ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün1897
mod_vvisit_counterDün3864
mod_vvisit_counterBu Hafta5761
mod_vvisit_counterGeçen hafta27382
mod_vvisit_counterBu Ay82875
mod_vvisit_counterGeçen Ay119131
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar17839722

IP'niz: 3.236.170.171
Bugün: 15 Haz 2021

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12602744

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X
 ADIL DUZEN 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam
Reklam

KİRALIK AKP KALEMŞÖRLERİ VE OĞUZHAN ASİLTÜRK - ŞEVKET KAZAN EKİBİ

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 3
ZayıfMükemmel 

 

Yeni Şafak Gazetesinden Salih Tuna, Ulusal Kanal’a çıkıp:

“Ergenekon tertibi, Türk ordusuyla İran’ı savaştırmak üzere, TSK içindeki ABD karşıtlarını tasfiye etmek maksadıyla yürütülen, Amerikan destekli bir projedir.”

Anlamındaki tespitlerine içerlediği SP lideri geçinen (Mustafa Kamalak sadece vitrindeki resmi Genel Başkan rolündedir) OĞUZHAN ASİLTÜRK’e verip veriştirdikten ve bu bahane ile isim vermeden Rahmetli Erbakan Hoca’nın askerlerce yapılan onca hakaret karşısındaki tepkisizlik ve tedbirsizliğini hatırlatıverdikten… Ve tabii yürütülen Ergenekon operasyonları ve paşalardan hesap sormaları yüzünden Sn. Recep T. Erdoğan’ın da yüksek cesaret ve dirayetine imaen övgüler dizdikten sonra, (ki bu AKP yalakaları bir yandan Ergenekon tezgahının bağımsız YARGI’nın görev ve yetkisi olduğunu söylerken, öte taraftan sürekli Erdoğan’ın marifeti olduğunu belirtmektedir.) bizce oldukça önemli ve gizemli şöyle bir tespitle yazısını bitirmişti:

“Pardon, Hazret (Oğuzhan Asiltürk) belki de, hiçbir zaman (Masonik laikçilerin ve askerlerin hedef aldığı) Mürteci (yani samimi bir Milli Görüş gayretlisi) olmadı; (sadece) biz böyle sanmıştık.”[1]

Eğer bu tahmin ve tahlil, Salih Tuna’nın kendisine aitse, müthiş bir zekâ göstergesiydi; yok bir yerlerden kapma ve kopya ise, önemli bir İTİRAF yerindeydi.

Evet, Oğuzhan Asiltürk ABD Yahudi Lobilerinin “Ya bunları, bizim bir emniyet supabımız ve kontrol sigortamız olarak yanına alır ve üst makamlara koyarsın, veya partin kapatılarak siyaset yapma imkanından mahrum bırakılırsın” dayatmaları kabul edilmeyince Milli Nizam’ın kapatılması sonrası, Erbakan tarafından Milli Görüş’e alınmış, sonraları “tövbe edip sadık dava adamı olmuş rolüyle” sürekli Hocanın yakınında kalmış isimlerden birisiydi.

Erbakan Hoca, bu tavizi vermek ve bu tiplerin Milli Görüşteki gizli tahribatına müsaade etmek karşılığı, Türkiye’mizdeki ve İslam Âlemindeki büyük devrim nitelikli hizmet ve faaliyetlerine fırsat yakalamak ve tarihi atılımlarına alt yapı hazırlamak hedefine ulaştığı için, elbette kârlı ve başarılı olduğu, işte eserleriyle sabittir. Ve zaten hiçbir kalıcı ve kapsayıcı devrim ve değişimin, karşılıklı stratejik tavizler verilmeden ve satranç gibi bazı taşlar yem olarak feda edilmeden, başarıya ulaşması mümkün değildir.

Evet, Oğuzhan Asiltürk’ün Ergenekon’la ilgili tespitlerinde doğruluk payı vardı. Ancak bu doğruları yanlış amaçlar için kullanmakta ve malum odaklara;

“Milli Türkiye, Ergenekon tertibiyle planlanan tezgâhın farkındadır ve herhalde gerekli tedbirlerini almıştır. Şimdilik, sizin hesaplarınız istikametinde davranmalarına aldanmayınız ve ona göre hazırlık yapınız” anlamında uyarı mesajları yollamaktaydı.

Çünkü, Oğuzhan Asiltürk gibileri, nasıl malum merkezlerin Milli Görüş’e soktukları “Gelenekçi Ağabeyleri” ise, bunun gibi Sn. Recep T. Erdoğan ve avenesi de yine aynı mahfillerin “Yenilikçi Ekibiydi”

Yıllarca yalakalık yaptığı halde İktidar yanlısı Star Gazetesinden kovulunca aklı başına gelen Mehmet Altan’ın Vatan’dan Ruşen Çakır’a:

“Cami-Kışla savaşı ve AKP’nin Kemalizm’in rövanşını alma yarışı sonrasında kanlı bir gelecekten korkuyorum” (05.02.2012 – Vatan)

İtirafları da, Oğuzhan Asiltürk ve Şevket Kazan ekibiyle aynı Sabataist tiniyet ve zihniyetin, aynı Siyonist merkezlere uyarı mesajı niteliğindeydi.

Şartlandırılıp kiralanmış hafızanızı, biran olsun vicdanınızın kontrolüne alıp hatırlayınız:

  • Yargıtay 8. Dairesinin onayladığı, TCK’nın 312-2 maddesindeki “halkı kin ve düşmanlığa tahrik” suçunu işlediği bahanesiyle verilen 10 aylık mahkûmiyet nedeniyle 2002 seçimlerine giremeyen Erdoğan’ın Başbakanlık yolunu açmak üzere, Siirt Pervari ilçesinde “iki köy sandık kurulunun usulüne uygun oluşturulmadığı ve bir sandığın da mührünün kırıldığı” gibi komik gerekçelerle 02 Aralık 2002’de Yüksek Seçim Kurulu kararıyla Siirt seçimlerini iptal ettiren…
  • 09 Mart 2003 ara seçimleriyle, Recep Bey’i TBMM’ne gönderen…
  • Bu seçimlerden iki hafta önce (22 Şubat 2003 tarihinde) CHP lideri Deniz Baykal’la, Recep T. Erdoğan’ı Beylerbeyinde bir araya getiren…
  • Ve daha önceki gizli uzlaşma sonucu TBMM Genel Kurulunca 13.12.2002 tarihli oturumunda 4774 sayılı anayasa değişikliği ile ve “kişiye özel” bir düzenlemeyle Sn. Recep T. Erdoğan’ın seçilme engelini gideren…
  • Bu değişiklik maddesinin Mecliste oylanmasında CHP’li bütün Milletvekillerine, AKP ve Erdoğan lehine oy verdiren…
  • Ve böylece daha önce:

“Türkiye’nin dinsiz bir hale geldiğine inanıyorum. Hayatımı, Mustafa Kemal düzeniyle savaşmaya ve ülkemde Şeriat devletini kurmaya adıyorum” şeklinde yeminler eden (Bak: http://www.zekirdek.com/forum/126928-tayyip-in-yemini.html) bir kişiyi ehilleştirip AB heveslisi ve Demokrasi havarisi haline getiren…

  • Ve bu çok yararlı ve itaatkâr hizmetleri karşılığı boynuna “Cesaret Madalyası” asıveren…
  • Ve tabii, bütün bu sürecin işletilmesi için, 28 Şubat kışkırtmasıyla Erbakan’ın Refah-Yol iktidarını deviren

O malum ve mel’un odakların figüranlığını kahramanlık gibi göstermek, sizin gibilerin en büyük şerefi ve en kutsal görevidir!...

“Radikal İslamcı Müslümanları kullanıp ABD’ye karşı kışkırtma, ardından ABD’yi Müslüman ülkelere saldırtma hesabıyla ikiz kulelere yönelik 11 Eylül tezgâhını kurgulayanlar, küreselleşme yaldızlı yalanla, tüm insanlığı Siyonist sermayeye köleleştirme planlarını İslam dünyasında: “katı şeriatçılarla ılımlı İslamcıları” kapıştırmasıyla yürütmektedir.

Taliban ve Bin Ladin gibi sözde “Katı Şeriatçı”ları da, Fetullah Gülen gibi “Ilımlı İslamcı”ları da aynı Siyonist-ırkçı emperyalist merkezlerin destekleyip yönlendirdiğini, böylece Müslüman toplumları, “ölümü gösterip sıtmaya razı” ettiklerini artık cümle âlem bilmektedir.

Evet, Rahmetli Erbakan’ın benzetmesiyle;

“Üst çenesi Komünizm, alt çenesi Kapitalizm gövdesi ise Siyonizm olan bu Timsahın; Amerika ve Avrupa arka ayakları, katı şeriatçılar ve ılımlı İslamcılar ön ayakları, Masonik kuruluşlar da bu canavarın kuyruğu gibidir.

İşte bu Siyonizm canavarı, bir ülkede veya bölgede, kuvvetli ve suni bir konjonktür rüzgârı oluşturduğunda:

  • Radikal şeriatçı ve maymun kafalı ahmaklar, bu rüzgârın etkisini kırmak için önüne duvar örmeye yeltenirdi…
  • Ulusalcı ve din düşmanı kesimler ise, 28 Şubat misali suni rüzgârları “Laiklerin gericilere zaferi” diye sahiplenirdi…
  • Ilımlı İslamcılar ve değişip dönekleşen takımlar ise, güya gözü açıklık edip bu fırsatı ganimete çevirmek üzere, estirilen rüzgârın önüne enerji üretecek yel değirmenleri kurmayı becerirler ve kendilerini çok akıllı zannederlerdi. Oysa hem o enerjiden Siyonist güçler istifade edecekti, hem de “yeterince yararlanıp yıpratılınca ve son kullanma tarihi dolunca” kendileri de başka bir rüzgârla silinip süpürüleceklerdi…

Ama hepsi de, aynı fabrikanın, farklı ve aykırı yönde dönen ve ilk bakışta dişe diş çekişiyor zannedilen çarkları misali, aslında aynı hedefe hizmet etmektelerdi.

Bu şeytani tezgâhın farkına varan ve hiçbir şekilde figüranı olmayan ve suni rüzgârlar estiren canavarı durdurma ve etkisiz kılma yöntemlerine başvuran ve önemli ölçüde başaran tek şahsiyet ise Rahmetli Erbakan Hocamızdı ve onun projeleri ve prensipleri artık zafere yaklaşmak üzereydi…

Oğuzhan Asiltürk ve Şevket Kazan Ergenekon ve Balyozcuları vatansever ilan etmişti!

Oğuzhan Asiltürk, “hükümete karşı darbe yapmakla suçlanarak tutuklanan subayların vatansever ve milliyetçi olduklarını, ABD’nin önümüzdeki günlerde İran’ı işgale hazırlandığını, Ergenekon operasyonlarıyla Türk Silahlı Kuvvetleri içinde vatansever askerlere komplo kurarak bu işgale karşı çıkacak subayların tutuklandığını” söylemişti.

Eski içişleri ve Sanayi Bakanı Asiltürk 12 Eylül’ün arka planının konuşulduğu bir TV programında yaptığı ilginç çıkışla Ergenekon operasyonlarının bir ABD komplosu olduğunu ileri sürmüşlerdi. Asiltürk programında son sözleri olarak “Ergenekon, altını çizerek söylüyorum Türk Ordusunda TSK içinde Amerikan karşıtlarının tasfiyesidir. Nokta ve bir de ünlem koyuyorum, başka bir şey değildir” demişti.

Kanal A televizyonunun konuyla ilgili görüşlerine başvurduğu Milli Görüş’ün bir başka önemli ismi Şevket Kazan da, Asiltürk’le aynı görüşleri savunarak, Ergenekon’a destek vermişti.

Şevket Kazan:

“Türkiye’de darbeler ABD desteği ile oluyor, ABD destek vermezse darbe olmuyor, muhtıralar da böyle oluyor. Şimdi artık Amerika Orduya ihtiyaç duymuyor, Amerikan ile Ordunun arası 12 Mart tezkeresi ile açılmış bulunuyor. 1 Mart’ta Amerika’nın karadan Irak’a müdahalesine Hükümet söz vermişti, arkadan konu parlamentoya gelince, destek çekildi ve böylece tezkere reddedildi. Hâlbuki Hükümet kesin kez adapte olmuştu, söz vermişti. Tezkereyi geçirecek ve Amerikan askerleri Kuzey Irak’a Türkiye üzerinden girecekti.

Bunun geçmemiş olması, Amerika’nın Orduya olan güvenini azalttı, çünkü Ordu buna izin verilmemesini istiyordu. İşte o zamana kadar Amerika Türk Ordusunu kullanıyordu. Dolayısıyla, Bugün Ergenekon dediğimiz gelişmelerle, artık Amerika’nın başka bir kozu ele geçirdiği anlaşılıyordu.

Spiker: Burada bir çelişki yok mu? 28 Şubat, 27 Nisan gibi demokratik olmayan olayların asker tarafından yapıldığı söyleniyor. Bir taraftan da Ergenekon gibi bu isimlerin yargılandığı davalar var, bu yaklaşımınız önceki iddialarınızla uyuşmuyor?

Şevket Kazan: Bir çelişki yok… Amerika o zaman Orduyu destekleyip kullanarak kartlarını oynuyordu. Şimdi ise BOP çerçevesinde iktidardaki parti ile işini gayet iyi yürütüyor… O nedenle çelişki yok, çelişki Amerika’nın destek saflarını değiştirmesinde düğümleniyor.

Şimdi bu zevata ve hala bunları tanımayan zerzevata soralım:

1-    Eğer “Ergenekon, ABD’nin bir at değiştirme süreci ve Irak’la ilgili tezkereyi Meclisten geçirtmeyen TSK’yı hizaya sokma projesi” ise bu gerçekleri dile getirdiği, AKP ve Fetullah Gülen tehlikesine dikkat çektiği için tutuklanan ve hiçbir suç delili bulunmadığı için üç gün içinde serbest bırakılan AHMET AKGÜL ve Milli Çözüm ekibiyle ilgili “Onlar Egenekoncu gruptur, Milli Görüş’ten kovulmuştur” gibi iftiralarla neden suçlayıp saldırdınız?

2-    O zaman, oynanan dış tertipli tezgâhı bilmiyordunuz da, şimdi yeni mi farkına vardınız?

3-    Yoksa, malum ve mel’un odaklara: “Milli Türkiye sinsi ve Siyonist planlarınızın farkındadır. Ona göre tedbir alınız” mesajları mı yollamaktasınız?

4-    Milli Gazete sizinle tam aksi istikamette ve AKP ağzı ile, Paşalara ve TSK’ya yönelik operasyonları “cesaretli girişimler ve demokratik gelişmeler” olarak değerlendirip arka çıkmaktadır. Ey Oğuzhan Asiltürk ve Şevket Kazan! Acaba Milli Gazete’nin kontrolünü mü elden kaçırdınız, yoksa ikili mi oynamaktasınız?

5-   Söylediklerinizde samimi iseniz, çok geç ve geçersiz de olsa, şimdi Ahmet Hoca’dan ve aleyhine kışkırttığınız camiamızdan, elbette özür dilemek zorundasınız! Haydi, var mısınız, samimiyetinizi ispatlar mısınız?

Ahmet Hakan'ın değişim serüveni!..

1967 yılında doğmuş...

İmam Hatip Lisesi'nde okumuş...

Çocukluğunda Ağrı, Amasya, Çanakkale, Balıkesir gibi illerde bulunmuş...

Liseli yıllarında İslamcı Mavera dergisine abone olmuş...

Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi'nde bir süre kalmış, daha sonra, İstanbul'a gelip, bir süre de burada mekik dokumuş...

Üniversitedeyken yazdığı öykülerden birkaçı Yedi İklim dergisinde okurlarıyla buluşmuş...

1993-1994 yıllarında muhabir olarak TGRT'ye katılıp, 'Yankı' isimli haber programı yapan bir ekip oluşturmuş…

Kanal 7 kurulurken kanalın Genel Müdürü Mustafa Çelik'le temas kurup kadroya dâhil olmuş…

Kanal7'de bir süre muhabir olarak çalıştıktan sonra 1995-2003 arasında Kanal 7 Televizyonu Haber Müdürlüğü ve ana haber spikerliği koltuğuna oturmuş…

Kanal 7'de İskele Sancak programını yapıp, bazı bölümlerini kitaplaştırıp okurlarına sunmuş…

28 Şubat antidemokratik sürece karşı esaslı çıkışı ve dik duruşu ile göz doldurmuş…

Kanal 7'de çalışırken ilk köşe yazısı tecrübesini Zahit Akman'la birlikte Yeni Şafak gazetesinde yaşamış, ama başarısız olmuş…

Ardından birden dönüşüp evcilleşerek Sabah Gazetesi'nde köşe yazmaya koyulmuş...

Şu anda Hürriyet'te yazıyor, ayrıca, CNN Türk kanalında Tarafsız Bölge programını yönetiyor ve sunuyor, ama nedense giderek suyu da ısınıyormuş!?

Sevgili Ahmet Hakan; uzun süreden beri Mümtazer Türköne'yi çeşitli ithamlarla eleştiriyordu. Ama, bir zamanlar Mümtazer Türköne ile kader birliği yapmış, aynı çatı altında uzun yıllar çalışmış Şükrü Karaca’nın yakın bir geçmişte CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun siyasi Danışmanı olduğunu nedense es geçiyordu.

Kılıçdaroğlu'nun son dönemdeki siyasi çıkışlarında önemli bir pay sahibi olan Şükrü Karaca 28 Şubat sürecinde ve hemen sonrasında Tansu Çiller'in danışmanlığını da yapıyordu.

İşte Mümtazer Türköne'yi yerden yere vuran Ahmet Hakan merkez sağdan merkez sola ray kıran yakın arkadaşı Şükrü Karaca hakkında nedense hiç kalem oynatmıyordu?..[2]

 

Peki, “farklı kulvarda ve aykırı kutuplarda kalem oynatıyor” zannedilen ve ara sırada biri birine girişen bu Ahmet Hakan’la Salih Tuna gibi yazarlar-yorumcular, niye acaba emperyalistlerin:

“Arap Baharının hamisi, Ortadoğu’nun model ülkesi ve Sünni Müslümanların lideri gibi pohpohlamalarla, AKP Türkiye’sini İran’la savaştırma ve iki güçlü engeli bir taşla savuşturma” hazırlıklarına ve Recep T. Erdoğan’ın BOP Eşbaşkanı sıfatıyla bu tezgâha taşeronluk çabalarına bir kelime olsun değinmezlerdi!?

Sn. Recep T. Erdoğan’ı Eşbaşkanlığı görevine atadıkları BÜYÜK ORTADOĞU PROJESİ kapsamında, 27 İslam ülkesini dönüştürme ve ırkçı-emperyalizmin dünya hâkimiyeti hedefine uygun yeniden dizayn etme amacıyla yaşanan ARAP BAHARI sonrası, İsrail’i tanımayan ve barışa (teslimiyete) yanaşmayan HAMAS gibi örgütleri bile, işbirlikçi Mahmut Abbas’la uzlaşmaya, yoksa bölgeden uzaklaştırmaya karar veren ABD ve Siyonist Lobilerin korkusundan, sözde Mısır’da seçim zaferi kazanan İhvanı Müslim’in dahi, Suriye’den kaçmaya mecbur bırakılan Hamas Lideri Halit Meşal’i ülkelerine davet edememişlerdi. AKP iktidarı, Hamas’ı ABD güdümüne sokmak üzere bir büro açmalarına sadece ümit vermiş ve Halit Meşal fiilen ABD üssü olan ve MOSSAD karargâhı bulunan Katar’a yerleşmeye mahkûm edilmişti.

  • Başbakan’ın çok samimi dostu Sabataist Mehmet Ali Birand:

“Hamas’ın Türkiye’de büro açmasına izin vermek, İslam dünyasında bize biraz prestij kazandırsa da; İsrail ve ABD ile onarılmaz sorunlara ve gereksiz sıkıntılara sebebiyet verecektir. Ortadoğu son derece tehlikeli bir bataklık gibidir. Hele Filistin sorunu çözülmesi çok güç bir meseledir. Türkiye’nin uzak durması gerekir. Böyle bir batağa girmek akıl kârı değildir” diyerek Sn. Recep T. Erdoğan’ı ikaz etmişti.[3]

İsrail istihbarat sitesi DEBKA;

“NATO’nun Malatya’da kurduğu füze radar sisteminin, elde ettiği bütün bilgi ve görüntüleri, anında İsrail’e bildirecek şekilde kurulduğunu” haber vermekteydi.

Ve yine İran Dini lideri Hamaney’in askeri danışmanı Tümgeneral Yahya Rahim Safevi: “Katar yönetiminin, ABD’nin teşvikiyle, Suriye’yi sıkıştırmak ve ABD müdahalesine yardımcı olmak karşılığı, AKP hükümetine milyarlarca dolar vaad ettiğini” bildirmişti.[4]

Özetle, Türkiye’nin ilk dünya güzeli seçilen (daha doğrusu ilan edilen) böylece Müslüman hanımlarımızın ve kızlarımızın asrileşmek için soyunup saçılmasına öncü gösterilen Sabataist (Yahudi asıllı) Keriman Halis’in, hanımı tarafından akrabası olan ve şimdi AKP’yi yüceltmek için nice akrobasi taklaları atan Reha Muhtar gibilerin övgüleri bile, hepinizin ayarının ve amacının açık bir göstergesiydi.

HAS Partinin ucuz kahramanlık hikâyesi:

Ankara İl Başkanı Abdülhamit Gül imzasıyla 01 Ocak 2012 de suç duyurusu yapıp 28 Şubat sorumluları olarak Sabah, Hürriyet ve Milliyet yazarlarından yedi üst düzey gazeteciyi “darbe suçuna ortaklıktan” şikâyetçi olan HAS PARTİ, yapılan Masonik baskılar sonucu 15 gün sonra çark edip, sözde Genel Başkan Yardımcısı Şeref Malkoç imzasıyla ikinci bir suç dilekçesi ile önceki altı gazeteciden vazgeçerek sadece Reha Muhtar’ı ve de “suça yardımcılıktan” dava etmişlerdi. Reha Muhtar bu durumu Numan Kurtulmuş’a hatırlatınca, bu sefer Şeref Malkoç arayıp özür dilemişti. İşte AKP yedeği olarak şişirilen, ucuz kahramanlık taslaklarının ve Mili Görüş kaçkınlarının, “28 Şubatçılardan hesap sorma balonları” da böylece sönüvermişti.

Reha Muhtar’ın Dilinden Fetullah Gülen gerçeği!

“Bence Fethullah Hoca olayının hayati derecede önemli anahtar rolünü Bülent Ecevit oynadı...

Ecevit, bazı sivil ve askeri bürokrasinin düşüncelerinin aksine, Gülen cemaatinin okullarının çağdaş bir eğitim yuvası olduğunu ve Gülen hareketinin Türkiye için öne sürülen tehlikeyi oluşturmadığını söylüyordu...

Ecevit Türkiye’de laikliği ve Cumhuriyet’çiliği tartışılmayacak bir liderdi...

Üstelik Başbakanlık yapmış, devletin en gizli bilgilerine sahip olan bir devlet adamıydı...

Ecevit’in o günlerdeki tavrı, Cumhuriyetçi, laik birçok insan için gizli bir referans oldu Fethullah Hoca, okulları ve cemaatiyle ilgili... Ecevit söylüyorsa ‘bir bildiği vardır’ düşüncesi hâkim oldu... Kimse Ecevit’in laikliğini ve Cumhuriyet’çiliğini sorgulamazdı çünkü...”

Fethullah Hoca’nın Amerika’ya Gidişinde Bülent Ecevit’in Gayreti...

Ecevit’in o dönemde Fethullah Hoca’yla ilişkisinin, Amerika’ya gitmesinde ne derece hayati bir rol oynadığını Faruk Mercan’ın Fethullah Gülen’in hayatını anlattığı kitabından detayıyla öğreniyorum...

“Fethullah Gülen için 22 Şubat 1999 tarihi için randevu ayarlandı... Ancak ABD’den arayan Profesör Tarhan ‘Burada havalar çok soğuk... Randevuyu biraz erteleyelim...’ diye uyardı...

Mart ayına gelindiğinde ilginç bir şey oldu... Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi savcısı Nuh Mete Yüksel’in, Gülen hakkında soruşturma açtığına dair bazı haberler İstanbul’a ulaşmaya başladı...

Gülen bu şartlarda ABD’ye gitmeyi doğru bulmuyordu...

“Eğer savcı böyle bir soruşturma açmışsa, ABD’ye gitmesi ifade vermekten kaçınmak” anlamında algılanabileceğini düşünüyordu.

Gülen’e telefon açan Bülent Ecevit; “Sağlığınız çok önemli... Sizinle ilgili böyle bir soruşturma olsa haberimiz olurdu... Lütfen tedavinizi aksatmayın ve Amerika’ya gidin...” diyordu... İşte Gülen’in Amerika’ya gitmesinde en etkili nedenlerden biri Ecevit’in telefonuydu...”

Fethullah Gülen 2007 yılında Amerika’da kaldığı evdeki bir öğlen yemeğinde Bülent Ecevit’i şöyle anmıştı:

“Ecevit hayatı boyunca oruç tutmadı... Namaz kılmadı, ama inancı sağlamdı... Sosyal demokrat bir zeminde doğdu ve İsmet İnönü’ye ortanın solu dedirten insandı. Bizim Okullarımıza çok sahip çıktı...

O, işin büyüklüğünü (ve arka yönünü) sezmişti... Önüne (aleyhimize) bir dosya getirildiğinde elinin tersiyle itti...

Eğer ahirette Allah bana şefaat etme imkânı verirse, bunu ilk önce Ecevit için kullanırım...”.[5]

Şimdi ulusalcı takınan Morrison Süleyman Demirel ve Alparslan Türkeş’le çok samimi ve hürmetli ilişkileri bilinen…

“Hayatı boyunca hiç namaz kılmamış, oruç tutmamış” olan ve İslam’a duyduğu derin nefretle “Bu Milli Görüş’çülerin partilerini kapatmak yetmez, köklerini kurutmak lazım” diye kin kusan, Bilderbergci Mason Bülent Ecevit’le bu denli sıcak ilişkiler geliştiren ve “ahirette kendisine şefaat edeceğini” söyleyen…

12 Eylül darbesini dualarla, dalkavuklukla karşılayan, 28 Şubat’a alkış tutup Erbakan’ı suçlayan… Ama hiç yüzü kızarmadan şimdi de “darbe karşıtı rol yapan” şu Fetullah Gülen’in gerçek ayarını ve amacını hala anlamayanlara, sadece acımak gerekirdi…

AKP yalakalarından ve Recep T. Erdoğan hayranlarından BALÇİCEK İLTER PAMİR: “Din dersleri kaldırılsın, yerine cinsellik dersi okutulsun” diyerek, hükümete akıl ve destek vermekteydi.

Evet evet; ey sadece mazlumlara diş geçiren DIŞ GÜÇLER ve “işbitirici” rolü oynayan İŞBİRLİKÇİLER! Biraz daha bekleyin, bakalım Allah neler gösterecekti?

Biz Milli Çözüm ekibi olarak artık çok dar bir bakış açısıyla parti çerçeveli düşünmüyoruz. Hatta gelişmeleri ülke ve bölge merkezli de düşünmüyoruz. Kur’an’ın ve Resulüllah’ın müjdeleri ve Rahmetli Erbakan Hocamızın öğretileriyle: “Ya bütün dünyayı değiştirecek ve Adil Düzeni yürütecek bir HAK-BATIL hesaplaşmasının yaşanması ve kazanılması gerektiğine, ya da yüzde doksan oyla iktidara gelinse dahi bir köy de bile hükmünüzün geçmeyeceğine” inanıyor; olayları ve olacakları bu istikamette değerlendiriyoruz.

Bu nedenle yaklaşan ve kaçınılmaz olan tarihi kapışmada; ülkemize ve İslam âlemine yönelik Siyonist-emperyalist tecavüz ve tertipleri savuşturup savaşacak olan kahraman askerimizin moralini güçlendirmeye, toplumda Milli bilinç ve direncin yükselmesine gayret ediyoruz. İşte bunun için de BİRLİK VE DİRLİĞİMİZİN MAYASI ve yeni bir dirilişin manevi mekanizması olan YÜCE DİNİMİZE sahip çıkıyor, hem DİN DÜŞMANLIĞINA, hem de DİN İSTİSMARINA karşı halkımızı uyarıyoruz.

Bunun yanında: Atatürk’ün kapattığı Masonların, O’nun yasakladığı azınlıkların ve sicili bozukların, vefatından sonra Orduya sızmaları üzerine giderek palazlanan millet ve İslamiyet düşmanı bazı soysuzların;

Kemalizm kılıflı Masonik Laiklik saltanatlarını korumak için, kendi komutanlarının karılarına ve kızlarına bile iğrenç tezgâhlar ve genç subayları kendilerine bağımlı kul köle olsun diye şehvet tuzakları kurmaları… Darbe senaryoları hazırlayıp kendi halkını birbirine kırdırmayı bile planlamaları… Hatta komünist BAAS rejimleri tipi bir mezhebi azınlık cuntası oluşturmayı tasarlamaları ile, hem TSK’ya hem halkımızın huzuruna en büyük zararı verdiklerini ve böylece toplumu Din istismarcılarının ve kapitalist kâhyaların tuzağına ittiklerini biliyor ve devlet bünyemizdeki bu çıbanların deşileceğini umuyoruz.

 



[1] Yeni Şafak / 31 01 2012

[2] Milli Gazete / 01 Şubat 2012 / Adnan Öksüz

[3] 01 Şubat 2012 / Kolay.net

[4] Yeni Şafak / İbrahim Karagül / 01 Şubat 2012

[5] Reha Muhtar / Vatan / 03 02 2012


Bu yazarin diger makaleleri

ERDOĞAN-KATAR ORTAKLIĞI MIYDI YOKSA; ROTSCHILD VE ROCKEFELLER BATAKLIĞI MIYDI?
  ERDOĞAN-KATAR ORTAKLIĞI MIYDI YOKSA; ROTSCHILD VE ROCKEFELLER BATAKLIĞI MIYDI?            CIA'nın eski kritik...
Devami
ORDUMUZUN ÖZEL KONUMU VE MİSYONU VARDIR
AKP yandaşı YENİ ŞAFAK yazarı ve yalakası Ali Bayramoğlu, güya...
Devami
DECCAL'İN ŞÖVALYELERİ
  BİR ŞEYTAN-İKİ HANEDAN-ÜÇ HAHAM (ROTHSCHILD + ROCKEFELLER + GUSH...
Devami
“YERLİ ARABA” PALAVRASI VE “PKK’YA GÖZDAĞI” PATAVATSIZLIĞI
Kandil’i yerle bir edeceksiniz de; 15 yıldır neyi bekliyorsunuz? Şemdinli'den gelen...
Devami
AHMET AKGÜL’ÜN HAYATI VE KİTAPLARI
  AHMET AKGÜL’ÜN HAYATI VE KİTAPLARI          Daha yakından tanımak ve meraklarının...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 2409

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR