ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün259
mod_vvisit_counterDün2361
mod_vvisit_counterBu Hafta5136
mod_vvisit_counterGeçen hafta23692
mod_vvisit_counterBu Ay107250
mod_vvisit_counterGeçen Ay118886
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar18324237

IP'niz: 3.239.58.199
Bugün: 21 Eyl 2021

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12767288

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

mesajmetod150x
istsoz 150x
AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X

ADIL DUZEN 150x

erbakan devrimi 15b 160
bizim ataturk 17b 160
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam

ATATÜRK'ÜN VASİYETİNE NİÇİN UYULMADI? VE ANIT-KABİR NEDEN ÇANKAYA'DA İNŞA OLUNMADI?

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 15
ZayıfMükemmel 

 

Muhtelif vesilelerle kaydettiğimiz gibi yine tekrar belirtelim ki: Cumhuriyet devrinin bazı önemli olayları (ve özellik arz eden ayrıntıları) henüz karanlıktadır. Hatta, yalnız Cumhuriyet devrinin değil, daha gerilere giderek denilebilir ki, imparatorluğumuzun son yıllarının nice olayları da aydınlığa kavuşamamıştır!.. Bu karanlık kalan hadisata ışık tutabilmek vazifesi yarının gerçek tarihçesine kalmakta ve bu mühim vazife gün be gün zorlaşmaktadır!.. Zira Mustafa Kemal Paşa'nın yağma edilen evrak-ı metrükesi misali, nice tarihi vesikalar kaybolmakta, bu arada olayların içinde yaşamış zevat, şaşılacak bir gafletle hatırat yazmadan birer birer aramızdan ayrılmaktadırlar... Bu bakımdan bugünün ve yarının gerçek tarihçisinin vazifesi zordur ve TARİH ŞUURU'na sahip her fert, bu zor vazifeye yardımcı olmakla mükelleftir.

 

Daha önce İsmet İnönü'nün Cumhurbaşkanı seçilmesini incelerken, bu seçimin Mustafa kemal Paşa'nın arzusu hilafına gerçekleştiği üzerinde durmuştuk... Şimdi bir başka iddiaya temasla yine, yerine getirilmeyen bir vasiyeti kaydedecek ve Mustafa Kemal'in neden Çankaya'ya gömülmediğini, bu vasiyete kimlerin niçin muhalefet ettiğini inceleyeceğiz.

Cumhuriyet devrinin mühim simalarından, gazeteci ve meb'us Falih Rıfkı Atay, Anıt-Kabrin Ankara'daki yerini tesbit için kurulan komisyon azasındandır ve Falih Rıfkı'nın bu mevzuda yazdıkları; bu konuyu çeşitli yönleriyle aydınlatmaktadır.. Evvela onu dinleyelim. Diyor ki, Falih Rıfkı:

"- Atatürk, kendisinin öldükten sonra, Çankaya'da köşkün hemen başucundaki bir kaya parçası altına gömülmesini vasiyet etti. Ben bu vasiyeti duyanlardanım. Yaşayan iki tanıktan biri: Umum Kâtibi Hasan Rıza Soyak, İkincisi: Sayın Afet İnan'dır. Yeni Millet Meclisi projesi ile bir de, Cumhurbaşkanlığı saraycığı tasarlandı. Ve Atatürk'ün emri ile bu yapıya, yatak odaları bölümü de eklenmiş idi. Atatürk öldükten sonra "velinimet"ine adeta düşman kesilen Refik Saydam, bir gün önce yeni efendisi "İsmet Paşa"yı köşke taşımak için paçaları sıvamıştı. Biz diretmeye kalktık. Bir komisyon kuralım, dediler. Bu komisyonda, vasiyet meselesini ortaya attım. Üyelerden çoğu direktifli idi. Hiç unutmam, bir Çorum milletvekili: "Ölmüş olanların iradesi yürümez" demişti. Ona verdiğim cevap hatırımdadır: "Bize bir vatanı veren adamdan, Partisi bir mezarlık toprağı mı esirgeyecek?" Ne olur canım, diyorduk. İnönü'nün evi de hayli büyük. Yeni başkanlık binası bitinceye kadar evinde oturur. Atatürk'ün köşkünü hem müze yaparız, hem de büyük devlet yetkililerini orada kabul ederiz, dedikse de dinletemedik. İnönü hemen köşke taşındı. Daha eski Kuvay-ı Milliye konağına da, hiç kimsenin hiçbir zaman sevmediği Umumi Kâtibi yerleşmiş idi."

"Komisyonda bulunan Falih Rıfkı Atay-kendisinin bana anlattığına göre-"Atatürk'ün Çankaya'da gömülmek istediğini ve bu dileğini adeta bir vasiyet şeklinde tekrar ettiğini" hatırlatır, buna karşı Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Kemal Gedeleş de: İnönü'ye, (Onu tahrik ve tahkir etmek için) " demek ki Sana sadece bir türbedarlık vazifesi verilecek" diye söylenir dururmuş. Nihayet, dönüp dolaşmış, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterinin ısrarlı teklifi üzerine bugünkü Anıt-Kabrin yeri kabul edilmiş ve ortada dolaşan söylentilere bakılacak olursa, Kemal Gedeleş bu teklifi yaparken bir taşla iki kuş vurmuş; yani, hem bir yandan İsmet Paşa'yı türbedar olmaktan kurtarmış, öbür yandan şimdi Anıt-Kabrin bulunduğu semtteki arsalarını değerlendirmek imkânına kavuşmuştur..."

Yakup Kadri Karaosmanoğlu'nun hatıratında şöyle bir kayıt da vardır. Der ki: "Halk vicdanında derin tepkiler uyandıran başka bir mesele daha vardır ki, oda Atatürk'ün yıllar ve yıllarca Etnografya Müzesi'nin eşyaları arasında bırakılışı ve şanına layık bir Anıt-Kabir inşası işinin, her baştan savma işler gibi, bir komisyona havale edilip halkın uyutulmasıydı."

Bu satırlardaki gerçeğe, İsmet Paşa'nın Reisicumhur seçildikten sonraki icraatını, yani MİLLİ ŞEF'lik devrini incelerken yine temas edeceğiz. Bu arada Atatürk'ün yıllar ve yıllarca Etnografya Müzesi'nin eşyaları arasında bırakılışı"nın nedenlerini inceleyeceğiz... Geçelim şimdi "Anıt-Kabir inşası işinin, her baştan savma işler gibi bir komisyona havale edilip halkın uyutulması"na...

Anıt-Kabrin yerini tespit için kurulan komisyonda üç milletvekili vardır: 1- Ankara Meb'usu F. Rıfkı Atay, 2-İstanbul Meb'usu Selah Cimcoz ve 3-İçel Meb'usu Ferid Celal Güven... Bu komisyon, aralarında Ankara'nın imar planını yapan Prof. Yansen'le Güzel Sanatlar Akademisi hocalarından Prof. Bruno Tavt'ın da bulunduğu eksperlerin fikirlerini sormuş, verilen mütehassıs raporlarını incelemiş ve hazırladığı raporda Anıt-Kabir inşası için en münasip mevkinin Çankaya olduğu üzerinde durmuştur..! İlk defa Cemal Kutay tarafından açıklanan bu raporun tam metni şudur:

"Hükümetçe teşkil olunan komisyon, Ankara şehrinin imar planını yapan şehirci profesör ile iki mimar, bir heykeltıraş ve diğer mütehassıslardan Anıt-Kabir yeri için fikir sormuştur.

Mütehassıslar, Etnografya Müzesinin bulunduğu yerin böyle bir abide için muvafık olmadığı hususunda hemen hemen müttefiktirler... Bizler, mütehassısların bu kararına iştirak ediyoruz.

Mütehassıslar, istasyon arkasındaki tepeyi (şimdiki yeri) tasavvur bile etmemekte haklı idiler. Sonra da teklif olunan tepe hakkında, ilk raporları imza etmiş olanlardan Ankara'da bulunanlar; kat'i red cevabı vermişlerdir. Bizler bu red cevabına ve onun mücib sebeblerine iştirak etmekteyiz.

Konuyla ilgili uzmanların ekseriyetinin fikri: Çankaya mevkiinde toplanmıştır. Çankaya'daki binalar grubundan herhangi bir suretle istifade edebilmek ihtimalini düşünen Nafia Fen Hey'eti (Bayındırlık tekniker ve mühendisleri), Köşk yolları ile ilişkisi olmayan bir yer seçmişlerdir. Eski Köşk'ün diğer tarafında, su depolarının bulunduğu tepe de aynı vasıflara haizdir. Bizim fikrimizce Çankaya üstünde karar vermek, fakat tam muvafık yerinin seçimini Abide Müsabakasına iştirak edenlerle münakaşa ederek tayin etmek daha doğru olur.

Atatürk, bütün hayatında Çankaya'dan ayrılmamıştır. Çankaya, şehrin her tarafına hâkimdir ve Milli Mücadele, kurtuluş ve inkılâplarımızın hatıralarına ayrılmaz bir suretle bağlıdır. En muhteşem abideler inşasına müsaittir. Hulasa, maddi-manevi bütün şartları münasiptir. Atatürk'ü ölümünden sonra Çankaya'dan ayırmayı haklı gösterecek hiçbir sebep bulamadık. Onun için bizler, Çankaya fikrinde ısrar ediyoruz."

Falih Rıfkı Atay, Selah Cimcoz ve Ferid Celal Güven'in imzalarını taşıyan bu rapor, ne gibi bir muamele görmüş, seçilen komisyonun bu raporuna neden itibar edilmemiş ve Anıt-Kabrin bugünkü yeri, kimler tarafından nasıl tespit edilmiştir? Böyle bir rapor varsa, bu rapor nerededir ve kimler tarafından hangi mucip sebeplere (hangi gerekçelere) dayanılarak hazırlanmıştır?..

Baş tarafta kaydettiğimiz gibi, bu olay Cumhuriyet devrinin karanlık meseleleri arasındadır ve aydınlığa kavuşması yarının gerçek tarihçesinin himmetine kalmıştır!..[1]

Şimdi Atatürk istismarcılarına ve sahte devrim simsarlarına soralım:

  • Rahmetli Atatürk'e; kendi vasiyet ettiği ve manevi huzur bulacağına kanaat getirdiği Çankaya Köşkü bahçenin mütevazı bir köşesi neden O'na reva görülmemiştir?
  • İsmet İnönü'nün "Ben mezar bakıcısı ve türbedarı mı olacağım!" sözleri, içindeki Atatürk nefretinin ve onun prensip ve projelerine düşmanca muhalefetin bir ifadesi değil midir?
  • Sn. İnönü ve ekibi, kendilerine koca bir vatanı ve en yüksek makam ve imkânları bırakan, Atatürk'ten bir karışlık mezar yerini esirgemekteki, asıl amaçları; O'nu fiilen yaptıkları gibi, fikren de öldürmek ve uydurma bir Kemalizm safsatasıyla: Aziz Milletimizi Atatürk'ten küstürmek ve ürkütmek midir?

Türkiye Cumhuriyetinin "Siyon Devleti" Olarak Kurulma Gayretinin Belgesi

M.Kohen Tekinalp itiraf ediyor!

"Yahudilerin Türkiye'ye göçü konusu ilk defa Temmuz Devrimi sonrası gündeme geldi. Birden kavuştuğumuz bağımsızlığın sarhoşluğu ve sevinci, bizleri, yaşadıkları ülkelerde zor durumda bulunan kardeşlerimizi, Türkiye'ye göç ettirme düşüncesinde umutlandırıyordu. Anti-Siyonist düşünceden uzak kalmış tek ülke Türkiye'yi, bizler, zamanımızın Kenan Ülkesi, İsrailoğulları'nın Kutsal Toprakları olarak değerlendiriyor ve kardeşlerimizin, modern ülkelerin zulmünden ve kentlerin uşaklık ve ezikliğinden kurtulmaları için tek çözüm olarak görüyorduk.

Düşünüyor idik ki, şimdiye kadar olduğu gibi Sibirya'nın buzullarını ve bozkırlarını kanlarıyla sulayacaklarına, binlerce Yahudi gelecek ve ülkemizin ıssız ve çorak topraklarını, alın terleriyle, verimli kılacaklar. Bu düşünceler bize, güzel günlerin yakın olduğu coşkusunu yaşattı.

Türkiye'de ortaya çıkacak bir anti-Siyonist hareketi etkisiz kılacak bir başka gizilgüç daha bulunmaktadır. Bu gizil güç de Yahudilerin kendi aralarındaki dayanışmadan başka bir şey değildir. Evet, Türkiye'ye gerçekleştirilecek büyük bir Yahudi göçü, ülkemizde dünyanın hiçbir yerinde rastlanmayan atak bir güç olacaktır.

Ayrıca, bizde, kendilerini asimile edecek daha yüksek bir kültür olmadığı için, göç eden Yahudiler, kültürel kimliklerini koruyabileceklerdir, örneğin ne Arnavut kültürü ne de Ermeni kültürü Yahudi kültürünü eritmeye ve onun özgün yapısını bozmaya yetecek güçledir

Eğer Yahudiler Yahudi olarak kalabilirse, eğer partizanlık nedeniyle bir ayrılık olmazsa, yani aralarındaki kardeşlik bağları sürdürebilirlerse anti-Siyonizm yok olmaya mahkûm olacaktır. Ve merhum Thedodr Herzl'in dileği olan Yahudilerin kendi toprakları olmasını istiyorsak, bu topraklar Türkiye'dedir..." [2]

Zübeyde Hanım Kimdir ?

Resmi tarihte Deprem

Askerlik kariyerinde Enver Paşa, özel gelişiminde Zübeyde Ana; bunlar, iki engelleyicidirler. Sanki Mustafa Kemal'in, kurtuluş mücadelesinin başına geçtiği zamana kadar, yaşadıklarından ve yaptıklarından, büyük bir tatminsizlik duyuyoruz ve sanki hep bunu izah etmeye çalışıyoruz. Hâlbuki buna bir ihtiyacımız olmamalıdır; daha bilimsel bakabiliriz.

Zübeyde Hanım'in ikinci evliliğini yaptığı Ragıp Bey hakkındaki bilgiler, Zübeyde Ana'nın bilgisiz, tutucu, yeniliklere kapalı birisi olduğu yollu rivayeti, kökten sarsmaktadır. Çünkü, Büyük Kurtarıcı'nın üvey babasının "Selanik Gümrükler Başmüdürü Ragıp Bey" olduğunu, yeni öğreniyoruz. Bu çok yüksek bir kamu görevidir; ayrıca, Sadi Bozok'a inanacak olursak Ragıp Bey, "Morali Lord Abbas" olarak bilinen zengin birisinin oğlu idi. Böyle bir bürokratın, "köylü", adab-ı muaşeret usullerinden bihaber ve İttihat ve Terakki ile Terakki Mektepleri'nin kurulduğu bir iklimde, terakki'ye kapalı bir hanımla ve üstelik ikinci kez, evlenmesini bekleyemeyiz.

Daha sonra Çankaya Yokuşu'nda intihar ettiği veya öldürüldüğü ilen sürülen Fikriye'nin de, Zübeyde Ana'nın değil Ragıp Bey'in akrabası olduğu da ortaya çıkıyor ki hayli mühimdir; Zübeyde Ana'nın, Fikriye'yi, kahraman oğluna eş seçtiği rivayetlerinden haberdarız.. Büyük Kurtarıcı'nm, Zübeyde Ana'ya "emanet" verdiği Abdürrahim ise, Fikriye için, Çankaya Köşkü'nün hanımı diyordu; ölümünden öncedir, demek ki görgülü bir ailedir.

Şimdi, Büyük Kurtarıcı'nın doğduğu ev tavsif edilen, Selanik'teki küçük konağın da Ragıp Beylere ait olduğu ve Mustafa Kemal'in buraya sekiz-do-kuz yaşlarında geldiği iddiası ile tanışmış haldeyiz.. Makul telakki etmemiz yerindedir; çünkü bu ev, küçük bir memur olan Ali Rıza Bey'den daha çok büyük bir müdür olan Ragıp Bey'e münasip düşmektedir. Şüphesiz, buradaki münasebet, maddi veriler ve her ikisinin varidat durumu itibariyledir; yoksa Mustafa Kemal misli bir evladın babası Ali Rıza Bey, çok daha büyük konaklara layıktır, bundan kuşku duyamayız.

Zübeyde Ana'nın üvey kız kardeşi Ruhiye'nin, ki Rukiye de çağrılabiliyor, torunu Ferhat Babür'ün açıkladığına göre, Mustafa Kemal'i askeri okula, Zübeyde Hanım'ın üvey oğlu ve o zaman bir subay olan, Süreyya Bey kayıt ettiriyor; herhalde Zübeyde Ana'nın muhalefeti olsa, bu kayıdın realize edilemeyeceğini düşünebiliyoruz. Kaldı ki bu yeni evin, ahenkli ve sevgi dolu olduğunu da çıkarabiliyoruz. Mütekabiliyet usulüne göre evlilikler planlanmaktadır.

Bunun dışında, aynen yayımladığım, bu açıklamalar, ileri sürdüğüm iki görüşü daha teyit etmektedir. Zübeyde ve üvey kız kardeşi. Selanik'ten gelirken, "yanlarında tapu da getirmedikleri için mübadelede hiçbir şey alamıyorlar". Bu malumatı hem çok doğru buluyorum ve hem de çok şaşırıyorum; çok kıt da olsa benim bilebildiğim vakalara bakacak olursak, tapu türü kağıt getirenler yok denecek kadar azdır, burası doğrudur. Fakat, tapusuz-belgesiz, uçsuz-bucaksız çiftlik, büyük konaklara oturan o kadar "mübadil" varken, Zübeyde Ana ile Rukiye Ana'ya bir kulübe dahi verilmemesi çok şaşırtıcıdır; hayli üzücü buluyorum. Herhangi bir izahat bulmada da aciz kalıyorum.!?

Diğeri de, Büyük Kurtarıcı'nın, Zübeyde Ana'nın hastalığı ile ilgilenmek üzere zaman bulamamasıdır; bu, herhalde, büyük evlatlar doğuran annelerin talihsizliği sayılmalıdır. Ne yazık, Büyük Kurtarıcı'nın, Zübeyde Ana'nın cenazesine katılmadığını not ederek yazdığım zaman, bu talihsizlik bende derin acılar açmıştı; amma, şimdi acım daha da büyümüştür. Ama yine de bir teselli yolu bulabiliyoruz, herhalde, büyük evlat yetiştiren analar, çok acı duymamayı da becerebiliyorlar. Dayanıklı olmayı öğrendiklerini düşünebiliyoruz.

Belge Meselesi:

Bu bilgiler su yüzüne çıkınca, değerli tarihçi ve Profesör Ş. Turan, "bir tarihçi olarak ben ancak belgelere dayanan bilgilere itibar ederim" buyurdular. [3]Gayet güzel, ilk önce, bu sözü, pek isabetli bir hikmet saymak durumundayız. Ve arkasından sorabiliyoruz.

Hangi belgelerimiz var? Bir, Büyük Kurtarıcı'nın doğum tarihi, yılı veya ayı hakkında hangi belgemiz var, yaşından bile emin olamıyoruz. İki, Şemsi Efendi Mektebi hakkında hangi vesikaya sahibiz ve Mustafa Kemal'in burada okudukları bahsinde, bir kayıt ve şahit gösterebiliyor muyuz, fiktif olması ihtimali çok yüksektir. Üç, Sarıkamış'ta kaç şehit oldu, bu işi hâlâ Bengür nam bir cerraha mı bırakacağız? Dört, Sarıkamış bir facia ise, Kıbrıs Savaşı'nda, kendi denizaltımızı batırmak nedir; hangisi daha vahimdir ve aslında Sarıkamış neden facia'dır; belki de aşırı temkinliliğin justifikasyonu sayıyoruz. Beş, Hasan Tahsin nam Osman Devres'in, kurşun sıktığını gören var mı, herhangi vesikaya sahip miyiz; böyle bir rol için Hasan Tahsin nam Osman Devres'in, mezarı İzmir'de değil İstanbul'da Bülbülderesi'ndedir, İbrani asıllı olmasından başka bir işaret göremiyoruz.

Devamla, altı, Büyük Kurtarıcı'nın, Şam'da bir fırka kurduğunu, hangi vesikaya istinat ederek, yazıyoruz; bu tür sorular, Tezler'de hayli ziyadedirler. Yedi, genç zabit Mustafa Kemal Bey'in, Harekat Ordusu'nda "kurmay başkanı" olduğu iddiasının da belgesi var mı; Hüseyin Hüsnü Paşa'nın önce komutan ve sonra Mahmut Şevket Paşa'nın kurmay başkanı olduğunu biliyoruz ve hep yazıyoruz. Sekiz, belgeler güzel de, Kazım Paşa'nın "İstiklal Harbimiz" kitabındakiler belge değil mi ve belge-sever tarihçiler, Karabekir'in Nutuk'a karşı yayımladığı ciltler boyu belgeleri görmezlikten nasıl geliyorlar; Kazım Paşa'yı "hain" veya "yalancı" göremeyiz. Mustafa Kemal Paşa pek büyüktür, ancak, Ali Fuat Paşa'nın yirminci ve Kazım Paşa'nın onbeşinci kolorduları olmasaydı, ki bu Yakup Şevket Paşa'nın mücehhez bıraktığı ve sağlam Doğu Ordusu idi, Anadolu'da ve Doğuda tutunmak imkansızdı. ( Sn. Küçük, Atatürk'ün bu asılları dönme-Sabataist olma ihtimali çok yüksek İttihatçı Paşalara kendi ulvi hedefleri için, onlara yaranıp yararlandığını niye hesaba katmıyor?)

Eğer bu ülkeye böylesine mümtaz bir evlat yetiştirmiş Zübeyde Ana ile bir tek konuşma yapılmış olsaydı, en azından, Büyük Kurtarıcı'nın hangi yıl doğduğunu daha sahih olarak bilebilirdik. Büyük Kurtarıcı'nın bir tek akrabasını bile tespit edememek, Türk tarihçiliğinin yüz karasıdır; belge-severlik değil belge-düşmanlığı teşhis edebiliyoruz. Kaynakları yok ettiğimiz kesindir. Hâlâ bilim değil, din (gibi dayatılan bir ideoloji) aşamasındayız.

Şu anda ve tarih yazımında da belgeye ihtiyacımız görünmüyor.

Tarih yazımında da, teorik bakış açlığı yaşıyoruz.[4]

Kazım Karabekir'İn, bir nevi Atatürk'ün "Nutuk"una nazira, hatta reddiye niteliğinde yazdığı "İstiklal Harbimiz" Kitabını, niye Atatürk'ün sağlığında değilde, ölümünden 22 sene sonra, ta 1960 ta yayınlıyor? Acaba, bununla neleri değiştirmeyi veya değersiz-geçersiz göstermeyi amaçlıyor?

Ve dahi, Kazım Karabekirin sülalesinden, sabataist diplomat eskisi Yalım Eralp, bu kafa karıştıran soruların, doğru ve doyurucu cevaplarını vermeyi niye hiç düşünmüyor?

Sn. Yalçın Küçük'ün bu tespitlerini okuyunca; bizim aklımıza şu geldi: Acaba, Zübeyde Hanımın Selanikli Sabataist bir sülale ile ilişkisi sanılıyordu da, bu yüzden mi, ittihatçı dönmeler, Atatürk'ü kendilerinden saymışlardı.?

Ve acaba; Atatürk de, bu "sanı"larına karşı çıkmayıp kullanarak mı uzun zaman Siyonistleri oyalamayı ve kendi milli amaçları doğrultusunda, onların gücünden ve güvencesinden yararlanmıştı?

Ve tabi Mustafa Kemal'in "Sabataist Şemsi Efendi mektebinde okuduğu" iddiası, Dönme Gazeteci "Hasan Tahsinin İzmirde ilk kurşunu sıkma" palavrası; ve yine Zübeyde Hanımın Sabataistlerle irtibatlandırılması; bütün bunlar, Mustafa Kemal'i kendilerinden göstermek ve istismar etmek isteyen A. Emin Yalman gibi yalama ve yalaka dönmelerin bir uydurması olabileceği de hesaba katılmalıdır.





[1] Yalan Söyleyen Tarih Utansın / Mustafa Müftüoğlu /  Başak Yayınları. C.1.Sh. 322-325

[2] Jacob M.Landau, Tekinalp - Bir Türk Yurtseveri 1883-1966, İletişim, 1984-1996.s.86-92

[3] Sabah, 17 Ekim 2004

[4] (Yalçın Küçük: İsyan : Sh.642-647:EK)


Bu yazarin diger makaleleri

BÜYÜKANIT TARTIŞMALARI NEYİN KANITI?
  Erbakan ve Milli Görüş aleyhindeki tüm kumpasların ve oluşumların...
Devami
HİZB-UT TAHRİR Mİ, HİZB-UT TAHRİP Mİ?
  Bir acayip hilafet istismarcısı: Hizb-ut Tahrir Fatih Camii'nde yapılan eylem...
Devami
ÇAĞLAYAN MİTİNGİ VE DİLİPAKIN TEPİNMESİ
Çağlayan mitingi bir kez daha herkesin ayarını ve miyarını ortaya...
Devami
VİCDANLI HIRİSTİYAN,MÜNAFIK MÜSLÜMANDAN HAYIRLIDIR!
  Ezra Pound. O samimi bir Hıristiyan'dı. "ABD'nin siyonizmin hizmetkârı...
Devami
AKP ELİYLE EKONOMİNİN İFLASI
  Münafık Ekonomisi ıÜüDeğişim Dinamikleri Yönetim Merkezi geleneksel iftar yemeğine...
Devami
"AYDINLIK"IN AYIBI VE AKP'NİN ARSIZLIĞI
  Artık aklı çalışan ve vicdanı bozulmayan herkes biliyor ki;...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 7938

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR