış, partisi ve çevresi kuşatılmış bir Şahsiyetten kimler ve niye hala ürkmekte ve kötülemek için fırsat gözetmekteydi.

Bu kişinin:

a) Hem Akit muhabirlerine anlattıklarından vazgeçmesi veya sözlerinin çarpıtıldığını söylemesi

b) Hem "ben" isim vermedim, Doğan Grubu dedim" gibi gülünç bahaneler üretmesi

c) Refah gerçeği kitabında aslını astarını araştırmadığı, şimdi Aydın Doğan gibi birisinin bile belgelerle yalanladığı gereksiz ve geçersiz iddialarla böylesine kutu bir davayı güya savunmaya yeltenmesi

d) En azından Vakit gibi ahlakı ve ayarı belli olan bir gazetenin sıradan bir temsilcisinin komplosuna kapılacak seviyelere düşmesi ise, çapının ve amaçlarını göstergesiydi.

Şevket Kazan: "O gazeteye böyle şeyler söylemedim" diyordu:

"Aydın Doğan'ın mektubu ulaştığında Şevket Kazan, Anadolu'da Vakit Gazetesi'ne noter aracılığıyla göndereceği yalanlama metnini hazırlıyordu. "Ben o gazeteye böyle şeyler söylemedim" diyen Kazan'a göre, gazete, eskiden yazdığı kitaptan bazı bölümleri almış, çarpıtmış ve kendi ağzından yeni söylenmiş gibi yayınlamıştı."

"Vakit beni oyuna getirdi" şeklinde sızlanıyordu:

Saat 17.00'de partiden ayrıldıktan sonra Vakit Gazetesi'nden 11.01.2008 tarihinde saat 17.22'de çekilmiş ve benim beyanatımla ilgili 2 sayfalık bir faks ve yine aynı tarih ve aynı saatte yine Vakit Gazetesi tarafından çekilmiş Aydın Doğan'ın şahsıma cevaplarını içeren iki faks Genel Merkez'den bir görevli tarafından evime getirildi.

Faksları incelediğimde gazete tarafından bir oyunla karşı karşıya bırakıldığımı gördüm.

Evvela benim beyanatım henüz gazetede çıkmamıştı. Gazetede çıkmayan beyanatıma nasıl olmuş da Aydın Doğan cevap vermişti. Bunun mantığını anlamak mümkün değildi. Saniyen beyanlarım fahiş biçimde tahrif edilmişti.

"Kimmiş bu 40 bin dolar alan gazeteciler" sorusu yanıt bekliyordu

Şevket Kazan, daha önce yayınlanan kitabında, Doğan ve Bilgin gruplarında çalışan bazı gazetelerde, 40-50 bin dolar maaş alan yazarların bulunduğunu, hükümetin bunların üzerine gitmesi üzerine rahatsız olduğunu iddia ediyordu. Kitabında ayrıca "rantiyeci yazarlar" dediği bu kişilerin listesini ve aldıkları paraları veriyordu.

Aydın Doğan gönderdiği mektubunda, çok açık bir ifadeyle kendi yayın gurubunda 40 bin dolar maaş alan kimsenin bulunmadığını belirtti.

Şevket Kazan bu sözlere şu cevabı verdi: "Doğan Grubu, Dinç Grubu ve Uzan Grubu yazarlarına 50 bin, 40 bin dolar aylık ödendiğini ben Refah Gerçeği kitabımın 3. cildinde Emre Kongar'ın 22.10.1998 tarihli Cumhuriyet Gazetesi'nde çıkan ve daha sonra hiç kimse tarafından tekzip edilmeyen yazısına dayanarak ifade ettim. Sayın Kongar'ın bu yazısına göre söz konusu yazarlara şu maaşlar veriliyormuş:

Güneri Cıvaoğlu (Kanal D-Milliyet)50.000 $

Ali Kırca (ATV)40.000 $

Fatih Çekirge (Star)40.000 $

M.Ali Birand (Eko TV)30.000 $

Ufuk Güldemir (Star)25.000 $

Reha Muhtar (Show)25.000 $

Emre Kongar'ın ise Cumhuriyet'ten 144 $ aldığı yazılıyordu ve bu köşe yazısı kimse tarafından tekzip edilmemişti."

Emre Kongar'ın Kazan'ın kastettiği yazısı, Cumhuriyet'te 22 Ekim 1998'de, Medya Notu köşesinde çıkan, "Medyada kim kaç para alıyor" başlıklı bir makale. Kongar, yazısında aralarında Doğan Grubu'nda çalışan 2 gazetecinin de bulunduğu 11 gazeteci ve televizyoncunun ismini veriyor ve sırayla aylık kazançlarını belirtiyordu. Maaş bilgilerini ise Ankara'da haftalık yayın yapan Kuva-yı Medya adlı bir dergiden aldığını söylüyordu. Ancak Kongar, yazısında birkaç kez kaynağına güvenmediğini açıklıyordu. Sahibi de, kaynağı da belirsiz bulunuyordu.

Şevket Kazan'ın krediler konusunda kaynak gösterdiği diğer nokta, Tansu Çiller'in 10 Mayıs 1997 tarihli Sultanahmet Mitingi konuşması. 28 Şubat sürecinde Refahyol Hükümeti'nin iyice sıkışıp Başbakan Erbakan'ın mecbur kalarak Cumhurbaşkanı'na istifasını sunmasından bir ay önce Sultanahmet'te bir miting yapan Çiller, kendisini eleştiren medyaya yüklendi. 9 Mayıs günü yaptığı bir konuşmada, Türkiye'de büyük holdinglere tam 52 milyar dolar teşvik verildiğini, bunun 40 milyar dolarını da, Doğan Grubu ve Sabah Grubu'nu kastederek, iki büyük basın grubunun aldığını öne sürdü. Ancak verdiği bu rakamlar, o sırada ekonomiden sorumlu bakanlarının bile gülmesine neden oldu. O sırada Türkiye'nin toplam milli geliri bile 200 milyar dolardı. Çiller, bir gün sonraki mitingde, bu rakamı 64'te birine indirdi ve 625.2 milyon dolar olarak yeniledi. Bunun 424.8 milyon dolarının da Doğan Grubu'na verildiğini öne sürdü. Aslında söylediği miktar, Doğan Grubu'nun o sırada yaptığı bütün yatırımların toplamıydı. Doğan Grubu bu iftiralar için mahkemeye gitti ve davaların hepsini kazandı. Ama davaları kazanmadan önce bile ekonominin e'sinden anlayan insanlar, bu rakamların hayali olduğunu" Doğan Grubu'nu yıpratmak görüntüsüyle aslında parlatmak amaçlı konuşulduğunu, Tansu Çiller'in, danışmanları eliyle böyle bir oyuna sokulduğunu aklı yatanlar anlamakta gecikmiyordu.

Aydın Doğan'ın mektubundaki şu sözlerle, Erbakan karşıtlığının nedenlerini ve gizli tiyniyetini ele veriyordu:

"Sayın Erbakan'la anlaşmazlığımız, onun daha güvenoyu almadan yaptığı bir açıklama ile başlamıştır.

O gün yaptığı konuşmada, bizlerin gelip onun önünde diz çökeceğimizi, yardım isteyeceğimizi söylemiştir.

"Hükümetin kuruluşu ile birlikte basına yönelik olarak başlayan tavrın bir talihsizlik olduğunu, esasen her hükümete icraatına başladığı ilk dönemde tanınan avansın bu şekilde bizzat hükümet tarafından yok edildiğini, Promosyon Yasası'nın hiçbir diyaloğa gerek duyulmadan, dolayısıyla bazı gerçekler bilinmeden hazırlandığını, basının vergi vermediği konusundaki bilgilerin tamamen yanlış olduğunu" söylemişizdir.

Ama siz bizim üzerimize tüm devlet gücüyle geldiniz. Medyadan intikam yasaları çıkarttınız. Promosyon yasası çıkarttınız, bizi yok etmeye çalıştınız. 

Her odamızdan bir müfettiş çıkıyordu. Sanayi Bakanlığı'nın müfettişleri, Hazine müfettişleri, Maliye Bakanlığı müfettişleri, her biri bir şirketimizi inceliyordu.

Promosyon denilen satış artırıcı faaliyeti ne biz icat ettik, ne de sadece biz uyguluyoruz.

Alın İngiliz basınını. Orada Murdoch Grubu'nun, Times gibi ağırlıklı bir gazetenin de hediyeli satış yöntemleri uyguladığını göreceksiniz.

Alın Fransız basınını. Le Monde gibi, bütün dünyaca ciddiyeti tescil edilmiş bir gazetenin zaman zaman okura dönük hediyeli kampanya yaptığına tanık olacaksınız.

Bu örnekleri alt alta koyup üzerinde düşündüğüm zaman ne yazık ki aklıma şu kuşku saplanıyor.

Acaba asıl gayeniz, promosyon bahanesine sığınıp, bunun ardından basının yolsuzluk ve usulsüzlüklerin üzerine gitmesini engelleyecek bir düzen getirmek midir?

Üzülerek belirteyim ki, cumartesi günü Meclis'te yaptığınız o konuşmadan sonra bu ihtimal güçlenmeye başlamıştır.

Basına yönelik ağır bir suçlamanız da dağıtımda tekel kurduğumuz iddiasına dayanıyor.

Sayın Başbakan, izninizle size Batılı ülkelerdeki uygulamalardan kısaca söz edeyim.

Almanya'da basılan Türk gazeteleri dağıtım ücreti olarak yüzde 50'nin üzerinde bir bedel ödemektedirler.

Bizim burada koyduğumuz yüzde 30'luk miktar kesinlikle yüksek değildir.

Bu bedelin önemli bir kısmı gazete dağıtıcılarına, bayilere verilmektedir. Kalan miktarı ise dağıtım sisteminin gelişmesi ve modernleşmesine dönük yatırımlara gitmektedir.

Yaptığımız işin tekelcilikle ilişkisi yoktur, inançları ve içerikleri ne olursa olsun yasalara aykırı olmayan tüm yayınlar dağıtım şirketlerince eşit koşullarda dağıtılmaktadır.

Medya, ülkedeki bütün sanayi kuruluşları gibi kredi kullanır. Kredi, ticari sistemin vazgeçilmez bir aracıdır. Hemen belirteyim. Biz de kredi kullanıyoruz. Önemli olan bu kredilerin haksız mı yoksa piyasa kurallarına uygun mu alındığıdır" diyordu ve şeytanları bile şaşırtıp utandıran şu asılsız çarpıtmalarla Erbakan'ı suçluyordu:

"Siz toplumu gerdiniz, toplumun her kesimiyle kavga ettiniz. Ortağınıza uydunuz, işçi ile kavga ettiniz, ordu ile kavga ettiniz, işadamı ile kavga ettiniz, medya ile kavga ettiniz. Toplumda kavga etmedik kesim bırakmadınız. Toplum bu kadar gerginliğe dayanamadı. Siz hükümetinizi, yarattığınız bu gerginlikle kendiniz yıktınız. Sizi masonlar yıkmadı, sizi medya yıkmadı" anlamında laflar ediyordu.

"Vakit Gazetesi için şunlar yazılmıştı:

"Din istismarcısı gazetenin çarpıtmaları:

Dini sürekli olarak istismar eden "Anadolu'da Vakit" isimli bir gazete var. Yayın hayatını ülkenin bütün medeni insanlarına ve kurumlarına saldırarak sürdürüyor.

Mahallemizin bir nevi kabadayısı. İnsanları ve kurumları hedef gösteriyor, korkutuyor, sindiriyor.

Haklarında çarpıtmalar yapıyor, sözlerini saptırıyor, hakaret ediyor. Bu gazete aynı zamanda yargıya ve devletin kurumlarına da meydan okuyor.

Mahkemeye başvurup kazananlar, tazminat cezalarını alamıyorlar. Çünkü gazete durmadan isim ve sahip değiştiriyor, yayınları yapan kişiler için, ya "Burada çalışmıyor" ya da "Dışardan yazıyor, buraya gelmiyor" denilerek yargı kararları ayaklar altına alınıyor. Gazetenin en büyük hedeflerinden biri, Aydın Doğan ve sahibi bulunduğu basın kuruluşları.

Doğan Grubu avukatları bu gazete hakkında 1998 yılından bu yana 30'a yakın dava açtı. Bunlardan çoğu lehimize sonuçlandı. Mahkûmiyet kararlarından 8'i Yargıtay'ca da onaylandı.

O dönem yüklüce tazminatlara mahkûm oldular.

Ancak yukarıda saydığımız oyunlarla bu paralar tahsil edilemedi. Haciz için gazetenin merkezine giden avukatlar ise tehdit edildiler, alıkondular ve 100'üncü Yıl Polis Karakolu'ndan talep edilen 20 polis memuru sayesinde binadan çıkabildiler.

Bu gazete, yine Doğan Grubu'na saldırdı. Bunu yaparken, 28 Şubat dönemindeki bazı görüşmeleri çarpıtarak yayınladı.

Eski Adalet Bakanı Şevket Kazan'ı da bu çarpıtmalara alet ederek yeni bir oyuna girişti.

Bu gazeteye hukuk işlemediği, yargı kararları uygulanamadığı için, hakkımızı orada arayamıyoruz.

O nedenle bu çarpıtmayı cevaplarken, Şevket Kazan'a ve o dönemde Başbakan Necmettin Erbakan'a yazdığımız iki mektupla, Erbakan'la yaptığımız iki görüşmenin içeriğini açıklamamız da şart oldu" diyerek, Vakit'i mahkemeye vermek yerine, Erbakan Hoca'yla uğraşmayı tercih ediyordu.

Demek ki asıl tezgâh Erbakan Hoca'yı karalamak için tertipleniyordu. Yoksa Vakit Gazetesi de Doğan Grubunun emrindeki merkezlerin güdümünde bulunduğunu, en azından Aydın Doğan'ın bilmesi gerekiyordu..

Ama tabi, herkes İslam fıtratı üzerine "Aydın doğuyordu ama, sonradan kirlenip kararıyordu.."

Döneklik timsali Ahmet Hakan bile Vakit'i şöyle tanıtıyordu ve Ş. Kazan'a sahip çıkıyordu:

Şevket Abi'ye de mi lolo?

Hz. Muhammed, dost düşman herkes tarafından "Emin" diye bilinirdi...

Bunlar ise dost düşman herkes tarafından "Acaba bize bir yamuk gelir mi?" tedirginliğiyle anılıyorlar.

Hz. Muhammed, inananı da inanmayanı da karakterine meftun bırakırdı.

Bunlar ise dost düşman herkes tarafından derin bir tiksinti duygusuyla anılıyorlar...

Hz. Muhammed, "Güzel ahlâkı tamamlamak" için gönderilmişti.

Bunlar ise Allah adına en galiz küfürleri etme yarışında hep birinci oluyorlar.

Hz. Muhammed, "Düşmana karşı bile adil olmayı" ölçü olarak almıştı...

Bunlar ise bırakın düşmanı, dosta karşı bile adil olmuyorlar.

Hz. Muhammed, "O dediyse doğrudur" cümlesinin kahramanıydı...

Bunlar ise "Yazdıysa yalandır" cümlesinin kahramanı...

Hz. Muhammed, "Nefret ettirmeyin/Sevdirin" diyordu...

Bunlar ise "Aman Sevdirmeyelim/Nefret ettirelim" diye tepiniyorlar...

İşin en hazin tarafı ise şu:

2008 yılında şu Türkiye denilen memlekette "Peygamber yolunun yolcusu" olmak bunlara kalmış!

Ben Kanal 7'deyken...

Yani ortada "döneklik", "eyyamcılık", "Nişantaşılılık", "Karşı tarafa yaranma" gibi hayal kırıklıklarının esamisi bile okunmazken... (Kendisini ne güzel tarif ediyor!..)

Şu "Vakit" denilen gazete, bana, yani dönemin "Mücahit Ahmet Hakan'ı"na bile yamuk yapmaktan zerre kadar çekinmemişti...

Benimle yaptıkları röportajı, söylemediklerimi ekleyerek, söylediklerimi çıkararak yayınlamışlardı.

O zamanlar şöyle demiştim:



"Ulan bunlar bana bile bunu yapıyorlarsa, kim bilir başkalarına neler yapmıyorlardır?"

Ve bugün görüyorum ki...

Bunlar kendilerini "İslam davasının yılmaz mücahidi" olarak gördükçe ve İslam davasının içinden bir tek kul çıkıp da "Gidin işinize... Bu dava size mi kaldı?" diyerek asasını kaldırmadıkça...

Bu adamlar adına cihat dedikleri, gerçekte ise "İslam karşıtı propaganda" olarak algılanan kirli faaliyetlerine devam edecekler.

İşte bakın:

Son kurban kim? Şevket Kazan...!

Adamlar Şevket Kazan'a bile yamuk yapmaktan çekinmeyecek denli kuldan utanmaz, Allah'tan korkmaz oluyor.

Şevket Kazan, "Sözlerimi çarpıtmışlar/Ben öyle demedim" diyerek soluğu mahkeme kapılarında alıyor..."[1]





[1] 23.01.2008 / Hürriyet


Bu yazarin diger makaleleri

"SABANCI" LAR, SİYONİST SERMAYENİN "SAPAN"I, İŞÇİLER İSE SAPAN TAŞI MI?
  Üç dört gün içinde kofluğu anlaşılıp düzenbazların ellerinde patlayan...
Devami
ORDU; SOROS'CULARI, SABATAYCILARI VE SİYON DESTEKLİ STK'LARI FİŞLEMİŞ!
Mustafa Kemal'in Büyük Nutku'ndaki şu sözleri, bu şartlar ve dayatmalarla...
Devami
YENİ MESİH OBAMA!
Annesi Yahudi'dir, baba siyahi Siyonist Lobilerden; kukla siyasi Seçim kazanıp gazi, oldu...
Devami
AKP'li YETKİLİYE TAVSİYE
Fesatlık fıtratıdır, yaşar kabahatıylaDüşmanına yanaşma, şeytan ile barışma!Akıllı ve ahlaklı,...
Devami
D-8s and ERBAKAN
  D-8s ; for last a few centuries, is the...
Devami
VAKİT TAMAMDIR
    VAKİT TAMAMDIR Talut Calut olayı , Kur‘ani  hikmet Yüzde bire...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 3843

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR