ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün588
mod_vvisit_counterDün4780
mod_vvisit_counterBu Hafta19662
mod_vvisit_counterGeçen hafta29264
mod_vvisit_counterBu Ay57787
mod_vvisit_counterGeçen Ay186777
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar17695503

IP'niz: 18.204.227.34
Bugün: 15 May 2021

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12552275

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X
 ADIL DUZEN 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam
Reklam
Reklam

TALAT PAŞA KÖMİTESİNİN BAŞÖRTÜSÜ SIKINTISI VE MASONLUK TARTIŞMASI

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 2
ZayıfMükemmel 

Samimiyetsiz ve Yetersiz AKP Yüzünden Başörtüsü;

Yasal, Sosyal ve Hukuksal Soruna Dönüştü

Önemli devlet ve siyaset adamlarının, parti genel başkanlarının, Milli düşünceli bilim ve fikir erbabının, üst düzey bürokratların ve emekli paşaların katıldığı bir toplantıda; mecbur kalıp "Başörtüsü meselesi ve Türkiye'nin öncelikleri" konusunda yaptığımız kısa konuşma:

16 Şubat 2008 tarihinde Talat Paşa Komitesinin İstanbul'da Pera müzesi salonunda bir değerlendirme toplantısına davet edilmiştik. Bazılarında; "Bu tür toplantıları, kendi ideolojisinin reklamını yapmak ve ortamı karıştırmak için bir fırsat olarak değerlendiriyor" gibi bir kanaatin geliştiğini ve samimi uyarı ve önerilerimizden rahatsızlık hissedildiğini, farklı ve aykırı görüşlere tahammül gösterilmediğini sezdiğimiz için, bu sefer sadece dinlemek ve destek vermek niyetiyle gitmiştik. Ama Komite Başkanı Sn. Rauf Denktaş'ın, toplumun her kesimini kucaklayacak, başörtüsü istismarının da, başörtüsü inkarının da yanlışlığını vurgulayacak bir tutum beklenirken başını örten öğrencileri suçlayışı, "Sokakta örtsünler, üniversite kapısında çözsünler"  gibi dışlayıcı ve dayatmacı bir tavır sergilemesi ve bunları güya Diyanet Reisinin kendi kızına tavsiyesiymiş gibi sözler etmesi üzerine: "Haksızlık ve yanlışlıklar karşısında susan dilsiz şeytandır" hadisinin hükmüne girmemek için ısrarla söz isteyip bazı şeyler söyledik. Yoksa, konuşma meraklısı ve reklam hastası olmadığımızı, bir çok kanalın, ama bazı şartlar ve kısıtlamalarla getirdikleri her hafta program yapalım tekliflerinin, gereksiz görüp kabul etmediğimizi hatta her fırsatta Elazığ'da gidip, zaruri durumlar dışında, haftalar, aylar boyu kütüphanemde okuma-yazmayla meşguliyetimizi ve pek çok kalabalık konferans ve sohbet isteklerini geri çevirdiğimizi yakın çevremiz zaten bilmektedir. Bizim bu etkinliklere katılmamız ve destek çıkmamız; Ermeni Soykırımı, Kıbrıs Davası, BOP senaryoları, AB ve ABD dayatmaları gibi konulardaki önemli ve haysiyetli söylemleri ve gerekli eylemleri yüzündendir.

Yaptığımız kısa konuşmada:

Önce Sn. Denktaş'ın "Ermeni Soykırımını tanıyın!" diretmesi ardından Türkiye'den toprak taleplerinin geleceğini hatırlatan, haklı endişelerine katıldığımızı ve Taha Akyol gibi kiralık kalemlerin "AB'ye teslimiyete ve toprak taleplerine psikolojik alt yapı hazırlamak üzere Atatürk de gerektiğinde toprak tavizinden çekinmemiştir"  şeklinde çarpıtmalara başladığını belirttik. Oysa Atatürk bütün irtibat yollarımız kapatılan Kafkasya ve Orta Asya'ya, Nahcivan üzerinden bir giriş koridoru açabilmek niyetiyle ve çok uzun bir diplomatik sıkıştırma neticesinde, bugün tam doğu sınırımızda; burun gibi Nahcivan'a doğru kıvrılan Aras Nehri boyunca uzayan bölgeyi İran'dan alıp sınırlarımıza katmış, ama İran Şahını kendi halkına karşı zor durumda bırakmamak için de küçük Ağrı'nın eteklerindeki bir araziyi onlara terk etmişti. O sırada Dışişleri Bakanı olan Tevfik Rüştü'ye ise, zaten bu yöndeki gayretleri nedeniyle "Aras" soyadını yine Atatürk vermişti.

Saygıdeğer katılımcılar ve kıymetli konuklar...

Bugün aldıkları oy oranıyla, görünüşte çok zayıf ve bazılarınca marjinal sayılsalar da; Milli düşünceli ve yerli projeli partiler, gerçekte, halkımızın büyük bir kesiminin duygularına ve duyarlılıklarına tercümanlık yapmakta ve asıl potansiyel olarak geleceğin iktidar adayları konumunda bulunmaktadır.

"Barajı aşamazlar, oylarımız boşa çıkar" gibi kasıtlı pompalanan korku duvarları yıkılırsa ki  -mutlaka yıkılacak-  o zaman tarihi patlamalar yaşanacak ve umuyoruz toplumun her kesimini kucaklayan talihli bir süreç başlayacaktır.

Bu nedenle, başörtüsü gibi konularda, his ve heyecanlarımızla değil; aklın ve vicdanın kurallarıyla davranmalı, başörtüsü istismarının da, inkârının ve düşmanlığının da karşısında, ama halkımızın, insan haklarının ve cumhuriyet kazanımlarının yanında olduğumuzu gösteren bir tavır takınılmalıdır.

"Aman başörtüsü geliyor, Laiklik elden gidiyor!" veya "Atam uyan, bizleri başörtülülerden kurtar" tavırları, bizi marjinalleştirecek ve korkarım potansiyel umut kaynaklarımızı karartıp kurutacaktır.

Toplumun gerilmeye değil, dirilmeye ihtiyacı vardır. Ve maalesef AKP'nin samimiyetsiz tavrı yüzünden ülkede hukuksal bir kriz başlatılmıştır.

Bütün bunlarda, elbette, siyasi ranttan ve fırsatçılıktan çok öte, Milli çıkarlarımız ve milletimizin öz değerlerine saygımız esas olmalıdır.

Örneğin örtünme konusunda, Aziz Atatürk'ün sözleri ve tavsiyelerine sahip çıkılmalı ve aynen aktarılmalıdır.

Niçin hukuk adamlarımız ve yüksek yargı mensuplarımız, yeni anayasada, egemenliğin AB'ye devrine imkân sağlayan ek madde için hiç seslerini çıkarmıyorlar da, başörtüsü için 70 milyon Müslüman halkımıza hakarete varan çıkışlar yapıyorlar?

Hâlbuki AB'ye girersek ilk laçkalaştırılacak olan laikliktir. Bakınız AB'nin kendi anayasasında laiklik yoktur. Fransa hariç ki orada da sulandırılıyor, hiçbir Avrupa anayasasında laiklik yoktur. Bazılarına ters gelebilir, ama benim en büyük endişelerimden birisi de, Türkiye de laikliğin ve dinimizin, ılımlı İslam'la yozlaştırılmasıdır. Ama katı ve din karşıtı bir laiklik anlayışı da, maalesef bu gidişata mazeret ve meşruiyet kazandırmaktadır.

Devletin farklı din ve mezheplere eşit mesafede kalacağı; herkesin inancını her alanda rahatça yaşayacağı gerçek ve örnek bir laiklik hepimizin hayat ve huzur sigortasıdır.

Değirmen Yıkılıyor, Biz Merdiveni Kurtarma Telaşındayız!

"Türkiye Cumhuriyeti laik, demokratik, sosyal bir HUKUK DEVLETİDİR" Anayasalardaki cümleler ve sözler, çok dikkatlice ve özenle seçilir. Bu ifadelerden de anlaşılıyor ki, aslolan "Devlet"tir. Bu devletin en önemli vasfı "hukuk devleti" özelliğidir. Yani Türkiye Cumhuriyeti; bir dayatmacı ve totaliter kanun devleti olmadığı gibi, bir saltanat rejimi veya gizli mason diktatoryası değildir. İşte; 1-Laiklik 2-Demokratiklik 3-Sosyal adaletçilik ise, Hukuk Devletinin nitelikleridir. Bunların da, 2. maddenin başındaki: Milletin huzuruna Adalet anlayışına ve Atatürk Milliyetçiliği şuuruna uygun olması gerekir.

AB'ye girince egemenliğimiz devredilecektir.. Hukuki düzenlemelerimiz Brüksel'den gelecektir. Yani değirmen elden gidecek, biz ise hala laiklik ve demokratiklik merdiveni peşindeyiz!..

İşte: Mustafa Kemal'in Egemenlik hassasiyeti ve tavsiyeleri:

"Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir ve milletin kalmak mecburiyetindedir."

Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu büyük önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk; Egemenlik konusunda Büyük Nutuk'ta ve çeşitli vesilelerle yaptığı konuşmalarda bizlere yol göstermiş, Türkiye üzerine oynanan ve oynanacak oyunlara dikkat çekmiştir. Mustafa Kemal Atatürk'ün konuşmalarından bazı pasajları aktarıyoruz:

"Egemenliğinden vazgeçmeye rıza gösteren bir milletin akıbeti elbette felakettir, herhalde musibettir." "Milletler kendi egemenliklerini mutlaka ellerinde tutmak mecburiyetindedir. Şimdiye kadar milletimizin başına gelen bütün felaketler, kendi talih ve kaderini başka birisinin eline terk etmesinden ileri gelmiştir. Bu kadar acı tecrübeler geçiren milletin, bundan sonra egemenliğini bir kişiye vermesi kesinlikle mümkün değildir. Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir ve milletin olmak mecburiyetindedir."

Atatürk, 1 Nisan 1923'te mecliste söylediği Nutuk'ta; "Türkiye devletinde ve Türk devletini kuran Türkiye halkında tacidar yoktur, diktatör yoktur... Bütün cihan bilmelidir ki, artık bu devletin ve milletin başında hiçbir kuvvet, hiçbir makam millete hükümran değildir. Yalnız bir kuvvet vardır. O da hâkimiyet-i milliyedir." Demektedir.

Cennet ülkemizde, başörtülülerle başörtüsüzler arasında, binde bir gibi istisnalar hariç, hiçbir sıkıntı ve sarkıntı olduğuna inanmıyoruz ve şahit olmuyoruz.

Sadece bu her iki kesimi de; kendi hesapları için kışkırtan ve kullananlar olduğunu seziyoruz. Ve maalesef MHP destekli AKP girişiminin başörtüsü sorununu çözmekten öte daha da kördüğüm haline getirdiğini görüyoruz.

Yeri gelmişken acı ve çarpıcı bir hatıramı anlatayım:

Yetmişli yıllarda bir genel seçim ortamında, farklı partiden bir arkadaşımıza takıldık;

"Yahu sizin çalışmalarınızı çok zayıf görüyoruz.. Sokaklarda, kasabalarda size hiç rastlamıyoruz!." Deyince şu cevabı vermişti:

"Bizim koşturmamıza gerek kalmıyor. Çünkü sizin filan adamınızın çalışmaları bize yetiyor. Şöyle ki, gittiği her yede, öylesine katı ve kötü bir tavır sergiliyor ve öylesine kırıp döküyor ki, bu yüzden ürküp kaçanlar bize sığınıyor!"

Şimdi aynen bunun gibi, AKP'nin hayırlı icraatlar yapmasına, hatta hıyanet ve tahribatlarını saklamasına bile gerek kalmıyor.

Çünkü fanatik Laikçilerin ve Masonik Kemalistlerin tavrı, toplumu AKP'nin kucağına itmeye yetiyor.

Bu nedenle duyarlı devlet adamlarımızın ve tutarlı aydınlarımızın fanatik ve marjinal bir grubun sözcüsü gibi değil, ülke çıkarlarını, evrensel hukuk kurallarını ve temel insan haklarını sahiplenen, olgun ve uygun bir tutum sergilemesi bekleniyor.

12 Eylül öncesi kardeş kavgalarına, kamplaşmalara ve iç kanamalara yol açan sağ sol çatışmasının,  aynı dış odaklarca, CIA-MOSSAD ajanlarınca planlanıp kışkırtıldığı gibi, bugün de, yapay Laik-Dinci kutuplaşmasının yine aynı düşman mihraklarca tezgâhlandığı görülüyor.

İşte açık kanıtı:

Kökü dışarıda hıyanet karakolları oldukları için; Atatürk tarafından kapatılan melun Mason Localarının alt kanadı gibi çalışan Rotaryanların önceki başkanı, AKP'nin kurucu ekibinden ve bir dönem İstanbul İl Başkanlığını üstlenen, şimdi de AKP İstanbul dükalığının ihale ve ulufe işlerini yürüten kişi oluyor.

Masonik Rotaryanların yeni İstanbul Başkanı ise, radikal Kemalist, hararetli AKP ve başörtüsü karşıtı tavırlarıyla tanınıyor ve şu anda aramızda bulunuyor! "Ortaçağ karanlığı" diye İslam'a saldırmaktan sakınmıyor, ama kendisi beşbin yıllık Siyonist-mason hurafelere ve İsrail'in dünya hâkimiyeti hedefine, bilerek veya bilmeyerek hizmet ediyor!

Velhasıl, samimi ve seviyeli Müslüman'a kurbanız; Sosyal adaletçi ve milli haysiyetli solcuya hayranız!..

Ama mason Atatürkçüden de, sahte devrimciden de, münafık müminden de usandık ve uzağız!..

Tarih boyunca, kendi milletiyle ve onun değerleriyle savaşan hiç kimse kazanmamıştır, kazandım sananlar da kalıcı olmamıştır.

Umarım ülkemiz bu badireyi de kolay atlatacak ve sonunda gizli ve kirli masonik mahfiller değil, aziz milletimiz karlı çıkacaktır."

Çünkü; manevi eğitimden ve dini disiplinden mahrum bırakılan bir gençliğin ne hale geldiklerini, AB hayali ve hevesiyle nasıl Türkiye'mizi ve askerimizi engel gören Talat takımını kendisini tercih edip seçtiklerini ve "Vatan savunması Kıbrıs'tan başlar" ziyaretimizdeki miting ve yürüyüşe, akıl ermez ilgisizliklerini, en iyi Sn. Denktaş'ın bilmesi gerekirdi.

İşte bu toplantıdan bir gün sonra Fransız Mason Locaları Büyük Üstadının bütün dünya medyasına yansıyan ve bizde de gazete ve televizyon haberlerinde yer bulan şu açıklamaları, bütün şifreleri çözen bir içeriğe sahipti:

"Biz Fransız Masonları, Dini bir simge olan başörtüsünün Türkiye'de serbest bırakma girişlerini kaygıyla izliyoruz ve bunu laikliğin sulandırılması ve bir irtica olayı şeklinde değerlendiriyoruz. Türkiye'deki Mason biraderlerimizle de bu konuda sıkı ve sürekli bir irtibat halinde bulunuyoruz ve buna asla geçit verilmeyeceğine inanıyoruz!?"

İşte Atatürk;

1- Kökü dışarıda bulunduğunu ve yabancı güçlerden talimat aldıklarını

2- "Devlet içinde devlet gibi" davrandıklarını

3- Kirli ve tehlikeli bir yapılanma içinde olduklarını söyleyerek ne o güne kadar ne ondan sonra görülmemiş bir feraset ve cesaretle Mason Localarını kapatma emrini vermişti.

Fransız Baş Masonunun tavrı ve talimatları da, bunun yeni bir belgesiydi.

Peki Talat Paşa Komitesi toplantısında: "Masonluk ve Rotaryanlar, kanunen serbest kuruluşlardır. Bunları kötülemenin ne anlamı vardır?" şeklinde konuşan kişiye, hiç kimsenin kalkıp da "Yahu bu karanlık ocakları Atatürk bilerek kapatmıştır" diye karşı çıkmaması ve böylece Atatürk'ten değil Masonlardan yana dolaylı bir tavır takınılması ise, ilginçti ve hayret vericiydi! Böylece Kemalizmin Siyonizme kılıf haline getirildiği ve Laikliğin Masonizme alet edildiği iddiaları, ispat edilir gibiydi.

Atatürk'ün bütün eserlerini ve söylemlerini toparlayarak önemli bir hizmet yürüten bir ekipten ve başındaki saygıdeğer Şule Perinçek Hanımefendi'den, Atatürk'ün Mason Localarını niçin ve nasıl kapattığını, bunu hangi gerekçelere dayandırdığını ve Atatürk'ün sırlı ölümünden sonra bu yasağın kimler tarafından kaldırıldığını belgeleyen bir yazıyı, öncelikle hazırlayıp Aydınlık'ta yayınlamaları ve toplumu aydınlatmaları hele şu ortamda, özel bir önem arzetmekteydi ve bir istirhamımız olarak beklenmekteydi.












Bu yazarin diger makaleleri

AZİZ HOCAM'A
Hakikat mesajına, son tercüman gibiydinBu garip ruhumuza, taze güman gibiydinMünafıklara...
Devami
TASAM'A TEBRİK VE TEŞEKKÜR
  TASAM ( Türkasya Stratejik Araştırmalar Merkezi) Başkanı; Deneyimli, dengeli...
Devami
IS THE GOAL DEMOCRACY DECEPTION OR THE UNITY AND INDEPENDENCE OF THE COUNTRY?
Democracy is not a goal but a means. Upon the closure...
Devami
NECİP FAZIL VE ATATÜRK
  Atatürk'ün vefatından sonra yurt içinde ve yurt dışında, hakkında...
Devami
KUR'ANDAN ÇOK YAKIN ZAFER MÜJDELERİ
  Meryem:   37- İçlerinden (bazı) gruplar (vaad edilen galibiyet...
Devami
FOOTSTEPS OF THE ERBAKAN REVOLUTION
The Art of Ruling! A model and a real ruler is...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 4052

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR