ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün1464
mod_vvisit_counterDün3864
mod_vvisit_counterBu Hafta5328
mod_vvisit_counterGeçen hafta27382
mod_vvisit_counterBu Ay82442
mod_vvisit_counterGeçen Ay119131
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar17839289

IP'niz: 3.236.170.171
Bugün: 15 Haz 2021

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12602508

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X
 ADIL DUZEN 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam
Reklam

SABATAİST "KAPANİZADE"LER VE LİBERALİST AKP'LİLER

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 1
ZayıfMükemmel 

İsmail Cem İpekçi'nin amcazadesi ve Yahudi dönmesi modacı Cemil İpekçi AKP'yi övüyor ve başörtüsüne saygı gösterir, sahte bir tavır sergiliyor.

"Geçtiğimiz hükümetler Sosyal Demokratlar dahil- kulağım küpeli ve cinsel tercihim farklı olduğu için bizi gördüğü zaman vebalı gibi kaçıyordu. Ama ben AKP hükümetinde bana karşı böyle bir tutum görmedim."

"Sabatay Sevi'nin torunuyum."

"Muhafazakar eşcinselim."



"Altı yaşındayken oryantal yaptım. 7 yaşına gelinceye kadar kendimi kız sanıyordum."

İşte Cemil İpekçi böylesine yamuk ve ahlaki değerlerden kopuk bir adam oluyor! Daha doğrusu tam bir sabataist (gizli Yahudi dönmezi) gibi davranıyor.

AKP iktidara gelince Türk Hava Yolları ve Beyoğlu Belediye personelinin kıyafet tasarımlarını Cemil İpekçi'ye yaptırıyor.

Şimdi başörtüsü sorunu için olumlu açıklamalar yapıyor. AKP'ye ve başörtüsüne sahip çıkıyor. Yani Yahudiliğini sergiliyor.

Oysa, Sabataist (Müslüman görünen gizli Yahudi dönmezi) Halide Edip Adıvar ne denli Amerikan mandacısı ise, Milli Görüş dönmesi Recep T. Erdoğan da o denli Amerikan yanlısı ve İsrail hayranı olduğu görülüyor. (Biz "Yahudi Dönmesi" yerine "Yahudi Dönmezi" diyoruz. Çünkü Sabatay Sevi'nin: "Müslüman görün ama Yahudilikten dönme!" dediğini unutmuyoruz.)

Halide Edip siyonist mi?

Cumhuriyet edebiyatının en önemli isimlerinden biri olan Halide Edip Adıvar'ın önce Amerikan mandacılığını reklamını yaptığı, sonra milli mücadeleye katıldığı, ardından Mustafa Kemal'e yönelik İzmir suikastına bulaştığı ve korkusundan kocasıyla birlikte yurt dışına kaçtığı zaten biliniyor.

Şimdi Suavi Kemal Yazgıç Halide Edip Adıvar Siyonist miydi?" diye soruyor.

Yazgıç'ın bu soruyu sormasının sebebi başka bir yazarın, Münevver Ayaşlı'dan aktardığı anılar olmuş. O anılara göre Halide Edip Adıvar Suriye'de kızlara Türk kültürünü telkin etmek için Doğu'ya gönderilir. Beyrut civarında Fransızların harp dolayısıyla terk ettikleri bir okul Halide Hanım'ın emrine tahsis edilir. Münevver Ayaşlı da o okula öğrenci olarak alınır. Okulda bir oyun oynanır.

Gerisini Münevver Hanım şöyle anlatıyor;

"Mevzuu tamamıyla Tevrat'tan alınma bir opera bestelendi. (Librettosunu da Halide Edip Hanım yazmıştı.) Öğrenciler "Kenan Çobanları" adlı oyunu sahneye koyar ve valiler, kumandanlar ve polis müdürlerinin alkışları arasında ilk kez oynanır.

Münevver Hanım, "Kenan Çobanları"nı şöyle yorumlar: "Bu Kenan Çobanları operası benim içimi çok burkmuştu ve acı acı düşündürmüştü. Zira bu temsil memleketin mukadderatını elinde tutanların önünde fütursuzca ve küstahça oynanıyordu.

İsrail'in müjdecisi

Bu temsil İsrail'in bir habercisi, bir müjdecisi idi... Allah hiçbir milleti, kaba saba, kültürsüz, idraksiz, cahil idarecilerin eline koymasın, zira izmihlal muhakkak...

Avanak avanak hepsi bu operayı seyrettiler, hiçbirinin aklından bir şüphe bile geçmedi. Halide Edip Hanım'a nezaketle olsun şöyle bir sual sormadılar: "Hanımefendi, niçin başka bir mevzuu değil de Tevrat'tan alınma bir mevzuu seçtiniz. Siz yüklenmiş olduğunuz bir vazifenin tam aksi istikamette bir yol, bir gidiş tuttunuz ve İsrail propagandası yapıyorsunuz."

O gün Münevver Ayaşlı'nın sorusunu telaffuz etmeyi hiç kimse akıl edemez. Ancak yıllar sonra Atatürk'ün ölümüyle yurda dönen Halide-Adnan Adıvar çifti hakkında Refet Paşa'nın tespiti ilginçtir.

Adnan Adıvar'ın dinler hakkında yaptığı çalışmaları inceleyen Refet Paşa: "Biz Halide Hanım'ı Müslüman etti zannediyorduk, meğer Halide Hanım Adnan Bey'i Yahudi etmiş."[1]

Yahudi dönmezi Kapanizâdelerin yükselişi neye dayanıyor?

Hem Atatürk'le akrabalık kurmak, hem Menderes hükümetinde bakanlık almak, hem Menderes'in en sıkı muhalifliğini yapmak... İşte size bir çok alanda Türkiye'de söz sahibi olan ve bir birinden ünlü isimleri barındıran sabataist (Yahudi dönmesi) Kapanizade ailesinin ilginç hikayesi... Hem iktidarı, hem muhalefeti kontrol etmek; hem solun hem sağın kilit noktalarına yerleşmek!? İşte Yahudi (dönmez)lerinin marifeti ve Türkiye'deki sistem ve siyasetin hakikati!...

Acaba, bir ailenin kolları nereye kadar uzanabilir? Kaç ailenin kolları hem Atatürk'le evlilik akrabalığına, hem Menderes hükümetinde bakanlığa, hem Menderes'in en sıkı muhalifliğine, hem Türkiye'nin en köklü kurumlarından, simge yapılarından birinin temelini atmaya çıkar? Kaç ailenin siyaset, ticaret, hukuk, eğitim, medya ve spor tarihlerine yazılan, bu alanlardaki konumlarıyla Türkiye'nin yazgısını değiştiren üyeleri vardır? Kapanizâdeler'de bunların hepsi ve daha fazlası var. Evliliklerle aralarına katılanların da hatırı sayılır hikâyeleri var onların. Biyografi dergisi Chronicle, son sayısında bu ilginç ve geniş aileyi sayfalarına taşıdı.

Dergideki habere göre Kapanizâde adı, 1800'lerin ikinci yarısında yüksek sesle söylenecek kıvama geliyor: İzmir ve çevresindeki çiftlikler, onların, imparatorluğun en büyük işadamlarından olduğunu gösteriyor. Ailede ulaşılan ilk isim, tüccar Sahip Kapancızâde Esseyyidül Hacı Hüseyin Bey. Muris Rukiye Hanım ile Hacı Hüseyin Bey'in dört çocuğu, 1800'lerin sonundan itibaren Kapanizâde adının belleklerden artık hiç silinmeyeceğinin garantisi oluyor: Hamdiye Avniye, Mehmet Reşat, Fatma Aliye ve Tahir Kapani. Dört çocuğun dördünün de ayrı çiftlikleri var. Onlar aynı zamanda, İzmir'in ilk büyük ithalatçı ve ihracatçı ailelerinden.

Bu tarımsal ve ticari faaliyet bir yandan ailenin adını belirliyor: Bugüne ulaşan Kapani ve Kapancıoğlu soyadları "büyük depo" veya "büyük terazi, çeki" anlamına gelen "kapan" kelimesinden türüyor. Bir yandan da çiftlikler, bulunduğu coğrafyaya yazılıyor: Şart yakınlarındaki bir köye "Kapancı" adı yadigâr kalıyor.

Bütün çocukları yurtdışında okuyor

Hacı Hüseyin Bey'in oğlu Tahir Kapani'nin, Mediha Hanım ile evliliğinden süren soy, ailenin en popüler kanadı. Salihli Sarttaki çiftliği ile İzmir Limanımdan yaptığı ithalat ve ihracat işleri, Tahir Bey'i, 1914'lerde İzmir iş çevrelerinin en ünlü işadamlarından biri haline getiriyor. Bir dönem İzmir Belediyesi Karşıyaka Şube Başkanlığı görevini üstleniyor. Tarih, Tahir Kapani'nin çocukları durağına geldiğinde, ailenin ismi ülke çapında daha çok yankılanıyor. Onu, ilkin şöyle anons etmek gerekiyor: "Menderes'in bakanlarından Osman Kapani'nin ve Kamu Hukuku Profesörü Münci Kapani'nin babası, (Uşakizâde) Ömer Uşşaklı ile Ord. Prof. Baha Kantar'ın kayınpederi, gazeteci-yazar ve belgeselci Güneş Karabuda'nın dedesi Tahir Kapani!"

Tahir Bey tüm çocuklarını; Osman, Münci, Mefharet (Yemişçi), Sabahattin, Atıfet (Karabuda), Hüseyin, Güner (Pamir) ve Muazzez (Kantar) Kapanizâde'yi yurtdışında okutuyor. Kardeşlerin en büyüğü, 1915 doğumlu Osman Kapani, Galatasaray Lisesi ve İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nin ardından Paris'te Sorbonne Üniversitesi'nde eğitimine devam ediyor. Yurda döndükten sonra da Türkiye'nin siyasal yazgısına yazılacak isimlerden biri oluyor. Demokrat Parti'nin kuruluşunda yer alan Osman Kapani, kısa sürede Ege Bölgesi'ndeki miting meydanlarında halkı coşturan söylevleriyle sivriliyor. Çok partili yaşamın ilk meclisine İzmir Milletvekili olarak seçilen Osman Kapani, 1950'de ilk Adnan Menderes hükümetinde, devlet bakanı olarak yer alıyor..

Muhalefet saflarındaki kardeşler, düşündürüyor!?

Ağabey, siyaseti icra ederken; kardeş, siyasetin bilimini yapıyor. Ne ki aile, bu yeni siyaset madalyonunun her iki yüzünü de görüyor. Çünkü Münci Kapani, hükümetin özgürlükleri kısıtladığını düşünen akademi cephesinde, yani bakan ağabeyine karşıt kutupta yer alıyor. Ders yılı açılışında "Gençler, düşündüklerinizi her ortamda olduğu gibi söyleyin" diyen Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi (SBF) Dekanı Prof. Dr. Turhan Fevzioğlu, Menderes tarafından görevden uzaklaştırılıyor. Bunun üzerine SBF'den Şerif Mardin, Mümtaz Soysal, Bahri Savcı, Coşkun Kırca gibi akademisyenler istifa ederken onlara Hukuk'tan katılanlar arasında Münci Kapani de yer alıyor: "Hükümet üniversiteye müdahale edemez" diye kükrüyor.. Ama danışıklı dövüş yürütüyor, çünkü sabatayın torunları olarak siyonizme hizmet ediyor..

Demokrat İzmir Gazetesi Başyazarlığı yapan avukat Osman Kapani, TBMM'de dokuz, on ve on birinci dönem DP İzmir Milletvekili olarak yer alıyor. 27 Mayıs 1960 darbesinin ardından o da Yassıada'ya gönderiliyor. Aynı dönemde ailenin damatlarından biri de devrik bakanla aynı kaderi paylaşıyor. Kapani'nin yeğeni Rukiye Nevin Safaoğlu'nun ilk eşi, İzmir Belediye Başkanı Faruk Tunca, Balmumcu'da tutuklu bulunuyor (Tarih, Tunca'nın adını daha sonra ikinci eşi, 1952 Türkiye güzeli, ilk Avrupa güzeli Günseli Başar ile yan yana anıyor).

Biri düşerken diğeri yükseliyor

Osman Kapani'nin siyasi yaşamının çöküş dönemi, kardeşinin hukukçu akademisyen kimliğinin yükseliş dönemine bırakıyor yerini.

Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Münci Kapani adı, 1950'lerin önde gelen düşünce dergilerinden Forum'un yazı kurulunda, Bülent Ecevit, Mümtaz Soysal, Muammer Aksoy gibi adların yanında yer alıyor. Kapani, 1963 yılında fakültenin Kamu Hukuku Kürsüsü Başkanı oluyor. 1964'te bölüme asistan olarak giren isimlerden biri olan Doğu Perinçek'in bu Mümci Bey'i hatırlaması gerekiyor.

Atatürk, Karabuda, Korutürk'le akrabalık kuruluyor

Mustafa Kemal'in İzmir'deki Yahudi dönmesi Uşaki zadelerden Latife Hanımla siyasi ve stratejik bir evlilik yaptığı ve sonra ayrıldığı zaten biliniyor. Kapani'nin, hukuk ve politika alanlarının kavramsal çerçevesine yaptığı katkılar literatüre geçiyor. Siyaset, kamu hukuku, insan hakları, anayasa mahkemesi gibi konularda halen ona atıfta bulunuluyor. 12 Eylül 1980 darbesinin getirdiği ortamda, 1983 yılında kürsü başkanlığından istifa ediyor. Münci Kapani 1989 yılında; kurucuları arasında Hıfzı Veldet Velidedeoğlu, Muammer Aksoy, Bahriye Üçok gibi aydınların olduğu Atatürkçü Düşünce Demeği'nin onur kurucuları listesinde yer alıyor. Yani sadece iktidar ve muhalefeti değil, sivil örgütleri ve tabi Kemalizm'i de sabataistler yönlendiriyor.

Kapanizâdeler, İzmir'in pek çok tanınmış ve Yahudi kökenli oldukları kanıtlanmış ailesiyle evlilikler  yoluyla akrabalık bağları kuruyor. Evliliklerle kurulan akrabalık bağları arasında, bir alt kuşaktaki bir soyadı, Atatürk'le bağlantısı nedeniyle ilgiyi üzerinde topluyor: Tahir Bey'in kızı Atıfet Hanım ilk evliliğini, Atatürk'ün eşi Latife Uşşaki'nin kardeşi Ömer Uşşaklı ile yapıyor. Atıfet Hanım'ın ikinci eşi ise İzmit Memleket Hastanesi Başhekimliği, Sağlık Bakanlığı'nda genel müdür yardımcılığı, müsteşarlık, Dünya Sağlık Örgütü toplantılarında delegasyon şefliği yapmış olan Dr. Nail Karabuda. Ancak boynuz, kulağı geçiyor; Güneş Karabuda'nın ünü, babasınınkini aşıyor. Osman ve Münci dayılarının yolundan gidip hukuk okuyan Karabuda, gazeteciliğe, üniversite eğitimini aldığı Paris'te foto muhabiri olarak başlıyor. 1961'de televizyonculuğu ekliyor kariyerine. Dünyanın dört bir yanını, hazırladığı politik, sosyal ve kültürel içerikli belgesellerle, başta İsveç Televizyonu (SVT) olmak üzere Avrupa ve Amerika'daki değişik televizyon kanallarından yansıtıyor. Tarihe tanıklık ettiği en önemli görüntülerini, Vietnam Savaşı'nın ortasından geçiyor.

Aile, bir cumhurbaşkanı ile daha evlilik bağı kuruyor. Münci Kapani'nin kızı Suzan Hanım ile Türkiye'nin altıncı cumhurbaşkanı Fahri Korutürk'ün oğlu, eski Paris Büyükelçisi Osman Korutürk evleniyor (Osman Korutürk adı, Türkiye'nin Irak Özel Temsilcisi olarak da hatırlanıyor).

Kilit kuruma, kilit atama yapılıyor

Tahir Bey'in diğer kızlarına gelince; Mefharet Hanım, İzmir'in bir başka ünlü tüccar ailesi Yemişçiler'e gelin gidiyor. Muazzez Hanım'ın eşi Ord. Prof. Baha Kantar ise ailenin yolunu bir kez daha Atatürk ile kesiştiriyor. Atatürk, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Kantar'ı, 1925'te Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nin açılması üzerine buraya ceza hukuku profesörü olarak tayin ediyor. Kantar, 1935'te Türk Dili Tetkik Cemiyeti ile İçtimai İlimler Terimleri Komisyonluğu başkanlığına seçiliyor. Aynı yıl dekanlığa atanıyor, Kriminoloji Enstitüsü'nü kuruyor. Atatürk tarafından Türkiye'yi yurtdışındaki bazı toplantılarda temsil etmekle görevlendirilen Kantar'n, üç ciltlik "Ceza Muhakemeleri Usulü" kitabı, yeni kuşaklara yol gösteriyor.

Hacı Hüseyin Bey'in çocuklarıyla süren kol, ailenin birinci kolu. Hacı Hüseyin Bey'in kardeş çocukları ve torunlarından gelen Kapanizade Mustabey ile eşi Katipzadelerden Hatice Naciye Hanım; çocukları Hüsnü, Ali Suphi, Nedime ve Adnan Kapancıoğlu ile birlikte ailenin ikinci kolunu sürdürüyor. Ali Suphi Bey, İzmir'in ilk meşhur şekercilerinden. İnşaat yüksek mühendisi olan oğlu Mustafa Kapancıoğlu ODTÜ'de öğretim üyeliği yaptıktan sonra, beş yıl Lizbon'da beton barajlar üzerine uzmanlık yapıyor. Türkiye'ye "Barajlar Kralı Süleyman Demirel'in öğrencisi" namıyla dönen Mustafa Kapancıoğlu, 12 Eylül öncesinin İzmir İl İmar Müdür Vekili. 12 Eylül sonrasında ise valilik tarafından "İzmir Belediyesi'ni Denetleme İmar Komisyonu Başkanlığı'na atanıyor. Engelli atlama, yüksek atlama ve mızrak atmada elde ettiği başarılar, Mustafa Kapancıoğlu'nun sporcu yanının nişanları. Hüsnü Bey'in oğlu Gündüz Kapancıoğlu ise uzun süre yaptığı İzmirliler Derneği Başkanlığı ile hatırlarda.

Hacı Hüseyin Bey'in kardeş çocuklarından Ali Rıza Bey ile Denizli Tavaslı Esma Hanım da ailenin üçüncü kolunu oluşturuyor. Eski Tariş Yönetim Kurulu üyelerinden İbrahim Kapancıoğlu ile 1977'nin Sarayköy Belediye Başkanı Rıza Kapancıoğlu, Kapanizâdelerin tüccar ve siyasetçi yetiştirme geleneğini, ailenin üçüncü kolunda yaşatanlara örnek oluyor."[2] Hayret bu bilgileri veren Fetullahçı Aksiyon Dergisi Kapancıların en malum ve meşhur bir sabataist (Yahudi dönmesi) bir aile olduklarını nasılsa unutuyor ve hiç ağızlarına almıyor!?

Yahudiler, İsrail'e göçten niye vazgeçiyor?

İsrail Entegrasyon Bakanlığı, Yahudilerin İsrail'e göçünün bu yıl son 20 yılın en düşük seviyesinde olduğunu açıkladı. Bakanlık açıklamasında, 2007'de İsrail'e göç edenlerin sayısının 19 bin 700 olduğu, bunun da geçen yıla nazaran yüzde 6'lık bir düşüşe karşılık geldiği belirtildi. Açıklamada, dağılan SSCB ülkelerinden gelen ve göç edenlerin toplamının yüzde 30'unu oluşturan Yahudilerin de yüzde 15'lere gerilediği belirtilirken, göçten sorumlu hükümet yanlısı kuruluş Yahudi Ajansı Başkanı Zeev Bielsky, İsrail'i göç edenlerin oranındaki bu düşüşten endişe ettiğini söyledi.

Düşüş nedenlerini "Yahudi diasporasının bulunduğu ülkeyi terk etmek için daha az nedeni olduğu" şeklinde açıklayan Bielsky, Rusya'daki ekonomik durumun iyileştiğini ve Fransa'da yeni Cumhurbaşkanı olan Nicolas Sarkozy'nin güvenliğin sağlanması konusunda Yahudi toplumu nezdinden popülarite sahibi olması örneklerini verdi.

İsrail'de yürürlükteki "Dönüş Kanunu" İsrail'e yerleşen Yahudilere vatandaşlık verilmesini öngörüyor. Yahudi olmayanlarsa anne babalarından birinin Yahudi olduğunu kanıtlamak şartıyla kanundan yararlanabiliyor. Demek ki farklı ülkelerde çok sayıda gizli Yahudi bulunuyor.

Kapanizâdelerin yeni partisi AKP ve Recep Bey'in Eş Başkanlık meselesi niye tartışıl mıyor?

Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Nazım Ekren, 5 Aralık'ta yapılan TBMM bütçe görüşmeleri sırasında, Tayyip Erdoğan'ın "BOP eşbaşkanı diye bir sıfatı ve böyle bir görevi olmadığını" söyledi. Bunun üzerine MHP Milletvekili Muharrem Varlı, "Anlaşılmadı Sayın Bakan" deyince, Ekren tekrarladı: "Sayın Başbakanımızın BOP eşbaşkanlığı görevi yoktur, onu ifade etmek istiyorum."

İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, Ekren'in bu açıklaması üzerine 11 Aralık'ta partisinin İstanbul il merkezinde, basın toplantısı düzenleyerek, Ekren'in Meclis kürsüsünden iki kez üst üste yalan söylediğini belirtti. Tayyip Erdoğan'ın, 7 ayrı konuşmasında BOP eşbaşkanlığını itiraf ettiğini saptadıklarını anlatan Perinçek, basın mensuplarına Erdoğan'ın itiraf görüntülerini  de  gösterdi.

1. Kanıt: Erdoğan Kanal D ekranından açıkladı

Tayyip Erdoğan ABD'nin Büyük Ortadoğu Projesi'nin eşbaşkanı olduğunu itiraf etmeye 16 Şubat 2004 gecesi başladı. Fatih Altaylı'nın Teke Tek Programı'nda yaptığı açıklama aynen şöyle: "Şu anda Amerika'nın da düşündüğü Büyük Ortadoğu Projesi var ya, Genişletilmiş Ortadoğu... Yani bu proje içerisinde Diyarbakır bir merkez, bir yıldız olabilir. Bunu başarmamız lazım."

Erdoğan'ın bu açıklaması, konuşmanın ertesi günü bazı gazetelerde de haber oldu.

2. Kanıt: İranlı gazetecilerin sorularını yanıtladı

Tayyip Erdoğan 28 Temmuz 2004 günü İran'da gazetecilerin sorularını yanıtladı. Erdoğan'ın, "Büyük Ortadoğu Projesi'nde görev alıyorsunuz. Ama bir yandan da İran'a geliyorsunuz. Bu Proje İran'ı parçalama projesi değil mi? Bu konu gündeme geldi mi?" sorusuna verdiği cevap "Demokratik ortak olarak Geniş Ortadoğu ve Kuzey Afrika Projesi içinde, bu projenin eşbaşkanları arasında yer alıyoruz" oldu.

İranlı gazetecilere verilen bu demeç, AKP'nin resmi internet sitesinde de yer alıyor.

3. Kanıt: Bu kez Türk gazetecilere hatırlatmıştı

Tayyip Erdoğan 8 Haziran 2005 günü yine bir gazetecinin sorusu üzerine şu cevabı verdi: "Geniş Büyük Ortadoğu Projesi'nde bir görev üstlendik ve bu görevle birlikte bize eş başkanlık verildi." Çeşitli ülkelere yaptığı ziyaretlerin de bu kapsamda olduğunu açıklayan Erdoğan şöyle devam etti: "Şu anda Ortadoğu coğrafyası üzerindeki ülkelere yapmış olduğumuz ziyaretler ve onlarla yapmış olduğumuz görüşmelerde, bu konulara özellikle yaptığımız vurgular hep bunun açık, net örnekleridir. Yani bizim sınırdaşımız, komşumuz olan örneğin bir Suriye, bir Ürdün, bir Lübnan, Kuzey Afrika ülkeleri, Fas, Tunus, bunlara yaptığımız ziyaretler, hepsi bunun birer adımıdır ve bu da devam edecek."

AKP'nin resmi internet sitesinde bu açıklamayı da, bulmak mümkün.                                       

4. Kanıt: Meclis'te itiraf mahiyetinde açıklama yaptı

Tayyip Erdoğan 21 Şubat 2006 günü, TBMM'de AKP grup toplantısında konuştu. "Başbakanımızın böyle bir görevi yok" diyen Nazım Ekren'in de ön sıralarda oturduğu ve tüm AKP milletvekillerinin katıldığı toplantıda Erdoğan, Genişletilmiş Ortadoğu ve Kuzey Afrika Projesi'ndeki rolümüz bize özellikle Ortadoğu'da Önemli görevler yüklemektedir" diyerek, kendisine verilen görevi bir kez daha itiraf etti.

5. Kanıt: AKP Bayrampaşa ilçe kongresinde anlattı

Erdoğan, 21 Şubat 2006 günü yapılan AKP Bayrampaşa ilçe kongresinde de bir konuşma yaptı. Perinçek'in basın toplantısında gazetecilere görüntülerini izlettiği konuşma şöyleydi: "Türkiye'nin Ortadoğu'da bir görevi var. Nedir o görev? Biz Büyük Ortadoğu Projesi'nin eşbaşkanlarından bir tanesiyiz. Bu görevi yapıyoruz biz."

6. Kanıt: Bir başka grup toplantısında tekrarladı

30 Mayıs 2006 günü TBMM'de yapılan AKP grup toplantısında Erdoğan, şu cümleyi kurdu: "Eşbaşkanlık. görevini kabul ettik."

7. Kanıt: CNN'de de bu görevini anımsattı

Erdoğan; görevim 27 Temmuz 2006 günü CNN'de yayınlanan Larry King Show'daki itirafı da şöyle; "Daha önce Geniş Ortadoğu ve Kuzey Afrika girişimi içerisinde zaten yer almıştık. Burada gerek barış, gerek huzur, gerek insan hakları, hukukun üstünlüğü, ileri demokrasi için bir eşbaşkanlık görevi üstlenmiştik."

Benzerliğin bu kadarı!

Damat Ferit'in İngiltere ile, Abdullah Gül'ün ABD ile gizli sözleşmeler yapıyor!

Türkiye'nin Sevr koşullarını yaşadığı neredeyse herkesin kabul ettiği bir olgu. Osmanlı'nın Sadrazamı Damat Ferit, Osmanlı'nın İngiltere mandası altına girmesini onaylayan gizli bir anlaşma yapmıştı. Bugün Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı olan Abdullah Gül de, ABD ile Damat Ferit'in kabul ettiği koşullara benzer koşulların bulunduğu gizli anlaşma imzaladı.

Türkiye'nin en başındaki adam, Abdullah Gül. Osmanlı'nın çöküş sürecinde başında bulunan adam Damat Ferit. Peki Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile Sadrazam Damat Ferit'in ne benzerliği var? İyi bir araştırma yapan tarihçiler, pek çok benzerlik bulabilir, ancak öyle bir benzerlik var ki, insana "Bu kadar da olmaz" dedirtiyor.

İki gizli anlaşma, iki teslimiyet

Damat Ferit'ten başlayalım: Kaynak Yayınları'ndan çıkan Atatürk'ün Bütün Eserleri'nin 5'nci cildinde, 360 ve 361'nci sayfalarda ayrıntısı anlatılan olay kısaca şöyle:

Tarih, 12 Eylül 1919. Damat Ferit, İngiliz kuvvetlerinin Meclis-i Mebusan'ı dağıtmasından 6-7 ay önce İngiltere ile 2 sayfa 7 maddelik gizli bir anlaşma imzalar. Bu anlaşmaya göre Damat Ferit, İngiliz mandasını kabul eder, bağımsız Kürdistan'ın kurulmasına onay verir, Türkiye Mısır ve Kıbrıs'taki haklarından feragat eder.

Tarih 2 Nisan 2003: Dönemin Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell ile 2 sayfa 9 maddelik gizli bir anlaşma imzalar. Bu anlaşmaya göre Türk askeri Irak'ın kuzeyinden çekilecektir, PKK'ya karşı operasyonlarda ABD'ye bilgi verilecektir, Irak'ın kuzeyinde kurulacak Kukla Devlet, savaş nedeni sayılmayacaktır, PKK'nın yönetim kadrosuna af çıkarılacaktır, Kıbrıs'ta Denktaş devre dışı bırakılacaktır, Ermenistan'la ilişkiler geliştirilecektir...

Gül-Powell anlaşmasından 3 ay sonra Süleymaniye'de Türk askerlerinin başına Amerikan çuvalı geçirilir.

Aradan 84 yıl geçmiş ama emperyalistlerin talepleri aynı: Kürdistan'ı kabul et, topraklarından çekil, Kıbrıs'ı ver!

Emperyalistlerin talepleri de aynı, uzantılarının eylemi de...

Ali Babacan yanıt vermekten kaçınıyor

Abdullah Gül'ün Powell'la imzaladığı 2 sayfa 9 maddelik gizli anlaşma bu yıl da TBMM kayıtlarına geçti. 10 Aralık'ta Dışişleri Bakanlığı bütçesi görüşülürken milletvekilleri Dışişleri Bakanı Ali Babacan'a aralarında Gül'ün imzaladığı gizli anlaşmanın da bulunduğu sorular yöneltti. Babacan, soruları geçiştirerek "Yazılı yanıt vereceğim" demekle yetindi. İşte milletvekillerinin sorduğu ve Babacan'ın yanıtlayamadığı sorular:

Türkiye'nin Amerikan politikalarına paralel politika gütmesi karşılığında 1 milyar dolarlık hibe protokolü imzalandı mı?

Irak'ın kuzeyinde yeni oluşum, Türkiye için tehlikedir diyebilir miyiz? Türkiye Talabani'yi ve Kuzey Irak yönetimini tanıyor mu? Tanıyorsa görüşme ilişkileri nedir?

Abdullah Gül Dışişleri Bakanıyken Amerikalılarla dokuz maddelik bir gizli anlaşma yaptı mı? Bu anlaşmanın hükümlerini açıklar mısınız?

Esad ve Kral Abdullah'a Cumhurbaşkanı Gül'ün gizli ricası:

"Annapolis'te Erdoğan'a İran rolü verilmesi" isteniyor

Filistin-İsrail görüşmelerinin süreceği 2008'e kadar İran bölgede tecrit edilmeye çalışılacak. İsrail ile Abtes arasında anlaşma sağlandığında İran'a operasyon düzenlenmesi gündeme gelecek. Erdoğan hükümetinin hava sahasını açması konuşuluyor. Gül'ün Esad ve Kral Abdullah'a İran'a karşı Annapolis'e katılmaları için özel ricada bulunduğu ortaya çıktı.

Amerikan yönetiminin Annapolis kentinde düzenlediği Ortadoğu Konferansı 27 Kasım'da tamamlandı. Washington yönetimi ve AKP iktidarı ortaya çıkan sonuçtan memnun. İranlı ve Arap kaynaklar, üzerinde anlaşılan sürecin sadece İsrail ve Abbas tarafına değil AKP iktidarına da bazı roller yüklediğine dikkat çekiyor. Varılan mutabakat gereği 2008 boyunca İsrail ile Mahmut Abbas arasında görüşmeler yürütülecek. Bu süre içerisinde İran ve Ortadoğu'daki müttefikleri Hamas ile Lübnan Hizbullah'ı izole edilmeye çalışılacak. Bu süreçte AKP hükümeti İran'ı yalnızlaştırmak için bölge ülkeleri nezdinde girişimlerde bulunacak. Görüşme sürecinin desteklenmesi için çaba harcayacak.

Washington kaynaklarına göre, 2008 içerisinde bir anlaşmaya varılması halinde, İran'ın karşı çıkması kaçınılmaz. Böyle bir durumda önce Hamas ve Hizbullah ardından da İran'ın hedef alınacağı belirtiliyor. İran'a karşı bir operasyonda ise Erdoğan hükümetinin hava sahasını açması planlanıyor. Washington kaynakları konuyla ilgili mutabakata 5 Kasım'daki Erdoğan-Bush görüşmesinden bir gece önce, ABD Başkan Yardımcısı Dick Cheney'in evindeki gizli toplantıda varıldığını bildirdi. Aynı kaynaklara göre, ABD-İsrail ortak operasyonu sırasında Türk hava sahası ve havaalanları uçaklara açılacak.















[1] www.internethaber.com

[2] 19 Kasım 2007 / Aksiyon


Bu yazarin diger makaleleri

SEÇİM NETİCELERİ VE MECBURİ “MİLLİ MUTABAKAT” İSTİKAMETİ
Seçimlerden yaklaşık iki ay kadar önce, Ahmet Akgül Hocamız bir...
Devami
ONURLU VE ŞUURLU AYDINLARIMIZIN TARİHİ TEPKİSİ
  Prof. Dr. Erol MANİSALI, Prof. Dr. Şükrü Sina GÜREL,...
Devami
SİYASİ FIKRALAR
  Darbenin “Bit yeniği”, azgınlaşıp “it eniği” olup çıkmıştı!? Hayret, TBMM 15...
Devami
AHMET TAŞGETİREN’LE AHMET HAKAN FARKLI KARELERDE AMA AYNI KRAKTERDEDİR
Bir zamanlar Kanal 7’nin milli şuurlu spikeri, Batı emperyalizminin ve...
Devami
ERBAKAN’IN SİYONİST RAKİPLERİ VE STRATEJİK HAMLELERİ
  ERBAKAN’IN SİYONİST RAKİPLERİ VE STRATEJİK HAMLELERİ        İttihatçıların çaldıkları kayıp altınlar Türkiye’de Haim...
Devami
“AYDINLANMACILIK” İNKÂRCILIĞIN VE İSLAM DÜŞMANLIĞININ KILIFI YAPILMIŞTIR!
AKP iktidarının, ılımlı İslamcıların ve yandaş medya yanaşmalarının, başörtüsünü veya...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 5874

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR