Reklam
Reklam
Reklam

EHLİ KİTAP ve MESİH KAVRAMI

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 2
ZayıfMükemmel 

 

Ehli Kitap: Lûgat manası, Allah'ın gönderdiği kitaplara inanan... Yahudi, Hıristiyan ve Müslüman olan... Hakiki Hıristiyanlık veya Musevilikten çıkmamış bulunan demektir.[1]

Istılahi, yani ilmi ve icmai anlamı ise: Allah'ın gönderdiği, Tevrat, İncil ve Kur'an'ın asıllarıyla değil, bunların yorumlarıyla ve yozlaştırılmış durumlarıyla meşgul ve meşhur olan kimselerdir. Yani orjinalleri zaten bulunmayan, Tevrat ve İncil'in, insan eseri olan mevcut batıl ve bozuk şekilleriyle oyalananlar "Ehli Kitap" sayıldığı gibi, Kur'an'ın çeşitli zamanlarda yazılmış tefsir ve tevilleriyle uğraşıp avunan, ama Kur'an'ın aslına dönmeye ve mesajını öğrenip amel etmeye yanaşmayan müslümanlar da, ehli kitap kavramı içindedir.



[1] Bak: Yeni Lûgat / Abdullah Yeğin

 

"Mesih" ise, Hz. İsa (as)'ın ismi olup; bir şeyin üzerinde el sürüp gezdirmek, meshetmek; ve bir nesnedeki veya kimsedeki, sonradan musallat olmuş kötülükleri silmek ve gidermek anlamına gelir. El sürdüğü ve meshettiği hastalardaki arızaları Allah'ın izniyle iyileştirdiği için Hz. İsa'ya Mesih dendiği rivayet edilir.

Ahir zamanda Yahudiler içinden çıkacak ve Hıristiyanlığı da bozup yozlaştıracak ve bütün dünyada haksızlık ve ahlaksızlığı yaygınlaştıracak yalancı ve fesatçı şahsiyet ve zihniyete de "Mesih-i Deccal" denmiştir.

Bediüzzaman Hz.leri: sapık Yahudi Hahamlarının Hz. Musa'nın şeriatındaki bazı ağır teklifleri kaldırıp, şarap gibi nefsin iştahını kabartan şeyleri caiz kıldığı gibi, Büyük Deccal'in de, şeytanın azdırmasıyla, mevcut Hıristiyanlık inanç ve istikametini dejenere edip, tüm ahlaki ve ailevi bağları bozacağından ona Mesih-i Deccal dendiğini,

Ve İslam Deccali olan Süfyanın da, Şeriatı Muhammediyenin hükümlerini gereksiz ve geçersiz gösterip, iman ve ibadet etmenin yeterli olacağını söyleyip, halkı ifsat edeceğini bildirmektedir.[1]

Hatta; "nakşı silinmiş eski para, çok gezen ve reklam edilen adam, sadece dünyevi amaçlar edinen, ahireti düşünmeyen nadan" anlamlarına gelen bu İslam Deccalı için Elmalı Hamdi Yazır:

"Varit olan hadisi şerifler de, Deccal: bir yalancı ve halkı aldatıcı ve çok maharetli bir sahtekârdır ki, -aslında kâfirlere yanaştığı ve anlaştığı her halinden belli olduğu halde- bir takım hizmet ve hareketleri, harika işlermiş gibi gösterip, haşa peygamberin bile üstünde manevi bir yetkisi ve etkisi olduğu vehmedilir."

Aynı zamanda; Hıristiyanlıkla Müslümanlığı birleştirmek ve barıştırmak rolüyle, Hz. İsa'ya özeneceğini söylemektedir.[2]

"Kur'an ve İlim" Seminerlerinin 335.[3] seminerinde bu konularla ilgili, önemli tespitler ve ilginç tahliller yer almaktadır:

Nisa Sûresi Tefsiri: 171 ve 172. Ayetler:

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم

يَاأَهْلَ الْكِتَابِ لَا تَغْلُوا فِي دِينِكُمْ وَلَا تَقُولُوا عَلَى اللَّهِ إِلَّا الْحَقَّ إِنَّمَا الْمَسِيحُ عِيسَى ابْنُ مَرْيَمَ

رَسُولُ اللَّهِ وَكَلِمَتُهُ أَلْقَاهَا إِلَى مَرْيَمَ وَرُوحٌ مِنْهُ فَآمِنُوا بِاللَّهِ وَرُسُلِهِ وَلَا تَقُولُوا ثَلَاثَةٌ انتَهُوا خَيْرًا

لَكُمْ إِنَّمَا اللَّهُ إِلَهٌ وَاحِدٌ سُبْحَانَهُ أَنْ يَكُونَ لَهُ وَلَدٌ لَهُ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ

وَكَفَى بِاللَّهِ وَكِيلًا(171) لَنْ يَسْتَنكِفَ الْمَسِيحُ أَنْ يَكُونَ عَبْدًا لِلَّهِ وَلَا الْمَلَائِكَةُ الْمُقَرَّبُونَ

وَمَنْ يَسْتَنكِفْ عَنْ عِبَادَتِهِ وَيَسْتَكْبِرْ فَسَيَحْشُرُهُمْ إِلَيْهِ جَمِيعًا(172)

 "Ey Kitap Ehli, dininiz konusunda taşkınlık ve istismarcılık etmeyin, Allah'a karşı gerçek olandan başkasını söylemeyin. Meryem oğlu Mesih İsa, ancak Allah'ın elçisi ve kelimesidir. (Ki, o kelimeyi) Meryem'e yöneltmiştir ve Ondan bir Ruh'tur. Öyle ise, Allah'a ve Resulûne iman ediniz. "Üçtür" demeyiniz. (Teslis'ten vazgeçiniz) bundan sakının, sizin için hayırlıdır. Allah, ancak bir tek ilahtır. O çocuk sahibi olmaktan yücedir. Göklerde ve yerde her ne varsa O'nundur. Vekil olarak Allah kâfidir.[4]

"Mesih ve yakınlaştırılmış Melekler, Allah'a kul olmaktan, kesinlikle çekinmezler. Kim O'na ibadet etmeye (kulluğun gereğini yerine getirmeye) karşı, çekimser davranır ve büyüklenmeye kalkışırsa, (biliniz ki) onların hepsini, huzuruna haşredecek (ve hesaba çekecektir)."[5]

يَاأَهْلَ الْكِتَابِ

"Ey Ehli Kitab"

Kur'an İsrail oğullarından başkasına kavim olarak hitap etmez. "Ey Nasara" diye bir hitap da yoktur.

Kur'an "Ey iman edenler, Ey Ehli Kitab, Ey Nâs, Ey Ademoğulları" diye hitap etmektedir. Kendilerine kitap verilenlerden bahseder, ancak "Ya/Ey" ile hitap etmez.

"Ehli Kitab"a hitap ederken, bunların içinde kendilerine kitap verilenler de vardır, Hıristiyanlar da vardır. "el-Kitab" marife olunca, "Ehli Kitab" marife olur. Buradaki "Kitap" ahd içindir ve "İncil" demektir.

Bununla beraber hitap Yahudileri ve Müslümanları da içine alarak hitap etmektedir. Hazreti İsa hakkında ifrat ve tefrite gidilmemelidir. Resul olduğu inkâr edilmemeli, "Allah'ın oğludur" da denmemelidir.

لَا تَغْلُوا

"Ğuluv etmeyiniz."

"Galeyan etmek" demek, kaynayan kazandan taşmak demektir, kaynamak demektir.

Dininizde taşkınlık yapmayınız. Din kazanını kaynatmayınız. Köpürtüp aralarına buhar sokuşturmayın.

Bununla beraber, "galeyan etmek", çapulculuk yapmak, yani soymak demektir. Dininizden soygunculuk yapmayınız. Çıkarınız için dinden olmayanları din içinde zikretmeyiniz.

فِي دِينِكُمْ

"Dininizde."

Buradaki "DİN" düzen anlamındadır. "Düzeninizde galeyan yapmayınız."

Düzende yolsuzluk, rüşvet, hortumculuk yapmayınız.

Lâik yönetimlerin en büyük hastalığı hortumculuktur. Bunu Sovyetlerde ve bizde rahatlıkla görürsünüz. Herkes fırsat düştükçe devleti nasıl soyabileceklerini düşünür ve ona göre amel eder. Taşınmazların alınıp satılması yasaktır; ancak, alenen alıp satarlar. Kira değeri ile alıp satarlar. Bizde de KDV'yi kaçırma alenen yapılmaktadır.

Eğer bir düzenin kuralları uygulanmıyorsa, o düzenin kuralları artık eskimiştir, geçersizdir demektir.

İslâmiyet'te 1000 tarihlerinde içtihat kapısı kapanınca şeriat sosyal yapıya cevap verememiş, zamanla rüşvete ve yolsuzluklara sebep olmuştur. Bugünkü İstanbul ruhsatsız yapılarla dolmuştur. Resmen kanunlarla bu ruhsatsız yapılara su, elektrik ve diğer hizmetler verilmektedir. Bu demektir ki, imar kanunlarımız hatalıdır. "Burası doğal sittir, burası tarihî sittir, burası ormandır, burası meradır!.." der de belediyelere ruhsat verme imkanı sağlayamazsanız, oralar gecekondularla ve kaçak inşaatlarla dolar.

Allah İnsanlara Ne Emretmektedir?

  • a) Kendi yaşama kurallarınızı (Adalet ve Hakkaniyet esaslarına göre) kendiniz koyunuz. Kuralları seçmekte, hattâ değiştirmekte de serbestsiniz. Kendi koyduğunuz kurallarınıza ve içtihatlarınıza uyunuz. Yani düzen içinde yaşayınız, düzeninizi dejenere etmeyiniz.
  • b) Sözleşmeleri siz istediğiniz gibi yapınız. Sözleşme yapmakta serbestsiniz. Gerekirse sözleşmeleri tek taraflı olsa da sona erdirebilirsiniz. Ama sözleşme yürürlükte iken ona uyacaksınız. Sözleşmelerde karışıklık yapmayacak, delik deşik etmeyeceksiniz.
  • c) Yaşama yörenizi ve prensiplerinizi kendiniz seçiniz. İstediğiniz zaman oradan çıkabilirsiniz. Ancak genel ve yöresel kanunlara ve görevli memurlara kurallar içinde itaat edeceksiniz. Yetkileri dahilindeki emirlere karşı gelmeyeceksiniz.

Çıkacak ihtilaflarınızı seçeceğiniz hakemlere çözdüreceksiniz. Hakemleri siz seçeceksiniz, ama hakemlerin verecekleri kararları kabul edeceksiniz.

İşte bu düzene "DİN" denmektedir. "Galyetmek" demek, bu düzeni bozmak demektir.

Allah bunu bütün Ehli Kitaba emretmektedir. Kanunları olan her topluluğa emretmektedir. Sözleşmesi olan her cemiyete emretmektedir.

وَلَا تَقُولُوا

"Kavletmeyiniz."

Emir ve nehiyler vardır. Bunlar fiilî emir ve nehiylerdir. Bir de kavlî emir ve nehiyler vardır.

‘Ben müslimim' demek farzdır. ‘Ben kâfirim' demek de haramdır. ‘Müşrikim' demek yasaktır. ‘Fikrî suç olmaz' gibi kuru laflar İslâmiyet'te yoktur. Bazı sözleri söylemek yasaktır. Ne var ki bu sözlerin sayılı olması ve tadad edilmesi gerekir. Bazı sözlerin söylenmesi de gereklidir. Mesela her Türk vatandaşı ‘Ben vatanıma ve devletime bağlıyım' demek zorundadır. Devletin bölünmesini isteyemez. Ama emirler ve yasaklar ancak kanunlarla belirtilir ve sayılır. Zan ve tahminlerin söylenmesi ise, kişisel haklara tecavüz olmamak ve toplumda fitne çıkarmamak şartıyla serbesttir. Yeminli sözler de yanlış olmamalıdır.

عَلَى اللَّهِ

"Allah üzerinde"

"Allah üzerinde söz söylemek" yasaklanmıştır. Aklen ve naklen kesin olarak sabit olmayan hususlarda "Allah üzerinde söz söylemek ve ayetleri kendi keyfine göre eğip bükmek" haramdır. Başka şeyler üzerinde zannî şeyler söyleyebilirisiniz, ama Allah üzerinde kat'î olanları söyleme zorunluluğu vardır. Bu sebepledir ki imanla ilgili kısımlarda zannî deliller geçersizdir. Aklen ve naklen kesin olan şeylere iman edilir. Onun dışında olanlara iman nehy edilmiştir.

Bugün ilmen kesin olarak bilinmektedir ki 13.7 milyar yıl önce Kâinat yoktu. Asgari zaman ve mekân yoktu. Yer de 5.5 milyar yıl önce yoktu. Canlı 2.5 milyar yıl önce yoktu. İnsan 100 000 yıl önce yoktu.

Bizi ve Kâinatı var eden yüce varlığın adı Allah'tır. O'nun varlığını, kâinatı var etmesi ve bize kitaplar göndermesi ile biliyoruz. Ama zaman ve mekân dışı olduğu için (çünkü zaman da mekân da sonradan yaratılmıştır, o yaratmıştır) O'nun kendisinin ne olduğunu biz bilemiyoruz. Nasıl Allah'tan başkasını tanrılaştırmak şirkse, Allah'a (uydurma ve layık olmayan) sıfatlar izafe etmek de şirktir. Allah hakkında kesin bilmediğiniz konularda bir şey söylemeyeceksiniz.

Allah'ın halifesi olan topluluklar hakkında da kesin bilmediğiniz şeyleri söylemeyeceksiniz. Bundan dolayıdır ki herkesi bağlayan kanunlar ancak icma ile çıkan kanunlar olabilir. Yoksa (bazı grupların kendi arasında aldığı) istişarî kararlar başkalarını bağlamaz.

إِلَّا الْحَقَّ

"Hak dışında"

Allah üzerinde hak dışında bir şey söylemeyiniz. Zan ve hak Kur'an'da birbirine karşı kullanılır. Biz konuşurken kat'î ve zannî deriz. Kur'an ise hak ve zan der. İlim ve içtihatta zanna göre amel edilir, hakka göre iman edilir. İnsan ancak hakları iddia edip savunur. Zanlarla amel edilir, ama bu bana göre doğrudur, mutlak doğrudur denmez. Kimse kimseyi zanna davet edemez, ancak hakka davet edebilir.

Toplulukta kişilere ittifakla doğru kabul edilen şeyler emredilir. Allah, melek, âhiret hakkında, mevcudiyetleri hakkında katiyet vardır. Ama mahiyetleri hakkında fazla bilgimiz olamamaktadır. Bundan dolayı iddia edilemez.

إِنَّمَا الْمَسِيحُ

"Muhakkak ki Mesih"

Kur'an Hazreti İsa için "Mesih" demektedir. Hazreti İsa'nın asıl adı "Mesih"tir. Çünkü Kur'an'da önce Mesih, sonra İsa zikredilmektedir. Önce İsa, sonra Mesih hiç geçmemektedir. Hazreti İsa tek başına Mesih olarak zikredilmekte, Meryem oğlu Mesih olarak da zikredilmektedir. "Meryem oğlu İsa" da denmektedir. Burada olduğu gibi "Meryem oğlu İsa Mesih" de denmektedir. Özel isim olduğu için manâsı üzerinde fazla zorlama yapmamız gerekmemektedir. Bununla beraber peygamberlerin isimleri kendi özellikleri ile de ilgilidir.

"Mesih" "seyahat edilmiş" manâsında seyahatten gelebilir. Peygamberler içinde cemaatleri tarafından en çok yüceltilen bir peygamberdir. Doğuşu ve ölümü birer mucizedir. Doğuşunun mucize olması o tarihin bütün beşeriyet tarafından yılbaşı olarak kabul edilmesi ile sabit olmuştur. Hazreti İsa eğer göğe gitmişse (ki kesinlikle öyledir), onun mucizeliği indiği zaman anlaşılacaktır. Bir füze ile yeryüzüne gelip konacak ama o füze yeryüzünün mamulü olmayacaktır. Hazreti İsa anlattıkları ile onun İsa olduğu beşer tarafından onaylanacaktır. Hazreti Meryem'in kemikleri ile DNA testi yapılarak onun oğlu olduğu sabit olacaktır. Ömürler ise arada bin yıldan fazla geçmiş olarak ortaya konacaktır. İşte "Mesih" böylece ziyaret edilen kimse anlamına gelmiş olur. "Mesih" fail vezni üzerinde olarak "mesh"den gelmiş olabilir. Sıvazlamak demektir. Hazreti İsa vaftiz edilmiştir. Hazreti Yahya tarafından veya onun talimatı ile vaftiz edilmiştir. İsmi de "Mesih" olarak takılmıştır.

"1- Zira, işte fırın gibi yanan gün geliyor. Mütekebbirlerin cümlesi fasitlerin kaffesi saman gibi olacaktır. Gelen gün onları yakacak. Onlarda ne kök ne de dal bırakacaktır. Orduların Rabbi böyle buyuruyor. 2- Siz isminden çekinenlere salah güneşi doğacaktır. Ve kanatlarında şifa bulunacaktır. Ve siz ahırda besili buzağılar gibi dışarıya sıçrayacaksınız. 3- Ve şerleri ayakaltına alacaksınız. Zira bunu yaptığım günde onlar ayaklarınızın altında kül olacaklar deyu buyurdu orduların Rabbi. 4- Kulum Musa'nın şeriatını Horubda bütün İsrail için emreylediğim kanun ve ahkamı hatıra getiriniz. 5- İşte, ben Rabbin azim ve heybetli günü gelmezden evvel size İlya peygamberi irsal edeceğim. 6- O dahi pederlerin kalbini oğullara ve oğulların kalbini pederlere döndürecektir. Olmaya ki ben gelip zemini lânetle vurmayayım."[6]

Hazreti Yahya İsrail oğullarına gelen son peygamberdir. Kendisinden sonra Hazreti İsa gelmiştir. Bu satırlar Eski Ahit / Tevrat'ın son sözleridir. Burada Hazreti Muhammed'den de haber verilmektedir. "Azim ve heybetli gün gelmezden" denmektedir. Hazreti İsa, "azim ve heybetli gün gelmeden" önce gelecektir. O azim ve heybetli gün, Kur'an'ın geldiği gün olan Kadir gecesi olabilir. Veya Kıyamet dehşetidir. Hazreti İsa vaftizli doğmuş, havrada vaftize gerek görülmemiş, bunun için onun adı "Mesih" olmuştur. Çünkü o beşikte konuşmuştur.

عِيسَى

"İsa"

Bugün "Mesih"ten daha çok "İsa" ismi yaygındır. Kur'an'da da "İsa" kelimesi daha çok geçmektedir.

"İsa" beklenen demektir. Hazreti Yahya peygamberin müjdecisi anlamında olduğu gibi, bütün dinlerde beklenen kimsedir. Hazreti İsa'yı tanımamalarına rağmen, bir İsa'nın geleceğini Yahudiler de beklemektedir.

Hıristiyanlar ve Müslümanlar da Hazreti İsa'nın nâzil olacağını beklemektedirler. Bunun için onun adı "İsa" olmuştur. Genel olarak Hazreti İsa'nın kıyamete yakın nüzul edeceği görüşü vardır. Oysa Hazreti İsa gelecekse bu yakınlarda gelecektir. Belki bir uzay aracı beklenen yere inecek, içinden Hazreti İsa çıkacak, "Gökten geldim. Kırk yaşındayım." diyecek ve araç kontrol edilecek, yer yapısı bir araç olmadığı görülecektir. Yüksek hızla seyahat etmiş ve aradan binlerce sene geçmiştir, ama onun yaşı sadece iki sene büyüyecek demektir. Hazreti İsa'nın bu gelişinin mucize olması için ışık hızına yakın bir hızla hareket etmesi gerekir. İnsanlar henüz böyle bir aracı keşfetmemiştir. Bundan öncede gelemezdi. Çünkü kimseye kendisinin Hazreti İsa olduğuna inandırıp ispat edemezdi. Ancak şimdiki ilimlerin karşısında Hazreti İsa olduğunu bilmek kolay hale gelmiştir. Bütün bunlar Hazreti İsa'nın geleceğine dair emarelerdir.

Diğer âyetlerle birlikte düşünüldüğünde teşabühün ilerisine gitmez. İsmin beklenen olması onun geleceğine delalet etmez. Ama beklenen olmuştur. İsmin mucizesi gerçekleşmiştir.

ابْنُ مَرْيَمَ

"Meryem oğlu"

Kur'an'da Hazreti İsa'dan bahsederken hep "Meryem oğlu İsa" denmektedir. İncil'de nesebi Yusuf'a bağlanmışken, Kur'an'da hep "Meryem oğlu İsa" veya "Mesih"ten bahsetmesi, Hazreti İsa'nın babasız olduğuna işaret olsa da, delalet etmez. (Halbuki bu durum ayetlerle ve hadislerle sabittir. A.A) Hazreti Meryem, Hazreti Zekeriya peygamberin yanında manastırda yetişti; bir peygamberi yetiştirecek şekilde yetişti. Kocasının etkisi altında kalmadan tam şeriata ve takvaya göre yetiştirildi.

Hazreti İsa Hazreti Meryem'in eseridir. Hazreti Meryem de Hazreti İsa kadar Hıristiyanlığın oluşmasında etkindir. Bundan dolayıdır ki Hıristiyanlar hep Hazreti Meryem'i Hazreti İsa ile yan yana tasvir ve takdis etmiştir. Kur'an'da da birkaç yerde ondan bahsedilmektedir. "Meryem oğlu" derken, Hazreti Meryem'in yetiştirdiğine işaret etmektedir. Hazreti Meryem tüm hayatı boyunca onun yanında olmuş ve onunla birlikte risalet görevine katılmıştır. Hazreti Meryem Hazreti İsa'dan sonra ölmüştür.

"Meryem" mef'al vezni üzeredir, "RaVaMe"den gelir. "Rum" kökünden gelebilir. Rum, çanak demektir. İlim dolu, bilgi dolu anlamında bir isimdir. "Meram" kelimesi de buradan gelir. "Allah'ın bir meramıdır, iradesidir" anlamı çıkar.

Hazreti Adem Hazreti Havva ile insan oğluna hem ebeveynlik hem öğretmenlik ettiler. Günahı beraber işlediler, beraber tevbe ettiler. Hazreti Hacer Mısırlı kültürlü köle idi. İsrail oğullarından uzak Mısır terbiyesi ile Hazreti İsmail'i terbiye etti. Hazreti Musa'nın annesi saraya girdi ve orada öğrendikleri ile oğlunu yetiştirdi.

Hazreti Muhammed aleyhisselâm, kendisinden yaşlı eşi Hazreti Hatice tarafından desteklendi ve teskin edildi. Hazreti Muhammed'den önce onun peygamberliğine o inandı. Demek ki, kadınlar da erkekler kadar vahyin insanlara ulaşması için rol almışlardır. Hazreti Meryem'den özellikle bahsedilmesi bundandır.

رَسُولُ اللَّهِ

"Allah'ın Resulüdür."

"Meryem oğlu İsa Mesih" sadece "Allah'ın resulüdür", başka bir şey değildir. Haşa, Allah'ın oğlu demek şirktir. Hazreti İsa havarilere başkanlık etmiştir. Demek ki aşiret ve teşkilat başkanı da bir nevi resuldür. Bunlar yani bu havariler sonra yeryüzüne dağılacaklar ve gittikleri yerlerde siteler kuracaklardır. Halefleri resulün halefleridir.

Hazreti Muhammed aleyhisselâm da Medine'de böyle bir resul idi.

Tevrat bütün insanlar için hidayettir ama Hazreti Musa yalnız İsrail oğullarına peygamberdir. Diğer bütün İsrail oğullarından gelen peygamberler sadece kendi kavimlerine peygamber olmuştur.

Oysa "Hazreti İsa" bütün insanlara peygamberdir.

وَكَلِمَتُهُ

"Ve O'nun kelimesidir. O'nun sözleridir."

"Kelime" budanmada kesilen parçadır. Başkasını aşılamak için kullanılır. Cümlelerin kelimesi de, bir şeyi anlatmak için kesilen sözdür. Diğer peygamberlere Cebrail gelmiş ve vahyetmiştir. Oysa Hazreti İsa'ya vahyedilenlerin çoğu annesine vahyedilmiş ve annesi tarafından oğluna öğretilmiştir. Annesine vahyedildiği içindir ki daha çocukken biliyordu. Bu vahiy normal bir vahiy de olabilir, yahut Hazreti Meryem'in karnında iken Hazreti İsa'da meydana gelen genetik değişiklikle de vahyedilmiş olabilir.

İnsan genetiğinde kapalı genler vardır. Bir işaretle açılabilir. İnsan olağanüstü hallere ulaşabilir.

أَلْقَاهَا إِلَى مَرْيَمَ

"Onu Meryem'e ilka etmiştir."

"O kelimeyi Meryem'e yerleştirmiştir."

Hazreti İsa Allah'ın kelimesidir. Onu Meryem'e bırakmıştır. Yani ilka etmiştir. Hazreti Musa'ya yazılı ayrı kitap verilmiştir. Oysa Hazreti İsa kendi cümleleri ile Allah'ın sözlerini anlatmıştır. İncil, lafız olarak, hat olarak, ne Tevrat'a, ne de Kur'an'a benzer. Adeta Hazreti İsa'nın sözleri gibidir. Bir bakıma Müslümanların sünnetine benzer. Onun için "o Allah'ın kelimesidir" denmektedir. Yani, söyledikleri Allah'ın sözleridir. Sözler Hazreti İsa'nın ağzından çıkmıştır. Hazreti İsa Romalılara Allah'ın gönderdiği görevlisidir. Vücudu ile imparatorları, ruhu ile kiliseyi kendisine halef bırakmıştır. Zaten teslis kavramı da buradan çıkmıştır. Kilise ve imparatorluk, kendilerinin etkilerini yüceltmek için Hazreti İsa'yı tanrılaştırmış ve sapıtmışlardır.  

وَرُوحٌ مِنْهُ

"Ve kendisinden bir ruhtur."

Hz. İsa, Allah'ın Kelimesidir. Kendisinden ruhtur. Kelime, sözü ve parçayı ifade eder. Buradaki "Min" de cüz'iyeti ifade eder. Allah Hazreti İsa'yı çok yüceltmektedir. Ne var ki, bütün insanlar O'ndan bir ruhtur.

Allah ile insan arasındaki ilişkiyi tam olarak kavramamız mümkün değildir. İnsan Allah'ın yeryüzündeki halifesidir. Tanrı'nın bir görüntüsüdür; her yönüyle görüntüsüdür. Tanrı'nın ne olduğunu yine insan insana kıyas ederek anlar, başka anlama gücü olan varlık da görünürde yoktur.

Burada Mesih olduğu, İsa olduğu, O'nun kelimesi olduğu, "O'ndan ruh" olduğu ifade edilmiştir.

Tanrı yaratılmamıştır. Tanrı kendi gücünü görünür hâle getirmiş ve Kâinatı yaratmıştır. İnsanı ise bilen varlık olarak yaratmıştır. Melek, cin ve ruh olarak da başka varlıklar da vardır.

"RUH" kelimesi "RİH"ten gelir. Reyhan, kokulu bir çiçeğin adıdır. Rüzgar koku getirdiği için kokuya da rüzgara da "RİH" denmiştir. "Ruh" ise bilinç gücüdür. O'nun kendisinden sayılmıştır. Çünkü şuur ilâhidir.

فَآمِنُوا بِاللَّهِ وَرُسُلِهِ

"Allah ve resullere iman ediniz."

"Allah ve resuller ile" insanlığı güven altına alınız. Topluluk ve yönetimle insanlığı güven altına alınız. Devleti oluşturunuz ve hükümetleri teşkil ediniz. Hazreti İsa ile beraber bütün resullerden örnek ve ibret alınız.

Bugün yeryüzünde mevcut olan dört büyük dinin: Hıristiyanlık, İslâmlık, Budistlik ve Brahmanlık dinlerini (Aslında Hak olan ve vahye dayanan, ama sonradan kaynağından uzaklaştıkça bulunan su gibi kirli ve kötü şeyler karıştırıldığını bilin birlikte değerlendirin) ve yeryüzünü bir Allah'ın mülkü olarak güven altına alınız; Ey Kitap Ehli olanlar, ey devletleri ve kanunları olanlar.

وَلَا تَقُولُوا ثَلَاثَةٌ

"Üçtür demeyin."

"Üç olan" nedir? Burada mahzuf edilmiştir: (ilmi bir teşbihe yanlış anlamlar yüklenmiştir). Kiliseyi İsa'nın bedenine, krallıkları İsa'nın ruhuna ve Allah'ı da pederine benzeterek "üç güç" kabul ettiler ve şirke düştüler. Allah bunu söylemeyin diyor. Yasama, yürütme ve yargı olarak üç kuvvetin olduğunu ve bunların ayrı ayrı olduğunu söylüyorlar. Bu hatalıdır. Önce, üç değil dörttür; yasama, yürütme, yargı ve denetim. Devlet başkanı ve yargı bunların üstündedir. Devlet tektir. Kuvvetler ayrı ayrı değil, birlikte ve dengededirler. Allah ve resuller ile insanlığı güven altına alın, parçalamayın demektir. Allah ve resul yargıyı ifade eder kabul edersek, hakemlerden oluşan yargıyı üstün tutup birlikteliği koruyunuz.

انتَهُوا خَيْرًا لَكُمْ

"Sizin hayrınıza olmak üzere intiha ediniz."

"İntehu kâne hayran leküm" şeklinde de manâlandırılabilir. Söylemezseniz sizin için iyi olur.

Dünyayı kapitalist ve sosyalist olmak üzere ikiye ayırarak, üçüncü dünya ülkelerini sömürülen geri ülke kabul etmek de üçtür demektir.

Tekrar edelim: Hıristiyanlar Hazreti İsa'nın bedenini imparatora, ruhu kiliseye verdiler. Tanrı'yı da göğe gönderdiler. Böylece yönetimi parçaladılar. Zaten şirk çok tanrı ve çok yönetici sonucunda doğmuştur. Her kabile kendisine tanrı edindi ve aralarındaki savaşları tanrılar arasındaki savaşlara dönüştürdüler.

Bugün de Türkiye şirk içindedir. Türkiye'yi kim yönetiyor, belli değildir. Yargıtay çıkıyor, ‘ben yönetiyorum' diyor! Danıştay çıktı, ‘ben yönetiyorum' dedi. TÜSİAD, ‘ben yönetiyorum' diyor! Baro, ‘yönetme bana ait' diyor! YÖK zaten fiilen yönetiyor. Ordu, sessiz sedasız yönetiyor. Devlet başkanı zaten resmen yetkilidir.

Zavallı hükümetler de şamar oğlanı olarak yönettiğini sanıyor. Meclis göstermelik hale gelmiş ama kendisini yetkili sanıyor. (Oysa gerçekte Türkiye'yi dış Siyonist güçler ve yerli sabataist-masonik çeteler yönetiyor. A.A)

Böyle kırk başlı devlet olur mu?

Mustafa Kemal'in temel ilkelerinden biri Vahdet-i Kuvva'dır. Hakimiyet kayıtsız şartsız milletindir. Milletin yegâne mümessili Türkiye Büyük Millet Meclisi'dir.

"Bu çok başlılıktan vazgeçiniz, sizin için hayır olur" diyor, Allah elbette doğru söylemektedir.

إِنَّمَا اللَّهُ إِلَهٌ وَاحِدٌ

"Yalnız bir ilah olan Allah vardır."

Burada "İLÂH" nekire gelmiştir. Bir tek topluluk vardır, bir topluluk içinde tektir. Ama bağımsız oldukları için her ocağın, bucağın, ilin ve ülkenin başkanı Allah'ın ayrı ayrı yetkilileridir. Bir topluluk içinde çokluk olmaz. Ama her toplulukta tek olan Allah ve O'nun halifesi olan insanlık ayrı ayrı temsil edilir ve o birdir. Birdir ama ayrı ayrı yerlerde birdir. Aynı bir, başka yerlerde başka bir olarak görülür. Bir dağa değişik yönlerden bakarsan farklı görünür ama o bir dağdır.

سُبْحَانَهُ

"O'nun sübhanı."

"SeBeHa" uçmak veya yüzmek anlamındadır. O'nun: (hareket ve hakimiyet) alanı manâsındadır. Yani, Kâinatın tek sahibi vardır. O'nun sahasına (ve saltanatına müdahale edecek hiçbir kimse yoktur. Var zannetmek şirktir) başkaları giremez. Bunun gibi her topluluğun da kendi varlığı vardır. Başka topluluklar onun sahasına karışmaz. Yerinden yönetim budur. (Ama devletin düzeni ve milletin birliği ve dirliği açısından ortak ve temel kanun ve nizamları, genel ve geçerli hukuk kuralları, elbette bulunacaktır. A.A) Bir toplulukta tek şeriat (yani hukuk düzeni) vardır. Tek şeriat tek şir'a demek değildir. Çoklu sistem çoklu yargı demek değildir. Çoklu sistemde herkesin kendi dayanışması vardır. Bir kimse iki dayanışma ortaklığında değildir. Hepsi de bir başkanın yönetimindedir.

أَنْ يَكُونَ لَهُ وَلَدٌ

"O'nun evladı yoktur."

Topluluk bir bütündür. Herkesin bir görevi ve yetkisi vardır. Allah'ın halifesi ayrı ayrı kişiler değildir. Topluluğun kendisi Allah'ın halifesidir. Topluluk içindeki görevliler topluluğa ait yetkilerini kullanmazlar. Yargı denetiminden kimse ayrıcalığa sahip değildir. Hakemler de hakemlerin denetimindedir. Hıristiyanlığın yozlaşmasıyla Hazreti İsa Allah'ın oğlu olarak sorumsuz yapılmış, onun halefleri olan papa ile imparator da sorumsuz kılınmıştır.

لَهُ مَا فِي السَّمَاوَاتِ

"Semâvâtta olanların hepsi O'nundur."

Canlı cansız O'nundur. O'nun dışında O'nun bir ortağı yoktur, evladı da yoktur. O'nun yeryüzündeki halifesi de topluluktur. Kişiler başkan da olsalar keyfi hareket edemez. Herkes şeriata, kanunlara göre hareket etmekle yükümlüdür. İmtiyazlı kimse yoktur. Kralın da, papanın da şeriat içinde diğer insanlardan ayrıcalığı yoktur.

وَمَا فِي الْأَرْضِ

"Ve yerde olanlar"

"Doğal düzen için nasıl her söz Allah'ın ise, yerdeki insanlar için de hüküm aynıdır. Yeryüzünü insanın halifeliğine bırakmışsa da, bu halife her şeyi yapabilecek anlamında değildir. Yeryüzünde ilâhlık O'na aittir.

وَكَفَى بِاللَّهِ وَكِيلًا(171)

"Allah kefil olarak yeter."

Herkes Allah'a dayanmalıdır, O'na karşı sorumludur. Başka kimseden korkmamalıdır. İnsan kamuya dayanmalıdır. O'na karşı sorumludur. Kişi kişiye kul olamaz; ne İsa'ya, ne imparatora, ne din adamına.

لَنْ يَسْتَنكِفَ الْمَسِيحُ

"Mesih istinkâf etmeyecek."

Ayet: "Mesih'in istinkâf etmediğini" değil de "etmeyeceğini" söylemektedir. Ahirette de istinkâf[7] etmeyecek anlamı verilebilir. Bunun işareti şudur ki, ahirette (de bir nevi gönüllü) ibadet vardır. Cennette olanlar ibadet ederek derecelerini yükseltirler. Melekler için de durum böyledir. Cehennemde de ibadet edip azaplarını hafifletirler, hattâ oradan çıkabilirler. (Bu kanaat, Kur'an ayetleriyle çelişmektedir. Zoraki bir yorum ve geçersiz bir tevildir. Çünkü: "(Mü'minler) Onda (Cennette) ebedi olarak kalıcıdırlar. Ondan ayrılmak istemezler".[8] "(Kâfirler Cehennem) İçinde temelli kalıcıdırlar. Onların azabı hafifletilmez ve onlar gözetilmez."[9] "(Orda) Ateşten çıkmak isterler, ama asla çıkacak değildirler."[10] "(Cehennemde) ona her yandan ölüm (acısı) gelecek, ama (asla) ölmeyecek de... Ardından daha katı ve sıkıntılı bir azab olacak."[11] Ayetler sarihtir ve kesinlik ifade etmektedir. A.A) Bir başka manâsı, bu dünyaya tekrar, Mesih geldiği zaman dünyada istinkâf etmeyecektir. Zaten şimdi de uzayda yaşadığına göre, bir şekilde ibadet etmektedir. Sadece onun için zaman çabuk geçmektedir.

"İstinkâf" "NeKeFe"nin istif'al bâbındandır. "İstirkâb", diz çökmek oturmak demektir. Verilen bir emre itaat etmeyip oturup direnmek, hareket etmemektir. Yapmamak için direnmek, kaçınmak demektir.

أَنْ يَكُونَ عَبْدًا لِلَّهِ

"Allah'ın abdi olmaktan istinkâf etmez."

"ABD" kelimesi, "AMD" kelimesi ile akrabadır. Amd, direk demektir. Kapının önünde dikilip verilecek emri beklemek ibadettir. Bir tür bekçilik yapmaktır.

Allah Hazreti İsa'ya ne emir vermişse onu yapacaktır. Bu dünyaya gelecekse, kendisine verilen emri yerine getirecektir. Belki şimdi de uzayda füze içinde bunu yerine getirmektedir. Ahirette cennette de öyle yapacaktır. Mesih, Tanrı'nın oğlu değil, abdidir, kuludur. Kulu demek, görevlisi demektir.

Osmanlılardaki kamu görevlilerine "kul" denmektedir. Köle, kişinin kuludur. Ancak savaş esirleri köle olabilir. Kul ise kamu görevlisidir. Hürlerden de atanabilir.

وَلَا الْمَلَائِكَةُ الْمُقَرَّبُونَ

"Mukarreb olan melekler de istinkâf etmezler."

Meleklerin de organize olmuş toplulukları, işbölümü ve yetkilileri vardır. "Mukarrabûn" kelimesinin kullanılması yani kurallı çoğul getirilmesi bunu ifade eder. Mukarreb, Allah'a yaklaşanlar anlamına geldiği gibi birbirine yakın olmak demektir. Mü'minler de birbirine takarrub ettikçe, birbirine yaklaştıkça Allah'a yaklaşmış olur. "Mukarreb olmak" demek, cemaate devam etmek, birlikte çalışmak, zekât vermek demektir.

Birlikte market işletenler, buna katkıda bulunanlar mukarreb olmuş olurlar. Melekler bununla tavsif edilmiştir. "Ben kazanayım değil de, biz kazanalım" derseniz, mukarrebundan olursunuz. Ortaklıktan, birlikten kaçınan kimse ise (bir nevi Kur'an'ın hükmünden ve) Allah'a ibadetten istinkâf etmiş olur.

Hazreti İsa ile beraber neden meleklerden bahsedilmiştir?

Hazreti İsa şimdi uzayda ise melekler gibi ibadet etmektedir. Cennette de insanlar melekler gibi ibadet edecekler. Günah işleyip azabı istihkak etmeyeceklerdir. Ama sevap işleyip derecelerini yükselteceklerdir. Dolaysıyla, nasıl melekler ibadetten istinkâf etmezlerse, cennette olanlar da istinkâf etmezler. (Yani kulluktan ve Allah'a yakarmaktan çekinmezler.)

وَمَنْ يَسْتَنكِفْ عَنْ عِبَادَتِهِ

"O'na ibadetten kim istinkâf ederse, O'nun verdiği emirleri kim yerine getirmezse."

Birbiriyle (hayırda yardımlaşıp) Allah'a kurbet etmezse o da haşrolacaktır. Yakası bırakılmayacaktır. Cehenneme götürülerek, ona ibadet etme, takarrub etme öğretilecektir. İster peygamber olsun, ister kral olsun, herkes âbiddir ve şeriatın hükümleri içindedir. Kimsenin imtiyazı yoktur. Adil yargı sistemi vardır. Ama imtiyazlı insan yoktur. Herkes yaptıklarının hesabını yargı karşısında verir. Dokunulmazlık yoktur.

Oysa bugün devlet başkanının kaldırılamayan dokunulmazlığı vardır. Milletvekillerinin dokunulmazlıkları vardır. Erler dahil, bütün askerlerin dokunulmazlıkları vardır. Yargıçların dokunulmazlıkları vardır. Kapıcının bile -eğer kamu görevlisi ise- dokunulmazlığı vardır.

Peki, Kimlere dokunulabilir? Kamu görevlisi olmayan herkese dokunulabilir. Çalışana dokunulabilir, esnafa dokunulabilir, çiftçiye dokunulabilir. Çünkü bunlar paryadır.

İşte, Hazreti İsa'nın tanrılaştırılması bu imtiyazlı sınıfı oluşturmak içindir.

Fıkıhta (hukukta) dokunulmazlık yoktur. Herkes tarak dişi gibi eşit olarak doğar. Sultan Fatih, bir mimar onun dediği gibi yapmadı diye kolunu kestirmiş, mimar da kadıya başvurmuştur. Fatih duruşmaya gelmiş ve kadının yanında oturmuştu. Kadı; "Senin yerin orasıdır begüm." demiş, onu sanık sandalyesine oturtmuş ve kolunun kesilmesine mahkûm etmiş, ancak yapılan fiil kamu adına yapıldığı için kısas diyete dönüşmüş ve hazineden mimarın diyeti ödenmiştir. Mimar müslüman değildi ama hakkını padişahtan söke söke almıştı.

Ayette, "MEN" kelimesi kullanılmıştır. Kim olursa olsun; Hazreti İsa da olsa, (evliya da tanınsa), her kim istinkâf ederse, (Kur'an'dan ve kulluktan yüz çevirirse o kişi Allah'ın kahrına ve gadabına uğrayacaktır).

وَيَسْتَكْبِرْ

"Ve istikbar ederse"

"İbadetten istikbar etme" tembellikten ileri gelirse, onun cezası belki sevaptan mahrumiyettir. Ama isyan olmadığı, şirk olmadığı için cezası hafiftir. "Ben bu kadar basit işleri nasıl yaparım? Ben kralım, kral soyundanım! Ben (seçkin kavimdenim, Evliyadan Allah'a Ermişlerdenim), ben kilise mensubuyum!" der de Allah'ın emirlerini yerine getirmezse, bu durum kendisini Tanrı ile eşleştirmedir. Kendini topluluğun yerine koymaktır. Bu yerilmektedir (çünkü şirktir).

Kamu görevlisi kamunun hizmetçisidir, ama kamunun temsilcisi değildir, halifesi değildir. Başkan topluluğun elçisidir, halifesi değildir. Elçi demek, kendisi bir şey katmadan sadece onun söylediklerini yapan veya aktarandır. Halife ise, onu halef yapan kimsenin yetkili vekilidir. Onun adına karar alma yetkisine sahiptir.

Peygamberlerin böyle bir yetkisi yoktur. Onlar sadece elçidir. (Bu tesbit yanlış ve tehlikelidir. Çünkü mesela Hz. Muhammed (sav) Cenabı Hakkın gerçek ve en yüksek vekili ve halifesidir.) Başkanlar dahil, kamu görevlileri de böyledir. Kendileri şeriat vazedemezler, sadece şeriatı uygularlar.

فَسَيَحْشُرُهُمْ إِلَيْهِ

"Onları kendisine haşredecektir."

Öldükten sonra herkes gelecektir. Onları bir yerde toplayacaktır. Aynı safta toplayacaktır. Devlet başkanı da, köylü de aynı sıraya girecektir. Peygamberler de orada olacaktır. Ahirette insan insana soramayacaktır. Ahiretin görevlileri insanlar olmayacak, melekler görevli olacaktır. Peygamberler de krallar da aynı sandalyede davalı ve davacı sandalyesinde oturacaktır. Savcı da aşağıda onların yanında oturacaktır.

"Haşere" sürü hâlinde yürüyen böceklerdir. Halkı bir araya toplamak "haşretmek" demektir.

جَمِيعًا(172)

"Cemian."

Hepsi bir arada haşrolunacaktır. Adem aleyhisselâmdan kıyamete kadar bütün insanlar birlikte haşrolunacaktır. Kimi erken doğmuş, kimi geç ölmüş, ayrı yerde ölmüş. Nasıl bir arada haşredilecektir?

Bir sıraya dizilmiş arka arkaya giden insanları düşünün. Kimi katılıyor, kimi yolun kenarına çekiliyor. Nasıl birden bir araya gelirler? Önce ‘dur' komutu verilir, herkes durur. Sonra da ‘sağa dön' denir, herkes sağa döner. İleriye doğru birlikte yürüyebilir. İşte dört boyutlu uzaya doğru böyle haşr olacaktır. Herkes hesabı vermek üzere bir arada haşredilir. Bir vakit içinde hesapları görülüp cennet ve cehenneme gönderileceklerdir.



[1] Bak: Şualar / Yeni Lûgat - Mesih maddesi

[2] Bak: Hak Dini, Kur'an Dili - C.5 sf.4172

[3] Süleyman Karagülle, R.N. Erol

[4] 171

[5] 172

[6] Tevrat, Melahya (Malaki) / 4. Bab

[7] İstinkâf: İbadet ve mesuliyetten kaçınmak, kendini müstağni saymak ve kulluğa tenezzül buyurmamak demektir.

[8] Kehf: 108

[9] Al-i İmran: 88

[10] Maide: 37

[11] İbrahim: 17

Abdullah AKGÜL -

Karşılaştırmalı İslam ve Batı Hukuku araştırmacısı.

El-Ezher Üniversitesi Usuliddin Fakültesi Mezunu.

Sakarya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Mezunu

Devami
Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız Heyecan

Bu yazarin diger makaleleri

  PEDOFİLİ SAPKINLIĞI VE OKTARCILARIN HAYÂSIZLIĞI          Pedofili; genellikle kendisinden küçük (0-17) yaştaki kız...
Devami
Atatürk Kadar Bile İçtihat ve Islahat Konusunun Önemini ve Gereğini Kavrayamamış...
Devami
Bediüzzaman'ın, kendi döneminin özel şartları gereği başvurduğu bazı taktik ve...
Devami
  Bu yazı beş yıl önce yazıldı, güncelliğini hâlâ korumaktaydı: Mısır Kahire’de...
Devami
  "Allah'ın yardımı ve fetih geldiği zaman ve (o güne...
Devami
  En az 40 yıllık ciddi ve mesuliyetli bir araştırmanın ve...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 4498

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

SON YORUMLAR