ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün413
mod_vvisit_counterDün10506
mod_vvisit_counterBu Hafta413
mod_vvisit_counterGeçen hafta43879
mod_vvisit_counterBu Ay114475
mod_vvisit_counterGeçen Ay149785
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar17038615

IP'niz: 18.215.185.97
Bugün: 18 Oca 2021

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12277015

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X
 ADIL DUZEN 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam

ABD ÇIRPINDIKÇA BATIYOR

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 0
ZayıfMükemmel 

 

Nobel ödüllü yazarlar Morrison ve Soyinka Bush'a veryansın etti:

ABD kendini imha ediyor

Nobel Ödüllü Amerikalı Yazar Toni Morrison ve Nijeryalı Wole Soyinka Le Nouvel Observatuar Dergisi'ne verdiği röportajda, hem Amerikan toplumunu hem de ABD Başkanı George Bush'u yerden yere vurdu. Toni Morrison, "Bush'a böylesine çok oy verilmiş olması beni şaşkına çevirdi. Demek ki, Amerikalılar iyice tırsmış durumdalar ve Bush'un vahşi tavrı onların korkularını teskin ediyor" ifadesini kullandı  

 Nobel ödüllü iki dev yazar, Amerikalı Toni Morrison ve Nijeryalı Wole Soyinka, Le Nouvel Observatuar Dergisi'ne konuştu. Cemal Aydın tarafından çevrilen ve Türk Edebiyatı Dergisi'nde yayınlanan mülakatta yazarlar, ABD'nin dünyayı felakete sürüklediğini dile getiriyorlar.

ABD Başkanı George Bush'un yeniden başkan seçilmesini değerlendiren Toni Morrison, hem Amerikan toplumunu hem de ABD Başkanı Bush'u yerden yere vurdu. Bush'un yeniden seçilmesinden çok kaygılandığını belirten Morrison, "Ben Amerikalıların bu kadar korktuğunu zannetmiyor ve böylesine seçim yolsuzluklarının olacağını ummuyordum. 600 bin nüfuslu ve yaklaşık 200 bin seçmeni bulunan Ohio eyaletinin küçük bir şehrinde Kerry 200, Bush 1400 oy aldı. Bush oyların yüzde 48'ini bile alsa, durum yine de endişe verici olarak görülürdü. Çünkü yaklaşık yüzde 30'luk bir aşırı muhafazakâr kesim her zaman vardı. Ne var ki, Bush'a böylesine çok oy verilmiş olması beni şaşkına çevirdi. Demek ki, Amerikalılar iyice tırsmış durumdalar ve Bush'un vahşi tavrı onların korkularını teskin ediyor" dedi.

Bu son seçimde birinci seçimden de beter şeyler olduğunu kaydeden Morrison, "Herkes, sadece New-Yorklularda değil, milli sebepler açısından olduğu kadar milletler arası sebeplerden de Bush'un en kötü tercih olacağını görebiliyordu. Seçim ertesinde onca tartışmaların ardından, artık kimsenin ağzını bıçak açmıyor, kimse kimseye telefon etmiyordu. İnsanların beyinleri durmuş, akılları dimağları buz kesmişti. Böylesine bir karamsarlık vardı" diye konuştu.

Nijeryalı Nobel ödüllü Sanatçı Wole Sonyinka da kol saatinin 2 Kasım'da durduğunu belirterek, "Kerry seçimde yenildiğini kabul ettiğinde benim açımdan her şey bitmişti. Bence bu kabul ediş, gelecekten üstü kapalı bir haber veriştir, kötü şeylerin olacağının bir kehanetidir. Ve o kehanet gerçekleştiğinde, ben o saat bileğimde bulunsun istemedim. Ben inanıyorum ki, Amerika kendi kendini imha etme yoluna girmiş bulunuyor. Söz konusu olan sadece Amerika seçimleri de değildir. Dünya çapında bir seçimdir bu. Zira bu kadar güçlü bir devlet, milletlerarası kamuoyuna tepeden bakarak, tecrit politikasını tercih ediyor. Birleşmiş Milletleri aşağılıyor ve Allah'la uydu bağlantısı kurduğuna inanan bir başkanı yeniden seçiyorsa, bütün dünya tehlikede demektir. Benim nazarımda bu seçim tam bir felakettir" görüşünü dile getirdi.

ABD, batıyor!

Irak serüven için şimdiye dek yaklaşık 200 milyar dolar harcayan ve 150 bin kişilik bir askeri gücü Irak'a bağlayan ABD'nin başka bir ülkede, örneğin İran'da, Irak'takine benzer bir serüvene kalkışmasının daha da büyük bir çılgınlık olacağını aklını tamamen yitirmemiş olan Amerikalılar bile anladı. Bu arada, kimilerinin dev aynasında gördüğü ABD'nin rekorlar kıran iç ve dış açıklarını orta vadede stratejik tehdit olarak gördüğü Çin'in ve Japonya'nın ABD Hazine kâğıtlarını alması sayesinde finanse edebildiğini de unutmamak gerekiyor. Ekonomisini taşıma suyla çeviren ve ele muhtaç haliyle dünyaya hükmetmeye çalışan, parasının kaderi yabancıların insafına terk etmiş bulunan bir emperyal güç görünümünde ABD.

Buna karşılık dünyaya korku salma konusunda hayli başarılı oldu Bush yönetimi. Amerikalıların "terörle savaş" gerekçesiyle, işkence dâhil neler yapabileceğini bütün dünya gördü, Bush yönetiminin saldırgan söylemi de ABD'nin her an yeni bir ülkeye saldırabileceği korkusunu yarattı. Kimileri de bu korkulardan yola çıkarak senaryolar yazdı ve bu ortamda Türkiye dâhil pek çok ülkede ABD'ye karşı tepkiler tırmandı. Şimdi kendi yarattıkları bu sonuca bakıp tepki gösteriyor ABD yönetimi ve yönetimin borazanı olan yazarlar. Aslında Bush yönetimi, tek başına dünyaya hükmetme hevesinin sonunda kendini batıracak bir serüven olduğunu anladı ve Başkan Bush bu nedenle Avrupa'ya geldi.[1]

Amerikan'ın son umudu Nato'yu kullanıp Irak batağından kurtulmak.

Schmidth: NATO kuruluş amacının dışına çıkıyor

Almanya'nın eski başbakanlarından Helmut Schmidt, ABD'nin, NATO'yu Ortadoğu'da kendi stratejisinin aracı haline getirmeye çalıştığını söylemişti.

Schmidt, Die Zeit gazetesinde yayımlanan makalesinde, ‘'Amerika NATO'yu Ortadoğu'da kendi stratejisinin aracı haline getirme yolunda. Böyle bir şey İttifak'ın bünyesinde öngörülmemiştir'' ifadelerine yer vermişti.

NATO'nun görevi kapsamına girmeyen alanlarda kullanıldığına dikkat çeken Schmidt, ‘'NATO'nun, kendi sınırları dışında özgürlüğü ve demokrasiyi yaymak gibi bir görevi yok. Üye ülkelerin de böyle bir göreve katılma gibi sorumlulukları yok'' demişti.

ABD'nin dış politikasında temel değişiklikler beklemediğini belirten Schmidt, makalesinde, ‘'ABD Dışişleri Bakanı Condeleezza Rice'ın yaptığı Avrupa gezisi ‘Kurt ve 7 Kuzucuk' masalına benziyor. Bu masalda kurt, tebeşir yutarak dostça bir ses çıkarıyor, ancak her zaman kurt kalıyor'' diye yazmıştı

Kemal Derviş, Siyonist Amerika'yı Kurtarabilecek mi?

Siyonizmin küreselleşme çorbasında Kemal Derviş'in de tuzu var!

CHP milletvekili ve Siyonist sermayenin Türkiye kefili Kemal Derviş'in, Washington'daki Brokings Institution tarafından yayına hazırlanan kitabı, globalleşme için reform önerilerini içeriyor.

Daha iyi bir globalleşme mümkün mü? Mümkün olduğunu umuyorum. Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ), bir takım sorunlar içerisindeyken, başkanlık seçimine doğru gidiyor. Birleşmiş Milletler (BM) "Milenyum Hedefleri" ile dünyada yayılan fakirliğin önüne geçmeye çalışıyor, ama geçemiyor. Irak'taki kanama durdurulamazken, İran, Kuzey Kore gibi sorunlar ufukta beklerken ve "Amerikan modeli" ciddi bir meşruiyet krizindeyken, bu sorudan daha temel bir soru düşünmek zor. Kemal Derviş, sağ olsun, bu soruya cevap yazmış. Basit bir cevap değil. "Reform Manifestosu" diye nitelendirebilinecek bir kitap.

Evet, eski Dünya Bankacı, bakan ve şimdi CHP milletvekili Derviş her ne kadar düşük bir profil gösteriyor ise de bugünlerde Türkiye'de belli ki boş durmuyor. Yeni bir kitap yazdı ve daha yayınlanmadığı halde, İngilizce yazılmış "A Better Globalization" yani "Daha İyi Bir Globalleşme" ilginç uluslararası tepki ve eleştiriler topluyor. Washington'da Brookings Institution tarafından yayınlanmak üzere olan kitabın özetini kitapçık şeklinde tesadüfen Center for Global Development (www.cgdev.org) sitesinde buldum. Ve daha iyi bir globalleşme umduğum gibi, bu kitabın da geniş bir okur kitlesi bulacağını umuyorum. Zaten kapağında eski Meksika Devlet Başkanı Ernosta Zedillo'dan "Tarihin Sonu" yazarı ve Amerikalı yeni muhafazakar düşünür Prances Fukuyama'ya kadar olumlu eleştiri topladı. Hatta meth edenler arasında Dışişleri Bakanı Abdullah Gül bile var...

Güvenlikte Radikal Değişim

"İkinci Dünya Savaşı sonrası için tasarlanmış uluslararası sistem, hem ekonomik alanda hem güvenlik alanında, radikal bir reforma ihtiyaç var" diye yazıyor, Derviş. "Günümüzde yönetişim mücadelesinin temelinde inkâr edilemez bir meşruiyet ihtiyacı yatıyor ve bu eksiklik dünyayı kaynaklarını boşuna harcamaya, çeşitli politikaların uygulanamazlığına hatta hatta kronik çatışmaya doğru sürüklüyor."

İşte ABD'nin Bush yönetimi ile rekabet eden Birleşmiş Milletler bugün gereken önderliği yapamaz. Dünya Ticaret Örgütü adil ve etkin bir şekilde uluslararası ticaret kurallarını müzakere edemiyor. Dünyada en fakir ülkelerin yoksulluğu derinleşiyor ve Türkiye gibi orta gelirli ülkelerin kalıcı ve sürdürebilir büyümeleri bir serap halinde kalıyor.

"IMF'ye hayır" veya "George Bush Go Home" sloganları veya bir komplo teorisi daha çekici olabilir ama bunlar tabiidir ki çözüm teşkil etmiyor. İşte Derviş bu boşluğu doldurmak için bir adım atmıştır. Çok güzel ve yapıcı bir şekilde Derviş bütün bu konulara değiniyor. Onun reform gündemi kısaca şöyle bir şeye benziyor:

Bugünkü Birleşmiş Milletlerdeki 10 geçici, 5 veto hakkına sahip daimi üyeden oluşan Güvenlik Konseyi biraz genişletilir. Bugün veto hakkına sahip ABD, Rusya, Çin, İngiltere ve Fransa yerine ABD, Rusya, Çin, Hindistan ve Japonya'dan oluşan Güvenlik Konseyi teşkil edilir. Geçici üyeler ise belirli bölgeleri temsil eden ülkeler olur ve yine o bölgeler tarafından, seçilir. Bu bölgeler şöyle olur:

AB dışında kalan Avrupa, Afrika, Asya, Arap ülkeleri ve ABD dışında kalan. Kuzey ve Güney Amerika. Önemli kararlarda bugünkü veto hakkı kaldırılır, ancak bir kararın verilmesi için "süper" bir çoğunluk gerekir.

Ekonomik Sosyal Konsey

Ayrıca "eşit partner" olan Derviş, BM bünyesi içerisinde bir Ekonomik ve Sosyal Güvenlik Konseyi kurdurur.

Bunun benzer bir geçici ve daimi üyelik yapısı oluşturulur fakat oy verme dengesi üyelerin GSYİH'sı, nüfus ve uluslararası yardım katkılarından oluşan bir kritere dayanır.

Bu nispeten demokratik kurum, Dünya Bankası, IMF, DTÖ ve BM'nin önemli alt kurumlarını koordine eder. Derviş'in manifestosu, böylesi bir mekanizmayı biraz soyut bıraksa da bu kurumların özerkliğini korumayı amaçlar.

Türkiye veya Brezilya gibi orta gelirli ekonomiler için yeni bir istikrarlık fonu geliştirilir ve bugünkü IMF ve Dünya Bankası programları ile genişletilmiş bir iktisadi kalkınmaya odaklanır.

Ve dünyanın en fakir ülkeleri için Derviş'in vizyonunda bir "büyük itme" veya kendi deyimiyle "big push" var. Yine ona göre, bu durum mevcut uluslararası kalkınma yardımına yılda minimum 30 milyar dolarlık ilave bir fon bulunmasını gerektiriyor ve bu fonun finansmanın da bir "uluslararası vergi sistemi" ile yapılmasını düşünüyor.

Bunun için uluslararası silah ticaretine ya da hava kirliliğine vergi konulmasını planlıyor. Bu konuda başka önerilere de açık. Önerinin belki en ilginç ve çekici boyutu da, bu yeni kalkınma programları uygulayan profesyonellerin en azından yüzde 20'si, hizmet edilen ülkeden alınırdı.

"Dediğim gibi; bu yazı sadece bir özetin özetidir ve kitabın kendisini merakla bekliyorum. Eminim ki; bazı okurlar "Daha İyi Bir Globalleşme"yi ütopik bulacak, fakat bence hiç değil. Bugünkü bozuk düzenin makul, olgun, yapıcı ve gerçekçi alternatifleri tartışmalı ve uygulanmalı. Bu tartışmanın basit "globalleşme veya anti globalleşme" paradigmasından kurtulma yolunda, Derviş önemli bir "start" vermiştir. www.cgdev.org sitesinde kitapçığı bulamayan bana mail atsın, bende PDF formatında ona ulaştırırım."[2]

Zaman'dan Amerika'ya dost uyarısı:

"Aman İran'a saldırıp Sünni Müslümanlarla Şiileri birlikte hareket etmeye mecbur bırakmayın!"

Ama bunu dolaylı ve diplomatik bir tavırla hatırlatıyor. İşte Ali Ünal'ın yarası...

Ateş topu kartlar

Bölgemizdeki gelişmeleri gerektiği şekilde değerlendirebilmek için Şiîliğin karakterini, Amerika'nın bölge politikasında takip ettiği geleneksel Türkiye-İran dengesini ve bölgede Kürtler üzerinden yapılan hesapları göz önüne almak gerekmektedir.

Şiîlik siyasî temelli bir tepki mezhebi olarak ortaya çıktığı için, tarih boyu daha çok, Müslümanların büyük ekseriyetini oluşturan Sünnîlik ve Sünnî dünya üzerine yönelmiştir. 1979'daki devrimden sonra da benzer bir süreç işlemiş, devrimi tanıtma, hatta Sünnî-Şiî yaklaşımı adına yapılan yayınların büyük çoğunluğu Şiîlik lehinde Sünnî-Şiî polemiklerine ayrılmıştır. Bölgedeki hâlihazır ve muhtemel gelişmeleri anlama bakımından Şiîlikle ilgili ikinci önemli husus, sahip bulunduğu dinî liderlik kurumundan dolayı Şiî toplumu yönlendirmenin çok daha kolay ve bu toplumun demokratik açılıma daha uzak olmasıdır. Üçüncü olarak, Şiîliğin iki önemli merkezinden Kum ve Necef, birbirine genellikle rakiptir. Bu rekabet Şiîlikte mercî kabûl edilen ulema arasında da söz konusu olup, 1979 devriminden sonra İsrail medyası bu noktaya ve Humeynî'den sonra ulema içinde iki numara olarak kabûl edilen Ayetullah Şeriatmedarî'ye, onun ayrıca Azerî olması açısından da dikkat çekmiş, daha sonra Azerîler ayaklanmış ve Şeriatmedarî taraftarları devrime cephe almışlardır.

Amerika'nın Türkiye ve İran politikasında ise bu iki ülkeden hangisi kendisiyle daha yakın ittifak içinde olursa diğeri ikinci plana düşmüştür. 1979 devriminden sonra Amerika-İran ilişkileri kopmuş manzarası arz etse de, Amerika İran'la ilgili olarak devrim yayılmacılığı kartını çok iyi kullanmış ve bölgedeki ülkelerin kendisine çok daha fazla yakınlaşmasını sağlamıştır. Bu arada, meşhur "silah skandalı"nda ortaya çıktığı üzere, İran ile Amerika arasında alttan alta bazı münasebetler de devam etmiştir.

Amerika, Irak'ı işgal edince, bu ülkede üslenmiş bulunan İran rejiminin silahlı muhalefetini temsil eden Halkın Mücahitleri örgütünü silahsızlandırmıştır. Yakın zamanlarda bu örgüt üyelerini İran'a teslim etmeye başladığı ve bu arada, daha önceki silah skandalında olduğu gibi, İranlı uluslararası silah tüccarı Gorbanifar ile Amerikalı yetkililer arasında görüşmeler olduğu sızan haberler arasındadır. Bu bakımdan, şu anda Amerika bölgede Şiî kartını kullanacak olmakla birlikte, eğer Amerika-İran arasında varılan bir mutabakat varsa, bu kart tamamen Sünnî dünya aleyhinde işleyecek, Amerika İran'a belki göstermelik hava saldırıları düzenlese bile, Suriye ve Lübnan üzerinde yoğunlaşacaktır. Eğer böyle bir mutabakat yoksa Amerika Şiî kartını, Arap-Acem etnik farklılığı ve Kum-Necef rekabetiyle de birleştirerek İran üzerinde de oynayacaktır.

Bölgede etnik ayrılık unsuru olarak da Kürtler üzerinde uzun zamandır bilhassa İsrail tarafından belli bir siyasetin izlenmekte olduğu bilinmektedir. Kurulacak ve bölgedeki İsrail muhalefet ve karşıtlığını belli ölçülerde üzerine çekip İsrail'i rahatlatacak bir Kürt devleti, Türkiye'yi, İran'ı ve Suriye'yi tehdit edecektir. Şarm eş-Şeyh'te yapılan zirvede de Mısır-Ürdün-İsrail-Filistin stratejik işbirliğinin temelleri atılmış ve Türkiye bu işbirliğinde devre dışı bırakılmıştır.

Mevcut durum, Türkiye'nin bölgede ve İslâm dünyasında yakalamaya çalıştığı öncü rolü hem tehlikeye atar, hem de ona daha bir önem kazandırırken, öte yandan, Türkiye ile Amerika-İsrail ittifakını karşı karşıya getirecek bir çizgi de izlemektedir. Gelişmeler, en azından yakın vadede bölgede bütün İslâm dünyasını etkileyecek Şiî hakimiyet dalgasının yayılmasına, mezhebî ve etnik temelde kanlı çatışmalara yol açacağı gibi, Irak'ın kuzeyindeki gelişmeler de en fazla Türkiye'yi tehdit edecektir.

"Kısaca, "Ortadoğu"da masaya sürülen ve hem Amerika'nın bölgeyi demokratikleştirme iddialarını geçersiz kılma, hem de Türk ve Müslüman kamuoyundaki itibarını daha da sarsma mahiyeti arz eden Şiîlik ve özellikle Kürtler üzerinde yoğunlaşan etnisite kartı, birer ateş topu olma niteliğindedir. Bunların bölgede çıkaracağı bir yangının nelere mal olacağını, nerede duracağını, bu kartları ileri sürenleri yakmaya da yönelip yönelmeyeceğini kestirmek de çok zordur."[3]



[1] Milli Gazete / 01.Mart.2005 / Osman Ulugay / Milliyet

[2] Referans / 21.Şubat.2005 / Davıd Judson

[3] Zaman / 21.Şubat.2005


Bu yazarin diger makaleleri

"BEYİN" LER DEVRE DIŞI
    Kültür emperyalizmiyle, bireyler uzaktan kumandalı robotlara çevriliyor, beyinler devre...
Devami
Erbakan Devrimi Devam Ediyor:TARİHİ DEVRAN YAKINDIR!
  Erbakan herkesi, kendi ayarında ve diyarında idare ediyor, kabiliyet ve...
Devami
ÇÖZÜM SÜRECİ, YA TÜRKİYE’Yİ, YA AKP’Yİ PARÇALAYACAKTIR!
  Gelecek bizim için “ğayb”tir ve gaybı sadece Allah bilir. Ancak:...
Devami
İTTİHATÇILARIN TİYNİYETİ VE TALAT PAŞA MUHABBETİ
  Büyük Meydan Larousse Onu şöyle anlatıyor: (1874-Edirne-1921 Berlin) Edirne...
Devami
ÇEÇENİSTAN DOSYASI
  İSLAM'IN KAFKAS ÜLKELERİNİ FETHİ: Kafkas diyarları upuzun, sarp ve geçit...
Devami
Türkiye’nin Maddi ve Manevi Kaynakları Kurutulmaktaydı Ve ACİL SORUN ERDOĞAN İKTİDARINDAN KURTULMAKTI!
  Türkiye’nin Maddi ve Manevi Kaynakları Kurutulmaktaydı Ve ACİL SORUN ERDOĞAN İKTİDARINDAN KURTULMAKTI![1]       ...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 4372

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR