ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün449
mod_vvisit_counterDün4780
mod_vvisit_counterBu Hafta19523
mod_vvisit_counterGeçen hafta29264
mod_vvisit_counterBu Ay57648
mod_vvisit_counterGeçen Ay186777
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar17695364

IP'niz: 18.204.227.34
Bugün: 15 May 2021

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12552208

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X
 ADIL DUZEN 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam
Reklam
Reklam

AMERİKA'NIN TÜRKİYE'YE BAKIŞI VE BATIŞ ÇIRPINIŞLARI

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 7
ZayıfMükemmel 

 

ABD Pentagon danışmanı, Deniz Harp Okulu kıdemli strateji araştırmanı, yüksek kademedeki askeri zümreye brifing ve seminer uzmanı: Prof. Thomas P.M. BARNETT, "Pentagon'un Yeni Haritası - 21. Yüz Yılda Savaş ve Barış" adlı kitabında dünyayı:

1-Küreselleşmeye (yani Siyonist sömürü hakimiyetine) entegre olmuş ve ABD ile her yönden uyuşmuş ülkeler

 

2-Küreselleşmeye entegre olmamış, Siyonist Yahudi sermayesinin ve onun güdümündeki ABD hâkimiyetinin kurallarına uyum sağlamamış "başıbozuk" ülkeler diye ikiye ayırmaktadır.

"Küreselleşme"nin ve ABD hâkimiyetinin dışında kalmış veya tam uyum sağlayamamış ülkeleri "Boşluk Tuzağı ve Tehlike Odağı" olarak niteleyen Thomas Bernett:

"Ben Türkiye'yi küreselleşmenin, henüz entegre olmamış ve boşluk tuzağından kurtulmamış bulunan, yani küresel ekonomiyle en az bağlantılı olan ve bu yüzden kitlesel şiddet ve çatışma riskine en açık ülkeler sınıfına dâhil gruba kattım" diyerek Türkiye'yi bunca yıllık tahribata rağmen, hala siyasi ve ekonomik yönden yerli ve milli potansiyel imkânlara ve kısmen de olsa bağımsız politikalara sahip olduğundan, bir Amerikan saldırısına ve dışarıdan kışkırtılacak bir iç savaşa en yakın ülkelerin başında göstermektedir.

"Biz Ortadoğu ve Orta Asya'yı, Merkeze katılıncaya, yani Siyonist Sermaye hâkimiyetine alıncaya kadar, asla bırakmayacağız"

Çünkü bizim güvenlik ihracımız ve o bölgelerde askeri yığınağımız olmazsa, bu bölgeler; Türkiye, İran, Rusya, Çin ve Hindistan gibi bölgesel ve başıboş güçlerin hâkimiyeti altına girmiş olacaktır" diyerek Türkiye'yi Amerika için açık bir rakip ve tehlikeli bir tehdit olarak ilan eden bu Thomas P.M. Barnett, bu kitabında Amerika'nın sosyal ve ekonomik problemlerini, ordu ve güvenlikteki önemli zafiyetlerini de dile getirmektedir.

Thomas Barnett Siyonisti: "Eğer bir ülke veya bölge, tüm ekonomik ve siyasi faaliyetlerini küresel ekonomiye (yani Siyonist Sermayeye) entegre eder ve artık bağımsız hareketlerden vazgeçerse, o küreselleşme içinde fonksiyon gösterebilir ve küreselleşmenin nimetlerinden ve Amerikan'ın güvenlik garantisinden yararlanabilir."[1] Diyerek küreselleşmenin, Siyonist Sömürü sermayesine köleleşmek anlamına geldiğini açıkça itiraf etmektedir.

Bush yönetimini, küreselleşme (ABD'nin Dünya Hâkimiyeti) yolunda sinsi ve siyasi bir diplomasi yerine, saldırgan ve zorba bir tavır takınmasını şiddetle eleştiren[2] Thomas Barnett, Bush yönetiminin Amerikan halkını aldatıp sermayeden küstürdüğünü ve Rusya, Çin, Türkiye gibi ülkeleri de ürküttüğünü[3] üzülerek söylemektedir.

Siyonist sermayenin Çin'e bakışı ve pentagon'un çıkmazı!

Thomas Barnett devam ediyor: Düzenlediğimiz bir seminer Asya'daki doğrudan yatırımların geleceğiyle ilgiliydi. Katılımcılar "gözlem yapıyorlardı", çünkü hem Pentagon hem de istihbarat çevresi tüm dikkatlerini denk bir rakip olarak Çin üzerinde yoğunlaştırmıştı. Bizim sermayemiz, katılımcılara her kim olursa olsunlar, Çin'in geleceğini yakından anlayabilmeleri için bir şans veriyordu.

Elbette, Cantor'a (Siyonist sermayenin yeryüzüne yerleşme stratejisini araştırma merkezi) ve bize göre seminerin amacı gelişmekte olan Asya ülkelerinin bir nesil sonrasında; enerji talebini iki katına çıkarmayı finanse etmek için çok miktarda paraya ihtiyaçları olacağı kaçınılmaz gerçeği üzerinde yoğunlaşmaktı.

Bu, Yeni Kurallar projesi (NRSP)'deki ikinci seminerdi. İlki enerjiyle ilgiliydi ve bizler bunu "Asya'nın sahip olması gereken motivasyon olarak belirtmiştik. Bu ikinci seminer, parayı kimin sağlayacağına dair "fırsatla" ilgiliydi. Üçüncü etkinlik ise; bunun sonucunda çevreye verebilecek zararın oluşturacağı "suç" ile ilgiliydi. "Motivasyon, fırsat ve suç" küçük muntazam bir paketin içerisinde bir araya geliyordu. Çin'in herhangi bir şekilde kötü olduğu varsayımında bulunmadık, fakat eğer Çin yanlış davranıyorsa bu fakir olduğu içindir. Öyleyse, bu ABD'ye (ve Siyonist sermayeye) karşı şahsi bir tutum değildir, sadece durum böyle gerektirmiştir. Çin'in ihtiyaçları vardı ve bu ihtiyaçların karşılandığını görmek istiyorduk, çünkü bu çabaların yetersiz kalmasının onlar için-ve dolayısıyla bizim için de ne kadar zor olabileceğini ve hangi, sorunları doğurabileceğini hatta Çin'in küresel sermayeden ve ABD'den tamamen kopup karşı cepheye geçebileceğini biliyorduk.

Doğal olarak, herkes yeni yüzyıl ufukta belirirken Çin hakkında benimle aynı şeyi düşünmüyordu. Esasen, Pentagon stratejik planlama topluluğu, enerjisinin önemli bir kısmını Çin'le uzak bir gelecekte yapılacak olan bir savaş senaryosu üzerinde yoğunlaşmaya ve bunun için hazırlanmaya ayırmıştı. Ve Çin konusunda çalışmak üzere bir yığın uzman atanmıştı.

"Bütün savaş oyunlarımızda:  Büyük ve isimsiz bir Asya ülkesi (yani Çin) kendi sahillerine yakın küçük bir adaya (Tayvan'a) tehlikeli çıkarlar uğruna saldırmaktadır!?"

 Çin'in artan etkisine karşı koymak için askeri varlığımızı yeniden yapılandırmamız konusunda çok düşünülmüştür. Savunma Bakanlığı bu tanımlanmış "denk rakiple" ilgili resmi belgeler konusunda çok ihtiyatlı davranmış olsa da, Pentagon bir sonraki Soğuk Savaş için yoğun hazırlıklar yapmıştır.

Pentagon'un yaptığı her inceleme aynı sonucu vermektedir. "Savaşın geleceği Asya'dır ve Çin'in askeri gücüne karşı koyabilmek için Amerika'nın yeni nesil uzun menzilli silahlara ihtiyacı vardır."

Hâlbuki Wall Street yöneticilerini (Sömürücü Siyonist sermaye çevrelerini) Çin'le ilgili planlar konusunda ikna etmekte, CIA zorlanmaktadır. Bir CEO, seminerden sonra içki içerken bana şunları söyledi: "Bu adamlara gelecek hedefleri vermeye hevesli değilim, çünkü Çin'deki tesise çok para yatırdım." Yani Çin'e büyük yatırım yapan Siyonist Yahudiler Çin'le yapılacak bir ABD savaşının kendilerine pahalıya mal olacağını bilmekte ve çekinmektedir.

Öte yandan, Wall Street'dekiler Çin'i ekonomik olarak hızla gelişmekte olan ve ya kendilerini küreselleşmenin Merkezi'ne çekecek ya da tamamen ayrı bir kurallar bütünü ("Çin karakteriyle kapitalizm, ya da "Asya Metodu" gibi) oluşturacak olan dev bir güç olarak görüyordu. Pentagon kadar Wall Street de Çin'in ayrı bir yol izlemesinden kendi açısından kaygılanıyordu, çünkü bu durumda küreselleşmeyi yayma fırsatı tamamen yok olabilirdi. Wall Street'in tersine Pentagon'un eline hiç de şaşırtıcı olmayan bir şekilde fırsat geçti.

Doğrudan yabancı yatırım Wall Street'in Stratejisi ve söylemi: "Çin bizim haritamızdadır, Pentagon'un değil" deme şeklindedir. Buna karşılık, "Pentagon ise: Yatırım ortamını yok edebilecek, kısa ve orta vadeli savaş senaryolarını devre dışı bırakmaya odaklanmalıdır." düşüncesindedir. Hatta Hindistan, Pakistan, Çin, Tayvan ile Kuzey ve Güney Kore'ye karşı da çok dikkatli olmalıyız.

Hatta Japonya da umulmadık bir anda safını değiştirip, gerekirse bizden ayrılabilir" ihtimalini unutmamalıyız fikirleri sermayeye aittir ve Pentagon'la çelişmektedir.

Bugün Amerika dünyanın savunmaya en çok harcama yapan ülkesi konumundadır. Dünyadaki tüm devletlerin savunma harcamaları toplandığında Amerika bunun neredeyse yarısını tek başına yapmaktadır. Daha da önemlisi dünyadaki diğer ordular vatanı içeriden korumak maksatlı oluşturulmuşken; Amerikan ordusunun kıta aşırı sevkıyat için yapılandırıldığını fark ettiğimizde "güç gösterisi" olarak bilinen ya da kuvvetleri çok uzaklara intikal ettirmedeki avantajımız kıyaslanamayacak konumdadır. Sadece aşırı büyük ölçekli kuvvet sevkiyatı yapan bir ordu mu istiyorsunuz? Buna 7 gün 24 saat 365 gün sahipsiniz. Ancak bu durum asla bağlı kalmanız gereken bir yöntem değildir! Bu, sürekli yakalamak istediğiniz bir standart da değildir. Bu sadece içinde yaşadığımız güvenlik ortamını tanımlayan bir güç gösterisidir.. Hiçbir düşman bizi durduramaz ve açıkça hiçbir müttefikimiz biz yardım etmezsek bir varlık gösteremez.  Çünkü biz dünyanın tek Süper Kuvvetiyiz. Ülkeler arasında savaşın hangi şartlar altında yapılacağına-nükleer silahlarla sarmalanmamışsak-biz karar verebiliriz.

Evet, biz etnik kimlik ya da kutsal toprak anlayışı ile sınırlandırılmış evrensel idealleri olan özgürlük ve eşitlik üzerine kurulmuş bir devletiz. Dünyanın ilk çok uluslu birliği olarak bizler küreselleşmenin kaynağı ve merkeziyiz. Bunu daha fazla inkâr edemeyiz. Bizim çıkarlarımız evrenseldir. Çünkü küreselleşme hedefini gerçekleştiremezsek; gerilemeye ve çözülmeye doğru gideriz!

Şimdi hepimiz kendimize sormalıyız, Amerika'ya doğru ile yanlışın, ya da iyi ile kötünün kararını verme hakkını kim veriyor? Eğer Amerika Merkez'in kurallar dizisinin yayılması için en saldırgan düşman ile karşı karşıya geliyorsa neden diğer tüm saldırganları karşısına almıyor? Bir imparatorluk yönettiğimizi neden itiraf etmiyoruz?"

Değişim istediğim için beni suçlamak istiyorsanız suçlayın; ama ben suçsuzluğumda ısrar ediyorum. Evet, bu orduyu son derece radikal bir şekilde değiştirmek istiyorum; fakat aynı şekilde a)Biri savaş için b)Diğeri de barış görevleri için olmak üzere iki orduya ihtiyacımız olduğunu itiraf etmenin zamanının geldiğine inanıyorum.

Çünkü 11 Eylül göstermiştir ki: Dünyayı kuşatabiliyoruz ama ülkemizi koruyamıyoruz.

Amerikan'ın karşılaştığı en büyük sorun; ordusunu,

1-Savaş odaklı Süper Güç kuvveti ile

2-Barış gücü odaklı "Sistem Yöneticisi" şeklinde ikiye ayırmayı kabul etmesi ve ilerletmesidir. Eğer bu bir meydan okuma ise bu cesaret bana aittir.

İlk olarak Amerikan Ordusunun endüstriyel çağ ağırlıklı köklerinden bilgi çağına dönüşümü için yapılan çalışmalar; 11 Eylül saldırılarından sonra hız kazandı. Bu hız kazanmadan kastettiğim bütçe desteği manasında değil, çünkü bütçenin çoğu mantıklı olarak operasyonlara ve bakıma harcanmaktadır. Benim kastettiğim şey: Stratejik manada bir ilerlemedir. Bu sayede dönüşümün avukatlığını yapanlar emsal rakip arama çalışmalarını bırakıp, hali hazırdaki karşı küresel savaşa katılmışlardır.

Bu ayrışmanın çok önemli olduğuna inanıyorum, çünkü Amerika'nın "büyük sopa" kuvvetine ihtiyacı olduğuna hala eminim ve bu ihtiyaç önümüzdeki on yıllar boyunca da böyle olacaktır. Fakat aynı zamanda aşırı savaş kabiliyeti sahibi olmak, sık sık müttefiklerle ve potansiyel yeni müttefiklerle daha iyi iletişim kurmamıza engel olmamalıdır. Eğer biz 11 Eylül'deki gibi sistem çalkantılarını daha iyi yönetme yönünde ilerliyorsak "Sistem Yöneticisi" kuvveti (ülke içi jandarma ordusu) oluşturulmalı ve nihayetinde de güvenlik ilişkilerini belirlemelidir.

Şimdiye kadar izleyiciler içinden muhatap olduğum soruların en iyisini, Esguire personelinden Tom Junod adında bir yazar, verdiğim brifingi dinledikten sonra "eğer sizin hayal ettiğiniz gelecek bir gün gelirse, hangisi daha çok değişecek, Amerika mı yoksa Dünya mı?" şeklinde dile getirdi. Adına sistem çalkantıları dediğim bu yeni tarz kriz şekliyle mücadele açısından dünyanın Amerika'dan çok daha fazla değişeceğine inanıyorum. Bunun her ülkeyi "Amerikan Kalesi" yapmak ile bir ilgisi yoktur. Sadece Merkez'in geri kalanının güvenlik uygulamalarını artırmak ile ilgilidir. Bunun ötesinde özel sektör kamu sektöründen daha çok değişecektir çünkü hükümetler genelde güvenlik gibi müşterek çıkarları düşünmeye daha çok alışıktır.

(Yani sermaye Siyonist Yahudilerin, güdümlü siyaset ise yerli komiserlerin elinde kalmalıdır.)

İkinci büyük Küresel İşlem Stratejisi dalgası bakımından ya da Merkez'i Boşluk'tan gelen negatif akımlardan (terörizm, uyuşturucu...) korunmak için ben burada Merkez içinde daha fazla güvenlik ittifaklarına gidilmesinin gerekliliğini belirtiyorum. NATO'nun büyümeye devam ederek eski Sovyetler Birliği'nin tüm ülkelerini içine alması gerekmektedir. Amerika aynı zamanda Pasifik bölgesi işbirliğini geliştirerek gelişmekte olan Asya ve özellikle Çin ordusu ile kendi ordumuz arasında bağ oluşturmalıdır. Hindistan ile ABD arasındaki kuvvetli stratejik işbirliği, izlenen güvenlik stratejisinin önemli bir temel taşı olacak ve Orta Asya ve İran Körfezi'ni çevrelemesi dolayısıyla Avrasya'dan savaş riskini tamamıyla ortadan kaldırma amacıyla çalışacaktır.

Yaratmaya değer geleceğe doğru on adım görüyorum:

1-Tabi ki bunlar Irak'ı, küresel ekonomiye bağlantılı, işleyen bir ekonomisi olan bir Irak olarak yeniden yapılandırma çabalarımız ile başlar. Bu konudaki ilerleme, Irak halkının kendi kaderlerini tayin etme gücünü ellerine alabilme kabiliyeti ve birey olarak ezilmiş bir toplumdan dış dünyaya açılabilme yeteneği ile ölçülüdür.

2- Kim Jong-il iktidardan uzaklaştırılmalı ve Kore tekrar birleştirilmelidir. 2005 Ocak'ında her kim iktidara gelirse gelsin bence bu işlem başlatılmalıdır. Bu sonucun Bush'un tekrar kazanması durumunda kaçınılmaz olduğuna inanıyorum. (İki Kore'nin birleşmesi gerekliyse neden acaba elli sene önce ikiye ayırıp yıllarca pak çok ülkeyi savaştırıp on binlerce insanı katlettiniz?)

3- İran'ın molla rejimi 2010 yılından önce bir devrim görecek ve bu yetenekli ve potansiyel olarak güçlü ülke Ortadoğu'nun dönüşümünde ve küresel arenada ciddi bir pozisyon alacaktır. Karşı devrim zaten başlamış durumdadır ve büyük patlamaya kadar periyodik alevlenmeler görülecektir. Şu andaki Devlet Başkanı Hatemi, Çernobil benzeri kıvılcımı bekleyen Gorbaçov olacaktır. (Yani Şii İran mutlaka Sünni İslam dünyasından koparılmalı ve perde arkasında Amerika ve İsrail'e bağlanmalıdır.)

4- Önerilen Güney Amerika'nın Serbest Ticaret Bölgeleri görüşmelerinde önemli ilerlemeler sağlanacak ve bu rüya 2015 yılından önce gerçek olacaktır. Bu olur olmaz, ABD'nin, Kolombiya'nın entegre olup olmama konusunda uzun vadeli kararsızlık politikası sona erecek ve bu kargaşa dolu ülkede neredeyse müşterek kanunlarla hareket eden uyuşturucu patronları ve isyancıların iktidarını bitirmeye odaklanacaktır. (Yani uyuşturucu üretim ve ticareti sadece Siyonistlere kalacaktır)

5- Ortadoğu, önümüzdeki 20 yıl içerisinde değişecektir. Irak'ın rehabilitasyonu önemli bir adım olacaktır. Ancak daha da önemli bir adım dünyanın petrol kullanımından doğal gaz ve hidrojen kullanımına yönelmesi olacaktır. Tek başına doğal gaza dönüşüm bile bölgenin dış dünya ile bağlantısını arttıracaktır. (Bu hayal ve hedef Ortadoğu'yu işgal etmelerine bir gerekçe oluşturmaya ve peşinde oldukları petrolün önemini gizlemeye yönelik boş bir iddiadır.)

6- Çin, gelecek jenerasyonun yönetime geçmesi ile birlikte neredeyse kesin olarak ABD'nin küresel konulardaki diplomatik emsali olacaktır. Bunun önemli nedenlerinden biri de 5. nesil olarak bilinen genç tayfanın ABD'de eğitilmiş olması ve dolayısıyla da dünyada nasıl iş gördüğümüz konusunda derin bilgi sahibi olmalarıdır.( Yani Thomas Barnett; Amerika'da yetiştirilen yabancı talebelerin aslında o ülkeleri ele geçirmek üzere gönüllü ajan olarak hazırlandıklarını itiraf etmektedir.)

7- 2020 yılından önce NATO'ya karşı bir Asyalı rakip çıkacaktır. Pasifik bölgesi ittifakı olan bu ittifak Çin merkezli bir serbest ticaret bölgesi olacak ve Hindistan, Avustralya ve NAFTA'nın tüm üyelerini kapsayacak, gelişen on yılda hayata geçecektir. Bu serbest ticaret bölgeleri doğu ile batı arasındaki doğrudan yabancı yatırım açığını kapatacak ve Hindistan'ın gelişim bakımından Çin'i yakalamasını sağlayacaktır.(Bu sinsi Siyonist kasıtlı olarak aslında en çok korktukları İslam Birliğini, D-8'ler hareketini, Erbakan gerçeğini ve Avrasya projesini dikkatlerden uzak tutmaya çalışmaktadır. Ama bu gayreti oldukça sırıtmaktadır.)

8- Asya'dan NATO benzeri bir ittifakın çıkması, ileride Merkez'in tümünü kapsayan, gelişen Asya'nın genişleyen NAFTA ve doğuya kayan NATO arasında bağları güçlendirecek bir güvenlik ittifakının çıkmasına sebep olacaktır.

9- ABD, birliğine gelecek on yıllarda yeni üyeler kabul edilecektir ve bu ilk önce batı yarım küreden gelecektir Ancak zamanla dışarıdan da katılım olacaktır. 2050 yılından önce bir düzine daha eyalet sahibi Amerikan'ın bünyesine alınacaktır. (Bu yıkılışa geçen Amerikan halkına moral ve motivasyon pompalama gayretinden başka bir anlam taşımamaktadır.)

10- Afrika en sonda geliyor çünkü Afrika'nın sunabileceği şeyler çok sınırlıdır. Bunu söylemek dünyanın o kısmında yaşanan acıları ortadan kaldırmıyor. Bu Merkez'i Afrika'yı bugün olduğundan daha fazla küresel ekonomiye entegre etme çabalarından alıkoymamalıdır."[4] (Yani Afrika yeraltı ve yerüstü kaynakları ve İnsan gücü sürekli sömürülecek ama karşılığında onlara hiçbir şey verilmeyecek, Afrika açlık ve hastalıkla pençeleşmeye devam edecektir anlamında vahşi bir yaklaşımdır.)



[1] Sh:151

[2] Sh: 189

[3] Sh: 203

[4] Sh: 26 - 355 - 434 - 448

Mehmet DENİZ -

Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız Heyecan

Bu yazarin diger makaleleri

ATATÜRK'ÜN FİLİSTİN ENDİŞESİ VE DİNLERARASI DİYALOG DALEVERESİ
  Mustafa Kemal: Filistin için kanımızı dökmeye hazırız! Hâkimiyeti Milliye...
Devami
UYGARLIK MI, BARBARLIK MI?
  Bütün bu olup bitenlerden sonra hala Batıya yönelmek, Batıya...
Devami
ERGENEKON MASALI VE TUNCAY GÜNEY MAVALI
Tuncay Güney denen sapık çocuk; devletin ve MİT'in yapamadığını, nasıl...
Devami
SAĞ-SOL BİTTİ.MİLLİ ÇİZGİDE MİSİN, İŞBİRLİKÇİ MİSİN?
  Millî Görüş Lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan yaz tatili...
Devami
KAYIP TRİLYON TERANESİ VE ADALETİN TERAZİSİ
"Adalet"in bir anlamı ve vazgeçilmez bir esası da: "Aynı iddialara aynı...
Devami
SİYONİZM;“ŞEYTANIN DÜZENİ VE TARİHİ DERİNLİĞİ”
Siyonizm; Şeytanın dini ve sapkın Yahudilerin dünyaya hakimiyet projesidir. Siyonizmin...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 4903

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR