Reklam
Reklam
Reklam

MİT ESKİSİ MAHİR'İN ÇARPITMA VE İFTİRA ATMA MAHARETİ

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 2
ZayıfMükemmel 

Mahir Kaynak, Mine Şenocaklı ile Vatan Gazetesinde 19.20.21 Ocak 2009 yaptığı bir röportajda:

"Bu savaş masa başında bitmeli. Bitecek de..." diyor. Ona göre; "Ergenekon örgütünün tasfiyesi yapılmaktaymış... Çünkü "bugün silahlar bulundu, yarın cesetler de bulunacak"mış.

Bu da Türkiye için çok büyük bir kara leke olacakmış... Zira binlerce faili meçhul cinayet varmış... Ergenekon tasfiye edilmek zorundaymış... Yani büyük isimlere dokunulmayacak, bu davada 11'inci dalga olmayacakmış...


MİT eskisi Mahir Bey, bu iddialarıyla "TSK, boğazına kadar Egenekon batağına bulaşmıştır. Gömülü bulunan silah ve mühimmatlar gibi, faili meçhul cinayet eseri cesetler de çıkarılacak olursa, topluma bakacak yüzü kalmayacaktır. Bu yüzden, mecburen AKP hükümetiyle uzlaşmaya yanaşmıştır" demeye çalışmıştı...

Peki, Bay Mahir, hani siyasi iktidarların, yargı sürecine müdahale etmeleri yanlıştı ve yasaktı? "AKP ile Ordu uzlaştı" yumurtlamanız, AKP'nin Ergenekon davasının içinde, hatta başında olduğunun itirafı sayılmaz mıydı?

Ancak bu saçma sapan iddialarla Mahir Bey'in asıl yapmaya çalıştığı: Röportajın ilerleyen bölümlerinde itiraf edeceği gibi Amerika'nın talimatı ve AKP'nin taşeronluğu ile başlatılan ve bütün suçu TSK'ya yıkılıp Ordumuzu yıpratmayı amaçlayan Ergenekon palavra gemisinin sert kayaya çarpıp, Dış güçlerin ve Masonik merkezlerin çark etmeye mecbur kalmalarını; "AKP ile Ordu masaya oturup uzlaştı" şeklinde kalaylamaktı...

Tuncay Güney, kafaları karıştırmak için kullanılmışmış...

Bir kafa karışıklığını yaratmak için Güney kullanılmış. Eğer bir hüküm geçersiz hale getirmek isteniyorsa, bu güvenilirliği ve inandırıcılığı olmayan bir insana yaptırılırmış... Şimdi herkes Tuncay Güney'e bakıyor, 'Güvenilmez. Söyledikleri yanlıştır, yalandır, uydurmadır. Öyleyse Ergenekon diye bir dava da uydurmadır' diyorlarmış...

Bu iş en çok Ergenekonculara yararmış.. (Yani Tuncay Güney'i onlar kullanmaktaymış.?!) Kaynak'a göre, Tuncay Güney tam bir istihbaratçıymış... Kaynak, bu tipolojiyi şöyle tarif ediyor: "Belirli bir ideolojileri yoktur. İşte Güney, bir dönem Fethullahçılar'ın içinde, bir dönem Veli Küçük'ün yanında... Hangi görev verilirse, onu yerine getirirler." Kaynak bir ekleme yapıyor; "Tabii ki istihbarat örgütü, o kişiyi eğilimlerini de dikkate alarak kullanırmış..." Beklide CIA adına" çalışmışmış...

Bay MİT'çi Mahir, Tuncay Güney gibi basit bir ayakçının; MİT'in ajanı mı, istihbarat elemanı mı, CIA'nın adamı mı, MOSSAD'ın maşası mı? Olduğunu bile hala çözüp anlayamamıştı... Helal olsun, ne kaliteli bir üst düzey MİT uzmanıymış!

İşte itiraf: Ergenekon'un arkasında ABD varmış!

"Ergenekon sadece Türkiye'yi değil, tüm bölgeyi etkileyecek bir dava. Şu anda satranç oynuyoruz. Türkiye'ye ABD yönetimi Ortadoğu'da çok büyük bir rol veriyor. Türkiye'nin bu rolü yerine getirebilmesi için Ergenekon tipi örgütlerin temizlenmesi gerekiyor." Sebep?.. Cevap satranç oyunundan; "Dikkat ederseniz, Ergenekoncular'ın anti-Amerikancı olduğunu görürsünüz." Şimdi Avrasyacılar, AB'ciler ve Amerikancılar arasındaki çekişme biraz daha netleşiyor kafamda. İşte bu yüzden ABD, Ergenekon Davası'nın en büyük destekçisi. Bir soru daha açıklığa kavuşuyor zihnimde. Güney'in yedi yıldır Kanada'da rahat rahat yaşamasının sebebi, ABD koruması. İster CIA deyin, ister ne derseniz deyin. Son bir soru soruyorum Kaynak'a; "Güney CIA ajanı olabilir mi?" Cevabı yine kısa ve net oluyor Kaynak'ın: "Olabilir."

Mahir Bey devam ediyor:

Bu soruşturma başlayınca bazıları: ‘Aslında Ergenekon diye bir örgüt yoktur. Bu operasyonlar tamamen uydurmadır, siyasi rakiplerin tasfiyesi amacıyla yapılmıştır' dendi. O zaman karşı taraf da yeni deliller ortaya sürmek zorunda kaldı. 'Bak, silahlar da var' dedi. Eğer böyle bir itiraz olmasaydı, Ergenekon'un tasfiyesine her iki taraf da razı olsaydı yeni dalgalar ortaya çıkmazdı. Ama diyelim ki hâlâ itiraz ediyorlar. ‘Böyle bir örgüt yoktur, bu tamamen bir grubu, siyasi bir hasmı tasfiye etmek içindir' diyorlar. Eğer böyle devam ederlerse şimdi silah bulundu, yarın ceset bulunur. Bu da iyi bir şey değil. Yani bu bir eskalasyondur, tırmanmadır. Bu yüzden herkes masa başında güçlerini hesaplamalı, ‘Tamam çekiliyorum' demeli bir taraf. Savaş masa başında bitmeli.

İyi ama bütün olan biten tüm açıklığıyla ortaya çıksa daha iyi olmaz mı?

Hayır, iyi olmaz, çünkü Türkiye'nin geçmişinde bir sürü pislik var, bunları ortaya dökmek iyi değildir. Ergenekon'u mahkûm edeceğim diye Türkiye'yi sabahtan akşama kadar sokaklarında adam öldürülen ülke konumuna getirmek de yanlış olur.

Ergenekon, büyük bir örgüt değil. Hatta içindeki insanların bir arada örgütsel bir ilişki içinde olduklarını da düşünmüyorum. Ama bu istikamette birtakım çalışmalar var. Bir devlet dairesindeki gibi şu müdür, şu müdür yardımcısı, şu şube müdürü şeklinde bir ayrım da söz konusu değil... Hatta Ergenekon bir tek akıl tarafından da yönetilmiyor. Bakınız Tuncay Güney'in doğru laflarından biri ‘İkinci adam Türk. Birinci adam değil' diyor.

İkinci adam kim?

O da belli değil, ama birinci adamın yabancı olduğunu söylüyor.

Evet, ‘Birinci adam dışarıda' diyor.

Bir numara kim olabilir sizce? Her kafadan bir ses çıkıyor, hatta 50-60 bin kişinin çalıştığı bir grubun başı diyenler bile var...

"Burada şu var tabii, dünya görüşü Ergenekoncuların istikametinde olan herkesi bu örgütün içerisine sokabilirler. Onun için diyorlar ki, ‘Mücadele etmeyin, yenildiniz, burada bırakın, yoksa geliriz.' Bu bir ikazdır. ‘Herkes yerine otursun. Bu sevdadan vazgeçin ve bunu burada bırakalım. Mücadeleye devam ederseniz geleceğiz' demektir. Bence bu operasyonların daha fazla yıkıma sebep olmadan durdurulmasında yarar vardır.

Peki, Baykal'ın başından beri operasyona karşı çıkmasını neye bağlıyorsunuz?

Baykal'ın karşı çıkması doğaldır. Şu açıdan; bu istikamette düşünen, işte Cumhuriyet Mitingleri'ne katılan, Türkiye'de irticanın tehlike haline geldiğini düşünen bir sürü insan var. Eğer Baykal onların koruyucu hamisi olmazsa bu insanlar açıkta kalır ve başka birilerinin kontrolüne girerler.

Özetlersek, siz Türkiye'nin iyiliği açısından AKP, Ergenekon konusunda askerle uzlaşacak diyorsunuz, değil mi?

Evet. Zaten uzlaştılar. Ergenekon tasfiye edilecek, üstüne gidilmeyecek. Operasyonlar burada kesilecek. Artık 11 veya 12. dalga olmayacak"..."

Mahir Kaynak, her zaman yaptığı gibi; olanlarla planları, doğrularla yalanları harmanlayıp; kafaları karıştırmayı, AKP'yi kahramanlaştırmayı ve Ergenekon üzerinden TSK'yı töhmet altına alıp karalamayı marifet ve maharet sanıyordu. ABD'nin ve AKP'nin akrepliğini saklamaya çalışıyordu. Bu arada TSK'ya da; "aba altından sopa gösteriyordu."

Yarı resmi MİT temsilcisi havasıyla:

"AKP, asit kuyularından cesetlerin çıkarılıp topluma gösterilmesi tehdidiyle, Ergenekon örgütünün tasfiye edilmesi şartıyla Ordu ile uzlaştığını" ifade eden Mahir Kaynak'a karşı:

1- TSK'nın dava açması lazımdır. Çünkü bu iddialar, "hem Ordunun faili meçhul suçları kabullendiği ve örtbas etmek istediği, hem de AKP iktidarına taviz vermek mecburiyetine itildiği" anlamındadır.

2- Bu iddiaları AKP'de, hem de en yüksek seviyede yalanlamalıdır. Aksi halde:

a) Yargıya ve hukuki süreci işleyen bir davaya resmen müdahale ettiğini kabullenmiş olacaktır.

b) Bu iddialar doğruysa, AKP iktidarı ve Başbakan Recep T. Erdoğan "şahsi ve siyasi çıkarları uğruna, faili meçhul cinayetlere kurban edilen vatandaşların ve yakınlarının temel insan haklarını feda ediyor ve rüşvet veriyor" konumundadır.

3- Ve yine soralım: Asker, polis, çocuk, kadın demeden elli bin "faili malum" cinayetin katilleri olan PKK'nın Meclisteki temsilcisi DTP'ye demokratik saygı gösteren AKP'liler, faili meçhulleri nasıl ortaya çıkaracaktır?

"Her ülkede bir derin devlet vardır. Ülkenin geleceğini planlayan birtakım akil insanlardan oluşur. Ama maalesef Türkiye'de derin devlet yok. Olsa böyle olur muyduk? Bakın Osmanlı'da derin devlet vardı. Hatta Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran Osmanlı derin devletiydi...

Ergenekon, 5-6 yıldır biliniyordu da neden şimdiye kadar üzerine gidilmedi?

Bütün bunlara bölgesel ve dünya politikaları açısından bakmak lazım. Şimdi Türkiye yeni bir istikamete doğru gidiyor. Bölgede İslam dünyasının lideri haline geliyor. İsrail niye Gazze'yi vuruyor? Bir sürü insanı öldürüyor? Bu sorunun cevabını vermek zorundayız. Hamas havai fişek atar gibi üç tane fişeği niye atıyor? Niye ‘Gel beni vur' diyor? Niye diğeri de gidiyor, vuruyor ve öldürüyor? Herkes İsrail ile Hamas karşı karşıya geldi diye düşünüyor, ama aslında ikisi de tek bir projeye hizmet ediyor.

Dünyada Filistinlilere en yakın duran Türkiye. Batı susmuş! Hani Batı insanlıktan yanaydı? Orada insani bir trajedi yaşanmıyor mu? Birinin parmağı çizilse kıyamet koparırlardı. Şimdi susuyorlar. İran suskun, herkes suskun. Ön planda biz varız. Çünkü böyle olması isteniyor. Demek ki bu Ergenekon davası, Filistin çatışması hepsi bir bütünün parçası. Türkiye yeni bir rol sahibi oluyor.

Peki bu rol nedir?

Mesela TRT Şeş bununla nasıl bağdaşır diye soracaksınız. Türkiye çok kültürlü bir devlet haline dönüşüyor. Yani bölgedeki herkese mesaj veriyor. Kürtlere kimliğini tanımadan bölgede liderlik yapamazdınız, değil mi?

Bunun bir adım ötesinde ise Kuzey Irak'taki fiili yapıyı Türkiye himaye edecek. Bakın ben bunun için beş-altı ay evvel bir formül ileri sürmüştüm. Dedim ki, "Biz Kuzey Irak'a KKTC muamelesi yapacağız."

O zaman İsrail için söylenen ‘Obama gelmeden biz Gazze'yi vuralım' görüşü de yanlış...

Obama hiçbir şey ifade etmiyor. Obama'yı, Amerika'yı yönetenler seçti. Halkın önüne Obama'yı koydular ve bütün sistem onu destekledi. Sistem onu getirdi. Çünkü Obama'ya bakın, Afrika'ya ne kadar benziyor: Yarı siyah yarı beyaz; yarı Müslüman yarı Hıristiyan. Afrika da öyledir; yarı siyah, yarı beyazdır; yarı Müslüman, yarı Hıristiyan'dır. Afrika'nın bundan iyi bir sembolü olamaz. Önümüzdeki dönem gerginlikler Orta Avrupa'dan Afrika'ya kayacak. Petrol önemini kaybedecek, buna karşılık su ve gıda önem kazanacak. Afrika el değmemiş bir alan. Şu anda Çin, Hindistan, Avrupa ve Amerika, Afrika üzerinde büyük bir yarışın içindeler. Onu önceden göreceğiz, biz de içindeyiz. Türkiye'ye büyük bir rol veriliyor. Zaten bir ülke tek başına kendi çabasıyla büyük güç olamaz. Tarihi şartların da yardım etmesi lazım. Şu anda tarihi şartlar bizim yanımızda."

Mahir Bey, Kurtuluş Savaşı öncesindeki Amerikan mandacılarının bugünkü temsilcisi makamında:

"Türkiye'nin Milli derin devletinin ve akil şahsiyetlerinin" bulunmadığını, ülkemizin ancak Amerika'nın himayesinde ve hizmetinde kalarak ve emir alarak bir şeyler başaracağını, yoksa milli, yerli ve haysiyetli bir tavır asla takınamayacağını ve zaten ABD'ye ve Siyonist Lobilere rağmen hiçbir şey yapılamayacağını" kafalara yerleştirmeye çalışıyordu.

Amerika'nın Ortadoğu ve Afrika'daki sömürü planlarında,  Türkiye'yi piyon olarak kullandıklarını hem ağzıyla ifade ediyor, hem de bu aşağı ve bayağı durumla iftihar ediyordu! "TRT Şeş"e izin verilmesiyle "Türkiye'nin çok kültürlü bir devlete dönüştüğünü" müjdeleyen MİT'çimiz, Kürdistan'ın kurulma aşamasına bayram ediyordu!?.. İşte Mahir Kaynak'ın asıl mahiyeti ve mahareti.

MİT tekaüdünün, Erbakan ve milli görüş iftiraları:

"Milli Görüş'ün asıl yuvalandığı yer Almanya'dır... Almanya'dan beslenmiş ve destek görmüştür. Ama başka ülkeler Erbakan'ı bertaraf etmek suretiyle Milli Görüş'ü tasfiye ettiler. Aynı tabana Amerika'nın politikasını empoze ettiler...

Deniz Feneri Almanya tarafından başlatıldı bu operasyon değil mi? Halbuki geçmişte, Milli Görüş zamanında Almanya'dan Türkiye'ye birçok paralar geldi, hiçbirine ses çıkarmadılar. Bu yeşil sermaye denilen paralar yıllarca çantalar dolusu taşındı. Bankalar üzerinden geldi, havaleler yapıldı. Alman istihbaratı bunlardan tamamen habersiz miydi? Hiç bunlara karışılmadı. Peki, ne oldu da dava birdenbire ortaya çıktı?

O zaman şimdiye kadar niye beklediler?

Demek ki şimdi AKP hükümetiyle siyasi bir uzlaşmazlıkları var. O da şu; Deniz Feneri'nin kadroları AKP'ye yakın. Halbuki Almanlar AKP'ye yakın değiller. AKP'yi cezalandırdılar. Dikkat ederseniz Deniz Feneri davasında töhmet altında bırakılanlar hep AKP çizgisindekiler. Halbuki Milli Görüş iktidardayken o kadar çok ekonomik ilişkileri var ki Almanya'yla!

AKP'ye zarar vermek için dosyaları ortaya çıkardılar... Almanya'nın Türkiye'ye yönelik en büyük operasyonu Milli Görüş'tür. Milli Görüş bir araçtır, tamamen Almanya desteklemiştir, beslemiştir. Refah Partisi'nin, yani Milli Görüş'ün asıl yuvalandığı yer Almanya'dır. Çünkü Almanya'nın Türkiye üzerinde egemenlik kurmak ve etki alanlarını genişletmek gibi bir çabaları vardır. Bu da gayet doğaldır.

Erbakan'ı bertaraf etmek suretiyle Milli Görüş'ü tasfiye ettiler. Aynı tabana, yani Refah Partisi'nin tabanına bir Amerikan politikasını empoze ettiler.

Refah'ın da, AKP'nin de ideolojileri Milli Görüş'e dayanıyor. Ama önemli olan ideolojiler değil, uygulanan siyasettir. Refah, Amerika karşıtıydı, AKP ise değil.

Fethullah Gülen'i aklaması ve sahip çıkması:

Fetullah Gülen'in CIA ile münasebeti bulunabilir. Şöyle söyleyeyim; herhangi bir örgütlenme birisinin işine yarayabilir. Önemli olan onun işine yarayıp yaramaması değil, onun tarafından yönetilmesidir. Burada Türkiye çok ciddi bir hata yaptı, Fethullah Gülen'i Türkiye'de tutmak yerine, dışarıya gitmeye mecbur etti. Halbuki, o Türkiye'de kalacaktı, Türk devleti onunla ilişki kuracaktı. O zaman şöyle bir yazı yazmıştım. 'Av partisi' başlığıyla... Dedim ki asilzadeler ava giderken, birileri gürültü çıkarır ve av hayvanlarını onların önüne sürerler, ama kendilerinin avlanma hakkı yoktur. Fethullah Hoca'yı gönderdiler av olarak, onu avlayacak olanların eline verdiler. Çok kötü bir şey yaptılar.

Ve bunu yapanlar aslında Türkiye aleyhine çalışanlar. Yani birtakım kişiler onu tehdit ettiler, mahkemeye verdiler. Şeriat devleti kuruyor diye içeri atacaklardı, kaçmak zorunda bıraktılar. Bu yanlıştır. Yani bir fikir hareketi varsa, o Türkiye içinde olmalıdır ve devletle irtibatlı olmalıdır. Şimdi siz iyi mi ettiniz yani başka bir ülkede oturmasına imkan vererek? Oranın her türlü şantajına maruz. Siz de olsanız onlara taviz verirsiniz." Diyen Mahir Kaynak, halkımızı ahmak sanıyordu. Oysa, Ergeneokon zanlısı ve Kemalist-Sosyalist takıntılı Kemal Gürüz'le, ılımlı İslamcı ve diyaog yanlısı Fetullah Gülen'in; her ikisinin de Amerikancı ve İsrail Hizmetkârı olduklarını artık herkes biliyordu.

NTV'de Can Dündar'ın "Fetullah'ı aklama" programına katılan Nevval Sevindi şunları itiraf ediyordu:

Fetullah Gülen bana:

"Hiçbir dönemde ve hiçbir şekilde Erbakan'la ve Milli Görüş oluşumlarıyla uyuşmadığını, yakınlık duymadığını ve yardımcı olmadığını özellikle vurgulamıştı.

Ama Erbakan'ın dışındaki, sağcı-solcu bütün parti liderleri, yetkilileri ve sivil örgüt temsilcileriyle ve çeşitli vesilelerle irtribat kurduklarını anlatmıştı."

Evet, işte Fetullah Gülen, kendi özünü bu sözlerle kusmuştu. Dedikleri doğruydu. Çünkü İsrail Siyonizminin, ABD ve AB emperyalizminin tek korkulu rüyası olan Erbakan'ın partilerine ve projelerine, "örnek din adamı ve hizmet erbabı" görüntüsüyle engel olmak karşılığı, Yahudi Lobilerinden destek alıyor ve reklam ediliyordu.

Aynı programa katılan yazar Ömer Laçiner'in:

"Fetullahçılığın ilk hedefi; "elitist bir çekirdek kadro" oluşturup, toplumun üst kesimlerini ve seçkinlerini kazanarak, önemli ve etkili kurumları kontrolüne almak ve bu yolla siyasi amaçlarına ulaşmak isteyen bir cemaat-harekettir. Elitler ve seçkinler eliyle avamı ve alt tabakayı yönlendirme hesabı ve hevesi içindedir.

Ancak bu günkü etkin, geniş ve yetkin konuma gelebileceklerini daha evvel kendilerinin de öngöremediklerini, kontrol dışı bir takım küresel aktörlerin gizli destek projeleriyle hızla geliştiklerini belirten çevrelerin saptamaları da, bence gerçekçidir" anlamındaki sözleri de Fetullahçılığın, aslında Milli ve yerli değil, dış destekli bir siyonist hıyanet hareketi olduğunu gösteriyordu.

Ajan tekaüdü Mahir Kaynak, kendisi de Recep T. Erdoğan ve Fetullah Gülen gibi ABD'nin ve Yahudi Lobilerinin samimi hizmetkârı olduğu için, o çevrelere yaranmak üzere Erbakan Hoca'yı da "Almanların adamı", Milli Görüş'ü ise "Almanya'nın desteklediği hareket" olarak suçlayıp saçmalamıştı.

Oysa

a) Almanya büyük oranda Siyonist Yahudi sermayesinin kontrolünde olmak üzere, ekonomik ve teknolojik bir güç sayılsa da; şu ana kadar ve özellikle Milli Görüş'ün şekillendiği 60'lı ve 70'li yıllarda, Avrupa ve dünya dengelerine de yön verebilecek politik ve stratejik bir güç merkezi değildir, bunun önü zaten kesilmişti. Bu nedenle Milli Görüş'ü ve Erbakan Hoca'yı Almanların güdümünde göstermek tamamen yalandı, iftiraydı ve düzmeceydi.

b) Üstelik Almanya'nın, ta başından beri, milli görüş hareketini, bir tehdit ve tehlike olarak gösterdiği ve sürekli takip ve taciz ettiği herkesin bildiği, resmi kayıtlarla tescilli bir gerçekti.

c) Almanya, sadece ekonomik açıdan değil, bürokratik bakımdan da, Yahudilerin kontrolündeydi. Bu nedenle doğrudan "İsrail'in adamı" demek halkımızın dikkat ve nefretini çekeceği için Mesut Yılmaz gibi Mason-Bilderbergçilere "Almanya'nın adamı" denirdi ve bu "İsrail yanlısı" anlamına gelirdi. Bu nedenle Erbakan Hoca'ya "İsrail yanlısı" anlamında "Almancı" demek şeytanları bile utandıracak bir kepazelikti.

d) Ama şu vardı. Başta Almanya olmak üzere bütün Batıda ve yine başta Japonya tüm doğuda ve elbet İslam coğrafyasında, Siyonist Yahudilerin ve kiralık kovboyları ABD'nin; II. Dünya Savaşı ve sonrasındaki sömürme ve sindirme zulümlerine ve Milli onurlarını ezmelerine karşı çok ciddi ve cesaretli bir hesaplaşma hazırlığı da, derinden derine güçlenmekteydi ve 54. Hükümetin aziz Başbakanı Prof. Dr. Necmettin Erbakan Hoca ise, bu onurlu ve şuurlu dirilişin simge isimlerinin başında gelmekteydi.

Bu nedenle, Siyonist İsrail'in ve emperyalist ABD'nin hiç hazzetmediği ve zulüm düzenleri için tehlike arz ettiği için Mahir Kaynak gibi medya tetikçileri eliyle, Erbakan Hoca'ya iftiraya yönelmişlerdi.

Ve zaten iftiracı Mahir de, AKP'nin ve Fetullah Gülen'in (ve tabi kendisinin) Amerikancı olduklarını açıkça söylemekteydi.

Mahir bey'in "Ordu ile AKP anlaştı. Artık yeni bir dalga olmayacak" şeklindeki kerameti de tutmamıştı. Çünkü hemen iki gün sonra Ergenekon kapsamında 11. dalga gözaltılar başlamıştı. Bu durum Mahir Kaynak'ın bilgi kaynaklarının ve öngörü dayanaklarının nedenli kof olduğunu da ortaya koymaktaydı. "Yalancı Yavuzun uydurmalarına ve hayali kurgularına" benzeyen bu iddiaların "sapla samanı harmanlama" ustalığı açıktı. Peki, yeni dalgalar başladığına göre bundan: "Ordu ile AKP uzlaşamadı" sonucu mu çıkarılacaktı?

Mahir Kaynak'ın; Siyonist BOP'un eş başkanı ve Amerikancı AKP'lilerin hala "Milli Görüşçü" olduklarını söylemesi de; hem sırıtan bir saptırmaydı hem de bunların bütün hıyanet ve rezaletlerinin suçunu Milli Görüş'e yıkma sahtekârlığıydı. Oysa aklı yatan herkes biliyor ki, AKP'liler Milli Görüş düşüncesinden ayrılmak karşılığı iktidara taşınmışlardı.

Sonuç:

Star TV'de konuşan E. Org. Tuncer Kılıç Paşanın:

"Ben Türkiye'deki farklı bütün kurumların ürettiği istihbaratların toplanıp değerlendirildiği MGK'nın iki yıl, başında bulunmama rağmen, bir sefer olsun Ergenekon diye illegal bir örgütün varlığından haberdar olmamıştım. Böyle bir bilgiye ulaşmamıştım.

Ben 2001-2003 yılları arası MGK Genel Sekreteri olduğum halde o dönemde alındığı söylenen Tuncay Güney itiraflarından da bilgi sahibi kılınmamıştık. Veya bazı birimler bunu bizden yani devletten saklamıştı.

Şu anda neyle suçlandığım dahi hala anlaşılmamıştır" sözleri oldukça çarpıcıydı.

Bunların yanında, Türkiye'nin aldatılıp oyalandığını ve asla AB'ye alınmayacağını; artık NATO'dan kesinlikle çıkmamız gerektiğinin anlaşıldığını; Kürt ve Ermeni meselesinin ülkemizin parçalanması için kışkırtıldığını; Türkiye'nin Atatürk gibi bağımsız politikacılar üretmesinin, İran, Rusya ve diğer Asya ülkeleriyle irtibat ve ittifaklar aramasının kaçınılmazlığını; Kürtlerin ve Alevilerin azınlık sayılmasının, Kıbrıs'tan askerimizi çekme dayatmasının haksızlığını açıkça vurgulamıştı. Ağır sanayi kalkınmamızın ve Milli harp sanayimizin mutlaka kurulmasının ve Türkiye'nin çok güçlü ve güvenli bir orduya sahip olmasının önemini de tekrar hatırlatmıştı.

Bu arada: "Ergenekon operasyonlarıyla, TSK'dan 28 Şubat'ın intikamı alınıyor" iddiaları hem asılsızdır, hem çok çiğ bir istismarcılıktır.

Önce 28 Şubat'ın asıl muhatabı ve mağduru olan Erbakan Hoca'dır. Oysa Erbakan Hoca, 28 Şubat'ın dış güçler ve işbirlikçi çetelerce tezgâhlandığını, sürekli tekrarlamış, bir sefer olsun ordumuzu suçlayıcı bir tavır takınmamıştır.

İkincisi, şu dava döneği AKP'lilerin, Erbakan'a yönelik 28 Şubat'ın intikamını alıyor" havası vermeleri tam bir sahtekârlıktır. Çünkü Milli Görüş'e asıl hıyanet ve hakareti kendileri yapmışlardır. AKP 28 Şubat'ın gayrimeşru meyvesi konumundadır.





Bu yazarin diger makaleleri

 Türkiye bulandırılmak, eli kolu bağlanmak ve hatta boğulmak isteniyordu. Ama...
Devami
Süleyman Özışık “Bu madde iç savaş çıkarır!” (27.12.2017) yazısında: “Olağanüstü...
Devami
  Can Kardaşım. Ülkemizdeki ve yeryüzündeki haksızlık ve hayasızlıklardan usandığını ve ölümü...
Devami
  Hadis olarak kabul edilen "küfür tek millettir" gerçeği, bugün...
Devami
“Milli Görüş ve Adil Düzen” bu davaya inanmış insanların gerçek...
Devami
  ANKARA YILDIRIM BEYAZIT ÜNİVERSİTESİ İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Çok değerli ve duyarlı...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 2679

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

SON YORUMLAR