ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün2763
mod_vvisit_counterDün4283
mod_vvisit_counterBu Hafta10352
mod_vvisit_counterGeçen hafta35024
mod_vvisit_counterBu Ay16144
mod_vvisit_counterGeçen Ay183380
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar18114245

IP'niz: 3.235.227.117
Bugün: 04 Ağu 2021

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12689565

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X
 ADIL DUZEN 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam
Reklam

TANRIN VE TAPINDIĞIN ODUR!

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 2
ZayıfMükemmel 

En Çok Sevgi Duyduğun ve Kaybetmekten Korktuğun Ne ve Kim İse; TANRIN VE TAPINDIĞIN ODUR!


"Allah için sevmek ve Allah için buğz etmek" imanın hem temeli hem alametidir.

"Allah için sevmek" demek: en başta ve tam bir aşkla Allah'ı sevmek, Ona yönelmek, her şeyi Ondan bilip, Ondan beklemek; başkalarını ise Allah'a yakınlığı, Kur'an'a bağlılığı, Dinine, davasına ve insanlığa hizmeti ve yararlılığı ölçüsünde sevmek ve sahiplenmektir.



Allah için buğz etmek ise: Allah'ın dinine ve müminlere düşmanlık gösteren, İslam diyarlarını işgal edip Müslümanlara zulüm ve zahmet eden, sapık Hıristiyanlar gibi emperyalist ve azgın Yahudiler gibi Siyonist emeller güden zalim ve kâfirleri... Ve yine Müslüman geçinip inançlarını yaşamalarına ve herkesin temel insan haklarını kullanmasına fırsat vermeyen, her türlü haksızlığı ve ahlaksızlığı işleyip teşvik eden kötü niyetli kimseleri hoş görmemek, destek vermemek ve böylelerini terk ve tenkit etmektir.

Bakara Suresi: 165. ayeti:

"İnsanlar (ve Müslümanlar) içinde; Allah'tan gayrı (bazı kimseleri) Ona "endad edinip" (emsal, ortak, aracı ve kurtarıcı) gibi tutarak, Allah'ı sever gibi onları seven kimseler vardır.

(Gerçekten) İman edenlerin ise; Allah'a olan sevgileri (herkesten ve her şeyden çok) daha şiddetli ve kuvvetlidir.

O, (Başka insanları  "Allah için" değil de, "Allah gibi" severek hem kendilerine hem de sevdiklerine) zulüm edenler, (yakında) azabı görecekleri (pişmanlık ve perişanlık içinde ezilecekleri) zaman; bütün kudret ve kuvvetin (her türlü hidayet ve inayetin) tümüyle Allah'a ait olduğunu keşke bilip idrak etselerdi..."

Bizlerin bu konuda gayet dikkatli olmamızı istemektedir.

Bu ayeti kerime:

a)    Başkalarını "Allah gibi" sevip yüceltmenin insanı şirke sürüklediğini

b)    İnsanları, Allah için ve İslam'a yakınlığı ve insanlığa yararı ölçüsünde sevmek gerektiğini

c)    Rütbesi ve yetkisi ne olursa olsun, bir insanı "Allah gibi" sevmenin hem kendi nefsimize, hem de haddinden ziyade övüp saygı gösterdiğimiz kişiye zulüm etmekle aynı manaya geldiğini

d)    Böylelerinin sonunda çok pişman ve perişan bir duruma düşeceklerini ve yücelttikleri kişilerin aslında hiçbir şeye malik ve muktedir olmadıklarını öğreneceklerini

e)    Sadık ve samimi müminlerin, en fazla ve büyük bir hazla sadece Allah'a muhabbet beslediklerini ve yüksek bir ciddiyet ve cesaretle Allah'ın ve İslam'ın gayretini çektiklerini beyan etmektedir.

Hatta:

"(Ey resulüm) Deki: Eğer (gerçekten) Allah'ı seviyor (ve bu iddianızda samimi bulunuyorsanız; bunun gereği ve göstergesi olarak)  bana tabi olunuz (Sünnetime ve hayat sistemime uyunuz) ki, Allah'ta sizi sevsin ve günahlarınızı mağfiret etsin.."[1] ayeti kerimesinde Hz. Peygamber Efendimiz diliyle; sevginin, sadece Allah'a has kılınması, kendisine ise itaati emir buyurması oldukça ilginçtir ve ders vericidir. Çünkü Hz. Peygamberimize: Deki, eğer Allah'ı seviyorsanız bunu ispat etmek üzere beni seviniz" yerine "Allah'ı seviyorsanız bana tabi olunuz" şeklinde emrolunması, çok önemli ve hikmetli bir inceliktir.

Sadece sevgi hususunda değil, korku konusunda da, en fazla ve gerçek anlamda sakınılacak ve kendisine sığınılacak olan Zat yine ve yalnız Rabbimizdir. Çünkü "Allah'tan korkar gibi başkalarından korkmak" bir nevi şirktir.

.. "Onlardan bir grup, Allah'tan korkar gibi, hatta, daha şiddetli bir korkuyla, (bazı) insanlardan ürküp korkuya kapılıyorlar ve "Ey, Rabbimiz ne diye (Adalet nizamını kurmak, hak ve hürriyetlerimizi korumak, vatanımızı ve kutsallarımızı savunmak için) üzerimize kıtali (düşman güçlerle çarpışmayı) yazdın. (Cihadın sorumluluk ve sıkıntısını ve bu yolda rahatımızdan ve menfaatimizden fedakârlık yapmayı, niye İslam'ın ve imtihanımızın bir gereği kıldın?) Bizi yakın bir zamana kadar erteleyip mühlet verseydin daha iyi olmaz mıydı? dediler.

Deki: (Tapınır gibi bağlandığınız ve ayrılmaya hiç yanaşmadığınız) dünyanın metaı çok azdır, ahiret ise müttakiler için daha hayırlıdır"[2] ayeti bu gerçeğe dikkatimizi çekmektedir.

Evet, "(Her şey tekelinde ve takdirinde bulunan sonsuz nimet ve rahmet sahibi olan) Allah, kuluna yeterli değil mi?"[3] O'nun rızasını ve taksimatını kâfi görmeyen irfansız ve insafsız adam, küfre ve nankörlüğe düşmez mi?

Ey Allah'ın vadine ve kudretine itimat etmeyip, Siyonist ve emperyalist güçlerin himayesine girenler, şu kısa ve kusurludünya için, sonsuz ve kusursuz ahreti feda etmeye değer mi?

Bütün küfür ve kötülüklerin kaynağı olan Şeytan'dan ve tüm şerli odaklardan bile korkmamız değil, sadece bunların hile ve hıyanetinden, Allah'a sığınmamız emredilmiştir.

Milli Gazetedeki "Cemaat ve Tarikat Büyükleri Putlaştırılamaz!" başlıklı yazı oldukça önemli ve öğreticidir:

Bütün Müslümanları, tek istisnasız, birleştiren şey nedir?.. Hz. Peygambere iman etmek, onu sevmek, onu önder olarak kabul etmektir. Müslümanlık Tevhit dinidir. Tevhidi en güzel, en doğru, en mükemmel şekliyle öğreten kimdir?.. Hz. Peygamberdir.

Dinlerarası diyalog taraftarları "Biz Müslümanlar ile Ehl-i Kitap arasında Allah'a iman konusunda ittifak vardır, ihtilâf yoktur..." diyorlar. Yanılıyorlar ve yanıltıyorlar... Hiç Tevhit ile Teslis bir olur mu?.. Ehl-i Kitap Hz. Muhammed'e iman etmediği için Allah'a inanç konusunda büyük yanlışlıklara düşmüştür. "Allah hem birdir, hem üçtür" diyecekler, "Hz. İsa Allah'ın oğludur" diyecekler ve sonra Allah'a inanç konusunda Müslümanlarla müttehit (birlikte) olacaklar. Böyle bir mantıksızlığa düşmek için herhalde diyalogcu olmak gerekir.

Biz Müslümanlar Ehl-i Beyt'i, Ashab-ı Kiramı, Selef-i Sâlihîni, Müçtehit İmamları, Sâdat-ı Kiramı, her asırda gelmiş olan Müceddidleri; ulemâyı, şeyhleri, mürşitleri çok severiz, onlara çok hürmet ederiz... Lâkin onları asla erbab (rabler) haline getirip putlaştırma yoluna gitmeyiz. Böyle bir şeyin İslâm'a, Kur'ân'a, sünnete, Tevhide aykırı olduğunu biliriz.

Zamanımızda öyle dengesiz kimseler görüyoruz ki; Allah'a dil uzatılınca, Peygambere hakarete kalkışılınca, İslâm mukaddesatına saldırılınca tepki göstermiyorlar; ama erbab haline getirdikleri (yani putlaştırdıkları) Hazretlerine ilişince, ortalığı velveleye veriyorlar. Böyleleri ne biçim Müslüman'dır?..

Sevmenin, bağlı olmanın, saygı göstermenin de ölçüleri, dereceleri, hiyerarşisi vardır. Beşerî planda en yüksekte olan Hz. Peygamberdir. Ondan sonra derece derece diğerleri gelir.

Ashab-ı Kiram'ın hepsi muhteremdir ama onların da mertebeleri vardır. Mesela Bedir Savaşı'na iştirak etmiş olanlar ilk sırada yer alır ve farklıdır. Ağabeylerini ve Şeyh Efendilerini erbab edinenlere sorsanız "biz öyle yapmıyoruz" derler; ama hallerine, tavır ve hareketlerine bakılınca bazılarının kendi Hazretlerini neredeyse Peygamberin üzerinde gördükleri anlaşılacaktır.

Gerçek İslâm büyükleri, kendilerine bağlı olan müminleri böyle bir dengesizlikten, sapıklıktan, aşırılıktan korumuşlardır.

Olgun ve gerçek bir Müslüman BÜTÜN büyüklere sevgi besler, saygı gösterir.

Bir Nakşi, Abdulkadir Geylani, Ahmed er-Rufaî, Celaleddin Rumî ve diğer tarikat pîrlerini de çok sevecek onlara çok hürmet edecektir.

Müslümanlar, kendileri hangi mezhepten olurlarsa olsunlar, diğer hak mezheplerin müçtehitlerine sevgi ve saygı besleyecektir.

Zamanımızda bir cemaat neredeyse bütün Müslümanları kendi bünyesi içine sokmak için uğraşıp duruyor. Bu çok yanlış bir metottur. Ümmet bir bütündür. O bütün, kendisini oluşturan parçalardan birinin içine sığdırılamaz, böyle bir şey akla, mantığa, hikmete aykırıdır.

Tarikatlara ve cemaatlere rast gele adam doldurulamaz. Meyli ve marifeti olanlar seçilerek alınır.

Zamanımızda birtakım cemaatçiler, tarikatçılar bulanık sulara ağ atıyorlar kimi yakalarlarsa cemaate ya da tarikata sokuyorlar. Çok yanlış... Bu yüzden cemaatler ve tarikatlar kirleniyor, dejenere oluyor.

Tarikata genel davet yapılmaz.

Genel davet İmana, İslâm'a, Kur'ân'a, İslâm Ahlâkına, Ümmete (Cihat ve tebligat teşkilatına) yapılır. Bu saydıklarım Müslümanların temel ve müşterek değerleridir.

Bazı guruplarda şöyle bir hava görülüyor: Bütün Müslümanlar bozuldu, hakikat yolda sadece biz kaldık. Bu da yanlıştır... Zamanımızda Müslümanlar arasındaki yozlaşmanın çoğaldığı, inkâr edilemez üzücü bir gerçektir. Lâkin "herkes bozuldu, yalnız biz hak yoldayız" kuruntusu başka bir sapıklıktır.

İtikadı sağlam olan, masonlar ve münafıklarla dost olmaktan sakınan, namazı dosdoğru kılan, Allah'tan korkan, büyük günahlardan uzak duran, Peygamber Efendimiz'in sünnetine sarılan, İslâm ahlâkı ile ziynetlenmiş olan, dünya imtihanında başarılı olan herkes Hak yoldadır.

"Bizim Hazretimizin eşi dengi bulunmaz! O hiç yanılmaz... O hiç tartışılmaz... Onu tenkit eden zındık olur, felah bulamaz! Bütün hayır ve hizmet paraları bize verilmezse makbul olmaz!" Böyle lâfların ve sloganların hayrı yoktur ve haddi aşmaktır. Ve hele zalim ve İslam düşmanı ABD'nin, hain ve Siyonist Yahudi Lobilerinin kucağına oturup, saf Müslümanları da şeytanın tuzağına çekmeye çalışan; Amerikan'ın Irak, Filistin ve Afganistan işgalini ve vahşetini kınamak bir taraf onları Dünya Gemisinin kaptanlığına layık bulan kişilerin mayası karışık, kafası kiralık ve perde arkası karanlıktır. M.Ç.)

Müslümanlar Allah'ı överler, O'na hamt ve senâ ederler. Bütün övgüleri, hamdleri O'na yöneltirler.

Müslümanlar Hz. Peygambere salât ve selâm getiriler.

Ashab-ı Kiram için "Allah Onlardan razı olsun" derler.

Gelmiş geçmiş ulemâ için rahmet okurlar, hayır dua ederler.

Tasavvuf büyükleri için "Allah sırlarını takdis buyursun" derler.

Günahkâr Müslümanlar için "Allah taksiratını af eylesin, rahmetiyle muamele eylesin" derler.

Bizden önce gelen ümmetlerden bazıları; kendi ruhanîlerini, haham ve kıssislerini erbab haline getirip putlaştırdıkları için yoldan çıktılar, şaşırıp sapıttılar.

Şeytanın tuzaklarına düşmekten Allah'a sığınalım."[4]

İnancımızı yaşama ve öz benliğimizi yansıtma konusunda da; hem şımarıklıktan ve aşırılıktan sakınalım, hem de bu samimi ve seviyeli tavrımızdan dolayı, hiç kimseden korkmayalım.

Örneğin başörtüsü konusunda, müminleri dışlayan hatta düşmanca tavır alan kesimlerin ayarına düşüp onlara sataşmayalım, ama temel insan haklarımızdan ve inancımızın kurallarından da asla tavize yanaşmayalım.

Sorumsuz ve onursuz bir yaklaşımla, ikide bir "Sümerlerde fahişeler başını örterdi" diyerek bizi kışkırtanlara, aynı üslupla karşılık vererek, onlara koz sunmayalım.

Hayır, size fahişe demeyeceğiz!

Başörtüsünü düşman gibi görenlerin, başı örtülü hanımların çoğalmasıyla kendi dünyalarının yıkılıp gideceğini sananların bizi içine çekmek istedikleri tuzağa düşmeyeceğiz!

Onlara istedikleri kozu vermeyeceğiz!

Başörtüsü düşmanları her fırsatta bizi tahrik etmek için "Sümerlerde fahişeler örtünüyordu" diyerek nasırımıza basıyorlar ve aynı şekilde kendilerine hitap etmemizi istiyorlar.

Yani bekliyorlar ki, "Asıl fahişeler, "Sümerlerde fahişeler örtünüyor" diye bizim hanımlarımızı fahişelere benzetenlerdir" diyelim ve onlar da hemen "Bize fahişe dediler" diye kıyameti koparsınlar!

Yağma yok!

Asla böyle bir şey söylemeyeceğiz!

Asla onların seviyesine inip hakaret etmeyeceğiz!

Çünkü başı açık, türbanlı hepsini kardeş bilmekteyiz!

Onların iki de bir "Sümerlerde fahişeler örtünürdü" örneği vermelerini kendi terbiyesizliklerine verip geçeceğiz!

Merak edenler İslam'da kimin örtünüp kimin örtünmeyeceğine ilişkin bilgileri en sade ilmihal kitaplarında bile bulabilir!

Mümine hanımlar elbette örtünmekle mükelleftir!

Kim ne derse desin bu ilahi gerçeği değiştirmek mümkün değildir!

Merak edip bakanlar İslam'da cariyelerin örtünmekle mükellef olmadığını göreceklerdir!

Bir de çok yaşlanmış ve artık nikâh ümidi kalmamış hanımlara böyle bir ruhsat verilmiştir.

Ama böyle bir ruhsat tanındıktan hemen sonra ilerlemiş yaşlarına rağmen iffetli olmalarının kendileri için daha hayırlı olacağı da ifade edilmiştir![5]

Azınlık okullarında rahip ve rahibeler ders verirken, namaz kılmak isteyen gençler ne yapsın!

Türkiye'deki azınlık okullarında rahipler ve rahibeler ders verirken, kilise bulunurken bir şey olmuyor.

Elbette, olsun demiyoruz. Herkes hangi dine inanıyorsa özgürce gereğini yapsın. Ama Türkiye'nin çoğunluğuna ve asli unsurlarına azınlıklar kadar bile hakk tanımayıp her fırsatta aşağılayıp meydan dayağı atmaya kalkışmaktan ve yamyamlıktan da sakınılsın...

ABD, İsrail, Belçika, Danimarka ve Fransa'nın İslamofobisini anlamak mümkün. Ama bu medyanın ve masonik odakların namaz, oruç, örtü, kurban, abdest düşmanlığını anlayamıyoruz.

Beyler, hahamları, papazları, Budist rahipleri, hatta mezarında Stalin'i bile güldürüyorsunuz.

İnanıyor da gereğini yapmamak sizi saldırganlaştırıyor veya inanmıyor da inananı görmek sizi çıldırtıyorsa bir psikiyatriste görünmenizi tavsiye ediyoruz.

İşte atılgan Bayar'ın, bazı eklemeler yaptığımız, insancıl yaklaşımları ve akılcı yorumları:

Analiz; Türbanlılar laiktir (Herkes kadar demokratiktir ve kendilerini dışlayanlardan daha medenidir.)

Siz hiç çok eşlilikten yana bir türbanlı gördünüz mü?

Sorun bakalım, "eşiniz iki hanım alsın mı? diye, görelim ne cevap alacaksınız...

Peki, siz hiç miras hukukuna karşı bir türbanlı gördünüz mü?

İş güvencesini de sorabilirsiniz, sendikal hakları da...

Ama siz gidip, Allah'ın emrini sormaya kalkarsanız, alacağınız cevap farklı olabilir... (Haliyle pişman olacak ve utanacaksınız. M.Ç.)

Şimdi, TEZİ YAZIYORUM: TÜRKİYE'DE TÜRBANLILAR LAİKTİR!

Peki ama bu türban ne?

O türban, Cumhuriyet tarihinde; gelenekselci dindarların modernizme geçiş sürecindeki uyum sağlama yansımasıdır..

Anakronik mi? Anakronik. (Yani tarihi ve tabii bir sürecin devamıdır. M.Ç.)

Örtü ve bağlama biçimi batılı veya Arabik mi? (Ne olduğu hiç de önemli sayılmamalı ve üzerinde durulmamalıdır. M.Ç.)

Bazen, geleneksel değerleri ve ahlakı taşımanın simgesi oluyor, bazen de gelenekselci ailelerin kızlarının büyükşehirlerdeki özgürlük bayrağı.(anlamını taşıyor. M.Ç.)

Bazen, ‘modern bir gelenek' halinde takılıyor... Çünkü yeni çağda gelenekler çok kısa zamanda 30 yıl içinde oluşabiliyor... Bazense, kuaföre gidemeyen yoksulun bakımsız saçını kapatma biçimi oluyor...(Yani) Fakirin makyajı! (yerine geçiyor)

Bazen de; Versace ile dindar zenginin moda aracı. (ve farklılık fantezisi sayılıyor)

Ama nihayetinde, türbanlıların (Taliban tipi ve İran özentili M.Ç.) bir Şeriat Devleti yönetimi istemediğini hissediyorum.(bu ortaya çıkıyor)

Siz de öğrenmek isterseniz gayret edin.

İşte her yerde o şikâyet edilen türbanlılardan var.

Bir müsaade alın sorun bakalım?

O türbanlıların, konuşunca mangalda kül bırakmayan bazı ulusalcı-çağdaşçı pek çok kadından daha modernist, daha laisist olduğunu ben gördüm. Siz de göreceksiniz.

Peki o zaman sorun ne?

Sorun şu: Sosyolojik bir anakronizmi (Tarihi ve tabii sosyal bir değişim ve gelişim sürecini M.Ç) normalleştirmeyi başaramayan bir siyasi irade var ortalıkta.

Bir yanda da, elbette despotik (İslam'ın ruhu ve insanlık onuruyla çelişkin bir) Şeriat Devleti özlemi taşıyan marjinal azınlık (bulunuyor).

Siz türbanlı kadın ile türbansız kadını aynı proje çerçevesinde bir araya getiremediğiniz sürece (böylesi marjinal fırsatçı ve fesatçılar) gerilimden nemalanıyor.

Siz türbanlı kadınla ulusalcı kadını, örneğin sendika mücadelesinde yan yana, iç içe koyamadığınız sürece özü aynı olan iki mücadeleci kadın profilini, önce birbirinden ayırıyor, sonra da kutuplaştırıyorsunuz.

Ben rastladığım her türbanlı ve ulusalcı kadına farklı konulardaki temel görüşlerini soruyorum. Siyasi pozisyonlarını önemsemeden bunu yapıyorum.

Ne kadar enteresan değil mi? Aynı cevapları alıyorum.

Ama islamist erkeklerde (İslam'ı yanlış tanıyan veya din istismarı yapan kişilerden), türbanlı kadınların verdiği cevapları ve tutarlılığı bulamıyorum.

O HALDE TEZİ BİR KEZ DAHA YAZIYORUM:

TÜRKİYE'DE TÜRBANLILAR LAİKTİR, ama Dinlerine de bağlıdır!

VE TÜRBANLI KADINI, TÜRBANSIZ KADIN İLE AYNI SOSYAL PROJELERDE BULUŞTURMAYI BECEREMEYEN SİYASAL İRADE, (veya sosyal etnisite, veya kurumsal statükocu elitistler ya da masonik mahiyetli sivil örgütler) HER NEYSE...

İSTESE DE İSTEMESE DE, TÜRBANLI KADINI LAİKLİKTEN ÖTELEMEYE ÇALIŞARAK (TALİBAN TİPİ) DESPOTİK ŞERİAT DEVLETİ TALEPLERİNE MANEVRA ALANI AÇMAKTADIR.

Ortak projeleri tesis edemeyen iktidar veya muhalefetin ise kadına karşı niyeti, nihayetinde pek de hayırlı (ve yararlı olmamaktadır.).

Her ikisinin de meselesi, kadını sömürmek, onu siyasal ranta çevirmekten ileri gidemiyor.

Umut, türbanlı ve türbansız Türk kadınının bu sömürü denklemini bozma iradesinde saklı.(görünüyor)

Ben kadınlara güveniyorum.[6]

Bunların sıkıntısı, başörtüyle değil, aslında İslam'ladır, Müslümanlarladır. Ama bunu açıkça ortaya koyacak mertlik ve dürüstlükten çok uzaklardır. Müslüman bir ülkenin, hanımı kapalı Devlet ve hükümet başkanının, ülkemizi ziyaretlerindeki feryat ve fesatlıkları da, bu kinlerini açığa vurmaktadır.

Niye? Çünkü bu Müslüman ülkeler ve eşleri başörtülüler; Çanakkale'ye saldırmamışlardır, ülkemizi işgal edip Mustafa Kemal'i Kurtuluş Savaşı yapmaya mecbur bırakmamışlardır, Kıbrıs'ta karşımıza dikilip Rumların yanında saf tutmamışlardır, PKK'yı kurdurup, kurdurtup başımıza bela sarmamışlardır...

Eli kanlı katiller Türkiye'yi ziyaret ettiğinde, liberali, muhafazakârı, sosyalisti, demokratı büyük bir medya güruhu köşelerden, manşetlerden, ekranlardan referans etmeye, dans etmeye başlıyor. Soykırımcı ve eli kanlı Bush, Rice, Olmert ve Livni gibi birkaç isim mesela, daha niceleri. Giyimleri, kuşamları, duruşları, gülüşleri, şıklıkları, ay ay ayyy...

Müslüman bir ülkeden, doğudan biri mi gelmiş medya mensuplarının büyük bir çoğunluğu ellerinde meşe sopası vur Allah vur. Karısına vur, kızına vur, valizine vur, yemeğine vur, vur babam vur. Gelenin Müslüman olması gerekmiyor, Doğulu, Ortadoğulu, Uzakdoğulu olması yeterli. Dini inanışı da önemli değil. Utanmıyor musunuz? Zerre miskal ülkenizin menfaatini, diplomatik çıkarlarımızı düşünmek medyanın da görevi değil mi? Batı hayranlığını uşak ruhluluğa vardırıp ülkenin bütün menfaatlerini ziruzeber etmeyin!..

Sudan Cumhurbaşkanı Ömer Hasan Ahmet El Beşir Türkiye'yi ziyaret ediyor: Posta: "İki esli başkan", "Diplomatik nezaketsizlik", Akşam: "Kapşonlu saygısızlık" (Protokol hataları veya yanlışlarından uluslararası bir kriz üretmede dünya medyası bu medyanın eline su dönemez), Radikal: "Darfur insanlık dramı ve petrol anlaşması", Vatan: "Eli kanlı konuk", Milliyet: "Gül hem çağırdı hem eleştirdi",  Star: "Darfur katliamına seyirci kalma", Yeni Şafak: "Dünyayı dinle Darfur Trajedisine son ver", Hürriyet: "Tartışılan konuk". Gerek var mı diğerlerini sıralamaya.

Ömer El Beşir: "Darfur'da gerçek cinayet işleyen kişiler, Avrupa'dan ve başkalarından yardım alan kişilerdir. Ceyda Karan[7] Gel gör ki Türkiye'deki merkez akım medya, Sudan'ı New York Times ve Nicholas Kirstof'un uydurma ve yalan haberleriyle tanıyor" "Haliyle Amerikalılar için Hartum yolu Darfur'da kurtarıcı olmaktan geçiyor.

Ne diyelim.

ABD ve AB'ye iliştirilmiş medya Türkiye'ye sadece ayıp etmiyor beyler, kazık atıyor!











[1] Ali İmran: 31

[2] Nisa: 77

[3] Zümer: 36

[4] 21.01.2008 /  Mehmet Şevket Eygi

[5] 23.01.2008 / Zeki Ceyhan / Milli Gazete

[6] www.korsanhaber.com

[7] Radikal 21 Ocak 2008


Bu yazarin diger makaleleri

TEKTONİK DEPREM DEMOKRASİSİ VE ABD SEFERBERLİĞİNİN FELAKET TEDBİRLERİ
ABD’nin demokrasi kriterleri Hatırlanacağı gibi Nobel barış ödülü; Irak'ta, Afganistan'da, hatta...
Devami
KENDİNİ AŞAN RAKİBİNİ DE AŞACAKTIR!
  Hep başkalarının hareketlerinden anlamlar çıkartmaya çalışıyoruz. Ama hakikat aynasında...
Devami
YARATILIŞ SIRLARI VE HAYATIN HAKİKATI
  "O yarattığını bilmez mi?" (Mülk:14)   Karada, denizde havada; nebat,...
Devami
KUR’AN’A KARŞI SORUMLULUKLARIMIZ VE AKP’NİN SAPTIRMALARI!
 Hazreti Muhammed Aleyhisselam Kur’an ile neler yapmıştır? 1-   Önce Mekke’de insanlara...
Devami
ERBAKAN HOCAMIZIN, MİLLİ ÇÖZÜM’E TAVIRLARI VE İLTİFATLARI
  ERBAKAN HOCAMIZIN, MİLLİ ÇÖZÜM’E TAVIRLARI VE İLTİFATLARI          Milli Çözüm’den Ekrem Başaran’ın...
Devami
AVRUPA BİRLİĞİ; DİNSİZLEŞTİRME VE DENSİZLEŞTİRME PROJESİDİR!
Siyonist Yahudi sermayesinin: a) Bütün Avrupa’yı kendi kontrolüne almak b) Haçlı Batıyı...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 3369

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR