ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün640
mod_vvisit_counterDün1743
mod_vvisit_counterBu Hafta9929
mod_vvisit_counterGeçen hafta19338
mod_vvisit_counterBu Ay66483
mod_vvisit_counterGeçen Ay57114
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar19007220

IP'niz: 44.201.94.72
Bugün: 30 Haz 2022

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 13038302

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

mesajmetod150x
istsoz 150x
AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X

ADIL DUZEN 150x

erbakan devrimi 15b 160
bizim ataturk 17b 160
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam
Reklam

Milli Çözüm Dergisi Konya Yeni Hizmet Binasının Açılışında: AHMET AKGÜL ÜSTADIMIZIN BASIN SÖYLEŞİSİ

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 3
ZayıfMükemmel 

 

Milli Çözüm Dergisi Konya Yeni Hizmet Binasının Açılışında:

AHMET AKGÜL ÜSTADIMIZIN BASIN SÖYLEŞİSİ

        

Öncelikle, mübarek ve müstesna ilimiz Konya’mızda, Milli Çözüm Dergimizin bu çok güzel ve mükemmel yeni hizmet bürosunun açılışına önayak olan ve katkı sunan, başta çok değerli kardeşim Necmettin Bişkin’e ve diğer tüm gayret ehline, tebrik ve takdirlerimi sunuyorum. Davetimize icabet eden tüm Basın Mensubu arkadaşlarımıza, Siyasi Parti ve Dernek temsilcisi konuklarımıza ve seçkin yazarlarımıza da teşekkürlerimi arz ediyorum.

Hz. Peygamber Efendimiz bir hadis-i şeriflerinde:

“Gerçeği anlamak, haklı ve hayırlı olanı araştırmak ve toplumu aydınlatmak için, soru soranlar dört türlü sevaba ortak olurlar” buyurmuşlardır.

Kendisine farz-ı ayn olan (önemli ve öncelikli bulunan) faydalı ve kapalı konuları sormak lazımdır. Bir hadis-i şerifte:

“İlim hazinedir. Anahtarı ise sual sormaktır. Bilmediklerinizi sorun ki, Allah-u Teâlâ sizlere merhamet etsin. Çünkü sual sormakla dört kişi mükâfat alır: Soran, cevap veren, dinleyen ve bunları seven ve destekleyen. (Hepsi sevaba ortaktır.)” buyrulmaktadır. (Ebu Nuaym)

Faydalı bir soru sorana bildiği halde cevap vermemenin vebali de ağırdır. Hadis-i şeriflerde:

“Âlimin bildiğini söylememesi, cahilin de bilmediğini sorup öğrenmemesi vebaldir. Çünkü Allah-u Teâlâ, “Bilmiyorsanız, ilim ehline sorun” diye emretmiştir.” (Taberani)

“İlmini başkasına bildirmeyen, hazineyi gömüp kimseye yardım etmeyene benzer.” (Taberani)

“İlmini gizleyene, (ve insanları yararlı bilgisinden mahrum edene) denizdeki balıklardan, gökteki kuşlara kadar her şey lanet eder.” (Darimi)

“İlmini gizleyen kimseye, kıyamette ağzına ateşten gem vurulacaktır.” (Taberani)

İlim sahibi biliyorsa söylemeli, bilmiyorsa bilmiyorum demelidir. Çünkü fetva vermenin mesuliyeti çok büyüktür. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

“Bilmiyorum” demek ilmin (ve samimiyetin) bir gereğidir ve aklın-insafın kemâlindendir.” (İbn-i Mace)

SORU: Milli Çözüm Dergisi ne maksatla çıkıyor… Amacı ve yayın politikası nelerdir?

Ahmet Akgül: Cenab-ı Hakka sonsuz şükürler ediyoruz. 19 yıldır Milli Çözüm Dergisi her ay dolu dolu çıkmaktadır. Neden?

Lütfen dikkat buyurunuz; hem iktidar takımının hem de muhalefet kanadının, ülke çıkarlarımız konusunda tutarlı ve duyarlı olmadıkları hususlar vardır. İşte bu nedenle “doğru”ları ve saklanan durumları ortaya koyacak ve toplumun hissiyatına ve ihtiyacına tercüman olacak bir yayın organı lazımdı, Milli Çözüm bu boşluğu doldurmak için yola çıktı.

Cumhur İttifakı’nın, yani AKP ve MHP kanadının yararlı ve başarılı icraatları da vardı. Bunun gibi CHP ve İP ağırlıklı Millet İttifakı’nın da haklı ve hayırlı çıkışları vardı… Ama her iki tarafın da, sanki sözbirliği etmişçesine, özenle gündemden uzak tuttukları ve sürekli kapatmaya çalıştıkları konular da bulunmaktaydı. İşte Milli Çözüm bu karanlık noktalara projektör tutmak için kolları sıvadı.

SORU: İktidar ve muhalefetin toplumdan gizledikleri ve ortak hareket ettikleri konular nelerdir?

Ahmet Akgül: Siyonist Sermaye Baronlarının dayatmasıyla, Avrupa Uyum Yasaları icabı özel kanun çıkardılar: “Hazine, Merkez Bankasından borç para alamazdı!” Merkez Bankası bastığı paraları, çoğu özel 10 bankaya ucuz faizle satacaktı. Sonra Hazine bu bankalardan iki misli faizle para toplayacaktı!..

Kanun Maddesi: TÜRKİYE CUMHURİYET MERKEZ BANKASI KANUNU

Kanun No: 1211 Kabul Tarihi: 14/1/1970 - KISIM VI

Madde 56- (25/4/2001 tarihli ve 4651 sayılı Kanun ile değiştirilen şekli)

Not: Kemal Derviş marifetiyle; Merkez Bankası FED’in bir şubesi ve Siyonist sermayenin hizmetçisi haline getirildi.

“Banka, Hazine ile kamu kurum ve kuruluşlarına avans veremez ve kredi açamaz, Hazine ile kamu kurum ve kuruluşlarının ihraç ettiği borçlanma araçlarını birincil piyasadan satın alamaz.

Banka, bu Kanunla yetki verilen işlemler dışında avans veremez ve kredi açamaz, vereceği avans ve açacağı kredi teminatsız veya karşılıksız olamaz, her ne şekilde olursa olsun kefil olamaz ve doğrudan kendisi ile ilgili işlemler dışında teminat veremez.”[1] Evet, Merkez Bankası bu kanun değişikliği ile tamamen Dış güçlerin güdümüne girmiştir. Avrupa uyum yasaları çerçevesinde yapıldığından Erdoğan İktidarı da bunu 20 yıldır değiştirememiştir.

Güya; Avrupa Birliği standartlarına ve Avrupa Merkez Bankası’na uyum çerçevesinde çıkartılan kanunun 56. maddesinin yürürlüğe girmesi ile piyasalar bir bakıma yeniden şekillenecekti.

AB’nin temel anlaşması niteliğinde olan Maastricht Antlaşması ve Avrupa Merkez Bankaları Sistemi Statüsü’nün ilgili maddelerinde “Avrupa Merkez Bankası ve milli merkez bankaları; topluluk kurumlarına, hükümetlere veya üye devletlere ait başka kamu kuruluşlarına mevduatlarından fazla miktarda çek keşide etmeyecekler veya daha başka bir tür kredi kolaylığı tanımayacaklar veya doğrudan doğruya onlardan borç senedi satın almayacaklardır” hükmünü içermektedir.”

2022’nin piyasa yapıcı bankaları şunlardır:

Hazine ve Maliye Bakanlığı, 2022 yılı için 11 bankayı piyasa yapıcı olarak açıklamıştır.

Piyasa Yapıcılığı uygulaması çerçevesinde bankalara sağlanan haklar, getirilen yükümlülükler ve genel esaslara ilişkin hususları düzenleyen “Piyasa Yapıcılığı Sözleşmesi”nin 11’inci ve 13‘üncü maddeleri gereğince başvuruda bulunan bankalardan belirlenen kriterleri karşılayan ve Ocak - Aralık 2022 döneminde Piyasa Yapıcı olarak faaliyet göstermesi uygun görülen bankalar alfabetik sırayla aşağıda yer almaktadır.[2]

1- Akbank T.A.Ş.

2- DenizBank A.Ş.

3- HSBC Bank A.Ş.

4- QNB Finansbank A.Ş.

5- Türk Ekonomi Bankası A.Ş.

6- T.C. Ziraat Bankası A.Ş.

7- T. Garanti Bankası A.Ş.

8- T. Halk Bankası A.Ş.

9- T. İş Bankası A.Ş.

10- T. Vakıflar Bankası T.A.O.

11- Yapı ve Kredi Bankası A.Ş.

Erbakan Hocamız bu konuyu şöyle vurgulamış ve ilgileri uyarmışlardı!

“Şimdi Merkez Bankası devletin bankası, yani Hazinenin bankasıdır. Ama özel kanun çıkarmışlar; Hazine Merkez Bankası'ndan borç para alamaz. Allah Allah, yahu, Merkez Bankası Hazinenin. Hazine Merkez Bankasından borç para aldığı zaman faizsiz paraya kavuşacak. Devlet soyulmayacak. Ama bu, IMF’nin ve Siyonist sermaye merkezlerinin işine gelmiyor. Bunlar bize diyor ki; 'Merkez Bankası 10 tane piyasa yapıcı bankaya ucuz faizle para verecek. Sen Hazine olarak gidip o 10 bankadan, yüksek faizle para alacaksın!' Bu söylediğim ne demek biliyor musun? Bu söylediğim 50 milyar dolar demek. Bak, burada böyle 11 tane madde var. Her maddeden Türkiye’yi 50 milyar dolar soysalar 550 milyar dolar ediyor. Bu vurgunları, soygunları aklınız, havsalanız, hayaliniz almaz, yani dayanamazsınız. Ama oluyor, soyuluyoruz Haim Nahum doktriniyle ve Siyonist merkezlerin direktifiyle lokma yapılmaya çalışılıyoruz.” (İlci Otel ANKARA TV-5 - 23 Haziran 2007 - Prof. Dr. Necmettin ERBAKAN - Hasan Ünal – Ekrem Kızıltaş)

Şimdi soruyoruz: Dindar ve Kahraman Erdoğan İktidarı, Kemal Derviş’in, 2001’de çıkarttığı, Siyonist sermaye baronlarının dayattığı, bu vurgun ve soygun düzenini niye değiştirmiyordu? Ve yine koyu Milliyetçi Sn. Devlet Bahçeli, bu zulüm ve sömürü çarkını bozmak için niye harekete geçmiyordu? Merkez Bankası bastığı TL’yi, %15 faizle bu çoğu özel bankalara veriyor, sonra Hazine %25 faizle o bankalara borçlanıyordu!

Peki ya CHP ya İP niye böylesine ciddi bir konuyu hiç gündeme taşımıyor ve Erdoğan’ın vurgun ve soygun çarkına karşı çıkmıyorlardı? Çünkü İktidar gibi Muhalefet de Siyonist Sermaye figüranlarıydı ve Haçlı AB yanlılarıydı!..

Ahmet Akgül: Bu konuda daha çarpıcı ve can sıkıcı örnekleri sizlere hatırlatmak istiyorum.

a) Hollanda’nın Adalet Bakanı PKK’lı teröristin kızı DİLAN YEŞİLGÖZ olayına, hem iktidar hem muhalefet niye sessiz ve tepkisiz kalıyordu?!

b) ABD, Massachusetts Institute of Technology (MIT) Üniversitesi Profesörü Max Tegmark “Selçuk Bayraktar’a eğitim verdiğimiz için utanıyorum!..” diyerek Haçlı gâvurluk damarını ve Amerika’nın ayarını ortaya koyuyordu. (Alman, Handelsblatt Gazetesi)

Yani; “Biz Amerika’da eğitim verdiklerimizin kalbini ve beynini Siyonist-emperyalist fikirlerle ele geçiririz. Ülkesine dönüp milli ve yerli teknoloji üretmesine fırsat vermeyiz!” küstahlığında bulunmuştu. Şimdi hem AKP hem CHP bu küstahlığa karşı niye sağır ve dilsiz yaklaşıyordu?

c) HDP’li Semra Güzel’in PKK militanı, can ve namus düşmanı Volkan Bora eşkıyası ile fotoğrafı; evet hem kanunen suçtu, hem de soysuzluktu!

İyi de Erdoğan’ın Hazine ve Maliye Bakanı Nurettin Nebati’nin Baş Terörist Fetullah Gülen’le çektirdiği fotoğraflar niye “geçmişteki bir yanılgı” sayılıyordu!? İşte asıl huysuzluk ve huzursuzluk kaynağı bu çifte standart oluyordu!

ç) Hatırlayınız, Beştepe’de ağırlanan İslam Ülkeleri Yahudileri Başhahamları, Sn. Erdoğan’a çok özel “Sekiz Kollu Şamdanı” hediye sunmuşlardı! Kendi bölgelerinde Siyonist İsrail’in temsilcisi gibi davranan bu Hahamların Erdoğan’a destek ve başarı duasına, acaba yandaş takımı ve muhalefet kurmayları neden yorumsuz ve sorumsuz davranıyordu?

d) Siyonist güdümlü Mormon Tarikatı tebliğcisi ve temsilcisi olan Yeni ABD Ankara Büyükelçisi ve Yahudi kökenli Jefreey Flake’nin küstahlıklarına karşı, AKP ve CHP ve ortakları, niye hep aynı tavrı sergiliyordu? Üstelik ABD’nin Türkiye'ye gönderdiği Büyükelçilerinin, neden hepsi özellikle Yahudi asıllı kimselerden seçiliyordu?

İşte, Yeni ABD Ankara Büyükelçisi Jeffrey Lane Flake de çok evliliği geçerli sayan ve özel hukukta Tevrat kanunlarını uygulayan Bu MORMON takımından oluyordu!

31 Aralık 1962 doğumlu, Amerika Birleşik Devletleri, Arizona eski Senatörü Jeffrey Lane Flake’nin Haziran 2021 tarihinde ABD Başkanı Biden tarafından Türkiye Büyükelçiliği'ne aday gösterilmesi enteresandı. 27 Ekim 2021'de ABD Senatosu, Joe Biden'ın Ankara Büyükelçisi olarak aday gösterdiği Jeff Flake'nin göreve atanmasını onaylamıştı. 11 Aralık 2021'de ABD’nin Türkiye Büyükelçisi olarak atanan Yahudi asıllı, MORMON Hristiyan Jeffrey Flake, Başkan Yardımcısı Kamala Harris’in de katıldığı sembolik törende yemin ederek resmi unvanını almıştı.

Flake, 1980'lerin başında, Güney Afrika'daki İsa Mesih'in Son Zaman Azizler Kilisesi için misyonerlik yapmıştı.

MORMON Kilisesi'nin inançları “İman Maddeleri” dedikleri 13 temel maddeden oluşmaktaydı. 10. Maddede aynen şunlar yazmaktaydı:

“Biz İsrail’in tam olarak bir araya toplanacağına ve On (Yahudi) Oymak’ın geri gelip üstünlük sağlayacağına, Siyon'un (Yeni Yeruşalim'in = İkinci İsrail’in) Amerika kıtası üzerinde kurulacağına, Mesih'in şahsen yeryüzünde hükümdar olacağına ve yeryüzünün yenileneceğine ve cennetsel görkemine kavuşacağına inanıyoruz.”

Bu Mormonlar, diğer Katolik ve Ortodoks mezhepleri gibi antisemitik düşünmüyorlar (İsrail ve Siyonist Yahudi karşıtlığı yapmıyorlar). AKP iktidarı bir süredir İsrail’le ilişkilerini yoluna koymanın hazırlığındalar. İsrail yönetimi bu konuda Ankara’dan daha hevesli görünüyorlar. Acaba 1 Temmuz 2002 - 15 Ocak 2007 yıllarında İsrail, Tel Aviv Büyükelçiliği yapan Feridun Sinirlioğlu'nun Dışişleri Bakanlığına atanacağının konuşuluyor olmasının, bu yeni süreçle ilgisi var mıydı? Jeffrey Lane Flake'nin eşi Cheryl, kendisi gibi Mormon hatta Mormon'un öncüsü William J'nin büyük torunu olmaktaydı. Karı koca kendi inançları konusunda oldukça sağlamdı. Ve Türkiye’ye bu kutsal amaçları için mi atanmışlardı?

Duyumlara göre Jeffrey Flake'nin bir görevi de Türkiye-İsrail normalleşmesini hızlandırmaktı. Ve bakınız Sn. Erdoğan Siyonist katil İzak Herzog’u ülkemize çağırmışlardı!.. Peki hem İslamcı münafıklar, hem de muhalefet marazlıları niye bu konuyu hiç tartışmazlardı? Dindar ve kahraman Erdoğan, bebek katili Şimon Peres’i TBMM’de konuşturduğu gibi şimdi de terörist İsrail Cumhurbaşkanını Meclis’te ağırlayıp alkışlatmasındı!?

Sonuç: Hem AKP, hem CHP, hem de ortakları hepsi hem AB’ci hem de ABD’ci ve İsrailciydi!

• CHP’li Özgür Özel, Kur’an kurslarını ve tabi Kur’an’ı “Orta Çağ” zihniyeti olarak tanıtmıştı. Maalesef, AKP Din istismarcısı, CHP ise İslam karşıtıydı.

Kur’an’a ve İslam’a ORTA ÇAĞ Kitabı diyerek “çok eskilere dayanan Din ve düşünce tarzı” olarak GERİCİLİKLE suçlamaya ve saçmalamaya kalkışanlar; Kur’an’dan 600 yıl önceki İNCİL’i ve Hristiyanlığı ve 3000 yıl önceki TEVRAT’ı ve Yahudiliği ve onlardan kaynaklı Barbar Batı Medeniyetini niye ve nasıl çağdaş görebiliyorlardı?

SORU: İktidarın Ekonomik Politikaları ve Muhalefetin çözüm programları hakkındaki değerlendirmeleriniz?

Ahmet Akgül: Lütfen dikkat buyurunuz;

Bu AKP iktidarı 200 milyar dolar olarak aldıkları dış borç toplamını, şu anda 1,5 trilyon dolara çıkarmış bulunmaktadır ve Türkiye bir nevi rehin konumundadır. Hatırlayınız, 15 gün kadar önce Sn. Cumhurbaşkanı da açıklamıştı: “ABD, İsrail ve AB ülkelerindeki Siyonist sermaye baronları; Afrika’da, Latin Amerika’da ve Uzakdoğu Asya’da Türkiye’nin 4 misli büyüklükteki verimli arazileri satın almış, daha doğrusu el koymuşlardı.” Bu gasp ve işgallerini de, o ülkelerin IMF garantili faizli borçlarına mahsuben yapmışlardı. Şimdi sizlere, ne AKP ve Cumhur İttifakı'ndan ve yandaşlarından... Ne de CHP ve ortaklarından asla duymadığınız çarpıcı bir gerçeği hatırlatayım.

IMF, sanıldığı gibi bir Banka falan değildir. Peki ya nedir? Küresel Faktoring kurumu diyebileceğimiz bir kefalet ve garanti noterliğidir. Şöyle ki: Amerika’daki Siyonist sermayeli Özel Bankalardan faizli borç alan ülkelere, çok yüksek aracılık ve kefalet ücreti karşılığı, IMF’nin garantör olması şartı getirilmiştir. Yani, bir ülke Siyonist Bankalardan aldıkları borçları vaktinde ve faizleriyle birlikte ödemedikleri takdirde, Amerikan Devleti adına kefil olan IMF, silahlı müdahale dahil her yola başvurarak o bankaların alacağını tahsil edecektir. İşte şimdi Afrika, Asya ve Güney Amerika’daki Türkiye’nin 4 katı büyüklükteki topraklara bu şekilde el konulduğunu, AKP ve CHP yetkilileri, ekonomistleri niye söylememektedir? Çünkü her iki tarafın yuları da, aynı merkezlerin elindedir.

Sn. Erdoğan: “IMF’ye borcumuzu kapattık!.. Hatta borç vermeye başladık!..” havaları atmaktadır. Elli kere sorduk, “Yahu iyi de, diğer dış bankalardan aldığınız ve 1,5 trilyon dolara çıkardığınız faizli borçlar için, IMF size kefil oldu mu, olmadı mı? Olduysa kaç yüz milyon dolar komisyon parası yatırdınız? Niye bu gizli gerçekleri bir kelime konuşmuyorsunuz?

Ve asıl şu sorular üzerinde yoğunlaşmak bir vatanseverlik icabıydı!

Peki Türkiye’deki, çoğunu Erbakan Hocamızın açtığı bütün fabrikalar, Devlet arsaları, Limanlar… Ya özelleştirme veya Serbest Bölge kılıfı altında, vatan topraklarımız hangi odaklara ve nelerin karşılığında satılıyordu?

Erbakan Hocamız işte bu tehlikeden dolayı: “Artık uyanın, Vatan toprakları ayaklarımızın altından kaymaktadır!” diye haykırıyordu!

• “Bir günahı, haramı ve kötü davranışı; eğer CHP yaparsa günah, ama AKP yaparsa mübahtır” yaklaşımı tam bir münafıklıktır.

Turgut Özal’ın “Köprü faizi” ile, Erdoğan’ın “Dolara endeksli ve Devlet garantili mevduat faizi” aynı çarpıklıktır.

İslam’a göre, sorunun yanıtı gayet açıktır: Bir katılım girişiminde kâr ve zarar ortaklığı varsa CAİZ’dir; yok eğer sadece kâr payı dağıtılıyorsa ve senin paran garantili sayılıyorsa işte bu FAİZ’dir…

Hz. Peygamberimiz buyurmuş: “Bir zaman gelecek, Ümmetimden bazıları Dini yozlaştırıp ‘haram’lara ‘helal’ kılıfı takarak günahlar işleyecekler…”

Milletimiz açlık, muhtaçlık ve perişanlık içinde kıvranırken Sn. Erdoğan; “Porsiyonlarınızı küçültün!..”

MHP’li bir yetkili; “Aç karnına pazara gitmeyin… Fazla yiyecek istiflemeyin…”

Cumhur ortağı Mustafa Destici ise; “Kasaptan pahalı et alacağınıza, benim gibi kuzu kestirip buzdolabına yerleştirin!..” tavsiyelerinde bulunuyorlardı. Oysa bunların hepsi toplumla ve geçim sıkıntısı çeken milyonlarla alay etmek anlamı taşımaktaydı…

Sadece seçim kazanmayı önceleyen bir ekonomik bakış ve yaklaşımla hareket etmekten vazgeçilmemesi ekonomik yıkıma yol açmaktadır. Önümüzdeki aylarda yüzde 50’leri bile aşması beklenen enflasyon için Hazine ve Maliye Bakanı’nın çıkıp; “Haziran 2023’te tek haneyi görürüz!” açıklaması ise trajikomik bir sahtekârlıktır. Bu temelsiz sözler siyasi iktidarın tek derdinin seçimler olduğunun ifşasıdır. Yanlış politikalarda ısrar neticesinde günden güne eriyen halkın alım gücü ve daha da ağırlaşan geçim koşullarının sorumluluğu kimlerin sırtına yıkılacaktır. Bunlar mevcut durumun sorumlusu değillermiş gibi, tam tersine sanki başkalarının “enkazını” yüklenmişler türünden bir açıklamadır. Zikredilen tarihe kadar olan 1 yıllık sürecin halk açısından nasıl geçirileceğine dair en ufak bir hazırlıkları ve programları bulunmamaktadır. Sadece, kendilerinin tek derdi olan “seçim”de enflasyonu tek haneye düşürme yalanıdır.

Faize karşıt olmaları sadece “faiz oranı” anlamında olan bu pragmatik iktidarın, “faizler düşsün, herkes kredi çeksin, piyasalarda para dönsün” yaklaşımıyla ekonominin yönetilemeyeceğini anlaması lazımdır. Bu gidişatla kısa vadede sağlanan “yalancı baharların” faturasının, orta ve uzun vadede “kara kışlar” olduğu anlaşıldığında ise iş işten geçmiş olacaktır. Sürekli aynı yanlışı yaparak doğru sonuca ulaşılamayacağını, ekonominin talimatla, emirle veya ekonomik gerçekliklere aykırı “absürt tezlerle” rayına oturtulamayacağını siyasi iktidarın idrak etmesini beklemek boşunadır. Siyasi sahada işe yaramış gibi duran algı operasyonları ve propaganda bombardımanlarının ekonomik sahada işe yaramayacağını, ekonomik gerçekliklerinin üzerinin “resmi veriler” de dahil olmak üzere, hiçbir surette kapatılamayacağının da ortaya çıkacağı günler yakındır.

Daha 1 ay sonrasına dair öngörü ve planlamadan yoksun olan bir iktidarın, 1,5 sene sonrası için “müjde”(!) vermesi sadece palavradır.” tespitleri elbette haklıdır.

SORU: Peki Adil Düzen nedir? Neleri ve nasıl değiştirecek ve bu sorunları nasıl çözecektir?

Ahmet Akgül: Soru soranların aklı, sorusunda saklıdır!

Adil Düzen, “Doğru”ları esas alarak ve “Yanlış”lardan sakınılarak hazırlanmıştır. Bu Doğru ve Yanlışların saptanmasında ise şu 6 şey esas alınmıştır.

1. Aklıselimin gerekleri,

2. Müspet bilimin verileri,

3. Vicdani kanaat neticeleri,

4. Tarihi tecrübe ve birikimleri,

5. Evrensel hukuk kaideleri,

6. İlahi dinlerin öğretileri.

İşte bu altı değer ölçüsünün, ittifakla "Hayırlı ve Yararlı" gördüğü şeyler "Doğru", yine bunların ittifakla "Kötü ve Zararlı" gördüğü şeyler de "Yanlış" kabul edilmiştir.

"Değişmeyen doğru"ları ve adaleti esas alan düşünce ve düzenler HAK, "Devamlı yanlışlar" üzerine kurulan, haksızlık ve ahlâksızlığa yol açan düşünce ve düzenler ise BÂTIL sayılmıştır.

Bunun içindir ki Adil Düzen;

1- Hakkı üstün tutan bir düzendir.

2- Hürriyeti esas alan bir düzendir.

3- Huzuru ve güveni sağlayan bir düzendir.

Çünkü Adil Düzen;

a- Hem kafayı,

b- Hem kalbi,

c- Hem kişilik ve itibarı,

d- Hem de karnı doyuran bir sistemdir.

SORU: Sizin particilik anlayışınız nedir? SP’nin CHP ve HDP ile ittifakı hakkındaki görüşleriniz nelerdir?

Ahmet Akgül: Bizim Adil Düzen anlayışımıza göre şu altı şeyin partisi fesatçılıktır. Hem hukuken hem dinen hem de vicdanen, şu altı şey temeline parti kurulamazdı:

1- Din partisi; (İslam Partisi, Hristiyan Partisi gibi...): Çünkü bu istismarcı ve kayırımcıdır.

2- Mezhep ve Meşrep Partisi; (Alevi Partisi, Sünni Partisi, Nurcu, Tarikatçı Partisi): Çünkü bu kışkırtıcı ve karıştırıcıdır.

3- Irk Partisi; (Kürt Partisi, Türk Partisi, Laz Partisi gibi...): Çünkü bu yıkıcı ve dağıtıcıdır.

4- Bölge Partisi; (Ege Partisi, Güneydoğu Partisi gibi): Çünkü bu ayrıcalıkçı ve ayırımcıdır.

5- Meslek Partisi; (Memur Partisi, Esnaf Partisi, Köylü Partisi...): Çünkü bu dışlayıcı ve nemelazımcıdır.

6- Ortak Değerler Partisi; (Türkiye Partisi, Atatürk Partisi, Cumhuriyet Partisi gibi): Çünkü bu yıpratıcı ve yozlaştırıcıdır. Düşünün; bu şekilde kurulacak partiler; ülkeye hizmet yerine, hezimet vermekten başka işe yaramayacaktır.

O halde ne yapılabilir? Elbette bazen acil müdahaleler ve köklü tedbirler, kör çıkmazların tek çaresi haline gelebilmektedir. Önemli olan bu tür müdahale ve tedbirleri mümkün olan en yumuşak ve yasal yöntemlerle gerçekleştirmek ve asla despotizme yönelmeyip en kısa sürede gerçek ve milli demokrasiye geçebilmektir.

Bu arada, bizim SP yönetiminden beklediğimiz: Ne Cumhur İttifakı’nın ne de Millet İttifakı’nın kuyruğuna takılmamaları ve birkaç milletvekilliği hatırına onların tahribatlarına ortak olmamalarıdır. Bunun yerine;

• Milli Görüş’ün farkını.

• Refah-Yol dönemindeki ve daha önceki efsane icraatlarını.

• Adil Düzen programlarını.

• Ve Erbakan’ın Aziz hatırasını ve kutlu amaçlarını bu topluma tanıtmak ve böylece anketlerde %20’leri aşan, ama gerçekte %40’ları bulan kararsız ve umutsuz kesimlere yeni sığınak oluşturmaları daha yararlıdır.

Sorulmuştu yanıtlayalım:

Sn. Fatih Erbakan’ın da yeniden asli yuvasına, Rahmetli Hocamızın Milli Görüş’ün tek temsilcisi olarak vasiyet buyurdukları Saadet saflarına çağrılması, kendisine etkin ve yetkin hizmet konumları sağlanması… Onun da bu yönde samimi ve özverili adımlar atması lazımdır.

SORU: Atatürkçülükle Milli Görüşçülüğü nasıl bağdaştırıyorsunuz?

Ahmet Akgül: Atatürk; tam bağımsızlığı, sağlam ahlâki ve ailevi yapıyı, hızla sanayileşmeyi ve yaygın kalkınmayı… Yüce Dinimizin hurafelerden kurtarılıp özüne ve sadeliğine sahip çıkmayı… İslam Ülkelerinin ve mazlum milletlerin ittifaklar kurup, yeni bir güç oluşturmalarını; çok etkin bir milli savunma gücüne ulaşılmasını ve böylece gerçek barışın sağlanmasını istiyordu… Ve zaten Aziz Erbakan Hocamız da bütün bunlar için çırpınıyordu… Öyle ise Milli Görüşçülükle gerçek Atatürkçülüğün bağdaşması ve güç birliği yapması gerekiyordu. Atatürk’ü tabulaştıranlar da, süfyanlaştıranlar da yanlış yapıyordu ve bu millete kötülük ediliyordu!..

Ne kadar samimi olduğunu bilemeyiz, ama Sn. Erdoğan’ın her fırsatta Anıtkabir’e çıkıp Atatürk’e hürmet ve minnet duyguları sunmasını… Ve yine, geçenlerde CHP Genel Başkanı açıklamıştı: SP Genel Merkezindeki odasına “Bizim Atatürk” kitabımızın kapak fotoğrafının asılmasını…

Evet, Milli Çözüm’ü 40 yıl geriden takip etseler bile, yine de hayırlı ve yararlı gelişmeler olarak yorumlamak gerekiyordu!..

Ahmet Akgül: Çok değerli basın mensubu arkadaşlarımız ve seçkin konuklarımız; bir toplumun diniyle düzeni uyuşmazsa, bakınız başımıza neler geliyordu?

Asla unutmayalım ki; Diniyle düzeni uyuşmayan toplumlar mutlaka yozlaşıp yamuklaşmaktadır!

İslam’ın en doğru ve doğal şekliyle anlaşılması, yaşanması ve günümüze taşınması konusunda milletimize rehberlik yapan, eserleri ve manevi öğretileriyle hâlâ gönüllerimize ışık tutan büyük şahsiyetlerin ortak hedefi; her alanda Tevhid düşüncesini hâkim kılmak ve vahdeti (birliği) sağlamaktır. Çünkü bir toplumun: Diniyle düzeni, ahlâki prensipleriyle siyasi projeleri, camide dinledikleriyle mektepte öğrendikleri eğer birbirini tutmuyor, zıtlaşıp farklılaşıyorsa; bu durumda ya düzene uyup dinlerini yozlaştıracaklar veya dinlerine uyup düzenle çatışacaklar, her iki halde de huzursuz olacaklardır. Örneğin; din faizi yasaklıyor, ama ekonomi çarkı faize dayanıyorsa… Din zinayı haram kılıyor, düzen serbest bırakıyor hatta teşvik ediyorsa… Din kumarı günah sayıyor, düzen farklı isimler altında meşrulaştırıp umut kapısına çeviriyorsa… Din rüşveti, zimmeti, rantiyeyi, hile ve sahteciliği kötülüyor, ama düzen halkı bunlara mecbur ediyor ve siyaset bunları rahatlıkla ve büyük çapta yapmak için en etkili bir araç sayılıyorsa… Din adaleti emrediyor ama düzen adam kayırma ve güçlü olanı aklama üzerine kurulmuşsa… Bu durumda insanlar;

1- Ya dinine bağlı kalacak, ama düzenle zıtlaşacaktır.

2- Ya düzenin, kendi inancına aykırı kurallarına ve imkânlarına kapılacak, vicdanı yozlaşacaktır.

3- Veya insanlar; hem dinini, hem düzeni idare etmeye kalkışacak, böylece çifte standartlı ve münafık tavırlı bir insan olarak laçkalaşacaktır.

Ve sonunda halkımız, fikren Müslüman ama fiilen Hristiyan gibi yaşamaya mecbur kalacaklardır.

SORU: Rusya-Ukrayna krizi nelere yol açabilir ve Türkiye’nin nasıl davranması gerekir?

Rusya Ukrayna’ya saldıracaksa, önce hem SİHA’ların hem diğer hava savunma mekanizmalarının konuçlandığı karargâhları vuracaktır. Ukrayna’nın elindeki SİHA’ları kullanıp sonuç alabilmesi için, ABD ve İngiltere’nin uçaklarla destek çıkmaları lazımdır. Eğer bombardıman jetlerini ve savaş gemilerini, Türkiye hava sahasından ve boğazlardan geçirmeye kalkışırlarsa Rusya Türkiye’ye cephe açacaktır. Yoksa normal şartlarda Ukrayna’nın Rusya’ya karşı koyma potansiyeli bulunmamaktadır. Bir savaş durumunda Avrupa’ya çok büyük bir göç dalgası başlayacaktır. Bu büyük göç dalgası AB ülkelerini sarsacak bir olaydır. Bu kuşku nedeniyle, Ukrayna’ya askeri ve ekonomik destek sağlayarak Rus işgalini ve göç tehlikesini önlemeye çalışacaklardır. Bu ise 3. Dünya Savaşı’nın fitilini ateşleme tehlikesini barındırmaktadır. İşte bu yüzden Rusya tedbir olarak Kırım’a S-400’ler yığmıştır, Azak Denizi’nde savaş gemileri vardır. Karadeniz’de güçlü bir donanması ve nükleer füze rampaları bulunmaktadır. Türkiye’ye düşen, bölge barışı hatırına, tarafsız kalmak ve arabuluculuk yapmaktır.

Maalesef, ABD ve NATO; sanki Rusya Ukrayna’ya saldırsın ve her türlü yaptırıma bahane hazırlansın diye bir nevi Putin’i kışkırtmaktadır. Bu nedenle “Filler tepişirken arada ezilen tilkiler” konumuna düşmekten sakınmalıdır…

 

BU YAZIMIZIN ARAPÇA VE İNGİLİZCE OKUYABİLECEĞİNİZ LİNKLERİ

ARABIC ENGLISH

 

 

 

 

 


  [1] https://www.tcmb.gov.tr/wps/wcm/connect/4b4d0592-f3e1-46d2-9814- 

  [2] https://www.dunya.com/finans/haberler/2022nin-piyasa-yapici-bankalari-belli-oldu-

Makale Paylaşım Sayısı: 52

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR