Reklam
Reklam
Reklam

Diyarbakır Olaylarında PKK PİYON, MOSSAD PATRON

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 3
ZayıfMükemmel 

Abdullah Öcalan Diyarbakır olayları üzerine şunları söylüyor:

"Diyarbakır adına siyaset yapanlara kızıyorum. Herkes barış için çalışmazsa çok kişi ölecek, böyle bir risk var. Bütün halktan rica ediyorum, herkes barış için çalışsın."

"Bugün de bir Sevr durumu var. Ancak bu öyle o zaman ki Sevr'e benzemez, öyle küçük Sevr değil, daha kapsamlı bir Sevr planı var."



"Talabani, bir röportajda Kuzey Kürtlerine çağrıda bulunarak, yerel seçimlerde AKP'yi desteklemeleri gerektiğini söylemiş. Eğer bu doğruysa bu, tarihi bir anlaşmadır. Bir anlaşma var; bunlar Kürtlere karşı kendi aralarında anlaşmışlar. Anlaşma yapılmıştır, bu anlaşma devam ediyor."

"Abdullah Gül'ün Bush ile görüşmesi önemlidir. Anlaşılan uzlaşma tamdır. Ama Türkiye'de buna karşı güçlü bir muhalefet vardır. Türkiye'nin böyle bir potansiyeli var, bunu kabul etmezler. Bu noktaya gelindiğine göre demek ki bu uzlaşmaya karşı olan kesimler tasfiye edilmiş. Amerika onları tuzağa düşürüyor, bunu göremiyorlar mı?"

"İki-üç yıl sonra görürüz ne olacak, yaşarsak hep birlikte göreceğiz! Ortadoğu'da İngiliz planı işliyor, hatta saat gibi işliyor. Ben size İngiliz planının saat saat nasıl işlediğini açıklayabilirim. Türkiye'yi seviyorlarsa bunun önüne geçerler. Yarın 40 milyon Kürt silahlandırılırsa ne olur? Türkiye bunun karşısında ne yapabilir? Bunu düşünmüyorlar mı? Bu bir felakettir."

"Talabani ve Barzani'nin PKK'nin tasfiye edilmesini istediğini mi sanıyorsunuz? Aslında PKK'nin başı bugün Talabani'dir, Barzani'dir."

"Kürtlere karşı bir oyun oynanıyor, hükümet de bu işin içinde. Bunlar din kisvesi altında her türlü sahtekârlığı yapıyorlar, Kürtlerin bazı üst kesimiyle de anlaşmışlar. "

"Kürt sorununun çözümü ancak demokratizmle mümkündür."

"Diyarbakır adına siyaset yapanlar bunu neden anlatmıyorlar? Fetullah Gülen cemaatinin çalışmaları işin görünen kısmıdır. Bu Amerika'nın bir planıdır."

Bu cümleler Abdullah Öcalan'a ait...

Türkiye, Kürt meselesinde tarihinin en büyük kırılmasını yaşıyor.

İsrail, ABD ve İngiltere destekli bu tehlikeli süreçten sıyrılmak için en büyük sorumluluk kime düşüyor biliyor musunuz?

Kendisine bir siyasi yuva bulamayan; endişe ve rahatsızlık duyan, tam bağımsız Türkiye'ye ve kardeşliğine inanan milyonlarca vatansevere..."[1]

Terörün kökeninde muharref Tevrat ve Kabbala olduğu bilinmeyince köklü çözüm üretilemiyor!

Bush, giderayak Ortadoğu ülkelerini dolaşıp, İsrail'e bağlılığını tazelemiş ve son olarak İran'ı en terörist ülke ilan etmiştir.

Hâlbuki dünya genelinde terörün gerçek kaynağı İsrail ve ABD'dir. Çünkü, bu iki ülkeyi siyonistler yönetiyor. Siyonistlerin de itici gücü muharref (yani kasten değiştirilmiş) Tevrat ve Kabbala olduğunu biraz okuyup araştıran herkes bilmektedir.

Yirminci asrın eşiğinde, bu kabil hurafelerin lâfı mı olur demeyin. Şimdi size, siyonistleri ve ABD'de sayıları 80 milyona erişen Evangelistleri teröre iten, muharref Tevrat ve Kabbala'nın dehşet verici hükümlerinden kısa kısa örnekler verilecektir. Lütfen dikkatle değerlendirin.

Arz-ı Mev'ud'u ele geçirme emri:

"Üzerinde ayak bastığın diyarı sana ve senin zürriyetine vereceğim. O zaman Rab, bütün milletleri önünüzden kovacak ve siz, bütün kuvvetli milletlerin mülkünü alacaksınız. Sınırınız çölden ve Lübnan'dan, Fırat ırmağından garb denizine kadar olacaktır.

Savaş, istilâ ve katliam emri:

Şimdi git, onların herşeyini tamamen yok et ve onları esirgeme. Erkekten kadına, çocuktan emzikte olana kadar hepsini öldür.

Onları demir çomakla kıracaksın, bir çömlekçi kabı gibi parçalayacaksın, Allah'ın sana teslim edeceği bütün kavimleri bitireceksin...

Onları ateşte yakacak, alevlerin elinden canlarını kurtaramayacaklar.

Et yeyin, kan için, yiğitlerin etini yiyeceksiniz... Sarhoş oluncaya kadar kan içeceksiniz.[2]

Bu konuda bu kadar örnek kâfidir sanırım. Kurulduğu günden beri İsrail'in yaptıkları böyle değil mi? Çömlek kırar gibi çocukların, delikanlıların Filistin'de, kemiklerini kırmadılar mı?

Sabra-Şatilla Mülteci Kampı'ndan binlerce, çoluk çocuk, kadını göz kırpmadan katliama tabi tutmadılar mı?

Hâlâ Gazze'de Allah'ın günü, füzelerle, bombalarla Müslüman kanı dökmüyorlar mı?

Irak'ta ABD askerlerinin, sokaklarda, hapishanelerde, camilerimizde ve en kutsal türbe ve mekânlarda işledikleri vahşet bunlardan başka mı?

Bir de Bush hazretleri kalkmış şu stratejik ortağı İsrail'in ve kendi askerlerinin yaptıklarını örterek, Guantanamo zulüm kampını görmezden gelerek, İran'ı terörist ülke ilan edişindeki aymazlığa bakın, vahşet neymiş, dehşet neymiş, katliam neymiş bir kere daha içiniz sızlayarak hatırlayın. Bilindiği gibi sadece Irak'ta ABD askerlerinin öldürdüğü insan sayısı iki buçuk milyonu aşmıştır.

Tevrat'taki üstün ırk nazariyesi:

"Siz Allah'ın, Rabbin oğullarısınız, çünkü Allah bütün kavimlerden üstün olarak seni seçti."[3]

"Sana kulluk etmeyen millet harab olacak ve seni hor görenlerin hepsi, senin ayaklarının tabanlarında yere kapanacaklar ve sana Rabbin şehri Kudüs'ün Siyonu diyecekler."[4]

Bilindiği gibi, Yahudiler bu üstün ırk taassubunu hâlâ devam ettiriyorlar. Yahudi ana babadan doğmayanı kendilerinden saymıyorlar, aşağılıyorlar.

Milletlerden öç alsınlar emri:

Onların krallarını ve ileri gelenlerini demir bukağılar ile bağlasınlar. Ta ki yazılmış olan hüküm onlara karşı yürütülsün.[5]

Ne dersiniz, Türk askerlerinin başına çuval geçirilmesi, Muavenet muhribimizin keyfî olarak vurulup subay ve askerimizin şehid edilmesi ve dahi Guantanamo zindanı ve hapishane haline getirilen uçaklar, uygulamaları, bu hurafe emirlerden kaynaklanmıyor mu?

Ne yazık ki Tevrat'ta buna benzer sayısız muharref hükümler var.

Görülüyor ki, dünya genelinde terörün kaynağı işte bu muharref Tevrat ve Kabbala'da mevcut, şiddet ve dehşet içeren hurafeler ve batıl hükümlerdir. Terör ister devletten kaynaklansın, ister kişi ve örgütlerden kaynaklansın, bu sapık, ilim dışı inanışlar düzeltilmedikçe, insanlık asla, rahat yüzü görmeyecek, insan hakları kağıt üzerinde kalacaktır.

Evvel emirde, muharref Tevrat'ın gerçek dışı hükümleri ciddi bir incelemeden geçirilip, ayıklanmalıdır.

Siyonistler bir el çabukluğu yaparak, muharref Tevrat'ı, kitab-ı mukaddes diye İncil ile birlikte bastırarak, Hıristiyanlık âlemini kendi ideolojilerinin kayıtsız şartsız izinden giden bir topluluk olarak göstermeyi başarmıştır. Bu yanılgı düzeltilmeli, hem Müslümanlar hem de Hıristiyanlar uyarılmalıdır. Bu hata düzeltilmediği takdirde siyonist ve Evangelistlerin işledikleri ve işleyecekleri cinayet ve katliamlardan otomatikman Hıristiyanlar da sorumlu olacaklardır.

İslâm ülkeleri, İsrail ve Bush'un ABD'si tarafından başlatılan bu batıl din savaşında, körü körüne ABD ve İsrail'in paraleline düşmemelidir, susmamalıdır. Sustukça sıranın kendilerine de geleceğini asla unutmamalıdır."

Bombayı hazır halde ve bilip tanımadığı örgüt görevlisi sandığı kimselerce teslim edilmişti. İllegal örgütlerde CIA-MOSSAD devreye kolay girip teröristleri yönlendirdiği bilinen taktikti.

Bir uzman açıklıyor:

"PKK ortak düşmanımız" açıklamasından sonra birilerinin düğmeye basıp mekanizmayı iptal etmeye başladığı anlaşılıyor; bunun en belirgin işareti uçaklarla yürütülen Kandil operasyonu oldu. Sadece istihbarat paylaşımı değil, Kuzey Irak hava sahası içinde Türk uçaklarının serbestçe uçmasına imkân tanınmasındaki anlam yeterince açıktı.

İkinci önemli gelişimi ise Diyarbakır'da patlayan bombadan sonra yaşadık; aradan hafta geçmeden hadisenin bütün failleri ve arka planı aydınlatıldı. Böylece terör tarihinde belki ilk defa rastlanan bir yenilikle karşılaştık; bu yenilik, bombayı atan şahsın, içine bomba koyup patlatacağı aracı temin ederken -düpedüz çalmak yerine- bir otomobil galerisine giderek parayı bastırıp kimliğini vererek araba satın almasıydı. 6 seneden beri bu işlerin içinde pişirilen ve örgütte bomba uzmanı diye bilinen tecrübeli bir militanın, birkaç gün sonra bomba koyup patlatacağı arabaya kasko yaptırıp yaptırmadığını bilmiyoruz, fakat muhtemeldir!..

Nitekim bazı haberlere göre bomba eyleminin elebaşısı, "Beni eylemden sonra kaçırmak için almaya geleceklerdi; iki defa buluşma yerine gittim, kimse gelmedi. Ben de akrabalarımın evinde kalırken yakalandım." diye konuşmuş. 'Basiret tutulması' diye nitelemekte mahzur yok; basiret kelimesine de yazık olur; akıl karışıklığı hiç değil. Şaşkınlık veya panik demek daha isabetli. İşte birilerinin düğmeye bastığını gösteren dikkat çekici bir örnek daha...

Bomba hadisesi, DTP içinde enikonu bir yarılmaya yol açmasıyla da 'vay canına' dedirtti. Aysel Tuğluk'un olayı ayıplayan yazısı mühim tesir yaptı ve en azından DTP'nin, içinde farklı düşünen insanların da barındığı bir siyasi teşkilat olarak dağdakilerin sözcüsü olmaktan çıkıp, temsil ettiği toplumun nabzını tutabileceği ihtimalîni hissettirdi. Öyle anlaşılıyor ki, önümüzdeki şaşırtıcı süreçte DTP'nin misyonu sona ermemiştir ve farklı tarzda devam edecektir.

Uzaktan bakınca, PKK'nın tasfiye edilme sürecinin en manidar işareti olarak birilerinin Diyarbakır eylemini gerçekleştirmeye azmettirilmesini görüyorum; bir nevi sonun başlangıcını teşkil ediyor gibi görünen bu fecî ve talihsiz hadise, PKK'nın kendi tabanına karşı yabancılaştırılmasını, hatta lânetlenmesi sonucunu doğurdu; eylemden sonra polise yapılan ihbarların yoğunluğunu başka türlü değerlendirmek mümkün mü?

Önümüzdeki günlerde Türkiye yeni anayasasını tartışmaya başlayacak; pehlivan tefrikasına dönen 301. madde meselesi herkesi tatmin edecek şekilde -bu mümkün mü?- yeniden elden geçirilecek; bu esnada gerek Türkiye-Irak ve gerekse Türkiye-Kuzey Irak ilişkilerinde yeni ve normalleştirici adımlar atıldığına şahit olmamız büyük ihtimaldir.

Öyle görünüyor ki, esasen mevcudiyet sebebini tâ 2000 başlarında kaybetmiş olmasına rağmen ABD işgalinden sonra şaşırtıcı tarzda yeniden aktif hale gelen PKK'nın bölgedeki görevi ve varlık sebebi sona ermiştir; bugünlerde PKK'nın Ermenistan'a yerleşmeye çalıştığı söylentileri yoğunlaştığına göre üç vakte kadar Birleşik Devletler'in Türkiye-Ermenistan ilişkilerinde yeni bir açılım tasarladığını tahmin edebiliriz; bir nevi şantiye transferi! [6]

Değerli aydınımız Hasan Ünal'ın dediği gibi:  Amerika'nın başı belada ama... Beyinsiz başlar bunu görüp değerlendiremiyor!

Amerika'nın politikaları hem bizim yakın bölgemizde hem de küresel düzeyde alarm sinyalleri vermeye başladı. Örneğin, Türkiye'deki Amerikan yanlısı kanallar ve gazeteler ne kadar saklamaya çalışsalar da Afganistan'daki durumun Amerika ve yakın müttefikleri açısından fevkalade kötüleşmekte olduğu açık.

Öyle ki, Taliban ve El Kaide güçleri Afganistan'ı Amerika ve müttefiklerinden geri alma konusunda adım adım ilerliyorlar. Amerika'nın başlangıçta ortalama halkı yanına çekme konusunda sergilediği isteksizlik - hatta buna küstahlık demek lazım - ve halkı aşağılayan tavırları Taliban ve El Kaide güçlerinin işini kolaylaştırmışa benziyor.

Irak'taki durum daha da kötü Amerika açısından. Amerika'nın başlangıçtan beri halkı aşağılayan, küçük gören, İslami değerleri ayaklar altına alan ve yerel adetleri hiçe sayan davranışları Irak'ta da halkın Amerika'dan soğumasına yol açtı. Öte yandan izlenen politikalardaki çıkmazlar da ortada.

Amerika, Irak'ın kuzeyinde bir kukla devlet kurmak için elinden geleni yapıyor ve bu sebepten dolayı Türkiye'yi rahatsız ederken, Şiileri devletleşmeye teşvik eden politikaları da güneydeki müttefiklerini zora sokuyor. Irak'ın güneyinde büyükçe bir Şii devleti kurulması halinde başta Kuveyt'teki Şii nüfus olmak üzere bütün Körfez ülkelerinin ve hatta Suudi Arabistan'ın bundan etkileneceğine şüphe yok.

Kuveyt'teki Şii nüfus toplamın aşağı yukarı yüzde kırkları civarında; Bahreyn'de ise yüzde yetmişlere varan oranda çoğunluk. Diğer Körfez ülkelerinde de irili ufaklı Şii topluluklar yaşıyor. Öte yandan Amerika'nın Körfez'deki en önemli müttefiki olan Suudi Arabistan'ın petrol kaynaklarının bulunduğu doğu bölgesinde de Şii nüfus yoğun olarak yaşıyor.

Irak halkının etnik temelde ayrıştırılarak bir Sünni devleti kurulması ihtimali ise Ürdün gibi Amerika'nın müttefiki devletleri huzursuz etmeye devam ediyor. Irak'taki Sünni direnişine destek veren grupların bir kısmı Ürdün kökenli. El Kaide'nin eski Irak sorumlusu Ez Zarkavi Ürdünlü idi ve orada bir kahraman olarak defnedildi. Eğer Irak üçe bölünür ve ortada sert karakterli ve Amerikan karşıtı bir Sünni devleti kurulursa, bunun Amerikan yanlısı Ürdün'ü istikrarsızlığa sürüklemesine kesin gözüyle bakmak lazımdır.

Bu çerçevede Amerika'nın BOP politikalarını değerlendirecek olursak, büyük bir başarısızlıktan söz etmek mümkündür. Böyle bir ortamda Amerika'nın politikalarını gözden geçirmesi ve müttefikleri lehinde değiştirmesi beklenir. Ancak öyle olmuyor. Güneydeki müttefiklerinin kendisine mahkûm ve mecbur olduğunu düşünen Amerikan yönetimi, kuzeydeki Türkiye'de de AKP hükümetine güveniyor olmalı.

Amerika'nın Afganistan'da Taliban ve El Kaide ile savaşacak askere ihtiyacı var. Bunu da Türkiye'den bekliyor. Çünkü Amerika Kara Kuvvetleri dünyanın pek çok bölgesinde asker bulunduruyor ve özellikle muharip birliklerinin neredeyse tamamı meşgul. Afganistan'a gönderecek askeri olmadığı gibi, Avrupalı müttefikleri de bu işlere yan çiziyor. Kaldı ki, Avrupalıların zaten ciddiye alınacak sayı ve nitelikte muharip kuvvetleri olmadığını herkes biliyor.

Allah'tan, Genelkurmay Başkanı Büyükanıt 2006 yılında Afganistan'a gönderilecek askerimiz olmadığını açıkladı ve Amerika'nın bütün rica ve baskılarına rağmen de bu tavrını sürdürüyor. Sadece Kabil ve çevresinde kontrolü sağlayan ve savaşmak için orada bulunmayan bir miktar askerimiz var Afganistan'da o kadar...

Amerika'nın başının belada olduğuna şüphe yok. Üstüne üstlük bir de İran meselesini kaşıyor. Bu şartlarda İran'a ne yapacağı ve nasıl kotaracağı da ayrı bir konu. Ancak bütün bu güçlüklerine rağmen Amerika Irak'ın kuzeyinde kukla bir devlet kurma projesinden vazgeçmiyor.

Türkiye içerisinden o kukla devletle birleşecek kukla bir eyalet çıkarılması girişimlerinden geriye adım atmıyor. Türkiye'nin önem ve değerinin arttığı böyle bir dönemde en büyük güvencesi Türkiye'deki AKP hükümeti olsa gerek. Çünkü AKP iktidarı Amerika'nın çıkarlarını Amerika'dan daha iyi korumaya adeta yeminli görünüyor."[7]

Kafalarımız iyiden iyiye karışıyor!

ABD ile Kuzey Irak'taki terör örgütüne karşı girilen istihbarat işbirliği etrafındaki gelişmeler kafalarımızı iyiden iyiye karıştıracak boyutlara ulaşıyor!

Bir kesime bakarsanız bu istihbarat işbirliğinin altında terör örgütü ile siyasi görüşme yapılacağı ve Kuzey Irak'ta bir Kürt devletinin kurulmasına sıcak bakılacağı gibi iddialar bulunuyor.

Türkiye'yi yönetenler ise bu iddiaya hiç sıcak bakmıyorlar ve böyle bir şeyi şerefsizlik olarak nitelendiriyorlar!

Ancak ne var ki şom ağızlılar(!) bir türlü susmuyor.

En son BBC'nin bu yolda bir açıklaması oldu!

BBC, Türkiye'nin Avrupa'da bir şehirde PKK ile masaya oturacağını Irak'ta yayınlanan bir gazeteye dayanarak iddia ediyordu.

Bu arada terör örgütünün İmralı'daki lideri örgütün liderliğini artık Barzani ve Talabani'nin yaptığı açıkladı.

Bu durumda Türkiye'yi yönetenlerin Barzani ve Talabani ile yapacağı görüşmelerde bir bakıma terör örgütü ile yapılmış olmayacak mı?

Güneydoğu açılımında hükümetten daha cüretkâr davranan Deniz Baykal, kukla devleti kabulleniyor!

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, 9 Kasım'da kamuoyuna duyurduğu Güneydoğu açılımını genişletti. Baykal, bir taraftan "Devlet etnik kördür, ayrım yapamaz" derken diğer taraftan "Devletin asimilasyon yapmaya hakkı yoktur" diye konuştu. Baykal'ın açılımının sürprizi ise Kukla Devlet'i kabul vurgusuydu.

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, Diyarbakır'da 3 Ocak'ta meydana gelen patlamanın ardından kenti ziyaret etti. Baykal, ziyaret sonrasında bölgedeki kitle örgütlerinin görüşleri doğrultusunda Güneydoğu açılımını genişletti.

"Talabani-Barzani istediği idareyi kursun"

Deniz Baykal, 1989'dan bu yana bilinen görüşlerinin yanı sıra ABD'nin altyapısını oluşturduğu Kukla Devlet'i kabullenen sözleri yine gündeme getirdi. Baykal, şöyle konuştu:

'Talabani ve Barzani'ye gelince, kendi bölgelerinde istedikleri idareyi kurabilirler. Ama bizi rahat bıraksınlar. Kuzey Irak'tan teröre çanak tutamazlar. Kuzey Irak'ın Kürdü vardır. Türkiye'nin de Kürdü vardır. Kuzey Irak Kürdü'nün orada kuracağı yönetim bizi ilgilendirmez."

"Devletin asimilasyon hakkı yoktur"

CHP Lideri'nin Güneydoğu açılımı, Kukla Devlet'in kabulüyle sınırlı değil. Baykal, önce devletin hiçbir vatandaşa ayrım yapmadan hizmet götürmesi gerektiğini söyledi, ardından "Devletin asimilasyon hakkı yoktur" diyerek cümlesini bitirdi.

Deniz Baykal, Kürt sorununda bazı haklı demokratik taleplerin olduğunu iddia ederek 1989'da SHP Genel Sekreteriyken hazırladığı raporda görüşlerini dile getirdiğini anlattı.

Baykal'ın bir vurgusu da "etnik özgürlükler" üzerineydi. Baykal'ın bu konudaki görüşleri şöyle:

"Herkes kendi anadilini özel kurumlarda öğrenebilmeli, öğretebilmeli. RTÜK kuralları çerçevesinde özel kurumlarda anadilde yayın yapılabilmeli. Dini ve etnik özgürlükler kamusal alanda değil, ama özel alanda kullanılmalıdır. Bu sınırsız kullanım olmalıdır. Ama hukuk devleti sınırlarında olmalıdır."

CHP Genel Başkanı, 9 Kasım'da yaptığı basın toplantısında da Irak'ın kuzeyinden Türkiye'ye öğrenci getirilmesini, Habur Sınır Kapısı'nın açık tutulmasını, Ilısu Barajı'nın bitirilmesini, Irak'ın kuzeyiyle dostluk ilişkilerinin geliştirilmesini talep etmişti. Baykal'ın bu çıkışı, "Türkiye himayesinde Kürdistan" yorumlarına neden olmuştu.[8]

CHP MYK üyesi Yerlikaya

Kuzey Irak'ta devlet kurulursa karşı çıkmayız

Aydınlık'a konuşan CHP Merkez Yürütme Kurulu üyesi Sinan Yerlikaya Irak'ın kuzeyinde oluşacak bir devlete karşı olmadıklarını söyledi. Yerlikaya, "Tercihimiz tek Irak. Ama Amerika Kuzey Irak'ta bir devlet kuruyor. Bizim de o devletle sınırımız olacak. İyi komşuluk ilişkileri geliştirmek gerekir" diye konuştu.

Sinan Yerlikaya, Günyedoğu için bir rapor hazırladıklarını, bu raporda Kürtçe, Çerkezce, Lazca ve diğer dillerde Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlı özel kurumlarda anadil eğitimi verilmesini öngördüklerini belirtti. Bu doğrultuda daha önce bir yasa teklifi hazırladıklarını hatırlatan Yerlikaya, "Dilleri kamusal alana taşımıyoruz. Özel alanda tutuyoruz. Dolayısıyla üniter devlete zarar gelmeyecek" diyor acaba bütün bunlar ne anlama geliyor?!



[1] 14.01.2008 / Serdar Akinan / Akşam

[2] Tevrat Hezekiyel bölümü 39/18-19

[3] Tevrat Tesmiye bölümü 14/2

[4] İşaya bölümü 60/10-16

[5] Mezmurlar Bab 149, Âyet 7, 8, 9, sayfa:628

[6] 14 Ocak 2008 / A.Turn Aklan / Zaman

[7] 15.01.2008 / Milli gazete

[8] 13 Ocak 2008 / Aydınlık

Necati AKGÜL -
Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız Heyecan

Bu yazarin diger makaleleri

  İnsani ve Bilimsel Değerlerimiz Açısından; ÇEVRE KORUMACILIĞI VE TOPLUM SAĞLIĞI Günümüzde ormanları,...
Devami
  Zaman Gazetesinin Amerikan Uşaklığı: Latin Amerika'da "Chavez zinciri" kırılıyor!...
Devami
  MEHDİ’NİN HAKİKATİ VE ÇIKIŞININ ALÂMETLERİ        Biz; inanmış olduğumuz, ihtiyaç duyduğumuz...
Devami
Üst Akıl: Genellikle sadece yöresel, ülkesel ve bölgesel değil; küresel...
Devami
  EY DOST, LÜTFUNA ŞÜKÜR        Afvu setr eyledin, günah isyanım Ben nice...
Devami
  Alevilik; Varis-i Nebi Hz. Ali Efendimizin; tertemiz ve seçkin...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 3695

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

SON YORUMLAR