Reklam
Reklam
Reklam

ADNAN OKTAR’IN ŞAİBELİ TEPKİLERİ VE BAZI KESİMLERDEKİ TSK NEFRETİ

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 2
ZayıfMükemmel 

 

1.2.3.4. cü Baskılarında (Temmuz 2002) Yeni Masonik Düzen Bölüm Notları 1. Bölüm 37. Madde:

“500. Yıl Vakfı Faaliyetlerinin amacı Erbakan ve arkadaşlarının etkilerini azaltmaktır” (Kaynak: Jak Kamhi’nin İsrail’de Türkçe çıkardığı “Haber” adlı gazetesinden alıntı. 6 Aralık 1991)

Şeklinde yer alan bu çok önemli alıntı notları, YENİ MASONİK DÜZEN Kitabının, sonraki baskılarından niye çıkarılmıştı?

Erbakan Hoca’nın haklılığını ve O’na yönelik bütün şeytani planların, Siyonist ve Sabataist Yahudilerce tezgâhlandığını belgeleyen bu notların çıkarılması için Adnan Oktar’a kimler baskı yapmıştı?

Harun Yahya’nın “Soykırım Yalanı” kitabıyla, Almanya başta diğer Avrupa’daki “Yahudi soykırımı uydurmalarıyla, onları mazlum ve mağdur konumda gösterip, Filistin’deki ve diğer ülkelerdeki vahşetlerine mazeret ve meşruiyet üretmek istendiği” belgeleriyle anlatılan kitabı, daha sonra ne olmuştu da Adnan Oktar tarafından: “SOYKIRIM VAHŞETİ” başlığı atılarak (Ocak 2003) piyasaya çıkarılmıştı? Adnan Oktar, yanıldığını ve yanlış bilgilerle halkı aldattığını fark edip çark ederek günah mı çıkarmıştı, yoksa Siyonist merkezlerin talep ve talimatları mı ağır basmıştı?

Adnan Oktar’ın sanki Harun Yahya müstear isimli o çok kıymetli eserlere duyulan ilgi ve itimadı körletmek üzere, dindar ve duyarlı kesim nazarında kendisini zorla “kötü ve güvenilmez” göstermek için TV programlarında, aşırı boyalı ve edalı kızlarla İslami edep ve erdemle bağdaşmayan diyalogları; acaba baskı ve korkular sonucu oluşan bir bunalım ve psikolojik rahatsızlık mıydı, yoksa kasıtlı ve planlı bir “hürmet ve rağbet katliamı” mıydı?

“Tevrat’ta Ben-i İsrail Diye Hitap Edilen Kavim; MEHDİ CEMAATİDİR” (İlmi Araştırma- Mayıs 2008- sh: 5) gibi başlıklar atarak, Hz. Peygamber Efendimizin müjdelediği “Kutlu Mehdiyet Cemaati ile, Tevrat’ta geçen Ben-i İsrail’in aynı topluluk olduğunu iddia etmek suretiyle, Fetullahçılar eliyle ve CIA marifetiyle tezgahlanan, “İslamiyet’in bu günkü muharref Yahudilik ve İsevilikle aynı temellere ve hedeflere sahip olduğu, çünkü hepsinin İbrahimi Dine bağlı bulunduğu” safsatasına ve “Dinlerarası Diyalog” sahtekarlığına “Kitabi dayanak” hazırlama gayretleri, neyi amaçlamıştı ve hangi mahfillerin uydurmasıydı?

Çünkü Mehdi dediğiniz Erbakan Hoca, “Ilımlı İslam’ın” ne olduğunu şöyle açıklamıştı:

“Irkçı emperyalist odaklar diyor ki: Müslüman âleminde, bütün gücümüzle ılımlıları çoğaltmamız lazımdır. "Ilımlı İslam" ile ne anlatılmaya çalışılır? Yani cihat şuuru olmayacak, Hak ve adaleti hâkim kılma gayesi ve sorumluluğu taşımayacak, bozuk ve batıl düzene karışmayacak, Yahudi’ye hizmetçilik yapacak; ama namaz kılacak, oruç tutacak, umreye koşacak... Dünyadaki ve ülkedeki düzeni, Siyonist Merkezler tanzim edecek. Sen sadece Yahudi’ye vergi ve faiz ödeyeceksin, aldığın her malın fiyatının yarısını sömürü sermayesine haraç olarak vereceksin; bir nevi küresel sisteme demokrat kölelik edeceksin, ama izin verilen ibadetleri de yerine getireceksin... İşte ılımlı İslam dedikleri bu…[1]

Bay Adnan Oktar!

“(Ey Peygamberin ve müminlerin hanımları) Eğer Allah’tan korkuyor ve kötülükten sakınıyorsanız (erkeklere karşı) sözü çekici ve cilveli konuşmayın; sonra kalbinde maraz (şehvet ve nifak hastalığı) bulunan kimseler tama’ ederek (sizinle ilgili nefsanî umut ve kuruntulara kapılır)” (Ahzap: 32)

Ayetini hiç okumadınız ve stüdyo kızlarınıza hatırlatmadınız mı? Yoksa böylesi ayetler ve hadisler, sizleri bağlamaz mıydı? Söyleyin, hangi Peygamber, hangi sahabe, hangi müçtehit âlim, hangi mürşidi kâmil ve hangi İslam tebliğcisi ve Hak dava temsilcisi, boyalı-edalı kızları karşısına alıp (hâşâ) böylesine ve milyonlar önünde sırnaşmıştı?

Hz. Peygamber Efendimizin:

“Ey ashabım, insanların sizin hakkınızda suizan besleyip kötü şeyler düşünerek günaha gireceği, şüpheli ve şaibeli davranışları terk ediniz” hadisini hiç duymadınız mı?

Harun Yahya ve Cavit Yalçın imzalı, ama yazmak değil sadece yayınlamakla görevli bulunduğunuz o eserlerde anlatılan Kur’an ahkâmına ve İslam ahlakına sığmayan bu davranışlarınızla, binlerce Müslümanı suizanna ve bir o kadar münafığı ve İslam düşmanını da hücuma sevk etmenizin altında ne yatmaktaydı?

“Ey iman edenler, kendiniz yapmayacağınız (ve tam tersi davranışlarda bulunacağınız) şeyleri niçin konuşup (riyakârlık yaparsınız?) (Önce kendiniz örnek olup) yapmayacağınız (ve uymayacağınız) şeyleri konuşup (yazmanız) Allah katında O’nun gazabını artıran büyük bir günah ve sorumluluktur.” (Saff: 2-3) ayetlerine hiç rastlamadınız mı?

Şehvet tahrikçisi gibi makyajlanıp cilalanmış cilveli kızlarla yabancı müzikler eşliğinde şov dansları yapan… İnşallah, Maşallah eşliğinde boyalı kızlara sulu şakalarda bulunan; değil Müslüman bir din ahlakçısının, sokak çocuklarının bile ağzına alamayacağı “Kıro, ayı, dangalak, öküz” gibi argo sözlerle muhaliflerine saldıran… O çok kıymetli eserlerde anlatılan İslam ahlakıyla bu basit yaklaşımlar arasında hiçbir münasebet bulunmayan… Ve bu mide bulandıran bayağı tavırlarının ardından “Erbakan Mehdiydi” diyerek, Rahmetli Hoca’ya duyulan hüsnü zan ve saygınlığı yaralayan Sn. Adnan Oktar, Harun Yahya imzalı o çok değerli eserlerin gerçek yazarı olmadığını Milli Çözüm ekibine bizzat kendi itiraf edip anlatmıştı.

SP ve Fatih Erbakan hamiliği!

Adnan Oktar’ın bu uygunsuz davranışlarıyla birlikte, bir ağabey rolüyle “Sn. Fatih Erbakan’a sahip çıkıyor ve Saadet gençliğine nasihat ediyor” görüntüleri de, sanıldığı gibi Fatih Bey’e itimat ve itibarı artırmaktan ziyade, tam tersine birtakım kuşkular doğurmakta ve aleyhine olmaktadır. Özellikle A9 Kanalındaki 28 Ocak 2012 Cumartesi sohbetinde:

“Ergenekon’un Saadete sızmış elemanı” dediği ve “çok eskiden beri onun melanetlerini bildiğini” söylediği…

Yine oldukça sırıtan ve saldırgan argo ifadelerle:

“Çok arsız ve kaşarlanmış”, “Çok alçak ve bunamış”, “Hoca’nın bütün konuştuklarını (herhalde MİT’e ve Masonik merkezlere) yetiştiren casus köpek!”, Sürekli Hoca’yı gammazlayan yeraltı porsuğu”, “Partide bütün melanetleri örgütleyen ayarsız” şeklinde vasfettiği bu adamın kim olduğunu ortaya koymaması da ayrıca kafa karıştırıcıdır. “O’nun durumunu bunamakla açıklayamayız” diyerek “iyice yaşlı birisi” olduğunu belirtse de, eğer Milli Görüş camiasına iyilik etmek istiyorsa, gayet net ve mert şekilde ismini açıklamalı ve yüzlerce insanı suizan altında kalmaktan kurtarmalıdır.

Eğer bu şahsın kim olduğunu Adnan Oktar açıklamazsa, bu sözleri aslında o şahsın “saklanmasına ve aklanmasına” yarayacaktır ve zaten bu maksatla konuştuğu anlaşılacaktır.

Üstelik o şahsın Ulusal Kanal’daki: “Ergenekon tertibiyle, Ordudaki Amerikan karşıtları tasfiye ediliyor ve Türkiye İran’la savaştırılmak isteniyor” tespitleri doğrudur. Ancak bu doğruları yanlış bir amaç için kullanmakta, malum odaklara “Milli Türkiye kurduğunuz tezgâhın farkındadır ve herhalde gerekli tedbirleri almıştır” şeklinde uyarı mesajları yollamaktadır.

Ve hele Adnan Oktar’ın bu talihsiz ve şaibeli tavırları arasında sarf ettiği sözleri, kendi haklılıklarının kanıtı gibi göstermeye çalışanlar ve övünme payı çıkaranlar ise ya ahmaktır veya aynı fıtrattaki günübirlik fırsatçılardır.

Şimdi, Ey Yahudi ve Sabataistler!

Erbakan sizi bir kez daha aldattı ve Hak davasının hizmetinde yararlandı. Çünkü O yüksek dehasıyla, İslam’ın ve insanlığın hayrına Hz. Süleyman gibi, şeytanları da, Masonları da, münafıkları da kullanırdı ve kabiliyetleri israf etmekten sakınırdı.

Şimdi Harun Yahya ve Cavit Yalçın müstear isimli kitaplara duyulan itibar ve itimadı azaltmak, Erbakan’a yönelik ilgi ve sevgiyi boşa çıkarmak için, sanki bilinçli ve art niyetli bir gayretle:

  • Cilalı ve cazibeli kızlarla karşılıklı, inşallahlı maşallahlı cıvık ve gıcık şakalar yapsanız da
  • Yabancı müzik eşliğinden belden yukarınızı, kollarınızı, göğüslerinizi ve omuzlarınızı oynatarak boyalı tavşanlarınızla ve dans şovlarıyla kırıtsanız da…
  • Bu oynak tavrınız ve manyak tarzınız yüzünden hayal kırıklığına uğrayıp sizi tenkit eden okurlarınıza, köprü altı sakinlerinin bile, birbirlerine karşı kullanmayacağı, argo kelimeler ve ağır sövgülerle hakaret etmeye kalkışsanız da…
  • Bu ayıp ve acayip görüntülerinizin, sahte ve zoraki gülüşlerinizin ardından “Erbakan Mehdiydi” diyerek;

“Bu yöndeki kanaat ve kanıtların ne denli alakasız ve dayanaksız olduğu” fikrini yaymaya çalışsanız da…

Artık iş işten geçmişti; “Atı alan çoktan amacına erişmişti” ve Rahmetli Erbakan, sizi kullanarak o çok değerli ve ilmi eserlerin elli dilde yayınlanması ve okunması hedefini gerçekleştirmişti. Zaten basiret ve feraset ehlinin sizinle ilgili önsezi ve tespitleri hiç değişmemişti, bu sulu ve kuşkulu davranış bozukluklarınız sadece o kanaatleri pekiştirmişti.

Ordu düşmanlığı soysuzluk alametidir!

Bir yandan dindar ve milli kahraman olarak Atatürk’e saygı duymak ve Asil Ordumuza sahip çıkmak, öte taraftan da, çok sinsi ve tehlikeli bir asker düşmanlığı ile TSK’yı yıpratmayı amaçlayan Siyonist güçlerin, işbirlikçi çevrelerin ve ılımlı-istismarcı Dincilerin ağzıyla konuşmak tam bir çelişkidir ve münafıklık alametidir.

“Fakat Kahraman ve mücahit ordunun ve dindar milletin, (kendi) ruhundaki nuru iman ve Kur’an ışığıyla, hakikati hali göreceği ve o kumandanın (adına yürütülen) çok dehşetli tahribatını tamire çalışacağı rivayetlerden anlaşılır” (5. Şua - 2. Meselse)

diyen Bediüzzaman’a, dönemin savcıları: “Ordu dizginini o dehşetli şahsın elinden kurtaracak” (5. Şua – 3. Hadise) sözlerinle Orduyu hükümete karşı itaatsizliğe sevk etmek mi istiyorsun?” sorusuna:

“Hayır, maksadım; o kumandan ya (herkes gibi, eceli gelince zaten) ölecek veya TEBDİL EDİLECEK, (böylece) ordu tahakkümden kurtulacak demektir” (12. Şua) yanıtını vermesi oldukça anlamlı ve önemlidir.

Çünkü Bediüzzaman, özellikle ölümünden sonra uydurulan ve Mustafa Kemal’i putlaştıran KEMALİZM ideolojisiyle Türkiye’de ırkçı emperyalizmi yürüten ve rahmetli Erbakan Hocamızın dediği gibi “Kahraman Ordumuzu da bu din düşmanlığına alet etmeye girişen” Sabatasit ve Masonik cuntanın bu tahribatından Orduyu kurtarmak üzere “ATATÜRK’ÜN TEBDİL EDİLECEĞİNİ” bildirmektedir, yani Mustafa Kemal’i “kâfir ve hain” gösteren ve kendi zulüm ve dinsizliklerini bu kılıf altında sürdüren, mutlu ve putlu azınlık çevrelerin bu dayatmalarını boşa çıkarmak üzere Atatürk’ü gerçek ve gerekli hüviyetiyle anlatacak bir TEBDİL (Değişim ve Dönüşüm) yaşanacağını haber vermektedir. İşte Milli Çözüm’ün sağlam kaynaklara dayanarak yayınladığı BİZİM ATATÜRK kitabı, Bediüzzaman’ın söylediği bir TEBDİL (yanlış durumu değiştirip dönüştürme ve uygun yorumlarla gerçeğe erişme) gayretidir; ayrıca bu konudaki Harun Yahya imzalı Atatürk serileri de bu hedefi gütmektedir.

Ve maalesef, güya Risale-i Nur’lardan feyiz aldığını söyleyen ve bazı Milli Görüşçü geçinen kimselerde ve özellikle Masonik-Sabataist kesimlerde koyu bir Ordu düşmanlığı görülmektedir.

Bu satılık kafalıların ve bazı softa takımının Ordumuzla ilgili iddia ve önyargıları asla doğru değildir, ama haydi bir anlık öyle kabul edelim…

Peki iyi de; TSK ne kadar “dinsiz” olsa, kesinlikle NATO’nun diğer askerleri kadar değildir!

Bu Ordu ne kadar zalim olsa, asla ve katiyen ABD Conileri kadar değildir!

Bunlar ne kadar hain olsa, herhalde İsrail çeteleri ve onların eğitip yönlendirdiği PKK teröristleri kadar değildir!

Bizim, diyelim ki bazı Paşalarımız ve komutanlarımız ne kadar kâfir olsa, elbette İngiliz, Fransız ve Yunan’ın Haçlı sürüleri kadar değildir!

Öyle ise, ey ABD ile stratejik dost olup TSK’ya düşmanlık edenler!

Ey AB’ye girmeye ve Haçlı himayesine erişmeye can atıp bizim Ordumuza kin ve nefret güdenler!

Ey Siyonist Yahudiler ve Hıristiyan emperyalistlerle hoşgörü diyalogları yürütüp TSK’yı tasfiye etmeyi düşünenler…

Siz Amerikan Conilerinin ve NATO askerlerinin Irak’ta, Afganistan’da ve Libya’da yaptıklarını, sizin Türkiye’mizde de yapmasından; ülkenizi işgal edip evlerinizi başınıza yıkmasından; torunlarınızın, oğullarınızın boğazlanmasından, karılarınızı kızlarınızı kendi kışlalarına taşımasından hoşlanabilir, hatta engin hoşgörünüzle bütün bunlardan Avrupai bir zevk dahi duyabilirsiniz. Tabi bu sizin en demokratik tercihiniz…

Ama biz böyle bir duruma düşmektense ve bu sayede “ileri demokrasiye” erişmektense, şerefimizle mücadele edip yüz kere ölmeyi, açlık ve sefalet içinde sürünmeyi yeğleriz…

İşte bu nedenle, içerisinden bazı kötüler ve kâfirler çıksa da, Ordumuzun mutlaka güçlü ve onurlu olmasını ve kesinlikle dostuna umut, düşmana korku verecek caydırıcı özelliğini korumasını isteriz…

Yeri gelmişken bir sözümüz de size; ey Peygamber Ocağı bildiğimiz; yurdumuzun, namusumuzun ve onurumuzun sigortası diye sahiplenip baş tacı ettiğimiz Kahraman Ordumuzdaki tek tük de çıksa, bazı paşalar, komutanlar ve subaylar!..

Askerlerinizin namazına, orucuna saldırıp hakaret yaparak; ekmeğini yediğiniz ve sayesinde o makamlara eriştiğiniz bu Müslüman Milletin Ezanına, Kur’an’ına, İmam-Hatip okuluna ve türbanına sataşarak, halkımızı Ordusundan soğutanlar!..

Sizler, yukarıda kınadığım ve keskin kalemimle içlerindeki cerahati akıttığım sapık kafalılardan ve softa takımından çok daha suçlu ve sorumlu kimselersiniz.. Çünkü TSK’ya yönelik hücumlara siz sebebiyet vermektesiniz… Ama elbette aziz ve asil Ordumuzun sağlam ve sarsılmaz bünyesi içinde eriyip gideceksiniz!.. Büyük İsrail hayaliyle Güneydoğumuzda Kürdistan kurma girişimlerine “demokratik nezaketle” hazır ola durmanın, ama milletimizin Dini değerlerine karşı “Laiklik nefretiyle” horozlanmanın hesabını elbet vereceksiniz!

30.01.2012 Star’da Siyonist Yahudi tekel sermayesinin küreselleşme semineri olan “Davos’ta Türkiye Dersi” yazısında FEHMİ KORU gibi:

“Martin Wolf’un 2004 yılında çıkan “Why Globalization Works” (Küreselleşme Niçin İşe Yarıyor?” adlı kitabı bir tür “Küreselleşme Manifestosu” sayılabilir. 300 sayfalık kitapta küreselleşme karşıtlarının ağzının payı veriliyor ve “Bundan sonra tek hedef var, küreselliği biraz daha geniş coğrafyalara yaymak..”

Yani küreselleşme ve demokratikleşme kılıfı altında, Siyonist Yahudinin tekel sermayesine köleleşmek isteyenler için evet güçlü bir TSK gereksizdir, hatta engeldir.

“BDP milletvekili Leyla Zana, Uludere trajedisinin yaşanmasından bir gün önce Almanya'da, Rudaw adlı internet sitesine verdiği mülakatta, (herhalde BDP'yi kastederek) daha önce özerklik istediklerini, fakat artık bunun yetmeyeceğini söyledi. Türkiye Kürtlerinin kaderlerini tayin hakkını kullanmalarını istediklerini; yapılacak referandum sonucu alınacak özerklik, federalizm ya da bağımsızlık kararına saygı göstereceklerini sözlerine ekledi.

Evet, eğer Türkiye Kürt sorununu çözerek demokrasisini yerleştirecek ise Kürtler geleceklerini kendileri seçebilmeli. Kültürel hakların tam olarak tanınması, Kürt-çoğunluklu bölgenin özerk olması, Türkiye'nin federal yapıya bürünmesi ya da Türkiye Kürdistanı'nın ülkeden ayrılması: buna Kürtler karar vermeli. Türk çoğunluklu bölgedeki Kürtlerin ve Kürt-çoğunluklu bölgedeki Türklerin haklarının güven altına alınması koşuluyla Zana'nın referandum önerisini desteklerim.”[2] Diyen Fetullahçı Gazetenin yazarı Şahin Alpay gibileri elbette güçlü TSK istemeyeceklerdir.

Ve yine aynı Amerikan Borazanı ve İsrail hayranı Zaman yazarı Mümtaz'er Türköne yazısında:

“Zana şöyle diyor: 'Birleşmiş Milletler milletlere kendi geleceklerini tayin etme hakkı veriyor. Kürtlere karşı tehdit politikası artık bitmeli. Kendi topraklarında geleceklerine karar verebilmeliler. Özgürlük, otonomi, federalizm, bağımsızlık Kürtlerin de hakkı.'

Pekâlâ! Bülent Arınç'ın bahsettiği anayasal hakların arasına her toplumun kendi kaderini tayin hakkını koysak ne olur? Kürtler ayrılıp bağımsız bir devlet kurmak isterlerse; veya coğrafî esasa dayalı federal bir yönetim altında yaşamayı tercih ederlerse, veyahut esasları belirlenecek bir otonomi altına girmeye karar verirlerse?.. Bunun için referandum yapmayı kabul etsek. Sandığı Kürtlerin yoğun olarak yaşadıkları illere yerleştirsek ve bölge halkına kararlarını sorsak? Sonuç ne olur?”[3] diyerek Güneydoğu’muzun Bağımsız Kürdistan’a dönüşmesine BDP ve AB fetvası uyduranlar, tabiî ki TSK’nın zayıflamasını bekleyeceklerdir.

AKP TRT’sinin Siyonizm hizmetkârlığı

AKP Türkiye’si yine bir ilke imza atmış, Yahudi soykırımını anlatan Shoah belgeseli ilk defa bir Müslüman ülkede yani Türkiye’de yayınlanmıştı. Belgesel Mavi Marmara Yardım Gemisi'ne saldırarak 9 vatandaşımızı katleden ve bunu büyük bir pişkinlikle savunan İsrail'e bir ödül anlamındaydı. 27 Ocak Uluslararası Holokost Kurbanlarını Anma Günü kapsamında, TRT'de 26 Ocak gecesi yayımlanan belgesel tam bir İsrail uşaklığıydı. Belgeselin yönetmeni ise adı hiç duyulmayan Aladdin Projesi'ne övgüler yağdırmıştı.

Yahudi soykırımını anlatan 9,5 saatlik belgesel film Shoah'ın Fransız yönetmeni Claude Lanzmann, belgeselin Türkiye'de TRT tarafından yayımlanmasını ''tarihi bir olay'' olarak alkışlamıştı. Lanzmann ''öncü bir çalışma gerçekleştiren Türkiye'nin cesaretini ve kararlılığını takdir etmek gerektiğini, ayrıca Arapları Yahudilere, Yahudileri de Araplara tanıtmaya dayanan (belgeseli ilk defa Türkçe, Arapça ve Farsçaya altyazılı olarak çevirdiği belirtilen) Aladdin Projesi'ni de takdir ettiğini'' vurgulamıştı.

Nedir bu Aladdin projesi sahtekârlığı?

Yahudi asıllı Lanzmann'ın bahsettiği Aladdin Projesi hayli ilginç bir yapıttı. Aladdin Projesi'nin tanıtıldığı internet sitesinde "Aladdin Projesi farklı kültürlerden ve dinlerden gelen insanları, özellikle Yahudileri ve Müslümanları, uyumlu kültürler arası ilişkileri arttırmak gibi ortak bir amaç çevresinde birleştirmeyi hedefleyen, merkezi Paris'te bulunan uluslararası sivil bir organizasyondur. Aracılığı ile Ortadoğu ve daha geniş kitlelere ulaşarak sağlamayı gaye edinir. 2009'un Mart ayında, UNESCO (Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilimsel ve Kültürel Organizasyonu)'nun himayesinde başlanan Aladdin Projesi, Ortadoğu, Afrika, Avrupa ve Kuzey Amerika'dan 30'dan fazla ülkede 1.000'i aşkın, entelektüel, akademik ve toplumsal ekip tarafından desteklenmektedir. Proje, birçok dünya lideri ve Avrupa Birliği gibi uluslararası kurumlar tarafından takip edilmektedir." ifadeleriyle tanıtılmıştı…

Destekçileri arasında Türkiye'den bir üniversite vardı!

Aladdin Projesi'ni destekleyen kuruluşlar ise daha çok Fransız orijinli Yahudi kuruluşlarıydı. Projeye destek veren kurumlar arasında Türkiye'den Bahçeşehir Üniversitesi de bulunmaktaydı. Destekçiler arasında, Shoah Anısı Kuruluşu, Aga Khan Kuruluşu, Chirac Kuruluşu, Edmond J. Safra Kuruluşu, Mairie de Nice, Mairie de Paris, Anna Lindh Kuruluşu, Mémorial de la Shoah, Yahudi Soykırımı Eğitimi, Hatırası ve Araştırması hakkında Uluslar arası İş Birliği için Çalışma Kolu, UNESCO, Bahçeşehir Üniversitesi yer almaktaydı.

Yönetmen Lanzmann, Fransa Senatosu'nda onaylanan sözde soykırımın inkârını suç sayan yasayla ilgili olarak ta "Türklerin enseye tabanca tehdidinden etkilenecek insanlar olmadığını, kendi geçmişleriyle yüzleşmeye karar verdikleri zaman bunu yapacaklarını'' söylemesi küstahçaydı. Tam bu suretçe Fransa Senatosundan geçen “Ermeni soykırımı yoktur diyenlerin cezalandırılması” yasasının kabulü AKP dış politikasının iflasıydı ve bu kadar tavizlerine rağmen hesaba katılmadıklarının ispatıydı.

Sefarad Yahudisi Sarkozy’nin Siyonist damarı!

Sarkozy'nin yaklaşımını ise sadece saf bir politik seçim düşüncesi olarak algılamak yanlıştır. Zira kolektif bir Yahudilik bilinci ve aidiyet duygusu ile hareket eden Sarkozy'nin, asıl İsrail’in itibarını korumaya çalıştığı açıktır. Sarkozy'nin geçmişteki tutum ve davranışları bu tezi kuvvetlendirir niteliktedir.

Sarkozy, Thibaud Collin ve Philippe Verdin'nin 2004'te kendisiyle yaptıkları ve "La République, les religions, l'espérance" (Cumhuriyet, Dinler, Umut) adıyla piyasaya çıkan mülakatta; "Ben, her Yahudi'nin ikinci anavatanı olarak İsrail'e bağlı olduğunu hatırlatmam gerekir mi acaba? Bununla ilgili hiçbir zorlama yoktur. Nesiller boyunca, her Yahudi var olma korkusunu her zaman içinde taşır. Şayet bir gün içinde yaşadığı ülkesinde kendisini güvende hissetmediği bir an olursa, ona her zaman için kucak açacak bir yeri olacaktır elbette. O da İsrail'dir."

1860'da Fransız devlet adamı Adolphe Crémieux tarafından "Tous les Israélites sont solidaires les uns des autres (Bütün Yahudiler birbirlerine karşı sorumluluk taşırlar) sloganı ile kurulan "Alliance Israélite Universelle" (Üniversal İsrail İttifakı) üyesi olan Sarkozy el Melleh (Tuzcu) ve onun gibi ölünceye kadar bu kuruluşun üyesi olan aynı aileden gelen Fransa'nın ünlü düşünürü ve politikacısı Mellah Meyer'in oğlu Nathan André Chouraqui de İsrail idealleri için çalışmıştır. Her platformda, Yahudi kimliğini ön plana çıkaran Sarkozy'nin, bu yasa tasarısı ile bir sığınma limanı olarak gördüğü İsrail'i, Türkiye'ye karşı koruma ve kollama dürtüsü ile hareket ederek, Ermeni seçmenlerin oy potansiyellerini de göz önüne alarak bir taşla iki kuş vurma sevdasına kapılmıştır.

Raanan Eliaz gibi Yahudi asıllı yazarlar her platformda Sarkozy'nin İsrail çıkarlarına yönelik olarak Ortadoğu'da yeni şekillenmelere yön vermek istediğini açıkça vurgulamaktadır. Bu Sefarad Yahudi ailesinin nesiller boyu yaşadığı zorluk ve göçleri hafızasına kazımış olan büyük babası Aron(Benkio) el Mellah'ın Sarkozy'nin çizmeye çalıştığı yol haritasında önemli bir aktör olduğu unutulmamalıdır.

Fas Sultanlığı'nın başkentliğini yapmış olan Fez kentinin Boulemane bölgesinde yer alan "El Mellah" gettosunda varlıklarını sürdüren bu ailenin bir kısmı daha sonra İspanya'ya göç etmişlerdir. Sarkozy'nin akrabası olan Nathan André'ye, göre kendilerine "El Melleh"(Tuzcu) lakabının verilmesinin nedeni, Mağrip'te çıkan isyan veya savaşlarda Sultanlara götürülen kellelerin tuzlama işini hep kendi ailesinin yaptığını ve bu nedenle aileye ve yaşadıkları bölgeye bu ad verildiğini ifade etmiştir.

Ayrıca, Sarkozy'nin İspanya'dan kaçan büyük dedeleri, aslında direk olarak diğer Museviler gibi Selanik'e göç etmediler. Burada da Sayın Başbakan'ın ifadesinde eksiklik görülmektedir. Çünkü bu aile 15. yüzyılda İspanya'dan Fransa'ya ve oradan yüz yıl sonra Selanik'e gelip yerleşmişlerdir. 1917'de Selanik'te meydana gelen büyük yangından sonra ise tekrar Fransa'ya göç etmişlerdir.

İdrisiler Hanedanlığı'ndan II. İdris döneminde FAS’ın başkentinde şimdiki İsrail güvenlik duvarını çağrıştıran koruma duvarı ile bir getto oluşturan Sefarad Yahudi asıllı "El Mellah" ailesinin şimdiki ferdi olan Sarkozy Yahudilik damarıyla Fransa'nın önüne de benzer bir duvar örmüş durumdadır.[4]

Fransa ile nişanı atacaklar mı?

Sözde 'Ermeni soykırımı' yasasını Sarkozy'nin Yahudilik damarı ve iç siyasi hesapları nedeniyle kabul eden Fransa'ya yönelik cılız ve cığız tepkiler sürerken, gözler bu ülkeden Légion d'Honneur nişanı alan işadamı, yazar ve sivil toplum kuruluşlarındaydı. En son geçtiğimiz yıl yazar Yaşar Kemal'in aldığı bu ödüllerin sahipleri tarafından mutlaka iade edilmesi lazımdı. Yazar Yaşar Kemal, Fransız nişanını geçtiğimiz yıl İstanbul'daki Fransız Sarayı'nda Légion d'Honneur Büyük Şansölyesi General Jean-Louis Georgelin'inden elinden almıştı. Yaşar Kemal'e nişan verilme gerekçesi ise,   kültürlerin çeşitliliği ile kültürlerarası diyalog hizmetindeki aralıksız hizmeti sayılmaktaydı. Şimdi Senato'nun kararından sonra ünlü yazarın nasıl bir tavır takınacağı merak konusuydu.

Türkiye'de Fransız nişanını alan birçok isim bulunuyor. Bunlardan birisi de İnan Kıraç’tı. 1997 yılında Légion d'Honneur Officier nişanı alan Galatasaray Eğitim Vakfı Başkanı-İşadamı İnan Kıraç, geçen yıl Legion d'Honneur Commandeur nişanı takılmıştı.

Fransız gâvur nişanını başka kimler almıştı?

Ayrıca bu nişanı alanlar arasında, Sabancı Holding Yönetim Kurulu Başkanı Güler Sabancı, İstanbul Modern Yönetim Kurulu Başkanı Oya Eczacıbaşı ve İstanbul Kültür Sanat Vakfı Genel Müdürü Görgün Taner de vardı! Yine Hollanda'da Nebahat Albayrak Adalet Bakanlığı Müsteşarlığı döneminde aynı ödülü hak kazanmıştı. Öte yandan 2006'da Fransa Ulusal Meclisi'nde Ermeni soykırımını inkârı suç sayan bir yasa tasarısının kabul edilmesi üzerine eski Bakan Kamran İnan ve YÖK eski Başkanı Erdoğan Teziç’in o tarihte Fransız nişanlarını geri verdikleri hatırlanmaktaydı.

Şimdi Sn. Adnan Oktar! Kur’an-ı Kerimin:

“(Ey Beni İsrail!) Demek ne zaman bir elçi size, nefsinizin hoşlanmayacağı bir şeyle gelse, kibirlenip azgınlaşarak, bir kısmınız O’nu yalanlayacak, bir kısmınız da O’nu öldürmeye çalışacaksınız, öyle mi?

Dediler ki “bizim kalplerimiz mühürlüdür, örtülüdür” (Bu yüzden anlatılanlar aklımıza girmiyor) Hayır; inkâr (ve isyan)larından dolayı Allah onları lanetlemiştir. Bundan dolayı pek azı iman eder (Büyük çoğunluğu zulüm ve küfür içindedir)” (Bakara: 87-88)

Ayetleriyle lanetlediği, Hz. Peygamberimizin fitnelerini ve feci akıbetlerini haber verdiği bu Beni İsrail ve Yahudileri “Mehdi’nin cemaati ve müjdelenen İslam Medeniyetinin hizmet ekibi” göstermek nasıl bir iman tahrifi ve vicdan sefaletidir?

Üstat Bediüzzaman Hazretlerinin:

“Yahudi milletinin kadın ve kızlarını (kullanarak) beşer hayatının ahlaki yozlaşmasındaki rolünü ifade etmektedir” (25. Söz – 5. Lema)

“Her milletten ziyade hırsla dünyaya saldıran Yahudi Milletinin zillet ve sefaleti gözler önündedir” (22. Mektup – 2. Mebhas)

“(Hadis) Rivayette var ki, Deccal’in mühim kuvveti Yahudi’dir. Yahudiler (Deccalizme) severek (ve ekseriyetle) tabi olup (şeytanın peşinden gideceklerdir) (5. Şua - !4. Mesele – Bak: Müslim Fiten)

“Süfyan ve İslam Deccali, kendisi Yahudiler içinde tevellüd edecek (doğup dünyaya gelecektir)” (5. Şua – 1. Mesele Bak: Buhari Cihad 178)

“Bu Filistin meselesinde, Beni İsrail Enbiyasının mezarları bulunması ve biraz dini ve milli duygularla oraya taşınmaları nedeniyle, İsrail çabuk tokat yemiyor (kader onlara mühlet veriyor, ama çok acı ve alçaltıcı bir son kendilerini bekliyor)” (14. Şua – Ref’et Bey’e Mektup)

“Ey Beni İsrail, sizlere ne olmuş ki, kalpleriniz (dünyaperestlikle) taştan daha ziyade katılaşıp kararmıştır” (20 Söz – 3. Nükte)

“İşte Beni İsrail’in seciyelerinde münderiç (sinmiş ve yerleşmiş) olan faizcilik, fitnecilik gibi) ahlak dışı prensipler yüzünden Kur’an onlara şiddetli davranıyor, dehşetli tokat vuruyor” (25. Söz – 5. Lema – 4. Işık)

Dediği ve Deccal’ın avenesi olacaklarına dikkat çektiği bir Milletin, kalkıp “Mehdi’nin askeri ve destekleyicisi” olduklarını söylemekle; Müslümanları aldatabileceğiniz ve mel’un İsrail’i aklayabileceğiniz mi zannedilmektedir?

 



[1] Kaynak: Kanal B – Başkent Oturumları

[2] ZAMAN / 03 Ocak 2012

[3] ZAMAN / 29 Aralık 2011

[4] Doğan Bekin / Milli Gazete

Abdullah AKGÜL -

Karşılaştırmalı İslam ve Batı Hukuku araştırmacısı.

El-Ezher Üniversitesi Usuliddin Fakültesi Mezunu.

Sakarya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Mezunu

Devami
Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız Heyecan

Bu yazarin diger makaleleri

Bugün Müslümanlar olarak, belki de en büyük gafletimiz; Kur’an’ın ısrarla...
Devami
  Atatürk'ün: Hafız Sadettin Kaynak'ı Türkçe hutbe okumak üzere, minbere...
Devami
Zaman Gazetesinden Mustafa Ünal, Siyonist Yahudilerin ve ABD lobilerinin sevincini...
Devami
  İSLAM FIKHINDA (HUKUKUNDA) “KAİDE-İ KÜLLİYE” (GENEL KURAL) SAYILAN ESASLAR:           Bizim inancımıza...
Devami
  ÇARPITILAN DİNİ KAVRAMLAR        Şeriat Nedir, Ne Değildir? Bazı Müslümanlarca istismar edilen,...
Devami
Bediüzzaman’ın Ordu tarafgirliği Bediüzzaman Hazretleri, bazı icraatları yüzünden Atatürk’e itiraz ettiğini...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 3064

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

SON YORUMLAR